Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Kemoterapi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Kemoterapi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kemoterapi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Meme kanserinde yanlış inanışlara karşı uzmanlardan uyarı Haber

Meme kanserinde yanlış inanışlara karşı uzmanlardan uyarı

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği üyesi hekimler, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı ve 15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü dolayısıyla İstanbul’da basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, "Ailemde meme kanseri yok, yine de tarama yaptırmalı mıyım?", "Mamografi kanser yapar mı?", "Kemoterapi mutlaka gerekli midir?" ve "Bitkisel ürünler zararlı mıdır?" gibi toplumda merak edilen sorular yanıtlanarak memekanserinde erken tanı ve doğru tedavinin önemi ele alındı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği adına açıklama yapan, derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren, meme kanserinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınlarda en sık görülen kanser olduğunu belirtti. Memekanserinde erken teşhis konulduğunda hastalığın tamamen iyileşme şansı olduğunu, bu nedenle tarama ve erken tanının üzerinde çok yoğun çalıştıklarını dile getirdi. Türk onkologlarının tüm kanserlerde olduğu gibi meme kanseri tedavisinde de uluslararası düzeyde bilgi ve donanıma sahip olduklarını vurguladı. Halkın kanser tedavisi hakkında güncel bilgi ve tedavi seçenekleri için Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’ne güvenmesini ve derneğin açıklamalarını takip etmelerini önerdi. Eren, Türkiye'deki tüm onkologların meme kanseri ile ilgili tedavi seçeneklerini yakından takip ettiğini, halkın tedavi için Türk onkologlarına güvenmesi gerektiğini söyledi. ‘‘Bitkisel ilaçlar zehirlenmelere yol açabiliyor, kemoterapi tedavisini olumsuz etkileyebiliyor’’ Bitkisel ilaçların tedavi süreçlerine ciddi zararlar verebileceğine de dikkat çeken Eren, ‘‘Türkiye’de meme kanseri taraması ücretsiz yapılmaktadır. Erken evrede yakalanan hastalar meme kanserini atlatabiliyor. Güncel tedavi yöntemleri gelişti. Meme kanseri umutsuzluğun olduğu bir alan değil. Hastalarımız meme kanseri tedavisinde bitkisel tedavilere yönelmesini istemiyoruz. Bitkisel maddeler ciddi anlamda zehirlenmelere yol açabiliyor, kemoterapi tedavisini zayıflatabiliyor. Doktorların verdiği tedavi dışında bir yöntemi önermiyoruz. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği olarak mesajımız açıktır: Memekanserinden korkmak yerine bilinçlenelim. Yanlış inanışların değil, bilimin rehberliğinde hareket edelim. Çünkü erken tanı hayat kurtarır, doğru tedavi yaşamı değiştirir’’ ifadelerini kullandı. "Ailemde meme kanseri yok, o hâlde risk altında değilim" düşüncesi yanlış Prof. Dr. Handan Onur Topuzlu ise meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanserlerden biri olduğunu ve hastaların büyük çoğunluğunda belirgin bir aile öyküsü bulunmadığını belirtti. Aile öyküsü olmayan kadınların da düzenli taramalara katılması gerektiğini, erken tanının tedavi başarısını artırdığını ve meme kanserinin erkeklerde de görülebildiğini vurguladı. "Mamografi kanser yapar mı?" Toplumda mamografi hakkında oluşan yanlışinanışlara dikkat çeken Prof. Dr. Gül Başaran, mamografinin erken tanıdaki yerini, diğer görüntüleme yöntemlerini ve taramanın yararlarını değerlendirdi. Ayrıca BRCA genleri başta olmak üzere kalıtsal meme kanseri riskinin belirlenmesinde genetik danışmanlığın önemine değindi. Mamografide kullanılan düşük doz radyasyonun oluşturduğu riskin, önerilen tarama yaşlarında erken tanının sağladığı yararla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. "Her meme kanseri hastası kemoterapi almak zorunda mı?" Prof. Dr. Yeşim Eralp, günümüzde meme kanserinin tek tip bir hastalık olmadığını, tümörün biyolojik özelliklerine ve hastalığın evresine göre tedavinin kişiselleştirildiğini açıkladı. Hormon tedavileri, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve diğer modern yaklaşımlar sayesinde uygun hastalarda kemoterapi dışında da tedavi seçeneklerinin mümkün olabildiğini vurguladı. "Bilimsel etkinliği kanıtlanmamış ürünler standart tedavinin yerine kullanılmamalı’’ Prof. Dr. Özlem Sönmez, doğal olduğu düşünülen her ürünün güvenli olmadığını, bitkisel karışımların ve kontrolsüz kullanılan takviyelerin kanser ilaçlarıyla etkileşime girebileceğini hatırlattı. Bilimsel etkinliği kanıtlanmamış ürünlerin standart tedavinin yerine kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi. Tedavi bitiminde egzersiz önerisi Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, meme kanseri tedavisinin tamamlanmasının sağlıklı yaşam ve düzenli takip sürecinin başlangıcı olduğunu vurguladı. Düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve önerilen hekim takiplerinin yaşam kalitesini artırmada ve hastalığın tekrarlama riskini azaltmada önemli rol oynadığını ifade etti. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, halka şu mesajı verdi: ''Memekanserinden korkmak yerine bilinçlenelim. Yanlış inanışların değil, bilimin rehberliğinde hareket edelim. Çünkü erken tanı hayat kurtarır, doğru tedavi yaşamı değiştirir.''

Edirneli kadınlar kanseri müzikle, korkuyu dayanışmayla yendiler Haber

Edirneli kadınlar kanseri müzikle, korkuyu dayanışmayla yendiler

Edirne'de 80 kadının buluştuğu grupta 10 kadın kanseri geride bırakırken, kadınlar müzikle moral bulup dayanışmayla hayata tutunuyorlar. Kanserle mücadele eden kadınlar, darbukaların ritminde korkularını geride bırakıp umudu büyütüyor. 6 yıl önce meme kanserini yenen Sevgi Eryavaş'ın kendisine iyi gelen müziği başka kadınlarla paylaşmak amacıyla kurduğu "Sevgili Günebakanlar" ritim grubu, bugün 80 kadını aynı çatı altında buluşturuyor. Hem tedavisi devam eden hem de müzikle kanseri yenen kadınlardan oluşan grup, her hafta bir araya gelerek birbirine kenetleniyor. Bazen güldüler, bazen ağladılar ama bu zor günleri birbirlerine sarılarak atlattılar. Kimi kemoterapiden çıkıp ritim çalışmalarına katılıyor, kimi hastalığı geride bırakmanın mutluluğunu arkadaşlarıyla paylaşıyor. Her vuruşta korkularını biraz daha geride bırakan kadınlar, müziğin etrafında kurdukları dostlukla umudu büyütüyor. Edirneli Sevgi Eryavaş, 6 yıl önce meme kanseriyle mücadelesini kazanmasının ardından, tedavi sürecinde kendisine iyi gelen müziği başka kadınlarla da buluşturmak istedi. Bu düşünceyle kurduğu "Sevgili Günebakanlar" ritim grubu, zamanla büyüyerek onlarca kadının umut kapısı oldu. Haftada bir gün buluşan kadınlar, darbukalarıyla ritim tutarken yaşadıkları zorlu sürecin yükünü bir nebze olsun hafifletiyor. Bugüne kadar gruptaki 10 kadın kanseri yenerken, 4 kadının tedavisi ise devam ediyor. Grup, çeşitli organizasyonlarda sahne alarak müziğin birleştirici gücünü başka insanlarla da paylaşıyor. "Kemoterapiden çıkıp programa gittik" Grubun üyelerinden Fatma Çengel, bir arkadaşının tavsiyesiyle katıldığı grupta çok keyifli vakit geçirdiğini ve hastalığının aklına gelmediğini söyledi. Kanser olduğunu öğrendikten sonra da çalışmalara ve etkinliklere katılmayı sürdürdüğünü belirten Çengel, yaşadıklarını anlattı. Kemoterapiden çıkıp programa gittiğini belirten Çengel, "İyi ki başlamışım. Sevgi hocam sayesinde her programa katıldık, birlikte etkinlikler yaptık. Sevgi hocam benim yarı doktorumdu. Her kemoterapimden sonra arar, 'nasılsın, neredesin' diye sorardı. Arkadaşlarım da bana çok iyi davrandı. Kanser olduğumu, bu hastalığı atlattığımı bile anlamadan bugünlere geldim" dedi. Kansere yakalanan kadınlara tavsiyelerde bulunan Çengel, "Kadınlar evlerine kapanmasın, böyle programlara katılsınlar." dedi. "Burası bizim için tedavi merkezi gibi" Grubun kurucusu Sevgi Eryavaş, müziğin yalnızca hastalıkla mücadele eden kadınlara değil, herkesin yaşamına dokunabileceğini vurguladı. Birlikte geçirilen zamanın kadınlara moral verdiğini belirten Eryavaş, "Böyle bir grubu sadece hastalıkla ilişkilendirmeyelim. Herkesin eğlenmeye ihtiyacı var. Her hafta burada toplanıyoruz. Burası bizim için gerçek anlamda bir tedavi merkezi gibi oldu. Kanser oldum diye kimse evine kapanmasın, dertlenmesin. Burada oyunlarla, kahkahalarla akşamı geçiriyoruz. Arkadaşlarımı evlerine mutlu gönderiyorum" dedi. Kanser tanısı aldığında yaşadığı korkuyu da anlatan Eryavaş, hastalığın kendisine hayatı ve kendisini daha farklı değerlendirmeyi öğrettiğini söyledi. "Kanser bana güzel bir pencere açtı" Kanserin kendisine güzel bir pencere açtığını söyleyen Eryavaş, "Kendim için bir şey yapmayı bilmiyormuşum. Şimdi kendime yatırım yapıyorum, kendimi mutlu ediyorum. Müzik gerçekten çok iyi, hele ritim. O tınılar deniz dalgası gibi yayılıp gidiyor. Hepimize iyi geliyor" dedi. "Psikoloğumun tavsiyesiyle başladım" Grubun bir diğer üyesi Selma Kelam ise kemoterapi döneminde psikoloğunun tavsiyesiyle bir enstrüman çalmayı düşündüğünü, ardından darbukayla tanışarak gruba katıldığını söyledi. Ritmin kendisine iyi geldiğini belirten Kelam, "İyi ki gelmişim, bana şifa oldu. Darbukaya her vuruşumda sinirimi, öfkemi attım. Eşime, arkadaşlarıma ya da herhangi birine karşı duyduğum öfke darbukayla gitti. Kendim için bir şeyler yaptım. Her Perşembe buradayız, birbirimize şifa oluyoruz. Değişik bir şey" ifadelerini kullandı. Aynı ritimde buluşan kadınlar, kanserle mücadelenin yalnızca hastane koridorlarında değil, dayanışma, moral ve yaşam sevinciyle de sürdüğünü göstererek örnek oluyor.

Meme kanseri farkındalığı için bir araya geldiler Haber

Meme kanseri farkındalığı için bir araya geldiler

Memekanseri alanında uluslararası bilimsel bir konferans olan Breastanbul 2026 kapsamında, Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği tarafından halka açık olarak düzenlenen geleneksel ‘Breastanbul Buluşmaları’ gerçekleşti. Tiyatro, müzik ve söyleşinin bir arada yer aldığı etkinlik; memekanserine karşı farkındalık oluşturmak, hastalara moral vermek ve toplumu en güncel tıbbi gelişmeler hakkında bilgi verilmek amacıyla düzenlendi. Program kapsamında oyuncu Özlem Tokaslan’ın yazıp sahnelediği "Dantel" isimli oyunun ilk gösterimi yapıldı. "Kadın sağlığı ile ilgili farkındalıklar çok önemli" Kadının üretkenliğini ve dönüştürücü gücünü mizahi bir dille sahneye taşıyan interaktif tiyatro oyunu sonrası konuşan oyuncu Özlem Tokaslan, kadın sağlığı konusunda farkındalığın önemine vurgu yaptı. Tokaslan, "Bugün zorlukla mücadele etme hikayesini ele aldık. Bu durum bazen sağlıkla da gelebiliyor. Bununla mücadele etme yöntemlerini araştıran bir oyun yazdık. Burada olmaktan çok mutluyum, umarım daha çok insana ulaşırız. Önemli bir farkındalık ayındayız. Kadın kanserlerine dikkat çekmek ve kadınların yanında olmak istedik. Kadın kanserlerinde belli oranlarda artış olduğunu gözlemled "Sanat hastalıklarda en büyük ilaç" Etkinliğin bilimsel ve insani boyutunu değerlendiren Breastanbul Konferansı Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras ise konferansa 62 ülkeden bini aşkın uzmanın katılım sağlandığını belirterek, Breastanbul’u dünyadaki diğer konferanslardan ayıran önemli noktalardan birinin konferansta paylaşılan bilimsel bilgilerin halkın katıldığı etkinlikte toplumla paylaşıldığını söyledi. Halk Buluşmaları’nın 7'ncisinin düzenlendiğini söyleyen Uras, "Bugün etkinliğimizin 7’ncisini düzenledik. Çok güzel bir etkinlik oldu. Burada hastalarımızı unutmadık. Sanat hastalıklarda en büyük ilaç. Katılımcılara güzel bir tiyatro oyunu sergilendi. Oyunun içinde önemli mesajlar vardı. Etkinlikte hastalarımızla beraber hem tiyatromuzu izledik hem de söyleşi yaptık" ifadelerini kullandı. "İleri evre memekanserine karşı yeni yöntemler gelişiyor" Etkinlikte memekanserinin onkolojik tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, yeni geliştirilen ilaçlar ve tedavi yöntemleri sayesinde hastaların hayat kalitelerinin arttığına ve yaşam sürelerinin çok uzadığına dair bilgi vererek şunları söyledi: "Erken tanı yöntemleri sayesinde tedavi başarısı yüzde 95’lere ulaştı. Peki, ileri evre memekanseri teşhisinde kadınların tedavi şansı yok mu? Elbette var. Üstelik bu alandaki tedavi yöntemleri de hızla gelişiyor. Metastatik memekanseriiçin geliştirilen yöntemler de hastaların ve tabii onlara şifa dağıtmaya çalışan biz doktorların hastalarımız adına umudunu giderek artırıyor. Hastalarımızdan tek istediğimiz, eş dosttan duyduklarını değil, bilimin sesini dinlemeleri, bilime inanmaları." ik. Oyunumu da bu yüzden yazdım. Kadın sağlığı ile ilgili farkındalıklar çok önemli" dedi. "Erken tanı hayat kurtarır" Etkinlikte düzenlenen ‘Yeni Yolculuğum’ isimli söyleşide kanser tedavi sürecini atlatan Arzu Yavuz, yaşadığı deneyimi ve erken teşhisin önemini şu sözlerle paylaştı: "Kanser tanısını beklemediğim bir süreçte aldım. Geçmişteki kontrollerimde olumsuz bir sonuç görülmemişti. Ameliyat masasındayken doktorlarımızın dikkatiyle kötü huylu bir tümör olduğu belirlendi ve lenflerimde bir operasyon yapıldı. Bu haberi ameliyat sonrası öğrendim. İkinci evredeydi ve ameliyattan sonra 6 kür kemoterapi gördüm. Şu an 6 aylık periyotlarla kontrollerimi yaptırıyorum ve bu süreci atlattım. Erken tanı hayat kurtarır, bu konuda bilinçlenmemiz gerekiyor." Tedavi sonrası yıllarca hayalini kurduğu tasarımcı olmak için eğitim aldığını ve hastalık sürecini anlatarak 'yeniden doğuş' ismini verdiği bir kreasyon tasarladığını belirten Arzu Yavuz’un bir tasarımı, Halk Buluşması etkinliğinde sunuldu. "Düzenli kontroller erken tanı oranını artırıyor" Memekanserinde düzenli kontrollerin çok önemli olduğunu hatırlatan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Esen İçten, kanserin en erken evresinde yakalanması için teknolojinin hızla geliştiğini, yapay zekadan yararlanıldığını söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: "Ultrason, mamografi, MR gibi yöntemler birbirinin yerine geçmez. Her birinin kullanıldığı durumlar var ve hangi yöntem olacağına uzmanlar hastanın durumuna göre karar verirler. 40 yaşından sonra mutlaka mamografi ile kontrol yapılması gerektiğini tekrar hatırlatmak isterim. Eğer ailede genetik bir kanser durumu varsa, kontroller daha erkene alınabilir. Ama hastalar, hekimle görüşerek ilerlemeliler" "Türkiye’de her yıl 25 bin kadın memekanseriyle tanışıyor" Breastanbul Konferansı Düzenleme Komitesi’nde yer alan Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği Başkanı Seral Çelik, derneğinin bilimle el ele vermeyi çok önemsediğini söyledi. Türkiye’de her yıl 25 bin kadının memekanseriyle tanıştığını belirten Seral Çelik, erken teşhis oranını artırmak için kadınların memekanseri konusunda daha bilinçli davranmaları ve uygun taramaları yaptırması gerektiğini ifade etti. Etkinlikte ilk kez sahnelenen bir tiyatro oyununun yanı sıra uzmanların bilgileri, hastaların deneyimlerinin aktarıldığı söyleşi olduğunu belirten Seral Çelik, "Pİ Kadın Kanserleri Derneği olarak bilimle el ele vererek halka açık bir etkinlik düzenlemekten çok mutluyuz. Burada memekanserine karşı unutulmaması gereken konulara ve erken tanının önemine dikkat çektik. Breastistanbul 2026’da hayatını bir dantel gibi ören kadınları anlatan ‘Dantel’ oyunuyla topluma seslendik" diye konuştu.

"Mide kanserinde erken tanı, tedavinin seyrini değiştiriyor" Haber

"Mide kanserinde erken tanı, tedavinin seyrini değiştiriyor"

Mide kanserinde aile öyküsü, Helicobacter pylori enfeksiyonu ve bazı beslenme alışkanlıklarının risk oluşturabildiğini belirten Liv Hospital Vadi İstanbul Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Bektaş; erken tanı, risk faktörleri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. "Mide kanseri riskini azaltmak mümkün" Mide kanserini tamamen önlemek mümkün olmasa da bazı önlemlerle hastalığa yakalanma riskinin azaltılabileceğini belirten Prof. Dr. Bektaş, "Helicobacter pylori enfeksiyonunun tespit edilmesi ve tedavi edilmesi önem taşıyor. Bunun yanında sigaradan uzak durmak, aşırı tuzlu, tütsülenmiş ve işlenmiş gıdaları sınırlamak, sebze ve meyveden zengin, dengeli beslenmek de riski azaltmaya yardımcı olabilir" diye konuştu. "Ailesinde mide kanseri olanlar dikkatli olmalı" Ailede, özellikle anne, baba veya kardeş gibi birinci derece yakınlarda mide kanseri görülmesinin hastalık riskini artırabileceğini ifade eden Prof. Dr. Bektaş, "Aile öyküsü, mutlaka mide kanseri gelişeceği anlamına gelmiyor. Ancak bu kişilerin risk durumlarının değerlendirilmesi, Helicobacter pylori açısından incelenmesi ve gerekli durumlarda genetik danışmanlık alması önem taşıyor. Gastroskopi ve takip aralıkları kişinin risk düzeyine göre planlanmalı" ifadelerini kullandı. "Uzun süren mide ağrısı ve kilo kaybı önemsenmeli" Mide kanserinin erken dönemde çoğu zaman belirgin şikâyetlere neden olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Bektaş, "Uzun süren mide ağrısı, hazımsızlık, erken doyma, iştahsızlık, açıklanamayan kilo kaybı, bulantı-kusma, yutma güçlüğü ve kansızlık gibi belirtiler dikkate alınmalı. Dışkının siyah renkte olması da önemli bulgular arasında yer alıyor. Bu şikâyetler farklı hastalıklardan kaynaklanabilse de uzun sürmesi veya giderek artması durumunda hekim değerlendirmesi gerekiyor" dedi. "Erken tanıda endoskopi büyük önem taşıyor" Mide kanserinin tanısında gastroskopinin temel yöntemlerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Bektaş, "Gastroskopi sırasında mide iç yüzeyi doğrudan inceleniyor ve şüpheli bölgelerden biyopsi alınabiliyor. Kesin tanı, alınan dokunun patolojik incelemesiyle konuluyor. Tanı sonrasında hastalığın evresini ve yayılımını belirlemek için bilgisayarlı tomografi, endoskopik ultrason ve gerekli hastalarda PET/BT gibi yöntemlerden yararlanılıyor" açıklamasında bulundu. Erken evrede tespit edilen bazı küçük ve yüzeyel tümörlerin, uygun kriterleri karşılamaları durumunda cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemlerle çıkarılabildiğini kaydeden Bektaş, erken tanının tedavi seçenekleri açısından önemli avantaj sağladığını ifade etti. "Her mide kanseri hastasında ameliyat gerekmiyor" Mide kanserinde tedavinin hastalığın evresine ve hastanın genel durumuna göre planlandığını belirten Prof. Dr. Bektaş, "Tedavi kararı tümörün evresine, mide içindeki yerleşimine ve başka organlara yayılıp yayılmadığına göre veriliyor. Bazı erken evre tümörler endoskopik yöntemlerle tedavi edilebilirken, tamamen çıkarılabilir hastalıklarda cerrahi önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Bazı hastalarda ameliyattan önce kemoterapi uygulanarak tümörün küçültülmesi hedefleniyor" dedi. Hastalığın uzak organlara yayıldığı durumlarda tedavi yaklaşımının değişebileceğine dikkat çeken Bektaş, tedavi planının farklı uzmanlık alanlarının iş birliğiyle, hastaya özel olarak oluşturulmasının önemini vurguladı. "Robotik ve laparoskopik cerrahi hastalara avantaj sağlayabiliyor" Uygun hastalarda mide kanseri ameliyatlarının laparoskopik veya robotik yöntemlerle gerçekleştirilebildiğini belirten Prof. Dr. Bektaş, "Küçük kesilerle uygulanan bu yöntemler, uygun hastalarda daha az ameliyat ağrısı, daha az kan kaybı ve daha hızlı iyileşme gibi avantajlar sağlayabiliyor. Robotik cerrahi ise cerraha büyütülmüş üç boyutlu görüntü ve hassas hareket kabiliyeti sunuyor" diye konuştu. Cerrahi yöntemin seçiminde temel ölçütün kanser cerrahisinin gerekliliklerini karşılamak olduğunu vurgulayan Bektaş, "Önemli olan ameliyatın hangi yöntemle yapıldığından önce, doğru hastaya uygun tedavinin uygulanması ve kanser cerrahisinin temel prensiplerinden ödün verilmemesidir" ifadelerini kullandı.

"Pimpirikliler daha çok kanser oluyor" dedi, sebeplerini anlattı Haber

"Pimpirikliler daha çok kanser oluyor" dedi, sebeplerini anlattı

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı'nda düzenlenen söyleşide vatandaşlarla bir araya geldi. Söyleşinin ardından İHA'ya özel açıklamalarda bulunan Dizdar, kanser ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı. "Kanser hücresi aslında insan vücudunda var" Kanser hücresinin oluşum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dizdar, bölünmekte olan hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli bulunduğunu belirterek, "Kanser hücresi aslında insan vücudunda var. Daha doğrusu, bölünmekte olan bütün hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli var. Baktığınız zaman bunlar dönüşmüyorlar. 'Niye dönüşmüyor' dediğinizde, o zaman işte tıbbın aklı karışıyor. Tıp zannediyor ki bunların DNA'larında hasar yok, o yüzden kusursuz genetik yapıları nedeniyle dönüşmüyorlar. Halbuki ben diyorum ki, aslında bu hücreyi o şekilde tutan etrafında bir bağ dokusu var. Bakın ben burada ne yapıyorum? Arkaya rahat rahat yaslanıyorum. Niye. Çünkü demir beni tutuyor. Şimdi bu demir olmasa ben bu hareketi yaparsam ne olur. O zaman kanserleşme başlamış oluyor. O yüzden hücrenin potansiyeli var ama her zaman kontrol altında" dedi. "Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi" Bağışıklık sisteminin kanserleşmeye başlayan hücreler üzerindeki etkisine değinen Dizdar, vücudun bu hücrelerin bir kısmını kontrol altında tuttuğunu ifade ederek, "Belki her gün hayatımızda bunlar oluyor. Bir kısmını bağışıklık sistemi kontrol ediyor. Bağışıklık sisteminin yalnız hücreyi, hele hele kendi hücresini tanıyabilmesi için belli kodları olması lazım. Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi. Eğer o olmazsa, o zaman tanımıyor. Bir yandan şöyle bir durum da var; olay sadece bağışıklıkla ilgili değil. Bir savaş senaryosu, 'işte yakaladık bak, o bizden midir değil midir' muhabbeti yok. Etraf onu kontrol ediyor. Bir cins vücudun mahalle baskısı var hücre üzerine. Mahalle baskısı nedeniyle hücre düzenini kaybetmiyor" diye konuştu. "Kurcalarsanız çıkıyor" Tetkik ve görüntüleme imkanlarının yaygınlaşmasıyla bazı bulguların daha sık tespit edildiğini kaydeden Dr. Dizdar, özellikle ultrason kullanımındaki artışa dikkati çekti. Dizdar, şöyle devam etti: "Bakın 'pimpirikliler daha çok kanser oluyor' desem, inanın bana çünkü gidip kurcalıyor. Kurcalarsanız çıkıyor. Hepimizin tiroidinde nodül var. Amerika'daki istatistiklere bakıyorsunuz, 1997'de nodüller böyle zıplıyor. 'Ne oldu ya' diyorsun, 'Nasıl böyle uçtu bu' Çünkü ultrason kullanıma giriyor. Ultrason dediğimiz yöntem şu an her yerde var ama ben mecburi hizmette 1988'de Batman'dayken bir tane ultrason vardı, o da çarşıdaki sevgili arkadaşımızın muayenehanesindeydi. E şimdi artık her muayenehanede ultrason olunca biraz da fazladan tanıya gidiyor. O yüzden çok kurcalatmayın diyorum. Pimpiriklilerin de sık sık meme kanseri çıkartmalarının nedeni fazla kurcalatmaları." "Ne deriye, ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz" Kanser hücrelerinin farklı organlara yayılımı anlamına gelen metastazın neden bazı organlarda daha sık görüldüğüne de değinen Dr. Yavuz Dizdar, bu konunun tıpta halen tartışıldığını belirtti. Dizdar, vücuttaki doku miktarı dikkate alındığında kas dokusunda daha fazla metastaz beklenebileceğini belirterek, "Doku miktarına baktığın zaman, insan vücudunsa en çok doku aslında kas dokusu. Dolayısıyla da bir şey eğer yerleşecekse kasa yerleşmesi en büyük ihtimal diye düşünüyorsun. Ne deriye, ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz ama karaciğer ve akciğere görüyoruz. Acaba bu bizim mantığımız gibi kolonizasyon metastazı mı, yani oradan kalkan hücreler oraya yerleşip çoğalıyorlar mı; yoksa vücut genel olarak mı bir biçim değişimine giriyor, bunun cevabı verilemedi tıpta" dedi. "Yaşlılık ekstra risk getiriyor" Kanser riskinin yaşla birlikte artmasına ilişkin de bilgilendirmelerde bulunan Dizdar, yaşla birlikte hasarın arttığı yönünde teorik açıklamalar bulunduğunu ifade ederek, "Yaşla birlikte hasar artıyor diye bir teorik açıklama var ama kural değil bu. Ben size söyleyeyim, 90 yaşına gelip de hiçbir şey geçirmeyen çok da insan var. Üstelik baktığınız zaman da bunlar günlük yaşamda aktifler. İnsanlar yaşla birlikte pimpirikleniyor. Pimpiriklenince bunların bir kısmından bu kanserin aslında hasat mevsimi gelince bulunacağını biliyoruz. Yani benim yaşımda birinin prostatında illaki nodül vardır diye düşünebilirsin. Eğer çok daha iyi bakarsan 50 yaşında da bulursun ama 70 yaşında kesin vardır. Bu kanser midir, değil ama bakarsan mikroskopik olarak evet, prostat karsinomu tanısını alırsın. O yüzden yaşlılık ekstra risk getiriyor, yaştan ötürü" diye konuştu. "Kanserde ilk tedavide çok başarılı oluyoruz" Kanser tedavisinin başlangıçta etkili olmasına rağmen bazı hastalarda ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Dizdar, sözlerini şöyle noktaladı: "İlk başta işe yarayıp etkisini kaybetmesinin bir açıklamasını, hücrelerin buna adapte olması olarak açıklıyoruz. İlk başta hücrelerin bir kısmı bundan kayboluyor, gidiyor fakat bazı hücreler de etkilenmediği için onlar çoğalıp diğerlerinin yerini alıyor. Çünkü kanserde biz primer tedavi, ilk yaptığımız tedavide çok başarılı oluyoruz. Sorun 3 ay sonra, 6 ay sonra bunun yinelemesi oluyor. Bunu mesela şu ana kadar çözebilen kimse yok. Hep gizli kalmış hücreler tekrar aktive oluyor. Dolayısıyla bir yıl kemoterapi şeklinde uzamasının aslında altında yatan gerekçe bu mantık dışı yaklaşım. Belki de olay öyle değil, belki de biz yanlış yere bakıyoruz. Onu daha ileride tartışacağız."

Meme kanseri cerrahisinde hasta konforunu artıran beş yöntem Haber

Meme kanseri cerrahisinde hasta konforunu artıran beş yöntem

Tüm dünyada yaklaşık 2,4 milyon, ülkemizde ise 30 bine yakın kadına her yıl meme kanseri teşhisi konuluyor. Erken tanı ve doğru tedavi planlaması ile hastalığın tamamen tedavi edilebilmesi ise yüz güldürüyor. Meme kanserinin cerrahi tedavisinde robotik cerrahi, dondurarak tedavi, endoskopik cerrahi, onkoplastik cerrahi gibi yenilikçi yöntemler de kullanılabiliyor. Meme kanserinde uygulanacak cerrahi yöntem; hastalığın evresi, tümörün özellikleri ve hastanın genel sağlık durumu dikkate alınarak belirleniyor. Tek portlu robotik cerrahi uygun hastalarda kullanıldığında; tek ve küçük giriş yarası, daha az doku hasarı, dar alanlara daha rahat ulaşım, daha geniş görüntü gibi avantajlar sunuyor ve hastanın tedavi konforunu olumlu yönde etkiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, meme kanseri ve güncel modern cerrahi tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. "Tek portlu robotik cerrahi az ağrı ve kozmetik konfor sağlıyor" "Robotik cerrahi teknolojileri, farklı cerrahi branşların ardından meme cerrahisinde de kullanılmaya başladı. Özellikle tek portlu robotik cerrahi, dar alanlarda sağladığı teknik kolaylık ve yüksek görüntü netliği ile meme cerrahisinde tercih edilen yeni teknolojiler arasında yer almaktadır. Tek port üzerinden gerçekleştirilen cerrahi ile daha küçük bir girişten meme dokusunun çıkarılabilmektedir. Zor ulaşılan alanlara robotik sistem ile kolaylıkla ulaşılabilmektedir. Robotun sunduğu yüksek görüntü netliği ve büyütülmüş görüntü, cerrahın dokuları daha ayrıntılı değerlendirmesine ve hassas cerrahi işlemleri daha kontrollü gerçekleştirmesine imkan vermektedir" diyen Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Robotik cerrahi ile meme ameliyatları daha küçük yara, daha az kanama ve daha az doku hasarı ile gerçekleştirilebilmektedir. Daha az ağrı, iyi bir kozmetik sonuç ile hasta erken taburcu edilebilmektedir. Robotik cerrahide ameliyatı robot kendi başına gerçekleştirmemektedir. Cerrah, ameliyat masasının yanında bulunan konsoldan robotik kolları ve cerrahi aletleri kontrol ederek işlemi gerçekleştirmektedir. Tek portlu robotik cerrahinin her meme kanseri hastası için uygun olmadığı, yöntemin tümörün özellikleri, hastalığın evresi ve hastanın genel sağlık durumu değerlendirilerek seçilmesi gerektiğini vurgulamak gerekir." "Endoskopik cerrahi iyileşme sürecini hızlandırıyor" Meme cerrahisinde kullanılan modern yöntemlerden birinin de endoskopik cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, "Bu teknikte küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel cerrahi aletler yardımıyla meme dokusu görüntülenmekte ve ameliyat gerçekleştirilmektedir. Cerrah, monitöre yansıyan görüntüler eşliğinde gerekli cerrahi işlemleri tamamlamaktadır. Uygun hastalarda daha küçük kesilerle gerçekleştirilebilen endoskopik meme cerrahisi, yara izlerinin azaltılmasına ve ameliyat sonrası iyileşme sürecinin daha konforlu geçirilmesine katkı sağlamaktadır. Meme kanserinde cerrahi yöntemin belirlenmesinde tümörün boyutu ve yerleşimi, hastalığın evresi ve meme dokusunun özellikleri dikkate alınmaktadır. Endoskopik meme cerrahisi de bu değerlendirmeler doğrultusunda tercih edilebilen yöntemler arasında yer almaktadır" diye konuştu "Uygun hastalar buzla tedavi edilebiliyor" Kriyoablasyon, diğer adıyla dondurarak tedavinin de detaylarını anlatan Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, "Bu yöntemde görüntüleme eşliğinde hedeflenen dokuya özel bir prob yerleştirilmekte ve çok düşük sıcaklıklarla dokudaki hücreler dondurularak tahrip edilmektedir. Önceleri bazı iyi huylu meme kitlelerinde kullanılan bu yöntem, artık seçilmiş meme kanserli hastalarda da tedavi seçenekleri arasında yer almıştır. Erken evre meme kanserinde de belirli şartlarda tedavi amaçlı gündeme gelen kriyoablasyonun kullanımı; tümörün özellikleri, hastanın genel sağlık durumu ve eşlik eden tedavi ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirilmektedir. İşlemin lokal anestezi altında ve küçük bir girişimle yapılabilmesi, ayrıca önemli bir tercih sebebi olmaktadır şeklinde konuştu. "Onkoplastik cerrahi estetik imkan sağlıyor" "Meme kanseri cerrahisinde hedef yalnızca tümörün uygun cerrahi sınırlarla çıkarılması değil, aynı zamanda memenin doğal görünümünün de korunmasıdır" diyen Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, "Onkoplastik cerrahi, kanser cerrahisi ile plastik cerrahi teknikleri bir araya getirerek, iki hedefin birlikte gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşımda tümör, onkolojik güvenlik ilkelerine uygun biçimde çıkarılırken geri kalan meme de hastanın istediği şekilde yeniden yapılandırılmaktadır. Onkoplastik cerrahi ile ameliyat öncesinde memede bulunan bazı şekil bozukluklarının düzeltilmesine de imkan sağlamaktadır. Cerrahi planlama sırasında tümörün özellikleri, çıkarılması gereken doku miktarı ve hastanın beklentileri birlikte değerlendirilmektedir" dedi. "Genetik riski yüksek kişilerde risk azaltıcı cerrahi" Genetik bilimindeki gelişmelerin meme kanserine yakalanma riski yüksek kişilerin belirlenmesine önemli katkı sağladığını söyleyen Soybir, ailesinde yoğun meme kanseri öyküsü bulunan ya da meme kanserini önleyen genlerinde bozukluklar tespit edilen hastalarda kişisel risk değerlendirmesinin önemini vurguladı. Soybir, "Risk azaltıcı meme cerrahisi, meme kanserine yakalanma ihtimali yüksek olan kişiler için önemli seçeneklerden biridir. Bu ameliyatlarda meme dokusunun çıkarılmasının ardından kişinin durumuna göre kendi dokuları veya implantlar kullanılarak yeniden meme oluşturulmaktadır. Risk azaltıcı cerrahi kararından önce kişinin genetik sonuçları, aile öyküsü, yaşı, genel sağlık durumu ve muhtemel fayda/zarar risklerinin multidisipliner konseylerde değerlendirilmesi gerekmektedir. Risk azaltıcı cerrahinin kanser gelişme ihtimalini büyük ölçüde düşürebilmesine rağmen riski tamamen ortadan kaldırmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır" ifadelerini kullandı. Daha az cerrahiyle de etkili tedavi imkanı mümkün Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Meme kanserinin biyolojik özelliklerinin daha iyi anlaşılması ve sistemik tedavilerdeki gelişmeler, cerrahi yaklaşımın da yeniden değerlendirilmesini yol açmıştır. Kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerdeki önemli başarılar ve uygun hastalarda ameliyat öncesinde uygulanan tedavilerle tümörün küçültülmesi veya tamamen yok edilebilmesi, memede ve koltuk altında daha sınırlı cerrahi uygulamalarını gündeme getirmiştir. Bu yeni yaklaşımlarla onkolojik güvenlikten ödün vermeden cerrahiye bağlı yan etkiler azalmakta ve hastaların günlük yaşamlarına dönüşü kolaylaşmaktadır."

"Meme kanseri daha genç yaşlarda da görülüyor" Haber

"Meme kanseri daha genç yaşlarda da görülüyor"

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olarak öne çıkıyor. 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı, hastalık konusunda farkındalığın artırılması ve erken tanının öneminin hatırlatılması açısından önem taşıyor. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Selin Kapan, meme kanserinin belirtileri, risk faktörleri ve erken tanı konusunda bilgi verdi. "Genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor" Meme kanserinin son yıllarda daha genç yaşlarda da görülmeye başladığını belirten Prof. Dr. Kapan, "Meme kanseri kadınlarda tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen kanser olup, kanser nedenli kadın ölümlerinde de ilk sıradadır. Her sekiz kadından birinin ömrü boyunca meme kanserine yakalanma riski vardır. Daha önce özellikle 40 yaş sonrası daha sık görülürken, son yıllarda daha genç yaşlarda da oldukça fazla sayıda meme kanseri vakaları görülmektedir" dedi. "Erken tanı tedavi seçeneklerini etkiliyor" Erken evrede yakalanan meme kanserinde tedavi sürecinin daha sınırlı girişimlerle yürütülebileceğini söyleyen Prof. Dr. Kapan, "Meme kanserinde erken tanı konulduğunda hastalığa bağlı metastaz riski düşer ve meme kanserine bağlı ölümlerin önüne geçmek mümkün olur. Küçük ve yalnızca memede yerleşimli tümörlerde memeyi koruyucu cerrahi uygulanabilir. Hastalığın evresi ilerledikçe kemoterapi ve cerrahi tedavinin sıralaması değişebilir" diye konuştu. "Memede ele gelen her kitle kanser değildir" Memede ele gelen her kitlenin kanser anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Kapan, "Memedeki her kitle mutlaka kanser değildir. Meme kitlelerinin çoğunluğu iyi huylu fibroadenomlar veya meme kistleri şeklinde tanı almaktadır. Ancak kitlenin nedeninin belirlenmesi için mutlaka hekim muayenesi ve yaşa uygun görüntüleme yapılmalıdır" dedi. Meme kanserinin kitle dışında da bazı belirtilerle ortaya çıkabileceğini söyleyen Prof. Dr. Kapan, "Meme başında yeni gelişen çekinti, ciltte çekinti, kanlı meme başı akıntısı, koltukaltında sert lenf nodu veya emzirmeyen kadında antibiyotik tedavisine rağmen düzelmeyen meme enfeksiyonu gibi durumlarda meme kanseri ayırıcı tanıda yer almalıdır" ifadelerini kullandı. "Kendi kendine meme muayenesi ihmal edilmemeli" Kendi kendine meme muayenesinin erken tanı yaklaşımının önemli parçalarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Kapan, "Adet gören kadınlar adet bitiminden 4-5 gün sonra, menopozdaki kadınlar ise ayın herhangi bir gününde olmak üzere ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmalıdır. Ele gelen kitle, kendiliğinden gelişen kanlı akıntı veya koltukaltında sertlik fark edildiğinde kontrol zamanı beklenmeden hekime başvurulmalıdır" açıklamasında bulundu. "Aile öyküsünde bulunan kadınlar takiplerini aksatmamalı" Ailede özellikle birinci derece akrabalarda meme kanseri bulunmasının riski artırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Kapan, şu bilgileri paylaştı: "Anne, baba veya kardeşte meme kanseri görülmesi riski artırır. Hastalığın genç yaşta görülmesi, iki memede birden kanser olması veya ailede erkek meme kanseri bulunması durumunda risk daha da artabilir. Bu kişilerin hekim tarafından önerilen takip programına uyması ve gerekli durumlarda genetik açıdan değerlendirilmesi önemlidir." "Meme kanserinde tedavi kişiye özel planlanıyor" Meme kanseri tedavisinin hastalığın özelliklerine göre belirlendiğini belirten Prof. Dr. Kapan, "Tedavi; hastalığın evresine, tümörün biyolojik özelliklerine, lenf nodlarına veya uzak organlara yayılım olup olmadığına ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlanır. Cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve seçilmiş hastalarda akıllı ilaç tedavilerinden yararlanılabilir. Erken evrelerde uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi uygulanabilir" dedi. "Meme kontrollerini ertelemeyin" Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında kadınlara düzenli kontrollerini aksatmama çağrısında bulunan Prof. Dr. Kapan, "Erken tanı konduğunda meme kanseri tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bu nedenle kadınların her ay kendi kendine meme muayenesi yapması, en az yılda bir kez hekim muayenesine gitmesi ve hekim tarafından önerilen görüntülemeleri yaptırması önemlidir. Herhangi bir zamanda memede ele gelen kitle veya daha önceden olmayan bir değişiklik fark edildiğinde kontrol zamanı beklenmeden hekime başvurulmalıdır" dedi.

Bursa Şehir Hastanesi’nde Damar Erişimi Polikliniği hizmete açıldı Haber

Bursa Şehir Hastanesi’nde Damar Erişimi Polikliniği hizmete açıldı

Bursa Şehir Hastanesi’nde, özellikle hemodiyaliz ve kemoterapi tedavisi gören hastaların ihtiyaç duyduğu damar erişim işlemlerinin daha hızlı ve güvenli şekilde gerçekleştirilebilmesi amacıyla Damar Erişimi Polikliniği hizmete açıldı. 1 Eylül 2026 itibarıyla hasta kabulüne başlayan poliklinikte, damar erişim işlemlerinin etkin şekilde planlanması ve uygulanması hedefleniyor. Poliklinikte kalıcı ve geçici hemodiyaliz kateteri, subkutan port kateter uygulamaları, arteriyovenöz fistül operasyonları, komplike greftli arteriyovenöz fistül operasyonları ve çeşitli endovasküler tedaviler gerçekleştirilecek. Bursa Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Salih Metin, sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü belirterek, "Hastalarımızın tedavi süreçlerinde ihtiyaç duydukları işlemlere mümkün olan en kısa sürede ulaşabilmeleri bizim için önemli. Damar Erişimi Polikliniğimiz ile bu alandaki hizmet kapasitemizi güçlendirerek hastalarımızın tedavi süreçlerine önemli bir katkı sunmayı amaçlıyoruz" dedi. Polikliniğin özellikle kronik böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisi gören ve kanser tedavisi sürecinde damar erişimine ihtiyaç duyan hastalara önemli kolaylık sağlaması bekleniyor. Hastaların işlemlere daha hızlı ulaşabilmesi amacıyla randevusuz hasta kabulünün de yapıldığı Damar Erişimi Polikliniği, Bursa Şehir Hastanesi Zemin Kat A Blok A1 Poliklinik Alanı’nda hizmet veriyor.

Karaciğerin sessiz sinyallerine dikkat Haber

Karaciğerin sessiz sinyallerine dikkat

Gözle görülmeyen ve uzun süre hiçbir belirti vermeyen karaciğer kitleleri, çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen ortaya çıkıyor. Erken evrede fark edilen karaciğer kitlelerinde tedavi başarısının önemli ölçüde arttığına dikkat çeken uzmanlar, tanıda yaşanan gecikmenin ise hastalığın seyrini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Daviva Avcılar Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Cem İbiş, karaciğer kitlelerinin türleri, risk faktörleri ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. Karaciğerde saptanan kitlelerin, köken aldıkları doku ve hücre yapısına göre temel olarak iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirten Prof. Dr. Cem İbiş, klinik vakalarda genellikle iyi huylu kitlelerle daha sık karşılaşıldığını ifade etti. Karaciğerin geniş rezerve ve yüksek yenilenme kapasitesine sahip olması nedeniyle bu kitlelerin uzun süre belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyebildiğini belirten İbiş, şunları söyledi: "Bu kitleler çoğunlukla başka bir nedenle yapılan rutin ultrason kontrollerinde tesadüfen tespit edilmektedir. Genellikle çevre dokulara yayılım göstermez ve büyüme hızları oldukça düşüktür. Bu nedenle çoğu zaman ameliyatsız, yalnızca düzenli radyolojik takiple kontrol altında tutulabilirler." Karaciğerdeki kötü huylu kitlelerin iki kaynağı bulunuyor Kötü huylu kitlelerin ise iki farklı şekilde geliştiğini kaydeden Prof. Dr. Cem İbiş, ilk grupta doğrudan karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanan tümörlerin yer aldığını, ikinci grupta ise vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserli hücrelerin kan yoluyla karaciğere yayılmasıyla oluşan kitlelerin bulunduğunu belirtti. Günlük sağlık kontrolleri ve muayenelerde en sık rastlanan kötü huylu kitle türünün de bu yayılımla oluşan ikincil kitleler olduğunu ifade etti. "Nedeni açıklanamayan kilo kaybı ve iştahsızlığı önemseyin" Karaciğer dokusunun oldukça esnek ve dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cem İbiş, bu nedenle tümörlerin erken aşamalarda genellikle belirgin bir şikayete yol açmadığını söyledi. Kitle büyüdükçe veya organ zarını germeye başladıkça bazı belirtilerin ortaya çıkabileceğini belirten İbiş, "Sağ üst karın bölgesinde dolgunluk hissi, ağrı, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik gibi belirtiler görülebilir" dedi. Hastalığın gelişimindeki en kritik risk faktörleri arasında kronik Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonları, aşırı alkol tüketimi ve kontrolsüz karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen siroz tablosunun yer aldığını belirten İbiş, özellikle kronik karaciğer hastalığı veya hepatit taşıyıcılığı bulunan kişilerin rutin taramalarını aksatmaması gerektiğini vurguladı. "En başarılı sonuçlar erken dönemde elde edilir" Karaciğer tümörlerinin yönetiminde en başarılı sonuçların, kitlenin henüz organ dışına yayılmadığı ve karaciğer fonksiyonlarının korunduğu erken dönemde elde edildiğini ifade eden Prof. Dr. Cem İbiş, görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde günümüzde çok küçük boyutlu kitlelerin dahi kolaylıkla teşhis edilebildiğini belirtti. Cerrahi müdahalenin karaciğer tümörlerinde hastalığı kontrol altına almanın genellikle en etkili yolu olduğunu kaydeden İbiş, karaciğerin kendini yeniden büyüterek tamamlama yeteneği sayesinde tümörlü bölgenin sağlıklı doku sınırlarıyla birlikte güvenle çıkarılabildiğini ifade etti. Son yıllarda yaygınlaşan kapalı cerrahi yöntemlerin ameliyat sonrası önemli avantajlar sağladığını belirten İbiş, bu yöntemler sayesinde ameliyat sonrası ağrının belirgin şekilde azaldığını, enfeksiyon riskinin düştüğünü ve hastaların çok daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini aktardı. Prof. Dr. Cem İbiş, cerrahiye uygun olmayan vakalarda ise kitlenin yakılması ve damardan lokal kemoterapi uygulanması gibi alternatif yenilikçi yöntemlerle de başarılı sonuçlar alınabildiğini belirterek, risk faktörlerini bilmenin, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemenin ve olası belirtileri ciddiye almanın büyük önem taşıdığını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.