Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Kanser

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Kanser haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kanser haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Açıklanamayan kilo kaybı bazı kanser türlerinin ilk belirtisi olabilir Haber

Açıklanamayan kilo kaybı bazı kanser türlerinin ilk belirtisi olabilir

Karabulut, "Özellikle kısa sürede belirgin şekilde kilo veren ve bunun nedenini açıklayamayan kişilerin bu durumu önemsemesi gerekiyor. Kilo kaybı her zaman kanser anlamına gelmez ancak bazı hastalıklarda erken değerlendirme fırsatı sağlayan önemli bir uyarı işareti olabilir" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Senem Karabulut, beslenme alışkanlıklarında veya fiziksel aktivite düzeyinde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen ortaya çıkan kilo kaybının çoğu zaman stres, yoğun çalışma temposu ya da iştahsızlık gibi nedenlere bağlanarak göz ardı edilebildiğini söyledi. Özellikle istemsiz ve devam eden kilo kaybının bazı ciddi hastalıkların ilk uyarı işaretlerinden biri olabileceğine dikkat çeken Karabulut, pankreas, mide, yemek borusu, akciğer ve bağırsak kanserleri başta olmak üzere bazı kanser türlerinde açıklanamayan kilo kaybının hastalığın ilk fark edilen belirtileri arasında yer alabildiğini belirtti. "6-12 ayda vücut ağırlığının yüzde 5'inin kaybedilmesi önemli bir uyarı" İstemsiz kilo kaybının değerlendirilmesinde kaybedilen kilonun miktarı kadar süresinin de önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Karabulut, şu ifadeleri kullandı: "Bir kişinin herhangi bir diyet uygulamadan veya fiziksel aktivitesini artırmadan 6 ila 12 ay içerisinde vücut ağırlığının yüzde 5'inden fazlasını kaybetmesi, tıbbi değerlendirme gerektiren önemli bir durumdur. Örneğin 70 kilogram ağırlığındaki bir kişinin istemsiz şekilde 3,5 kilogramdan fazla kaybetmesi dikkate alınmalıdır. Özellikle kilo kaybı devam ediyorsa, belirgin halsizlik, iştahsızlık veya başka şikâyetler eşlik ediyorsa değerlendirme geciktirilmemelidir. Burada önemli olan yalnızca tartıdaki rakam değil, kilo kaybının nedenidir." "Pankreas ve mide kanserlerinde kilo kaybı dikkat çekebilir" Bazı kanser türlerinin başlangıçta belirgin şikâyetlere yol açmayabildiğini ifade eden Karabulut, kilo kaybının farklı mekanizmalarla gelişebileceğini belirtti. "Özellikle pankreas, mide, yemek borusu, akciğer ve bağırsak kanserlerinde istemsiz kilo kaybıyla karşılaşabiliyoruz. Lenfoma gibi bazı kanser türlerinde de kilo kaybı önemli belirtilerden biri olabiliyor. Tümörün vücudun enerji kullanımını ve metabolik süreçlerini etkilemesi, iştahın azalması, besin alımının yetersiz kalması veya sindirim sistemindeki sorunlar kilo kaybına neden olabiliyor. Ancak bu belirtinin ortaya çıkması mutlaka kanserin erken evrede olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle kilo kaybının nedeninin zamanında araştırılması büyük önem taşıyor." "Kilo kaybına eşlik eden belirtiler göz ardı edilmemeli" Kilo kaybının diğer şikâyetlerle birlikte görülmesinin klinik açıdan daha fazla önem taşıyabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, şu değerlendirmede bulundu: "İstemsiz kilo kaybına uzun süren iştahsızlık, çabuk doyma, yutma güçlüğü, karın ağrısı, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan, geçmeyen öksürük, gece terlemesi veya açıklanamayan halsizlik eşlik ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni açıklanamayan kilo kayıplarını daha dikkatli değerlendiriyoruz. Her belirti tek başına farklı nedenlerden kaynaklanabilir ancak birden fazla şikâyetin birlikte görülmesi altta yatan hastalığın araştırılmasını gerektirebilir." "Her kilo kaybı kanser anlamına gelmiyor" İstemsiz kilo kaybının kanser dışındaki birçok hastalıkta da görülebildiğine dikkat çeken Karabulut, tiroit bezinin aşırı çalışması, diyabet, sindirim sistemi hastalıkları, kronik enfeksiyonlar ve bazı psikolojik sorunların da kilo kaybına yol açabileceğini belirtti. "Kilo kaybı yaşayan herkesin kanser olduğu düşünülmemeli. Ancak kişinin kendi kendine tanı koyması ya da kilo kaybını yalnızca strese bağlayarak uzun süre beklemesi de doğru değil. Hekim değerlendirmesinde kilo kaybının süresi, miktarı, eşlik eden belirtiler, kullanılan ilaçlar ve kişinin tıbbi geçmişi birlikte ele alınır. Gerekli görüldüğünde kan tetkikleri, görüntüleme yöntemleri veya endoskopik incelemelerle altta yatan neden araştırılır. Her hastaya aynı tetkiklerin yapılması yerine, kişiye özel bir değerlendirme planlanmalıdır." "Erken değerlendirme tedavi sürecinde fark oluşturabilir" Özellikle nedeni açıklanamayan kilo kaybının hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Senem Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı: "Kanserde erken tanı, uygun hastalarda tedavi seçeneklerini ve başarı şansını önemli ölçüde etkileyebiliyor. Ancak erken tanının ilk adımı, vücudumuzun verdiği uyarıları doğru değerlendirmekten geçiyor. Kişinin beslenmesini değiştirmediği hâlde giderek zayıflaması, özellikle başka belirtilerle birlikte görülüyorsa araştırılması gereken bir durumdur. Kilo kaybını yalnızca tartıdaki bir değişiklik olarak görmemek gerekiyor. Vücudumuzda nedeni açıklanamayan değişiklikler olduğunda gecikmeden hekime başvurmak, ciddi hastalıkların zamanında belirlenmesi açısından önem taşıyor."

Edirneli kadınlar kanseri müzikle, korkuyu dayanışmayla yendiler Haber

Edirneli kadınlar kanseri müzikle, korkuyu dayanışmayla yendiler

Edirne'de 80 kadının buluştuğu grupta 10 kadın kanseri geride bırakırken, kadınlar müzikle moral bulup dayanışmayla hayata tutunuyorlar. Kanserle mücadele eden kadınlar, darbukaların ritminde korkularını geride bırakıp umudu büyütüyor. 6 yıl önce meme kanserini yenen Sevgi Eryavaş'ın kendisine iyi gelen müziği başka kadınlarla paylaşmak amacıyla kurduğu "Sevgili Günebakanlar" ritim grubu, bugün 80 kadını aynı çatı altında buluşturuyor. Hem tedavisi devam eden hem de müzikle kanseri yenen kadınlardan oluşan grup, her hafta bir araya gelerek birbirine kenetleniyor. Bazen güldüler, bazen ağladılar ama bu zor günleri birbirlerine sarılarak atlattılar. Kimi kemoterapiden çıkıp ritim çalışmalarına katılıyor, kimi hastalığı geride bırakmanın mutluluğunu arkadaşlarıyla paylaşıyor. Her vuruşta korkularını biraz daha geride bırakan kadınlar, müziğin etrafında kurdukları dostlukla umudu büyütüyor. Edirneli Sevgi Eryavaş, 6 yıl önce meme kanseriyle mücadelesini kazanmasının ardından, tedavi sürecinde kendisine iyi gelen müziği başka kadınlarla da buluşturmak istedi. Bu düşünceyle kurduğu "Sevgili Günebakanlar" ritim grubu, zamanla büyüyerek onlarca kadının umut kapısı oldu. Haftada bir gün buluşan kadınlar, darbukalarıyla ritim tutarken yaşadıkları zorlu sürecin yükünü bir nebze olsun hafifletiyor. Bugüne kadar gruptaki 10 kadın kanseri yenerken, 4 kadının tedavisi ise devam ediyor. Grup, çeşitli organizasyonlarda sahne alarak müziğin birleştirici gücünü başka insanlarla da paylaşıyor. "Kemoterapiden çıkıp programa gittik" Grubun üyelerinden Fatma Çengel, bir arkadaşının tavsiyesiyle katıldığı grupta çok keyifli vakit geçirdiğini ve hastalığının aklına gelmediğini söyledi. Kanser olduğunu öğrendikten sonra da çalışmalara ve etkinliklere katılmayı sürdürdüğünü belirten Çengel, yaşadıklarını anlattı. Kemoterapiden çıkıp programa gittiğini belirten Çengel, "İyi ki başlamışım. Sevgi hocam sayesinde her programa katıldık, birlikte etkinlikler yaptık. Sevgi hocam benim yarı doktorumdu. Her kemoterapimden sonra arar, 'nasılsın, neredesin' diye sorardı. Arkadaşlarım da bana çok iyi davrandı. Kanser olduğumu, bu hastalığı atlattığımı bile anlamadan bugünlere geldim" dedi. Kansere yakalanan kadınlara tavsiyelerde bulunan Çengel, "Kadınlar evlerine kapanmasın, böyle programlara katılsınlar." dedi. "Burası bizim için tedavi merkezi gibi" Grubun kurucusu Sevgi Eryavaş, müziğin yalnızca hastalıkla mücadele eden kadınlara değil, herkesin yaşamına dokunabileceğini vurguladı. Birlikte geçirilen zamanın kadınlara moral verdiğini belirten Eryavaş, "Böyle bir grubu sadece hastalıkla ilişkilendirmeyelim. Herkesin eğlenmeye ihtiyacı var. Her hafta burada toplanıyoruz. Burası bizim için gerçek anlamda bir tedavi merkezi gibi oldu. Kanser oldum diye kimse evine kapanmasın, dertlenmesin. Burada oyunlarla, kahkahalarla akşamı geçiriyoruz. Arkadaşlarımı evlerine mutlu gönderiyorum" dedi. Kanser tanısı aldığında yaşadığı korkuyu da anlatan Eryavaş, hastalığın kendisine hayatı ve kendisini daha farklı değerlendirmeyi öğrettiğini söyledi. "Kanser bana güzel bir pencere açtı" Kanserin kendisine güzel bir pencere açtığını söyleyen Eryavaş, "Kendim için bir şey yapmayı bilmiyormuşum. Şimdi kendime yatırım yapıyorum, kendimi mutlu ediyorum. Müzik gerçekten çok iyi, hele ritim. O tınılar deniz dalgası gibi yayılıp gidiyor. Hepimize iyi geliyor" dedi. "Psikoloğumun tavsiyesiyle başladım" Grubun bir diğer üyesi Selma Kelam ise kemoterapi döneminde psikoloğunun tavsiyesiyle bir enstrüman çalmayı düşündüğünü, ardından darbukayla tanışarak gruba katıldığını söyledi. Ritmin kendisine iyi geldiğini belirten Kelam, "İyi ki gelmişim, bana şifa oldu. Darbukaya her vuruşumda sinirimi, öfkemi attım. Eşime, arkadaşlarıma ya da herhangi birine karşı duyduğum öfke darbukayla gitti. Kendim için bir şeyler yaptım. Her Perşembe buradayız, birbirimize şifa oluyoruz. Değişik bir şey" ifadelerini kullandı. Aynı ritimde buluşan kadınlar, kanserle mücadelenin yalnızca hastane koridorlarında değil, dayanışma, moral ve yaşam sevinciyle de sürdüğünü göstererek örnek oluyor.

"Pimpirikliler daha çok kanser oluyor" dedi, sebeplerini anlattı Haber

"Pimpirikliler daha çok kanser oluyor" dedi, sebeplerini anlattı

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı'nda düzenlenen söyleşide vatandaşlarla bir araya geldi. Söyleşinin ardından İHA'ya özel açıklamalarda bulunan Dizdar, kanser ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı. "Kanser hücresi aslında insan vücudunda var" Kanser hücresinin oluşum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dizdar, bölünmekte olan hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli bulunduğunu belirterek, "Kanser hücresi aslında insan vücudunda var. Daha doğrusu, bölünmekte olan bütün hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli var. Baktığınız zaman bunlar dönüşmüyorlar. 'Niye dönüşmüyor' dediğinizde, o zaman işte tıbbın aklı karışıyor. Tıp zannediyor ki bunların DNA'larında hasar yok, o yüzden kusursuz genetik yapıları nedeniyle dönüşmüyorlar. Halbuki ben diyorum ki, aslında bu hücreyi o şekilde tutan etrafında bir bağ dokusu var. Bakın ben burada ne yapıyorum? Arkaya rahat rahat yaslanıyorum. Niye. Çünkü demir beni tutuyor. Şimdi bu demir olmasa ben bu hareketi yaparsam ne olur. O zaman kanserleşme başlamış oluyor. O yüzden hücrenin potansiyeli var ama her zaman kontrol altında" dedi. "Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi" Bağışıklık sisteminin kanserleşmeye başlayan hücreler üzerindeki etkisine değinen Dizdar, vücudun bu hücrelerin bir kısmını kontrol altında tuttuğunu ifade ederek, "Belki her gün hayatımızda bunlar oluyor. Bir kısmını bağışıklık sistemi kontrol ediyor. Bağışıklık sisteminin yalnız hücreyi, hele hele kendi hücresini tanıyabilmesi için belli kodları olması lazım. Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi. Eğer o olmazsa, o zaman tanımıyor. Bir yandan şöyle bir durum da var; olay sadece bağışıklıkla ilgili değil. Bir savaş senaryosu, 'işte yakaladık bak, o bizden midir değil midir' muhabbeti yok. Etraf onu kontrol ediyor. Bir cins vücudun mahalle baskısı var hücre üzerine. Mahalle baskısı nedeniyle hücre düzenini kaybetmiyor" diye konuştu. "Kurcalarsanız çıkıyor" Tetkik ve görüntüleme imkanlarının yaygınlaşmasıyla bazı bulguların daha sık tespit edildiğini kaydeden Dr. Dizdar, özellikle ultrason kullanımındaki artışa dikkati çekti. Dizdar, şöyle devam etti: "Bakın 'pimpirikliler daha çok kanser oluyor' desem, inanın bana çünkü gidip kurcalıyor. Kurcalarsanız çıkıyor. Hepimizin tiroidinde nodül var. Amerika'daki istatistiklere bakıyorsunuz, 1997'de nodüller böyle zıplıyor. 'Ne oldu ya' diyorsun, 'Nasıl böyle uçtu bu' Çünkü ultrason kullanıma giriyor. Ultrason dediğimiz yöntem şu an her yerde var ama ben mecburi hizmette 1988'de Batman'dayken bir tane ultrason vardı, o da çarşıdaki sevgili arkadaşımızın muayenehanesindeydi. E şimdi artık her muayenehanede ultrason olunca biraz da fazladan tanıya gidiyor. O yüzden çok kurcalatmayın diyorum. Pimpiriklilerin de sık sık meme kanseri çıkartmalarının nedeni fazla kurcalatmaları." "Ne deriye, ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz" Kanser hücrelerinin farklı organlara yayılımı anlamına gelen metastazın neden bazı organlarda daha sık görüldüğüne de değinen Dr. Yavuz Dizdar, bu konunun tıpta halen tartışıldığını belirtti. Dizdar, vücuttaki doku miktarı dikkate alındığında kas dokusunda daha fazla metastaz beklenebileceğini belirterek, "Doku miktarına baktığın zaman, insan vücudunsa en çok doku aslında kas dokusu. Dolayısıyla da bir şey eğer yerleşecekse kasa yerleşmesi en büyük ihtimal diye düşünüyorsun. Ne deriye, ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz ama karaciğer ve akciğere görüyoruz. Acaba bu bizim mantığımız gibi kolonizasyon metastazı mı, yani oradan kalkan hücreler oraya yerleşip çoğalıyorlar mı; yoksa vücut genel olarak mı bir biçim değişimine giriyor, bunun cevabı verilemedi tıpta" dedi. "Yaşlılık ekstra risk getiriyor" Kanser riskinin yaşla birlikte artmasına ilişkin de bilgilendirmelerde bulunan Dizdar, yaşla birlikte hasarın arttığı yönünde teorik açıklamalar bulunduğunu ifade ederek, "Yaşla birlikte hasar artıyor diye bir teorik açıklama var ama kural değil bu. Ben size söyleyeyim, 90 yaşına gelip de hiçbir şey geçirmeyen çok da insan var. Üstelik baktığınız zaman da bunlar günlük yaşamda aktifler. İnsanlar yaşla birlikte pimpirikleniyor. Pimpiriklenince bunların bir kısmından bu kanserin aslında hasat mevsimi gelince bulunacağını biliyoruz. Yani benim yaşımda birinin prostatında illaki nodül vardır diye düşünebilirsin. Eğer çok daha iyi bakarsan 50 yaşında da bulursun ama 70 yaşında kesin vardır. Bu kanser midir, değil ama bakarsan mikroskopik olarak evet, prostat karsinomu tanısını alırsın. O yüzden yaşlılık ekstra risk getiriyor, yaştan ötürü" diye konuştu. "Kanserde ilk tedavide çok başarılı oluyoruz" Kanser tedavisinin başlangıçta etkili olmasına rağmen bazı hastalarda ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Dizdar, sözlerini şöyle noktaladı: "İlk başta işe yarayıp etkisini kaybetmesinin bir açıklamasını, hücrelerin buna adapte olması olarak açıklıyoruz. İlk başta hücrelerin bir kısmı bundan kayboluyor, gidiyor fakat bazı hücreler de etkilenmediği için onlar çoğalıp diğerlerinin yerini alıyor. Çünkü kanserde biz primer tedavi, ilk yaptığımız tedavide çok başarılı oluyoruz. Sorun 3 ay sonra, 6 ay sonra bunun yinelemesi oluyor. Bunu mesela şu ana kadar çözebilen kimse yok. Hep gizli kalmış hücreler tekrar aktive oluyor. Dolayısıyla bir yıl kemoterapi şeklinde uzamasının aslında altında yatan gerekçe bu mantık dışı yaklaşım. Belki de olay öyle değil, belki de biz yanlış yere bakıyoruz. Onu daha ileride tartışacağız."

Bandırmasporlu Tolga Kalender 25 yaşında hayatını kaybetti Haber

Bandırmasporlu Tolga Kalender 25 yaşında hayatını kaybetti

Bandırmaspor Kulübü, Tolga Kalender'in vefatının ardından resmi sosyal medya hesaplarından başsağlığı mesajı yayımladı. Kulübün mesajında, Kalender'in ailesine, yakınlarına, takım arkadaşlarına, sevenlerine ve tüm Bandırmaspor camiasına başsağlığı dileğinde bulunuldu. Futbol kariyerinde birçok takımda forma giydi 17 Ağustos 2001 tarihinde Mersin'de dünyaya gelen Tolga Kalender, futbol kariyerine genç yaşlarda başladı. Savunmanın merkezinde görev yapan Kalender; Tuzlaspor, Başakşehir U19, Adana Demirspor, Bayrampaşaspor ve Diyarbekirspor formalarını giydi. Kalender, 2024-2025 sezonunda Adana Demirspor formasıyla Süper Lig'de 25 karşılaşmada görev aldı. Genç futbolcu, aynı sezon Türkiye Kupası'nda da 2 maçta forma giydi. Sezon sonunda Bandırmaspor'a transfer olan Kalender, bordo-beyazlı ekipte 2025-2026 sezonunda Trendyol 1. Lig'de 15 karşılaşmada görev yaptı. Türkiye Futbol Federasyonu kayıtlarında Kalender'in Bandırmaspor ile sözleşmesinin 11 Temmuz 2025 tarihinde başladığı ve 30 Haziran 2027 tarihine kadar devam ettiği görülüyor. Futbol camiasından başsağlığı mesajları Tolga Kalender'in vefatının ardından daha önce formasını giydiği Adana Demirspor da başsağlığı mesajı yayımladı. Kulüp tarafından yayımlanan mesajda Kalender'in ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileğinde bulunuldu. Bandırmaspor Kulübü de yayımladığı mesajda, "Acımız büyük, kaybımız tarifsizdir. Mekânı cennet olsun. Başımız sağ olsun." açıklamasında bulundu. Kalender'in cenazesinin bugün ikindi namazının ardından Adana'daki Kabasakal Mezarlığı'nda toprağa verileceği bildirildi. Edinilen bilgilere göre, bir süredir kanser tedavisi gören Tolga Kalender, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor Haber

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor

Kanser teşhis ve tedavisinde doğru zamanda doğru görüntüleme yönteminin seçilmesi büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, nükleer tıpta kullanılan yeni nesil moleküler görüntüleme yöntemleri, hastalığın yeri, yaygınlığı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı bilgiler elde edilebildiğini söyledi. Kanserlerin birbirinden farklı biyolojik özelliklere sahip olduğunu belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Tarık Elri, bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminin kullanılmadığını söyledi. "Her kanser aynı şekilde davranmıyor. Bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminden aynı sonucu beklemek doğru değildir" diyen Dr. Elri, "Günümüzde tümörün biyolojik özelliklerine göre geliştirilen moleküler görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalığın yeri, yaygınlığı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı bilgiler elde edilebiliyor. Bu bilgiler de tedavi planlamasına önemli katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı. Tümörleri hedefleyen özel moleküller kullanılıyor Moleküler görüntüleme yöntemlerinin temelinde, damar yoluyla verilen ve tümörün belirli özelliklerini hedef alan radyoaktif işaretleyici moleküllerin bulunduğunu belirten Dr. Elri, "Bu moleküller kanser hücresinin ya da tümör çevresindeki dokuların biyolojik özelliklerine bağlanıyor. Ardından PET/BT cihazı bu bölgeleri görüntüleyerek klasik yöntemlerle belirlermesi güç olabilen bazı odakların daha net değerlendirilmesini sağlıyor" diye konuştu. Görüntüleme yöntemi kanserin türüne göre belirleniyor Her kanser türünde aynı molekülün kullanılmadığını vurgulayan Dr. Tarık Elri, "Nöroendokrin tümörlerde ve prostat kanserinde tümör hücrelerinin yüzeyindeki özel reseptörleri hedefleyen görüntüleme yöntemlerinden yararlanıyoruz Mide, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer, özofagus ve meme kanseri gibi bazı tümörlerde ise tümörün çevresindeki bağ dokusunu hedefleyen FAPI molekülü sayesinde standart görüntülemeye kıyasla. bazı hastalarda hastalığın yaygınlığı daha güvenilir şekilde değerlendirilebiliyor" dedi. Hedefe yönelik görüntüleme tedaviye de ışık tutuyor Ga-68 DOTATATE yönteminin tümör hücrelerindeki somatostatin reseptörlerini hedef alması sayesinde nöroendokrin tümörlerde; Ga-68 PSMA PET/BT’nin ise tümör hücrelerinin yüzeyinde bulunan prostat spesifik membran antijenini (PSMA) hedef alarak prostat kanserinde hastalığın tanı ve takibinde en ileri görüntüleme yöntemleri olarak kullanıldığını belirten Dr. Tarık Elri "Bu yöntemler sayesinde hastalığı yüksek doğrulukla gösterebiliyor, milimetrik boyuttaki lezyonları ve lenf nodlarını dahi görüntüleyebiliyoruz. Tek çekimde tüm vücudun değerlendirilebilmesi de hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyuyor" dedi. Yöntemin yalnızca tümörün yerini göstermediğini de vurgulayan Dr. Elri, "Aynı zamanda hastanın hedefe yönelik radyonüklid tedavilere uygun olup olmadığını belirlememize de yardımcı oluyor. Böylece hastaya en uygun tedavi seçeneğini planlayabiliyoruz" ifadelerini kullandı. Ga-68 FAPI PET/BT’nin klasik yöntemlerden farklı bir bakış açısı sunduğunu belirten Dr. Tarık Elri, "Bu yöntem doğrudan kanser hücresini değil, tümörün büyümesine ve yayılmasına destek olan çevre dokuyu görüntülüyor. Bu özelliği sayesinde özellikle bazı kanser türlerinde standart FDG PET/BT ile görülemeyen odakların ortaya çıkarılmasına yardımcı olabiliyor" dedi. Karaciğer, pankreas, mide, özofagus, kolon-rektum kanserleri, meme kanserinin bazı alt tipleri ve sarkomlar başta olmak üzere çok sayıda kanser türünde bu yöntemin önemli bilgiler sağlayabildiğini belirten Dr. Elri, "Bazı hastalarda hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyabiliyor ve bu sayede en doğru tedavi seçeneğinin belirlenmesinde önemli katkılar sunuyor. Ayrıca ulaşılması güç bölgelerdeki şüpheli kitlelerin değerlendirilmesine imkan sağlayarak gereksiz biyopsilerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor" diye konuştu. Elde edilen görüntüler tedavi planını değiştirebiliyor Görüntüleme yöntemlerinin yalnızca tanı koymak amacıyla kullanılmadığını ifade eden Dr. Tarık Elri, "Elde edilen bilgiler sayesinde bazı hastalarda tedavi planı değişebiliyor, radyoterapi uygulanacak alan daha net belirlenebiliyor veya hedefe yönelik tedavilere uygunluk değerlendirilebiliyor. Amacımız hastaya en uygun tedavi yaklaşımını belirleyebilmek" dedi. İşlem sonrası günlük yaşama dönüş hızlı Bahsi geçen görüntüleme yöntemlerinin hasta açısından konforlu uygulamalar olduğunu belirten Dr. Tarık Elri, "Hastalar işlem sonrasında kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor. Radyasyon miktarı düşük olup bilinen ciddi bir yan etki bulunmuyor. Sadece önlem amacıyla işlem günü hamilelerden ve küçük çocuklardan uzak durulmasını öneriyoruz" dedi.

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir Haber

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir

Bilinç bulanıklığı, ani davranış değişiklikleri ve unutkanlık çoğu zaman stres ya da yorgunlukla ilişkilendirilse de bu belirtiler hayati risk taşıyan beyin iltihabının habercisi olabilir. Özellikle ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik bulguların acil değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, "Gecikilen her saat hastalığın seyrini ağırlaştırabilir" dedi. Beyin iltihabı, hem ani başlayan ağır belirtilerle hem de haftalar içinde sinsi ilerleyen bulgularla ortaya çıkabilen ciddi bir hastalık olarak dikkat çekiyor. Özellikle davranış değişiklikleri ve bilinçte dalgalanma gibi belirtiler hafife alınmaması gerekiyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, erken müdahalenin süreci farklı bir boyuta taşıdığının altını çizerek önemli uyarılarda bulundu. Ateş ve bilinç değişikliği birlikteyse dikkat Beyin iltihabının (ensefalit) en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğunu belirten Dr. Toplutaş, "Virüsler ve bakteriler nedeniyle gelişen beyin iltihabı genellikle ani başlar ve yüksek ateş, bilinç değişikliği, davranış bozukluğu, konuşma güçlüğü ve motor kayıplarla kendini gösterir. Bu tablo acil müdahale gerektirir ve tedavi süreci acil servisten itibaren başlatılmalıdır" dedi. Hastalığın her yaş grubunda görülebildiğini vurgulayan Dr. Toplutaş, etkenin belirlenmesiyle birlikte antiviral veya antibiyotik tedavilerin hızla başlandığını ifade etti. Tedavi gecikirse kalıcı hasar bırakabilir Tedavide gecikmenin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Dr. Toplutaş, "Bu hastalık tedavi edilmediğinde yalnızca ölüm riski oluşturmaz, aynı zamanda kalıcı nörolojik hasarlara, yani felç, konuşma bozukluğu ve bilişsel kayıplara da neden olabilir" diye konuştu. Bu nedenle belirtilerin erken fark edilmesinin ve hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Beyin iltihabı yalnızca enfeksiyon kaynaklı olmadığını belirten Dr. Toplutaş, son yıllarda daha sık tanı konulan otoimmün ve paraneoplastik ensefalitlere dikkat çekti. "Bu grupta hastalık ani değil, haftalar hatta aylar içinde gelişir. Unutkanlık, davranış değişiklikleri, konuşma bozukluğu, dengesizlik ve epileptik nöbetler gibi belirtilerle ortaya çıkabilir" dedi. Bağışıklık sistemi ve kanser etkili olabilir Bu tür beyin iltihabı mikrobik bir etken bulunamadığını belirten Dr. Toplutaş, "Bazı durumlarda bağışıklık sisteminin aşırı çalışması beyin dokusuna zarar verebilir. Bazı hastalarda ise vücutta bulunan bir kanserin ürettiği anormal proteinler beyin iltihabına neden olabilir. Bu nedenle bu hastalarda altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Beyin iltihabında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Toplutaş, "Ani gelişen bilinç değişikliği, ateş, davranış bozukluğu veya nöbet gibi durumlarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.

"Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkatle araştırılması gerekiyor" Haber

"Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkatle araştırılması gerekiyor"

Prof. Dr. Meral Günaldı, mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkatle araştırılması gerektiğini belirterek, "Mikroplastiklerin kanserle ilişkisi henüz kesin olarak kanıtlanmış değil ancak araştırmalar yakından takip edilmeli" dedi. Günümüzde plastik üretiminin ulaştığı boyut, çevrede gözle görülemeyen mikroplastik ve nanoplastik parçacıklarının da giderek yaygınlaşmasına neden oluyor. Hava, su ve toprakta bulunan bu parçacıkların insan vücudunda farklı doku ve biyolojik örneklerde tespit edilmesi, uzun vadeli sağlık etkileri konusunda önemli soruları gündeme getiriyor. Özellikle mikroplastikler ile kanser arasındaki olası ilişki, son yıllarda bilim dünyasının üzerinde yoğunlaştığı araştırma alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Liv Hospital Ulus Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Günaldı, mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkatle araştırılması gerektiğini belirterek, "Mikroplastiklerin farklı insan dokularında ve bazı tümör örneklerinde saptanması dikkat çekici bir bulgu. Ancak bir parçacığın tümör dokusunda bulunması, tek başına o parçacığın kansere neden olduğunu göstermez. Bugün için mikroplastik maruziyetinin insanlarda kanser görülme sıklığını doğrudan artırdığını ortaya koyan yeterli epidemiyolojik kanıt bulunmuyor. Bu nedenle mevcut verileri bilimsel temkinlilikle değerlendirmek gerekiyor" dedi. Prof. Dr. Günaldı, deneysel çalışmalarda mikroplastiklerin kronik inflamasyon, oksidatif stres, hormonal sistem ve hücre çoğalmasını düzenleyen bazı sinyal yolakları üzerindeki olası etkilerinin araştırıldığını ifade etti. Bazı çalışmalarda akciğer, kolorektal, mide, serviks, meme, pankreas ve prostat kanserleri gibi farklı kanser türlerine ait tümör dokularında mikroplastik parçacıklarının tespit edildiğini belirten Prof. Dr. Günaldı, "Bu bulgular mikroplastiklerin tümör biyolojisi üzerindeki olası etkilerinin araştırılması açısından önem taşıyor. Ancak laboratuvar ortamında ortaya konan mekanizmaların insanlarda doğrudan kanser nedeni olarak kabul edilebilmesi için daha kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç var" diye konuştu. Mikroplastikler kanser gelişimini nasıl etkileyebilir? Mikroplastiklerin olası etkilerinin birden fazla mekanizma üzerinden değerlendirildiğini söyleyen Prof. Dr. Günaldı, "Mikroplastiklerin hücrelerde inflamatuvar yanıtı ve oksidatif stresi artırabileceği, bunun hücresel hasar açısından önem taşıyabileceği düşünülüyor. Bunun yanı sıra plastik üretiminde kullanılan bazı kimyasalların hormonal sistem üzerindeki etkileri de araştırılıyor. PI3K/Akt/mTOR ve Wnt/-katenin gibi hücre büyümesi ve çoğalmasında rol oynayan sinyal yolakları da deneysel çalışmaların konusu. Ayrıca mikroplastiklerin yüzeylerinde bazı çevresel kirleticileri taşıyabilmesi, bu parçacıkların vücuttaki etkilerinin daha geniş bir çerçevede incelenmesini gerektiriyor" ifadelerini kullandı. "Mikroplastiklerin kanser yaptığını söylemek için henüz erken" Mikroplastiklerin yaygınlaşması ile özellikle bazı kanserlerin daha genç yaşlarda görülmesindeki artış arasında dikkat çekici bir zaman örtüşmesi bulunduğunu ancak bunun nedensellik anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Günaldı, "Son yıllarda 50 yaş altındaki bazı kanser türlerinde artış görülüyor. Ancak bu artışı yalnızca mikroplastik maruziyetiyle açıklamak mümkün değil. Obezite, hareketsiz yaşam, beslenme alışkanlıkları, alkol, sigara ve çevresel faktörler gibi çok sayıda değişken de aynı dönemde değişti. Dolayısıyla mikroplastikleri tek başına sorumlu tutmak bilimsel açıdan doğru olmaz" dedi. "Kanserden korunmada kanıtlanmış risk faktörleri öncelikli" Kanserden korunmada bilimsel olarak kanıtlanmış risk faktörlerine odaklanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Günaldı, "Sigara, tütün ürünleri ve alkolden uzak durmak, sağlıklı kiloyu korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, dengeli beslenmek ve yaşa ve kişisel risklere uygun kanser taramalarını ihmal etmemek kanserden korunmada en önemli adımlar arasında. Bunun yanında plastik kullanımını gereksiz yere artırmamak, sıcak yiyecek ve içecekleri plastik kaplarda uzun süre bekletmemek gibi pratik önlemlerle plastik kaynaklı maruziyetin azaltılması da makul bir yaklaşım olabilir" açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Meral Günaldı, mikroplastiklerin kanserle ilişkisi konusunda toplumda gereksiz bir endişe oluşturmadan, bilimsel gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Bugün elimizdeki veriler mikroplastiklerin tamamen zararsız olduğunu göstermiyor; ancak insanlarda kansere neden olduğunu kesin olarak ortaya koyan yeterli kanıt da bulunmuyor. Bu nedenle konuya ne gereksiz bir korkuyla ne de tamamen önemsizmiş gibi yaklaşmak gerekiyor. Mikroplastiklerin vücutta birikimi, biyolojik etkileri ve uzun vadeli sağlık sonuçlarının daha iyi anlaşılması için kapsamlı araştırmalara ihtiyaç var."

Cumhurbaşkanı ve NATO liderlerinin tercihi doğal manda yoğurduna yoğun ilgi Haber

Cumhurbaşkanı ve NATO liderlerinin tercihi doğal manda yoğurduna yoğun ilgi

Eskişehir’de merada otlayan hayvanların sütünden elde edilen ve tamamen doğal yöntemlerle üretilen manda yoğurdu, hem lezzetiyle hem de şifasıyla yoğun ilgi görüyor. Cumhurbaşkanı ve NATO toplantısındaki liderlerin de tadıp beğendiği manda yoğurdu, bağışıklık sistemini güçlendirici etkisiyle özellikle kanser hastaları, yaşlılar ve çocuklar tarafından tercih ediliyor. "NATO toplantısında liderler yoğurdumuzu tatmışlar, beğenmişler" Manda yoğurdunun yapım aşamalarını ve faydalarını anlatan üretici Emel Kale, ürünlerinin tamamen doğal bir süreçten geçtiğini vurgulayarak, "Cumhurbaşkanımızın sevdiği yoğurt, kaymak burada yapılıyor, ben yapıyorum. NATO toplantısında liderler yoğurdumuzu tatmışlar, beğenmişler. Özel yapan, doğal ve temiz yaptığımız için özelliği ondan geliyor. Sütümüz doğal, hayvanlarımız merada otlanıyor. Manda yoğurdunun hazırlanış basamaklar; sütümüzü süzdükten sonra kaynatıyoruz, belli bir dereceye getirip mayalıyoruz. 2,5 - 3 saatte mayalanıyor, dinlendirdikten sonra dolaba koyuyoruz ve bir gün sonra hazır bir şekilde veriyoruz. Manda sütü inek sütüne göre çok yağlı ve az olur ama kalsiyum, mineral açısından çok faydalıdır. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor; ağır kanser hastaları, yaşlılar ve çocuklar özellikle tercih ediyor. Türk Hava Kurumu’na gelen gençlerin aileleri aracılığıyla Hatay’a bile gönderdik. Uzak yerlerden gelenler yanlarına buz kalıbı koyup öyle götürüyorlar" ifadelerini kullandı. "Üç çeşit manda yoğurdu yapıyorum" Manda yoğurdu ve diğer süt ürünlerinin çeşitleri ile fiyatları hakkında detaylı bilgi veren 38 yaşındaki Emel Kale, "Manda yoğurdunun kilosu 200 TL. Üç çeşit manda yoğurdu yapıyorum; biri sırf manda sütünden yapılan yoğurt, diğeri yarım yağlı olarak kaymak altı sütüyle yapılan yoğurt, bir diğeri ise inek sütüyle manda sütünün karıştırılmasıyla elde edilen karışık yoğurt. Karışık yoğurdu 3 kiloluk bakırlara yapıyorum, onun fiyatı 250 TL. Kaymağın tabağı 600 TL, tereyağı da yapıyorum ve onun kilosu ise bin 200 TL. Türk Hava Kurumu’na gelenler aracılığıyla bizim ürünlerimiz de farklı şehirlere ulaşıyor" şeklinde konuştu.

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor Haber

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor

Kanser teşhis ve tedavisinde doğru zamanda doğru görüntüleme yönteminin seçilmesi büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, nükleer tıpta kullanılan yeni nesil moleküler görüntüleme yöntemleri, bazı kanser türlerinde hastalığın daha net değerlendirilmesine ve tedavi planının daha güvenilir şekilde oluşturulmasına katkı sağladığına dikkat çekti. Kanserlerin birbirinden farklı biyolojik özelliklere sahip olduğunu belirten Dr. Tarık Elri, bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminin kullanılmadığını söyledi. "Her kanser aynı şekilde davranmıyor. Bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminden aynı sonucu beklemek doğru değildir" diyen Dr. Elri, "Günümüzde tümörün biyolojik özelliklerine göre geliştirilen moleküler görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalığın yeri, yaygınlığı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı bilgiler elde edilebiliyor. Bu bilgiler de tedavi planlamasına önemli katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı. Tümörü görünür hale getiren moleküller kullanılıyor Moleküler görüntüleme yöntemlerinin temelinde, damar yoluyla verilen ve tümörün belirli özelliklerini hedef alan radyoaktif işaretleyici moleküllerin bulunduğunu belirten Dr. Elri, "Bu moleküller kanser hücresinin ya da tümör çevresindeki dokuların biyolojik özelliklerine bağlanıyor. Ardından PET/BT cihazı bu bölgeleri görüntüleyerek klasik yöntemlerle belirlermesi güç olabilen bazı odakların daha net değerlendirilmesini sağlıyor" diye konuştu. Kanser türüne göre farklı moleküller tercih ediliyor Her kanser türünde aynı molekülün kullanılmadığını vurgulayan Dr. Tarık Elri, "Nöroendokrin tümörlerde ve prostat kanserinde tümör hücrelerinin yüzeyindeki özel reseptörleri hedefleyen görüntüleme yöntemlerinden yararlanıyoruz Mide, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer, özofagus ve meme kanseri gibi bazı tümörlerde ise tümörün çevresindeki bağ dokusunu hedefleyen FAPI molekülü sayesinde standart görüntülemeye kıyasla. bazı hastalarda hastalığın yaygınlığı daha güvenilir şekilde değerlendirilebiliyor" dedi. Hedefe yönelik görüntüleme: Klinik Yaklaşımı Değiştiren Dönüm Noktası Ga-68 DOTATATE yönteminin tümör hücrelerindeki somatostatin reseptörlerini hedef alması sayesinde nöroendokrin tümörlerde; Ga-68 PSMA PET/BT'nin ise tümör hücrelerinin yüzeyinde bulunan prostat spesifik membran antijenini (PSMA) hedef alarak prostat kanserinde hastalığın tanı ve takibinde en ileri görüntüleme yöntemleri olarak kullanıldığını belirten Dr. Tarık Elri "Bu yöntemler sayesinde hastalığı yüksek doğrulukla gösterebiliyor, milimetrik boyuttaki lezyonları ve lenf nodlarını dahi görüntüleyebiliyoruz. Tek çekimde tüm vücudun değerlendirilebilmesi de hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyuyor" dedi. Yöntemin yalnızca tümörün yerini göstermediğini de vurgulayan Dr. Elri, "Aynı zamanda hastanın hedefe yönelik radyonüklid tedavilere uygun olup olmadığını belirlememize de yardımcı oluyor. Böylece hastaya en uygun tedavi seçeneğini planlayabiliyoruz" ifadelerini kullandı. Kanserin çevresini görüntüleyen farklı bir yaklaşım: Ga-68 FAPI PET/BT Ga-68 FAPI PET/BT'nin klasik yöntemlerden farklı bir bakış açısı sunduğunu belirten Dr. Tarık Elri, "Bu yöntem doğrudan kanser hücresini değil, tümörün büyümesine ve yayılmasına destek olan çevre dokuyu görüntülüyor. Bu özelliği sayesinde özellikle bazı kanser türlerinde standart FDG PET/BT ile görülemeyen odakların ortaya çıkarılmasına yardımcı olabiliyor" dedi. Karaciğer, pankreas, mide, özofagus, kolon-rektum kanserleri, meme kanserinin bazı alt tipleri ve sarkomlar başta olmak üzere çok sayıda kanser türünde bu yöntemin önemli bilgiler sağlayabildiğini belirten Dr. Elri, "Bazı hastalarda hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyabiliyor ve bu sayede en doğru tedavi seçeneğinin belirlenmesinde önemli katkılar sunuyor. Ayrıca ulaşılması güç bölgelerdeki şüpheli kitlelerin değerlendirilmesine imkan sağlayarak gereksiz biyopsilerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor" diye konuştu. Tedavi kararını etkileyebiliyor Görüntüleme yöntemlerinin yalnızca tanı koymak amacıyla kullanılmadığını ifade eden Dr. Tarık Elri, "Elde edilen bilgiler sayesinde bazı hastalarda tedavi planı değişebiliyor, radyoterapi uygulanacak alan daha net belirlenebiliyor veya hedefe yönelik tedavilere uygunluk değerlendirilebiliyor. Amacımız hastaya en uygun tedavi yaklaşımını belirleyebilmek" dedi. Hasta konforuna önem veriliyor Bahsi geçen görüntüleme yöntemlerinin hasta açısından konforlu uygulamalar olduğunu belirten Dr. Tarık Elri, " hastalar işlem sonrasında kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor. Radyasyon miktarı düşük olup bilinen ciddi bir yan etki bulunmuyor. Sadece önlem amacıyla işlem günü hamilelerden ve küçük çocuklardan uzak durulmasını öneriyoruz" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.