Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Kaygı

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Kaygı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kaygı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Alzheimer’ın teşhis, tedavi ve bakım süreci Nilüfer’de konuşuldu Haber

Alzheimer’ın teşhis, tedavi ve bakım süreci Nilüfer’de konuşuldu

Nilüfer Belediyesi, toplumda demans ve Alzheimer konusunda farkındalık oluşturmak ve hasta yakınlraına yol göstermek amacıyla Nazım Hikmet Kültürevi’nde "Alzheimer’ı Anlamak; Teşhis, Tedavi, Psikolojik Yaklaşım ve Hasta Bakımı" başlıklı bir seminer düzenledi. Yoğun ilgi gören programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, hekimler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Seminerde Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ve Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu konuşmacı olarak yer aldı. "Hastalık belirtilerden 15-20 yıl önce başlıyor" Seminerin açılışında konuşan Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Türkiye’nin dünyada en hızlı yaşlanan ülkeler arasında dördüncü sırada yer aldığını hatırlatarak demansın yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurguladı. Demansın bir şemsiye kavram olduğunu ve Alzheimer’ın bu grubun yüzde 55-60’ını oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Bakar, hastalığın biyolojik sürecine dikkat çekerek, "Alzheimer beyince protein birikimiyle ortaya çıkan ilerleyici bir süreç. Aslında belirtiler fark edilmeden 15-20 yıl önce beyinde bu birikimler başlıyor. Günümüzde PET taramaları, kan testleri ve genetik incelemelerle erken dönemde önemli ipuçları yakalayabiliyoruz. İlaç tedavileri hastalığı tamamen ortadan kaldırmasa da gidişatı yavaşlatıyor; bu nedenle hekime danışmadan ilaçların kesilmemesi hayati önem taşıyor" açıklamasında bulundu. Nilüfer Belediyesi ile yürütülen dayanışmaya da değinen Prof. Dr. Bakar, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in desteğiyle Özlüce’deki mevcut merkezin yanına yeni ve daha kapsamlı bir bakım evi kazandırmayı hedeflediklerini paylaştı. "Suyun altında korku, kaygı ve depresyon var" "Alzheimer Hastalığının Psikolojik Yönü" başlıklı bir sunum gerçekleştiren Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu, konunun sadece hafıza kaybından ibaret olmadığını ifade etti. Zihinsel gerilemenin yanı sıra duygusal dalgalanmaların süreci zorlaştırdığını belirten Sivrioğlu, şunları söyledi: "Mesele yalnızca unutmak değil. Buzdağının görünen yüzünde unutkanlık varsa, suyun altında korku, kaygı, şüphe ve davranışsal krizler yer alıyor. Hasta yakınlarının en sık karşılaştığı tablo depresyondur. Hastayı zorlamak, kalabalıklara sokup ‘açılsın’ demek çoğu zaman huzursuzluğu artırır. Küçük hedefler koymak, gün ışığından yararlanmak ve sevdiği müziklerle duyuları yormadan uyarmak en sağlıklı yoldur" Hasta ile inatlaşmanın ve hezeyanları mantıkla düzeltmeye çalışmanın sonuç vermeyeceğini aktaran Sivrioğlu, bakım veren tükenmişliğine de değindi. Demans hastalarına bakan yakınlarda klinik düzeyde tükenmişlik ve depresyon oranının yüzde 60 civarında olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Sivrioğlu, "Bu, 7 gün 24 saat süren kesintisiz bir mesai. Uçaklardaki kuralı unutmamak gerekir: Önce kendi oksijen maskenizi takacaksınız ki yanınızdakine yardım edebilesiniz. Bakım veren kişinin suçluluk duymadan dinlenmeye zaman ayırması şarttır" diye konuştu. "Kişi merkezli bakım ve güvenlik esas alınmalı" BUÜ İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ise günlük yaşamda uygulanabilecek pratik bakım yöntemlerini paylaştı. Her bireyin yaşam öyküsünün, alışkanlıklarının ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, "kişi merkezli bakım" anlayışının önemini vurguladı. Hastanın bağımsızlığını tamamen elinden almanın psikolojik çöküşü hızlandırdığını hatırlatan Prof. Dr. Yıldız, karmaşık cümleler yerine sade ve tek konutların tercih edilmesi, hastaya yanıt vermesi için zaman tanınması ve yapabildiği gündelik işleri kendi temposunda tamamlamasına izin verilmesi gerektiğini söyledi. Ev içi güvenlik düzenlemelerinin gerekliliğine de değinen Yıldız; tutunma barları, kaymayan zeminler ve dengeli bir aydınlatmanın düşme riskini azaltacağını, buna rağmen hastayı eve kilitlemenin ya da tek bir odaya hapsetmenin kaygıyı tırmandıracağını ifade etti. Alzheimer teşhisli bireylerin yüzde 60’ının en az bir kez kaybolma riski yaşadığına dikkat çeken Yıldız, hastanın üzerinde mutlaka güncel iletişim bilgisi bulundurulmasının ve fotoğraflarının hazır tutulmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Program, katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlanmasının ardından Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman’ın konuşmacılara günün anısına hediye takdim etmesiyle sona erdi.

AB'den "Çocuklar Yasası": 15 yaşın altında kişisel hesap yok Haber

AB'den "Çocuklar Yasası": 15 yaşın altında kişisel hesap yok

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Komisyonu'nun Teknolojiden Sorumlu Üyesi Henna Virkkunen, AB Çocuklar Yasası'nın detaylarına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Basın açıklamasına Avrupa'da sosyal medya kullanımına ilişkin istatistiklerle başlayan Ursula von der Leyen, "Temmuz ayı verilerine göre Avrupalıların yüzde 92'si çocukların ve gençlerin çevrim içi ortamda korunmasını güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyor. Yaklaşık yüzde 70'i ise siber zorbalık, taviz ve çocukların çevrim içi ortamda cinsel amaçlarla kandırılması konularında endişeli" dedi. Avrupa'da gençlerin günde 4 ila 6 saati ekran başında geçirdiğini de ifade eden Leyen, "Bu, sosyal medyayı 10 yaşından önce kullanmaya başlayanlarda daha da fazla. Günde yaklaşık 7-8 saati çevrim içi geçiriyorlar. Her gün. Bu neredeyse bir yetişkinin tam bir iş gününe denk" diye konuştu. Sosyal medyanın çocukların refahı ve gelişimi göz önünde bulundurularak geliştirilmediğini ve algoritmaların dikkat çekmek üzere tasarlandıklarını ifade eden AB Komisyonu Başkanı, "Bağımlılığa yol açan özellikler, doğudan iş modellerinin bir parçası. Amaç, çocukları çevrim içi tutmak ve onların dikkatleri üzerinden para kazanmak" ifadelerini kullandı. "AB Çocuklar Yasası dijital dünyada da açık sınırlar belirleyecek" Sosyal medyanın gelişmekte olan beyne ve kişilik üzerindeki zararlarına ilişkin güçlü kanıtlar bulunduğunu kaydeden Ursula von der Leyen, "Sonuçlar, hepimizin malumu. Uykusuzluk, depresyon, kaygı, kendine zarar verme, bağımlılık davranışları ve trajik biçimde intihar. Anne babalar, algoritmalarla rekabet edemez ya da onlara yetişemez. Bunu yapmak zorunda da olmamalılar" şeklinde konuştu. Bu nedenle bu konuda adım atan ülkelere bakarak harekete geçtiklerini ifade eden Ursula von der Leyen, "AB Çocuklar Yasası, gerçek dünyada günlük yaşamda yaptığımız gibi dijital dünyada da açık sınırlar belirleyecek" dedi. AB Çocuklar Yasası'nın bugün komisyon üyeleri tarafından onaylanarak resmen yasama sürecine sunulduğunu açıklayan Leyen, "Her yaş grubunun kendine özel koruma düzeyi olacak. 13 yaş altında sosyal medya yok. 15 yaşın altında kişisel hesap yok. 13 yaşında bir çocuk, 15 yaşına girene kadar ebeveynler veya vasiler tarafından oluşturulan ve denetlenen mini hesaplar kullanabilecek. Günlük süresi de en fazla bir saat ile sınırlandırılacak. 15 ile 18 yaş arasında ise platformlar için güvenli tasarım zorunluluğu olacak" diye konuştu. "Sosyal medya platformları, güvenli olduklarını bize kanıtlamak zorunda kalacaklar" Ursula von der Leyen, "Sosyal medya platformları, çocuklarımızın ruh sağlığı konusunda fazlasıyla sorumsuz davrandı. Şimdi, ispat yükümlülüğünü tersine çeviriyoruz. Artık, sosyal medya platformları, güvenli olduklarını bize kanıtlamak zorunda kalacaklar. Bu nedenle platformların, 18 yaşın altındaki herkes için ‘tasarım yoluyla güvenlik' prensibine uyması gerekecek. Toksik ve bağımlılığa yol açan özellikler olmayacak, tuzaklar olmayacak ve benzeri uygulamalara izin verilmeyecek" ifadelerini kullandı. Kullanıcıların yaşlarının AB tarafından sertifikalandırılmış araçlar tarafından teyit edileceğini de açıklayan Leyen, "Bu düzenleme, kontrolü anne babalara geri veriyor. Güvenli olduğunu kanıtlama yükünü ise olması gereken yere, yani platformların sırtına yüklüyor" şeklinde konuştu. "Çocukların yalnızca anne babaların gerçekten tanıdığı arkadaşları olacak" Basın toplantısında yeni sistemde anne babaların rolüne ilişkin bir soruya cevap veren AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, "Kademeli bir yaklaşım benimsedik ve aşamalı bir geçiş öngörüyoruz. 13 yaşın altındaki çocuklar için kurallar gayet açık. 13 ile 15 yaş arasında kullanılabilecek mini sosyal medya hesapları ise anne baba veya vasi tarafından oluşturulabilecek. Çocuklar bu şekilde, sınırlı özelliklerle ve sınırlı sayıda arkadaşla sosyal medya dünyasını keşfetmeye başlayacaklar. Çocukların binlerce değil, yalnızca anne babaların gerçekten tanıdığı ve çocuklarının bağlantı kurmasını onayladığı arkadaşları olacak. Bu, son derece hassas oldukları yaşta çocuklara eşlik etmek anlamına geliyor" dedi. Ursula von der Leyen, "Birkaç yıl önce sosyal medyanın zararları konusunda bugün bildiklerimi bilmiyordum. Bu bilgi, görüş oluşturmama ve neler olup bittiğini anlamama büyük ölçüde yardımcı oldu. Tıp alanından giderek artan kanıtlarla birlikte beyinde neler olduğunu ve kişilik gelişiminde neler yaşandığını anlamak mümkün oldu. Bu da Avrupa'nın tamamına hatta bütün dünyaya yaymamız gereken bir bilgi" diye konuştu. "Yabancılar, çocuklara mesaj gönderemeyecek" Basın toplantısında AB'nin Teknolojiden Sorumlu Komisyon Üyesi Henna Virkkunen ise Çocuklar Yasası'na ilişkin daha fazla detay vererek, "AB Çocuklar Yasası, artık dijital hizmetler için yapılması ve yapılmaması gerekenlerin açık bir listesini içeriyor ve bu, 18 yaş altındaki tüm kullanıcılar için geçerli. Örneğin, yabancılar çocuklara mesaj gönderemeyecek. Çocuklar, kişiselleştirilmiş reklamlar veya geçmiş faaliyetlerine dayalı algoritmalara hedef olmayacak. Artık bağımlılığa yol açan özellikler olmayacak" ifadelerini kullandı. Virkkunen, "Sosyal medya platformları, video paylaşım platformları, yapay zeka arkadaşları ve yapay zeka sohbet botları, ayrıca çevrim içi video oyunlarının tamamı güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda. ‘Tasarım yoluyla güvenlik' konusunda bir örnek verecek olursak, AB Çocuklar Yasası ile birlikte yapay zeka sohbet botları ve yapay zeka arkadaşları, artık çocukları duygusal olarak kendilerine bağımlı hale getirecek biçimde, insan arkadaşlar gibi davranamayacak. Önceki sohbet geçmişlerini, sonraki konuşmalara taşıyamayacaklar. Kullanıma sunulmadan önce de riskler bakımından test edilmeleri ve izlenmeleri gerekecek" şeklinde konuştu.Virkkunen, "Çocuklarımızın günlerini nasıl geçireceğine büyük teknoloji şirketleri karar veremez" dedi. Komisyon tarafından sunulan düzenlemenin kabul edilmesi için Avrupa Parlamentosu ve üye devletler tarafından onaylanması gerekecek.

Her dönemde farklı bir beslenme programına gerek yok Haber

Her dönemde farklı bir beslenme programına gerek yok

Kadınların adet öncesi dönemde şişkinlik, cilt değişiklikleri, yorgunluk, ruh hali değişiklikleri ve kendisini görünüş olarak daha kötü hissetmesi, sosyal medyada "luteal uglies" yani "luteal çirkinlikler" ifadesiyle gündem oldu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, adet öncesi dönemde yaşanan fiziksel ve ruhsal değişimlere dair önemli bilgiler vardı. Medicana Ataköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, adet döngüsü boyunca östrojen ve progesteron düzeylerinde meydana gelen değişimlerin yalnızca üreme sistemini değil, beyin, cilt, uyku, iştah ve sıvı dengesi gibi birçok sistemi etkileyebildiğini belirterek, "Burada önemli olan yalnızca hormonların düzeyi değil, kişinin bu hormonal değişimlere verdiği yanıttır. Aynı hormonal değişikliği yaşayan iki kadından biri hiçbir belirti yaşamazken, diğerinde belirgin ruhsal ve fiziksel yakınmalar ortaya çıkabilir" dedi. Hormonlarda iniş çıkışlar oluyor Yumurtlamanın ardından başlayan luteal dönemde progesteron yükselirken, östrojenin de bir süre daha yüksek seviyelerde seyrettiğine değinen Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, "Gebelik oluşmadığında ise döngünün sonuna doğru her iki hormonun düzeyi düşüyor ve adet kanaması başlıyor. Bu hormonal dalgalanmalar bazı kadınlarda adet öncesi belirtilere yol açabilir. Adet öncesinde sinirlilik, tahammülsüzlük, daha kolay ağlama, kaygı, konsantrasyon güçlüğü ve motivasyon azalması görülebilir. Fiziksel olarak ise yorgunluk, baş ağrısı, meme hassasiyeti, karında şişkinlik, ağrı, uyku bozukluğu ve iştah değişiklikleri yaşanabilir. Özellikle 'Adetim yaklaşınca sürekli çikolata istiyorum', 'Karnım balon gibi oluyor' veya 'Cildim bir anda bozuldu' şeklindeki şikâyetlerin de biyolojik bir karşılığı vardır ancak bunlar her kadında aynı görünmeyebilir" şeklinde görüş verdi. Adet öncesi sinirlilik sadece "mod değişikliği" değil Adet öncesinde ortaya çıkan sinirlilik ve tahammülsüzlüğün de bilimsel olarak tanımlanmış belirtiler arasında yer aldığını belirten Doç. Dr. Pulatoğlu, "Östrojen ve progesterondaki değişiklikler serotonin ve GABA gibi nörotransmitter sistemlerini etkileyebilir. Bunun yanında uyku bozukluğu, şişkinlik, ağrı ve iştah değişiklikleri de kişinin stres eşiğini düşürebilir. Normalde kolaylıkla tolere ettiğimiz bir durum, adet öncesinde çok daha rahatsız edici hale gelebilir. Ancak yaşanan her duygusal değişiklik de hormonlara bağlanmamalı. Belirtiler her ay belirgin şekilde tekrarlıyor ve kişinin iş, sosyal yaşam veya ilişkilerini etkiliyorsa daha ağır bir premenstrüel tablo olan PMDD açısından değerlendirme yapılması gerekir" şeklinde konuştu. Tartıdaki birkaç günlük artışın tamamı yağ değildir Luteal dönemde yalnızca ruh halinde değil, görünüşte de geçici değişiklikler yaşanabileceğini belirten Doç. Dr. Pulatoğlu, "Bu dönemde özellikle ciltte yağlanma ve akne eğiliminde artış olabilir. Ayrıca karın, meme, el ve yüzde dolgunluk hissedilebilir. Tartıda birkaç günlük artış da görülebilir. Ancak bu artışın tamamını yağlanma olarak değerlendirmemek gerekir. Geçici sıvı tutulumu önemli bir rol oynayabilir" dedi. Her dönemde farklı bir beslenme programına gerek yok "Luteal dönemde mutlaka protein ağırlıklı beslenmek gerekir" şeklinde bir kural olmadığını ifade eden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, "Yeterli protein, sebze ve meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme temel yaklaşım olmalı. Adet öncesinde karbonhidrat ve tatlı isteği artabilir. Bu nedenle karbonhidratı tamamen kesmek yerine yulaf, bulgur, tam tahıllar, patates ve baklagiller gibi kompleks karbonhidratları tercih etmek daha doğru. Fiziksel egzersiz de bırakılmamalıdır. Adet döneminde ağrı veya yorgunluk varsa yürüyüş, yoga, pilates veya daha hafif egzersizler tercih edilebilir. Enerjimizin yüksek olduğu dönemlerde daha yoğun antrenmanlar yapılabilir. Luteal dönemin sonlarında yorgunluk veya ağrı artıyorsa egzersizin şiddetini azaltmak mantıklıdır" ifadelerini kullandı. Adet öncesi uyku da bozulabilir Hormonal değişimlerin uyku düzenini de etkileyebildiğini belirten Doç. Dr. Pulatoğlu, özellikle luteal dönemin sonlarında bazı kadınlarda uykuya dalma güçlüğü, gece uyanmaları veya sabah yorgun uyanma görülebileceğini söyledi. Adet öncesinde hafif düzeyde PMS belirtilerinin yaygın olduğunu ancak belirtilerin şiddetli olması durumunda profesyonel değerlendirme gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Her ay adet öncesinde birkaç gün süren hafif değişiklikler yaşayabiliriz. Ancak yoğun depresif duygu durum, belirgin kaygı, kontrol edilmesi güç öfke veya günlük yaşamı, iş hayatını ve ilişkileri ciddi şekilde etkileyen belirtiler varsa bunu yalnızca 'hormonlarım böyle' diyerek kabullenmemek gerekir. PMDD gibi tedavi edilebilir tablolar söz konusu olabilir. Önemli olan kendi döngümüzü tanımak, belirtilerimizi takip etmek ve yaşam kalitemizi etkileyen durumlarda destek almaktır."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.