Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#İstikrar

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - İstikrar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İstikrar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Bugünler siyonist rejimin iyi günleridir, önlerinde onları bekleyen çok daha zor, çok daha tehlikeli yollar olduğunu hatırlatmak isterim" Haber

TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Bugünler siyonist rejimin iyi günleridir, önlerinde onları bekleyen çok daha zor, çok daha tehlikeli yollar olduğunu hatırlatmak isterim"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Sultanbeyli Belediyesi tarafından gerçekleştirilen "Kültür, Eğitim ve Sosyal Yatırımlar Toplu Açılış ve Temel Atma Töreni" ne katıldı. "Bugüne kadar Sultanbeyli İstanbul'un en çok hizmet alan ilçelerinden, en çok hizmet üreten ilçelerinden birisi oldu" Törende konuşan Kurtulmuş, "Yıllar yıllar evvel Sultanbeyli'ye ilk geldiğim zamanları hatırlıyorum. Yol yok, iz yok; yağmur yağdığı zaman belli bir yere kadar gidiyorsunuz ve ondan sonra yürüyerek devam etmek zorunda kaldığınız, köyden bozma bir Sultanbeyli vardı. Ne köy olmuş ne belde olmuş, zaten ilçe hiç olmamış bir Sultanbeyli vardı. Allah'a çok şükür, yıllar içerisinde Sultanbeyli'ye çok geldik. Her geldiğimizde çok daha ileriye gittiğini gördük. Bugüne kadar Sultanbeyli İstanbul'un en çok hizmet alan ilçelerinden, en çok hizmet üreten ilçelerinden birisi oldu. Bundan dolayı, burada, bu şehirde, bu ilçede emeği geçen geçmiş bütün belediye başkanlarımızı canı gönülden tebrik ediyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar, emekleri var olsun" dedi. "Büyük Türkiye'nin en önemli göstergelerinden birisi de hiç şüphesiz şehirlerimizdir" "Biz hep büyük, güçlü Türkiye hedefinden bahsettik. Hep Türkiye'nin güçlenmesinden, daha ileriye gitmesinden bahsettik" diyen Kurtulmuş, "Hiç şüphesiz genel olarak ekonomiden savunma sanayiine, dış politikadan ülkede, içeride hukuk ve demokrasi alanındaki reformlara kadar bir sürü reformu, birçok reformu gerçekleştirirken aynı zamanda güçlü Türkiye'nin, büyük Türkiye'nin en önemli göstergelerinden birisi de hiç şüphesiz şehirlerimizdir. Türkiye güçlenirken şehirlerimizin yerinde sayması asla düşünülemez. Dolayısıyla güçlü bir Sultanbeyli, aynı zamanda güçlü Türkiye'nin bir aynasıdır ve onun yansımasıdır. Her alanda güçlü bir hale getirilmesi için hem merkezi yönetimin hem de yerel yönetimin el ele, omuz omuza, iç içe geçerek çalışması her türlü takdirin üstündedir. Ümit ediyorum ki bu çalışma temposuyla Sultanbeyli önümüzdeki dönemde de fevkalade güçlü şekilde hizmet almaya ve hizmet üretmeye devam edecektir" ifadelerini kullandı. "Dünya, 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki en zor dönemlerindendir" Her şeyden evvel dünyanın fevkalade zor bir süreçten geçtiğini söyleyen Kurtulmuş, "Akşamları televizyonlarınızı açtığınızda neredeyse dünyanın hemen hemen her yerinde çatışmaları, gerilimleri, alt üst oluşları, mücadeleleri, hatta daha ötesinde küresel savaş, Dünya Savaşı boyutunda sözleri dinliyor, bunlarla ilgili yorumlara şahit oluyorsunuz. Diyebiliriz ki dünya, 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki en zor dönemlerindendir. Yeni bir sistemin kurulamamış olması, dünyadaki bu çatışma ve gerilimleri daha fazla artırıyor, artırmaya da devam edecek gibi görünüyor. Bu gerilimlerden, bu çatışmalardan fazlasıyla nasibini alan bölge ise bizim tam da göbeğinde olduğumuz, tam da merkezinde olduğumuz bu coğrafyadır. Bir tarafında hemen kuzeyimizde Rusya-Ukrayna, doğuda Kafkaslar, hemen batımızda Balkanlar, güneyimizde Akdeniz ve özellikle Orta Doğu bu coğrafyadaki gerilimler ve tartışmaları devam ediyor. Böylesine kritik bir dönemde, böylesine zor bir coğrafyada bu bölgede ayakta, iki ayağımız üstünde güçlü bir şekilde durmaktan başka hiçbir şansımız yoktur. Türkiye bu anlamda birinci önceliğini, bu bölgesel çatışma ve küresel gerilimlere rağmen güvenlik ve istikrarını birinci önceliği olarak seçmiş ve bunu sağlamak için bütün gücüyle mücadele ediyor" şeklinde konuştu. "Bundan sonra önümüzdeki dönem Türkiye'nin önlenemez yükselişinin yaşandığı bir dönem olacaktır" Başkan Kurtulmuş, şunları söyledi: "Türkiye böylesine zor bir coğrafyada Allah'ın lütfuyla, Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde tam manasıyla bir istikrar adası olmaya devam ediyor. Bu istikrar adası olma vasfımızın her türlü kazanımımızdan çok daha değerli olduğunun altını çizmek isterim. Allah bu ülkeye istikrarsızlığı, kargaşayı ve karışıklığı asla göstermesin. Bu istikrarımızın uzun yıllar, kıyamete kadar güçlenerek devam etmesini arzu ederiz. Türkiye hem bölgesinde bir istikrar adası, hem de yeni dünyanın, yeni bundan sonraki gelişmelerde parlayan bir yıldızı olmayı kendi kafasına koymuş, bu hedefle yola devam ediyor. Türkiye Yüzyılı olarak adlandırılan hedef tam da bunun yansımasıdır. Önümüzdeki dönem sizi temin ederek söylüyorum ki bunu sadece bir temenni olarak değil, uluslararası ilişkilerdeki, dünya sistemindeki gelişmeleri okuyabilen birisi olarak söylüyorum: Bundan sonra önümüzdeki dönem Türkiye'nin önlenemez yükselişinin yaşandığı bir dönem olacaktır. "Bunun için çevremizdeki bütün çatışmalarda ana tercimiz müzakerenin devam etmesi, masanın açık tutulması, diplomasi yoluyla en zor sorunların bile çözülebilir olduğu gerçeğidir. Rusya-Ukrayna arasındaki savaştan, Azerbaycan'la Ermenistan arasındaki gerilime ya da Orta Doğu'daki çatışmalara kadar her alanda Türkiye olarak bütün ilgili taraflara müzakere yolunun tek çıkar yol olduğunu tavsiye ediyor, müzakereyle barış masasında sonuç alınabileceğini her tarafa terk etmeye, tavsiye etmeye devam ediyoruz." "Ne yazık ki bazı ülkeler bu savaşı bitirmek istemediği için 2022'nin mart ayından bu yana savaş devam ediyor" Rusya-Ukrayna arasındaki savaşa da değinen Kurtulmuş, "Bildiğiniz gibi tam da iki tarafı İstanbul'da bir araya getirmiş ve anlaşma masasına oturtmuşken, ne yazık ki bazı ülkeler bu savaşı bitirmek istemediği için 2022'nin mart ayından bu yana savaş devam ediyor. Artık tamamıyla sonsuz bir yıpratma savaşına dönmüş olan bu savaş, Rusları da, Ukraynalıları da bıktırmıştır. Esasında söyledikleri çok yüksek perdeden sözlere rağmen her iki tarafta çoktan anlaşmaya razıdır. Neredeyse 120 dolar seviyesine yükselen petrol fiyatları sadece İran'ı, Amerika'yı ya da bölge ülkelerini değil, Türkiye dahil bütün dünya ülkelerini yakından etkilemektedir. Yine bu hafta sonu Avrupa'nın hemen hemen her şehrinde, başkentinde görülmesi muhtemel büyük sokak kavgalarının arkasında da devam eden bu bölgesel savaşların etkileri olduğu aşikardır. Fransa'nın, İtalya'nın ya da başka ülkelerin şehirlerinde insanların sokaklara çıkarken yandıkları en önemli şeylerin başında petrol fiyatları olmak üzere insanların geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığıdır" değerlendirmesinde bulundu. "Bugünler siyonist rejimin iyi günleridir, önlerinde onları bekleyen çok daha zor, çok daha tehlikeli yollar olduğunu hatırlatmak isterim" Dünyadaki en önemli sorun ise İsrail'in 3 yılı aşkın bir süredir Filistin'de gerçekleştirmiş olduğu soykırım ve insan hakları ihlalleri olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş şunları söyledi: "Bugün geldiğimiz noktada meselenin sadece Gazze olmadığı, meselenin sadece Hamas'ın 7 Ekim olayları olmadığı artık ayan beyan ortadadır. Mesele Gazze'deki bütün insanların da öldürülmesinden ibaret olmadığı İsrail için anlaşılmıştır. İsrail sadece Gazze'de değil, Batı Şeria, Filistin topraklarında da insanlara her türlü zulmü yapmakta, bırakın insanlara zeytin ağaçlarını bile kökünden keserek insanlık suçu işlemektedir. Ayrıca İsrail'in Batı Şeria sınırlarında, Filistin topraklarında İsrail'in işgal ettiği topraklarda işlenecek suçlardaki Arap asıllılara idam cezasını verecek kadar gözünün dönmüş olması da maalesef sadece İsrail yönetimi için değil, bunu önleyemeyen uluslararası sistem ve dünya bakımından bir insanlık dramıdır. Burada bu konuda en önemli etkiyi ortaya koyan, her platformda Filistin meselesine sahip çıkan Türkiye'dir. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, her platformda Türkiye İsrail'in karşısında, Filistin halkının yanında yer almaya devam etmektedir. Şunu da söyleyeyim; Zulüm asla abad olmaz, zalim asla istediği her şeyi gerçekleştiremez. Bendeniz de parlamenter diplomasisi çerçevesinde son 3 yıldır yaptığım bütün temaslarda ve uluslararası temaslarda şunu görüyorum: Bundan 2-3 sene evvel İsrail'e toz kondurmayan ülkeler bile, şimdi İsrail'in Filistin'e karşı işlemiş olduğu suçlar yüzlerine söylendiğinde seslerini dahi çıkaramamakta, gırtlaklarını dahi çıkaramamaktadır. Dünyanın en büyük medya gücüne sahip olabilirsiniz. Dünyanın en büyük finans gücüne sahip olabilirsiniz. Daha açık söyleyeyim; dünyanın neredeyse birçok başkentini de yönetebilirsiniz. Ama zalimseniz, haksızsanız, sözünüzün beş para değeri yoktur ve insanlar gelir bir gün sözünüzün de, sizin de değersiz insanlar olduğunuzu anlar. Bugün İsrail böyle bir noktaya doğru hızla gelmiştir. Şimdi seçimlerine birkaç gün kala her türlü melaneti işlemeleri mümkündür. Her türlü zulmü işlemeleri mümkündür. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bunu size moral vermek için söylemiyorum bugünler siyonist rejimin iyi günleridir. Önlerinde onları bekleyen çok daha zor, çok daha tehlikeli yollar olduğunu hatırlatmak isterim. Bütün insanlık, insanlığın vicdanı sokaklara çıkarak İsrail'in bu zulmüne, siyonizmin bu çılgınlığına "dur" demektedir ve inşallah bu çılgınlık durdurulacak ve Filistin sonunda özgür olacaktır." "50 yıllık terörle mücadelede kazananlar terör ve savaş baronları oldu" Cumhuriyetin ilk yüzyılının en önemli sorunu olan terör meselesinin geride bırakılması ise Türkiye'nin iç politika bakımından birinci önceliği olduğunu vurgulayan Kurtulmuş," 2 seneden yürütülmekte olan, geçtiğimiz Ağustos ayında da çıkarılan ve 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilen yasayla birlikte "Terörsüz Türkiye" konusunda çok ama çok önemli bir adım atılmıştır. Parlamentodaki çalışmalarda yakinen takip ettiğiniz gibi, bütün siyasi partilerin katılımıyla bir rapor hazırlanmış ve önümüzde bir yol haritası olarak bunu kabul etmiş olduk. Şimdi yasanın gereği olarak da bu konuyla ilgili adımlar atılacak ve artık Türkiye'de terör örgütü bütün silahlarını teslim ederek kendisini feshedecek ve böylece Türkiye esenlik yurdu, barış yurdu olma noktasında bir önemli adımı daha geride bırakacaktır. 50 yıllık terörle mücadelede kazananlar terör ve savaş baronları oldu. Şimdi barışın, esenliğin, kardeşliğin temin edilmesiyle birlikte kazanan milletimiz olacak, 86 milyon vatandaştır olacak. Kazanan barış ekonomisi olacaktır. Türkiye'nin her yerinde, başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere her tarafında halkımız alın teriyle üretecek ve helalinden kazanacaktır" dedi. "Barış ekonomisi tıkır tıkır çalışmaya başlamış, üretmeye başlamıştır. Hayırlı uğurlu olsun, Türkiye için bir zenginlik vesilesi olsun" Kurtulmuş sözlerini şöyle tamamladı: "Geçtiğimiz sene yaklaşık 40'ın üzerinde milletvekili arkadaşımla birlikte meşhur Gabar Dağı'na gittik. Gabar Dağı, daha yakın zamana kadar hiçbir sivilin giremediği, dağlarında bombaların patladığı, çatışmaların yaşandığı bir bölgemizdi. Şimdi Gabar Dağı'nda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı kuyuları açtılar ve bizim gittiğimiz törenle birlikte de Gabar'da petrol üretim töreni gerçekleşmiş oldu. Ve burada bu törenden sonra da şu anda günlük 85 bin varil petrol Gabar'dan üretiliyor. Barış ekonomisi tıkır tıkır çalışmaya başlamış, üretmeye başlamıştır. Hayırlı uğurlu olsun, Türkiye için bir zenginlik vesilesi olsun. İnşallah Suriye'de PYD'nin hızlı bir şekilde yeni Suriye yönetimiyle entegre olması çalışması başarıyla devam ediyor. Ardından Irak'ta da eş zamanlı olarak bu ay içinde başlatılan silahlı milis grupların silahlarını terk ederek merkezi devlet otoritesinden başka hiçbir silahlı gücün kalmaması süreci de başarılı bir şekilde yürüyor. Bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte hem terörsüz bölge inşa edilecek hem de artık bu bölgenin halkları daha yakın işbirliği içerisinde hareket edecek." Program, dualar eşliğinde canlı bağlantılarla gerçekleştirilen temel atma törenlerinin ardından sona erdi. Programa, AK Parti İstanbul Milletvekili Yahya Çelik, Sultanbeyli Kaymakamı Kemal Şahin, Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin ve çok sayıda davetli katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İşgalci siyonist zihniyetin maskesini indirmekte kararlıyız" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İşgalci siyonist zihniyetin maskesini indirmekte kararlıyız"

Küresel ekonominin şoklarla boğuştuğu bu dönemde Türkiye'yi büyüme ve istikrar rotasında tutmayı başardıklarını kaydeden Erdoğan, "Ekonomi politikamızın dört sütununu, yani üretim, yatırım, istihdam ve ihracatı artırmak için gerektiğinde şartları zorlayarak her türlü adımı attık. Çevremizi saran istikrarsızlığa rağmen iş dünyamızın geleceğe güvenle bakabileceği bir iklimi oluşturmak için ne gerekiyorsa yaptık ve yapıyoruz. 2002'de 36 milyar dolar seviyesinde olan ihracatımız, 2025'te 273,2 milyar dolara yükseldi" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Fuar Merkezi'nde "MÜSİAD EXPO Uluslararası Ticaret Fuarı ve 29. Uluslararası İş Forumu"na katıldı. Kapanış programında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'nin ekonomik ve ticari potansiyelini dünya ile buluşturan MÜSİAD; yurt içi ve yurt dışındaki 14 binden fazla üyesiyle 60 bin işletmeyi temsil ediyor. Yaklaşık 3 milyon kişiyi istihdam ediyor. Ülkemizin yanı sıra dünyanın 84 ülkesindeki 184 şube ve temsilcilikle geniş yelpazedeki faaliyetlerini güçlü bir şekilde sürdürüyor. İş dünyasının görüş, öneri ve beklentilerini samimiyetle aktarmaya devam eden MÜSİAD'ımızı kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum" dedi. İki yılda bir düzenlenen bu fuarın her seferinde göğsümüzü kabarttığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İki yılda bir düzenlenen MÜSİAD Expo fuarlarımız ise Türkiye'nin üretim, ihracat ve yatırım kapasitesini küresel iş dünyasıyla bir araya getiren, firmalarımızın yeni pazarlara, yeni coğrafyalara erişimini kolaylaştıran, en önemlisi de Türkiye merkezli yeni ticari iş birliklerinin geliştirilmesine katkı sunan yapısıyla maşallah her seferinde göğsümüzü kabartıyor. Fuara ilgi ve katılımın bu yıl da fazlasıyla yüksek olduğunu memnuniyetle öğrendim. MÜSİAD Expo'nun bir fuar olmanın ötesine geçerek uluslararası ticaret, yatırım, iş diplomasisi platformu haline dönüşmesinden ülkemiz adına gurur duyuyorum" diye konuştu. "Yapay zekâ modelleri üretim ve tüketim süreçlerini doğrudan etkiliyor" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İnsanlık tarihine şöyle bir baktığımızda şunu hepimiz çok net görüyoruz: Bazı kritik eşikler vardır ki bir defa aşıldığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Son yıllarda yapay zekâ başta olmak üzere teknolojide yaşadığımız devrim niteliğindeki dönüşüm bunlardan biridir. Avantajlarını sağlıktan eğitime, bilişimden ulaşıma, tarımdan ekonomiye her alanda hissettiğimiz yapay zekâ hem bireysel hem de iş hayatımızı yeniden şekillendiriyor. Gün geçtikçe gelişen yapay zekâ modelleri ve robotik teknolojiler üretim ve tüketim süreçlerini doğrudan etkiliyor. Şurası bir gerçek ki reel sektör yapay zekânın imkânlarını ne kadar kullanıyorsa girişimci, sanayici, yatırımcı da bu yeniliklerden o kadar istifade ediyor. Burada dikkatlerden kaçmaması gereken asıl tehlike şudur: Yapay zekâyı geliştirirken insan faktörüne gerekli önemi vermezseniz arzu ettiğinizin tam tersi neticelerle karşılaşabilirsiniz. İnsanı insan yapan değerleri, aileyi, toplumu, millî ve manevi hasletlerinizi korumazsanız; iş ahlakınızı saf dışı bırakıp rekabeti, ne pahasına olursa olsun galip gelmeyi merkeze koyarsanız geliştirdiğiniz yazılım ve algoritmalar, tüm bu teknolojiler fayda değil tam aksine zarar getirir; Allah muhafaza geniş çaplı bir yıkıma sebebiyet verir. Tam da bu yüzden kamu yönetiminden özel sektöre, akademiden iş dünyası ve sivil topluma bu konuların derinlikli bir şekilde ele alınması gerekiyor. Hele ki Ahilik gibi köklü bir kültürün mirasçıları olarak bizim böyle bir meseleye duyarsız kalmamız zaten düşünülemez" ifadelerini kullandı. Müslümanlar olarak ekonomik ve ticari münasebetlerimizi de hayatımıza yön veren temel değerler ışığında sürekli gözden geçirmek durumunda olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "29. Uluslararası İş Forumu'nun 'Yapay Zekâ Çağında İnsanın ve İş Dünyasının Dönüşümü' başlığıyla tertiplenmiş olmasını bu bakımdan çok kıymetli buluyorum. Forum kapsamında düzenlenen oturumlarda fikir, tespit ve önerilerini dile getiren tüm katılımcılara bir vesile tebriklerimi iletiyorum. Bu platformlarda yapılan ufuk açıcı istişarelerin hepimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum" dedi. "Küresel sistemin çıkmaza girdiği günlerden geçiyoruz" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Küresel sistemin hem meşruiyet hem temsil hem de adalet boyutlarıyla çıkmaza girdiği günlerden geçiyoruz. Bilhassa ülkemizin merkezinde yer aldığı coğrafya, tabiri caizse tam bir kriz fırtınası yaşıyor. Ticaretten enerji arzına, gıda güvenliğinden ekonomik yaptırımlara pek çok alanda bu fırtınanın etkilerine hepimiz az ya da çok maruz kalıyoruz. Yakın geçmişte fikir teatileriyle çözülen meseleler, bugün füze ve dron teatileriyle çözülmeye çalışılmaktadır. Gücü gücü yetene düzeni ilk defa bu kadar uluslararası ilişkilere damga vurmaktadır" diye konuştu. "Savaş suçlularının yeri Birleşmiş Milletler kürsüsü değil" Birleşmiş Milletler 81. Genel Kuruluna hitabımda bu soruna özellikle dikkat çektiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Filistin'den Yemen'e, Sudan'dan Somali'ye, Arakan'dan İran'a, içerisinde özellikle barışın, adaletin, sağduyunun yer almadığı hiçbir reçetenin sahada karşılığı olmadığını ifade ettik. Gazze'de, Lübnan'da on binlerce masumu katleden soykırımcı caniler bizim gerçekleri yüzlerine vurmamızdan rahatsız olsalar da hamdolsun biz bir kez daha doğru olanı, doğru bildiklerimizi cesaretle dile getirdik. Bundan sonra da hakkın hatırını yere düşürmeyecek; dilimiz döndüğü, gücümüz yettiği kadar hakikatleri anlatmaya, mazlum ve mağdurların sesi olmaya inşallah devam edeceğiz. Daha önce söyledim, bugün bir kez daha söylüyorum: Kendisini seçilmiş zanneden, kendisini diğer tüm insanlardan üstün gören; insafı, vicdanı, ahlakı, ilkesi olmayan işgalci Siyonist zihniyetin maskesini indirmekte kararlıyız. Ne yaparlarsa yapsınlar, geri adım atmayacağız. Uluslararası Ceza Mahkemesinin hakkında yakalama kararı verdiği savaş suçlularının yeri Birleşmiş Milletler kürsüsü değil, işledikleri cinayetlerin, döktükleri kanların hesabını verecekleri mahkeme salonlarıdır. İnşallah o günler de mutlaka gelecektir. Henüz 6 yaşındayken ailesiyle birlikte 335 kurşunla vahşice şehit edilen Hind Receb yavrumuzun hesabı hukuk önünde sorulacaktır. Yemek kuyruklarında, kuvözlerde, camilerde, okullarda, hastanelerde göz göre göre katledilen sivillerin hesabı elbette adalete verilecektir. Eğer soykırım yapanlar adalete hesap vermezse, eğer bunlardan hukuk önünde, tarih önünde hesap sorulmazsa aynı vahşet tekrar yaşanacak, aynı insani trajediyle biliniz ki çocuklarımız da karşılaşacak" açıklamasında bulundu. "Son nefesimize kadar adalet mücadelesi içinde olacağız" Biz şahsen son nefesimize kadar adalet mücadelesi içinde olacaklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye ve Türk milleti aynı şekilde bunun mücadelesi içinde olacak. Hangi dinden, kültürden, kökenden olursa olsun adalete inananlar bunun mücadelesi içinde olacak. Filistin halkı yalnız değildir, asla sahipsiz değildir. Gazzeli kardeşlerimiz hak ve adalet arayışlarında tek başına değildir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu gerçeği bir kez daha teyit etmiştir. İnsanlık İttifakı'nın temsilcisi olarak Genel Kurul, savaş suçlularına hak ettikleri cevabı vermiştir. Diplomatik heyetlerin salonu terk ederek sergiledikleri ilkeli tavır, soykırım şebekesinin yüzüne adeta bir tokat gibi inmiştir. Şahsımızı ve ülkemizi alakasız iddialarla hedef koymalarının sebebi işte budur. Türkiye; vicdanlı, onurlu, ahlaklı ve yürekli duruşuyla hem mazlumlara umut olmuş hem de diğer ülkelere cesaret aşılamıştır. Genel Kurul salonunda ve kürsüsünde insanlığın müşterek vicdanına tercüman olan tüm ülkeleri ve liderleri gönülden tebrik ediyorum. Türkiye olarak ne pahasına olursa olsun zalimin karşısında, mazlumun yanında durmaya devam edeceğimizin bilinmesini istiyorum" dedi. "Türkiye'yi büyüme ve istikrar rotasında tutmayı başardık" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bir yandan hem bölgemize hem de insanlığa umut olacak hakkaniyetli çözümleri savunurken diğer yandan ülkemizi bu risk ve tehdit ortamından uzak tutacak politikaları kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Küresel ekonominin şoklarla boğuştuğu bu dönemde Türkiye'yi büyüme ve istikrar rotasında tutmayı başardık. Ekonomi politikamızın dört sütununu, yani üretim, yatırım, istihdam ve ihracatı artırmak için gerektiğinde şartları zorlayarak her türlü adımı attık. Çevremizi saran istikrarsızlığa rağmen iş dünyamızın geleceğe güvenle bakabileceği bir iklimi oluşturmak için ne gerekiyorsa yaptık ve yapıyoruz" diye konuştu. "16 yıllık kesintisiz büyüme performansımızı sürdürdük" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada çok kısa bir şekilde bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Geçtiğimiz yıl Türkiye ekonomisini yüzde 3,7 oranında büyüterek 16 yıllık kesintisiz büyüme performansımızı sürdürdük. Ekonomimiz 2026'nın ilk çeyreğinde yüzde 2,6; ikinci çeyreğinde ise yüzde 2,3 oranında büyüdü. Böylelikle Türkiye ekonomisi son 24 çeyrektir kesintisiz büyüme yaşadı. Şu anda dünyanın 16'ncı, Avrupa'nın ise 6'ncı en büyük ekonomisiyiz. 2002'de 3 bin 616 dolar olan kişi başına gelirimiz, yaklaşık 5 kat artışla 2025'te 18 bin 103 dolara çıktı. Ekonomimizin büyüklüğü ise cari fiyatlarla 1 trilyon 602 milyar dolar oldu" ifadelerini kullandı. "İhracatımız, 2025'te 273,2 milyar dolara yükseldi" İhracat tarafındaki başarılarımızı sizlerin de desteğiyle sürdürüyoruz diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, " 2002'de 36 milyar dolar seviyesinde olan ihracatımız, 2025'te 273,2 milyar dolara yükseldi. Bu yılın ağustos ayındaki ihracatımız geçtiğimiz senenin aynı dönemine göre yüzde 8,1 artarak 23,5 milyar doları buldu. Ocak-ağustos döneminde ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4 artarak 185 milyar dolara erişti. Ağustos ayında yıllıklandırılmış mal ihracatımızı 280 milyar doların üzerine taşıdık. Yıllıklandırılmış hizmet ihracatımızın ise ağustos ayı itibarıyla 125 milyar dolar civarına geldiğini tahmin ediyoruz. Ağustos ayında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatımızın toplamının 405 milyar dolara ulaşacağını öngörüyoruz. İhracatçı firmalarımızın sayısına baktığımızda da tablonun bütününe yayılan başarıyı daha net görebiliyoruz. 2002'de ihracat yapan firmalarımızın sayısı yalnızca 33 bin iken, 2025 yılında tam 168 bin firmamız ihracat gerçekleştirdi. Savunma ve havacılık ihracatımız ise Ocak-Ağustos 2026 döneminde geçen yıla kıyasla yüzde 16,2 artarak 6 milyar 300 milyon dolar oldu" dedi. "Türk Eximbank'ın ödenmiş sermayesini 100 milyar liraya çıkardık" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İçinde bulunduğumuz zorlu dönemde firmalarımızın finansmana erişimini kolaylaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Türk Eximbank'ın ödenmiş sermayesini 100 milyar liraya çıkardık. Geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla Türk Eximbank; kredi, sigorta ve garanti olmak üzere ülkemiz ihracatına toplam 54,2 milyar dolar destek sağladı. Bankamızın bu yılki ihracat destekleri Ağustos 2026 sonu itibarıyla 44 milyar dolara yaklaştı. Doğrudan yabancı yatırımlarda da önemli mesafeler kat ettik. Sadece geçen yıl yatırımlarda 3,3 milyar dolar net giriş elde ettik. Yurt dışındaki Türk yatırımları ise 2025 yıl sonu itibarıyla 70 milyar doları buldu. Burada saymaya vaktimizin elvermeyeceği daha pek çok başarıya, rekora MÜSİAD'ımızla ve sizlerle birlikte ulaştık.20 gün önce açıkladığımız yeni Orta Vadeli Program'la sürdürülebilir ve dengeli büyüme hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerleyeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum" şeklinde konuştu.

Bakan Fidan: "İsrail komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından pek hoşlanmıyor" Haber

Bakan Fidan: "İsrail komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından pek hoşlanmıyor"

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Suriye’nin zamana ihtiyacı var. İsrail komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından pek hoşlanmıyor. Bunu kendisine tehdit olarak görüyor" dedi. Dışişleri Bakanı Fidan, Suriye’ye gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında Türk basın mensuplarına Suriye, İsrail, bölgesel iş birliği, Mekke İttifakı, SDG, Yunanistan ve S-400 konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bölgede son derece kritik gelişmelerin yaşandığını ve bu süreçte Suriye ile olan temasların artırıldığını dile getiren Fidan, "Bölgemizde son derece kritik gelişmeler yaşanıyor. Bu süreçte Suriye ile olan temaslarımızı artırıyoruz. Buraya iki günlük bir ziyaret yapmak istedik. Görüşülecek çok konumuz var. Şam’da konaklamış olmamız, Suriye’de hayatın normalleşmeye başladığının da bir göstergesidir" ifadelerini kullandı. Ziyaret kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaklaşık 2 saat süren bir görüşme yaptıklarını ve bu görüşmede tüm konuları ele aldıklarını kaydeden Fidan, şu anda Suriye’yi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeli en yüksek olan tehdidin İsrail olduğunu söyledi. "İsrail komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından pek hoşlanmıyor" Suriye ile ilgili gelişmelerin iki senedir iyi bir yönde seyrettiğine dikkati çeken Fidan, "Suriye’yi yaptırım listesinden çıkarttılar, ekonomik yatırımların önünde bir engel yok. Terörizm listesinden çıkmaları da son derece önemliydi. Suriye’nin zamana ihtiyacı var. İstikrarın olduğu bir ortamda biraz da iyi yönetişim olursa potansiyelleri yüksek. Ama İsrail komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından pek hoşlanmıyor. Bunu kendisine tehdit olarak görüyor. Bu tehdidin tanımından dolayı da buralara yönelik istikrarsızlaştırıcı eylemlerde bulunuyor. Halbuki Suriye bölgesinde barış içinde yaşamak istiyor. Bu yaklaşımı İsrail bir noktada ya tanıyacak, bölgesiyle barış içerisinde yaşamayı kabul edecek ya da bu saldırgan politikalarını sürdürecek ve uluslararası toplum içinde daha da yalnızlaşacak. Netanyahu çevrelerindeki bütün ülkeleri tehdit olarak görüyor. İsrail, o ülkelerin zayıflığından kendi güçlülüğünü üreten bir ülke" açıklamasında bulundu. Suriye’deki entegrasyon sürecine değinen Fidan, SDG’nin tehdit olmaktan çıkmasının birinci öncelik olduğunu belirterek, "Şu anda prensipte duyurulan unsurlar olumlu mesajlar içeriyor. Sürecin pratikte nasıl ilerlediğini yakından takip ediyoruz. Uygulamanın kamuoyuna duyurulan mesajlarla uyumlu olmasını bekliyoruz" diye konuştu. "Terör meselesi başta olmak üzere 40-50 yıldır ayağımıza pranga olan pek çok sorun esasen Suriye ve Irak kaynaklıydı" Suriye’nin günümüzde geldiği noktanın daha da ilerletebileceğini ve mevcut tehditleri ile gidilmesi gerek yolu bildiklerini aktaran Fidan, "Devam eden bir yol var. Bu başarı yolunu yürümeye devam etmeliyiz. 8 Aralık’ta rejim devrildikten sonra her şeyin daha yeni başladığını söylemiştim. Gelinen noktada taktik ve stratejik açılardan güzel şeyler oluyor. Terör meselesi başta olmak üzere 40-50 yıldır ayağımıza pranga olan pek çok sorun esasen Suriye ve Irak kaynaklıydı. AK Parti’nin iktidara gelmesiyle, Cumhurbaşkanımızın koyduğu iradeyle ve vizyonla, hem kendi ülkemizdeki siyasi, ekonomik meseleleri çözdük hem de dış gelişmelere yönelik stratejik kültürü, güvenlik kültürünü yeniden inşa ettik. Bugünün ihtiyaçlarına yanıt veren bir güvenlik paradigması oluşturduk. Komşu ülkelerden kaynak sorunlarımızı usulüyle çözmeyi başardık. Ancak bu konuda ödevimiz bitmiş değil. Çalışmaya, çaba harcamaya devam edeceğiz" dedi. "İş birliği ve dayanışma içerisinde gelişmeleri çok profesyonel bir şekilde analiz ettik" Bölge ülkelerinin özellikle Gazze meselesinde ortaya koyduğu ortak çaba sonucunda önemli bir netice üretildiğine dikkati çeken Bakan Fidan, "İş birliği ve dayanışma içerisinde gelişmeleri çok profesyonel bir şekilde analiz ettik. Oradaki iş birliğimizi Suriye’de de kullandık. Şimdi İran-ABD savaşında da bu iş birliğimizi kullanıyoruz ve giderek daha da kurumsallaştırıyoruz. İsrail’in bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolü karşısında iş birliğine ve barışçı diplomasiye dayalı bir çaba içerisindeyiz. İnşallah bölgede bu attığımız tohum filizlenir, baş verir. Bu yapıcı anlayış büyürse daha büyük bir istikrar havzası ortaya çıkacak" ifadelerini kullandı. "Ya beraber çalışıp sorunları çözeceğiz ya da ‘bana dokunma nereyi yakarsan yak’ diyeceğiz" Başta İsrail olmak üzere bölgede istikrarsızlık isteyen aktörlerin yapabileceği başka operasyonların da var olduğunun altını çizen Fidan, "Onlar da boş durmayacaklar, onlar da faaliyete geçecekler. Ama bölgedeki ülkeler, istikrarın olabileceğini, beraber çalışırsak bir şeyler yapılabileceğini ve beraber çalışmak dışında da bir seçeneğin olmadığını görüyorlar. Ya beraber çalışıp sorunları çözeceğiz ya da önceki usulde olduğu gibi hegemona veya hegemonun buradaki mümessiline gidip ‘bana dokunma, nereyi yakarsan yak’ diyeceğiz. Ama yakılan her yer gelip seni de yakıyor. Örneğin Ürdün, Irak’ta olan bütün olaylardan etkileniyor, Suriye’de olan bütün olaylardan etkileniyor. Bir kaçış yok. Dolayısıyla herkesin bu çok yoğun yeni dönemde bir iş birliği arayışı var. Cumhurbaşkanımızın bu noktada vizyon ortaya koyması, liderlik ortaya koyması, ilişkilerini kullanarak aktörleri bir yere getirmesi daha önce görülmemiş bir husus olduğu için insanlar da açıkçası güveniyorlar bu sürece" dedi. "Amacımız Mekke İttifakı’nı genişletmek" Mekke İttifakı’nın kurumsallaşma sürecinin devam ettiğini ve Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın teknik düzeyde görüştüğünü söyleyen Bakan Fidan, sözlerine şöyle devam etti: "Genel Karargah’ın yapısı nasıl olacak, hangi birimde kaç kişi görev alacak gibi hususları görüşüyoruz. Bu süreç tamamlanmak üzere. Amacımız Mekke İttifakı’nı genişletmek. Bundan sonra atılacak adımlar daha somut olacak. Suudi Arabistan’ın hem güneyden hem kuzeyden vurulması, Irak’ta konuşlu saldırganlar tarafından hedef alınması kabul edilebilir bir şey değil. Yemen sorunu epeydir mevcut, çeşitli şekillerde çeşitli formlar alıyor. Olay kuzeyden ve güneyden kuşatmaya, kritik altyapıyı imha etmeye, sadece Suudi Arabistan’a değil, bölgeye zarar vermeye yönelik bir faaliyete dönüştüğünde hiç kimsenin buna tepkisiz kalması mümkün değil. Biz Mekke İttifakı’nın ruhuna uygun olarak davranıyoruz. Suudilerin yanında olduğumuzu zaten açıkladık. İlgili diğer taraflara da gerekli mesajları verdik. Bir dayanışma içerisindeyiz." "Çevremizde güvenlik alanında bu kadar sınama varken Yunanistan bunlara bir yenisini eklememeli" Bakan Fidan, Yunanistan’ın bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve kaosa sürüklemek isteyenlerin oyuncağı olmasını istemediklerini vurgulayarak, "İyi komşuluk ilişkisi içinde olmak istiyoruz. Özellikle güvenlikle ilgili yanlış anlaşılma olmamalı. İki taraf da bunların önüne geçmeli. Bizim, tabii ki belli adaların silahlandırılması yönünde çok ciddi hassasiyetimiz var. Bunları biliyorlar, bunu ilettik. Özellikle silahsız statüsü olan adaların silahlandırılması bizim için tehdit. Tabii bir de orada seçim süreci var. Yunan siyasetinde Türkiye aleyhtarlığı tarihi olarak yaygındır. Dikkatlerimizi en çok yoğunlaştırdığımız konulardan biri, uluslararası antlaşmalarla gayriaskeri statü altına alınan ve tartışmasız bir şekilde bu statünün muhafaza edilmesi gereken adalarda, Yunanistan’ın ahdi yükümlülükleri hilafına bir takım gayretler içine girmesidir. Bu aslında yeni bir durum değil. 1960’lardan beri yaşanan ve birbiriyle bağlantılı Ege sorunlarının önemli bir boyutunu oluşturan bir mesele. Biz Türkiye olarak 1960’lardan bu yana gerekli tepkimizi ortaya koyduk, gerek ikili kanaldan Yunanistan’a uyarılarımızı ve itirazlarımızı yaptık, gerek NATO’da konu gündeme geldiğinde pozisyonumuzu ortaya koyduk, keza konuyu Birleşmiş Milletler’e de taşıdık. Komşumuz ve müttefikimiz Yunanistan’ı müttefiklik ruhuyla uyumlu, daha olgun bir şekilde ahdi yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz. Çevremizde güvenlik alanında bu kadar sınama varken Yunanistan bunlara bir yenisini eklememeli. Son dönemde başlattığımız sorunları çözmeye yönelik olumlu atmosferi ve ruhu arttırarak devam ettirmeliyiz" ifadelerini kullandı. S-400 ile ilgili görüşmelerin de devam ettiğini söyleyen Fidan, ilgili tüm ülkeler arasında teknik müzakerelerin devam ettiğini kaydetti. "Diyarbakır’da Terörsüz Türkiye’nin ortaya koyduğu hedefin benimsendiğini gözlemledik" Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği Diyarbakır ziyaretlerini de değerlendiren Fidan, ziyaret esnasında ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin çok büyük bir kabul gördüğünü gözlemlediklerini belirterek, "Terörsüz Türkiye’nin ortaya koyduğu hedefin benimsendiğini gözlemledik. Çok sayıda STK ve değişik siyasi görüşlere mensup insanlarla bir araya geldik. Örgütün silah bırakmayı deklare etmiş olması toplum tabanında büyük bir memnuniyet oluşturmuş. Artık sorunların silahsız tartışılması meselesi konusunda bir anlayış oluşmuş. Ekonomik konuların, kalkınmanın ön plana çıkması isteniyor. Bölgenin sanayisi nasıl geliştirilir, altyapı konusunda hangi adımlar atılmalı, nerelere sınır kapısı gerekir, komşu ülkelerle ticaret nasıl artırılır gibi konuları toplantılarımızda ele aldık. 5-6 yıldır zaten bir silahlı konu yok ortalıkta. Ama bunun kalıcı olarak bitecek olması, büyük yatırımların korkusuzca oraya gelmesini temin edecek. İnsanlar özellikle kimlik inkarının AK Parti’yle beraber kalkmış olmasını önemsiyorlar. Eylül 2013’teki Demokratikleşme Paketi ile Türkiye’de seçmeli dilin de önü açıldıktan sonra Kürtlerin problem alanı olan kimlik inkarı meselesi çözülmüş oldu" dedi.

Cüneyt Çakır, Rusya’da Haber

Cüneyt Çakır, Rusya’da

Rusya Futbol Federasyonu, FIFA kokartlı eski hakem Cüneyt Çakır’la uzun süreli sözleşme imzaladı. Çakır ilk seneki geçiş aşamasında Rus hakemliğinin eğitim ve yapılanmasında başrol oynayacak. Yeni göreviyle ilgili Rusya Futbol Federasyonu’nun resmi internet sitesine açıklamalarda bulunan Cüneyt Çakır, teklifin geçen yılın sonlarında ortaya çıktığını ve sonrasında da görüşmelerin devam ettiğini belirterek, "Dünya Kupası’nda görev aldığım dönemde kararımı verdim. Ortak bir hedef doğrultusunda ve aynı çizgide birlikte çalışmak benim için çok önemli. Bu teklifin benim için doğru olduğuna hızlıca ikna oldum" diye konuştu. Çakır, buradaki ilk önceliklerinin hakemlerin eğitimi ve gelişimi olduğunu; eğitimin ülke genelinde en üst seviyeden akademi hakemlerine kadar tutarlı bir şekilde tek bir merkezden yapılacağını belirtti. Gürcistan’da edindiği deneyimi Rusya’da kullanmayı da planladığını söyleyen Cüneyt Çakır, "Gürcistan Futbol Federasyonu, harika bir çalışma ortamı sağladı. Ülke genelinde yetenekli gençleri keşfetmek için ülkenin her noktasına seyahat ettim. Bir akademi kurduk ve şu anda uluslararası maçlarda görev yapan hakemler yetiştirdik. Tarihte ilk kez Gürcü hakemler Şampiyonlar Ligi maçlarında görev yapıyor" şeklinde konuştu. Buradaki hedefleri için ise Çakır, "Buradaki öncelik istikrar ve geleceğe yönelik çalışmak. Geçmişte Rusya’nın birçok iyi hakemi oldu. Bu sadece bir veya iki yıllık bir hedef değil. Günü ya da sezonu kurtarmak istemiyoruz. Rus hakemliğinin geleceğini şekillendirmek istiyoruz" dedi.

Bahçeli’den G7, Avrupa Parlamentosu raporu ve yeni kalkınma vizyonu mesajı Haber

Bahçeli’den G7, Avrupa Parlamentosu raporu ve yeni kalkınma vizyonu mesajı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) grup toplantısında yaptığı konuşmada dış politikadan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine, Kıbrıs ve Mavi Vatan politikalarından ekonomik kalkınma hedeflerine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi’ndeki gelişmelere değinerek, ABD Başkanı Donald Trump’ın “patron benim” sözünü küresel güç dengelerinin göstergesi olarak değerlendirdi. Avrupa’nın uzun süredir dile getirdiği “stratejik özerklik” hedefinin güvenlik alanında karşılık bulamadığını savunan Bahçeli, “Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananların Türkiye’ye ders vermeye hakkı yoktur” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE KENDİ İRADESİYLE YOLUNA DEVAM EDECEK” Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporuna ilişkin eleştirilerde bulunan Bahçeli, Türkiye’nin egemenlik alanları, yargısı, Kıbrıs politikası ve Mavi Vatan yaklaşımına yönelik değerlendirmelerin kabul edilemez olduğunu söyledi. Türkiye’nin NATO içindeki konumu, savunma sanayisindeki gelişimi, enerji yollarındaki rolü ve bölgesel etkisine dikkat çeken Bahçeli, “Türkiye kendi yolunda, kendi aklıyla ve kendi iradesiyle yürümeye devam edecektir” dedi. Kıbrıs meselesine de değinen Bahçeli, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türkiye açısından stratejik önem taşıdığını belirterek, Kıbrıs Türklerinin haklarının korunmasının milli bir mesele olduğunu ifade etti. MAVİ VATAN VURGUSU Bahçeli, Doğu Akdeniz ve deniz yetki alanları konusunda Türkiye’nin hak ve çıkarlarını korumaya devam edeceğini söyledi. Mavi Vatan politikasının Türkiye’nin denizlerdeki haklarını ifade ettiğini belirten Bahçeli, “Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir” mesajını verdi. ABD-İran ilişkileri ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere de değinen Bahçeli, bölgedeki diplomatik girişimlerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek, sahadaki uygulamaların belirleyici olacağını kaydetti. Konuşmasının önemli bölümünü MHP’nin hazırladığı “İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi”ne ayıran Bahçeli, belgenin Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma hedeflerine yönelik bir yol haritası olduğunu söyledi. 55 araştırmacı, akademisyen ve bürokratın katkılarıyla hazırlanan, 8 bölümden oluşan çalışmanın Türkiye’nin ekonomik ve sosyal geleceğine ilişkin öneriler içerdiğini belirten Bahçeli, kalkınma anlayışının istikrar, ahlak ve refah üzerine üç temel unsur üzerine kurulduğunu ifade etti. Bahçeli, istikrarın devlet yönetimindeki kararlılık, ahlakın ekonomik faaliyetlerde güven ve adalet, refahın ise toplumun tamamına yayılan kalkınma anlamına geldiğini dile getirdi. “HEDEFİMİZ GÜÇLÜ VE MÜREFFEH TÜRKİYE” MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin milli imkan ve kabiliyetlerini kullanarak kalkınma hedeflerine ulaşacağını belirterek, “Lider ülke ve süper güç Türkiye” hedefinin altını çizdi. Bahçeli, konuşmasının sonunda Türkiye’nin güvenlik, ekonomi ve dış politika alanlarında kendi iradesiyle hareket edeceğini vurgulayarak, partisinin hazırladığı kalkınma vizyonunun Türkiye’nin geleceğine yönelik stratejik bir çalışma olduğunu söyledi.

Dışişleri Komisyonu'ndan uluslararası 4 kanun teklifine onay Haber

Dışişleri Komisyonu'ndan uluslararası 4 kanun teklifine onay

TBMM Dışişleri Komisyonu, AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay başkanlığında toplandı. Toplantının açılışında konuşan Oktay, ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan İran merkezli savaşın 74’üncü gününe girdiğini, kırılgan ateşkese rağmen bölgede gerilimin sürdüğünü söyledi. Hürmüz Boğazı’nda serbest deniz ulaşımının sağlanamadığını belirten Milletvekili Oktay, savaşın bedelini tüm dünyanın ödediğini ifade ederek, Türkiye’nin önceliğinin savaş öncesi istikrar ortamına dönüş olduğunu kaydetti. Bölgesel gerilimin kardeş ülkeler arasında daha büyük çatışmalara yol açabileceği uyarısında bulunan Oktay, Türkiye’nin diplomatik girişimlerini sürdürdüğünü belirterek, “İmzalanacak nihai barış anlaşmasının bölgenin barış, istikrar ve refahına hizmet etmesi büyük önem taşıyor” dedi. Gazze ve Batı Şeria’daki gelişmelerin gündemden düşmemesi gerektiğini vurgulayan Oktay, İsrail’in Filistin başta olmak üzere bölge ülkelerine yönelik saldırı ve işgal girişimlerinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. TBMM'nin resmi internet sitesinde yer alan habere göre komisyonda ayrıca Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Zafer Demircan kanun tekliflerine ilişkin bilgi verdi ve milletvekillerinin sorularını yanıtladı. Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan yenilenebilir enerji anlaşması kapsamında toplam 5 bin megavatlık güneş ve rüzgar enerjisi yatırımı planlandığı açıklandı. İlk etapta Sivas ve Karaman’da toplam 2 bin megavatlık güneş enerjisi santralinin kurulacağı bildirildi. Toplantıda, savunma iş birliği, Türk Devletleri Teşkilatı sivil koruma mekanizması ve enerji alanlarını kapsayan 4 uluslararası anlaşma teklifi kabul edildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.