Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Iştahsızlık

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Iştahsızlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iştahsızlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Mide kanserinde erken tanı, tedavinin seyrini değiştiriyor" Haber

"Mide kanserinde erken tanı, tedavinin seyrini değiştiriyor"

Mide kanserinde aile öyküsü, Helicobacter pylori enfeksiyonu ve bazı beslenme alışkanlıklarının risk oluşturabildiğini belirten Liv Hospital Vadi İstanbul Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Bektaş; erken tanı, risk faktörleri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. "Mide kanseri riskini azaltmak mümkün" Mide kanserini tamamen önlemek mümkün olmasa da bazı önlemlerle hastalığa yakalanma riskinin azaltılabileceğini belirten Prof. Dr. Bektaş, "Helicobacter pylori enfeksiyonunun tespit edilmesi ve tedavi edilmesi önem taşıyor. Bunun yanında sigaradan uzak durmak, aşırı tuzlu, tütsülenmiş ve işlenmiş gıdaları sınırlamak, sebze ve meyveden zengin, dengeli beslenmek de riski azaltmaya yardımcı olabilir" diye konuştu. "Ailesinde mide kanseri olanlar dikkatli olmalı" Ailede, özellikle anne, baba veya kardeş gibi birinci derece yakınlarda mide kanseri görülmesinin hastalık riskini artırabileceğini ifade eden Prof. Dr. Bektaş, "Aile öyküsü, mutlaka mide kanseri gelişeceği anlamına gelmiyor. Ancak bu kişilerin risk durumlarının değerlendirilmesi, Helicobacter pylori açısından incelenmesi ve gerekli durumlarda genetik danışmanlık alması önem taşıyor. Gastroskopi ve takip aralıkları kişinin risk düzeyine göre planlanmalı" ifadelerini kullandı. "Uzun süren mide ağrısı ve kilo kaybı önemsenmeli" Mide kanserinin erken dönemde çoğu zaman belirgin şikâyetlere neden olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Bektaş, "Uzun süren mide ağrısı, hazımsızlık, erken doyma, iştahsızlık, açıklanamayan kilo kaybı, bulantı-kusma, yutma güçlüğü ve kansızlık gibi belirtiler dikkate alınmalı. Dışkının siyah renkte olması da önemli bulgular arasında yer alıyor. Bu şikâyetler farklı hastalıklardan kaynaklanabilse de uzun sürmesi veya giderek artması durumunda hekim değerlendirmesi gerekiyor" dedi. "Erken tanıda endoskopi büyük önem taşıyor" Mide kanserinin tanısında gastroskopinin temel yöntemlerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Bektaş, "Gastroskopi sırasında mide iç yüzeyi doğrudan inceleniyor ve şüpheli bölgelerden biyopsi alınabiliyor. Kesin tanı, alınan dokunun patolojik incelemesiyle konuluyor. Tanı sonrasında hastalığın evresini ve yayılımını belirlemek için bilgisayarlı tomografi, endoskopik ultrason ve gerekli hastalarda PET/BT gibi yöntemlerden yararlanılıyor" açıklamasında bulundu. Erken evrede tespit edilen bazı küçük ve yüzeyel tümörlerin, uygun kriterleri karşılamaları durumunda cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemlerle çıkarılabildiğini kaydeden Bektaş, erken tanının tedavi seçenekleri açısından önemli avantaj sağladığını ifade etti. "Her mide kanseri hastasında ameliyat gerekmiyor" Mide kanserinde tedavinin hastalığın evresine ve hastanın genel durumuna göre planlandığını belirten Prof. Dr. Bektaş, "Tedavi kararı tümörün evresine, mide içindeki yerleşimine ve başka organlara yayılıp yayılmadığına göre veriliyor. Bazı erken evre tümörler endoskopik yöntemlerle tedavi edilebilirken, tamamen çıkarılabilir hastalıklarda cerrahi önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Bazı hastalarda ameliyattan önce kemoterapi uygulanarak tümörün küçültülmesi hedefleniyor" dedi. Hastalığın uzak organlara yayıldığı durumlarda tedavi yaklaşımının değişebileceğine dikkat çeken Bektaş, tedavi planının farklı uzmanlık alanlarının iş birliğiyle, hastaya özel olarak oluşturulmasının önemini vurguladı. "Robotik ve laparoskopik cerrahi hastalara avantaj sağlayabiliyor" Uygun hastalarda mide kanseri ameliyatlarının laparoskopik veya robotik yöntemlerle gerçekleştirilebildiğini belirten Prof. Dr. Bektaş, "Küçük kesilerle uygulanan bu yöntemler, uygun hastalarda daha az ameliyat ağrısı, daha az kan kaybı ve daha hızlı iyileşme gibi avantajlar sağlayabiliyor. Robotik cerrahi ise cerraha büyütülmüş üç boyutlu görüntü ve hassas hareket kabiliyeti sunuyor" diye konuştu. Cerrahi yöntemin seçiminde temel ölçütün kanser cerrahisinin gerekliliklerini karşılamak olduğunu vurgulayan Bektaş, "Önemli olan ameliyatın hangi yöntemle yapıldığından önce, doğru hastaya uygun tedavinin uygulanması ve kanser cerrahisinin temel prensiplerinden ödün verilmemesidir" ifadelerini kullandı.

ÇOCUKLARDA GEÇMEYEN KARIN AĞRISI APANDİSİT BELİRTİSİ OLABİLİR Haber

ÇOCUKLARDA GEÇMEYEN KARIN AĞRISI APANDİSİT BELİRTİSİ OLABİLİR

Apandisitin, kalın bağırsağın başlangıç bölümünde bulunan apendiksin iltihaplanmasıyla ortaya çıktığını belirten Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, çocuklarda karın ağrısının yanı sıra iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateşin sık görülen belirtiler arasında yer aldığını söyledi. Bazı çocuklarda ise bu tabloya ishal ve karında hassasiyetin de eşlik edebildiğini ifade eden Mehdi, belirtilerin çocuğun yaşına ve hastalığın seyrine göre farklılık gösterebileceğini vurguladı. Apandisitte ağrının çoğunlukla göbek çevresinde başlayarak zaman içerisinde karnın sağ alt bölümüne doğru yerleşebildiğini anlatan Mehdi, “Özellikle küçük çocuklarda apandisit her zaman klasik belirtilerle seyretmeyebilir. Bu nedenle geçmeyen, giderek şiddetlenen veya çocuğun günlük aktivitelerini etkileyen karın ağrılarının mutlaka dikkate alınması gerekir” dedi. Karın ağrısına ateş, kusma ve belirgin iştahsızlık gibi şikâyetlerin eşlik etmesi durumunda tıbbi değerlendirmeye başvurulmasının önemine işaret eden Mehdi, çocuklarda belirtilerin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Laparoskopik yöntemle küçük kesilerden müdahale Apandisitin cerrahi tedavisinde kullanılan yöntemlerden birinin laparoskopik apendektomi olduğunu belirten Hayat Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, yöntemde iltihaplanan apendiksin genel anestezi altında, karın bölgesinde açılan küçük kesilerden kamera ve özel cerrahi aletler kullanılarak çıkarıldığını söyledi. Laparoskopik cerrahide kamera yardımıyla karın içerisinin görüntülenebildiğini aktaran Mehdi, yöntemin uygun hastalarda daha küçük kesilerle uygulanabilmesinin önemli avantajlar sağladığını ifade etti. Küçük kesilerin bazı hastalarda ameliyat sonrası ağrının daha az olmasına, iyileşme ve günlük yaşama dönüş sürecinin daha konforlu ilerlemesine katkı sağlayabildiğini belirten Mehdi, ameliyat izlerinin de daha küçük olabildiğini dile getirdi. Ancak cerrahi yöntemin her çocuk için aynı şekilde uygulanamayacağının altını çizen Hayat Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, “Çocuğun yaşı, genel sağlık durumu, apandisitin hangi aşamada olduğu ve hastalığın karın içerisindeki seyri değerlendirilerek uygulanacak tedavi yöntemi belirlenir. Bu nedenle cerrahi yaklaşımın çocuk cerrahisi uzmanı tarafından hastaya özel olarak planlanması gerekir” diye konuştu. Ameliyat sonrası takip de tedavinin parçası Apandisit ameliyatının ardından çocuğun genel durumunun, ağrı ve ateşinin yanı sıra beslenmesinin de takip edildiğini belirten Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, hekimin değerlendirmesine göre sıvı alımına başlanarak kademeli olarak normal beslenmeye geçilebildiğini söyledi. Uygun zamanda hareket edilmesinin de iyileşme sürecinin önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Taburculuk sonrasında ailelerin ameliyat bölgesinin bakımına ve reçete edilen ilaçların kullanımına dikkat etmesi gerektiğini belirten Mehdi, kontrol randevularının da aksatılmaması gerektiğini vurguladı. Ameliyat sonrasında yüksek ateş, giderek artan karın ağrısı, sürekli kusma veya yara bölgesinde belirgin kızarıklık, şişlik ve akıntı görülmesi halinde yeniden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini kaydeden Mehdi, çocuklarda cerrahi hastalıkların takip ve tedavisinde ailelerin gözlemlerinin de önemli olduğunu söyledi. Geçmeyen karın ağrısı ihmal edilmemeli Çocuklarda apandisitin zamanında fark edilerek uygun şekilde tedavi edilmesinin önem taşıdığını vurgulayan Hayat Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Bahtiyar Mehdi, özellikle geçmeyen veya şiddeti giderek artan karın ağrılarında ailelerin belirtileri göz ardı etmemesi gerektiğini belirtti. Bahtiyar Mehdi, çocuklarda cerrahi değerlendirme gerektiren hastalıklarda tanı ve tedavi sürecinin çocuğun yaşı, klinik durumu ve bireysel ihtiyaçları dikkate alınarak planlanmasının, doğru tedavi yaklaşımının temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti.

Karaciğerin sessiz sinyallerine dikkat Haber

Karaciğerin sessiz sinyallerine dikkat

Gözle görülmeyen ve uzun süre hiçbir belirti vermeyen karaciğer kitleleri, çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen ortaya çıkıyor. Erken evrede fark edilen karaciğer kitlelerinde tedavi başarısının önemli ölçüde arttığına dikkat çeken uzmanlar, tanıda yaşanan gecikmenin ise hastalığın seyrini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Daviva Avcılar Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Cem İbiş, karaciğer kitlelerinin türleri, risk faktörleri ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. Karaciğerde saptanan kitlelerin, köken aldıkları doku ve hücre yapısına göre temel olarak iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirten Prof. Dr. Cem İbiş, klinik vakalarda genellikle iyi huylu kitlelerle daha sık karşılaşıldığını ifade etti. Karaciğerin geniş rezerve ve yüksek yenilenme kapasitesine sahip olması nedeniyle bu kitlelerin uzun süre belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyebildiğini belirten İbiş, şunları söyledi: "Bu kitleler çoğunlukla başka bir nedenle yapılan rutin ultrason kontrollerinde tesadüfen tespit edilmektedir. Genellikle çevre dokulara yayılım göstermez ve büyüme hızları oldukça düşüktür. Bu nedenle çoğu zaman ameliyatsız, yalnızca düzenli radyolojik takiple kontrol altında tutulabilirler." Karaciğerdeki kötü huylu kitlelerin iki kaynağı bulunuyor Kötü huylu kitlelerin ise iki farklı şekilde geliştiğini kaydeden Prof. Dr. Cem İbiş, ilk grupta doğrudan karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanan tümörlerin yer aldığını, ikinci grupta ise vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserli hücrelerin kan yoluyla karaciğere yayılmasıyla oluşan kitlelerin bulunduğunu belirtti. Günlük sağlık kontrolleri ve muayenelerde en sık rastlanan kötü huylu kitle türünün de bu yayılımla oluşan ikincil kitleler olduğunu ifade etti. "Nedeni açıklanamayan kilo kaybı ve iştahsızlığı önemseyin" Karaciğer dokusunun oldukça esnek ve dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cem İbiş, bu nedenle tümörlerin erken aşamalarda genellikle belirgin bir şikayete yol açmadığını söyledi. Kitle büyüdükçe veya organ zarını germeye başladıkça bazı belirtilerin ortaya çıkabileceğini belirten İbiş, "Sağ üst karın bölgesinde dolgunluk hissi, ağrı, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik gibi belirtiler görülebilir" dedi. Hastalığın gelişimindeki en kritik risk faktörleri arasında kronik Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonları, aşırı alkol tüketimi ve kontrolsüz karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen siroz tablosunun yer aldığını belirten İbiş, özellikle kronik karaciğer hastalığı veya hepatit taşıyıcılığı bulunan kişilerin rutin taramalarını aksatmaması gerektiğini vurguladı. "En başarılı sonuçlar erken dönemde elde edilir" Karaciğer tümörlerinin yönetiminde en başarılı sonuçların, kitlenin henüz organ dışına yayılmadığı ve karaciğer fonksiyonlarının korunduğu erken dönemde elde edildiğini ifade eden Prof. Dr. Cem İbiş, görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde günümüzde çok küçük boyutlu kitlelerin dahi kolaylıkla teşhis edilebildiğini belirtti. Cerrahi müdahalenin karaciğer tümörlerinde hastalığı kontrol altına almanın genellikle en etkili yolu olduğunu kaydeden İbiş, karaciğerin kendini yeniden büyüterek tamamlama yeteneği sayesinde tümörlü bölgenin sağlıklı doku sınırlarıyla birlikte güvenle çıkarılabildiğini ifade etti. Son yıllarda yaygınlaşan kapalı cerrahi yöntemlerin ameliyat sonrası önemli avantajlar sağladığını belirten İbiş, bu yöntemler sayesinde ameliyat sonrası ağrının belirgin şekilde azaldığını, enfeksiyon riskinin düştüğünü ve hastaların çok daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini aktardı. Prof. Dr. Cem İbiş, cerrahiye uygun olmayan vakalarda ise kitlenin yakılması ve damardan lokal kemoterapi uygulanması gibi alternatif yenilikçi yöntemlerle de başarılı sonuçlar alınabildiğini belirterek, risk faktörlerini bilmenin, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemenin ve olası belirtileri ciddiye almanın büyük önem taşıdığını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.