Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Kalsiyum

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Kalsiyum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalsiyum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kış aylarında artan halsizlik D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabilir Haber

Kış aylarında artan halsizlik D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabilir

Sonbahardan kış aylarına geçişle birlikte gün ışığından yararlanma süresinin azalması, vücudun biyolojik ritmini ve uyku düzenini etkileyebiliyor. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanma, gün içinde sürekli yorgun hissetme, dikkat dağınıklığı ve uyku isteği gibi yakınmalar bu dönemde daha belirgin hâle gelebiliyor. Ancak mevsimsel değişimlere bağlanan bu şikâyetler, bazı kişilerde değerlendirilmesi gereken sağlık sorunlarının da belirtisi olabiliyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, kış aylarında ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal değişimlerin nedenlerine ilişkin önemli bilgiler verdi. Gün ışığının azalması biyolojik ritmi etkiliyor Gün ışığının vücudun uyku ve uyanıklık döngüsünün düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığını belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, şu bilgileri paylaştı: "Kış aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığından daha az yararlanmamız, vücudumuzun biyolojik ritmini etkileyebiliyor. Özellikle uyku düzeninin sağlanmasında görev alan melatonin ve ruh hâlinin düzenlenmesinde rol oynayan serotonin sistemleri, ışık ve karanlık döngüsüyle yakından ilişkili. Bu nedenle bazı kişiler kış aylarında kendilerini daha yorgun, uykulu ve isteksiz hissedebiliyor. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanma, gün içinde enerji düşüklüğü yaşama ve konsantrasyon güçlüğü gibi şikayetler de bu dönemde belirginleşebiliyor. Ancak her yorgunluğu mevsim değişikliğine bağlamak doğru değil. Özellikle uzun süren ve günlük yaşamı etkilemeye başlayan şikâyetlerin nedeninin araştırılması gerekiyor." Daha fazla uyuma ve tatlı isteği mevsimsel depresyonun belirtisi olabilir Kış aylarında yaşanan ruh hali değişikliklerinin her zaman geçici bir keyifsizlikten ibaret olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, mevsimsel depresyonun bazı kişilerde belirgin fiziksel belirtilerle de ortaya çıkabildiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: "Mevsimsel depresyon, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlayan, ilkbahar ve yaz aylarında belirtileri hafifleyen bir depresyon tablosudur. Bu kişilerde yalnızca mutsuzluk veya isteksizlik görülmez. Normalden daha fazla uyuma, buna rağmen dinlenmiş hissedememe, sürekli enerji düşüklüğü, dikkat toplamada güçlük ve özellikle tatlı ya da karbonhidratlı besinlere yönelme gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde iştah artışına kilo alımı da eşlik edebilir. Burada önemli olan belirtilerin ne kadar sürdüğü ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir. Sosyal ilişkileri, iş hayatını ve günlük aktiviteleri olumsuz etkileyen, süreklilik gösteren ruh hâli değişikliklerinin yalnızca 'kış geldi, normaldir' düşüncesiyle geçiştirilmemesi gerekir." D vitamini eksikliği kas ağrıları ve güçsüzlüğe yol açabilir Kış aylarında güneş ışığından yararlanma süresinin azalmasının D vitamini üretimini de etkileyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, D vitamininin özellikle kemik sağlığı ve kas fonksiyonları açısından önemli olduğunu belirtti. Tanyolaç, "D vitamininin temel görevlerinden biri, kalsiyum ve fosfor dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunarak kemik sağlığını korumaktır. Aynı zamanda kasların normal fonksiyonlarını sürdürebilmesi açısından da önem taşır. Kış aylarında güneş ışınlarının geliş açısının değişmesi, günlerin kısalması ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi, ciltte D vitamini üretimini sınırlandırabilir. D vitamini eksikliği geliştiğinde bazı kişilerde kas güçsüzlüğü, kas ve kemik ağrıları gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Ancak halsizlik ve yorgunluk tek başına D vitamini eksikliğine özgü belirtiler değildir. Bu nedenle yalnızca kendini yorgun hisseden herkesin D vitamini eksikliği yaşadığını düşünmesi doğru olmaz" açıklaması yaptı. D vitamini ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiye de değinen Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, "D vitamini düzeyleri ile depresif belirtiler arasında ilişki bulunduğunu gösteren bilimsel çalışmalar mevcut. Ancak bu ilişki, D vitamini eksikliğinin doğrudan depresyona neden olduğu veya D vitamini takviyesi almanın depresyonu tedavi edeceği anlamına gelmiyor. Mevsimsel depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik ritim, gün ışığındaki değişiklikler ve bireysel yatkınlık gibi birçok faktör rol oynayabiliyor. Bu nedenle D vitamini eksikliği ile mevsimsel depresyonu aynı sağlık sorunu olarak değerlendirmemek gerekiyor" şeklinde konuştu. Bilinçsiz D vitamini takviyesi sağlığı tehdit edebilir D vitamini eksikliğine ilişkin farkındalığın artmasıyla birlikte kontrolsüz takviye kullanımına da dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, şu uyarılarda bulundu: "D vitamini vücudumuz için gerekli olsa da ihtiyaçtan fazla alınması daha fazla yarar sağlayacağı anlamına gelmiyor. Özellikle yüksek dozda ve uzun süre kontrolsüz kullanılan D vitamini takviyeleri, kandaki kalsiyum düzeyinin yükselmesine neden olabilir. Bu durum böbrek taşı ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Her bireyin D vitamini ihtiyacı aynı değildir. Yaş, mevcut hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve kişisel risk faktörleri dikkate alınarak takviye ihtiyacı hekim tarafından değerlendirilmelidir. Herhangi bir şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerin tamamına rutin D vitamini testi yapılması da gerekli değildir. Önemli olan, eksiklik açısından risk taşıyan kişilerin uygun şekilde değerlendirilmesi ve gerektiğinde tedavi edilmesidir." Kış yorgunluğuna karşı günlük alışkanlıklarınızı gözden geçirin Kış aylarında fiziksel ve ruhsal sağlığı desteklemek için günlük yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Tanyolaç, "Gün ışığından mümkün olduğunca yararlanmak, biyolojik ritmin korunmasına yardımcı olabilir. Hava kapalı olsa bile gündüz saatlerinde açık havada yürüyüş yapmak, düzenli fiziksel aktiviteyi sürdürmek ve uyku saatlerini mümkün olduğunca sabit tutmak önemlidir. D vitamini içeren yağlı balıklar ve yumurta sarısı gibi besinlere dengeli beslenme içerisinde yer verilebilir. Bununla birlikte beslenme veya güneş ışığından yararlanma konusunda herkese uygun tek bir yaklaşım bulunmadığını unutmamak gerekir. Kış aylarında sosyal ilişkilerin sürdürülmesi ve kişinin kendisini iyi hissettiren aktivitelere zaman ayırması da ruhsal iyilik halini destekleyebilir. Özellikle iki haftadan uzun süren düşük ruh hali, belirgin isteksizlik, uyku ve iştah değişiklikleri ya da günlük yaşamı olumsuz etkileyen yorgunluk durumunda profesyonel destek alınmalıdır. Kış aylarında yaşanan her değişim bir hastalığın belirtisi değildir; ancak vücudun verdiği sinyalleri sürekli olarak mevsime bağlamak da altta yatan bir sağlık sorununun gözden kaçmasına neden olabilir" önerilerinde bulundu.

Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları Haber

Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları

Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp ve Prof. Dr. Erden Ertürer, kalça kırığını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmemek gerektiğini vurguladılar. İleri yaşlarda basit bir düşme, kişinin hayatını aniden değiştirebiliyor. Kalça kırığı yalnızca kemiğin kırılması anlamına gelmezken; hareketliliği, bağımsızlığı ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmadığını, kemik ve kas sağlığının korunması, düşmelerin önlenmesi ve osteoporozun erken dönemde fark edilmesiyle kırık riskinin azaltılabileceğine dikkat çekiyor. Liv Hospital Ulus İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kalça kırığı riskinin değerlendirilmesinde yalnızca kemik yoğunluğuna odaklanılmaması gerektiğini belirterek, "Kalça kırığı riskini değerlendirirken kişinin kemik yapısının yanı sıra kas gücü, denge durumu, beslenmesi, kullandığı ilaçlar, görme sorunları ve yaşam alanındaki düşme riskleri de birlikte değerlendirilmelidir. Yaşlanma kaçınılmaz olsa da kırık riskini azaltmak için atılabilecek önemli adımlar vardır" dedi. Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının meydana gelmesi halinde hızlı değerlendirme ve uygun tedavinin önem taşıdığını belirterek, "Kalça kırığı, özellikle ileri yaşta hastanın hareketliliğini ve bağımsızlığını doğrudan etkileyebilen ciddi bir durumdur. Tedavide yalnızca kemiğin iyileşmesini değil, hastanın mümkün olduğunca kısa sürede yeniden ayağa kalkmasını ve günlük yaşamına dönebilmesini hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. "Kemiklerinizi kontrol ettirmeyi ertelemeyin" Osteoporozun uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen kemik yoğunluğunun azalmış olabileceğini söyledi. Osteoporozun bazen ilk kez basit bir düşme sonrasında meydana gelen kırıkla fark edildiğini belirten Özalp, özellikle ileri yaşta kemik sağlığının ve toplam kırık riskinin düzenli olarak değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı. Daha önce kırık geçirmiş olmak, düşme öyküsü, ailede kalça kırığı bulunması, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı veya uzun süreli kortizon tedavisi gibi faktörlerin kırık riskini artırabileceğini belirten Özalp, risk taşıyan kişilerin değerlendirmeyi geciktirmemesi gerektiğini söyledi. "'Küçük bir düşmeydi' deyip geçmeyin" Ayakta durma yüksekliğinden veya daha düşük enerjili bir travmayla oluşan kırıkların, özellikle ileri yaşta, kemik kırılganlığının önemli bir göstergesi olabileceğini belirten Uzm. Dr. Özalp, "İleri yaşta basit bir düşme sonrasında kırık oluşması, kemiklerin kırılgan hale geldiğinin bir göstergesi olabilir. Bu nedenle kırığın tedavisinin ardından ‘Bu kemik neden kırıldı?' sorusunun da yanıtı aranmalı ve yeni kırıkları önlemeye yönelik bir plan oluşturulmalıdır" dedi. Prof. Dr. Erden Ertürer de özellikle düşük enerjili travma ile meydana gelen kalça kırıklarının önemsenmesi gerektiğini belirterek, "Bazen hastalar basit bir düşme sonrasında oluşan kırığı yalnızca o an yaşanan travmaya bağlayabiliyor. Oysa ileri yaşta düşük enerjili bir travmayla meydana gelen kalça kırığı, kemik kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir bulgudur" diye konuştu. "Düşmeleri önleyin" Kalça kırığının oluşmasında çoğu zaman iki önemli faktörün bir araya geldiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, bunların zayıf kemik ve düşme olduğunu söyledi. Özellikle daha önce düşmüş yaşlılarda denge ve yürümenin değerlendirilmesi, görme sorunlarının düzeltilmesi, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ve ayağa kalkınca tansiyon düşmesi gibi durumların araştırılması gerektiğini belirten Özalp, ev ortamının da düşme riskine karşı düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Özalp, kaygan halı ve yerdeki kabloların kaldırılması, banyoda kaymayı önleyici düzenlemeler yapılması, gece kullanılan alanlarda yeterli aydınlatmanın sağlanması ve uygun ayakkabıların tercih edilmesinin düşme riskini azaltabileceğini belirtti. Prof. Dr. Erden Ertürer ise düşmelerin yalnızca kırık açısından değil, kişinin genel hareket kapasitesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Düşme sonrası hastanın yeniden güvenli şekilde yürüyebilmesi çok önemli. Bu nedenle kırık riskini azaltırken aynı zamanda kas gücünü ve dengeyi korumaya yönelik yaklaşım da tedavinin bir parçası olmalı" dedi. "Kaslarınızı güçlü tutun" Kalça kırığından korunmanın yalnızca kemiklere bakmaktan geçmediğini belirten Uzm. Dr. Özalp, güçlü bacak kasları ve iyi dengenin düşme riskinin azaltılmasında kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücünün azalabileceğini belirten Özalp, kişinin sağlık durumuna uygun direnç egzersizleri, denge çalışmaları ve düzenli fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti. "Bir sandalyeden ellerinizi kullanmadan kalkıp oturmakta zorlanıyorsanız kas gücünüzün ve fiziksel performansınızın değerlendirilmesi gerekebilir" diyen Özalp, hedefin yalnızca daha uzun yaşamak değil, ilerleyen yaşlarda da ayağa kalkabilmek, yürüyebilmek ve bağımsız kalabilmek olduğunu vurguladı. "Protein ve yeterli beslenmeyi ihmal etmeyin" Kemik sağlığından söz edildiğinde çoğunlukla kalsiyum ve D vitamininin akla geldiğini ancak yaşlı bireylerde kasların korunmasının da en az kemiklerin korunması kadar önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özalp, yetersiz protein alımının kas kaybını hızlandırabileceğini söyledi. İştah azalması, çiğneme ve yutma problemleri veya kronik hastalıklar nedeniyle yaşlı bireylerde yeterli beslenmenin zorlaşabileceğini ifade eden Özalp, beslenme durumunun gerektiğinde sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. "D vitamini ve kalsiyumu bilinçli kullanın" D vitamini ve kalsiyumun kemik sağlığı açısından önemli olduğunu ancak takviyelerin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, kişinin beslenmesi, güneş maruziyeti, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve gerekli durumlarda tetkik sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özalp, "Yüksek kırık riski bulunan bir kişide yalnızca vitamin kullanmak, osteoporoz tedavisi açısından yeterli olmayabilir. Kişinin toplam kırık riski değerlendirilerek gerekli durumlarda uygun osteoporoz tedavisi planlanmalıdır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Erden Ertürer de kalça kırığı sonrasında ortopedik tedavinin yanı sıra yeni kırıkların önlenmesinin de önemli olduğunu belirterek, "Mevcut kırığı tedavi etmek kadar, hastanın bundan sonraki yaşamında yeni bir kırık yaşamaması için gerekli önlemlerin alınması da önemlidir. Bu noktada ortopedi ile geriatri başta olmak üzere ilgili branşların birlikte çalışması hastanın uzun dönem sonuçları açısından değerlidir" dedi. "'Bir kez düştüm ama bir şey olmadı' demeyin" Özellikle ileri yaşta yaşanan düşmenin vücudun verdiği önemli bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, tekrarlayan düşmelerin "yaşlılıktan kaynaklanıyor" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Düşmenin nedeninin araştırılması gerektiğini ifade eden Özalp; denge, kas gücü, görme, tansiyon değişiklikleri, kullanılan ilaçlar, beslenme durumu ve kemik sağlığının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti. "Kalça kırığı sonrasında amaç hastayı yeniden hayata kazandırmak" Kalça kırığı oluştuğunda tedavinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erden Ertürer, özellikle ileri yaştaki hastalarda uzun süre hareketsiz kalmanın kas kaybını artırabileceğine ve hastanın yeniden yürümesini zorlaştırabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Ertürer, "Kalça kırığında tedavinin amacı yalnızca kırığın iyileşmesini sağlamak değildir. Hastanın genel sağlık durumu elverdiği ölçüde mümkün olduğunca erken dönemde hareketlendirilmesi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılması önemlidir. Hastanın yeniden ayağa kalkabilmesi, yürüyebilmesi ve günlük yaşam aktivitelerini mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesi tedavinin önemli hedeflerindendir" dedi. Kırık sonrasında ortopedi, geriatri ve fizik tedavi ve rehabilitasyon ekiplerinin birlikte çalışmasının hastanın toparlanmasına katkı sağlayabileceğini belirten Ertürer, tedavi sürecinin hastanın genel sağlık durumu ve ihtiyaçlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti. "Kalça kırığını önlemek, tedavi etmekten önce geliyor" Kalça kırığından korunmanın tek bir yöntemle mümkün olmadığını belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, "Güçlü kas, sağlıklı kemik, iyi denge, güvenli bir yaşam alanı ve düzenli kırık riski değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Bir kişinin kemik yoğunluğu kadar günlük yaşamda ne kadar hareket ettiği, ne kadar güçlü olduğu, düşüp düşmediği, nasıl beslendiği ve kullandığı ilaçlar da önemlidir" dedi. Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının tedavi edilebilir olmakla birlikte ileri yaşta ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, "Kalça kırığı yaşlılığın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu değildir. Kırık oluşmadan önce alınabilecek önlemler, kırık sonrasında uygulanacak tedavi kadar değerlidir. Amaç hastanın hareketliliğini, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumaktır" ifadelerini kullandı. Uzmanlar; sağlıklı kemikler, güçlü kaslar, iyi denge, güvenli yaşam alanı ve düzenli sağlık kontrollerinin kalça kırığı riskini azaltmada birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlılığın kaderi olmadığını belirterek; kemiklerin, kasların, dengenin ve yaşam alanının korunarak kırık riskinin azaltılabileceğini vurguluyor.

Uzmanlar diş çürüklerine karşı uyardı! Dondurma yasak değil Haber

Uzmanlar diş çürüklerine karşı uyardı! Dondurma yasak değil

Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, yaz aylarında değişen beslenme alışkanlıklarının diş sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, özellikle gizli şeker kaynaklarının sanılandan daha büyük bir risk oluşturduğunu belirtiyor. Şekerin ağız içi pH dengesini bozarak çürük yapıcı bakterilerin çoğalmasına zemin hazırladığını ifade eden Dt. Nurgül Demir, şu değerlendirmede bulundu: “Çocuklarda küçük yaşlardan itibaren yaygın olarak görülen diş çürüklerinin en önemli nedenlerinden biri şeker tüketimidir. Meyveli gazlı içecekler, kutu meyve suları, enerji içecekleri ve hazır kahveler yüksek oranda şeker içerir. Bu ürünlerin sık tüketimi çürük riskini ciddi şekilde artırır. Özellikle şeker içeren gazlı içeceklerin asidik yapısı, diş minesine doğrudan zarar verebilir.” “SU, SÜT VE AYRAN EN GÜVENLİ ALTERNATİFLER” Sağlıklı içecek tercihlerinin önemine değinen Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, su, süt ve ayranın çocuklar için en doğru seçenekler olduğunu vurguladı. “Süt ve süt ürünleri kalsiyum içeriği sayesinde diş ve kemik sağlığı açısından koruyucudur. Ancak aromalı ve şekerli süt ürünleri yerine doğal ve katkısız süt tercih edilmelidir. Ayran ise hem sağlıklı hem de besleyici değeri olan bir alternatiftir. Meyveli içecekler tüketilecekse, taze meyvelerle evde hazırlanması daha doğru olacaktır.” Doğal tatlandırıcılarla hazırlanan içeceklerin de ölçülü tüketilmesi gerektiğini belirten Dt. Demir, meyve ve doğal şeker içeren besinlerin aşırı tüketiminin de diş sağlığı için risk oluşturabileceğini ifade etti. “Bal, hurma, kuru meyveler gibi doğal tatlandırıcılar her ne kadar sağlıklı olarak görülse de içerdiği doğal şeker nedeniyle diş çürüğü riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle tüketim sonrası su ile ağzın çalkalanması ve ağız hijyeni rutinlerine dikkat edilmesi oldukça önemlidir.” “DONDURMA YASAK DEĞİL, DOĞRU SEÇİM ÖNEMLİ” Dondurmanın tamamen yasaklanması gereken bir gıda olmadığına değinen Dt. Nurgül Demir, ideal koşullarda üretilen dondurmaların, kontrollü tüketildiğinde besleyici özellikler taşıyabileceğini belirterek, “Doğal içeriklerle ve soğuk zinciri korunarak üretilmiş dondurmalar kalsiyum, protein ve bazı vitaminler açısından zengindir. Ancak burada önemli olan tüketim miktarı ve ürünün içeriğidir. Ölçülü tüketim ve doğru ürün seçimi ile dondurma yaz aylarında diş sağlığının korunmasında rol oynayabilir, çocukların da severek destekleyeceği alternatiflerle katkı maddesi ve rafine şeker içeren atıştırmalıklardan uzak durmaları sağlanabilir.” diye konuştu.

Sağlıklı kemikler için bu besinleri tüketin Haber

Sağlıklı kemikler için bu besinleri tüketin

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, konu hakkında önemli bilgiler verdi. Güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olmak için sağlıklı yaşam,düzenli uyku ve doğru besinleri tüketmek gerekir.D Vitamini dışında kemiklerimizi güçlendirmek için hangi besinleri tüketmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Vücudun temel yapısını meydana getiren kemik ve eklemler, yıllara yenik düşüyor. Yaşın ilerlemesi ile beraber Osteoporoz(kemik erimesi), eklem kireçlenmesi(osteoartrit) gibi problemler sık görülmektedir. Kemikleri sağlıklı tutmak için öncelikli olarak yapılması gereken şey doğru beslenmedir. Bu bakımdan kemiklerin sağlam bir yapıda olması için öncelikli olarak güneş ışığı alma ve içinde D vitamini, kalsiyum ve mineral bakımından zengin olan gıdalar ile beslenilmelidir. Sağlıklı kemik için hangi besinleri tüketmek gerekiyor ? Güneş ışığı almak güçlü kemik için olmazsa olmaz bir durumdur. D vitamini için güneş ışığı hayli önemlidir. Güçlü kemiklerin bir diğer olmazsa olmazı da kalsiyum, ikincil olarak ise fosfordur. Kalsiyum süt ürünleri, soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, yeşil yapraklı sebzeler, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagillerde; Fosfor ise en çok su ürünleri, tavuk ve süt ürünlerinde bulunmaktadır. D vitaminin en önemli görevlerinden biri kemik sağlığını korumaktır. D vitamini hem Kalsiyumun sindirim sisteminden emiliminde görevli hem de kemik yapımında görevli olan hücreleri uyarıcı etkiye sahiptir. D vitamini balık yumurta, soya sütü, patates, süt ve süt ürünleri, mantar gibi gıdalarda belirgin olarak bulunmaktadır. Kemiklerin yapı taşlarından olan kollajen üretimini arttıran C vitamini, yeterli ölçüde alınmadığı zaman kemikler dayanıksız hale geliyor. C vitamini turunçgiller, kivi, çilek, yeşil biber, domates, karnabahar, biber gibi gıdalarda yoğun olarak bulunmaktadır. K vitamini kemik mineralizasyonunda görev alan bileşiklerin aktivasyonunda görev alıyor. K vitaminini zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak, bamya, brokoli, şalgam, pancar, yeşil çayda bol bulunuyor. Kemik kalite ve gelişimi için hayli önemli bir konumda bulunan B12 vitamini eksikliğinde kemik erimesi gelişmektedir. B 12 vitamini kırmızı et, yumurta, süt ürünlerinde en fazla bulunuyor. Hem vücut hem de kemiklerin alkali dengesinin temininde önemli rol alan potasyum, kalsiyumun vücutta uzun dönem kalmasında rol alıyor. Deniz ürünleri, patates, muzda yoğun olarak bulunmaktadır. A vitamininin de kemik gelişiminde önemli ölçüde katkısı saptanmıştır. Omega-3 ve 6 balık, keten tohumu, ceviz ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bol bulunmakta ve kalsiyum emilimine yardımcı olmaktadır. Kemik sağlığını korumak neden önemli ? İlerleyen yaş ile beraber gerekli takviyelerden mahrum bırakılan kemikler sağlamlığını yitirmekte ve kırılgan hale gelmektedir. Kemikleri güçlendiren besinler nelerdir ? Süt ürünleri, soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, mercimek, su ürünleri, tavuk, turunçgiller, kivi, incir, çilek, domates, karnabahar, biber, zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak, bamya, brokoli, şalgam, pancar, yeşil çay, kırmızı et, yumurta, muz. Kemik sağlığı için hangi besinlerden uzak duralım ? Tuz ve aşırı protein kalsiyum kaybına neden olarak kemik erimesine yol açabilmektedir. Sigara, alkol, stresli veya sedanter yaşamdan uzak durulmalı, kafein, çay fazla tüketilmemelidir. Asitli ve GDO’lu ürünlerden de titizlikle uzak kalınmalıdır. Kemik erimesine karşı önerileriniz ? Mutlaka spor veya egzersiz yapılmalı, bol su tüketilmeli, bilinçli olarak ağır metal zehirlenmeleri ve toksisite ile de mücadele edilmelidir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.