Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Kalkınma

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Kalkınma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalkınma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MHP Lideri Bahçeli: ''Erdoğan bir kez daha aday olmalı'' Haber

MHP Lideri Bahçeli: ''Erdoğan bir kez daha aday olmalı''

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. dönem 5. yasama yılının ilk MHP Grup Toplantısı gerçekleştirildi. Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, asırlar geçse de kurumlar dönüşse yöntemler değişse de pergelin sabit ucunda Türk devlet geleneğinin danışma ve meşveret kültürünün var olduğunu ve bu kültürün Türk töresinin ana omurgasını teşkil ettiğini vurgulayarak, "Kaşgarlı Mahmut'un Divanı Lügatit Türk’te ifade ettiği üzere ‘geniş elbise eskimez, istişare ile alınan akıl bozulmaz’ İstişare ve danışmanın sonucu olarak ortak akıl ile alınan kararlar; kamu vicdanının gür sesi, toplumsal dayanışmanın güçlü zemini, milli birlik ve beraberlik duygusunun sarsılmaz iradesidir. Yanlışı telafi, noksanı tamam eden milli muhakeme ve muhasebe mekanizması olan istişare ve danışma; aynı zamanda da toplumsal fay hatlarını doldurarak, sosyal gerilimleri önleyen ve bir arada yaşama iradesini tahkim eden milli aidiyet ve mensubiyet şuurudur. Dede Korkut’un ‘il gider töre kalır’ vecizinden mülhem, Türk devleti emperyalist işgallerle dağılmanın eşiğine geldiğinde, istişare ve danışma son Osmanlı Mebusan Meclisinde Misak-ı Milli kararlarıyla milli vahdete bürünmüştür. İstanbul’un işgaliyle türlü tehlikeleri atlatarak Ankara’ya koşan mebuslar, Gazi Mustafa Kemal Paşanın liderliğinde Büyük Millet Meclisinde istiklal davasını yaşatmış, Sevr paçavrasını tarihin çöplüğüne atmıştır. Unutulmaması gerekir ki İstiklal Harbi’nin ana karargahı Büyük Millet Meclisi’dir" diye konuştu. "Barışta olduğu kadar savaşa da hazır olabilme kapasitesi" 15 Temmuz hain kalkışmasında yazılan demokrasi destanının merkezinin de Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğuna değinen Bahçeli, "Türk milleti milli mücadelesini Meclis çatısında vererek dünya siyasi tarihinde nadir ve müstesna bir yere sahip olmuştur. Bu sebeptendir ki Türk milleti için Meclis, olağan dönemler kadar olağanüstü dönemleri sevk ve idare etme kabiliyeti; barışta olduğu kadar savaşa da hazır olabilme kapasitesi; vatanına, toprağına, istiklal ve egemenliğine göz dikenlere karşı mücadele iradesidir" ifadelerini kullandı. "Terör belasından kurtulmak için tarihi bir fırsat önümüzdedir" MHP’nin bu dönemde program, politika, proje ve kadrolarla Türkiye’nin önünde açılacak huzur ve refah sayfalarının irfan mürekkebi, hakikat kalemi olacaklarına itimadının tam olduğunu kaydeden Bahçeli, Milletimizle kurduğumuz samimi ve köklü bağı daha da güçlendirerek her alanda üç hilali zirveye taşıyacağız. Bizim mücadelemiz vatanımızın her karışına, milletimizin her ferdine, milli varlığımızın her zerresine ve geleceğimize sahip çıkma mücadelesinde olanların yürüyüşüdür. Yolumuz, fitne ateşlerini sinesinde söndüren, tahrikleri akıl ve iman ile boğan, ihanete boyun eğmeyen ülkü neferlerinin yoludur. Her bir ülküdaşımız, milletimizin kutlu davasını omuzlarına yükleyen, tarihin kadim sesini gönlüyle işiten, coğrafyanın hakikatine Türk gözüyle bakan iradenin, ferasetin ve cesaretin timsalidir. Bu şuur ve anlayışla ne çizgimizden saptık ne duruşumuzu bozduk. Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletiyle, her yılı bir asra bedel senelerde ilkelerimizden ve ülkülerimizden, vatan ve millet sevgimizden asla ödün vermedik. Siyaseti kısır bir iktidar mücadelesinin, çıkar ya da çatışmanın unsuru değil, toplumsal uzlaşının ve huzurun tesis aracı olarak gördük. Büyük Türk milletini içerisine düştüğü her türlü darboğazdan kurtarmayı görev addeden ülkücü hareket, kendisini milletine adamışların buluşma yeridir. Temel hedefimiz, Türkiye’yi ve içinde bulunduğumuz bölgeyi terörün ürettiği güvenlik tehditlerinden bütünüyle arındırmak, gelecek kuşakların siyasi, ekonomik ve toplumsal refahını teminat altına almaktır. 40 yılı aşkın süredir milletimizin başına musallat edilen terör belasından kalıcı olarak kurtulmak için tarihi bir fırsat önümüzdedir" açıklamasında bulundu. "Sürdürülebilir kalkınmanın ön şartı da güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzenidir" Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi için biriken yapısal sorunların çözülmesinin, güncel meselelerle köklü reform adımlarının atılmasını da gerektirdiğini vurgulayan Bahçeli, "Bu nedenle önümüzdeki Meclis dönemini, kısır siyasi tartışmaların ötesinde, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek bir yapısal reform dönemi olacaktır. Diğer yandan 3 Ekim tarihinde yaptığım detaylı açıklamada vurguladığım üzere Türkiye, yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır. Bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı, işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yürütülmelidir. Demokratik siyasetin meşruiyeti hesap verebilirlikten ve kamu kurumlarına duyulan güvenden beslenmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın ön şartı da güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzenidir. Bu nedenle yeni yasama yılında atılacak demokratik adımlarla kalkınma hedeflerini gerçekleştirmeye dönük gayret ile yolsuzluk ve yozlaşmayı önleyecek girişimlerin birbirinden ayrı düşünülmemesi ve eşgüdümle hayata geçirilmesi gerekmektedir" şeklinde konuştu. "Birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise adalet merkezi Ankara’dır" Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bunun için diyoruz ki Birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise adalet merkezi Ankara’dır. Bu doğrultuda Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde insanlık değerlerini, hukuku ve adaleti esas alan bir reform anlayışıyla, mesuliyet duygusuna sahip ülkelere öncülük edebilecektir. 81’inci, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda İsrail’in eli kanlı başbakanı Netanyahu’nun genel kurula hitabı insanlık tarihinin utanç vesikası olmuştur. Maalesef, elinde binlerce masumun kanı olan soykırımcının insanlık ve ahlak dersi verme küstahlığında bulunduğu bir tiyatroyu bütün dünya izlemiştir. Diyorum ki; Hitlerin kendisini ‘insan hakları savunucusu’, Mussolini’nin kendisini ‘özgürlük havarisi’, Stalin’in ise ‘demokrat’ olarak nitelendirmesi ne kadar gerçekçi ise Netanyahu’nun ‘Dünyanın en ahlaklı ordusuna sahibiz’ demesi de ‘Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı tiran olarak nitelendirmesi’ de o kadar gerçekçidir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Netahyahu’nun hezeyanları, esasında Batı’nın ikircikli ve samimiyetsiz politikalarının, iflas etmiş insani değerlerinin, emperyalizmin aynasında yansımasıdır. Çok defa işaret ettiğimiz ve uyardığımız gibi İslam ülkelerinin İsrail karşısındaki tavır ve duruşlarını belirlemeleri ve açıkça ortaya koymaları şarttır. Merhum Cahit Zarifoğlu’nun ‘Filistin bir sınav kağıdı, her mü'min kulun önünde’ dizelerine atfen, İslam ülkelerinin kınamanın ötesinde ortak bir tavır ve irade sergilemesi kaçınılmazdır. Zira İsrail, bölge halkları ve dünyadaki bütün milletler için tehdittir. İsrail saldırganlığı, yayılmacılığı ve hukuk tanımazlığının önlenmesi ve bölgenin selameti için önerdiğimiz Kudüs İttifakı’nın yahut Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşmasının çerçevesinin genişletilmesiyle caydırıcı bir İslam Barış Gücünün oluşturulması kaçınılmazdır. Küresel siyasetin ve uluslararası güvenlik düzeninin önemli bir dönüşüm yaşadığı, jeopolitik risklerin kalıcı bir nitelik kazanmasına yol açabilecek uzlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde; hukuku, barış ve adaleti esas alan duruşuyla sözüne güvenilen bir ülke olarak Türkiye’ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu da açıktır." "Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararı alınmalıdır" Türkiye’yi milli hedefler istikametinde ileriye taşıma kararlılığının aynı inanç ve iradeyle devam etmesinin Türkiye’nin arkasına aldığı rüzgarla, yeni atılımlar için fırsat ve imkanları değerlendirmesine bağlı olduğunu dile getiren Bahçeli, şu ifadelere yer verdi: "Bununla beraber, Türkiye’nin yakaladığı yükseliş ivmesinin kesintiye uğramaması, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday olması ve üçüncü defa Cumhurbaşkanı seçilmesiyle mümkün olacaktır. Zira üçüncü dönem ülkemizde, bölgemizde ve dünyada birçok önemli gelişmeye gebedir ve öncelikli olarak bu zorlu süreci yönetecek dirayet ve tecrübeye ihtiyaç vardır. O tecrübe ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Cumhur İttifakı kurumsallığında Erdoğan’dadır. Dünyanın içinde bulunduğu kaotik süreçte, bölgemizde cereyan eden belirsizliklerle dolu ortamda, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge yolunda tarihi adımların atıldığı bir dönemde, Türkiye’nin istikamet değiştirmeye ve hedeflerinden vazgeçmeye değil, sistemsel ve kurumsal olarak bütünüyle mevcut imkânlarını ve kaynaklarını sürdürmeye ihtiyacı vardır. Cumhurbaşkanımızın, bugüne kadar üstlendiği sorumluluk, ortaya koyduğu liderlik ve Türkiye’ye kazandırdığı stratejik kapasite dikkate alındığında kendisinin bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi Türkiye’nin ve bölgemizin hayrına olacaktır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanımız uygun gördüğü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi anayasal iradesini bu yönde ortaya koyduğu takdirde, Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının yeniden Sayın Recep Tayyip Erdoğan olması arzumuz ve talebimizdir. Bunu mümkün kılacak hukuki, siyasi ve toplumsal zemin fazlasıyla vardır. Anayasa’nın 116’ncı maddesinde yer alan ‘Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir’ hükmü, meclisin nitelikli çoğunlukla alacağı ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararıyla üçüncü dönem cumhurbaşkanlığı adaylığını mümkün kılmaktadır. Bu hükümler doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak düşüncemiz şudur, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygun zamanda ve azami mutabakatla ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararı alınmalıdır. Meclisin alacağı karar çerçevesinde yenilenecek seçimlerin yine 2028 yılı içinde yapılması istikrar ve öngörülebilirliği zedelemeyecek, sistem, ruhuna uygun işletilmiş olacaktır. Bu yönde bir iradenin tezahürüyle gereksiz tartışmalar bitecek, belirsizlikler ortadan kalkacak, ekonomik güven artacak, ülkemiz, attığı tarihi adımlarda doludizgin yoluna devam edebilecektir."

Bursa'da dünya ve Türkiye ekonomisi ele alındı Haber

Bursa'da dünya ve Türkiye ekonomisi ele alındı

Bursa İhtisas Stratejik Araştırmalar Grubu’nun (BİSAG) 298. Aylık Toplantısı’nda dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeler görüşüldü. BİSAG’ın, Büyük Birlik Partisi Ekonomi ve Kalkınmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve BİSAG Ekim Ayı Grup Başkanı Ekrem Alfatlı’nın davetiyle düzenlediği toplantıda Uludağ Üniversitesi Uluslararası Ticaret Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Okşak, "Dünya ve Türkiye Ekonomisi: Öngörüler ve Öneriler" başlıklı sunum yaptı. Yapay zeka yatırımlarının küresel büyümeyi desteklediğini belirten Okşak, OECD’nin 2026 yılı dünya büyüme öngörüsünün yaklaşık yüzde 2,9 seviyesinde bulunduğunu ifade etti. Orta Doğu kaynaklı enerji şokları, jeopolitik gerilimler ve sıkı finansal şartlarının küresel ekonomideki belirsizlikleri artırdığını söyleyen Okşak, petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki seyrin özellikle enerji ithalatçısı ülkeler açısından enflasyon ve dış denge risklerini canlı tuttuğuna dikkat çekti. Küresel ekonominin ciddi bir kırılma eşiğinde olduğunu belirten Okşak, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ağustos ayında yıllık enflasyonun yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleştiğini hatırlatarak, enerji ve gıda maliyetleri ile finansman koşullarının enflasyonla mücadelede belirleyici olmaya devam ettiğini ifade etti. Okşak, sıkı maddi duruşun yanı sıra beklentilerin yönetilmesi, enerji faturasının azaltılması, üretken yatırımların ve ihracatın desteklenmesi gerektiğini kaydederek, fiyat istikrarının büyüme, üretim ve istihdam hedefleriyle birlikte ele alınmasının önemine dikkat çekti. "Ekonomide kalıcı çözümün yolu üretim, yatırım ve istihdamdan geçiyor" Toplantının Ekim Ayı Grup Başkanlığını yürüten Büyük Birlik Partisi Ekonomi ve Kalkınmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı da Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin güçlü üretim potansiyeli, girişimci insan kaynağı ve stratejik konumuyla küresel ekonomide yaşanan dönüşümü fırsata çevirebilecek imkânlara sahip olduğunu belirten Alfatlı, şöyle konuştu: "Ekonomide kalıcı istikrarı yalnızca para politikası araçlarıyla sağlamamız mümkün değildir. Enflasyonla mücadele kararlılıkla sürdürülürken üretimi, yatırımı, ihracatı ve istihdamı güçlendiren bütüncül bir ekonomi politikasına ihtiyaç vardır. Türkiye'nin kendi üretim yapısını ve ekonomik gerçeklerini merkeze alan, dışa bağımlılığı azaltan ve katma değerli üretimi teşvik eden bir kalkınma anlayışını güçlendirmeliyiz. Özellikle sanayicimizin, esnafımızın, çiftçimizin ve üreticimizin finansmana erişimini kolaylaştıran; vatandaşımızın alım gücünü ve gelir dağılımında adaleti gözeten politikalar ekonomik programın temel unsurları arasında yer almalıdır." Alfatlı, küresel ekonomide yaşanan değişimin Türkiye açısından yalnızca riskler değil önemli fırsatlar da barındırdığını ifade ederek, "Türkiye’nin güçlü olduğu alanları daha da güçlendirmeli, ithalata bağımlı olduğumuz stratejik sektörlerde yerli üretim kapasitemizi artırmalıyız. Üreten, ihraç eden, istihdam oluşturan ve teknolojik dönüşümü yakalayan bir Türkiye, sürdürülebilir kalkınmanın da güçlü ekonominin de temelidir" değerlendirmesinde bulundu. Toplantının sonunda BİSAG üyelerinin sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Yüksel Okşak, davet ve ev sahipliği dolayısıyla BİSAG’a ve Ekim Ayı Grup Başkanı Ekrem Alfatlı’ya teşekkür etti. Ekrem Alfatlı ise kapsamlı değerlendirmeleri ve katkıları dolayısıyla Doç. Dr. Yüksel Okşak’a teşekkür ederek, BİSAG çatısı altında Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve stratejik meselelerinin alanında uzman isimlerin katılımıyla ele alınmaya devam edeceğini ifade etti.

Bilal Erdoğan: "İslam dünyasının birlikte güçlü olmasına öncülük edebiliriz" Haber

Bilal Erdoğan: "İslam dünyasının birlikte güçlü olmasına öncülük edebiliriz"

AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları tarafından düzenlenen Diplomasi Atölyesi, Dünya Etnospor Birliği Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan’ı ağırladı. Programa, AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Yusuf İbiş ve AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Nevzat Yüce de katıldı. AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda gerçekleştirilen programda Erdoğan, "Türk Dünyasında Kültürel Diplomasi ve Ortak Gelecek" başlığıyla gençlerle bir araya geldi. Programda Türkiye Yüzyılı vizyonu, Türk dünyası, İslam coğrafyası, kültürel diplomasi ve Türkiye’nin bölgesel rolü ele alındı. "Türkiye Yüzyılı ekonomik olarak güçlenmekten daha büyük bir mesele" Konuşmasında Türkiye Yüzyılı hedefinin yalnızca ekonomik kalkınma ve refah meselesi olarak görülmemesi gerektiğini belirten Erdoğan, dünyada yaşanan savaşlara ve adaletsizliklere dikkati çekti. Erdoğan, "Niye Türkiye Yüzyılı gibi bir hedefi ciddiye alalım? Zengin olacağız, güçlü olacağız, ne olacak? Bu, Türkiye’nin ekonomik olarak daha güçlü, daha müreffeh olmasından daha büyük bir mesele. Dünyada bu kadar dengesizlik, İsrail’in soykırımı, savaşlar ve adaletsizlikler yaşanırken bunlara seyirci kalmak bizim DNA’mızda yok" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin güçlü olmak zorunda olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Çünkü güçlü olmazsak eziliriz. Güçlü olmazsak manipüle edilen olmuş oluruz. Bunu 20. yüzyıl boyunca yaşadık" dedi. "Gücümüzün çarpan etkisini artırmamız lazım" Türkiye’nin tek başına güçlenmesinin yanı sıra tarihi ve kültürel bağlara sahip olduğu coğrafyalarla iş birliğini artırması gerektiğini belirten Erdoğan, bu sürecin Türk dünyasından başlaması gerektiğini söyledi. Erdoğan, "Bizim başlamamız gereken önce Türk dünyası, ondan sonra gönül coğrafyamız. İslam dünyasıyla birlikte güçlenmemiz, gücümüzün çarpan etkisini artırmamız lazım" diye konuştu. Türk dünyasındaki ortak dil ve kültür bağlarının önemli bir imkân sunduğunu ifade eden Erdoğan, "Mesele Türk dünyasında herkesin aynı dili konuşmasından ziyade, herkesin aslında birbirini anlayabildiğini fark etmesini sağlamak" değerlendirmesinde bulundu. "İslam dünyasının birlikte güçlü olmasına öncülük edebiliriz" Türkiye Yüzyılı vizyonunun Türk dünyasından başlayarak daha geniş bir coğrafyada iş birliğine dönüşebileceğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin İslam ülkeleri arasındaki yakınlaşmaya öncülük edebilecek bir konumda olduğunu söyledi. Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır üzerinden örnek veren Erdoğan, bu ülkelerin ekonomik olarak güçlenmesi ve aralarındaki iş birliğinin artmasının oluşturabileceği potansiyele dikkati çekti. Erdoğan, "Bu dört ülkenin Türkiye, Suudi Arabistan ekonomik gelişmişlik düzeyine geldiği zaman ekonomik büyüklüğü 5 trilyon dolar oluyor. Birdenbire karşımıza gelen imkânları görün diye söylüyorum. Mısır da daha güçlü oluyor, Türkiye de daha güçlü oluyor, Pakistan da çok daha güçlü oluyor. Biz bunu sağlamak zorundayız. Bunlar hayal değil" ifadelerini kullandı. Batı dünyasının kendi içerisindeki dini ve kültürel farklılıklara rağmen ortaklıklar kurabildiğine işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti: "Avrupa Birliği içerisindeki bir Ortodoksla, bir Katoliğin, bir Evanjeliğin iş birliği yapması benim bahsettiklerimden çok daha zor şeyler. Bizi birbirimize bağlayan, yaklaştıran dini, kültürel ve dille ilgili bağlar, şu anda Avrupa Birliği’ni ve Batı’yı birbirine bağlayanlardan çok daha güçlü." Erdoğan, "Biz bu vizyonla ilerlersek İslam dünyasının birlikte güçlü olmasına öncülük edebiliriz. Buna öncülük etmemizin yolunun da Türk dünyasının yakınlaşmasından ve birliğinden geçtiğine inanıyorum. Bu hiç uzak değil" dedi. "Kültürel bağlarımızı güçlendirmeliyiz" Türkiye’nin kültürel etkisinin farklı coğrafyalarda giderek daha fazla hissedildiğini ifade eden Erdoğan, Türk dizilerine yönelik ilginin de Türkiye’nin yumuşak gücünün göstergelerinden biri olduğunu belirtti. Türklerin İslam medeniyeti içerisindeki tarihi rolüne de değinen Erdoğan, Türkler, Kürtler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar ve Çerkezler arasındaki ortak tarih ve inanç bağlarının korunmasının önem taşıdığını söyledi. Erdoğan, bu ortak değerlerin öne çıkarılmasının hem Türk dünyasındaki yakınlaşmaya hem de İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin güçlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti.

BEBKA, İznik’in binlerce yıllık tarihini okuyucuyla buluşturuyor Haber

BEBKA, İznik’in binlerce yıllık tarihini okuyucuyla buluşturuyor

Antik Nikaia’dan Türk Dönemi’ne uzanan geniş bir tarihi dönemi ele alan eser, İznik’in jeopolitik öneminden kültürel ve dini yapısına, ekonomik hayatından arkeolojik mirasına kadar kentin geçmişini farklı yönleriyle okuyucuya sunuyor. Basılı olarak okuyucuyla buluşturulan "Türk Dönemi Öncesi İznik" kitabına dijital ortamdan da ücretsiz olarak erişilebiliyor. Eser, BEBKA’nın internet sitesinde Doküman Merkezi sekmesi altında yer alan Kültür Yayınları bölümünden ücretsiz olarak okunabiliyor ve indirilebiliyor. İznik Kaymakamı Arif Karaman, İznik’in farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan köklü geçmişine dikkat çekerek kentin zengin tarihî ve kültürel mirasının korunmasının ve gelecek kuşaklara aktarılmasının önemini vurguladı. Karaman, eserin İznik’in tarihinin daha iyi anlaşılmasına önemli katkı sağlayacağını ifade etti. İznik Belediye Başkan Vekili Zeliha Peşte ise İznik’in sahip olduğu tarihî ve kültürel değerlerin kentin kimliğindeki önemine değinerek bu değerlerin tanıtılmasına yönelik çalışmaların İznik’in tanınırlığına katkı sunduğunu belirtti. "Kültür, sürdürülebilir kalkınmanın ayrılmaz bir parçası" BEBKA Genel Sekreter V. Sabri Bayram, kültürel mirasın şehirlerin geçmişini yansıtmanın yanı sıra bugünkü kimliğini ve geleceğini de şekillendirdiğini belirterek, "Tarihî ve kültürel birikimin korunması ve değerlendirilmesi; kentlerin özgün kimliklerini güçlendirirken turizm, yerel ekonomi ve bölgesel çekicilik açısından da yeni imkânlar oluşturuyor. Bu yönüyle kültürün, sürdürülebilir ve bütüncül bir kalkınma anlayışının ayrılmaz bir parçası olduğuna inanıyoruz" dedi. Kalkınma Ajansları Kültür Yayınları ile bölgenin kültürel birikimini kalıcı yayınlara dönüştürmeyi önemsediklerini ifade eden Bayram, "Türk Dönemi Öncesi İznik" kitabının kentin farklı dönemlerini bir bütünlük içerisinde ortaya koyan önemli bir başvuru kaynağı olacağını söyledi. İznik’in binlerce yıllık geçmişi kitapta buluştu Kitabın yazarı Prof. Dr. Mustafa Şahin, İznik’in tarihî ve arkeolojik birikimini konu alan böyle bir eserin okuyucuyla buluşmasından büyük heyecan duyduğunu ifade etti. Kitabın, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmek için çalışmalar yürüten İznik’in tanıtımına da önemli bir katkı sağlayacağını belirtti. Uzun yıllardır İznik üzerine bilimsel çalışmalar yürüttüğünü belirten Şahin, "Türk Dönemi Öncesi İznik" kitabıyla kentin farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan zengin geçmişinin daha iyi anlaşılmasına katkı sunmaktan gurur duyduğunu dile getirdi. Tanıtım toplantısına İznik Kaymakamı Arif Karaman, İznik Belediye Başkan V. Zeliha Peşte, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zekeriyya Arı, BEBKA Genel Sekreter V. Sabri Bayram, kitabın yazarı Prof. Dr. Mustafa Şahin, akademisyenler, kurum ve kuruluş temsilcileri, basın mensupları ve davetliler katıldı.

Tutuklu avukat Ece Güner siyaseti de danışmanlığı da bıraktı! Haber

Tutuklu avukat Ece Güner siyaseti de danışmanlığı da bıraktı!

Avukat Ece Güner, kamuoyuyla paylaştığı uzun açıklamada siyasi görevlerinden çekilme kararı aldığını duyurdu. Güner, İBB Başkan Danışmanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki koordinatörlük görevlerinden affını isteyerek istifa ettiğini belirtti. AHBAP soruşturması kapsamında tutuklu bulunan hukukçu Ece Güner, sosyal medya hesabından yazılı bir açıklama yaptı. Güner, Fransa’da geçen çocukluk yıllarından başlayarak kariyerine, hukuk alanındaki çalışmalarına ve Türkiye’ye katkı sunma hedefiyle yürüttüğü mesleki yolculuğuna değindi. Uluslararası hukuk alanında edindiği deneyimlerle ülkeye yatırım ve kalkınma katkısı sağlamayı amaçladığını söyleyen Güner, 1996 yılında kurduğu hukuk bürosunu büyüterek Türkiye’nin önde gelen uluslararası hukuk bürolarından biri hâline getirdiğini ifade etti. “ASLA KAMUYA İŞ YAPMADIM, KAMUDAN İŞ ALMADIM” Açıklamasında özel sektörle çalıştığını ve kamu ile ticari ilişki yürütmediğini vurgulayan Güner, yıllar boyunca yoğun tempoyla çalışarak büyük bir emek verdiğini, çok sayıda akademik çalışma ve hukuk kitabı kaleme aldığını söyledi. Türkiye’ye yatırım çekmeye katkı sağladığını belirten Güner, bu süreçte ciddi bedeller ödediğini dile getirdi. HALUK LEVENT/AHBAP DOSYASIYLA İLGİLİ DEĞERLENDİRME Güner, hakkında gündeme gelen Haluk Levent/AHBAP dosyasıyla ilgili olarak ise “Yüzde 1000 masum” olduğunu savunarak, yaşadığı sürecin kendisini çok yorduğunu ifade etti. Açıklamasında, söz konusu süreçte mağdur edildiğini öne sürdü ve bu konuda daha önce ayrıntılı yazdığını belirtti. “SİYASETİ BIRAKIYORUM” Son dönemde yaşadıkları nedeniyle önemli bir karar aldığını belirten Av. Ece Güner, “Bu aşamada siyaseti bırakma kararı aldım” ifadelerini kullanarak, aktif siyasi görevlerinden çekildiğini duyurdu. Ailesinin de bu süreçten olumsuz etkilendiğini söyleyen Güner, kamuoyuna teşekkür ederek adalet için dua ettiğini kaydetti.

Suriye Devlet Başkanı Şara: "Suriye geçmişin acı sayfasını yırttı" Haber

Suriye Devlet Başkanı Şara: "Suriye geçmişin acı sayfasını yırttı"

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, ABD’nin ülkesini "Terörü Destekleyen Devletler" listesinden çıkarma kararının ardından yaptığı açıklamada, "Suriye bugün geçmişin acı sayfasını yırtıp atarak kalkınma, inşa ve imar ufkuna doğru yola çıkmıştır. Üzerinizdeki yaptırımlar kaldırılmış, kısıtlamalar çözülmüştür" dedi. ABD hükümeti dün Suriye’yi "terörü destekleyen ülkeler" listesinden çıkarırken, artık "Terör Listesindeki Hükümetlere Yönelik Yaptırımlar Yönetmeliği" kapsamındaki yasaklara tabi olmadığını duyurdu. Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, ABD'nin kararının ardından halka hitap etti. Eş-Şara, ABD Başkanı Donald Trump’a, ABD yönetimine ve desteği olan tüm ülkelere teşekkür etti. Şara, "Suriye bugün geçmişin acı sayfasını yırtıp atarak kalkınma, inşa ve imar ufkuna doğru yola çıkmıştır. Üzerinizdeki yaptırımlar kaldırılmış, kısıtlamalar çözülmüştür" dedi. "Uluslararası izolasyonun izlerini silmek için çalışmaya devam edeceğiz" Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Şeybani ise kararın 47 yıllık etiketi sona erdiren tarihi bir adım olduğunu vurgulayarak, uluslararası izolasyonun izlerini silmek için çalışmaya devam edeceklerini belirtti. Bakanlık ayrıca, kararın ekonomik toparlanma, altyapının yeniden inşası ve diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi için değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Haber

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e mülakat verdi. İngilizce ve Arapça olarak yayımlanan mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçlü Mekke Anlaşması fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve bu anlaşmaya giden süreçte hangi gelişmelerin etkili olduğu yönündeki soruya şöyle cevap verdi: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir neticesidir. Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz. Son dönemde yaşananlar, kardeş ve dost ülkeler arasındaki dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye olarak, anlaşmazlıkların derinleşmesini değil, diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduk. Çünkü biliyoruz ki kalıcı barış, sadece çatışmaların sona ermesiyle değil; karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile mümkün. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da işte bu anlayışın bir sonucu. Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki bu anlaşma bölgemizde huzur ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere de açık. Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz. İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir iş birliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık. Bu kapıyı hep açık tutmak, barış ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunmak iradesine sahip ülkeleriz." "Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimin seyriyle bağlantılı olup olmadığı sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şu şekilde yanıtladı: "ABD ile İran arasındaki gerilimin seyri elbette bölgesel gelişmeler bakımından önemli. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır. Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur. Bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için ilgili ülkelerin düzenli istişare içerisinde olması gerektiğini uzun zamandır ifade ediyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Çünkü bölgenin meselelerinin çözümünde dışarıdan dayatılan reçetelerin ne gibi felaketlere yol açtığını biliyoruz. Bu yüzden de Türkiye olarak her zaman bölge ülkelerinin kendi iradesi ve ortak aklı belirleyici kılma yönünde politika yürütüyoruz. Dolayısıyla Mekke’de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz. Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir. Türkiye olarak her zaman gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel iş birliğinin güç kazanmasından yana olduk. Biz, bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz." "Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Anlaşmanın savunma niteliği taşımakla birlikte taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının üç tarafa birden yapılmış sayılacağı maddesinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Evet Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel almakta. Mekke-i Mükerreme’de kardeş ülkeler olarak böyle bir anlaşmaya imza atmış olmanın ayrıca bir önemi var ve bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı. Anlaşma maddelerinde de açık, net ifade edildiği gibi burada esas olan, taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik bir tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesidir. Ancak bunu yalnızca askerî bir hüküm şeklinde değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Türkiye’nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanındaki hamleleri herkes tarafından takdir ediliyor. Bunları yaparken de kardeş ve dost ülkelerle iş birliklerimizi, anlaşmalarımızı yaparak, bölgenin barış ve istikrarını güçlendiren bir mahiyet kazandırıyoruz. Aynı zamanda, bu ittifaka imza atan ülkeler olarak birbirimize tehdit teşkil etmeyeceğimiz, aksine birbirimizin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduğumuz ve içeride birbirimizle dayanışma hâlinde olduğumuz mesajını veriyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın mesajı gayet açıktır, birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirdiğimiz takdirde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin faydasına olacak şekilde hayata geçireceğimize inanıyoruz." "Bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez" "Orta Doğu’daki bölgesel güçlerin daha önce büyük güçlerle sınırlı görülen güvenlik ve istikrarı sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verdikleri söylenebilir mi?" şeklindeki soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık bölge ülkeleri kendi güvenlikleri, kendi istikrarları ve kendi geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumundalar. Bizim öteden beri savunduğumuz yaklaşım da zaten aynen budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler elbette küresel etki oluşturacak sonuçlara yol açabilmektedir. Bölgesel sahiplenmenin, bölgesel dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın güçlenmesine de katkıda bulunacaktır. Türkiye olarak, bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü mekanizmalar kurmasını, güvenlik ve istikrarı birlikte tesis etmesini son derece önemli buluyoruz. Biz bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi düzeyde ilişkiler yürütmekteyiz. Bununla birlikte, bölge ülkeleriyle mevcut iş birliklerimizi daha kalıcı hâle getirmenin faydalı olduğu düşüncesi içindeyiz. Bu çerçevede, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hâle getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inanıyoruz. Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez. Bizim hedefimiz, dışlayıcı bloklaşmalar değil, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzenidir. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye, gerektiğinde sorumluluk almaya ve bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Mekke Anlaşması’nın Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık. Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret bakımından da büyük önem taşıyor. Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlık doğrudan bu bölgenin huzuruyla bağlantılı. Bu teorik bir ifade değildir, son birkaç ayda yaşanan gelişmeler bize bunu gösterdi. Dolayısıyla Körfez’de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımı, yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değerli buluyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inanıyoruz. Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez. Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da at başı ilerlediğini hep ifade etmişimdir. Avrupa yaşadığı büyük savaşların ardından önce birlikte istikrar ve güvenlik sonra ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldi, biz bu kadar acıyı yaşamadan bu noktaya birlikte gidebiliriz. Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil. Körfez’in istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir meseledir. Körfez’in barış ve istikrarını kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." "Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki durumla ilgili bir soruya cevaben şunları aktardı: "Hürmüz Boğazı, bölgesel değil küresel önemi haiz bir nokta. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından da son derece stratejik bir geçiş noktası. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı. Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde. Bunun da gerçekleşmesi, tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı. Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik. Çünkü biliyoruz ki Hürmüz’de ya da Ukrayna’da, Filistin’de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor. Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük. Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hedef, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hâle gelmesi olmalıdır." Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerle ilgili olarak, "Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz. Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda iş birliğimizi de geliştiriyoruz. Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz. Bölgemizin çok ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliği daha da önem kazanmış durumda. Mekke Anlaşması’nın, savunma iş birliği başta olmak üzere, ilişkilerimizin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inanıyoruz. Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira bölgemizdeki en ufak bir krizin başta göç ve terör olmak üzere oluşturduğu etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor. Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum" dedi. "Arzumuz, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşmasıdır" Lübnan’daki son gelişmelere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları ifade etti: "Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil, tarihi bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir. Lübnan’ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir. Lübnan’ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Lübnan’da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan’ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez. Orta Doğu’nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor. Türkiye olarak bizim bütün diplomatik çabalarımızın merkezinde de bu anlayış yatıyor. Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, göz yaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Aoun ile Sayın Başbakan Selam’a da ifade ettik." Cumhurbaşkanı Erdoğan "Suriye’deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi: "Suriye’de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi bakımından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Türkiye olarak en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savunduk. Suriye’nin maruz kaldığı savaş, terör ve istikrarsızlık, bütün bölgeye ağır bedeller ödetti. Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Bu dönemin kalıcı barışa, istikrara ve yeniden imara vesile olması en büyük temennimiz. Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin millî güvenliği de o derece önemli. Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir. Suriye, esasen Aralık 2024’ten bu yana ülkede güvenlik şartlarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükûmetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur. Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir. Bugün Suriye’nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu hâline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye’nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir. Suriye’de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.