Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Kan Şekeri

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Kan Şekeri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kan Şekeri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Pankreas kanserini işaret eden bu altı belirtiyi önemseyin Haber

Pankreas kanserini işaret eden bu altı belirtiyi önemseyin

Erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilen pankreas kanseri çoğunlukla başka bir hastalık için doktora gidildiğinde ortaya çıkıyor. Genetik faktörler, ileri yaş ve sigara kullanımı kişide risk faktörünü artırabiliyor. En önemli belirtileri arasında sarılık, açıklanamayan kilo kaybı, karın ve sırt ağrısı bulunan pankreas tümörlerinde erken tanı tedavide önemli katkı sağlıyor. Tümörün evresine ve hastanın sağlık durumuna göre planlanan tedavilerde günümüzde uygulanmaya başlanan robotik cerrahi yöntemler erken iyileşme sağlayarak hastanın konforunu önemli ölçüde artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Emin Köse, pankreas tümörlerinin türlerine, belirtilerine, risk faktörlerine ve güncel tedavi yöntemlerine yönelik bilgi verdi. Pankreas hem sindirim hem de kan şekeri kontrolünde görev alıyor Pankreasın vücuttaki işlevini anlatan Dr. Emin Köse, "Midenin arkasında, karın boşluğunun üst bölümünde yer alan pankreas, sindirim sisteminin ve hormon dengesinin önemli organlarından biridir. Pankreasın dış salgı işleviyle üretilen enzimler, besinlerin özellikle yağ, protein ve karbonhidratların sindirilmesine yardımcı olmaktadır. İç salgı işleviyle üretilen insülin ve glukagon gibi hormonlar ise kan şekeri düzeyinin düzenlenmesinde rol oynamaktadır. Pankreasta gelişen tümörler, hücrelerin kökenine ve özelliklerine göre farklı gruplara ayrılmaktadır. Ekzokrin tümörler, pankreasın sindirim enzimlerini üreten hücrelerinden veya kanallarından kaynaklanmaktadır ve pankreas kanserlerinin büyük bölümünü oluşturmaktadır" dedi. Çoğu zaman tesadüfen ortaya çıkıyor "Pankreasın karın boşluğunun derininde yer alması ve erken evrede belirgin şikâyetlere yol açmaması, hastalığın tanısını güçleştirebilmektedir. Belirtiler tümörün pankreasın baş, gövde veya kuyruk bölümünde yerleşmesine, büyüklüğüne ve çevre dokularla ilişkisine göre değişmektedir" diyen Köse, pankreas tümörlerinde dikkat edilmesi gereken başlıca belirtileri şöyle sıraladı: Sarılık: Ciltte ve göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, dışkı renginde açılma ve kaşıntı görülebilmektedir. Özellikle pankreasın baş kısmındaki tümörler safra kanalına baskı yaparak sarılığa neden olabilmektedir. Karın ve sırt ağrısı: Üst karın bölgesinde başlayan ve sırta yayılabilen, devamlılık gösteren veya giderek artan ağrılar ortaya çıkabilmektedir. İstem dışı kilo kaybı: Beslenme düzeninde belirgin bir değişiklik olmaksızın kilo kaybı ve iştahsızlık gelişebilmektedir. Sindirim sorunları: Şişkinlik, bulantı, hazımsızlık ve dışkılama alışkanlıklarında değişiklik görülebilmektedir. Halsizlik ve yorgunluk: Hastalığa eşlik eden metabolik değişiklikler ve beslenme sorunları kişinin günlük yaşamını etkileyebilmektedir. Kan şekeri değişiklikleri: Daha önce diyabet tanısı bulunmayan kişilerde yeni başlayan diyabet veya mevcut diyabette kan şekeri kontrolünün bozulması, özellikle başka belirtilerle birlikte ortaya çıktığında değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Sigara kullanımı ve ileri yaş pankreas kanseri riskini artırıyor Prof. Dr. Emin Köse, genetik faktörler, ileri yaş, yaşam tarzı ve sigara kullanımının kişide pankreas tümörü riskini artırdığını belirterek, "Ayrıca kronik pankreatit, obezite ve diyabet de riski artırmaktadır. Pankreas tümörlerinin tanı ve tedavi planlaması, hastanın şikâyetlerine ve tıbbi öyküsüne göre planlanmaktadır. Fizik muayene ve kan testlerinin ardından, klinik gereklilik doğrultusunda bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve endoskopik ultrasonografi gibi yöntemlerden yararlanılabilmektedir. Kan testleri, karaciğer ve safra yollarının durumunu değerlendirmeye yardımcı olurken bazı hastalarda CA 19-9 gibi tümör belirteçleri de incelenmelidir. Ancak bu belirteçler tek başına kanser tanısı koymak için yeterli değildir. Gerekli görülen durumlarda endoskopik ultrasonografi eşliğinde biyopsi yapılarak dokudan örnek alınabilmektedir. Tanı aşamasında yalnızca tümörün varlığının belirlenmesi değil, türünün, büyüklüğünün, çevre damarlarla ilişkisinin ve uzak organlara yayılımının değerlendirilmesi de önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. Tümörün yerine göre farklı cerrahi yöntemler uygulanıyor Pankreas cerrahisinde uygulanacak ameliyatın tipi, tümörün pankreasın hangi bölümünde yer aldığına ve çevre dokularla ilişkisine göre belirlendiğini söyleyen Prof. Dr. Emin Köse, ameliyat yöntemlerini şöyle anlattı: "Pankreasın baş bölümündeki tümörlerde Whipple ameliyatı uygulanmaktadır. Bu işlemde pankreasın başı ile birlikte safra yolunun bir bölümü, onikiparmak bağırsağı ve gerekli görülen diğer komşu dokular çıkarılmaktadır. Pankreasın gövde veya kuyruk bölümündeki tümörlerde ise distal pankreatektomi adı verilen, pankreasın ilgili bölümünün çıkarılmasını içeren cerrahi yöntem tercih edilebilmektedir. Hastalığın özelliklerine göre dalağın alınması da gerekebilmektedir. Bazı özel durumlarda pankreasın tamamının çıkarılması, yani total pankreatektomi gündeme gelebilmektedir. Bu ameliyatın ardından insülin üretimi ve sindirim enzimi işlevleri için ömür boyu tıbbi destek gerekmektedir. Dolayısıyla cerrahi yöntemin belirlenmesinde tümörün tamamen çıkarılabilmesi kadar, ameliyat sonrasında hastanın yaşamını nasıl sürdüreceği de dikkate alınmaktadır. Bazı hastalarda tümörün çevre damarlarla ilişkisi nedeniyle doğrudan ameliyat mümkün olmayabilmektedir. Bu hastaların bir bölümünde, onkolojik ilaç tedavileri uygulandıktan sonra yeniden değerlendirme yapılarak cerrahi seçeneği tekrar ele alınabilmektedir. Ancak bu yaklaşım her hasta için uygun değildir; karar, hastalığın yaygınlığı ve tedaviye verdiği yanıt doğrultusunda verilmelidir." Hastaya özel uygulanan robotik cerrahi tedavi konforunu artırıyor "Geleneksel açık cerrahinin yanı sıra uygun hastalarda laparoskopik veya robotik cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Robotik cerrahinin uygun hastalarda daha küçük kesilerle uygulanabilmesi; ameliyat sonrası ağrının azalmasına, iyileşme sürecinin kolaylaşmasına ve erken taburcu olma imkanı sunmaktadır" diyen Prof. Dr. Emin Köse, "Bununla birlikte, bu avantajlar hastanın durumuna ve uygulanan ameliyatın kapsamına göre değişmektedir. Robotik yöntem her pankreas tümöründe ve her merkezde uygulanamamakta; ameliyatın güvenliği, tümörün tamamen çıkarılabilmesi ve cerrahi ekibin deneyimi yöntem seçiminde belirleyici olmaktadır. Pankreas tümörlerinde cerrahi tedavinin temel hedefi, uygun hastalarda tümörün güvenli biçimde tamamen çıkarılması ve hastalığın kontrol altına alınmasına katkı sağlanmasıdır. Bu nedenle cerrahi yöntem seçilirken yalnızca teknolojik olanaklar değil, hastalığın biyolojik özellikleri, tedavinin olası yararları ve riskleri ile hastanın genel durumu birlikte değerlendirilmektedir. Dünyada sadece seçkin merkezlerde uygulanabilen robotik pankreas ameliyatları ülkemizde de uygulanabilmekte ve tecrübeli ekipler ile yüz güldürücü sonuçlara ulaşılmaktadır" diyerek sözlerini noktaladı.

İnsülin direnci ve meme kanseri arasındaki ilişkiye dikkat Haber

İnsülin direnci ve meme kanseri arasındaki ilişkiye dikkat

Ekim ayı meme kanserinde erken tanı ve farkındalığın artırılması amacıyla çeşitli çalışmaların yürütüldüğü önemli bir dönem olurken, hastalıkla ilişkili risk faktörleri arasında metabolik sağlık da öne çıkıyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, insülin direnci, yüksek insülin düzeyleri ve metabolik bozuklukların meme kanseri riskiyle ilişkisine dikkat çekerek, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve metabolik değerlerin takip edilmesinin önemini vurguladı. İnsülin direnci ile meme kanseri arasındaki ilişkinin tek bir mekanizma üzerinden açıklanamayacağını belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) gibi metabolik sinyallerin hücrelerin büyüme ve çoğalma süreçlerinde rol oynadığını ifade etti. IGF-1 düzeyleri ile meme kanseri riski arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş kapsamlı çalışmalar da bu biyolojik mekanizmaların meme kanseri açısından önem taşıyabileceğine işaret ediyor. Meme kanseri farkındalığı yalnızca taramadan ibaret değil Meme kanserinde erken tanının öneminin altını çizen Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, farkındalığın yalnızca meme kontrolleriyle sınırlı düşünülmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu: "Kadınların meme sağlığı konusunda tarama programlarına ve hekim kontrollerine gereken özeni göstermesi büyük önem taşıyor. Bunun yanında genel sağlık durumunun ve metabolik risklerin de göz ardı edilmemesi gerekiyor. Fazla kilo, abdominal yağlanma, fiziksel hareketsizlik ve metabolik bozukluklar yalnızca diyabet ve kalp-damar hastalıkları açısından değil, bazı kanser türleri açısından da önem taşıyan faktörler arasında değerlendiriliyor." Dünya Kanser Araştırma Fonu ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından değerlendirilen bilimsel veriler de metabolik açıdan sağlıksız obezite fenotipleri ile özellikle menopoz sonrası meme kanseri arasında ilişki bulunduğuna işaret ediyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları metabolik sağlığın temelini oluşturuyor İnsülin direncinin yönetiminde yaşam tarzı değişikliklerinin temel bir yere sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, yeterli uyku ve sağlıklı vücut ağırlığının korunmasının önemine dikkat çekti ve ekledi: "Düzenli fiziksel aktivite, özellikle aerobik egzersiz ile direnç egzersizlerinin birlikte uygulanması, insülin duyarlılığının desteklenmesine katkı sağlar. Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve sağlıklı yağ kaynaklarının öne çıktığı dengeli bir beslenme modeli; rafine şeker ve aşırı işlenmiş gıdaların sınırlandırılması da metabolik sağlık açısından önemlidir. Kilo fazlası bulunan bireylerde uygun ve sürdürülebilir kilo kaybı, insülin duyarlılığı başta olmak üzere pek çok metabolik göstergenin iyileşmesine katkı sağlayabilir." Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, kişilerin yalnızca kan şekeri değerlerine bakarak metabolik sağlıklarını değerlendirmemeleri gerektiğini belirterek "Kan şekeri normal olan bir kişinin de metabolik açıdan riskleri olabilir. Bu nedenle kilo, bel çevresi, kan şekeri, HbA1c, kan yağları ve kişinin genel sağlık öyküsü bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Hangi testlerin gerekli olduğuna ise kişinin yaşına, kilosuna, aile öyküsüne ve diğer risk faktörlerine göre hekimi karar vermelidir" ifadelerini kullandı. Meme kanseri farkındalık ayının, kadınların yalnızca meme sağlığı konusunda değil, genel sağlıkları konusunda da farkındalık kazanmaları için bir fırsat olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, "Erken tanı için önerilen meme kanseri taramalarını aksatmamak kadar, sağlıklı bir metabolizmayı korumak da uzun vadeli sağlık açısından önem taşıyor. Sağlığımızı korumak, tek bir organa değil, bütüncül olarak vücudumuza bakmayı gerektiriyor" dedi.

Bir fincan kahvedeki gizli kalori Haber

Bir fincan kahvedeki gizli kalori

Uzmanlar, kahve tüketiminde fincan sayısından çok toplam kafein miktarına ve kişinin beslenme düzenine dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Günlük yaşamın vazgeçilmez içeceklerinden biri haline gelen kahve, kilo kontrolü yapanların da sıkça tercih ettiği seçenekler arasında yer alıyor. Ancak kahvenin yanında tüketilen tatlı, bisküvi ve benzeri yiyecekler fark edilmeden günlük kalori alımını artırabiliyor. Medicana Ataköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, kahve tüketiminin kişinin kafein duyarlılığı, beslenme düzeni, uyku alışkanlıkları ve sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Sade Türk kahvesinin kalorisi düşük "Kilo kontrolü açısından değerlendirildiğinde, şekersiz Türk kahvesi düşük kalorili bir içecek olarak beslenme planında yer alabilir" diyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Kahvenin enerji değerini asıl artıran unsurlar ise içerisine eklenen şeker ve yanında tüketilen yüksek kalorili yiyeceklerdir. Bu nedenle kilo verme sürecinde olan kişilerin kahveyi tamamen hayatından çıkarması gerekmeyebilir. Ancak kahve tüketiminin yanında farkında olmadan düzenli şekilde tatlı tüketilmesi, günlük enerji alımının yükselmesine neden olabilir" şeklinde görüş verdi. Lokum ya da çikolataya dikkat "Kahvenin kendisinden çok, kahve molasının nasıl değerlendirildiğine dikkat etmek gerekiyor" diyen Uzm. Dyt. Yılmaz, "Sade kahve ile birlikte her gün lokum, çikolata veya başka bir tatlı tüketmek zaman içerisinde fark edilenden daha fazla enerji alımına neden olabilir. Türk kahvesinin yanında lokum ikram edilmesi kültürel bir gelenek olsa da beslenme açısından kahvenin yanında mutlaka lokum tüketilmesi gerekmiyor. Özellikle kilo kontrolü hedefleyen kişilerin lokumu her kahve tüketiminde rutin haline getirmek yerine, porsiyon ve tüketim sıklığına dikkat etmesi önem taşıyor. Lokum tüketilecekse miktarın küçük tutulması ve bunun günlük beslenme düzeninin bütünü içerisinde değerlendirilmesi gerekiyor" dedi. Bitterse bile sınırsız yenmez Kahvenin yanında çikolata tüketmenin de tamamen yasaklanması gereken bir alışkanlık olmadığına değinen Uzm. Dyt. Yılmaz, "Yüksek kakao içeren bitter çikolata küçük porsiyonlarda tercih edilebilir. Bununla birlikte bitter çikolatanın da enerji içerdiği unutulmamalı. "Bitter" olması, sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmiyor. Kahvenin yanında tatlı tüketmek fizyolojik bir zorunluluk değil, çoğu zaman bir alışkanlıktır. Kişi bu alışkanlığın farkında olarak porsiyonunu kontrol edebilir. Örneğin küçük bir porsiyon çikolata ile yetinmek, büyük miktarlarda tatlı tüketmekten farklıdır" diye görüş verdi. Türk kahvesi doğrudan zayıflatmaz "Kahve ve özellikle kafein, metabolizma ve enerji harcaması üzerinde bazı etkiler oluşturabilse de Türk kahvesini doğrudan bir zayıflama veya yağ yakma yöntemi olarak görmek doğru değil" diyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Kilo kaybının temelini sürdürülebilir bir enerji dengesi, yeterli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve kişinin yaşam tarzına uygun alışkanlıklar oluşturuyor. Bu nedenle kahveyi "yağ yakıcı" bir ürün gibi değerlendirmek yerine, dengeli beslenme düzeninin içerisinde uygun miktarda tüketilebilecek bir içecek olarak görmek gerekiyor" diye konuştu. Aç karnına kahve herkes için uygun olmayabilir Kahvenin aç veya tok karnına tüketilmesi konusunda herkes için geçerli tek bir kural bulunmadığını kaydeden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz şöyle konuştu: "Ancak özellikle mide hassasiyeti, reflü veya kahve sonrasında mide yanması yaşayan kişilerin aç karnına kahve tüketmekten kaçınması gerekebilir. Kişide mide yanması, rahatsızlık, çarpıntı veya huzursuzluk gibi yakınmalar ortaya çıkıyorsa kahvenin miktarı ve tüketim zamanı yeniden değerlendirilmelidir. Kahvenin içerdiği kafein, bazı kişilerde uykuya dalmayı zorlaştırabilir veya uyku kalitesini etkileyebilir. Bu nedenle özellikle kafeine duyarlı kişilerin öğleden sonra ve akşam saatlerinde kahve tüketimine dikkat etmesi gerekiyor. Sağlıklı yetişkinlerde günlük toplam kafein miktarının değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü yalnızca Türk kahvesi değil; çay, filtre kahve, enerji içecekleri, kola ve kakao içeren bazı ürünler de günlük kafein alımına katkıda bulunabiliyor. Bu nedenle gün içerisindeki tüm kafein kaynaklarının birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor. Özellikle çarpıntı, huzursuzluk, titreme, mide rahatsızlığı veya uyku problemi yaşayan kişilerin kahve tüketimini azaltması ve kişisel toleranslarını dikkate alması gerekiyor." Kahvenin yanında su içilmeli mi Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Türk kahvesinin yanında su ikram edilmesi hem kültürel hem de pratik açıdan güzel bir alışkanlık. Ancak kahvenin vücudu "susuz bıraktığı" düşüncesi nedeniyle suyun yalnızca kahve içildiği için tüketilmesi gerektiği şeklinde kesin bir yaklaşım doğru değil. Günlük sıvı ihtiyacının temel kaynağı sudur ve kahve tüketen kişilerin gün boyunca yeterli su içmeye devam etmesi önemlidir. Ek olarak şekersiz kahve içemeyenler kahveye tarçın ekleyebilir. Tarçın kahveye aroma kazandırabilir ve şeker kullanımını azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak tarçını tek başına kan şekeri kontrolü veya kilo kaybı sağlayan bir yöntem olarak değerlendirmemek gerekir" şeklinde görüş verdi. Sağlıklı kahve molası nasıl olmalı "Türk kahvesinden keyif almak için yanında mutlaka tatlı tüketmek gerekmiyor" diyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Şekersiz bir Türk kahvesi, yanında su ve kişinin günlük beslenme planına uygun küçük bir eşlikçiyle birlikte tüketilebilir. Burada önemli olan kahveyi yasaklar veya faydalar üzerinden değerlendirmek yerine, miktarını, zamanını ve beraberindeki yiyecekleri dengeli şekilde planlamak. Özellikle kilo kontrolünde küçük görünen ancak sık tekrarlanan kahve yanı atıştırmalıkları toplam enerji alımını önemli ölçüde etkileyebilir" ifadelerini kullandı.

Diyabete karşı güçlü birliktelik Haber

Diyabete karşı güçlü birliktelik

Bursa Büyükşehir Belediye Bandosu’nun konseriyle başlayan şenlikte, yüzlerce çocuk arkadaşları ve aileleriyle keyifli vakit geçirdi. 10 yıldır aralıksız gerçekleşen şenlikte, uzmanlar ve aileler birbirleriyle bilgi ve deneyim paylaşımında bulunarak, farkındalığa dikkat çektiler. "Diyabet hayallerinizden büyük değil" Şenlikte açılış konuşmasını yapan Bursa Tip 1 Diyabetliler Derneği Başkanı Yadigâr Aydın, derneğin kuruluşundan bugüne kadar gelmesinde emeği bulunan herkese teşekkür ederken, ailelerin bir araya geldiği bu şenlikle, tip 1 diyabet farkındalığı konusunda güçlü bir birliktelik oluşturduklarını söyledi. Tip 1 diyabetle yaşayan ve bu hastalıkla yaşamayı öğrenen tüm çocuk ve gençleri kutlayarak, onların gösterdiği mücadeleye dikkat çeken Aydın, "Diyabet hayallerinizden büyük değil. Bu mücadelede hepimiz bir arada olduğumuz ve birbirimize güç verdiğimiz sürece, hayallerimizi gerçekleştirmemiz için hiçbir engel kalmayacaktır" diye konuştu. "Biz büyük bir aileyiz" Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Endokrin Uzmanı ve Bursa Tip 1 Diyabetliler Derneği kurucu başkan yardımcısı Prof. Dr. Erdal Eren, şenliğin çocuklara yalnız olmadıklarını göstermek açısından önemli olduğunu vurguladı. Tip 1 diyabetin insülin eksikliğine bağlı bir tablo olduğunu belirten Eren, bu nedenle çocukların yaşam boyu insülin kullanmak zorunda olduğunu ifade etti. Diyabet şenliğinin önemli amaçlarından birinin, çocuklara "yalnız olmadıklarını" ve diyabetle yaşayan çok sayıda insan bulunduğunu göstermek olduğunu belirten Eren, bu buluşmaların aynı zamanda büyük bir aile olduklarını ortaya koyduğunu söyledi. Çocuklardaki belirtilere dikkat Tip 1 ve tip 2 diyabetin birbirinden farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Eren, tip 1 diyabetin genellikle çocukluk çağında görüldüğünü söyledi. Çok su içme, sık idrara çıkma, kilo kaybı ve özellikle gece altını ıslatmanın çocuklarda diyabetin önemli belirtileri arasında yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Eren, ailelerin bu belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini vurguladı. "Diyabet hayatı etkiliyor ama engel değil" Tip 1 diyabetin çocukların günlük yaşamını etkileyebildiğini belirten Eren, hastalığın doğru takip ve eğitimle yönetilebileceğine dikkati çekti. Tip 1 diyabette insülin eksikliği nedeniyle günde en az dört kez insülin uygulanabildiğini, kan şekerinin ise parmak ölçümü veya glikoz sensörleriyle takip edildiğini aktaran Eren, çocukların ve ailelerin sürekli dikkatli olması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Eren, "İyi bir eğitimle, iyi bir kan şekeri ölçümüyle, doğru insülin dozu ayarıyla kesinlikle diğer çocuklarla eşit oluyor" diyerek, tip 1 diyabetin çocukların hayatını belirleyen bir engel olmadığının altını çizdi. 10 yıllık gelenek bozulmadı Bu yıl 10. kez aralıksız düzenlenen şenliğe, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba adına Kevser Öztürk de katıldı. Diyabet Şenliği, diyabetli çocuklar, gençler, aileler ve sağlık çalışanlarını aynı çatı altında buluştururken, tip 1 diyabet konusunda toplumsal farkındalığın artırılması açısından da önemli bir buluşma oldu. Şenlikte, çocuklar doyasıya eğlenirken aileler de hemen uzmanlarla hem de diğer diyabet hastalarıyla bilgi ve deneyim paylaşımında bulundu.

3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor Haber

3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor

Nilüfer Belediye tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen "Nilüfer Halk Sağlığı Günleri", 3-4-5 Eylül tarihlerinde Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleşecek. Ücretsiz sağlık taramalarından bilgilendirici atölyelere, uzman söyleşilerinden çocuklar için eğitici etkinliklere kadar geniş bir program Bursalıları bekliyor. Nilüfer Belediyesi, koruyucu sağlık hizmetlerine dikkat çekmek ve toplumda sağlık bilincini güçlendirmek amacıyla "3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri"ni düzenliyor. 3-4-5 Eylül tarihlerinde düzenlenecek etkinlikler; Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde vatandaşlarla buluşacak. Her gün saat 10.00’da başlayacak programlar, 17.00’ye kadar devam edecek. Sağlıklı bir toplumun temelinin koruyucu hekimlik ve erken farkındalıktan geçtiğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, "Nilüfer’de herkesin eşit, nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmetine ulaşabilmesini çok önemsiyoruz. Üç gün boyunca uzman hekimler ve sağlık çalışanları eşliğinde sunacağımız ücretsiz taramalar, atölyeler ve bilgilendirici söyleşilerle hemşehrilerimizin yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz. Tüm vatandaşlarımızı Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde, Nilüfer Halk Sağlığı Günleri’ne bekliyoruz" dedi. Etkinlik boyunca alanda kurulacak sağlık noktalarında uzmanlar tarafından ücretsiz taramalar gerçekleştirilecek. Ziyaretçiler; göz ve işitme testleri, denge ve skolyoz kontrolleri, solunum fonksiyon testi, karbonmonoksit (CO) ölçümü, vücut kitle endeksi ile kan şekeri ve tansiyon ölçümlerini yaptırabilecek. Ayrıca Footbalance cihazı ile düz tabanlık ve duruş bozukluğu analizi, cilt analizi, diş muayenesi, basit fizik tedavi uygulamaları ve sigarayı bırakmak isteyenler için danışmanlık hizmeti sunulacak. 3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri kapsamında sağlıklı yaşam alışkanlıklarını pekiştirecek pratik atölyeler de düzenlenecek. Yetişkinler için paketli gıdalarda etiket okuma, detoks içecekleri hazırlama, pilates, sanat terapisi ve sinema gösterimleri yapılırken; çocuklar için de eğlenceli el yıkama, doğru diş fırçalama, sağlıklı beslenme tabağı hazırlama ve organları tanıma atölyeleri yer alacak. Katılımcılar ayrıca okçuluk ve cornhole gibi sportif aktiviteler de katılabilecek. Program dâhilinde düzenlenecek söyleşilerde ise uzman konuklar eşliğinde "Obezite ile Mücadele ve Sağlıklı Beslenme" ile "Estetik ile İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar" başlıkları ele alınacak. Etkinlik alanında sivil toplum kuruluşları ve Nilüfer Belediyesi’nin bilgilendirme stantları da yer alacak. Ziyaretçiler organ bağışı, Onkoday kanser bilgilendirmesi, Yeşilay, Çölyakla Yaşam Derneği, NİLKOOP, doğru ilaç ve prospektüs kullanımı gibi konularda bilgi alabilecek. Ayrıca Nilüfer Belediyesi’nin Anne Taksi, Gezici Sağlık Hizmeti, Evde Sağlık, Yeni Doğan ve Bebek Bakımı, Nilüfer95, Lions & Ercan Dikencik Alzheimer Hasta Konuk Evi, Olgun Gençlik Merkezi, Tekerlekli Sandalye Tamir Evi ve hayvan sahiplendirme gibi sosyal projeleri de vatandaşlara tanıtılacak.

Diyabet, vücuttaki birçok organı etkileyebilen multisistemik bir hastalık Haber

Diyabet, vücuttaki birçok organı etkileyebilen multisistemik bir hastalık

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemal Ergin, diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliğiyle sınırlı olmayan, vücudun farklı sistemlerini etkileyebilen kronik bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Diyabet hastalığı, insülin kullanımı ve günümüzde uygulanan tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler veren Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemal Ergin, "Pankreasta insülin üretilmemesi ve insülin etkisinin yetersiz olması veya vücutta insülinin etkin şekilde kullanılamamasın kan şekeri seviyesinin yükselmesine ve diyabet hastalığına neden olabiliyor. İnsülin pankreasta üretilen ve başta şeker, yağ ve protein metabolizmaları olmak üzere vücudun enerji dengesinde önemli rol oynayan bir hormondur. Diyabet vücuttaki birçok organı etkileyebilen multisistemik bir hastalıktır. Diyabetin temel olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki ana türde değerlendirilmektedir. Özellikle Tip 2 diyabette insülin üretimi devam etmesine rağmen dokularda insüline karşı direnç geliştiğini ve bunun sonucunda kan şekeri düzeylerinin yükselmektedir. Geçmişte Tip 2 diyabet hastalarında belirli durumlarda insülin tedavisine daha sık başvurulurdu. Günümüzde diyabet tedavisinde önemli gelişmeler yaşanıylor. Günümüzde diyabet tedavisinde hastanın genel sağlık durumu, kan şekeri düzeyleri, insülin üretimi ve eşlik eden diğer durumlar değerlendirilerek farklı tedavi seçenekleri uygulanabiliyor. Uygun hastalarda insülin tedavisi yerine ağızdan kullanılan ilaçlar tedavi seçenekleri arasında ilk sırada tercih ediliyor. Burada önemli olan, her hasta için bireysel değerlendirme yapılarak en uygun tedavi yönteminin belirlenmesidir" dedi. Diyabet yönetiminde yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Ergin, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişikliklerinin de tedavi sürecinin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Dr. Ergin, "Diyabet tedavisinde amaç yalnızca kan şekerini kontrol altında tutmak değil, aynı zamanda hastalığın uzun vadede oluşturabileceği komplikasyonların önüne geçebilmektir. Bu nedenle düzenli doktor kontrolü, kan şekeri takibi ve kişiye uygun tedavi planının uygulanması büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Diyabet farkındalığının artırılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Ergin, özellikle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Diyabetin erken dönemde fark edilmesinin ve uygun şekilde yönetilmesinin hastalığın ilerlemesi ve uzun vadeli komplikasyonların önlenmesi açısından önemli olduğunu belirten Dr. Ergin, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesinin de diyabet yönetimine katkı sağladığını ifade etti.

By-pass ameliyatı geçirenlerin yaz aylarında dikkat etmesi gerekenler Haber

By-pass ameliyatı geçirenlerin yaz aylarında dikkat etmesi gerekenler

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özkara, sıcak havalarda sıvı kaybı, tansiyon düşüklüğü ve ilaç kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, doğru önlemlerle yaz mevsiminin güvenli ve sağlıklı geçirilebileceğini söyledi. Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları, kalp ve damar hastalıkları bulunan kişiler için bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Liv Hospital Ulus Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özkara, özellikle by-pass ameliyatı geçiren hastaların yaz döneminde yaşam alışkanlıklarını sıcak hava koşullarına göre düzenlemesi gerektiğini belirtti. By-pass ameliyatının hastaların yaşamını kısıtlamak amacıyla değil, daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürmelerini sağlamak için uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Ahmet Özkara, düzenli doktor kontrolünde olan hastaların büyük bölümünün normal yaşamlarına dönebildiğini söyledi. "Sıcak hava tansiyonu düşürebilir" Yüksek sıcaklıklarda damarların genişlediğini ve bunun tansiyon düşüklüğüne neden olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Ahmet Özkara, "Terleme ile birlikte ciddi miktarda sıvı ve mineral kaybı yaşanabiliyor. Özellikle tansiyon ilacı veya idrar söktürücü kullanan hastalarda bu durum daha belirgin hale geliyor. Baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı, göz kararması ve baygınlık hissi sıcak havaya bağlı tansiyon düşüklüğünün ilk belirtileri olabilir. Bu şikâyetler hafife alınmamalı ve mutlaka doktora başvurulmalıdır" dedi. Yaz aylarında bazı hastalarda tansiyon ilaçlarının veya idrar söktürücü tedavilerin dozunda geçici düzenlemeler yapılabileceğini belirten Özkara, "Bu değişiklik yalnızca hastayı takip eden hekim tarafından yapılmalıdır. Hastalar kendi kararlarıyla ilaçlarını azaltmamalı veya bırakmamalıdır" ifadelerini kullandı. "Diyabet hastaları daha dikkatli olmalı" By-pass ameliyatı geçiren birçok hastada diyabetin de bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Özkara, sıcak havalarda yaşanan sıvı kaybının kan şekeri kontrolünü bozabileceğini söyledi. Özellikle böbrek fonksiyonlarında etkilenme bulunan diyabet hastalarının susuz kalmaması gerektiğini belirten Özkara, "Düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, tatil döneminde de kan şekeri ölçümleri aksatılmamalıdır" diye konuştu. "Susamayı beklemeden su için" Yaz aylarında susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Özkara, kalp yetersizliği nedeniyle sıvı kısıtlaması uygulanan hastaların ise doktorlarının önerdiği miktarın dışına çıkmaması gerektiğini söyledi. "Yürüyüş için sabah ve akşam saatlerini tercih edin" By-pass sonrası düzenli yürüyüşün kalp sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirten Özkara, özellikle 11.00-17.00 saatleri arasında güneş altında egzersiz yapılmaması gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu: "Sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde yapılan yürüyüşler daha güvenlidir. Egzersiz sırasında göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi veya aşırı halsizlik gelişirse aktivite sonlandırılmalı ve vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır." "Denize girmek mümkün ancak kontrollü olunmalı" Ameliyat yarası tamamen iyileşmiş ve doktoru tarafından onay verilmiş hastaların denize girebileceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Özkara, uygun tempoda yapılan yüzmenin kalp sağlığı açısından faydalı olduğunu söyledi. Özkara, "Çok soğuk suya aniden girmekten kaçınılmalı, uzun süre güneş altında kaldıktan hemen sonra denize girilmemeli ve aşırı efor gerektiren yüzme aktiviteleri tercih edilmemelidir" diye konuştu. "Tatilde ilaç düzeni bozulmamalı" Tatillerde günlük rutinin değişmesi nedeniyle ilaç kullanımının aksatılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Özkara, kan sulandırıcılar ve diğer kalp ilaçlarının düzenli kullanılmasının tedavinin başarısı açısından hayati önem taşıdığını belirtti. Seyahate çıkmadan önce yeterli miktarda ilaç temin edilmesini öneren Özkara, ilaçların mümkünse el bagajında taşınmasının olası sorunların önüne geçeceğini ifade etti. "Tatil rehavetiyle beslenme düzeni bozulmamalı" Aşırı tuzlu yiyecekler, işlenmiş et ürünleri, alkol tüketimi ve yüksek kalorili öğünlerin kalp sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Özkara; yaz aylarının taze sebze, meyve ve zeytinyağlı beslenme açısından önemli bir fırsat sunduğunu söyledi. "Doğru önlemlerle yaz mevsimi güvenle geçirilebilir" Prof. Dr. Ahmet Özkara, "By-pass ameliyatı hastaların yaşamını kısıtlamak için değil, daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmelerini sağlamak amacıyla uygulanır. Yaz aylarında ilaçların düzenli kullanılması, yeterli sıvı tüketimi, güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması ve egzersizlerin serin saatlerde yapılması büyük önem taşıyor. Doğru ilaç kullanımı, yeterli sıvı alımı, dengeli beslenme ve düzenli doktor kontrolleri sayesinde by-pass ameliyatı geçiren hastalar yaz mevsimini güvenle ve sağlıklı bir şekilde geçirebilir" dedi.

Yaz Aylarında Doğru Beslenmeyle Hem Zinde Kalın Hem Formunuzu Koruyun Haber

Yaz Aylarında Doğru Beslenmeyle Hem Zinde Kalın Hem Formunuzu Koruyun

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte beslenme alışkanlıkları da değişiyor. Ağır yemekler yerine daha hafif, ferahlatıcı ve su içeriği yüksek besinlerin tercih edildiğini belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Çağla Koç, yaz döneminde doğru beslenme alışkanlıklarının hem kilo kontrolünü hem de yaşam kalitesini desteklediğini söyledi. “Güne Su ile Başlayın” Artan yaz sıcakları ile birlikte beslenme alışkanlıklarımızda ister istemez değişkenlik gösterir. Ağır yemekler yerine daha hafif, ferahlatıcı ve su içeriği yüksek besinlere yöneliriz. Yaz aylarında zayıflamak ve zinde kalmak için güne su ile başlamanın önemine dikkat çeken Koç, bazı çalışmaların sabah uyanır uyanmaz içilen ortalama iki bardak suyun metabolizmayı daha fazla hızlandırdığını gösterdiğini ifade etti. “Metabolizmayı Destekleyen Besinlerden Yararlanın” Her mevsimde olduğu gibi yaz aylarında da termojenik besinlerden yararlanılabileceğini belirten Koç, acı biber, zencefil ve yeşil çayın metabolizmayı destekleyen besinler arasında yer aldığını söyledi. Sabah bir fincan şekersiz yeşil çay, gün ortasında limonlu zencefilli su tüketilebileceğini, ana yemeklerde ise hafif acı biber ya da karabiberli tariflerin tercih edilebileceğini aktardı. Yüksek proteinli kahvaltıların gün boyu iştahı baskıladığını, yağ kaybını desteklediğini ve kas kaybını önleyerek metabolizmanın yavaşlamasını engellediğini ifade eden Koç, bazı çalışmalarda hibisküs çayının yağ hücresi oluşumunu engelleyebileceğinin gösterildiğini belirtti. Hibisküs ve yeşil çay ikilisine sevilen meyveler eklenerek evde soğuk çay hazırlanabileceğini söyledi. Omega-3 alımının yağ oksidasyonunu artırdığını ve insülin duyarlılığını olumlu yönde etkilediğini kaydeden Koç, yaz aylarında sardalya, somon, ceviz ve chia tohumunun ideal omega-3 kaynakları olduğunu dile getirdi. “Çalışanlar Beslenmelerine Daha Fazla Dikkat Etmeli” Çalışan bireyler için de önerilerde bulunan Diyetisyen Çağla Koç, güne kafeinle değil su ile başlanması gerektiğini belirterek sabah kafein alımının dehidrasyonu artırdığını söyledi. Öğle öğününün hafif ama doyurucu olması gerektiğini ifade eden Koç, bazı çalışmaların öğle yemeğinin içeriğinin zihinsel performansı ve dikkat süresini olumsuz etkileyebildiğini gösterdiğini aktardı. Öğleden sonra yapılan hafif ve düşük glisemik ara öğünlerin ise akşam yemeğinde fazla yemeyi yüzde 30 azalttığının çalışmalarda belirtildiğini söyledi. Ağır akşam yemeklerinin yaz sıcaklarıyla birleştiğinde hem yağ depolanmasını artırdığını hem de uyku kalitesini bozduğunu ifade eden Koç, akşam saat 20.00'dan sonra karbonhidrat alımının sınırlandırılmasının gece yağ yakımını desteklediğini belirtti. “Çok Soğuk Besin Tüketimine Dikkat” Yaz aylarında serinlemek amacıyla tercih edilen çok soğuk yiyecek ve içeceklerin de sanıldığı kadar masum olmayabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Çağla Koç, "Yaz sıcaklarında serinlemek için tercih ettiğimiz buz gibi meyveler, donmuş smoothieler, soğuk yoğurtlar yağ kaybını sekteye uğratabilir. Sindirim enzimleri vücut ısısına yakın (37C civarı) bir ortamda aktif olarak çalışır. Vücudunuz o soğuk yiyeceği sindirmeye çalışırken ekstra enerji harcamaz, tam tersine hazmı engellenir. Bu da kan şekeri dengesizlikleri ve daha çabuk acıkmalara yol açabilir" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.