Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Kanser

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Kanser haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kanser haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor Haber

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor

Kanser teşhis ve tedavisinde doğru zamanda doğru görüntüleme yönteminin seçilmesi büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, nükleer tıpta kullanılan yeni nesil moleküler görüntüleme yöntemleri, hastalığın yeri, yaygınlığı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı bilgiler elde edilebildiğini söyledi. Kanserlerin birbirinden farklı biyolojik özelliklere sahip olduğunu belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Tarık Elri, bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminin kullanılmadığını söyledi. "Her kanser aynı şekilde davranmıyor. Bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminden aynı sonucu beklemek doğru değildir" diyen Dr. Elri, "Günümüzde tümörün biyolojik özelliklerine göre geliştirilen moleküler görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalığın yeri, yaygınlığı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı bilgiler elde edilebiliyor. Bu bilgiler de tedavi planlamasına önemli katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı. Tümörleri hedefleyen özel moleküller kullanılıyor Moleküler görüntüleme yöntemlerinin temelinde, damar yoluyla verilen ve tümörün belirli özelliklerini hedef alan radyoaktif işaretleyici moleküllerin bulunduğunu belirten Dr. Elri, "Bu moleküller kanser hücresinin ya da tümör çevresindeki dokuların biyolojik özelliklerine bağlanıyor. Ardından PET/BT cihazı bu bölgeleri görüntüleyerek klasik yöntemlerle belirlermesi güç olabilen bazı odakların daha net değerlendirilmesini sağlıyor" diye konuştu. Görüntüleme yöntemi kanserin türüne göre belirleniyor Her kanser türünde aynı molekülün kullanılmadığını vurgulayan Dr. Tarık Elri, "Nöroendokrin tümörlerde ve prostat kanserinde tümör hücrelerinin yüzeyindeki özel reseptörleri hedefleyen görüntüleme yöntemlerinden yararlanıyoruz Mide, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer, özofagus ve meme kanseri gibi bazı tümörlerde ise tümörün çevresindeki bağ dokusunu hedefleyen FAPI molekülü sayesinde standart görüntülemeye kıyasla. bazı hastalarda hastalığın yaygınlığı daha güvenilir şekilde değerlendirilebiliyor" dedi. Hedefe yönelik görüntüleme tedaviye de ışık tutuyor Ga-68 DOTATATE yönteminin tümör hücrelerindeki somatostatin reseptörlerini hedef alması sayesinde nöroendokrin tümörlerde; Ga-68 PSMA PET/BT’nin ise tümör hücrelerinin yüzeyinde bulunan prostat spesifik membran antijenini (PSMA) hedef alarak prostat kanserinde hastalığın tanı ve takibinde en ileri görüntüleme yöntemleri olarak kullanıldığını belirten Dr. Tarık Elri "Bu yöntemler sayesinde hastalığı yüksek doğrulukla gösterebiliyor, milimetrik boyuttaki lezyonları ve lenf nodlarını dahi görüntüleyebiliyoruz. Tek çekimde tüm vücudun değerlendirilebilmesi de hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyuyor" dedi. Yöntemin yalnızca tümörün yerini göstermediğini de vurgulayan Dr. Elri, "Aynı zamanda hastanın hedefe yönelik radyonüklid tedavilere uygun olup olmadığını belirlememize de yardımcı oluyor. Böylece hastaya en uygun tedavi seçeneğini planlayabiliyoruz" ifadelerini kullandı. Ga-68 FAPI PET/BT’nin klasik yöntemlerden farklı bir bakış açısı sunduğunu belirten Dr. Tarık Elri, "Bu yöntem doğrudan kanser hücresini değil, tümörün büyümesine ve yayılmasına destek olan çevre dokuyu görüntülüyor. Bu özelliği sayesinde özellikle bazı kanser türlerinde standart FDG PET/BT ile görülemeyen odakların ortaya çıkarılmasına yardımcı olabiliyor" dedi. Karaciğer, pankreas, mide, özofagus, kolon-rektum kanserleri, meme kanserinin bazı alt tipleri ve sarkomlar başta olmak üzere çok sayıda kanser türünde bu yöntemin önemli bilgiler sağlayabildiğini belirten Dr. Elri, "Bazı hastalarda hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyabiliyor ve bu sayede en doğru tedavi seçeneğinin belirlenmesinde önemli katkılar sunuyor. Ayrıca ulaşılması güç bölgelerdeki şüpheli kitlelerin değerlendirilmesine imkan sağlayarak gereksiz biyopsilerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor" diye konuştu. Elde edilen görüntüler tedavi planını değiştirebiliyor Görüntüleme yöntemlerinin yalnızca tanı koymak amacıyla kullanılmadığını ifade eden Dr. Tarık Elri, "Elde edilen bilgiler sayesinde bazı hastalarda tedavi planı değişebiliyor, radyoterapi uygulanacak alan daha net belirlenebiliyor veya hedefe yönelik tedavilere uygunluk değerlendirilebiliyor. Amacımız hastaya en uygun tedavi yaklaşımını belirleyebilmek" dedi. İşlem sonrası günlük yaşama dönüş hızlı Bahsi geçen görüntüleme yöntemlerinin hasta açısından konforlu uygulamalar olduğunu belirten Dr. Tarık Elri, "Hastalar işlem sonrasında kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor. Radyasyon miktarı düşük olup bilinen ciddi bir yan etki bulunmuyor. Sadece önlem amacıyla işlem günü hamilelerden ve küçük çocuklardan uzak durulmasını öneriyoruz" dedi.

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir Haber

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir

Bilinç bulanıklığı, ani davranış değişiklikleri ve unutkanlık çoğu zaman stres ya da yorgunlukla ilişkilendirilse de bu belirtiler hayati risk taşıyan beyin iltihabının habercisi olabilir. Özellikle ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik bulguların acil değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, "Gecikilen her saat hastalığın seyrini ağırlaştırabilir" dedi. Beyin iltihabı, hem ani başlayan ağır belirtilerle hem de haftalar içinde sinsi ilerleyen bulgularla ortaya çıkabilen ciddi bir hastalık olarak dikkat çekiyor. Özellikle davranış değişiklikleri ve bilinçte dalgalanma gibi belirtiler hafife alınmaması gerekiyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, erken müdahalenin süreci farklı bir boyuta taşıdığının altını çizerek önemli uyarılarda bulundu. Ateş ve bilinç değişikliği birlikteyse dikkat Beyin iltihabının (ensefalit) en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğunu belirten Dr. Toplutaş, "Virüsler ve bakteriler nedeniyle gelişen beyin iltihabı genellikle ani başlar ve yüksek ateş, bilinç değişikliği, davranış bozukluğu, konuşma güçlüğü ve motor kayıplarla kendini gösterir. Bu tablo acil müdahale gerektirir ve tedavi süreci acil servisten itibaren başlatılmalıdır" dedi. Hastalığın her yaş grubunda görülebildiğini vurgulayan Dr. Toplutaş, etkenin belirlenmesiyle birlikte antiviral veya antibiyotik tedavilerin hızla başlandığını ifade etti. Tedavi gecikirse kalıcı hasar bırakabilir Tedavide gecikmenin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Dr. Toplutaş, "Bu hastalık tedavi edilmediğinde yalnızca ölüm riski oluşturmaz, aynı zamanda kalıcı nörolojik hasarlara, yani felç, konuşma bozukluğu ve bilişsel kayıplara da neden olabilir" diye konuştu. Bu nedenle belirtilerin erken fark edilmesinin ve hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Beyin iltihabı yalnızca enfeksiyon kaynaklı olmadığını belirten Dr. Toplutaş, son yıllarda daha sık tanı konulan otoimmün ve paraneoplastik ensefalitlere dikkat çekti. "Bu grupta hastalık ani değil, haftalar hatta aylar içinde gelişir. Unutkanlık, davranış değişiklikleri, konuşma bozukluğu, dengesizlik ve epileptik nöbetler gibi belirtilerle ortaya çıkabilir" dedi. Bağışıklık sistemi ve kanser etkili olabilir Bu tür beyin iltihabı mikrobik bir etken bulunamadığını belirten Dr. Toplutaş, "Bazı durumlarda bağışıklık sisteminin aşırı çalışması beyin dokusuna zarar verebilir. Bazı hastalarda ise vücutta bulunan bir kanserin ürettiği anormal proteinler beyin iltihabına neden olabilir. Bu nedenle bu hastalarda altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Beyin iltihabında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Toplutaş, "Ani gelişen bilinç değişikliği, ateş, davranış bozukluğu veya nöbet gibi durumlarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.

"Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkatle araştırılması gerekiyor" Haber

"Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkatle araştırılması gerekiyor"

Prof. Dr. Meral Günaldı, mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkatle araştırılması gerektiğini belirterek, "Mikroplastiklerin kanserle ilişkisi henüz kesin olarak kanıtlanmış değil ancak araştırmalar yakından takip edilmeli" dedi. Günümüzde plastik üretiminin ulaştığı boyut, çevrede gözle görülemeyen mikroplastik ve nanoplastik parçacıklarının da giderek yaygınlaşmasına neden oluyor. Hava, su ve toprakta bulunan bu parçacıkların insan vücudunda farklı doku ve biyolojik örneklerde tespit edilmesi, uzun vadeli sağlık etkileri konusunda önemli soruları gündeme getiriyor. Özellikle mikroplastikler ile kanser arasındaki olası ilişki, son yıllarda bilim dünyasının üzerinde yoğunlaştığı araştırma alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Liv Hospital Ulus Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Günaldı, mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkatle araştırılması gerektiğini belirterek, "Mikroplastiklerin farklı insan dokularında ve bazı tümör örneklerinde saptanması dikkat çekici bir bulgu. Ancak bir parçacığın tümör dokusunda bulunması, tek başına o parçacığın kansere neden olduğunu göstermez. Bugün için mikroplastik maruziyetinin insanlarda kanser görülme sıklığını doğrudan artırdığını ortaya koyan yeterli epidemiyolojik kanıt bulunmuyor. Bu nedenle mevcut verileri bilimsel temkinlilikle değerlendirmek gerekiyor" dedi. Prof. Dr. Günaldı, deneysel çalışmalarda mikroplastiklerin kronik inflamasyon, oksidatif stres, hormonal sistem ve hücre çoğalmasını düzenleyen bazı sinyal yolakları üzerindeki olası etkilerinin araştırıldığını ifade etti. Bazı çalışmalarda akciğer, kolorektal, mide, serviks, meme, pankreas ve prostat kanserleri gibi farklı kanser türlerine ait tümör dokularında mikroplastik parçacıklarının tespit edildiğini belirten Prof. Dr. Günaldı, "Bu bulgular mikroplastiklerin tümör biyolojisi üzerindeki olası etkilerinin araştırılması açısından önem taşıyor. Ancak laboratuvar ortamında ortaya konan mekanizmaların insanlarda doğrudan kanser nedeni olarak kabul edilebilmesi için daha kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç var" diye konuştu. Mikroplastikler kanser gelişimini nasıl etkileyebilir? Mikroplastiklerin olası etkilerinin birden fazla mekanizma üzerinden değerlendirildiğini söyleyen Prof. Dr. Günaldı, "Mikroplastiklerin hücrelerde inflamatuvar yanıtı ve oksidatif stresi artırabileceği, bunun hücresel hasar açısından önem taşıyabileceği düşünülüyor. Bunun yanı sıra plastik üretiminde kullanılan bazı kimyasalların hormonal sistem üzerindeki etkileri de araştırılıyor. PI3K/Akt/mTOR ve Wnt/-katenin gibi hücre büyümesi ve çoğalmasında rol oynayan sinyal yolakları da deneysel çalışmaların konusu. Ayrıca mikroplastiklerin yüzeylerinde bazı çevresel kirleticileri taşıyabilmesi, bu parçacıkların vücuttaki etkilerinin daha geniş bir çerçevede incelenmesini gerektiriyor" ifadelerini kullandı. "Mikroplastiklerin kanser yaptığını söylemek için henüz erken" Mikroplastiklerin yaygınlaşması ile özellikle bazı kanserlerin daha genç yaşlarda görülmesindeki artış arasında dikkat çekici bir zaman örtüşmesi bulunduğunu ancak bunun nedensellik anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Günaldı, "Son yıllarda 50 yaş altındaki bazı kanser türlerinde artış görülüyor. Ancak bu artışı yalnızca mikroplastik maruziyetiyle açıklamak mümkün değil. Obezite, hareketsiz yaşam, beslenme alışkanlıkları, alkol, sigara ve çevresel faktörler gibi çok sayıda değişken de aynı dönemde değişti. Dolayısıyla mikroplastikleri tek başına sorumlu tutmak bilimsel açıdan doğru olmaz" dedi. "Kanserden korunmada kanıtlanmış risk faktörleri öncelikli" Kanserden korunmada bilimsel olarak kanıtlanmış risk faktörlerine odaklanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Günaldı, "Sigara, tütün ürünleri ve alkolden uzak durmak, sağlıklı kiloyu korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, dengeli beslenmek ve yaşa ve kişisel risklere uygun kanser taramalarını ihmal etmemek kanserden korunmada en önemli adımlar arasında. Bunun yanında plastik kullanımını gereksiz yere artırmamak, sıcak yiyecek ve içecekleri plastik kaplarda uzun süre bekletmemek gibi pratik önlemlerle plastik kaynaklı maruziyetin azaltılması da makul bir yaklaşım olabilir" açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Meral Günaldı, mikroplastiklerin kanserle ilişkisi konusunda toplumda gereksiz bir endişe oluşturmadan, bilimsel gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Bugün elimizdeki veriler mikroplastiklerin tamamen zararsız olduğunu göstermiyor; ancak insanlarda kansere neden olduğunu kesin olarak ortaya koyan yeterli kanıt da bulunmuyor. Bu nedenle konuya ne gereksiz bir korkuyla ne de tamamen önemsizmiş gibi yaklaşmak gerekiyor. Mikroplastiklerin vücutta birikimi, biyolojik etkileri ve uzun vadeli sağlık sonuçlarının daha iyi anlaşılması için kapsamlı araştırmalara ihtiyaç var."

Cumhurbaşkanı ve NATO liderlerinin tercihi doğal manda yoğurduna yoğun ilgi Haber

Cumhurbaşkanı ve NATO liderlerinin tercihi doğal manda yoğurduna yoğun ilgi

Eskişehir’de merada otlayan hayvanların sütünden elde edilen ve tamamen doğal yöntemlerle üretilen manda yoğurdu, hem lezzetiyle hem de şifasıyla yoğun ilgi görüyor. Cumhurbaşkanı ve NATO toplantısındaki liderlerin de tadıp beğendiği manda yoğurdu, bağışıklık sistemini güçlendirici etkisiyle özellikle kanser hastaları, yaşlılar ve çocuklar tarafından tercih ediliyor. "NATO toplantısında liderler yoğurdumuzu tatmışlar, beğenmişler" Manda yoğurdunun yapım aşamalarını ve faydalarını anlatan üretici Emel Kale, ürünlerinin tamamen doğal bir süreçten geçtiğini vurgulayarak, "Cumhurbaşkanımızın sevdiği yoğurt, kaymak burada yapılıyor, ben yapıyorum. NATO toplantısında liderler yoğurdumuzu tatmışlar, beğenmişler. Özel yapan, doğal ve temiz yaptığımız için özelliği ondan geliyor. Sütümüz doğal, hayvanlarımız merada otlanıyor. Manda yoğurdunun hazırlanış basamaklar; sütümüzü süzdükten sonra kaynatıyoruz, belli bir dereceye getirip mayalıyoruz. 2,5 - 3 saatte mayalanıyor, dinlendirdikten sonra dolaba koyuyoruz ve bir gün sonra hazır bir şekilde veriyoruz. Manda sütü inek sütüne göre çok yağlı ve az olur ama kalsiyum, mineral açısından çok faydalıdır. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor; ağır kanser hastaları, yaşlılar ve çocuklar özellikle tercih ediyor. Türk Hava Kurumu’na gelen gençlerin aileleri aracılığıyla Hatay’a bile gönderdik. Uzak yerlerden gelenler yanlarına buz kalıbı koyup öyle götürüyorlar" ifadelerini kullandı. "Üç çeşit manda yoğurdu yapıyorum" Manda yoğurdu ve diğer süt ürünlerinin çeşitleri ile fiyatları hakkında detaylı bilgi veren 38 yaşındaki Emel Kale, "Manda yoğurdunun kilosu 200 TL. Üç çeşit manda yoğurdu yapıyorum; biri sırf manda sütünden yapılan yoğurt, diğeri yarım yağlı olarak kaymak altı sütüyle yapılan yoğurt, bir diğeri ise inek sütüyle manda sütünün karıştırılmasıyla elde edilen karışık yoğurt. Karışık yoğurdu 3 kiloluk bakırlara yapıyorum, onun fiyatı 250 TL. Kaymağın tabağı 600 TL, tereyağı da yapıyorum ve onun kilosu ise bin 200 TL. Türk Hava Kurumu’na gelenler aracılığıyla bizim ürünlerimiz de farklı şehirlere ulaşıyor" şeklinde konuştu.

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor Haber

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor

Kanser teşhis ve tedavisinde doğru zamanda doğru görüntüleme yönteminin seçilmesi büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, nükleer tıpta kullanılan yeni nesil moleküler görüntüleme yöntemleri, bazı kanser türlerinde hastalığın daha net değerlendirilmesine ve tedavi planının daha güvenilir şekilde oluşturulmasına katkı sağladığına dikkat çekti. Kanserlerin birbirinden farklı biyolojik özelliklere sahip olduğunu belirten Dr. Tarık Elri, bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminin kullanılmadığını söyledi. "Her kanser aynı şekilde davranmıyor. Bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminden aynı sonucu beklemek doğru değildir" diyen Dr. Elri, "Günümüzde tümörün biyolojik özelliklerine göre geliştirilen moleküler görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalığın yeri, yaygınlığı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı bilgiler elde edilebiliyor. Bu bilgiler de tedavi planlamasına önemli katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı. Tümörü görünür hale getiren moleküller kullanılıyor Moleküler görüntüleme yöntemlerinin temelinde, damar yoluyla verilen ve tümörün belirli özelliklerini hedef alan radyoaktif işaretleyici moleküllerin bulunduğunu belirten Dr. Elri, "Bu moleküller kanser hücresinin ya da tümör çevresindeki dokuların biyolojik özelliklerine bağlanıyor. Ardından PET/BT cihazı bu bölgeleri görüntüleyerek klasik yöntemlerle belirlermesi güç olabilen bazı odakların daha net değerlendirilmesini sağlıyor" diye konuştu. Kanser türüne göre farklı moleküller tercih ediliyor Her kanser türünde aynı molekülün kullanılmadığını vurgulayan Dr. Tarık Elri, "Nöroendokrin tümörlerde ve prostat kanserinde tümör hücrelerinin yüzeyindeki özel reseptörleri hedefleyen görüntüleme yöntemlerinden yararlanıyoruz Mide, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer, özofagus ve meme kanseri gibi bazı tümörlerde ise tümörün çevresindeki bağ dokusunu hedefleyen FAPI molekülü sayesinde standart görüntülemeye kıyasla. bazı hastalarda hastalığın yaygınlığı daha güvenilir şekilde değerlendirilebiliyor" dedi. Hedefe yönelik görüntüleme: Klinik Yaklaşımı Değiştiren Dönüm Noktası Ga-68 DOTATATE yönteminin tümör hücrelerindeki somatostatin reseptörlerini hedef alması sayesinde nöroendokrin tümörlerde; Ga-68 PSMA PET/BT'nin ise tümör hücrelerinin yüzeyinde bulunan prostat spesifik membran antijenini (PSMA) hedef alarak prostat kanserinde hastalığın tanı ve takibinde en ileri görüntüleme yöntemleri olarak kullanıldığını belirten Dr. Tarık Elri "Bu yöntemler sayesinde hastalığı yüksek doğrulukla gösterebiliyor, milimetrik boyuttaki lezyonları ve lenf nodlarını dahi görüntüleyebiliyoruz. Tek çekimde tüm vücudun değerlendirilebilmesi de hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyuyor" dedi. Yöntemin yalnızca tümörün yerini göstermediğini de vurgulayan Dr. Elri, "Aynı zamanda hastanın hedefe yönelik radyonüklid tedavilere uygun olup olmadığını belirlememize de yardımcı oluyor. Böylece hastaya en uygun tedavi seçeneğini planlayabiliyoruz" ifadelerini kullandı. Kanserin çevresini görüntüleyen farklı bir yaklaşım: Ga-68 FAPI PET/BT Ga-68 FAPI PET/BT'nin klasik yöntemlerden farklı bir bakış açısı sunduğunu belirten Dr. Tarık Elri, "Bu yöntem doğrudan kanser hücresini değil, tümörün büyümesine ve yayılmasına destek olan çevre dokuyu görüntülüyor. Bu özelliği sayesinde özellikle bazı kanser türlerinde standart FDG PET/BT ile görülemeyen odakların ortaya çıkarılmasına yardımcı olabiliyor" dedi. Karaciğer, pankreas, mide, özofagus, kolon-rektum kanserleri, meme kanserinin bazı alt tipleri ve sarkomlar başta olmak üzere çok sayıda kanser türünde bu yöntemin önemli bilgiler sağlayabildiğini belirten Dr. Elri, "Bazı hastalarda hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyabiliyor ve bu sayede en doğru tedavi seçeneğinin belirlenmesinde önemli katkılar sunuyor. Ayrıca ulaşılması güç bölgelerdeki şüpheli kitlelerin değerlendirilmesine imkan sağlayarak gereksiz biyopsilerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor" diye konuştu. Tedavi kararını etkileyebiliyor Görüntüleme yöntemlerinin yalnızca tanı koymak amacıyla kullanılmadığını ifade eden Dr. Tarık Elri, "Elde edilen bilgiler sayesinde bazı hastalarda tedavi planı değişebiliyor, radyoterapi uygulanacak alan daha net belirlenebiliyor veya hedefe yönelik tedavilere uygunluk değerlendirilebiliyor. Amacımız hastaya en uygun tedavi yaklaşımını belirleyebilmek" dedi. Hasta konforuna önem veriliyor Bahsi geçen görüntüleme yöntemlerinin hasta açısından konforlu uygulamalar olduğunu belirten Dr. Tarık Elri, " hastalar işlem sonrasında kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor. Radyasyon miktarı düşük olup bilinen ciddi bir yan etki bulunmuyor. Sadece önlem amacıyla işlem günü hamilelerden ve küçük çocuklardan uzak durulmasını öneriyoruz" dedi.

"Mighty Mouse" lakaplı efsane hayatını kaybetti Haber

"Mighty Mouse" lakaplı efsane hayatını kaybetti

İngiliz futbolunun unutulmaz isimlerinden Kevin Keegan, 20 Temmuz 2026 tarihinde 75 yaşında hayatını kaybetti. Yaklaşık yedi hafta önce dördüncü evre kanser teşhisi konulan efsane futbolcu ve teknik adam, tedavi sürecinin ardından yaşamını yitirdi. 1970'li ve 1980'li yıllara damga vuran Keegan, Scunthorpe United'da başlayan profesyonel kariyerini Liverpool, Hamburg, Southampton ve Newcastle United formalarıyla sürdürdü. Özellikle Liverpool'da kazandığı sayısız yerel ve uluslararası başarıyla kulüp tarihinin en önemli oyuncuları arasına girerken, Hamburg'da ise Bundesliga şampiyonluğu yaşayarak Avrupa futbolundaki etkisini sürdürdü. Ayrıca İngiltere Milli Takımı'nın uzun yıllar kaptanlığını üstlenerek ülke futbolunun simge isimlerinden biri haline geldi. Başarılarla dolu kariyeri boyunca 1978 ve 1979 yıllarında üst üste iki kez Ballon d'Or ödülünü kazanan Keegan, İngiliz futbol tarihinin en büyük bireysel başarılarından birine imza attı. Sahadaki bitmek bilmeyen enerjisi, mücadeleci yapısı ve fiziksel dezavantajlarına rağmen sergilediği üstün performans nedeniyle "Mighty Mouse" lakabıyla anılıyordu. Yaklaşık 1.73 metrelik boyuna rağmen hava toplarındaki etkinliği, cesur oyun tarzı ve rakiplerine karşı gösterdiği kararlılık, çizgi film karakteri Mighty Mouse'u andıran bu lakabın doğmasına neden olmuştu. Aktif futbol kariyerini sonlandırmasının ardından teknik direktörlüğe geçen Keegan; Newcastle United, Fulham, İngiltere Milli Takımı ve Manchester City'nin başında görev yaptı. Hücum futbolunu benimseyen anlayışı ve futbola olan tutkusu, teknik adamlık kariyerinde de onu İngiliz futbolunun en dikkat çeken isimlerinden biri haline getirdi. Hem futbolcu hem de teknik direktör kimliğiyle İngiliz futboluna derin izler bırakan Kevin Keegan, geride sayısız başarı, unutulmaz anı ve nesiller boyunca hatırlanacak bir miras bırakarak futbol dünyasına veda etti.

2025’te en fazla ölüm kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandı Haber

2025’te en fazla ölüm kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri'ni yayımladı. TÜİK verileri, ölüm nedenlerinde kalp ve damar hastalıklarının ağırlığını koruduğunu gösterirken, bebek ve çocuk ölümlerindeki düşüş ise halk sağlığı açısından dikkat çeken olumlu gelişmeler arasında yer aldı. Söz konusu istatistiki verilere göre, 2024 yılında 489 bin 734 olan ölüm sayısı, 2025 yılında 491 bin 684'e yükseldi. Hayatını kaybedenlerin yüzde 55,1'ini erkekler, yüzde 44,9'unu ise kadınlar oluşturdu. Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025 yılında bir önceki yılla aynı seviyede kalarak binde 5,7 olarak gerçekleşti. Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il binde 10,8 ile Sinop olurken, Kastamonu binde 10,2 ve Giresun binde 9,6 ile onu takip etti. En düşük kaba ölüm hızına sahip il ise binde 2,3 ile Şırnak oldu. Hakkari, Van, Batman ve Şanlıurfa da en düşük ölüm hızlarının görüldüğü iller arasında yer aldı. ÖLÜM NEDENLERİNDE İLK SIRA DOLAŞIM SİSTEMİ HASTALIKLARININ TÜİK verilerine göre 2025 yılında ölümlerin yüzde 34,7'si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Bu grubu yüzde 16,1 ile iyi ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları izledi. Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin alt nedenlerine bakıldığında, yüzde 42,3'ünü iskemik kalp hastalıkları, yüzde 24,6'sını diğer kalp hastalıkları ve yüzde 18,2'sini serebro-vasküler hastalıklar oluşturdu. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 47,7 ile Çanakkale oldu. Balıkesir, Hatay ve Burdur da üst sıralarda yer aldı. En düşük oran ise yüzde 25,4 ile Kilis'te görüldü. KANSER KAYNAKLI ÖLÜMLERDE AKCİĞER İLK SIRADA İyi ve kötü huylu tümörlere bağlı ölümler incelendiğinde, ölümlerin yüzde 28,9'unun gırtlak, soluk borusu, bronş ve akciğer kaynaklı kötü huylu tümörlerden kaynaklandığı belirlendi. Kanser kaynaklı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 22,4 ile Ağrı olurken, Van, Kocaeli, Ankara ve Elazığ da listenin üst sıralarında yer aldı. En düşük oran ise yüzde 9,7 ile Kilis'te kaydedildi. TÜİK verileri, bebek ve çocuk ölümlerinde olumlu bir tablo ortaya koydu. 2024 yılında 8 bin 484 olan bebek ölüm sayısı, 2025 yılında 6 bin 988'e geriledi. Buna bağlı olarak bebek ölüm hızı da binde 9,0'dan binde 7,8'e düştü. Doğumdan sonraki ilk beş yıl içinde ölüm olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı ise 2024 yılında binde 11,1 iken, 2025 yılında binde 9,5 olarak gerçekleşti

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.