Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#İsrail

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - İsrail haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İsrail haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü"

Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, Çırağan Sarayı’nda düzenlenen Uluslararası Adalet Zirvesine katıldı. Burada bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvede ele alınan uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada adalet ve göç yönetimi gibi başlıkların günümüz dünyası için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, "Uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada uluslararası adalet, göç ve sorumluluk paylaşımı gibi hem güncel hem de kapsamlı meseleleri ihtiva eden bu oturumları çok kıymetli bulduğumu özellikle ifade ediyorum. Sözlerimin hemen başında şu hususun altını çizmek isterim. Şu anda farklı ülkelerden, farklı bölgelerden gelen konuklarımızla bu tarihi salonda bir aradayız. Vatandaşı olduğumuz devletlerin mensubu olduğumuz milletlerin birbirinden farklı anayasaları, hukuk sistemleri, yasal ve idari mevzuatları var. Aynı şekilde burada temsil edilen her devletin, her milletin kendine has bir hukuk geleneği, kuralları, manzumesi, birbirinden farklı teamülleri var. Fakat yasama süreçlerimiz, yargılama usullerimiz, hukuku tatbik etme biçimlerimiz ne kadar farklı olursa olsun adalet dediğimizde hepimizin zihninde beliren düşünce, zannediyorum aynıdır. Adalet haklıya hakkının teslim edilmesidir. Adalet güçsüzün güçlüye ezdirilmemesidir. Adalet mazlumu zalimden koruma kudretidir. Adalet devletin üzerine bina edildiği temeldir. Bu yönüyle adalet, insanlığın ortak hedefi, ortak ideali, ortak mefkuresidir. Şu gerçeklerin hepimiz çok net farkındayız: Vicdan ve hakkaniyetin terk edildiği yerde adalet olmaz. Kanun önünde eşitliğin göz ardı edildiği bir hukuk sisteminde adalet olmaz. Aynı şekilde, mükafat ve mücazat dengesinin iyi kurulmadığı, hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir ortamda adalet kendisine yer bulamaz. Bu hususların her biri tüm aktörleriyle ve kurumlarıyla uluslararası sistem içinde geçerlidir" dedi. "Neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var" Uluslararası barış ve güvenliğin adalet olmadan sağlanamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Devletin en temel sorumluluğu nasıl ki adaleti tevzi etmekse, kural ve ilke temelli olduğu iddia edilen uluslararası sistemin de asli misyonu küresel barış ve güvenliği tesis etmektir. Nitekim 81 yıl önce San Francisco’da imzalanan ve bugünkü sistemin hukuki zeminini oluşturan Birleşmiş Milletler Şartı’nın birinci maddesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkindir. Uluslararası barış ve güvenlik ise hepimiz biliyoruz ki, adalet olmadan sağlanamaz. Bugün ne yazık ki hem temsil, hem işlev, hem de meşruiyet açısından ağır yara almış, güven ve itibar erozyonuna uğramış bir uluslararası sistemle karşı karşıyayız. Birleşmiş Milletler çatısı altındaki 190’dan fazla ülkenin iradesinin, veto imtiyazına sahip sadece beş üyenin kararlarına bağlı olduğu bir yapının adil ve sağlıklı olmadığının hepimiz bilincindeyiz. Birileri odadaki fili görmemekte ısrar etse de, mevcut sistemin hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmadığını artık herkes biliyor. Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda. Uluslararası anlaşmalar deyim yerindeyse hükmünü yitirmiş durumda. Uluslararası mahkemelerin verdikleri kararlar aynı şekilde uygulanamaz durumda. İlkeler, normlar, sistemin merkezinde yer alan kurallar; bunların tamamı ayaklar altına alınmış durumda. Kıymetli dostlar, bunları hamaset olsun, polemik olsun veya ajitasyon için söylemiyorum. Tam tersine bunlar, yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir. Kabul edelim ki neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var ve bu sistemin küresel ölçekte yol açtığı sıkıntılara hepimiz tanıklık ediyoruz" diye konuştu. Eğitim ve teknolojiye erişim, iklim kriziyle mücadele, gıda güvenliği ve gelir adaletsizliği başta olmak üzere ülkeler arasındaki makasın giderek açıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın bir bölümü son derece kısıtlı şartlar altında yokluk ve yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışırken, lüks ve şatafat içinde yaşayan diğer bir kesim sistemin tüm nimetlerinden faydalanıyor. Soruyorum, dünya genelinde sayısı 60 bini ancak bulan bir avuç elitin, 4 milyar insandan üç kat daha fazla servete, gelire, imkana sahip olması adil midir. Hakkaniyetli midir. Aynı şekilde çevreyi hoyratça kirleterek zenginleşen gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinde hemen hiçbir etkisi olmayan ülkeleri yalnız bırakması adil ve hakkaniyetli midir. Krizlerin çatışmaları tetiklediği, çatışmaların savaşları takip ettiği, savaşların ise istikrarsızlıkla neticelendiği bir tabloda, sistemde bir sorun yok diyebilir miyiz. Şurası çok önemlidir. Küresel petrol ihracatının yüzde 35’inin geçtiği Hürmüz’deki tıkanıklık onca çabaya rağmen aylardır bir türlü giderilemedi. Rusya ve Ukrayna arasında 4,5 yılı geride bırakan savaş her ay binlerce can kaybıyla halen devam ediyor. Lübnan’da, Yemen’de, Somali’de, Sudan’da, bölgemizin ve dünyanın daha pek çok yerinde neler yaşandığını hepimiz görüyoruz" dedi. "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırıma da yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hepsinden önemlisi Gazze’de tam 3 yıldır tüm dünyanın gözleri önünde insanlar vahşice öldürülüyor. Siviller acımasızca şehit ediliyor. Çoğu çocuk ve kadın, 74 binden fazla Gazzeli katledildi. Savaşta bile dokunulmaması gereken okullar yerle yeksan edildi. Üniversiteler, hastaneler, ibadethaneler vuruldu. Binlerce çocuk elini, ayağını, vücudunun bir azasını kaybetti. Gazze, kendini uluslararası hukukun üstünde gören, kibirli, radikal ve öldürmeye doymayan bir soykırım şebekesi tarafından dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü. Biliyorsunuz, ülkemizin katkılarıyla geçen yıl bir ateşkes tesis edilmişti. Filistinli kardeşlerimizin riayet ettiği bu ateşkes İsrail hükümeti tarafından binlerce kez ihlal edildi. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 11 Ekim 2025’ten bu yana bin 500 Filistinli bu saldırılarda katledildi. 5 binden fazla insan yaralandı. Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim faaliyetleri, fanatik grupların devlet destekli organize suç ve şiddet eylemleriyle devam ediyor. Kudüs’teki kutsal mekanlar baskına uğruyor, tarihi ve hukuki statüleri haydutlukla değiştirilmek isteniyor. İsrail, komşuları başta olmak üzere bölgenin huzur ve güvenliğini kendisi için doğrudan tehdit unsuru olarak değerlendiriyor. Üzülerek ifade etmek isterim ki bu acı manzara karşısında uluslararası toplumun gerekli tepkiyi vermediğini, yargı ve yaptırım mekanizmasının olması gerektiği şekilde işletilmediğini görüyoruz. Türkiye gerek Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davaya müdahillik başvurusu yaparak, gerek İsrail’le ticari işlemlerini tamamen durdurarak, gerekse küresel su mut filosuna yönelik silahlı saldırının asıl faillerine kırmızı bülten çıkartarak tavrını çok net biçimde ortaya koymuştur" ifadelerini kullandı. "Bu tüm dünya için bir insanlık testidir, hepimiz için bir samimiyet testidir" Türkiye kendisine umut bağlayan insanlara sırtını dönmeyeceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şunu bugün bir kez daha ve altını çizerek dile getirmek durumundayım. Bu tüm dünya için bir insanlık testidir. Hepimiz için bir samimiyet testidir. Türkiye gerekirse sıkıntı çeker ama kendisine umut bağlayan, haksızlığa uğrayan insanlara da sırtını dönmez. Gazze’de işlenen soykırımın failleri hukuk önünde hesap vermedikçe uluslararası sistemin adaletli olduğunu kimse iddia edemez. Uluslararası iradenin yansımadığı bir Birleşmiş Milletler sisteminin meşru ve hakkaniyetli olduğunu kimse söyleyemez. Uluslararası mahkeme kararlarının tanınmadığı, uygulanmadığı, dikkate bile alınmadığı bir sistemin barış ve güvenlik üretmesi düşünülemez. Türkiye olarak her fırsatta işte bu yüzden ’Dünya 5’ten büyüktür’ diyoruz. Tam da bu yüzden ’daha adil bir dünya mümkündür’ diyoruz. Şunun da bilinmesini isterim ki Türk milletinin bir evladı ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak ömrümüz vefa ettikçe, gücümüz yettiği, dilimiz döndüğü müddetçe mazlum ve mağdurların sesi olmaya, onların da hakkını, hukukunu savunmaya inşallah devam edeceğiz. Bulunduğumuz her platformda, yer aldığımız her masada güçsüzlerin, gariplerin, yoksulların, kimsesizlerin sesi olmayı sürdüreceğiz. Sizlerden de bu gayretlerimize azami katkı beklediğimizi bugün bir kez daha vurgulamak istiyorum. Sizlerin güçlü desteğini beklediğimiz bir diğer husus sınır aşan suçlarla ve organize suç örgütleriyle mücadeledir" diye konuştu. "Suç işleyip yurt dışına kaçanlar kendilerini güvende hissetmemelidir" Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısının ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok iyi bildiğiniz gibi suç coğrafyası artık tek bir ülkenin hudutlarıyla sınırlı değildir. Teknolojiyle beraber suç coğrafyasının da küreselleştiğine; elektronik para kuruluşları, kripto varlıklar, soğuk cüzdanlar ve sosyal medya gibi araçların suç örgütleri tarafından çok etkin biçimde kullanıldığına şahit oluyoruz. Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısı, ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılıdır. İster adi suçlu, ister uyuşturucu tüccarı, ister terör ve organize suç örgütü üyesi olsun, hukukun dışına çıkan hiç kimseye dünyanın hiçbir yerinde rahat ve huzur olmamalıdır. Suç işleyip ülke dışına çıkarak adaletten kaçabileceğini sananlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, kendilerini güvende hissetmemelidir. Türkiye olarak biz bunu temin etmekte, bunu hissetmekte kararlıyız. Sadece 2026’nın ilk dokuz ayında 294 kişinin ülkemize iadesini sağladık. Aynı dönemde farklı aramalar kapsamında 736 kişiyi ülkemize getirdik. Uluslararası adli işbirliğinde haklı taleplere karşılık verilmesi esastır. Türk adaleti er ya da geç ama gereğini mutlaka yapacaktır" ifadelerini kullandı.

Filistinli Sosyolog Mariam Menawi: Filistinlilerin umuda ihtiyacı var Haber

Filistinli Sosyolog Mariam Menawi: Filistinlilerin umuda ihtiyacı var

Bursa Teknik Üniversitesinde her hafta çarşamba günü düzenlenen BTÜ Konuşmaları, Filistin meselesinin tarihi, hukuki ve toplumsal boyutlarının ele alındığı programla devam etti. "Emsalsiz Bir Soykırım: Gazze O Günden Bugüne Ne Değişti" başlıklı programda, 7 Ekim 2023 öncesi ve sonrasında Filistin’de yaşanan gelişmeler, İsrail’in bölgede halkına yaşattıkları, uluslararası hukukun yaklaşımı ve Gazze’de yaşanan insani kriz değerlendirildi. Mimar Sinan Yerleşkesi Turkuaz Salon’da gerçekleşen programa; BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Beyhan Bayhan ve Prof. Dr. Barış Tamer Tonguç, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. "Filistin sorunu değil, Filistin meselesi var" Programın moderatörlüğünü üstlenen BTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Burak Çakırca, Filistin’e ilişkin kullanılan kavramların önemine dikkat çekti. Filistin meselesinin uluslararası hukuk perspektifinden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çakırca, "Filistin’le ilgili yapılacak her konuşmanın şunu amaçlaması lazım: Filistin uzun zamandır işgal edilmiş bir devlettir. Bunu artık çok daha fazla söylememiz gerekiyor. ‘Filistin sorunu’ diye bir şey söylüyorsak hata yapıyoruz. Ortada Filistin sorunu değil, Filistin meselesi var. Dert etmemiz gereken, ortadaki İsrail sorunudur" dedi. İsrail’in kuruluş sürecinin uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğunu ifade eden Çakırca, Aksa Tufanı ile İsrail’in saldırganlığının çok net bir şekilde gözler önüne serildiğini kaydetti. "İşgal altında normal bir hayat yaşamıyoruz" Programın konuğu Filistinli sosyolog Mariam Menawi ise Filistin’de yaşananları anlattı. İsrail işgali altında doğup büyüdüğünü belirten Menawi, Türkiye’ye 2019 yılında doktora eğitimi için geldiğini söyledi. Filsitin’deki işgalin oluştuğu duruma değinen Menawi, "İşgal altında normal bir hayat yaşamıyoruz. Üniversiteler kapalı, şehitler var. Her gün başka şehirlere gidebilmek için İsrail askerlerinin kontrol noktalarından geçmemiz gerekiyor. Filistinliler normal bir rutin hayat yaşamıyor. İsrail bize seçtiği hayatı yaşatıyor" dedi. 7 Ekim sonrasında saldırıların şiddetinin daha da arttığını söyleyen Menavi, "Bu küçük bir çatışma değil, bir soykırım" ifadelerini kullandı. "Filistinli olmak çok zor bir şey" Filistinli kimliğinin akademik çalışmalarında da çeşitli engellerle karşılaşmasına neden olduğunu belirten Menawi, doktora tezini Gazze üzerine hazırladığını söyledi. Menawi, farklı ülkelerde gerçekleştirmek istediği akademik çalışmalar sırasında Filistin ve Gazze konusunda karşılaştığı baskılara ilişkin, "Doktora tezimi Gazze hakkında yazıyorum çünkü şu anda bundan daha önemli bir şey yok. Araştırmalarım reddediliyor. Avrupa’daki kongrelere katılmak istediğimde ‘soykırım’ kelimesini kullanmamamı, ‘savaş’ dememi istiyorlar. Reddedilirken bilimsel bir açıklama da yapmıyorlar" diye konuştu. Yaşadığı zorluklara rağmen Filistin’i anlatmaya devam edeceğini vurgulayan Menawi, "Devam edeceğim. Yolumun uzun ve zor olduğunu biliyorum. Her yere gideceğim ve Filistin’i konuşacağım. Bu benim hakkım" dedi. "Eğitim bizim için bir direniş ve silahtır" Filistin’de eğitimin toplumsal yaşam ve direniş açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Menawi, kendisinin de eğitim için farklı ülkelere gittiğini belirtti. "Eğitim bizim için bir direniş ve silahtır" ifadelerini kullandı. Filistin’de yaşananların dünyaya aktarılmasında akademisyenlere de önemli görevler düştüğünü belirten Menawi, "Gerçeği göstermek için okumalıyız, Filistin’de ne olduğunu paylaşmalıyız. Hâlâ Gazze’de aç, susuz ve hasta insanlar var. İnsanlık boykota devam etmeli" dedi. "Soykırım bitecek ama Gazze bunun bedelini ödedi" Türk akademisyenlerin Filistin’deki üniversitelerle bilimsel çalışmalar ve ortak projeler gerçekleştirebileceğini söyleyen Menawi, BTÜ’de gerçekleştirilen Bilim Kafe programının Filistinli akademisyenler tarafından da memnuniyetle karşılandığını ifade etti. Menawi, şunları sözlerine ekledi: "Türk akademisyenler araştırmalar yapabilir, Filistin’deki üniversitelerle projeler gerçekleştirebilir. Orada hayatta kalan insanlara umut vermeliyiz. Buna çok ihtiyaçları var. Hayatta kalan insanlar psikolojik olarak iyi durumda değil. Herkes kendince bir şeyler yapabilir" şeklinde konuştu. Menawi, Gazze’de yaşananların sona ereceğine dair umudunu dile getirerek, "74 binden dazla şehidimiz var bu şehitlerin 24 binden fazlası çocuk. Bin kadın engelli, 50 bin yetim var. Enkaz altında da binlerce insan bulunuyor. Biliyorum bu soykırım bir gün bitecek ama Gazze bedelini ödedi." "Filistin bizim, taviz vermeyiz" Filistin’e yönelik desteğin sürdürülmesinin ve kamuoyunda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çeken Menawi, "Şu an Filistin hakkında paylaşım yapmak ve daha fazla okumak çok önemli. Umudumuz var" dedi. 1948 yılından beri Filistin’in işgal atlında olduğunu vurgulayan Menawi, "Filistin’in bizim vatanımız, toprak bizim. Asla toprağımızı bırakmayız, asla kendimizden taviz vermeyiz" dedi. Gençlere de mesaj veren Menawi, "Sizlerin bir vatanı var, bu büyük bir emanettir. Hayat her zaman adil değil. Hazırlıksız yakalanmadan önce hayata karşı hazırlıklı olun. Devletiniz sizin için güzel okullar yaptırdı, her şeyiniz var. Bunun büyük bir lütuf olduğunu bilmeli ve şükretmelisiniz. Kendiniz olun, aktif olun ve farklı şeyler yapın. Etrafıma bakıyorum, herkesin her şeyi son model ama en önemlisi kendin olmak. Arkadaşlarınızı taklit etmeyin. Mükemmel olmak her zaman mümkün değil. Farklıyız ve farklılıklarımızla birbirimizi tamamlıyoruz" diye konuştu. Filistin meselesinin farklı yönleriyle ele alındığı program, soru-cevap bölümüyle devam etti. Programın sonunda BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, konuşmacı Mariam Menawi’ye katılımlarından dolayı plaket takdim etti. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

Pezeşkiyan: "ABD uluslararası hukuka bağlı kaldığı takdirde bir anlaşmaya varmak imkansız değil" Haber

Pezeşkiyan: "ABD uluslararası hukuka bağlı kaldığı takdirde bir anlaşmaya varmak imkansız değil"

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin telefonda görüştü. Görüşmede, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ele alındı. Pezeşkiyan görüşmede Putin’e ABD ile bir anlaşmanın mümkün olduğunu belirterek, "İran, bölgede kalıcı barış ve güvenliği teminat altına alacak dengeli ve adil bir anlaşmaya varmaya tamamen hazır" ifadelerini kullandı. Pezeşkiyan ayrıca, "Kırmızı çizgimiz, İran halkının ulusal çıkarları ve haklarıdır. ABD uluslararası hukuki çerçevelere bağlı kaldığı takdirde bir anlaşmaya varmak imkansız değil" dedi. Pezeşkiyan, İran'ın bölge dışı ülkelerin varlığı veya müdahalesi olmaksızın, bölgenin kendi barış ve güvenliğini tesis etmek adına komşularıyla iş birliği ve dayanışmaya hazır olduğunu aktardı. İran ve ABD arasında arabuluculuk çabalarına destek Putin'in ise görüşmede, ABD ve İsrail'in savaş tazminatı ödemesi ve saldırganlığın tekrarlanmasını önlemek amacıyla İran'a uzun vadeli güvenlik garantileri sunulması gerektiğini belirtti. Putin, İran halkının hasımlarının saldırılarına karşı sergilediği tarihi ve cesur direnişi takdir ederek İran'ın bu cesaretinin dünyanın pek çok bölgesinde dikkat çektiğini ve hayranlık uyandırdığını belirtti. Bazı ülkelerin arabuluculuk yapma ve gerilimi azaltmaya yardımcı olma yönündeki diplomatik çabalarına da değinen Putin, Rusya'nın bu tür girişimleri desteklediğini ve gerginliğin düşürülmesine yönelik çabalara katkıda bulunmaya hazır olduğunu ifade etti.

AK Parti Sözcüsü Çelik: "Biz kamera bantlama partisi değiliz" Haber

AK Parti Sözcüsü Çelik: "Biz kamera bantlama partisi değiliz"

AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında AK Parti Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen MYK toplantısı devam ettiği sırada gündeme dair açıklamalarda bulundu. Konuşmasına başlamadan önce İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın partiye katılımına değinen Çelik, "Bundan sonrasında inşallah İzmir’imiz çok daha güçlü hizmetlerle, merkezi hükümetle yerel yönetim arasındaki koordinasyonun tam olarak sağlandığı bir çerçeve içerisinde geleceğe güzellikle, iyi hizmetlerle bakacak" dedi. Çelik, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle TBMM Başkanvekilliği görevini bırakan Bekir Bozdağ’ın daha sağlıklı bir şekilde partiye ve ülkeye hizmet edeceğine inandıklarını söyledi. "Zaman zaman bazı örgüt mensuplarının çerçeve yasanın yürürlüğe girdiği ancak uygulanmadığını söylemeleri gerçeği yansıtmıyor" MYK gündeminin en önemli maddelerinden birinin ’Terörsüz Türkiye’ süreci olduğunu dile getiren Çelik, "Partimizde kurduğumuz mekanizma en güçlü şekilde çalışmaya devam ediyor. Süreçle ilgili kurulan kurul ve komisyonlar kendi ritmi içerisinde çalışıyor. İşin Suriye ve Irak boyutunda da önemli gelişmeler var. Zaman zaman bazı örgüt mensuplarının çerçeve yasanın yürürlüğe girdiği ancak uygulanmadığını söylemeleri gerçeği yansıtmıyor. Örgütün bir bütün halinde silahları bırakması, tüm yapılarının faaliyetlerine son vermesi ve örgüt mensuplarının ortak mekanizma tarafından belirlenen yerlerde toplanmaları, çerçeve yasanın uygulanmasının gerek şartıdır" diye konuştu. "YBŞ’nin silahlarını merkezi Irak yönetimine bırakmasıyla birlikte bir süreç başlayacak" Suriye’de SDG’nin kendisini feshetmesinin ardından ortaya çıkan tablonun Terörsüz Türkiye sürecinin kazanımlarından biri olduğunu söyleyen Çelik, "Şu anda ikinci kazanım olarak Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin 11 Eylül’de yaptığı açıklamadır. YBŞ’nin silahlarını merkezi Irak yönetimine bırakmasıyla birlikte bir süreç başlayacak. Böylece Sincar Dağı, Irak devletinin kontrolüne geçecek. Bu da Terörsüz Türkiye sürecinin Irak boyutunda önemli bir gelişme olarak ortaya çıkacaktır. Bu gerçekleştikten sonra 60 günlük bir süre içerisinde Başika-Zilkan kampının kademeli olarak ülkemiz tarafından Irak güçlerine devredilmesi de öngörülmektedir" ifadelerini kullandı. "Vurguncular tarafından hakları gasbedilmiş vatandaşlarımız müsterih olsunlar" Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerin ardından ortaya çıkan fon soruşturmasına ilişkin gerekli çalışmaların yapıldığını dile getiren Çelik, "Cumhurbaşkanı yardımcımızın başkanlığındaki Fon Koordinasyon Kurulu bütün bu çalışmaları yürütürken, aynı zamanda da bu fon vurguncularının mağdur ettiği vatandaşlarımızın haklarının korunması için de bir eylem planı ortaya çıkarıyor. Bu vurguncular tarafından hakları gasbedilmiş vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Burada kim tamahkarlık yapmış, kim gerçekten bir haksızlığa uğramış konusunda devletin elindeki bilgi ve belgeler tüm bunları açığa çıkarabilecek kapasiteye sahiptir. Bu çıktığı zaman tüm kurumların bütünsel bir şekilde yaptığı bu çalışma çerçevesinde kısa sürede bu süreçler tamamlanacaktır. Bunun bir daha tekrar etmemesi için nasıl bir yasal düzenleme gerekiyorsa onun da Meclis’e gönderilmesi için gereken adımlar atılacaktır. Hiçbir şekilde karanlık nokta kalmayacaktır. Bütün bu tablo en net bir şekilde ortaya çıkacaktır" açıklamasında bulundu. Türk ekonomisini hedef alan birtakım söylemlerin olduğuna da dikkati çeken Çelik, "Bunlara da geçit vermeden, siyaset ve devlet adabı içerisinde herkesin gözü önünde bu meselelerin aydınlatılması, suçluların cezalandırılması ve haksızlığa uğrayanların haklarının korunması konusunda en kararlı bir şekilde yürüteceğiz" dedi. "İsrail, işgalciliğini devam ettirerek, Suriye’yi ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak gibi bir tavra devam etmektedir" İsrail’in saldırgan tutumunun Suriye’ye istikrarsızlaştırıcı eylemler olarak geri döndüğünü vurgulayan Parti Sözcüsü Çelik, "Bu süreçleri yakından takip ediyoruz. Terörsüz bölge bağlamında SDG’nin kendisini feshetmesinden sonra tek Suriye devleti, tek egemenlik, tek ülke ve tek ordu çerçevesinde Suriye’nin geleceğe daha güçlü bir şekilde bakabilmesi hepimizin çok önemsediği bir durum. Suriye’de bütün yönetim mekanizmalarının kapsayıcı hükümet modelleri çerçevesinde hayata geçmesi gerektiğini sürekli olarak ifade ediyoruz. İsrail kaynaklı sorunlar işin temelini oluşturuyor. 1974 Kuneytra Kuvvetleri Ayrıştırılması Anlaşması’nı ihlal eden bir adım daha attılar. Dolayısıyla İsrail, işgalciliğini devam ettirerek, Suriye’yi ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak gibi bir tavra devam etmektedir" değerlendirmesinde bulundu. İslamabad Mutabakatı’nın gerekliliklerinin yerine gelmemesinden dolayı ABD ve İran arasındaki çatışmaların yeniden yükselmesinin yeni bir tehlike oluşturduğunu vurgulayan Çelik, "Bununla bağlantılı olarak Yemen’de ortaya çıkan ve Babülmendep’i tehdit eden bütün bu tablo hepimize bir kere daha etrafımızdaki bu ateş çemberi içerisinde Türkiye’nin istikrarının korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göstermiştir" diye konuştu. Gazze’de devam eden soykırımı ve İsrail’in eylemlerini takip etmeye devam ettiklerini söyleyen Çelik, "Bugün 7 Ekim bağlamında tek taraflı Hamas’ı suçlayan, İsrail’in katliamlarını görmezden gelen bir propaganda makinesi çalıştırılmaya devam ediyor" dedi. TBMM’nin yeni yasama yılına ilişkin de konuşan Çelik, "Önümüzdeki dönemde yapacağımız reformlar var. Cumhur İttifakı olarak bunları olgunlaştıracağız. Bunları olgunlaştırdıktan sonra siyasetimizin bir unsuru haline getireceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımız önümüzdeki 10 ayın iyi bir şekilde değerlendirilmesi için talimatlar verdiler. Bu talimatlar çerçevesinde MYK’mızdaki her bir arkadaşımız üzerine düşen vazifeyi yapacak" şeklinde konuştu. Yapay zekanın kontrolden çıktığıyla ilgili tehlikelerin de dünya gündeminde yer aldığına dikkati çeken Çelik, yapay zekayı bizzat üreten firma sahiplerinin insanlığın ahlaki ve moral değerleri de dahil olmak üzere birçok konuda tehlike ile karşı karşıya olduklarını ifade ettiğine değinerek, "TEKNOFEST artık bundan sonra çok daha önemli. En son Şanlıurfa’da gerçekleşen TEKNOFEST’e vatandaşların gösterdiği ilgi, dünyanın önümüze getirdiği meydan okumalar karşısında Türkiye’nin Kızılelma bakımından bir özgüven devrimini nasıl gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor" dedi. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir gazeteci tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’ye gerçekleştireceği ziyarete ilişkin takvimin netleşip netleşmediğinin sorulması üzerine Çelik, "Cumhurbaşkanımızın Suriye’ye gitme arzusu var. Bu Suriye ile birlikte koordine edilecek bir konu, bunun üzerine çalışılıyor. Tarih henüz kesinleşmedi" cevabını verdi. "Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı hayata geçmesi için yapılan çalışmanın birkaç gün içerisinde Meclis’e gönderilmesi söz konusu olacak" Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin soruya ise Çelik, şu cevabı verdi: "Anlaşmanın hayata geçmesi için tabii ki Meclis’e gelecektir. Bu çalışmada olgunlaştığı için birkaç gün içerisinde Meclis’e gönderilmesi söz konusu olacak. Olağan süreçler işliyor ve bu işlerken sanki yanlış şeyler yapılıyormuş ya da gözden kaçırılıyormuş gibi muhalefet tarafından bir kampanya başlatılıyor. Önce bir irade beyanı koyulur ki bu irade Cumhurbaşkanımız tarafından koyuldu. Sonra bu mekanizmalar çalışılır ki Dışişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız ve Genelkurmay Başkanımız muhatapları ile bir araya geldiler. Sonuçta Meclis’e göndereceğiniz bir çerçevesi olacak. Bu çerçevede Dışişleri Bakanlığı’nın iç süreçleri açısından tamamlandı. Yüce Meclis’in takdiriyle süreç neticelenmiş olur. Hukuki zemin Meclis’teki sürecin tamamlanmasıyla beraber tam olarak gerçekleşmiş olacak. O bakımdan da başka ülkelerin katılımına tabii ki açık. Bu tip güvenlik anlaşmaları, ittifaklar; kendi ilkeleri çerçevesinde diğer devletlerle de görüşerek zaman içerisinde olgunlaşır." "Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki dönemde de cumhurbaşkanı adayı sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır" MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday gösterilmesine ilişkin açıklamalarının MYK’da değerlendirilip değerlendirilmediğinin sorulması üzerine Çelik, "Sayın Bahçeli’ye bu güçlü cümleleri için şükranlarımızı sunuyoruz. Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki dönemde de cumhurbaşkanı adayı sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. MYK’da bunu daha önce görüştük. Cumhurbaşkanımız kendi şahsıyla ilgili bir konu olduğu için bu konular herhangi bir şekilde bir resmi gündem maddesi olarak yer almıyor. Bu konuda bir hassasiyet var. MYK ve MKYK üyeleri olarak bu konuyu biz dile getirdik. Arkadaşlarımız da bunu onayladılar" ifadelerini kullandı. Yakın zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında bir görüşmenin beklenip beklenilmediğinin sorulması üzerine Çelik, "Belli bir periyotla görüşüyorlar. Bu her ikisinin takviminin uygunluğuna göre planlanıyor. Bu yarın da olabilir, 5 gün sonra da olabilir" diye konuştu. "Elinde belge, bilgi olan götürsün yargıya versin" YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in fon soruşturması kapsamında açıklamalarının sorulması üzerine Çelik, "Bu tip krizler dünyanın başka yerlerinde de gündeme gelmiş, siyasi tarihte var. Kimisi bunu 5 yılda temizlemiş, kimisi 9 yılda temizlemiş. Biz bunu bütün boyutlarıyla ortaya çıkarma konusunda son derece kararlıyız. Spekülasyonla hareket etmiyoruz. Biz gerçekten bilgi, belge ile hareket ediyoruz. Dün bu kişi çıkıyor, sayın Cumhurbaşkanımıza ‘bu işin başında sen varsın’ diye haddi aşan açıklamalar yapıyor. Bu meselenin açığa çıkmasının ve bu meselenin temizlenmesinin başındaki irade Cumhurbaşkanımızdır. Ne hadle ve ne hakla Cumhurbaşkanımıza karşı bu ifadeleri kullanıyor? Her zaman yaptığı gibi Cumhurbaşkanımızın aile bireylerini işin içine karıştırmaya çalışıyor. Bu işler defalarca ellerinde patladı, yine devam ediyorlar. Bütün işlemler açık, herkes görüyor. Bu işler siyasi yan kesicilikle ele alınacak işler değil. Bir şey iddia ediyor, sonra birbiriyle alakası olmayan durumları birbirine bağlamaya çalışıyorlar. Bu işin de onların belediyelerindeki dolandırıcılıkların ve vurgunların temizlenmesi mücadelesini de biz veriyoruz. Cumhurbaşkanımızı hedef aldığı sözler, kendi partisini vurgunculara kaptırmış birisinin siyasi saçmalıklarından öteye gitmiyor. Elinde belge, bilgi olan götürsün yargıya versin. Adalet Bakanımız ve Adalet Bakanlığı, anayasanın ve yasaların çizdiği usuller çerçevesinde çalışmalarını yürütüyor. İddiaya bakıyor, devlet birimlerinden gelen suç unsurlarını inceliyor. Ne zaman bunların bir yolsuzluğu patlasa sürekli olarak Adalet Bakanımızı ve Bakanlığımızı hedef alıyorlar. Bunlar için makbul adalet bakanı ve bakanlık, anayasayı, kanunları bunlara uygulamayacak. Bunlarla ilgili hiçbir soruşturma yapmayacak. Bunlar kendini devletin ayrıcalıklı sahipleri zannettikleri zamanlardaki rollerini sürdürecekler. Sürekli olarak geçmişte AK Parti yargı kolları diyordu, bu kişi kendisini sahte Adalet Bakanı zannediyor. Burada net bir durum var. Anayasa ve yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde bütün bu soruşturmalar yürütülüyor ve açık bir şekilde de paylaşılıyor. Ne hakla Adalet Bakanını ve Bakanlığı hedef alıyorsun. Yargı size uygulanmasın mı? Kendinizi hala devletin sahibi mi görüyorsunuz? Maliye Bakanımızı hedef alıyorlar. Bakanlık ilk andan itibaren bu konun bütün boyutlarıyla ortaya çıkması için üzerine düşeni yerine getirmiş. Bugün de bir yandan piyasaların etkilenmemesi için tedbir alıyorlar, bir yandan sıkıntıların temizlenmesi için gayret ediyorlar. Bir yandan vurguncuların ortaya çıkması için uğraşıyorlar. Partimizde de siyasi sorumluluk gereği atılacak adımlar atılıyor. Biz burada ilkelerimizi net bir şekilde söylüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza, Adalet Bakanımıza, Maliye Bakanımıza ve parti yetkililerimize bunu söyleyen kişi kim? Bunun ismini internete yazın, karşısına da Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım yazın, bakın kendi belediye başkanı kendisi hakkında ne iddialarda bulunmuş? Bu ismin karşısına yine artı koyun, Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek yazın ve bakın nelerden bahsetmiş. Bunlara bir kere cevap verememiş. Bu kişiler rakamlardan bahsetmiş, hangi duvarın üzerine hangi para kulesinin inşa edildiğinden bahsetmiş. Dolayısıyla kendi partisi tarafından suçlanan kişi iddiayı kendi atıyor, sonra hüküm inşa ediyor, bu hükmün üzerine de siyasi tasarrufa gitmeye başlıyor" değerlendirmesinde bulundu. Çelik, şöyle devam etti: "Her şey ortada. Kaç bin kişi var, kimin hesabı var, hesapları incelesinler, meşru bir şekilde işlem yapanla vurgunculuk yapanın ne olduğu görülür. Ondan sonra da bunun üzerine istedikleri kadar konuşsunlar. Ellerinde varsa bir belge hemen bunu yargıya intikal ettirsinler. Adli başvurularda gereği yapılmazsa ondan sonra da konuşsunlar. Bunlar siyasi spekülasyon konusu değil. Burada net bir ilke konulması lazım, biz bu ilkeyi koyduk. Herhangi birimizin arkadaşı, akrabası, sevdiği, tanıdığı, mesai arkadaşı olsun veya olmasın bu kişilerin siyasi linç kampanyalarıyla mahkum edilmesine müsaade etmeyiz. Bu kişilerin hakkında bir iddia varsa bu iddiaların siyasi himaye ile örtbas edilmesine de müsaade etmeyiz. Burada mevzu şudur; gerçek bilgiye dayanacak. Biz siyasi linç kampanyalarının neticesi olarak insanların hedef gösterilmesine, sosyal medya mahkemelerinde mahkum ettirilmesine de müsaade etmeyiz herhangi bir şekilde birilerinin siyasi himaye yoluyla birileri hakkındaki iddia ve incelemeler örtbas ediliyorsa ona da müsaade etmeyiz." "Biz kamera bantlama partisi değiliz" Fon soruşturması kapsamında bütün hususların üzerine gidildiğini belirten Çelik, "Bundan hiçbir çekincemiz yok, ne varsa açığa çıksın. Biz kamera bantlama partisi değiliz. Bizim siyasi meşrebimizde kamera bantlama yok. Biz her şeyin şeffaf yürütülmesinden yanayız. Kendileri otursunlar, Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘Bunlar gitti, arındık’ cümlesi üzerinde tefekkürde bulunsunlar. Siyasetin seviyesini ne olursa olsun korumamız lazım. Bu kürsüden öyle şeyle söyleriz ki günlerce manşet oluruz ama siyasete yazık olur. Bu kendisi, yüksek makamlardaki arkadaşlarımıza, bakanlarımıza lakap takmayı çok seviyor. Biz bunların hiçbirini dile getirmeyiz. Meclis kulisinde kendi arkadaşlarının kendilerine taktıkları lakaplarla uğraşsınlar. Siyaseti, siyasi zeka ve siyasi argümanla yaparsın" diye konuştu.

MHP Lideri Bahçeli: ''Erdoğan bir kez daha aday olmalı'' Haber

MHP Lideri Bahçeli: ''Erdoğan bir kez daha aday olmalı''

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. dönem 5. yasama yılının ilk MHP Grup Toplantısı gerçekleştirildi. Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, asırlar geçse de kurumlar dönüşse yöntemler değişse de pergelin sabit ucunda Türk devlet geleneğinin danışma ve meşveret kültürünün var olduğunu ve bu kültürün Türk töresinin ana omurgasını teşkil ettiğini vurgulayarak, "Kaşgarlı Mahmut'un Divanı Lügatit Türk’te ifade ettiği üzere ‘geniş elbise eskimez, istişare ile alınan akıl bozulmaz’ İstişare ve danışmanın sonucu olarak ortak akıl ile alınan kararlar; kamu vicdanının gür sesi, toplumsal dayanışmanın güçlü zemini, milli birlik ve beraberlik duygusunun sarsılmaz iradesidir. Yanlışı telafi, noksanı tamam eden milli muhakeme ve muhasebe mekanizması olan istişare ve danışma; aynı zamanda da toplumsal fay hatlarını doldurarak, sosyal gerilimleri önleyen ve bir arada yaşama iradesini tahkim eden milli aidiyet ve mensubiyet şuurudur. Dede Korkut’un ‘il gider töre kalır’ vecizinden mülhem, Türk devleti emperyalist işgallerle dağılmanın eşiğine geldiğinde, istişare ve danışma son Osmanlı Mebusan Meclisinde Misak-ı Milli kararlarıyla milli vahdete bürünmüştür. İstanbul’un işgaliyle türlü tehlikeleri atlatarak Ankara’ya koşan mebuslar, Gazi Mustafa Kemal Paşanın liderliğinde Büyük Millet Meclisinde istiklal davasını yaşatmış, Sevr paçavrasını tarihin çöplüğüne atmıştır. Unutulmaması gerekir ki İstiklal Harbi’nin ana karargahı Büyük Millet Meclisi’dir" diye konuştu. "Barışta olduğu kadar savaşa da hazır olabilme kapasitesi" 15 Temmuz hain kalkışmasında yazılan demokrasi destanının merkezinin de Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğuna değinen Bahçeli, "Türk milleti milli mücadelesini Meclis çatısında vererek dünya siyasi tarihinde nadir ve müstesna bir yere sahip olmuştur. Bu sebeptendir ki Türk milleti için Meclis, olağan dönemler kadar olağanüstü dönemleri sevk ve idare etme kabiliyeti; barışta olduğu kadar savaşa da hazır olabilme kapasitesi; vatanına, toprağına, istiklal ve egemenliğine göz dikenlere karşı mücadele iradesidir" ifadelerini kullandı. "Terör belasından kurtulmak için tarihi bir fırsat önümüzdedir" MHP’nin bu dönemde program, politika, proje ve kadrolarla Türkiye’nin önünde açılacak huzur ve refah sayfalarının irfan mürekkebi, hakikat kalemi olacaklarına itimadının tam olduğunu kaydeden Bahçeli, Milletimizle kurduğumuz samimi ve köklü bağı daha da güçlendirerek her alanda üç hilali zirveye taşıyacağız. Bizim mücadelemiz vatanımızın her karışına, milletimizin her ferdine, milli varlığımızın her zerresine ve geleceğimize sahip çıkma mücadelesinde olanların yürüyüşüdür. Yolumuz, fitne ateşlerini sinesinde söndüren, tahrikleri akıl ve iman ile boğan, ihanete boyun eğmeyen ülkü neferlerinin yoludur. Her bir ülküdaşımız, milletimizin kutlu davasını omuzlarına yükleyen, tarihin kadim sesini gönlüyle işiten, coğrafyanın hakikatine Türk gözüyle bakan iradenin, ferasetin ve cesaretin timsalidir. Bu şuur ve anlayışla ne çizgimizden saptık ne duruşumuzu bozduk. Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletiyle, her yılı bir asra bedel senelerde ilkelerimizden ve ülkülerimizden, vatan ve millet sevgimizden asla ödün vermedik. Siyaseti kısır bir iktidar mücadelesinin, çıkar ya da çatışmanın unsuru değil, toplumsal uzlaşının ve huzurun tesis aracı olarak gördük. Büyük Türk milletini içerisine düştüğü her türlü darboğazdan kurtarmayı görev addeden ülkücü hareket, kendisini milletine adamışların buluşma yeridir. Temel hedefimiz, Türkiye’yi ve içinde bulunduğumuz bölgeyi terörün ürettiği güvenlik tehditlerinden bütünüyle arındırmak, gelecek kuşakların siyasi, ekonomik ve toplumsal refahını teminat altına almaktır. 40 yılı aşkın süredir milletimizin başına musallat edilen terör belasından kalıcı olarak kurtulmak için tarihi bir fırsat önümüzdedir" açıklamasında bulundu. "Sürdürülebilir kalkınmanın ön şartı da güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzenidir" Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi için biriken yapısal sorunların çözülmesinin, güncel meselelerle köklü reform adımlarının atılmasını da gerektirdiğini vurgulayan Bahçeli, "Bu nedenle önümüzdeki Meclis dönemini, kısır siyasi tartışmaların ötesinde, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek bir yapısal reform dönemi olacaktır. Diğer yandan 3 Ekim tarihinde yaptığım detaylı açıklamada vurguladığım üzere Türkiye, yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır. Bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı, işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yürütülmelidir. Demokratik siyasetin meşruiyeti hesap verebilirlikten ve kamu kurumlarına duyulan güvenden beslenmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın ön şartı da güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzenidir. Bu nedenle yeni yasama yılında atılacak demokratik adımlarla kalkınma hedeflerini gerçekleştirmeye dönük gayret ile yolsuzluk ve yozlaşmayı önleyecek girişimlerin birbirinden ayrı düşünülmemesi ve eşgüdümle hayata geçirilmesi gerekmektedir" şeklinde konuştu. "Birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise adalet merkezi Ankara’dır" Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bunun için diyoruz ki Birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise adalet merkezi Ankara’dır. Bu doğrultuda Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde insanlık değerlerini, hukuku ve adaleti esas alan bir reform anlayışıyla, mesuliyet duygusuna sahip ülkelere öncülük edebilecektir. 81’inci, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda İsrail’in eli kanlı başbakanı Netanyahu’nun genel kurula hitabı insanlık tarihinin utanç vesikası olmuştur. Maalesef, elinde binlerce masumun kanı olan soykırımcının insanlık ve ahlak dersi verme küstahlığında bulunduğu bir tiyatroyu bütün dünya izlemiştir. Diyorum ki; Hitlerin kendisini ‘insan hakları savunucusu’, Mussolini’nin kendisini ‘özgürlük havarisi’, Stalin’in ise ‘demokrat’ olarak nitelendirmesi ne kadar gerçekçi ise Netanyahu’nun ‘Dünyanın en ahlaklı ordusuna sahibiz’ demesi de ‘Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı tiran olarak nitelendirmesi’ de o kadar gerçekçidir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Netahyahu’nun hezeyanları, esasında Batı’nın ikircikli ve samimiyetsiz politikalarının, iflas etmiş insani değerlerinin, emperyalizmin aynasında yansımasıdır. Çok defa işaret ettiğimiz ve uyardığımız gibi İslam ülkelerinin İsrail karşısındaki tavır ve duruşlarını belirlemeleri ve açıkça ortaya koymaları şarttır. Merhum Cahit Zarifoğlu’nun ‘Filistin bir sınav kağıdı, her mü'min kulun önünde’ dizelerine atfen, İslam ülkelerinin kınamanın ötesinde ortak bir tavır ve irade sergilemesi kaçınılmazdır. Zira İsrail, bölge halkları ve dünyadaki bütün milletler için tehdittir. İsrail saldırganlığı, yayılmacılığı ve hukuk tanımazlığının önlenmesi ve bölgenin selameti için önerdiğimiz Kudüs İttifakı’nın yahut Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşmasının çerçevesinin genişletilmesiyle caydırıcı bir İslam Barış Gücünün oluşturulması kaçınılmazdır. Küresel siyasetin ve uluslararası güvenlik düzeninin önemli bir dönüşüm yaşadığı, jeopolitik risklerin kalıcı bir nitelik kazanmasına yol açabilecek uzlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde; hukuku, barış ve adaleti esas alan duruşuyla sözüne güvenilen bir ülke olarak Türkiye’ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu da açıktır." "Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararı alınmalıdır" Türkiye’yi milli hedefler istikametinde ileriye taşıma kararlılığının aynı inanç ve iradeyle devam etmesinin Türkiye’nin arkasına aldığı rüzgarla, yeni atılımlar için fırsat ve imkanları değerlendirmesine bağlı olduğunu dile getiren Bahçeli, şu ifadelere yer verdi: "Bununla beraber, Türkiye’nin yakaladığı yükseliş ivmesinin kesintiye uğramaması, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday olması ve üçüncü defa Cumhurbaşkanı seçilmesiyle mümkün olacaktır. Zira üçüncü dönem ülkemizde, bölgemizde ve dünyada birçok önemli gelişmeye gebedir ve öncelikli olarak bu zorlu süreci yönetecek dirayet ve tecrübeye ihtiyaç vardır. O tecrübe ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Cumhur İttifakı kurumsallığında Erdoğan’dadır. Dünyanın içinde bulunduğu kaotik süreçte, bölgemizde cereyan eden belirsizliklerle dolu ortamda, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge yolunda tarihi adımların atıldığı bir dönemde, Türkiye’nin istikamet değiştirmeye ve hedeflerinden vazgeçmeye değil, sistemsel ve kurumsal olarak bütünüyle mevcut imkânlarını ve kaynaklarını sürdürmeye ihtiyacı vardır. Cumhurbaşkanımızın, bugüne kadar üstlendiği sorumluluk, ortaya koyduğu liderlik ve Türkiye’ye kazandırdığı stratejik kapasite dikkate alındığında kendisinin bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi Türkiye’nin ve bölgemizin hayrına olacaktır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanımız uygun gördüğü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi anayasal iradesini bu yönde ortaya koyduğu takdirde, Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının yeniden Sayın Recep Tayyip Erdoğan olması arzumuz ve talebimizdir. Bunu mümkün kılacak hukuki, siyasi ve toplumsal zemin fazlasıyla vardır. Anayasa’nın 116’ncı maddesinde yer alan ‘Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir’ hükmü, meclisin nitelikli çoğunlukla alacağı ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararıyla üçüncü dönem cumhurbaşkanlığı adaylığını mümkün kılmaktadır. Bu hükümler doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak düşüncemiz şudur, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygun zamanda ve azami mutabakatla ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararı alınmalıdır. Meclisin alacağı karar çerçevesinde yenilenecek seçimlerin yine 2028 yılı içinde yapılması istikrar ve öngörülebilirliği zedelemeyecek, sistem, ruhuna uygun işletilmiş olacaktır. Bu yönde bir iradenin tezahürüyle gereksiz tartışmalar bitecek, belirsizlikler ortadan kalkacak, ekonomik güven artacak, ülkemiz, attığı tarihi adımlarda doludizgin yoluna devam edebilecektir."

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "FETÖ dediğimiz yapılanma insanların aklına ipotek koyup onları adeta makineye dönüştürdü" Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "FETÖ dediğimiz yapılanma insanların aklına ipotek koyup onları adeta makineye dönüştürdü"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Üstat Bediüzzaman'ın ismini kullanarak, onun eserlerini de belli bir oranda istismar ederek ülkemizde kargaşa çıkaran bir yapı ile karşı karşıya kaldık, FETÖ dediğimiz yapılanmayla, terör yapılanmasıyla. Vitrini gayet süslü ama arka planında uluslararası güç odaklarına hizmet eden istihbarat yapılarının aracına dönüşen bir yapıdan bahsediyoruz. Diğer taraftan mensuplarını özgür olmaktan çıkarıp kendine kul köle eden hiyerarşik düzenden bahsediyoruz" dedi. 13'üncü Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, "Küresel Krizlere Kur'ani Çözümler" temasıyla 4-6 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da düzenleniyor. Atatürk Kültür Merkezi'ndeki sempozyumun açılış programına Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın yanı sıra İstanbul Valisi Davut Gül, Suriye Evkaf Bakanı Dr. Muhammed Ebulhayr Şükrü, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan ile davetliler ve çok sayıda kişi katıldı. "Türkiye Cumhuriyeti olarak ve İslam dünyası olarak hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız; ikisini bir arada yapacağız" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti olarak ve İslam dünyası olarak hem güçlü olacaklarını hem de haklı olacaklarını ifade ederek, "Gazze'de çocuklar İsrail'in barbarca saldırıları altında hayatını kaybediyor; siviller en temel gıdalardan, ihtiyaçlardan mahrum bırakılıyor. Soykırım karşısında sergilenen vurdumduymazlık ve sessizlik uluslararası sistemin içine düştüğü krizi bütün açıklığıyla, netliğiyle ortaya koyuyor. Kur'an-ı Kerim'in ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ ilkesi ve adalet anlayışı ise faili veya muhatabı kim olursa olsun her türlü zulme ve haksızlığa karşı eğilmeden, bükülmeden bir duruş sergileme sorumluluğunu hepimize hatırlatıyor. Zira insan hayatı ve onuru konjonktüre veya güç odaklarının sığ siyasi hesaplarına göre değişemeyecek kadar mukaddestir. Türkiye Cumhuriyeti olarak ve İslam dünyası olarak hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız; ikisini bir arada yapacağız. Hakkımızı ve hukukumuzu sonuna kadar koruyacağız, mazlumun elinden kararlılıkla tutacağız ve adalet talebimizi karşılıksız bırakmayacak bir güce sahip olmak için ekonomimizi, milli savunmamızı, bilim ve teknoloji kapasitemizi aralıksız geliştireceğiz. Cumhurbaşkanımızın gönüllerde maşeri bir karşılık bulan ‘Dünya 5'ten büyüktür’ çağrısıyla daha adil bir uluslararası düzen hepimizin ortak arayışıdır. Bu onurlu mücadelede Cumhurbaşkanımızın çağrısını yaptığı İnsanlık İttifakı, zulme karşı çıkan bütün küresel kesimleri, inanç ve millet ayrımı gözetmeden ortak bir ahlaki sorumlulukta birleştirmeyi hedefliyor" dedi. "Suriye'nin istikrarı ve refahı tüm bölgenin istikrarı ve refahı demektir" Suriye'nin istikrarı ve refahının tüm bölgenin istikrarı ve refahı demek olduğunu söyleyen Yılmaz, "Gazze'de yükselen adalet çağrısının dünyanın farklı ülkelerinde karşılık bulması, bu ortak vicdanın hala diri olduğunu göstermektedir. Ben buradan nerede olursa olsun Avrupa'dan Latin Amerika'ya, Asya'ya Gazze'deki zulme karşı çıkan, sokağa çıkıp bunu protesto eden, üniversitesinde protesto eden, bu zulme sessiz kalmayan tüm insan kardeşlerimize selamlarımı iletiyorum, saygılarımı iletiyorum. Türkiye olarak Filistin halkının meşru haklarını savunmak, zulmü durdurmak ve kalıcı barışı sağlamak için yoğun bir diplomatik mücadele yürütüyoruz. Suriye'de barışın ve istikrarın tesisi için yürüttüğümüz kararlı mücadele ile kardeşlerimizin kendi topraklarında huzur içinde yaşayabilecekleri şartların oluşmasına önemli katkılar sağladık ve sağlamaya devam edeceğiz. Suriye'nin istikrarı ve refahı tüm bölgenin istikrarı ve refahı demektir. Buna yürekten inanıyoruz. Bunu bozmaya çalışanlara karşı Suriye ile gönül gönüle, omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz" diye konuştu. "FETÖ dediğimiz yapılanma insanların aklına ipotek koyup onları adeta makineye dönüştürdü" FETÖ yapılanmasının insanların aklına ipotek koyup onları adeta makineye dönüştürdüğüne değinen Yılmaz, "Ailenin korunması, gençlerin insani değerlerle geleceğe hazırlanması, alkol, kumar gibi bağımlılıkların yanı sıra çağımızın yeni bağımlılık türleriyle de mücadele edilmesi yine gündemimizde olması gereken konular arasındadır. Bizler de maarif modelimiz ile gençlerimizin bilim ve teknolojide yetkinleşmesini desteklerken bu birikimi insanlığın hayrına kullanmalarını sağlayacak ahlaki bilinci de güçlendiriyoruz. İlim bizim medeniyetimizin merkezi kavramıdır, ancak biz ilimle birlikte elbette bunun hayata geçirilmesini, salih amellere vesile olmasını görüyoruz. Yapay zekayı, yapay zekayla birlikte diğer teknolojileri mutlaka ahlakla, merhametle, insan odaklı bir anlayışla ele almak durumundayız. İlmi vurgularken insanın akletmesini ve seçme hakkını da burada vurgulamak istiyorum. Maalesef üstat Bediüzzaman'ın ismini kullanarak, onun eserlerini de belli bir oranda istismar ederek ülkemizde kargaşa çıkaran bir yapı ile karşı karşıya kaldık, FETÖ dediğimiz yapılanmayla, terör yapılanmasıyla. Vitrini gayet süslü ama arka planında uluslararası güç odaklarına hizmet eden istihbarat yapılarının aracına dönüşen bir yapıdan bahsediyoruz. Diğer taraftan mensuplarını özgür olmaktan çıkarıp kendine kul köle eden hiyerarşik düzenden bahsediyoruz. Cenabı Allah bizleri fert fert yaratmış. Her birimize defalarca Kur'an-ı Kerim'de akledin demiş. Bakın, düşünün, akledin demiş. FETÖ dediğimiz yapılanma ise insanların aklına ipotek koyup onları birer adeta makineye dönüştürdü. Bu tecrübeden de, bizim yaşadığımız bu tecrübeden de tüm kardeş ülkelerin, dost ülkelerin de faydalanmasını bekleriz. Başka isimler altında da bunlar çıkabilir. Bunlara karşı çok dikkatli olmamız lazım. Şunu bilmemiz lazım, Müslüman insan Cenabı Allah'tan başka hiç kimsenin kulu kölesi olmamıştır, olamaz" şeklinde konuştu. "Terörü kalıcı bir şekilde ülkemizin gündeminden çıkarmak istiyoruz" Terörü kalıcı bir şekilde ülkemizin gündeminden çıkarmak istediklerini ifade eden Yılmaz, "Terörü kalıcı bir şekilde ülkemizin gündeminden çıkarmak istiyoruz. Bölgemizin gündeminden de çıkarmak istiyoruz. Uzun bir zamandır bölgemizde emperyalist güçler, güç odakları bu bölgede yaşayan insanları birbiriyle çatıştırıp onlar kavga ederken bölgenin kaynaklarını sömürüyorlar. Biz diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti olarak, kardeşleriniz olarak bu çekişmeleri bir tarafa bırakmalıyız, etnik kavgaları, mezhebi kavgaları bir kenara bırakmalıyız, birlik içinde olmalıyız, terörün konuşulmadığı bir bölge oluşturmalıyız ve artık kaynaklarımızı başkaları gelip sömürmemeli, bu kaynaklar bu bölgedeki insanlar tarafından kullanılmalı. Suriye'nin kaynakları Suriyeliler için kullanılmalı, Irak'ın kaynakları Iraklılar için kullanılmalı, Libya'nın kaynakları Libyalı kardeşlerimiz için kullanılmalı. Bunu başarmak zorundayız. Bizi birbirimize düşürüp kaynaklarımızı sömüren emperyalist odaklara vereceğimiz en güzel cevap birliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirmek, ihtilaflarımızı bir tarafa bırakıp güç birliğiyle bu oyunu bozmaktır. Türkiye içinde de bölgemizde de bunu yapmaya kararlıyız. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge dediğimiz, Arabıyla, Türküyle, Kürdüyle, Farsıyla, hangi mezhepten, meşrepten olursa olsun Müslümanıyla, gayrimüslimiyle bu toprakların insanlarını bir araya getirmek, buluşturmak ve geleceği çok daha güçlü bir birlik zemininde inşa etmektir. Sahip olduğumuz insan kaynağını ilmi birikim ve ekonomik potansiyelde değerlendirerek Türkiye Yüzyılı'nı ve bölgemizin, gönül coğrafyamızın yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz inşallah. Bediüzzaman Said Nursi bu ülkenin, bu toprakların insanıydı. Emperyalistlere karşı mücadele etti, bu topraklarda mücadelesini sürdürdü. Birileri gibi başka ülkelere kaçıp oradan bu ülkeyi karıştırmaya çalışmadı" diyerek konuştu.

Filistinli çocuklar için resim çizecekler Haber

Filistinli çocuklar için resim çizecekler

Yetim Vakfı tarafından 3 Ekim Cumartesi günü Gazze’de hayalleri yok edilen çocuklar için 81 ilin meydanlarında eş zamanlı resim çizme etkinliği düzenlenecek. Yetim Vakfı Bursa Şube Başkanı Ali Yılmaz Bursalılara Yıldırım Bayrak Alanına gelerek resim çizmeleri için çağrıda bulundu. Bursalıları resim çizme etkinliğine davet eden Yetim Vakfı Bursa Şube Başkanı Ali Yılmaz "Bugün burada elimizde kalemler, boyalar ve tuvaller var. Fakat bizi bir araya getiren şey bir resim etkinliği değil. Bugün burada, çocuklarımızın çizgileriyle Filistinli çocuklarımızın sesine ses katmak; dünyanın gözleri önünde yaşananları unutmamak ve unutturmamak için bir aradayız. Çünkü bugün Gazzeli bir çocuğun zihninde yer bulmaya çalışan ev, okul, aile, oyun ve gelecek kavramları artık bizim çocuklarımızın bildiği anlamları taşımıyor. Bu kelimeler artık onlar için gerçek anlamlarını kaybetti. İşgal sürecinin unutamayacağımız bir parçası haline gelen 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de çocuklar, tarihin en ağır insani krizinin, en ağır soykırımının ortasında yaşam mücadelesi veriyor. İsrail insanlığın en karanlık sayfalarından birini acımasızca yeniden yazıyor. Gazze’de 75 bin kardeşimiz şehit oldu ve bunun 22 binini çocuklar oluşturuyor. 45 bin çocuk yaralandı. Ve bunun 11 binden fazlası hayatlarının geri kalanını etkileyecek derecede ağır yaralanmalarla karşı karşıya kaldı. 65 bini aşkın çocuk yetim kalırken, 22 bin çocuk ise refakatsiz bulunuyor. Bu rakamların her biri bir çocuk. Her biri yarım kalan bir hayat, bir isim, bir hikâye. Ve geride kalan yüz binlerce çocuk için savaşın etkileri yalnızca fiziksel yaralarla sınırlı değil" dedi. ‘Filistinli Çocuklar İçin Çiz’ etkinliği ile Gazze’de yaşanan soykırımın karşısında durduklarını belirten Şube Başkanı Ali Yılmaz "Bugün Gazze’de yaklaşık 1 milyon çocuk psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyor. 658 bin çocuğun eğitime erişimi kesintiye uğramış durumda. Çocuklar, hayatlarının en kıymetli dönemlerini okul sıralarında değil; yıkılmış binaların, geçici barınma alanlarının ve kayıplarının arasında geçiriyor. Üstelik şiddet sona ermiş değil. Ekim 2025’te ilan edilen ateşkesin ardından geçen 1 seneye yakın zamanda UNICEF verilerine göre en az 300 çocuk daha hayatını kaybetti. Yani ateşkes döneminde bile ortalama her gün bir çocuğun canına kıyıldı. Bugün hala çocukların öldürüldüğü, yaralandığı; temiz suya, gıdaya, sağlık hizmetlerine, eğitime ve güvenli bir barınma alanına erişmekte güçlük çektiği bir Gazze gerçeğiyle karşı karşıyayız. İşte ‘Filistinli Çocuklar İçin Çiz’ etkinliğimiz tam olarak bu acı gerçeğin karşısında durduğumuz yeri anlatıyor" ifadelerini kullandı. Çocuklara verilen boya kalemleri ile sadece resim yapmalarını değil Gazzeli arkadaşlarını görebilmeyi, onlara umut olmayı, ses olmayı ve onlardan uzakta olsalar dahi ne kadar büyük vicdanlara sahip olduklarını resmetmelerini istediklerini aktaran Ali Yılmaz "Bugün çocuklarımızdan Filistin için resim yapmalarını isterken onlara yalnızca bir tuval ve birkaç boya kalemi vermiyoruz. Onlara Gazzeli arkadaşlarını görebilmeyi, onlara umut olmayı, ses olmayı ve onlardan uzakta olsalar dahi ne kadar büyük vicdanlara sahip olduklarını resmetmelerini istiyoruz.Çünkü çocukların çizdiği dünya aslında son derece basittir: Bir ev vardır. Bir aile vardır. Bir okul vardır. Gökyüzünde bir güneş vardır. Sokakta oynayan çocuklar vardır. Fakat bugün Gazze’de bütün bunlar, binlerce çocuk için sıradan bir hayatın parçaları değil; ulaşılması güç birer özleme, birer umuda dönüşmüş durumda. Bu nedenle bugün çizilen her resim, aynı zamanda bir hatırlatmadır. Bir umudun temsilidir. Bir resmin savaşı, bir soykırımı durduramayacağını biliyoruz. Bir boya kaleminin yıkılmış bir evi yeniden inşa edemeyeceğini de biliyoruz. Fakat bir çocuğun başka bir çocuk için eline kalem alması bize hala çok önemli bir şeyi söylüyor. İnsanlık, başka bir insanın acısını görebildiği sürece vardır. Bu nedenle ‘Filistinli Çocuklar İçin Çiz’, yalnızca Filistin’e yönelik bir dayanışma etkinliği değil; aynı zamanda çocuklarımızın vicdanına bırakılan bir emanettir. Onlara bugün yaşananları unutmamayı, zulmün karşısında sessizleşmemeyi öğreten bir buluşmadır. Bugün çocuklarımız Filistin için çiziyor. Özgürlüğü çiziyor. Evine dönen çocukları çiziyor. Yeniden açılan okulları çiziyor. Annesinin elini tutan bir çocuğu çiziyor. Bombaların olmadığı bir gökyüzünü çiziyor ve belki de hepsinden önemlisi, Gazze’deki çocukların ellerinden alınan çocukluğu yeniden çiziyor. Umudu yeniden çiziyor. Bugün buradan Filistinli çocuklara bir kez daha sesleniyoruz. Sizi görüyoruz. Sizi duyuyoruz. Sizi unutmadık" şeklinde konuştu. Başkan Yılmaz konuşmasına şöyle devam etti: "Siz televizyonlardan takip ettiğimiz rakamlardan ibaret değilsiniz. Sizler birer sayı değilsiniz. Çocuklarımızın bugün çizdiği her resim de bunun şahididir. Temennimiz; Filistinli çocukların bir gün savaşı, açlığı ve kayıplarını değil; evlerini, okullarını, arkadaşlarını ve geleceklerini konuştuğu günlere kavuşmasıdır. Bir gün Gazze’de bir çocuğun eline yeniden boya kalemleri verildiğinde, ondan savaşın resmini çizmesi istenmesin. O çocuk, sadece hayalini çizsin. ‘Filistinli Çocuklar İçin Çiz’ etkinliğinde bu ortak vicdana ses veren bütün çocuklarımıza, ailelerimize, gönüllülerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza ve kıymetli katılımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Zulüm sona erene dek bizler; Gazze’nin kalemi, Gazze’nin sesi olmaya devam edeceğiz. Gazze’yi konuşmaya devam edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.