Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Immünoterapi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Immünoterapi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Immünoterapi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Meme kanseri cerrahisinde hasta konforunu artıran beş yöntem Haber

Meme kanseri cerrahisinde hasta konforunu artıran beş yöntem

Tüm dünyada yaklaşık 2,4 milyon, ülkemizde ise 30 bine yakın kadına her yıl meme kanseri teşhisi konuluyor. Erken tanı ve doğru tedavi planlaması ile hastalığın tamamen tedavi edilebilmesi ise yüz güldürüyor. Meme kanserinin cerrahi tedavisinde robotik cerrahi, dondurarak tedavi, endoskopik cerrahi, onkoplastik cerrahi gibi yenilikçi yöntemler de kullanılabiliyor. Meme kanserinde uygulanacak cerrahi yöntem; hastalığın evresi, tümörün özellikleri ve hastanın genel sağlık durumu dikkate alınarak belirleniyor. Tek portlu robotik cerrahi uygun hastalarda kullanıldığında; tek ve küçük giriş yarası, daha az doku hasarı, dar alanlara daha rahat ulaşım, daha geniş görüntü gibi avantajlar sunuyor ve hastanın tedavi konforunu olumlu yönde etkiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, meme kanseri ve güncel modern cerrahi tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. "Tek portlu robotik cerrahi az ağrı ve kozmetik konfor sağlıyor" "Robotik cerrahi teknolojileri, farklı cerrahi branşların ardından meme cerrahisinde de kullanılmaya başladı. Özellikle tek portlu robotik cerrahi, dar alanlarda sağladığı teknik kolaylık ve yüksek görüntü netliği ile meme cerrahisinde tercih edilen yeni teknolojiler arasında yer almaktadır. Tek port üzerinden gerçekleştirilen cerrahi ile daha küçük bir girişten meme dokusunun çıkarılabilmektedir. Zor ulaşılan alanlara robotik sistem ile kolaylıkla ulaşılabilmektedir. Robotun sunduğu yüksek görüntü netliği ve büyütülmüş görüntü, cerrahın dokuları daha ayrıntılı değerlendirmesine ve hassas cerrahi işlemleri daha kontrollü gerçekleştirmesine imkan vermektedir" diyen Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Robotik cerrahi ile meme ameliyatları daha küçük yara, daha az kanama ve daha az doku hasarı ile gerçekleştirilebilmektedir. Daha az ağrı, iyi bir kozmetik sonuç ile hasta erken taburcu edilebilmektedir. Robotik cerrahide ameliyatı robot kendi başına gerçekleştirmemektedir. Cerrah, ameliyat masasının yanında bulunan konsoldan robotik kolları ve cerrahi aletleri kontrol ederek işlemi gerçekleştirmektedir. Tek portlu robotik cerrahinin her meme kanseri hastası için uygun olmadığı, yöntemin tümörün özellikleri, hastalığın evresi ve hastanın genel sağlık durumu değerlendirilerek seçilmesi gerektiğini vurgulamak gerekir." "Endoskopik cerrahi iyileşme sürecini hızlandırıyor" Meme cerrahisinde kullanılan modern yöntemlerden birinin de endoskopik cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, "Bu teknikte küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel cerrahi aletler yardımıyla meme dokusu görüntülenmekte ve ameliyat gerçekleştirilmektedir. Cerrah, monitöre yansıyan görüntüler eşliğinde gerekli cerrahi işlemleri tamamlamaktadır. Uygun hastalarda daha küçük kesilerle gerçekleştirilebilen endoskopik meme cerrahisi, yara izlerinin azaltılmasına ve ameliyat sonrası iyileşme sürecinin daha konforlu geçirilmesine katkı sağlamaktadır. Meme kanserinde cerrahi yöntemin belirlenmesinde tümörün boyutu ve yerleşimi, hastalığın evresi ve meme dokusunun özellikleri dikkate alınmaktadır. Endoskopik meme cerrahisi de bu değerlendirmeler doğrultusunda tercih edilebilen yöntemler arasında yer almaktadır" diye konuştu "Uygun hastalar buzla tedavi edilebiliyor" Kriyoablasyon, diğer adıyla dondurarak tedavinin de detaylarını anlatan Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, "Bu yöntemde görüntüleme eşliğinde hedeflenen dokuya özel bir prob yerleştirilmekte ve çok düşük sıcaklıklarla dokudaki hücreler dondurularak tahrip edilmektedir. Önceleri bazı iyi huylu meme kitlelerinde kullanılan bu yöntem, artık seçilmiş meme kanserli hastalarda da tedavi seçenekleri arasında yer almıştır. Erken evre meme kanserinde de belirli şartlarda tedavi amaçlı gündeme gelen kriyoablasyonun kullanımı; tümörün özellikleri, hastanın genel sağlık durumu ve eşlik eden tedavi ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirilmektedir. İşlemin lokal anestezi altında ve küçük bir girişimle yapılabilmesi, ayrıca önemli bir tercih sebebi olmaktadır şeklinde konuştu. "Onkoplastik cerrahi estetik imkan sağlıyor" "Meme kanseri cerrahisinde hedef yalnızca tümörün uygun cerrahi sınırlarla çıkarılması değil, aynı zamanda memenin doğal görünümünün de korunmasıdır" diyen Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, "Onkoplastik cerrahi, kanser cerrahisi ile plastik cerrahi teknikleri bir araya getirerek, iki hedefin birlikte gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşımda tümör, onkolojik güvenlik ilkelerine uygun biçimde çıkarılırken geri kalan meme de hastanın istediği şekilde yeniden yapılandırılmaktadır. Onkoplastik cerrahi ile ameliyat öncesinde memede bulunan bazı şekil bozukluklarının düzeltilmesine de imkan sağlamaktadır. Cerrahi planlama sırasında tümörün özellikleri, çıkarılması gereken doku miktarı ve hastanın beklentileri birlikte değerlendirilmektedir" dedi. "Genetik riski yüksek kişilerde risk azaltıcı cerrahi" Genetik bilimindeki gelişmelerin meme kanserine yakalanma riski yüksek kişilerin belirlenmesine önemli katkı sağladığını söyleyen Soybir, ailesinde yoğun meme kanseri öyküsü bulunan ya da meme kanserini önleyen genlerinde bozukluklar tespit edilen hastalarda kişisel risk değerlendirmesinin önemini vurguladı. Soybir, "Risk azaltıcı meme cerrahisi, meme kanserine yakalanma ihtimali yüksek olan kişiler için önemli seçeneklerden biridir. Bu ameliyatlarda meme dokusunun çıkarılmasının ardından kişinin durumuna göre kendi dokuları veya implantlar kullanılarak yeniden meme oluşturulmaktadır. Risk azaltıcı cerrahi kararından önce kişinin genetik sonuçları, aile öyküsü, yaşı, genel sağlık durumu ve muhtemel fayda/zarar risklerinin multidisipliner konseylerde değerlendirilmesi gerekmektedir. Risk azaltıcı cerrahinin kanser gelişme ihtimalini büyük ölçüde düşürebilmesine rağmen riski tamamen ortadan kaldırmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır" ifadelerini kullandı. Daha az cerrahiyle de etkili tedavi imkanı mümkün Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Meme kanserinin biyolojik özelliklerinin daha iyi anlaşılması ve sistemik tedavilerdeki gelişmeler, cerrahi yaklaşımın da yeniden değerlendirilmesini yol açmıştır. Kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerdeki önemli başarılar ve uygun hastalarda ameliyat öncesinde uygulanan tedavilerle tümörün küçültülmesi veya tamamen yok edilebilmesi, memede ve koltuk altında daha sınırlı cerrahi uygulamalarını gündeme getirmiştir. Bu yeni yaklaşımlarla onkolojik güvenlikten ödün vermeden cerrahiye bağlı yan etkiler azalmakta ve hastaların günlük yaşamlarına dönüşü kolaylaşmaktadır."

Bağışıklık Sisteminiz Gözlerinize Saldırabilir mi? Haber

Bağışıklık Sisteminiz Gözlerinize Saldırabilir mi?

Vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sisteminin bazen kendi dokularını hedef alabildiği biliniyor. Peki ya gözlerimiz? Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi doktorlarından Prof. Dr. Berna Başarır, bağışıklık sistemi ile göz sağlığı arasındaki özel ilişkiyi ve otoimmün göz hastalıklarının bilinmeyenlerini anlattı. Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemi, çoğu zaman bizi enfeksiyonlara karşı korusa da bazı durumlarda kontrolden çıkarak sağlıklı dokulara saldırabiliyor. Bu durum göz gibi hassas organlarda gerçekleştiğinde ise ciddi görme kayıplarına yol açabiliyor. Gözlerin vücutta "bağışıklık ayrıcalığına" (immuneprivilege) sahip özel alanlar olduğunu belirten Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi Hekimlerinden Prof. Dr. Berna Başarır, bağışıklık sisteminin gözle olan karmaşık ilişkisi hakkında önemli açıklamalarda bulundu. "Gözlerimiz Bağışıklık Sisteminden Gizli Değil, Özel Olarak Korunuyor" Halk arasında "bağışıklık sisteminin gözlerin varlığından haberi olmadığı" yönündeki yaygın şehir efsanesine değinen Prof. Dr. Başarır, şu değerlendirmelerde bulundu: "Sanılanın aksine gözlerimiz bağışıklık sistemimizden tamamen saklanmış veya 'gizlenmiş' değildir. Aksine, göz içinde makrofajlar, dendritik hücreler ve T hücreleri gibi özel bağışıklık hücreleri sürekli görev yapar. Göz, görme yetimizi koruyabilmek adına aşırı iltihabi (enflamatuar) reaksiyonları sınırlandıran özel bir koruma mekanizmasına sahiptir. Kan-retina bariyeri ve göz içi anti-enflamatuar ortam sayesinde bağışıklık yanıtları kontrol altında tutulur. Ancak bu hassas denge bozulduğunda ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar." Koruma Kalkanı Ne Zaman Kırılır? Gözün doğal koruma kalkanının bazı tetikleyiciler nedeniyle zayıflayabileceğini belirten Prof. Dr. Başarır,otoimmün süreçlerin nasıl başladığını şöyle özetledi: "Genetik yatkınlık, geçirilmiş enfeksiyonlar, çevresel faktörler, ağır stres ve toksinler bağışıklık sisteminin toleransını bozabilir. Sistem, vücudun kendi göz dokularını yabancı bir tehdit gibi algılamaya başladığında otoimmün göz hastalıkları tetiklenir." Hangi Hastalıklar Gözü Hedef Alıyor? Prof. Dr. Başarır,bağışıklık sisteminin kontrolden çıkmasıyla ortaya çıkan veya gözü etkileyen temel rahatsızlıkları sıraladı: Üveit: Gözün orta katmanının (üvea) iltihaplanmasıdır. Tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına ve körlüğe neden olabilir. Sjögren Sendromu ve Şiddetli Kuru Göz: Bağışıklık sisteminin gözyaşı bezlerine saldırması sonucu göz yüzeyinde ciddi kuruluk ve tahriş oluşur. Graves (Tiroit Göz) Hastalığı:Tiroit bozukluğuna bağlı olarak göz arkasındaki dokuların ve kasların şişmesiyle gözlerin öne fırlamasına (ekzoftalmi) yol açar. Optik Nörit (Multipl Skleroz İlişkili): Görme sinirinin iltihaplanması sonucu ani görme kayıpları ve göz hareketleriyle oluşan ağrılar görülebilir. Behçet Hastalığı, Sarkoidoz ve OtoimmünRetinopati: Üveitler içinde değerlendirilir. Damarları ve ağ tabakayı (retina) etkileyen son derece ciddi otoimmün tablolardır. Erken Teşhis Görme Yetinizi Kurtarır Gözde oluşan ağrı, kızarıklık, ışığa karşı aşırı hassasiyet, bulanık görme, uçuşan cisimler veya kronik kuruluk gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Başarır, sözlerini şöyle tamamladı: "Göz hastalıklarında erken teşhis, doku hasarı kalıcı hale gelmeden müdahale edebilmemiz açısından hayati önem taşır. Özellikle bilinen bir otoimmün rahatsızlığı olan veya nedeni açıklanamayan göz şikayetleri yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden detaylı bir göz muayenesinden geçmesi gerekir. Günümüzde gelişen immunoterapi ve modern tedavi yöntemleriyle bağışıklık kaynaklı göz hasarlarının önüne geçmek mümkündür."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.