Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Karar Verme

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Karar Verme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karar Verme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Okullar açıldı, enfeksiyonlar arttı: Uzmanı salgın endişesine açıklık getirdi Haber

Okullar açıldı, enfeksiyonlar arttı: Uzmanı salgın endişesine açıklık getirdi

Okulların açılmasıyla çocuklarda boğaz ağrısı, ateş, öksürük, kusma, ishal ve döküntü gibi şikâyetlerle seyreden enfeksiyonlarda artış görülürken, uzmanlar bu durumun tek başına yeni bir salgın anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla bir arada bulunmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırdığını belirterek, salgın değerlendirmesi için epidemiyolojik veriler ve sürveyans sonuçlarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Medicana Çamlıca Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, okulların açılmasıyla çocuklarda enfeksiyon görülme sıklığının artmasının tek başına yeni bir salgın göstergesi olmadığını belirtti. Çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırdığını ifade eden Koçak, "Okulların açılmasıyla çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunması, bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırıyor. Bu dönemde farklı virüslerin aynı anda dolaşımda olması nedeniyle çocuklarda hastalıkların arttığını görmek olağandır" açıklaması yaptı. Okul ortamı enfeksiyonların yayılması için uygun zemin oluşturuyor Çocukların uzun saatler boyunca aynı sınıfta, serviste, oyun alanlarında ve ortak kullanım alanlarında bulunmasının enfeksiyonların kişiden kişiye geçişini kolaylaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Koçak, özellikle havalandırması yetersiz ve kalabalık kapalı ortamlarda solunum yoluyla bulaşan virüslerin yayılma riskinin arttığını söyledi. Prof. Dr. Koçak, "Bir çocuğun okula başlamasıyla birlikte yalnızca kendi enfeksiyon riski değil, ev içerisinde kardeşlerine ve ebeveynlerine bulaştırma ihtimali de artıyor. Bu nedenle okul dönemindeki enfeksiyonları yalnızca çocukların hastalanması olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çocuğun hastalanması, aile içerisinde bakım yükü ve iş gücü kaybı gibi sonuçları da beraberinde getirebiliyor. Solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımında kapalı ve kalabalık ortamların önemli bir rol oynadığı biliniyor" dedi. TOBB İklimlendirme Meclisi'nin İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum'da yaptığı ölçümlerde sınıflardaki karbondioksit seviyelerinin 5 bin ppm'e kadar çıktığının tespit edildiğini belirten Koçak, kabul edilebilir seviyenin 750-1000 ppm olduğunu ifade etti. Koçak, "CO2 seviyesinin 1000 ppm'in üzerinde olması karar verme performansının orta derecede azalmasına, 2 bin 500 ppm'in üzerine çıkması ise yüksek derecede düşmesine neden oluyor. Bu ortamlar hem çocukların dersi anlamalarını olumsuz etkiliyor hem de yakın mesafe nedeniyle karşılarındaki kişinin üst solunum yolu mikrobiyotasından etkilenerek daha fazla enfeksiyon etkenine maruz kalmalarına neden olabiliyor. Bu nedenle en azından sınıfların teneffüslerde düzenli olarak havalandırılması gerekiyor. El hijyeni ve hastalık belirtileri gösteren çocukların mümkün olduğunca diğer çocuklardan uzak tutulması da bulaşın azaltılması açısından önem taşıyor" ifadelerini kullandı. El-ayak-ağız hastalığı bu dönemde daha sık görülüyor Son dönemde özellikle küçük çocuklarda dikkat çeken hastalıklardan birinin de el-ayak-ağız hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Koçak, enterovirüslerin neden olduğu bu enfeksiyonun çocukluk çağında sık görüldüğünü söyledi. Hastalığın ılıman iklimlerde yaz sonu ve sonbahar başında daha fazla görülebildiğini belirten Koçak, "Hastalık genellikle ateş, halsizlik, iştahsızlık ve boğaz ağrısıyla başlayabiliyor. Ardından ağız içerisinde ağrılı yaralar ile el ve ayaklarda, bazen de diz, dirsek, kalça ve gövde gibi bölgelerde döküntüler ortaya çıkabiliyor. Ancak hastalığın ismine rağmen her çocukta el, ayak ve ağız bölgesinin tamamında döküntü görülmeyebiliyor" dedi. El-ayak-ağız hastalığının yeni ortaya çıkmış bir hastalık olmadığını vurgulayan Koçak, "Çocukluk çağında sık gördüğümüz viral enfeksiyonlardan biri. Özellikle kreş ve okul gibi çocukların yakın temas halinde olduğu ortamlarda daha kolay yayılabiliyor. Hastalığın yaz sonu ve sonbahar döneminde görülmesi de olağandışı bir durum değil" diye konuştu. Boğaz ağrısı ve kusma her zaman aynı enfeksiyonu göstermiyor Okul döneminde çocuklarda aynı anda farklı enfeksiyon etkenlerinin görülebildiğini belirten Prof. Dr. Koçak, boğaz ağrısı, ateş, kusma veya halsizlik gibi tek bir belirtiden yola çıkarak hastalığın hangi etkenden kaynaklandığının belirlenemeyeceğini ifade etti. Soğuk algınlığına çok sayıda farklı solunum yolu virüsünün neden olabildiğini kaydeden Koçak, influenza enfeksiyonunun ise özellikle kuzey yarımkürede kış aylarında daha belirgin hale geldiğini söyledi. Çocuklarda influenza sırasında bulantı, kusma ve ishal gibi gastrointestinal belirtilerin yetişkinlere kıyasla daha sık görülebildiğini belirtti. Prof. Dr. Koçak, "Boğaz ağrısı olan her çocuk grip değildir; kusan her çocukta da aynı etken söz konusu değildir. Viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından gastroenteritlere, streptokok kaynaklı boğaz enfeksiyonlarından el-ayak-ağız hastalığına kadar farklı tablolar benzer başlangıç belirtileri gösterebilir. Bu nedenle özellikle ateşin yüksek veya uzun sürmesi, çocuğun genel durumunun bozulması ya da sıvı alamaması gibi durumlarda çocuğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir" açıklamasında bulundu. Havaların soğuması bulaş açısından uygun şartlar oluşturabilir Son günlerde hava sıcaklıklarının kısa sürede düşmesiyle birlikte velilerin "Soğuk hava çocukları hasta ediyor mu?" sorusunu gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Koçak, tek başına havanın soğumasının enfeksiyona neden olmadığını söyledi. Koçak, "Enfeksiyonların nedeni virüs ve bakteriler gibi mikroorganizmalardır. Ancak mevsim değişikliğiyle birlikte insanların daha fazla kapalı ortamlarda bulunması, pencerelerin daha az açılması ve çocukların uzun süre kalabalık ortamlarda bir arada bulunması bulaş açısından uygun şartlar oluşturabilir" dedi. Solunum yolu virüslerinin kapalı ve kalabalık ortamlarda daha kolay yayılabildiğini ifade eden Koçak, bu nedenle havaların soğumasıyla birlikte sınıf ve evlerin düzenli olarak havalandırılmasının önem kazandığını söyledi. Çocuğu hastalanan velilerin dikkat etmesi gerekenler Çocuklarda enfeksiyonların kontrolünde ailelerin yanı sıra okulların yaklaşımının da önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Koçak, ateş, belirgin halsizlik, aktif kusma veya ishal, yoğun öksürük ya da bulaşıcı bir hastalığa işaret eden döküntüleri bulunan çocukların diğer çocuklarla yakın temasının sınırlandırılması gerektiğini ifade etti. El-ayak-ağız hastalığında yakın temas, tükürük ve solunum salgıları, dışkı ve döküntü sıvıları aracılığıyla bulaş gerçekleşebildiğini belirten Koçak, el yıkama, ortak kullanılan eşyaların temizliği ve hasta çocukla yakın temasın azaltılmasının önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Koçak, "Çocuğun okula gönderilip gönderilmeyeceği yalnızca ateşin olup olmamasına göre değerlendirilmemeli. Çocuğun genel durumu, hastalığın türü, bulaştırıcılık dönemi ve okulun uyguladığı sağlık politikaları birlikte göz önünde bulundurulmalı. Özellikle aktif kusma ve ishal, yüksek ateş, belirgin halsizlik veya yaygın döküntü gibi durumlarda çocuğun evde istirahat etmesi ve hekim değerlendirmesi uygun olacaktır" dedi. El hijyeni ve havalandırma en basit ama etkili önlemler arasında Okul döneminde enfeksiyonların yayılımını azaltmak için çocuklara küçük yaşlardan itibaren el hijyeni alışkanlığı kazandırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Koçak, özellikle tuvalet sonrası, yemeklerden önce ve okuldan eve geldikten sonra ellerin su ve sabunla yıkanmasının önem taşıdığını söyledi. Sınıfların düzenli havalandırılması, ortak kullanılan yüzeylerin temizliği, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve öksürme-hapşırma sırasında ağız ve burnun kapatılması gibi temel hijyen uygulamalarının da bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlayacağını ifade eden Koçak son olarak şunları söyledi: "Okulların açılmasıyla çocuklarda enfeksiyonların artması her yıl karşılaştığımız bir durum. Burada önemli olan paniğe kapılmak değil, bulaş zincirini azaltacak doğru alışkanlıkları günlük hayatın bir parçası haline getirmek. Hasta çocuğun dinlenmesi, gerektiğinde hekim tarafından değerlendirilmesi ve bulaşıcı olduğu dönemde diğer çocuklarla temasının azaltılması hem kendi sağlığı hem de okul topluluğunun korunması açısından önemlidir."

Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını etkiliyor! Haber

Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını etkiliyor!

Uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon ve karar verme süreçlerinde yavaşlamaya yol açabildiğini aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir.” dedi. Sıcak çarpmasının ise ciddi nörolojik hasarlara kadar ilerleyebilen bir tabloya neden olabileceğine dikkat çeken Alp, düzenli sıvı tüketimi ve doğru önlemlerle sıcaklığın beyin üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılabileceğini vurguladı. Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, aşırı sıcakların beyin fonksiyonları, bilişsel performans, ruh hali ve nörolojik sağlık üzerindeki etkileri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu. AŞIRI SICAKLAR BEYNE GİDEN KAN AKIMI VE OKSİJEN MİKTARINI AZALTABİLİYOR! Beynin, vücut ağırlığımızın yaklaşık yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen toplam enerjinin yaklaşık yüzde 20'sini tüketen son derece hassas bir organ olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Yüksek sıcaklıklarda organizma öncelikle vücut ısısını sabit tutmaya çalışır. Bu süreçte cilt damarları genişler, terleme artar ve dolaşım sistemi yeniden düzenlenir.” dedi. Ancak aşırı sıcak koşullarda sıvı ve elektrolit kaybı ortaya çıktığında beyne ulaşan kan akımı ve oksijenlenmenin etkilenebileceğine işaret eden Alp, “Bunun sonucunda dikkat, karar verme, işlem hızı ve yürütücü işlevler gibi üst düzey bilişsel süreçlerde geçici bozulmalar görülebilir. Ayrıca sıcaklık artışı, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan nörotransmitter sistemlerinin çalışma dengesini de etkileyebilir. Bu nedenle kişi kendisini daha yorgun, dalgın ve zihinsel olarak daha yavaş hissedebilir.” şeklinde konuştu. SICAK HAVA KARAR VERME SÜREÇLERİNİ YAVAŞLATABİLİR! Araştırmaların özellikle uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon, çalışma belleği ve problem çözme performansında azalmaya yol açabileceğini gösterdiğini dile getiren Zeynep Betül Alp, “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir. Sonuç olarak zihinsel performans düşebilir, hata yapma olasılığı artabilir ve karar verme süreçleri yavaşlayabilir. Özellikle yaşlı bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olan kişiler ve yoğun zihinsel performans gerektiren işlerde çalışanlar bu etkilerden daha fazla etkilenebilir.” ifadelerini kullandı. SUSUZLUK BEYİN FONKSİYONLARINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR! Dehidrasyonun, yani vücudun susuz kalmasının, beyin fonksiyonlarını doğrudan etkileyen önemli bir faktör olduğuna dikkat çeken Alp, şunları söyledi: “Beynin yaklaşık yüzde 75'i sudan oluşur ve sinir hücrelerinin sağlıklı çalışabilmesi için uygun sıvı-elektrolit dengesi gereklidir. Vücut sıvısı azaldığında kan hacmi düşer ve beynin beslenmesi zorlaşabilir. Bunun yanında sodyum ve potasyum gibi elektrolitlerdeki değişimler sinir hücrelerinin elektriksel iletişimini etkiler. Sonuç olarak dikkat azalması, zihinsel yavaşlama, unutkanlık hissi, baş ağrısı, reaksiyon süresinde uzama ve karar vermede güçlük görülebilir. Bazı çalışmalar, hafif düzeydeki sıvı kaybının bile bilişsel performansta ölçülebilir düşüşlere yol açabileceğini göstermektedir.” Sıcak çarpmasının tıbbi açıdan acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğuna dikkat çeken Zeynep Betül Alp, “Vücut sıcaklığı aşırı yükseldiğinde beyindeki koruyucu mekanizmalar yetersiz kalmaya başlar.” dedi. Bu süreçte kan-beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulabileceğini aktaran Alp, “Sinir hücrelerinde metabolik stres gelişebilir ve yaygın inflamatuvar yanıt ortaya çıkabilir. Aynı zamanda hücresel proteinler zarar görebilir, oksidatif stres artabilir ve bazı bölgelerde ödem gelişebilir. Klinik olarak bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, yönelim kaybı, davranış değişiklikleri, nöbetler ve ağır vakalarda koma görülebilir. Tedavi gecikirse kalıcı nörolojik hasar riski ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı. Yüksek sıcaklıkların uyku kalitesini bozabileceğini, fiziksel rahatsızlık hissini artırabileceğini ve kişinin stres toleransını azaltabileceğini vurgulayan Alp, “Bunun psikolojik sonuçları olarak gerginlik ve tahammülsüzlük ortaya çıkabilir. Öte yandan sıcaklık, beyindeki serotonin, dopamin ve diğer nörotransmitter sistemlerini de etkileyebilir. Dehidrasyon ve yorgunluk da sinir sisteminin işleyişini değiştirerek irritabiliteyi artırabilir. Bu nedenle sıcak havalarda görülen sinirlilik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin birlikte oluşturduğu bir tablo olarak değerlendirilmelidir.” diye konuştu. Beynimizi sıcak havanın olumsuz etkilerinden korumak için bazı önlemler alınabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Gün boyunca, susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketmek, özellikle öğle saatlerinde uzun süre doğrudan güneş altında kalmamak, kapalı ortamların yeterli havalandırılmasını sağlamak, düzenli ve kaliteli uyku almak, yoğun fiziksel aktiviteleri günün daha serin saatlerine planlamak gerekir. Yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireylerde sıcak stresine karşı daha dikkatli olunmalı. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin dengeli biçimde yerine konmasına özen gösterilmeli. Beyin fonksiyonlarının sağlıklı sürdürülebilmesi için en kritik unsur, vücudun sıvı ve sıcaklık dengesinin korunmasıdır. Basit gibi görünen bu önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına ve sıcaklığa bağlı nörolojik risklerin azalmasına önemli katkı sağlar.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.