Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Karın Ağrısı

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Karın Ağrısı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karın Ağrısı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Açıklanamayan kilo kaybı bazı kanser türlerinin ilk belirtisi olabilir Haber

Açıklanamayan kilo kaybı bazı kanser türlerinin ilk belirtisi olabilir

Karabulut, "Özellikle kısa sürede belirgin şekilde kilo veren ve bunun nedenini açıklayamayan kişilerin bu durumu önemsemesi gerekiyor. Kilo kaybı her zaman kanser anlamına gelmez ancak bazı hastalıklarda erken değerlendirme fırsatı sağlayan önemli bir uyarı işareti olabilir" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Senem Karabulut, beslenme alışkanlıklarında veya fiziksel aktivite düzeyinde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen ortaya çıkan kilo kaybının çoğu zaman stres, yoğun çalışma temposu ya da iştahsızlık gibi nedenlere bağlanarak göz ardı edilebildiğini söyledi. Özellikle istemsiz ve devam eden kilo kaybının bazı ciddi hastalıkların ilk uyarı işaretlerinden biri olabileceğine dikkat çeken Karabulut, pankreas, mide, yemek borusu, akciğer ve bağırsak kanserleri başta olmak üzere bazı kanser türlerinde açıklanamayan kilo kaybının hastalığın ilk fark edilen belirtileri arasında yer alabildiğini belirtti. "6-12 ayda vücut ağırlığının yüzde 5'inin kaybedilmesi önemli bir uyarı" İstemsiz kilo kaybının değerlendirilmesinde kaybedilen kilonun miktarı kadar süresinin de önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Karabulut, şu ifadeleri kullandı: "Bir kişinin herhangi bir diyet uygulamadan veya fiziksel aktivitesini artırmadan 6 ila 12 ay içerisinde vücut ağırlığının yüzde 5'inden fazlasını kaybetmesi, tıbbi değerlendirme gerektiren önemli bir durumdur. Örneğin 70 kilogram ağırlığındaki bir kişinin istemsiz şekilde 3,5 kilogramdan fazla kaybetmesi dikkate alınmalıdır. Özellikle kilo kaybı devam ediyorsa, belirgin halsizlik, iştahsızlık veya başka şikâyetler eşlik ediyorsa değerlendirme geciktirilmemelidir. Burada önemli olan yalnızca tartıdaki rakam değil, kilo kaybının nedenidir." "Pankreas ve mide kanserlerinde kilo kaybı dikkat çekebilir" Bazı kanser türlerinin başlangıçta belirgin şikâyetlere yol açmayabildiğini ifade eden Karabulut, kilo kaybının farklı mekanizmalarla gelişebileceğini belirtti. "Özellikle pankreas, mide, yemek borusu, akciğer ve bağırsak kanserlerinde istemsiz kilo kaybıyla karşılaşabiliyoruz. Lenfoma gibi bazı kanser türlerinde de kilo kaybı önemli belirtilerden biri olabiliyor. Tümörün vücudun enerji kullanımını ve metabolik süreçlerini etkilemesi, iştahın azalması, besin alımının yetersiz kalması veya sindirim sistemindeki sorunlar kilo kaybına neden olabiliyor. Ancak bu belirtinin ortaya çıkması mutlaka kanserin erken evrede olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle kilo kaybının nedeninin zamanında araştırılması büyük önem taşıyor." "Kilo kaybına eşlik eden belirtiler göz ardı edilmemeli" Kilo kaybının diğer şikâyetlerle birlikte görülmesinin klinik açıdan daha fazla önem taşıyabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, şu değerlendirmede bulundu: "İstemsiz kilo kaybına uzun süren iştahsızlık, çabuk doyma, yutma güçlüğü, karın ağrısı, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan, geçmeyen öksürük, gece terlemesi veya açıklanamayan halsizlik eşlik ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni açıklanamayan kilo kayıplarını daha dikkatli değerlendiriyoruz. Her belirti tek başına farklı nedenlerden kaynaklanabilir ancak birden fazla şikâyetin birlikte görülmesi altta yatan hastalığın araştırılmasını gerektirebilir." "Her kilo kaybı kanser anlamına gelmiyor" İstemsiz kilo kaybının kanser dışındaki birçok hastalıkta da görülebildiğine dikkat çeken Karabulut, tiroit bezinin aşırı çalışması, diyabet, sindirim sistemi hastalıkları, kronik enfeksiyonlar ve bazı psikolojik sorunların da kilo kaybına yol açabileceğini belirtti. "Kilo kaybı yaşayan herkesin kanser olduğu düşünülmemeli. Ancak kişinin kendi kendine tanı koyması ya da kilo kaybını yalnızca strese bağlayarak uzun süre beklemesi de doğru değil. Hekim değerlendirmesinde kilo kaybının süresi, miktarı, eşlik eden belirtiler, kullanılan ilaçlar ve kişinin tıbbi geçmişi birlikte ele alınır. Gerekli görüldüğünde kan tetkikleri, görüntüleme yöntemleri veya endoskopik incelemelerle altta yatan neden araştırılır. Her hastaya aynı tetkiklerin yapılması yerine, kişiye özel bir değerlendirme planlanmalıdır." "Erken değerlendirme tedavi sürecinde fark oluşturabilir" Özellikle nedeni açıklanamayan kilo kaybının hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Senem Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı: "Kanserde erken tanı, uygun hastalarda tedavi seçeneklerini ve başarı şansını önemli ölçüde etkileyebiliyor. Ancak erken tanının ilk adımı, vücudumuzun verdiği uyarıları doğru değerlendirmekten geçiyor. Kişinin beslenmesini değiştirmediği hâlde giderek zayıflaması, özellikle başka belirtilerle birlikte görülüyorsa araştırılması gereken bir durumdur. Kilo kaybını yalnızca tartıdaki bir değişiklik olarak görmemek gerekiyor. Vücudumuzda nedeni açıklanamayan değişiklikler olduğunda gecikmeden hekime başvurmak, ciddi hastalıkların zamanında belirlenmesi açısından önem taşıyor."

Bu uyarıyı dikkate alın... Gözlerde sararmayı hafife almayın Haber

Bu uyarıyı dikkate alın... Gözlerde sararmayı hafife almayın

Karın ağrısı, bulantı, iştahsızlık ve hazımsızlık gibi şikâyetler bazen safra yolları ve pankreas hastalıklarının belirtisi olabiliyor. Bu hastalıkların erken dönemde değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirten Liv Hospital Ulus Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Acarlı, safra yolu daralmaları, safra yolu kanserleri, pankreas kanseri ve akut pankreatit hakkında bilgi verdi. "Safra yollarındaki her daralma kanser anlamına gelmiyor" "Safra yollarındaki daralmalar; geçirilmiş ameliyatlar, iltihabi hastalıklar, safra taşları veya tümörler nedeniyle gelişebilir. Safra akışının engellenmesi sarılık, kaşıntı, koyu renkli idrar ve açık renkli dışkı gibi belirtilere yol açabilir" diyen Prof. Dr. Koray Acarlı, daralmanın nedeninin belirlenmesi için ayrıntılı inceleme yapılması gerektiğini söyledi. "Safra yolu taşları ciddi enfeksiyonlara neden olabilir" "Safra yolundaki taşlar, safranın akışını engelleyerek enfeksiyona neden olabilir. Karın ağrısı, ateş, titreme ve sarılığın birlikte görülmesi acil değerlendirme gerektiren bir durumdur" diyen Prof. Dr. Acarlı, tedavide gecikmenin enfeksiyonun kana yayılması gibi ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurguladı. "Klatskin tümörlerinde cerrahi tedavi mümkün olabilir" "Safra yollarının karaciğerden çıktığı birleşim bölgesinde gelişen Klatskin tümörlerinde tedavi kararı, hastalığın yaygınlığına ve çevre dokularla ilişkisine göre verilir" diyen Prof. Dr. Acarlı, uygun hastalarda tümörlü dokuların ve gerektiğinde karaciğerin bir bölümünün cerrahi olarak çıkarılabildiğini belirtti. "Safra yolu kanserinde tümörün yayılımı önemli" "Kolanjiokarsinom olarak adlandırılan safra yolu kanserlerinde tümörün yerleşimi, yayılımı ve çevre dokularla ilişkisi tedavi seçeneklerini etkiler. Uygun hastalarda cerrahi tedavi değerlendirilebilirken diğer hastalarda ilaç tedavileri ve safra akışını sağlamaya yönelik girişimler gündeme gelebilir" diyen Prof. Dr. Acarlı, tedavinin hastaya özel planlanması gerektiğini ifade etti. "Pankreas kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir" "Pankreas kanseri, özellikle erken evrelerde belirgin şikâyetlere neden olmayabilir. Açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık, üst karın bölgesinde veya sırta yayılan ağrı, sarılık ve yeni ortaya çıkan diyabet dikkat edilmesi gereken belirtiler arasındadır" diyen Prof. Dr. Acarlı, şikâyetlerin kalıcı olması veya giderek artması durumunda gerekli incelemelerin yapılması gerektiğini söyledi. "Ani başlayan şiddetli karın ağrısı akut pankreatit belirtisi olabilir" "Akut pankreatit, üst karın bölgesinde aniden başlayan ve sırta yayılabilen şiddetli ağrıya, bulantı ve kusmaya neden olabilir. Safra taşları, hastalığın önemli nedenleri arasında yer alır" diyen Prof. Dr. Acarlı, şiddetli ve geçmeyen karın ağrısında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti. "Erken değerlendirme tedavi seçeneklerini artırabilir" "Safra yolları ve pankreas hastalıklarında belirtiler birbirine benzeyebilir. Bu nedenle tanı sürecinde muayene, kan testleri ve uygun görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendirilmelidir" diyen Prof. Dr. Acarlı, açıklanamayan sarılık, ateşle birlikte görülen karın ağrısı, şiddetli ve geçmeyen ağrı ile istemsiz kilo kaybının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Uzmanlardan mantar uyarısı: Belirtiler 6 saat sonra ortaya çıkıyorsa daha tehlikeli Haber

Uzmanlardan mantar uyarısı: Belirtiler 6 saat sonra ortaya çıkıyorsa daha tehlikeli

Yağışların ardından mantar bolluğu yaşanmasıyla özellikle kırsal kesimlerde vatandaşlar yabani mantar toplamaya ilgi göstermeye başladı. Ancak doğadan bilinçsizce toplanan ve tüketilen mantarlar, ölüme varan zehirlenmelere neden olabiliyor. Mantar zehirlenmelerine karşı uyarılarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Vedat Göral, zehirlenme belirtilerine ve yapılması gerekenlere değindi. "Mantara uygulanan işlem toksin maddeyi azaltmıyor" Doğadan bilinçsizce toplanıp tüketilen mantarların zehirlenme vakalarına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Vedat Göral, "Özellikle ılık havalarda ve bu mevsimde mantar zehirlenmesi çok sık görülüyor ve maalesef bilinçsizce tüketildiğinde ölümler meydana geliyor. Taze, kurutulmuş veya pişmiş mantarlarda da bu risk var. Mantar pişmişse ya da kurutulmuşsa bir şey olmaz mantığı yanlış. Çünkü pişirilse, kaynatılsa veya kurutulsa da içindeki toksin gitmiyor. Mantarın ülkemizdeki bazı çeşitlerini vatandaş bilmediği için rastgele topluyor ve pişiriyor ama aslında bu yanlış. Mutlaka marketlerde satılan kültür, istiridye mantarı gibi mantarları, etiketli mantarları tüketmek lazım. Dışardan topladığımız, komşu, arkadaş tavsiyesi ile mantar tüketmemek lazım" dedi. "Karaciğer ve böbrek yetmezliğine neden oluyor" Mantar zehirlenmesi belirtilerinin mantarın türüne göre değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Göral, şöyle anlattı: "Çok şiddetli yan etkiler meydana gelebilir. Biz belirtileri ikiye ayırıyoruz. Birincisi; ilk 1-2 saatte oluşan, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, bazen kabızlık, ağızda salya artışı, gözde sararma, terleme belirtileri. İkincisi ve daha tehlikelisi ise mantarı yedikten 6 saat sonra belirtilerin meydana gelmesi. Bunda da karaciğer, böbrek yetmezliği yaşanabiliyor. ‘Mantarı yedikten sonra 3-4 saat geçti, bir şey olmadı' dememek lazım. Asıl tehlikeli zehirlenme 6 saat sonra oluşuyor." Zehirlenme durumunda hemen en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Vedat Göral, yoğurt yeme gibi uyguların yanlış olduğunu söyleyerek, "Yapılacak en iyi şey, hastayı kusturmak. Kusturarak toksinleri atmaya çalışmak gerekiyor. Hastanede genel tetkikler ve muayene yapıldıktan sonra mantar toksinine karşı ilaçlar verilerek etki ortadan kaldırılır. Geç kalındığında maalesef ölümler meydana gelebiliyor" şeklinde konuştu. Türkiye'de halk arasında özellikle kuzu göbeği, köy göçüren, gelin mantarı, sinek mantarı olarak anılan ve bazıları zehirli olan mantarların yaygın olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Göral, "Mantar zehirlenmesi herkesi eşit derecede etkileyebilir. ‘Gençtir, bir şey olmaz' dememek lazım. Gençlerde de çocuklarda da yaşlılarda da olabilir. Ama kronik hastalığı olanlar ve yaşlılar daha fazla etkilenebilir. Mutlaka hekime gidip, araştırılması için mantarı da beraberimizde hekime götürmeliyiz" dedi. Görünüşüne aldanmamak gerekiyor Ağaç üstünde yetişen, salyangozların yediği ya da rengi iyi gözüken mantarları zararsız olarak nitelendirmenin çok yanlış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Vedat Göral, "İnsanlar, mantar kurumuş, bekletilmiş, toksin oranı düşmüş diye düşünebilir ama maalesef düşmüyor. Zehirli olanları ne yaparsanız yapın zehirler. Markette satılan etiketli ürünler güvenle tüketilebilir" diye konuştu. Son zamanlarda popüler olan mantar toplama etkinliklerin dair de uyarıda bulunarak, "Bu etkinlikler, mantardan anlayan bir uzman eşliğinde yapılabilir. Ancak yine de elle toplamamak lazım. Eldivenle toplamak daha iyi olabilir. Mantar tek başımıza bilinçsizce değil de bir uzman eşliğinde toplanabilir" diyen Prof. Dr. Vedat Göral, sözlerini şöyle noktaladı: "Mantar faydalı bir gıda ama bilinen yerlerde, etiketli ürünleri tüketmemiz çok daha iyi olur. Çünkü çok vahim tablolar ortaya çıkartabiliyor."

Zayıflama iğnesinde kritik uyarı Haber

Zayıflama iğnesinde kritik uyarı

Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Elyesa Karaca, semaglutidin özellikle fazla kilolu veya obezitesi bulunan uygun hastalarda hekim değerlendirmesiyle kullanılabileceğini belirterek, ilacın beslenme ve egzersiz düzenlemelerinin yerine geçmediğini vurguladı. “Semaglutid, iştahı azaltarak kilo kaybını destekleyebiliyor. Ancak bu ilacı yalnızca hızlı kilo vermek amacıyla kullanılan basit bir enjeksiyon olarak değerlendirmek doğru değil. Tedavinin kişiye uygun olup olmadığı mutlaka doktor tarafından belirlenmeli ve kullanım süreci düzenli olarak takip edilmelidir” diyen Dr. Karaca, semaglutidin bazı hastalarda kilo kaybının korunmasına yardımcı olabildiğini, uygun hastalarda kalp-damar risklerinin azaltılması ve karaciğerde yağlanmaya bağlı bazı hastalıkların tedavisi kapsamında da kullanılabildiğini ifade etti. Kullanım öncesinde sağlık öyküsü mutlaka değerlendirilmeli Semaglutid tedavisine başlanmadan önce hastanın sağlık geçmişinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Karaca, özellikle diyabet ve diyabete bağlı göz hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, böbrek hastalıkları ve daha önce geçirilmiş pankreatit gibi durumların doktora bildirilmesinin önem taşıdığını söyledi. “Geçmişte pankreatit geçirmiş olmak, safra kesesi veya böbrek hastalığı bulunması, mide ve bağırsaklarla ilgili sorunların yaşanması ya da diyabet tedavisi görülmesi gibi durumlar doktorun kararını doğrudan etkileyebilir. Bunun yanında kişinin kendisinde veya ailesinde tiroit kanseri ya da MEN 2 öyküsü bulunup bulunmadığı da mutlaka sorgulanmalıdır” ifadelerini kullanan Dr. Karaca, gebelik, gebelik planı ve emzirme döneminde de ilacın kullanımının mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Semaglutidin kişide daha önce ciddi alerjik reaksiyon oluşturup oluşturmadığının da bilinmesi gerektiğini aktaran Dr. Karaca, kullanılan reçeteli veya reçetesiz tüm ilaçların, bitkisel ürünlerin ve besin takviyelerinin doktora bildirilmesi gerektiğini söyledi. İnsülin kullananlar daha dikkatli olmalı Semaglutidin özellikle diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçlarla birlikte kullanıldığında kan şekerinin gereğinden fazla düşmesi riskinin artabileceğine dikkat çeken Dr. Karaca, insülin veya bazı kan şekeri düşürücü ilaçları kullanan hastaların bu durumu mutlaka doktorlarına bildirmesi gerektiğini söyledi. Semaglutidin mide-bağırsak sistemini etkileyebildiğini ve bulantı, ishal, kabızlık, karın rahatsızlığı ve iştah azalması gibi yan etkilerin görülebileceğini belirten Dr. Karaca, şiddetli veya uzun süren kusma ve ishalin ise vücutta ciddi sıvı kaybına yol açabileceği konusunda uyardı ve “Bu tedavide yeterli sıvı alınması önemlidir. Özellikle kusma, ishal, ateş veya aşırı terleme gibi sıvı kaybına neden olan durumlarda daha dikkatli olunmalıdır. Şiddetli sıvı kaybı böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir” diye konuştu. Şiddetli karın ağrısı varsa ihmal edilmemeli Semaglutid kullanımı sırasında bazı belirtilerin ortaya çıkması halinde vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerektiğini vurgulayan Dr. Karaca, özellikle şiddetli ve sırta yayılan karın ağrısının pankreatit açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Bunun yanında şiddetli karın ağrısı, bulantı, kusma ve ateş gibi belirtilerin safra kesesi sorunlarıyla ilişkili olabileceğine dikkat çeken Dr. Karaca, idrar miktarında belirgin azalma, el ve ayaklarda şişlik, ciddi susuzluk veya sersemlik gibi belirtilerin de önemsenmesi gerektiğini ifade etti. Resmi ilaç bilgilerinde de semaglutid tedavisi sırasında pankreatit, safra kesesi hastalıkları, akut böbrek hasarı ve ciddi aşırı duyarlılık reaksiyonları konusunda uyarılar yer alıyor. Tiroit öyküsü bulunanlar özellikle dikkat etmeli Semaglutidin önemli uyarılarından birinin de tiroit C-hücre tümörleriyle ilgili olduğunu belirten Dr. Karaca, özellikle kişinin kendisinde veya ailesinde medüller tiroit kanseri öyküsü ya da MEN 2 bulunması halinde ilacın kullanılmaması gerektiğini söyledi. “Boyunda yeni ortaya çıkan bir kitle veya şişlik, geçmeyen ses kısıklığı, yutma güçlüğü ya da nefes almada zorlanma gibi belirtiler gelişirse mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bu belirtiler her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmez ancak semaglutid kullanan kişinin bunları ihmal etmemesi gerekir” ifadelerini kullanan Dr. Karaca, söz konusu riskin insanlarda kesin olarak gösterilmiş bir neden-sonuç ilişkisi şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini, mevcut ilaç uyarılarının dikkate alınmasının önemli olduğunu belirtti. Gebelikte kilo verme amacıyla kullanılmamalı Gebelik söz konusu olduğunda semaglutid kullanımının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Karaca, gebelik sırasında kilo vermenin hedeflenmemesi gerektiğini söylerken de “Kilo verme amacıyla kullanılan ilaçların gebelik dönemindeki kullanımı konusunda mutlaka doktor görüşü alınmalıdır. Gebelik planlayan kişilerin de tedaviye başlamadan önce bunu hekimleriyle paylaşması gerekir” dedi. Emzirme döneminde ise semaglutid kullanımına ilişkin kararın yine doktor tarafından verilmesi gerektiğini belirten Dr. Karaca, hastaların kendi kararlarıyla ilacı başlatıp bırakmamaları gerektiğini vurguladı. Dr. Karaca, semaglutid kullanmayı düşünen kişilerin öncelikle bir hekim tarafından değerlendirilmesi, mevcut hastalıklarını ve kullandıkları tüm ilaçları hekimleriyle paylaşmaları ve tedavi sürecinde ortaya çıkan olağandışı belirtileri gecikmeden bildirmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

ÇOCUKLARDA GEÇMEYEN KARIN AĞRISI APANDİSİT BELİRTİSİ OLABİLİR Haber

ÇOCUKLARDA GEÇMEYEN KARIN AĞRISI APANDİSİT BELİRTİSİ OLABİLİR

Apandisitin, kalın bağırsağın başlangıç bölümünde bulunan apendiksin iltihaplanmasıyla ortaya çıktığını belirten Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, çocuklarda karın ağrısının yanı sıra iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateşin sık görülen belirtiler arasında yer aldığını söyledi. Bazı çocuklarda ise bu tabloya ishal ve karında hassasiyetin de eşlik edebildiğini ifade eden Mehdi, belirtilerin çocuğun yaşına ve hastalığın seyrine göre farklılık gösterebileceğini vurguladı. Apandisitte ağrının çoğunlukla göbek çevresinde başlayarak zaman içerisinde karnın sağ alt bölümüne doğru yerleşebildiğini anlatan Mehdi, “Özellikle küçük çocuklarda apandisit her zaman klasik belirtilerle seyretmeyebilir. Bu nedenle geçmeyen, giderek şiddetlenen veya çocuğun günlük aktivitelerini etkileyen karın ağrılarının mutlaka dikkate alınması gerekir” dedi. Karın ağrısına ateş, kusma ve belirgin iştahsızlık gibi şikâyetlerin eşlik etmesi durumunda tıbbi değerlendirmeye başvurulmasının önemine işaret eden Mehdi, çocuklarda belirtilerin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Laparoskopik yöntemle küçük kesilerden müdahale Apandisitin cerrahi tedavisinde kullanılan yöntemlerden birinin laparoskopik apendektomi olduğunu belirten Hayat Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, yöntemde iltihaplanan apendiksin genel anestezi altında, karın bölgesinde açılan küçük kesilerden kamera ve özel cerrahi aletler kullanılarak çıkarıldığını söyledi. Laparoskopik cerrahide kamera yardımıyla karın içerisinin görüntülenebildiğini aktaran Mehdi, yöntemin uygun hastalarda daha küçük kesilerle uygulanabilmesinin önemli avantajlar sağladığını ifade etti. Küçük kesilerin bazı hastalarda ameliyat sonrası ağrının daha az olmasına, iyileşme ve günlük yaşama dönüş sürecinin daha konforlu ilerlemesine katkı sağlayabildiğini belirten Mehdi, ameliyat izlerinin de daha küçük olabildiğini dile getirdi. Ancak cerrahi yöntemin her çocuk için aynı şekilde uygulanamayacağının altını çizen Hayat Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, “Çocuğun yaşı, genel sağlık durumu, apandisitin hangi aşamada olduğu ve hastalığın karın içerisindeki seyri değerlendirilerek uygulanacak tedavi yöntemi belirlenir. Bu nedenle cerrahi yaklaşımın çocuk cerrahisi uzmanı tarafından hastaya özel olarak planlanması gerekir” diye konuştu. Ameliyat sonrası takip de tedavinin parçası Apandisit ameliyatının ardından çocuğun genel durumunun, ağrı ve ateşinin yanı sıra beslenmesinin de takip edildiğini belirten Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, hekimin değerlendirmesine göre sıvı alımına başlanarak kademeli olarak normal beslenmeye geçilebildiğini söyledi. Uygun zamanda hareket edilmesinin de iyileşme sürecinin önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Taburculuk sonrasında ailelerin ameliyat bölgesinin bakımına ve reçete edilen ilaçların kullanımına dikkat etmesi gerektiğini belirten Mehdi, kontrol randevularının da aksatılmaması gerektiğini vurguladı. Ameliyat sonrasında yüksek ateş, giderek artan karın ağrısı, sürekli kusma veya yara bölgesinde belirgin kızarıklık, şişlik ve akıntı görülmesi halinde yeniden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini kaydeden Mehdi, çocuklarda cerrahi hastalıkların takip ve tedavisinde ailelerin gözlemlerinin de önemli olduğunu söyledi. Geçmeyen karın ağrısı ihmal edilmemeli Çocuklarda apandisitin zamanında fark edilerek uygun şekilde tedavi edilmesinin önem taşıdığını vurgulayan Hayat Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, özellikle geçmeyen veya şiddeti giderek artan karın ağrılarında ailelerin belirtileri göz ardı etmemesi gerektiğini belirtti. Bahtiyar Mehdi, çocuklarda cerrahi değerlendirme gerektiren hastalıklarda tanı ve tedavi sürecinin çocuğun yaşı, klinik durumu ve bireysel ihtiyaçları dikkate alınarak planlanmasının, doğru tedavi yaklaşımının temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti.

Sessiz tehlike! Safra kesesi taşı... Haber

Sessiz tehlike! Safra kesesi taşı...

Safra kesesi taşı oluşumunda, safra içindeki kolesterolün artması, safra içindeki Bilirubin artışı ve safra kesesinin çeşitli nedenlerle hareketsizliğinin etkili olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu bu taşlar bazen kum tanesi kadar küçük, bazen de bir kaç santimetre büyüklüğüne ulaşabildiğini dile getirdi. Safra kesesi taşlarının her zaman belirti vermediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, birçok kişinin bu taşlara sahip olduğunu fark etmeden yaşamını sürdürdüğünü belirterek, “safra kesesi taşı yada taşları hayatın bir döneminde ciddi sağlık sorunlarına neden olma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle ameliyat edilmelidir. Taşlar hareket ederek safra kesesinin ana safra yoluna açıldığı yerde ,yada ana safra yolunda tıkanıklığa neden olduğunda ağrı, iltihap ve ciddi komplikasyonlar gelişebilir” dedi. “Karnın sağ üst tarafındaki ağrıya dikkat” Safra kesesi taşlarının en sık görülen belirtisinin özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrısı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Özellikle yağlı veya ağır yemeklerden sonra karnın sağ üst kısmında başlayan ve sırta ya da mide bölgesine yayılabilen şiddetli ağrılar safra kesesi taşlarının habercisi olabilir. Halk arasında ‘safra kesesi krizi’ olarak bilinen bu durum bulantı ve kusma ile birlikte görülebilir. Ağrının uzun sürmesi, ateş ve titreme gibi belirtilerin eklenmesi ise acil değerlendirme gerektirir” şeklinde konuştu. Safra kesesi taşlarının küçük olması avantaj olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, küçük taşların ana safra yoluna ( koledok ) düşüp tıkanıklık oluşturma riskinin daha yüksek olduğuna ve buna bağlı tıkanma sarılığı ( Mekanik İkter ) olabileceğini dikkat çekti. Safra taşlarının yalnızca ağrıya neden olmadığını ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, tedavi edilmeyen vakalarda safra kesesi iltihabı ( akut Kolesistit ) , safra yollarında enfeksiyon ( kolanjit) , pankreas iltihabı ( Pankreatit ) ve karaciğer sorunlarının gelişebileceğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Safra akışının engellenmesi sarılığa, enfeksiyonlara ve uzun vadede organ hasarına neden olabilir. Özellikle sürekli ağrı, gözlerde sararma, koyu renkli idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır” diye konuştu. Açıklamasında, çok nadir de olsa safra kesesindeki taşların safra kesesi kanseri gelişimine neden olabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Her safra kesesi taşı olanda kanser yoktur ama safra kesesi kanserlerinde safra kesesindeki taşlarla birlikte olma oranı çok yüksektir. Kadınlarda daha sık görülüyor” dedi. Kadınlarda safra kesesi taşı görülme oranının erkeklere göre daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, hormonların bu durum üzerinde etkili olduğunu belirtti. Özellikle fazla kilo, diyabet, aile geçmişi, genetik faktörler ve hızlı kilo kaybının safra taşı riskini artırdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, 40 yaş sonrası dönemde görülme sıklığının arttığını söyledi. Safra kesesi taşlarının oluşumunu tamamen önlemenin her zaman mümkün olmadığını ancak yaşam tarzı değişikliklerinin riski azaltabileceğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Tüm gıda türlerini içeren, paketlenmiş yiyeceklerden uzak bir diyet uygulanmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı, yoğun yağlı kızartma içeren gıdalardan uzak durulmalıdır kızartma ve fast food tüketiminin sınırlandırılması, lifli besinlerin artırılması ve kontrollü kilo verilmesi safra kesesinde taş oluşmamasında koruyucu etkisi mevcuttur. Ayrıca düzenli egzersiz yapmanın safra kesesi taşı oluşmasını azalttığı görülmüştür” şeklinde konuştu. Uzmanından uyarı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, safra kesesi taşlarının çoğu zaman sessiz ilerlediğini belirterek açıklamasını şöyle tamamladı: “Karın sağ üst bölümünde tekrarlayan ağrı, bulantı ve hazımsızlık şikâyetleri göz ardı edilmemelidir. Erken tanı ile safra taşlarının yol açabileceği ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Safra kesesi taşlarının tedavisi kapalı (Laparoskopik ) yöntemle yapılan ameliyatlarla safra kesesinin taşlarla birlikte alınmasıdır. İşlemin amacı hastayı oluşabilecek risklerden korumaktır. Özellikle risk grubundaki kişilerin şikâyetleri olduğunda gecikmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşır.”

Çocuklarda karın ağrısı tehlikeli olabilir Haber

Çocuklarda karın ağrısı tehlikeli olabilir

Çocuklarda sık görülen şikayetlerden biri olan karın ağrısı, bazen basit nedenlerden kaynaklanırken bazen de acil müdahale gerektiren ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor. Uzm. Dr. Mehmet Şerif Arslan, özellikle şiddetli ve geçmeyen karın ağrılarında zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini belirtti. Karın ağrısı, çocukluk çağında aileleri en çok endişelendiren sağlık sorunlarının başında geliyor. Medipol Sağlık Grubu Çocuk Cerrahisi Bölümü'nden Uzm. Dr. Mehmet Şerif Arslan, karın ağrısının bazen kabızlık gibi basit nedenlerden kaynaklanabildiğini, bazen ise apandisit ve bağırsak düğümlenmesi gibi acil müdahale gerektiren hastalıkların habercisi olabileceğini belirtti. Bebeklerde bağırsak düğümlenmesi görülebiliyor Özellikle ilk bir yaşta görülen şiddetli karın ağrılarında bağırsak düğümlenmesinin akla gelmesi gerektiğini belirten Dr. Arslan, "İnvajinasyon olarak adlandırdığımız bu durum, bebeklerde ani başlayan şiddetli karın ağrısı ve safralı kusmayla kendini gösterebilir. Tanıda ultrason çoğu zaman yeterli oluyor. Hastaların büyük bölümünde cerrahiye gerek kalmadan tedavi uygulanabiliyor" dedi. İştahsızlıkla başlayan ağrı apandisit olabilir İki yaşından sonra çocuklarda acil karın ağrısının en sık nedenlerinden birinin apandisit olduğunu belirten Dr. Arslan, "Apandisit genellikle iştahsızlıkla başlar. Ardından geçmeyen karın ağrısı ortaya çıkar ve zamanla sağ alt karın bölgesine yerleşir. Muayene, kan tahlili ve ultrasonla tanı koyabiliyoruz. Günümüzde laparoskopik yöntemlerle oldukça konforlu ameliyatlar gerçekleştiriyoruz ve birçok hastamızı kısa sürede taburcu edebiliyoruz" diye konuştu. Karın ağrısına yol açan diğer acil durumlar arasında bağırsak dönmesi, erkek çocuklarda testis torsiyonu ve kız çocuklarda over torsiyonunun da bulunduğunu vurgulayan Dr. Arslan, bu durumların gecikmeden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kronik kabızlık en sık görülen nedenlerden biri Çocuklarda karın ağrısının en sık görülen nedenlerinden birinin kronik kabızlık olduğunu belirten Dr. Arslan, tedavi edilmeyen kabızlığın ilerleyen dönemde daha ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade etti. Dr. Arslan, "Basit gibi görünen kabızlık zamanında tedavi edilmezse dışkı kaçırma, idrar kaçırma, gündüz alt ıslatma ve psikolojik sorunlara kadar uzanan sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle çocukların tuvalet alışkanlıklarının doğru şekilde düzenlenmesi büyük önem taşıyor" dedi. Doğru tuvalet eğitimi tedavinin parçası Kronik kabızlık tedavisinde yalnızca ilaç kullanımının yeterli olmadığını belirten Dr. Arslan, "Muayene ve gerekli tetkiklerden sonra çocuklara doğru tuvalet alışkanlıklarını yeniden öğretiyoruz. Beslenme düzenini planlıyor, gerekli durumlarda medikal tedavi uyguluyoruz. Aile ve çocuğun iş birliğiyle kalıcı ve başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz" ifadelerini kullandı. Karın ağrısının her zaman basit bir şikâyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Arslan, özellikle şiddetli, tekrarlayan veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.