Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Istinaf

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Istinaf haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Istinaf haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

24 saat çalışanlara kötü haber Haber

24 saat çalışanlara kötü haber

Özellikle sağlık kuruluşlarında uygulanan 24 saatlik vardiyaya yönelik Yargıtay’dan emsal nitelikte bir karar çıktı. 24 saatlik vardiya sisteminde çalışanın fiilen en fazla 14 saat çalışabileceği kabul edileceğine dikkat çeken Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 24 saatlik bir zaman diliminde işçinin uyku ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacağı varsayıldığından, azami fiili çalışma süresinin 14 saat olacağına hükmetti. Özel bir hastanede ambulans şoförü olarak çalışan genç, fazla mesai ücretinin ödenmediği gerekçesiyle istifa etti. İş Mahkemesinin yolunu tutan mağdur şoför, kıdem tazminatı, ücret ve prim, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı şirket, davacı işçiye iş sözleşmesinin devamı sırasında meydana gelen trafik kazalarında tam kusurlu olması sebebiyle ihtarname çekildiğini, davacının mazeretsiz olarak işe gelmemesi nedeniyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini iddia etti. Özel hastane ve ambulans şirketinin alacaktan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına dikkat çeken İş Mahkemesi, davacı işçinin ödenmeyen fazla çalışma ücreti alacağının bulunması sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği ve kıdem tazminatının hüküm altına alınması gerektiğine hükmetti. Tanık beyanları ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının, davalı işyerinde fazla çalışma yapıldığının ispatlandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), davacının 24 saat çalışma 24 saat dinlenme esasına göre çalıştığı, sağlık sektöründe çalışması ve tanıkların her an acil bir iş gelebildiği için belirli bir mola saatlerinin olmadığını beyan etmesi karşısında davacının uyku ihtiyacını gideremediğinin kabulü ile hesaplama yapılmasında hata bulunmadığına hükmetti. Davacının 28 gün yıllık izin kullandığı, bu nedenle yıllık izin ücretinin yeniden hesaplanması gerektiği gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verildi. Karar temyiz edilince devreye giren Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal bir karara imza attı. Davacının davalı işyerinde 24 saatlik vardiyada çalıştığı hatırlatılan kararda şöyle denildi: ‘’Davacının uyuma imkanının bulunmaması sebebiyle mahkemece günlük 4 saat ara dinlenmesinin düşülmesi ile günlük 20 saat çalışma yaptığının kabulü ile hüküm kurulmuştur. Davacının özel hastanede çalışan ambulans şoförü olduğu, yapılan işte dikkate alındığında uyku ve diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabileceği anlaşılmaktadır. Çalışma süresinin 24 saat olması durumunda işçinin fiilen en fazla 14 saat çalışabileceği Dairemizin yerleşik uygulaması gereği kabul edilmektedir. Bu durumda işçinin çalıştığı günlerde günlük 11 saati aşan 3 saatlik çalışması fazla çalışma sayılarak sonuca gidilmelidir. Dosya içerisinde davacıya ait ücret bordroları bulunmaktadır. Bu bordroların Mahkemece değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Bu hâlde mahkemece fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti yönünden davalı tarafça sunulan ücret bordroları incelenmeksizin hüküm kurulması hatalı olmuştur. Davacının yıllık izinde olduğu günlerin fazla çalışma ücreti hesabından dışlanması gerekirken bu husus gözetilmeksizin karar verilmesi de hatalıdır. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi Haber

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi

Daire, ‘eşek’ kelimesinin kadının kişilik haklarına saldırı anlamına geldiğine dikkat çekerek, erkeğin maddi ve manevi tazminata çarptırılması gerektiğine hükmetti. Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan genç çift, Aile Mahkemesi’nde karşılıklı boşanma davası açtı. Tarafları dinleyen Mahkeme; davalı karşı davacı erkeğin aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, "eşeksin, hayvansın" diyerek eşini aşağıladığı, hakaret ettiği, küçük düşürdüğü, sorumsuz bir yapıda olduğu erkeğin tam kusurlu olduğuna hükmetti. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, Aile Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verdi. Aile Mahkemesi, tarafları eşit kusurlu bulup kadının tazminat taleplerini geri çevirdi. Kararın temyiz edilmesiyle devreye giren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. O kelime başına dert açtı Kararda, erkeğin kullandığı, ‘eşeksin, hayvansın’ kelimelerinin kişilik haklarına saldırı anlamına geldiği vurgulandı. Kararda şöyle denildi: "İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğe yüklenilen, davacının aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, ‘eşeksin, hayvansın’ diyerek eşini aşağıladığı, hakaretlerde bulunduğuna dair eylemlerinin sürekliliği, kadının da erkeğe karşı şiddet eyleminin bir kereye mahsus olması nedeni ile, boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu yönünde kusur belirlemesi yanlıştır. Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara ve özellikle kadına yüklenen fiziksel şiddetin karşılıklı olmasına göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı karşı davacı erkeğin, davacı karşı davalı kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesi ve değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.’’

Adalet Bakanı Gürlek: "Güçlü bir ekonomi ancak öngörülebilir bir hukuk düzeni ve güven veren bir adalet sistemi üzerine kalıcı hale gelecektir" Haber

Adalet Bakanı Gürlek: "Güçlü bir ekonomi ancak öngörülebilir bir hukuk düzeni ve güven veren bir adalet sistemi üzerine kalıcı hale gelecektir"

Bakan Gürlek, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu toplantısında DEİK yönetim kurulu üyeleriyle bir araya geldi. Bakan Gürlek, DEİK Genel Merkezindeki toplantıda, iş dünyasının temsilcileriyle Türkiye ekonomisi, yatırım ortamı ve yargı alanındaki çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. DEİK’in Türkiye’nin ticari diplomasisinde önemli bir görev üstlendiğini belirten Bakan Gürlek, Türk iş dünyasının dünyanın farklı coğrafyalarında daha güçlü ve görünür hale gelmesinde kurulun önemli katkısı bulunduğunu söyledi. Ülkelerin gücünün artık yalnızca siyasi ve askeri kapasiteleriyle ölçülmediğini belirten Bakan Gürlek, "Türk iş dünyasının dünyanın dört bir yanında daha güçlü, daha görünür ve daha etkin olmasında DEİK’in ortaya koyduğu bu gayretin ve iradenin önemi oldukça büyüktür. Çünkü artık ülkelerin gücü yalnızca siyasi veya askeri kapasiteleriyle değil, üretim güçleriyle, ticaret hacimleriyle ve dünyada kurdukları ekonomik bağlarla da ölçülmektedir" dedi. Türkiye’nin güçlü bir orduya ve savunma kapasitesine sahip olduğunu belirten Bakan Gürlek, iş dünyasının üretim, yatırım ve istihdam yoluyla ülkenin kalkınmasına önemli katkılar sunduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Devletimizin açtığı her yeni kapının ticaretle, yatırımla ve üretimle kalıcı hale gelmesini sağlayan en önemli güçlerden biri de sizlersiniz. Şunu hepiniz fark etmişsinizdir ki artık savaşların asli sebeplerinden birinin ticari avantaj sağlamak olduğu bariz bir gerçek haline gelmiştir." Küresel ölçekte yaşanan mücadelelerin ekonomik boyutuna vurgu yapan Bakan Gürlek, güçlü bir ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma modeli oluşturamayan ülkelerin dış müdahalelere açık hale geldiğini kaydetti. "Ekonomik bağımsızlık milli bağımsızlıktan ayrılmaz" Bakan Gürlek, "Günümüzde mücadele yalnızca cephede değil, ticarette, enerjide, teknolojide, üretimde ve finans sistemlerinde de verilmektedir. Bir ülkenin ekonomik bağımsızlığını kaybetmesi zaman içerisinde siyasi karar alma iradesinin de zayıflaması anlamına gelecektir. İşte bu nedenle ekonomik bağımsızlığı, milli bağımsızlığımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz" diye konuştu. "Türkiye’nin müzakereci, barışçıl ve yapıcı tutumunu aynı zamanda ticari kazanımları da tahkim edebilmelidir" Enerji yolları, ticaret koridorları, kritik madenler ve teknolojinin küresel güç mücadelesinin önemli unsurları haline geldiğini anlatan Bakan Gürlek, "Türkiye, bölgesinin tüm jeopolitik avantajlarını kullanarak çevresindeki savaş ve gerginliklerde ortaya koyduğu müzakereci, barışçıl ve yapıcı tutumunu aynı zamanda ticari kazanımları da tahkim edebilmelidir. Bu konuda bizlere de sizlere de oldukça önemli sorumluluklar düşmektedir" dedi. Diplomaside oluşturulan güven ortamının kalıcı ticari ortaklıklara dönüştürülmesi gerektiğini belirten Bakan Gürlek, reel sektörün Türkiye ekonomisinin omurgası olduğunu söyledi. "Güçlü bir ekonomi ancak öngörülebilir bir hukuk düzeni ve güven veren bir adalet sistemi üzerine kalıcı hale gelecektir" Türkiye Yüzyılı vizyonunun adalet alanındaki karşılığını "Adaletin Yüzyılı" hedefi olarak tanımlayan Bakan Gürlek, şöyle konuştu: "Siz üretirken, yatırım yaparken ve yeni pazarlara açılırken devletimizin bütün kurumlarıyla yanınızda olduğunu bilmenizi isterim. Güçlü bir ekonomi ancak öngörülebilir bir hukuk düzeni ve güven veren bir adalet sistemi üzerine kalıcı hale gelecektir. Bizim görevimiz reel ekonomimiz üzerinde geçmişten gelen mevzuat yüklerini ya da hukuki boşluklardan kaynaklanan baskıları tek tek ortadan kaldırmaktır. İş insanlarımız önünü görebilmeli, yatırımcımız hukuk düzenine güvenmeli ve ekonomik faaliyetler gereksiz bürokratik ya da hukuki engellere takılmadan yoluna devam edebilmelidir." "Çıkar amaçlı suç örgütü yapılanmalarıyla mücadele etmeye devam edeceğiz" Yargının ekonomik hayatı tehdit eden çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadelesini sürdüreceğini ifade eden Bakan Gürlek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ekonomimizi zehirleyen çıkar amaçlı suç örgütü yapılanmalarıyla mücadele ediyoruz ve etmeye de devam edeceğiz. Üretenin, yatırım yapanın, istihdam sağlayanın karşısına hukuk dışı yollarla çıkan yapılara karşı da mücadelemizi sürdüreceğiz. Ekonomik düzenin güvenliği, hukuk devletinin asli sorumluluklarından biridir. Çünkü yatırım ortamının güvenliği yalnızca mevzuatın sağlamlığıyla değil, ekonomik hayatı tehdit eden hukuk dışı yapıların etkisiz hale getirilmesiyle ancak mümkündür." Bakan Gürlek, ticari davaların uzun sürmesinin iş dünyasının önemli sorunlarından biri olduğunun farkında olduklarını belirterek, İstanbul’daki ticaret mahkemelerini tek çatı altında topladıklarını söyledi. Yargılamalarda hedef süre uygulamasına büyük önem verdiklerini belirten Adalet Bakanı Gürlek, UYAP üzerinden dava açıldığı anda dosyanın öngörülen tamamlanma süresinin belirlendiğini anlattı. Hâkimlerin hedef sürelere uymasına yönelik denetimin artırıldığını belirten Bakan Gürlek, sürenin hâkimin kendisinden kaynaklanan nedenlerle aşılması halinde idari ve disiplin süreçlerinin gündeme geleceğini ifade etti. "Azimle çalışıyoruz" Mahkemelerdeki dosya ve personel yoğunluğunun da teknolojik imkanlarla takip edildiğini anlatan Bakan Gürlek, iş yükü veya personel yetersizliği bulunan noktalara daha hızlı müdahale edeceklerini vurgulayarak şöyle konuştu: "Adalet Bakanlığı olarak yasal düzenlemeleri eksiksiz ve daha işlevli hale getirmek, iç ve dış hukuk güvencelerini sağlayan yasal çerçeveleri oluşturmak, çağın gerçeklerine uygun mevzuatı hayata geçirmek, uluslararası tahkim mekanizmalarının etkin işlemesini destekleyecek hukuk diplomasisi kanallarını geliştirmek bizim temel görevlerimizden birisidir. Bu konuda önemli adımlar attığımızı düşünüyorum. Ticaret mahkemelerinin ihtisas alanlarını geliştirip yapısal güçlerini artırmak, hızlı ve adil yargısal süreçler yürütmek, yatırım ve istihdamı destekleyen hukuk devleti ilkelerini sonuna kadar tahkim etmek de bu anlayışın devamıdır. Bunu çok iyi biliyor ve bu yönde azimle çalışıyoruz." Uluslararası ticaret ve yatırım uyuşmazlıklarına ilişkin çalışmalara da değinen Bakan Gürlek, 29 Mayıs 2026’da Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Tahkim Daire Başkanlığını kurduklarını hatırlattı. Yargılamaların uzamasındaki önemli nedenlerden birinin gereksiz bilirkişi incelemeleri olduğunu dile getiren Bakan Gürlek, bilirkişilik sisteminde kapsamlı düzenlemeler yaptıklarını ve yeni çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. Hâkimin hukuki değerlendirmeyi bilirkişiye bırakamayacağını vurgulayan Bakan Gürlek, dosyaların yalnızca teknik uzmanlık gerektiren konularda bilirkişiye gönderilmesi gerektiğini söyledi. İş davalarının daha kısa sürede kesinleşmesi için istinaf kapasitesini artırdıklarını belirten Bakan Gürlek, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde iş davalarına bakan yeni dairelerin kurulduğunu ve hedef süre uygulamasının istinaf aşamasında da geçerli olduğunu söyledi. Hukuki öngörülebilirliğin yatırım ortamının temel unsurlarından biri olduğunu belirten Bakan Gürlek, arabuluculuk sisteminin dava yükünün azaltılmasında önemli başarı sağladığını ifade ederek, yeni düzenlemelerle bazı uyuşmazlık türlerinin de arabuluculuk kapsamına alınması üzerinde çalıştıklarını kaydetti. "İstişare, daha güçlü hukuk ve yatırım ortamının vazgeçilmez unsurudur" İş dünyasının sahadaki tecrübelerinin mevzuat çalışmalarına katkı sağlamasını önemsediklerini vurgulayan Bakan Gürlek, "İstişareyi daha güçlü bir hukuk ve yatırım ortamının vazgeçilmez unsurlarından biri olarak görüyoruz" diye konuştu. Adalet Bakanı Gürlek, Adalet Bakanlığının yatırım ve üretimin önündeki hukuki engelleri azaltmaya yönelik çalışmalarını sürdüreceğini belirterek, devletin bütün kurumlarıyla üreten, yatırım yapan, ihracat gerçekleştiren ve istihdam sağlayan iş dünyasının yanında olduğunu kaydetti. DEİK Başkanı Nail Olpak’ın ev sahipliğinde DEİK genel merkezinde yapılan toplantıda Bakan Gürlek yönetim kurulu üyelerinin görüş ve önerilerini de dinledi.

Manisa’da korkutan apartman Haber

Manisa’da korkutan apartman

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde zemin oturması nedeniyle kolon ve duvarlarında tehlikeli yarıklar oluşan Emirali Apartmanı, hem bina sakinleri hem de çevredekiler için büyük risk oluşturuyor. Hukuki mücadelesini sürdüren ve korkudan geceleri gözüne uyku girmediğini söyleyen bina sakini Halit Erbulut, facia yaşanmadan yetkililerin acil olarak binada inceleme yapmasını ve karar vermesini istiyor. Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Sefa Mahallesi Subaşı Sokak No: 1 adresinde bulunan Emirali Apartmanı’nın yapımına 2010 yılında bir müteahhit tarafından başlandı. İddiaya göre müteahhidin inşaatı yarım bırakması üzerine, temeli atılmış ve kolonları dikilen inşaat projesini binada hak sahibi olan Turgutlulu esnaf Halit Erbulut devralarak 2011 yılında binayı tamamladı. Ancak aradan geçen yıllar içerisinde zemin oturmasına bağlı olarak binada ufak çaplı çatlamalar başladı. Zamanla bu çatlaklar büyüyerek yapının taşıyıcı sistemlerini de tehdit eden tehlikeli yarıklara dönüştü. Kendi oturduğu ve dairelerinin bulunduğu binadaki durumu fark eden Halit Erbulut, özel mühendisler getirterek binada inceleme yaptırdı. Yapılan incelemelerde binanın statiğinin tamamen bozulduğu ve yaşanabilecek en ufak bir depremde veya farklı bir sarsıntıda yıkılabileceği tespiti yapıldı. Bunun üzerine Erbulut, inşaata ilk başlayan müteahhite karşı hukuk mücadelesi başlattı. Turgutlu mahkemelerinde görülen davayı kaybeden Erbulut, yılmayarak dosyayı istinafa taşıdı. "Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım" Binada yapılacak işlemler için bir sonuç alamadığını belirten Erbulut, "Bu binada yaşıyorum. Binamda zeminden kaynaklı oturmalar oldu. Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım. Ancak çarem kalmadı ve bu binada yaşıyorum. 2011 yılında projesi hazır temeli atılmış ve kolonları dikilmiş bir inşaat durumundan ben devraldım. Binada 8 yıl kadar oturduktan sonra çatlaklar oluşmaya başladı. Biz bunu oturmaya bağlı olduğunu düşündük ancak devam edince tadilat yaptırdık. Ancak tadilat sonrasında da çatlaklar devam etmeye başladı" dedi. "Apartmandaki herkes korkup kaçtı" Apartman sakinlerinin binayı terk ettiğini kendisinin de binadan taşınacağını ama binanın çevreye de tehdit oluşturduğunu belirten Erbulut, "Apartmandaki herkes korkup kaçtı. Ben de çıkmayı düşünüyorum. Ancak benim bu apartmandan çıkmam bir şeyi değiştirmiyor. Depremde ve ya bir yıkılma durumunda çevreden geçenlere zarar vereceğini düşünüyorum. Yetkililerin gelip bu konuyla ilgili ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaları gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Benim de üzerime düşen ne varsa ben de yapayım" Binada yapılacak işlemler için adli süreç başlattığını ancak bir sonuç alamadığını ifade eden Erbulut, "Adli süreçte bir hakime düştük. Hiçbir çalışma yapılmadı. Sonra başka bir hakim devraldı davayı ancak bir kere keşfe geldi. Sonrasında da dosyayı reddederek kapattı. İstinaf yolu açıktı ancak 2-3 yıl sürebileceğini öğrendim. Ancak bu süreçte acil bir şekilde binayla ilgilenilmesi gerekiyor. Binayla ilgili güçlendirmeyse güçlendirme, yıkılması gerekiyorsa yıkılması kararı alınsın. Benim de üzerime düşen ne varsa ben de yapayım" dedi.

"Fatih Terim Fonu" davasında Seçil Erzan yeniden hakim karşısında Haber

"Fatih Terim Fonu" davasında Seçil Erzan yeniden hakim karşısında

Yüksek faiz vaadi ile kurduğu fona Fatih Terim gibi isimlerin de dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcuların da bulunduğu 30’dan fazla kişiyi milyonlarca lira dolandırdığı iddiasıyla 102 yıl 4 ay hapis ile 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırılan tutuklu Seçil Erzan, İstinafın bozma kararının ardından yeniden hakim karşısına çıktı. Erzan duruşmada "Tekraren yargılandığım için çok inançlıyım. Ben adil yargılanmadığımı düşünüyorum. 3 buçuk yıl boyunca söylediğim hiçbir şeye itibar edilmedi. Aleyhime kararlar verildi. Sadece katılanların söylediği mutlak doğru kabul edildi. Kimseye benim borcum yok ama borçlu durumunda kaldım. Arda Turan’ın 1 kuruş alacağı varsa bana bin yıl ceza verin. 1’e 5 imkansızken 1’e 5 veren başka Seçil Erzan yok. Ben bir sistem hiçbir şey kurmadım. Ben her şeyimi verdim. 1 liram yok" dedi. Yüksek faiz vaadi ile kurduğu fona Fatih Terim gibi isimlerin de dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolculardan Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 30’dan fazla kişiyi milyonlarca lira dolandırdığı iddiasıyla 102 yıl 4 ay hapis ile 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırılan Denizbank Levent Şubesi eski Müdürü Seçil Erzan hakkında verilen karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi tarafından bozulmuştu. Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin hüküm kurarken birleşen dosyalara ilişkin bilgilere kararda yer vermediğini, bu durumun denetimi zorlaştırdığını kaydetmişti. Daire, istinaf başvurularını yerinde bularak, yargılama sürecinde bazı usul kurallarının uygulanmadığını belirtmişti. Dosya yargılamanın yeniden yapılması için İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti. Bu kapsamda Erzan yeniden hakim karşısına çıktı. "Kimseye benim borcum yok ama borçlu durumunda kaldım" Duruşmada söz verilen Seçil Erzan "Tekraren yargılandığım için çok inançlıyım. Ben adil yargılanmadığımı düşünüyorum. 3 buçuk yıl boyunca söylediğim hiçbir şeye itibar edilmedi. Aleyhime kararlar verildi. Sadece katılanların söylediği mutlak doğru kabul edildi. Ben her şeyin ne olduğunu özetlemek istiyorum. Birincisi hakkımda bir önce yargılandığım mahkemede savcılıkta verdiğim beyanlar ile diğer beyanlarım arasında çelişki bulunduğu gerekçesi ile sadece savcılık beyanlarım esas alındı. Ben yeterli hukuki desteği alamadım. O dönem bir takım yönlendirmeler ile ifade verdim. Size şu an her şeyi doğru açık şekilde anlatmak istiyorum. Ben kaçmadım, ben o sabah telefonumu kapattım izinliydim, Çorlu’ya gittim. Kendimde değildim çok kötüydüm. O gün telefonumu açamıyordum. Benden para almak isteyen, kapıya dayananlar vardı. Kendi rızam ile bankaya gidip başıma gelen durumu o halimle 2 gün boyunca anlatmaya çalıştım. O gün bile darp edildim ben. Annemin gözünün önünde darp edilip senetler verdim. Kimseye benim borcum yok ama borçlu durumunda kaldım. Banka anlamaya çalıştı. Serum takıldı bana. Bana banka yetkilileri bir avukat yönlendi. Savcıya gittim, beyanlarımda da savcıya sığındım o gün. Her şeyi açık doğruluğu ile anlatmaya çalıştım. Söylediğim her şey bağlamından koparılmış. Para bende değil onu anlattım o gün. Bankanın avukatı ‘yukardan baskı varmış seni tutuklanıyorsun’ dedi" ifadelerini kullandı. "Arda Turan’ın 1 kuruş alacağı varsa bana bin yıl ceza verin" Seçil Erzan devamında "Ben korku, baskı altında herkese fon dedim o gün. Bunu bana söyleyen avukatların elinde bir mektup var onu sunmak istiyorum. Ben fon demedim. Ben banka ile görüşmeler yaptım. Ben o gece bana ne dedilerse karşısına yazdım. Bu fon beyanları bir temele oturtuldu. ‘Ben kandırdım, iradelerini fesada uğrattım’ bu oturtuldu. Ben bir sistem kurmadım. Yüksek faiz vaadi ile somutlaştırılacak bir davranışım yok. Arda Turan’ın 1 kuruş alacağı varsa bana bin yıl ceza verin. Bana verdiği parayı 15 günde aldı. Bana küfürler etti. Bu bir sistemse bu sistemi yöneten kim? 1’e 5 imkansızken 1’e 5 veren başka Seçil Erzan yok. Ben bir sistem hiçbir şey kurmadım. Ben her şeyimi verdim. 1 liram yok. Ödeyemedim, ödemek için her şeyi yaptım. Her şeyi sattım. Öldürmüyorlar ölmek lüks. O parayı bulacaksın. Hiç kimsenin iradesini fesada uğratma kastım olmadı. Arkadaşlarımın geri ödemelerini yapamadım. Annemin babamın bütün her şeyini sattım. Yeter ki kapansın bitsin. Faiz oranı ile kimseyi kandıramazsınız" dedi. Duruşmaya öğle arası verildi.

Yargıtay’dan garsonlara kötü haber Haber

Yargıtay’dan garsonlara kötü haber

Yeme-içme sektöründe bahşişle çalışan milyonlarca çalışanla alakalı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nden ‘emsal’ niteliğinde bir karar çıktı. Yüksek Mahkeme; bahşiş almayan personele verilmek üzere toplam bahşiş tutarından yapılan kesintinin ücretten kesinti olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti. Yıllarca çalıştığı restoranda uygulanan ‘havuz bahşiş’ uygulamasından şikayetçi olan tecrübeli garson, ücret alacaklarının ödenmediği iddiasıyla istifa etti. Talep etmesine rağmen tazminat ve diğer alacaklarını alamayan garson, İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Ücretlerinin ödenmemesi ve gerçek ücret üzerinden sigorta primlerinin yatırılmaması nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, check ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı restoran işletmecisi, davacının asgari ücret ile çalıştığını, davacının hak ettiği ücretlerin bordrolara yansıtılarak ödendiğini, davacının aylık ücretinden check ücreti adı altında herhangi bir kesinti yapılmadığını savunarak davanın reddini istedi. İş sözleşmesinin davacı tarafça gönderilen ihtarname ile sona erdiğine dikkat çeken İş Mahkemesi, davacının ödenmeyen alacakları bulunduğundan feshin haklı nedene dayandığı, tanık beyanları doğrultusunda davacının fazla çalışma yaptığı, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının anlaşıldığına vurgu yaptı. Davalı işyerinde bakılan masa doğrultusunda her masa başına 20 TL kesinti yapıldığı kabul edilerek tanık beyanları dikkate alınarak check ücreti hesaplandığı, bu hesaplamadan ödenen primlerin mahsup edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildi. Davalı avukatı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Karar temyiz edilince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Havuz bahşiş sistemine onay Yargıtay kararında; davalı işyerinde garsonların yaptığı hizmete karşılık müşterilerce verilen bahşişten, her masa için 20 TL olmak üzere toplam masa sayısına denk düşen miktar kadarının oluşturulan bir havuzda toplanarak bu havuzdan, bahşiş almayan diğer personele dağıtım yapılması şeklinde bir uygulamanın mevcut olduğu dile getirildi. Kararda şöyle denildi: ‘’Somut olayda, bahşişten yararlanma yöntemi bu şekilde kararlaştırılmış olduğundan bu uygulama ile davacının hak etmiş olduğu bahşişten bir kesinti yapıldığından bahsetmek mümkün değildir. Dosya kapsamına göre davacının hak ettiği bahşişin, anılan kesintiden sonra kalan tutar olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca davacı bahşiş almadığı zamanlarda da havuzda toplanarak bahşiş almayanlara dağıtılmak üzere işverence ücretinden sabit bir miktar kesinti yapıldığını iddia etmiş ise de, ispat yükü üzerinde olan davacı işçi tarafından bahşiş almadığı masa ve sayısı, bahşiş almamasına rağmen ücretinden yapılan kesinti ve miktarı, yöntemince ve hesaplamaya elverişli bir şekilde ispat edilememiştir. Buna göre check ücreti adı altında talep edilen alacak kaleminin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.’’

Yargıtay'dan iş kazalarına dair emsal karar Haber

Yargıtay'dan iş kazalarına dair emsal karar

İş kazalarına dair Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nden emsal bir karar çıktı. Yüksek Mahkeme; balık çiftliğindeki görevini tamamladıktan sonra iş yerinin yakınlarında yüzerken beli tutulup boğulan işçinin ölümünün iş kazası olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti, olayın bir görevlendirme kapsamında gerçekleşmediğine vurgu yaptı. Çalıştığı balık çiftliği yakınlarında denizde boğularak hayatını kaybeden Z.Y.’un yakınları 5. İş Mahkemesi’ne müracaat ederek ölümün iş kazası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdiler. Sosyal Güvenlik Kurumu ile diğer davalı ise ölüm olayının iş kazası niteliğinde bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etti. İş Mahkemesi, davacıların talebini kabul ederek ölüm olayının iş kazası olduğuna karar verdi. Kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurularını esastan reddetti. Bunun üzerine karar, davalı işveren vekili ile Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edildi. Görevlendirme yoktu Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, merhum sigortalının, işverene ait balık çiftliğinde çalışmakta olup iş veren tarafından temin edilen tekne ile balık havuzlarında bulunan balıklara yem verdikten sonra işveren tarafından konulan konteynere yemek yemek için çekildiğini hatırlattı. Yemekten sonra yüzmek amacıyla limanda gemilerin demirli olduğu kısma tekne ile gittiği, burada denize atlayarak yüzdüğü sırada belinin tutulması sonucu hareketsiz kalıp boğulduğu vurgulandı. Sigortalının kaza geçirdiği yerin davalıya ait iş yeri sınırları içerisinde olmadığı, iş veren tarafından herhangi bir görevlendirmenin bulunmadığı dile getirdi. Olayın; 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereği olayı iş kazası olarak değerlendirilip kabul kararı verilmesi mümkün olmadığı belirtildi. Bölge İdare Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, doyanın yeniden İş Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmedildi.

İşçiye verilen fazla para için yüksek mahkemeden emsal karar Haber

İşçiye verilen fazla para için yüksek mahkemeden emsal karar

İşçiye yanlışlıkla veya hatalı yapılan fazla ödemeler, Türk Borçlar Kanunu'nun ‘sebepsiz zenginleşme hükümleri’ gereğince işveren tarafından geri alınabiliyor. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hatalı ödemeyi yapan davacı işverenin ekonomik ve sosyal açıdan üstün, iyi niyetle zenginleşen işçinin ise zayıf konumda olduğu gerekçesiyle fazla ödemenin istenmesinin doğru olmadığına hükmeden mahkeme kararını bozdu. Tam 15 sene önce çalıştığı işyerinden ayrılan işçiye fazla ödeme yapıldığını tespit eden işveren, parayı talep etti. İşçi, ödemeye yanaşmayınca İş Mahkemesi’nin yolunu tutan davacı işveren, davalı işçinin 1. İş Mahkemesinin 2008/1115 Esas sayılı dosyası ile alacak davası açtığını, yapılan yargılamada davanın kabulüne karar verildiğini hatırlattı. Kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, bilirkişi raporuna göre işverenin davalıya fazladan ödeme yaptığının tespit edildiğini, davalı tarafa fazladan yapılan ödemelerin iadesi için yazı gönderildiğini ancak ödeme yapılmadığını ileri sürerek yapılan fazla ödemenin davalıdan tahsilini talep etti. Davalı cevap dilekçesinde; açılan davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, aynı ücretle çalışan işçilere davalı ile benzer ve aynı oranlarda ücret zammının uygulandığı, dava açmayan işçilerin davalıyla aynı ücreti aldığı, buna göre davacı kurumun fazla ödenen tutarı talep etme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, hatalı ödemeyi yapan davacı işverenin ekonomik ve sosyal açıdan üstün, iyi niyetle zenginleşen işçinin ise zayıf konumda olduğu, güvenin korunması, hakkaniyet ilkeleri gereği bir borcu ifa etmek düşüncesiyle davacı işveren tarafından yapılan fazla ödemenin istenmesinin doğru olmadığı gerekçeleriyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Davacı avukatı temyiz dilekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitlerin eksik inceleme ve araştırmaya dayandığını, hatalı olduğunu ileri sürdü. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; Borçlar Kanunu’nun 62. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 78. maddesi) gereğince, borç olmayanı rızası ile ödeyen kimse yanlışlığa düştüğünü ispat ettiği takdirde ödediğini geri isteyebileceğine dikkat çekti. Kararda; ‘’Bu maddede belirtilen yanlışlık eda ile ilgili olup edada bulunanda bağışlama irade ve arzusunun bulunmadığını gösteren bir yanılmadır. Başka bir deyişle, davacı idarenin tahakkuk memuru hataya düşmeseydi, davalıya edada bulunmayacağı anlamına gelmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.12.1984 tarihli ve 1982/13-387 Esas, 1984/997 Karar sayılı kararı ile herhangi bir şart tasarrufa dayanmayan salt hatalı ödemelerin idare tarafından Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebileceği açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davalı işçinin davacıya karşı fark alacaklar istemiyle açtığı davada davanın reddine karar verildiği ve kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda, Mahkemece; kesinleşen 1.İş Mahkemesinin 2011/1153 Esas, 2012/18 Karar sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporu ile hesaplanan fazla ödeme tutarının hüküm altına alınması gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir’’ denildi.

7 yıldır tazminatını alamayan aileden Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne tepki Haber

7 yıldır tazminatını alamayan aileden Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne tepki

Ankara'nın Çankaya ilçesinde bulunan taşınmazlarının 104 metrekarelik bölümü fiilen yol ve kaldırım olarak kullanılan Haraççı ailesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne (ABB) karşı kazandıkları kamulaştırmasız el atma davasına rağmen yaklaşık 7 yıldır tazminatlarını alamadıklarını öne sürdü. Yerel mahkeme ve İstinaf aşamasını kazanmalarına ve Yargıtay'ın emsal kararlarına rağmen sürecin ABB tarafından yeniden Yargıtay'a taşındığını belirten Gaye Haraççı, "Belediye 'Bütün yargı yollarını tüketeceğiz' dedi, bizi tüketti" diyerek yetkililere çağrıda bulundu Ankara'nın Çankaya ilçesi Mithatpaşa Caddesi üzerinde bulunan taşınmazla ilgili yaşanan hukuki süreç, İstanbul Kadıköy'de yaşayan 84 yaşındaki Mehmet Oktay Haraççı ve ailesini mağdur etti. İddiaya göre aile, geçmişte dükkanlarında yaşanan ruhsat sorunları nedeniyle mülklerini değerinin altında satmak zorunda kaldı. Taşınmazın 104 metrekarelik hissesinin imar yolu ve kaldırım olarak kullanılması üzerine aile, Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne karşı "kamulaştırmasız el atma" davası açtı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 39. Hukuk Dairesi ve Yargıtay süreçlerinde aileyi haklı bulan kararlar çıktı. Ancak aynı taşınmaz üzerinde bulunan diğer kat maliklerine 7 yıl önce ödeme yapılmasına rağmen, en büyük paya sahip olan Haraççı ailesine faiziyle birlikte yaklaşık 800 bin lirayı bulan tazminatlarının ödenmedi. Daha önce aynı mülkle ilgili emsal teşkil eden bir Yargıtay kararı bulunurken Gaye Haraççı, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin süreci uzatmak amacıyla dosyayı yeniden Yargıtay'a taşıdığını öne sürdü. "Emsal karara rağmen süreci uzatıyorlar" Yaşanan sürece tepki gösteren Mehmet Oktay Haraççı'nın kızı Gaye Haraççı, belediyenin tutumu yüzünden maddi ve manevi olarak zor durumda kaldıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Ankara'da bir mülkümüz vardı. Kamulaştırmasız el atma davasını biz kazandık, istinafı da biz kazandık. Daha önce bu mülkle ilgili bir Yargıtay kararı olmasına rağmen şimdi Ankara Belediyesi yeniden Yargıtay'a gidiyor. Şu anda o kadar mağduruz ki sosyal yardıma bile muhtaç kaldık. Yargıtay'dan bir korkumuz yok çünkü biz haklıyız, ama bir an önce sonuçlanmasını istiyoruz. 7 sene önce aslında başka kat maliklerine kamulaştırmasız el atmadan para verilmiş, fakat biz en büyük pay bizimkiydi; faiziyle 800 bin liraya yakın bir para. Bunu vermemek için yeniden Yargıtay'a gitmeye ve uzatmaya çalışıyorlar. Biz haklıyız ve Yargıtay'da da bunun onanacağını, bozulmayacağını biliyoruz. Fakat mağdur olduk ve bir an önce çözümlenmesini istiyoruz." "Daha önce bu mülkle ilgili zaten bir Yargıtay kararı var" 7 yıldır devam eden dava sürecinde babasının sağlık sorunları ve sosyal güvencesinin olmaması nedeniyle büyük sıkıntı çektiklerini vurgulayan Haraççı, şunları söyledi: "Belediye 'Bütün yargı yollarını tüketeceğiz' diye tutturdu. Tüketirken bizi de tüketiyor. Bu dava 7 yıldır sürdü, istinafı da biz kazandık. Artık paramızı ödemesi gerekiyordu. Daha önce bu mülkle ilgili zaten bir Yargıtay kararı var. Yani boşu boşuna Yargıtay'ı da işgal ediyorlar defalarca giderek. Ayrıca başka kat maliklerine de ödeme yapılmış, neden bize ödeme yapılmıyor? Çankaya Belediyesi ruhsat alma yönünden çok zorluk çıkardı içine giren kiracılara. Halbuki ben aftan da faydalanmıştım; ama ruhsat verme konusunda devamlı sorun çıkardı. Giren kiracı beni arıyor, 'Ben ruhsat alamıyorum, ben çıkmak istiyorum, güvencemi verin bana, ben burada oturmayacağım' diyordu. Biz de bu şekilde devam edemezdik çünkü dükkanımız Ankara'da biz İstanbul'dayız. 4 sene önce orayı yarı fiyatına satmak zorunda kaldık. Orası benim babamın, 84 yaşında. Bu davaya çok güvenmiştik. Ölmeden önce o parayı aldığını görmek istiyor. Sosyal güvencesi de yok, şu anda çok sıkıntı içindeyiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.