Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Hukuk Mücadelesi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Hukuk Mücadelesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk Mücadelesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

FETÖ bağlantılı AYİM heyetinin kararı bozuldu: 3 davacı astsubay, 16 yıl sonra teğmen rütbesine terfi ederek yeni görevlerine atandı Haber

FETÖ bağlantılı AYİM heyetinin kararı bozuldu: 3 davacı astsubay, 16 yıl sonra teğmen rütbesine terfi ederek yeni görevlerine atandı

FETÖ bağlantısı nedeniyle meslekten ihraç edilen Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) heyetinin görev yaptığı dönemde 2010 yılı Jandarma Astsubaylıktan Subaylığa Geçiş Sınavında başarısız sayılan 3 davacı astsubayın 14 yıllık hukuk mücadelesi Danıştay kararıyla sonuçlandı. Sınavda başarısız sayılma işlemi iptal edilen astsubaylar, 2 yıllık subay eğitiminin ardından 16 yıl sonra teğmen rütbesiyle yeni görevine atandı. Ankara’da 2010 yılında gerçekleştirilen Jandarma Genel Komutanlığı Astsubaylıktan Subaylığa Geçiş Sınavı sonrasında bazı personeller sınavda usulsüzlük yapıldığını iddia etti. Sınav soruları ve cevap anahtarlarının yayımlanmadığı, sınava katılan personele sonuçlara itiraz edebilmeleri için normalde öngörülen süreden daha kısa olarak 2 saatlik süre tanındığı belirtildi. Sınavı kazanan adayların büyük bölümünün 90-95 arasında puan aldığı, bazı adaylar dışında diğer personelin ise 85 puanın altında kaldığı tespit edildi. Dava 2010’da AYİM’de başladı 12 davacı astsubay tarafından sınavdaki işlemin iptali amacıyla 4 Mart 2010 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde (AYİM) dava açıldı. AYİM Üçüncü Dairesi, 21 Nisan 2011 tarihinde davayı reddetti. Karar düzeltme talebi de aynı daire tarafından reddedildi. Davacılar bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu. Ancak Mahkeme 3’ü hariç başvurucuların başvurusunu 2013 yılında reddetti. 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsünün ardından, AYİM’de karar veren heyet üyelerinin bir kısmının FETÖ/PDY üyesi olduğu ortaya çıktı. Ayrıca 2010 yılında sınavı kazanarak subay olan personelin büyük bölümünün darbe teşebbüsüne destek verdiği ve FETÖ-PDY üyeliği gerekçesiyle KHK ile ihraç edildiği belirlendi. Bunun üzerine 8 astsubay, Ekim 2016’da AYİM’e başvurarak yargılamanın yenilenmesini talep etti. Ancak başvuru henüz görüşülmeden, 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle AYİM’in görevi 27 Nisan 2017 tarihinde sona erdi. Bu nedenle Danıştay İkinci Dairesine gönderilen dosya yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne karar verdi. Sınav evrakları mahkemeye gönderilmedi Dosyada yer alan bilgilere göre, davacı sınavda çok sayıda usulsüzlük bulunduğunu ileri sürdü. Sınav soruları ve puanların açıklanmadığını, kendisine 2 saatlik itiraz süresi tanındığını belirten davacı, yürütülen savcılık soruşturmalarında sınav sorularının bazı adaylara sınavdan önce verildiğine ilişkin itirafların bulunduğunu da iddia etti. Sınav kağıdındaki birçok cevap değiştirildi Davacı ayrıca AYİM’deki yargılama sırasında kendi sınav kağıdını incelediğinde cevap kağıdındaki birçok cevabın değiştirildiğini ve 10 sorunun hatalı olduğunu ileri sürdü. Dairenin ara kararlarına rağmen Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı tarafından sınav soruları, cevap anahtarları, davacıya ait soru kitapçığı ve cevap kartının mahkemeye gönderilmediği tutanaklara yansıdı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca talep edilen belgelerin idareler tarafından gönderilmediği, bazı şüphelilerin ise sınav sorularının kendilerine verildiği yönünde ifade verdiği görüldü. Danıştay tarafından hazırlanan değerlendirmede, yazılı sınav soruları ile cevap anahtarlarının ilan edilmediği ve puanlar açıklanmadan 2 saatlik itiraz süresi verilmesinin etkili bir itiraz hakkı tanımadığı belirtildi. FETÖ bağlantısı ortaya çıktı Öte yandan, 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsünün ardından yürütülen incelemelerde, davanın ilk görüldüğü dönemde görev yapan AYİM mahkeme heyetinin çoğunluğunun FETÖ üyeliği gerekçesiyle meslekten ihraç edildiği ortaya çıktı. Danıştay’a yapılan başvurularda, sınava ilişkin itiraz hakkının etkili şekilde kullandırılmadığı ve dosyaların gerekli sınav evrakları getirtilmeden incelendiği yönündeki hususlar değerlendirildi. İşlem oyçokluğuyla iptal edildi Danıştay İkinci Dairesi, davacının 2010 yılında gerçekleştirilen Jandarma Genel Komutanlığı Astsubaylıktan Subaylığa Geçiş Sınavı’nda başarısız sayılmasına ilişkin işlemi oyçokluğuyla iptal etti. 16 yıl sonra teğmen rütbesiyle göreve başladı Böylece 2010 yılında başlayan ve AYİM, Danıştay ile AİHM süreçlerinden geçen yaklaşık 14 yıllık yargılama sürecinin ardından İki yıllık subaylık eğitimini tamamlayan bazı personel, Ağustos 2026’da teğmen rütbesiyle göreve başladı. Teğmen olan personellerden birinin yaş haddinden emekli olduğu, kalan 5 personelin dosyasına ilişkin Danıştay incelemelerinin ise sürdüğü bildirildi. Davacı astsubayların avukatı Kadir Gündoğan, "2010 yılı dönüm noktasıdır. FETÖ’nün devlete girme, sızma çalışmalarının en yoğun olduğu dönemdir. 2010 yılında Jandarma Astsubay Okulu’nda, Jandarma Genel Komutanlığı’nda astsubaylıktan subaylığa geçiş sınavı yapılıyor. Sınav sonuçlarından sonra 12 tane müvekkilim bana geldi. ‘Sınavda bir gariplik var’ dediler. Sınav verilerini incelediğimde, normalde sınav soruları ve cevap anahtarının yayınlanması ve 2 haftalık bir süre içerisinde itiraz hakkı verilmesi gerekirken burada soruları ve cevap anahtarlarını vermediler, personele 2 saatlik itiraz hakkı verdiler" dedi. Gündoğan, "Sınavı kazananların hepsinin 90 üzeri, 93-95 arası puan aldığını, kendilerinden sonra 3-5 personel dışında bir kopukluk olduğunu, diğer personelin ise 85 ve altında puan aldığını gördük. Daha sonra incelediğimizde, o aradaki personelin de bir yıl sonra giren, yine FETÖ örgütü personeli olduğu değerlendirmesini yaptık. Bütün bu değerlendirmeleri yapınca sınavın iptali için 2010 yılında dava açtık. Yargılama sürecinde bütün delillerimizi sunduk ancak sınav evraklarının hiçbirisi mahkemeye gelmedi. Bazı fotokopiler geldi, onların da gerçek belgeler olmadığını gördük. Sınav evraklarının imha edildiği söylendi ve davamız reddedildi" ifadelerini kullandı. "AYİM’deki mahkeme heyetinin çoğunluğunun FETÖ örgütüne üyelikten atıldığını tespit ettik" AİHM sürecinin ardından 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü sonrası yargılamanın yenilenmesi için Danıştay’a başvurduklarını anlatan Gündoğan, "Sınavda davası reddedilen personelden 8 kişi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gittik. Bu 8 personelden 5’iyle ilgili kısa sürede cevap geldi, diğer 3 personelin başvurularıyla ilgili herhangi bir cevap gelmedi. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden sonra yapılan incelemede AYİM’deki mahkeme heyetinin çoğunluğunun FETÖ örgütüne üyelikten atıldığını tespit ettik ve yargılamanın yenilenmesi için Danıştay’a gittik. Danıştay, özellikle itiraz hakkının verilmemiş olması ve dosyaların incelenmemesi nedeniyle hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi. Ancak 5 kişi için değil, sadece 3 kişi için karar verildi" diye konuştu. Avukat Gündoğan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmalar kapsamında bazı şüphelilerin, "Biz 2010 yılında sınav sorularının sınavdan önce bize getirildiğini gördük" şeklinde beyanda bulunduğunu belirterek, söz konusu şüphelilerin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak ceza aldıklarını ifade etti. "3 arkadaşımız 2 yıl eğitim gördü, 2026 yılı Ağustos ayında teğmen çıktılar" Gündoğan, "2024 yılında bu karar verilince Jandarma Genel Komutanlığı’na başvuruda bulunduk. Bu arkadaşlarımızı yeniden subay yapmalarını istedik ve kabul ettiler. 3 arkadaşımız 2 yıl eğitim gördü, 2026 yılı Ağustos ayında teğmen çıktılar. Yani işin özü 16 yıl sonra adalet yerini buldu. Ancak 5 arkadaşımızın halen dosyası Danıştay’da devam ediyor. Arkadaşlar 16 yıl önce teğmen olsalardı şu anda binbaşıydılar. Daha da üzücü olan, bu 3 arkadaştan birisinin teğmen olduğu gün yaş haddinden emekli edilmesi. Eğer 2010 yılında teğmen olsaydı şimdi binbaşıydı, yaş haddine takılmayacak ve görevine devam ediyor olacaktı. O arkadaşların gerek rütbe, gerek kıdemleriyle ilgili, emeklilikleriyle ilgili davalarımız da halen devam etmektedir" dedi.

Manisa’da korkutan apartman Haber

Manisa’da korkutan apartman

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde zemin oturması nedeniyle kolon ve duvarlarında tehlikeli yarıklar oluşan Emirali Apartmanı, hem bina sakinleri hem de çevredekiler için büyük risk oluşturuyor. Hukuki mücadelesini sürdüren ve korkudan geceleri gözüne uyku girmediğini söyleyen bina sakini Halit Erbulut, facia yaşanmadan yetkililerin acil olarak binada inceleme yapmasını ve karar vermesini istiyor. Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Sefa Mahallesi Subaşı Sokak No: 1 adresinde bulunan Emirali Apartmanı’nın yapımına 2010 yılında bir müteahhit tarafından başlandı. İddiaya göre müteahhidin inşaatı yarım bırakması üzerine, temeli atılmış ve kolonları dikilen inşaat projesini binada hak sahibi olan Turgutlulu esnaf Halit Erbulut devralarak 2011 yılında binayı tamamladı. Ancak aradan geçen yıllar içerisinde zemin oturmasına bağlı olarak binada ufak çaplı çatlamalar başladı. Zamanla bu çatlaklar büyüyerek yapının taşıyıcı sistemlerini de tehdit eden tehlikeli yarıklara dönüştü. Kendi oturduğu ve dairelerinin bulunduğu binadaki durumu fark eden Halit Erbulut, özel mühendisler getirterek binada inceleme yaptırdı. Yapılan incelemelerde binanın statiğinin tamamen bozulduğu ve yaşanabilecek en ufak bir depremde veya farklı bir sarsıntıda yıkılabileceği tespiti yapıldı. Bunun üzerine Erbulut, inşaata ilk başlayan müteahhite karşı hukuk mücadelesi başlattı. Turgutlu mahkemelerinde görülen davayı kaybeden Erbulut, yılmayarak dosyayı istinafa taşıdı. "Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım" Binada yapılacak işlemler için bir sonuç alamadığını belirten Erbulut, "Bu binada yaşıyorum. Binamda zeminden kaynaklı oturmalar oldu. Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım. Ancak çarem kalmadı ve bu binada yaşıyorum. 2011 yılında projesi hazır temeli atılmış ve kolonları dikilmiş bir inşaat durumundan ben devraldım. Binada 8 yıl kadar oturduktan sonra çatlaklar oluşmaya başladı. Biz bunu oturmaya bağlı olduğunu düşündük ancak devam edince tadilat yaptırdık. Ancak tadilat sonrasında da çatlaklar devam etmeye başladı" dedi. "Apartmandaki herkes korkup kaçtı" Apartman sakinlerinin binayı terk ettiğini kendisinin de binadan taşınacağını ama binanın çevreye de tehdit oluşturduğunu belirten Erbulut, "Apartmandaki herkes korkup kaçtı. Ben de çıkmayı düşünüyorum. Ancak benim bu apartmandan çıkmam bir şeyi değiştirmiyor. Depremde ve ya bir yıkılma durumunda çevreden geçenlere zarar vereceğini düşünüyorum. Yetkililerin gelip bu konuyla ilgili ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaları gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Benim de üzerime düşen ne varsa ben de yapayım" Binada yapılacak işlemler için adli süreç başlattığını ancak bir sonuç alamadığını ifade eden Erbulut, "Adli süreçte bir hakime düştük. Hiçbir çalışma yapılmadı. Sonra başka bir hakim devraldı davayı ancak bir kere keşfe geldi. Sonrasında da dosyayı reddederek kapattı. İstinaf yolu açıktı ancak 2-3 yıl sürebileceğini öğrendim. Ancak bu süreçte acil bir şekilde binayla ilgilenilmesi gerekiyor. Binayla ilgili güçlendirmeyse güçlendirme, yıkılması gerekiyorsa yıkılması kararı alınsın. Benim de üzerime düşen ne varsa ben de yapayım" dedi.

18 mezar açtırdı, oğlunun cenazesine ulaştı Haber

18 mezar açtırdı, oğlunun cenazesine ulaştı

Kocaeli'de 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde enkazdan çıkarıldıktan sonra kaybolan oğlunu bulmak için 4 yıl boyunca emniyet, hastane ve morgları dolaşan 70 yaşındaki Emine Cebeci, mahkeme kararıyla açtırdığı 18 mezarın birinde evladının cenazesine ulaşmasının acısını ilk günkü gibi kalbinde taşıyor. Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen, o gece yaşanan acılar ve sonrasında verilen mücadeleler hafızalardaki yerini koruyor. Deprem gecesi oğlu Serkan ile birlikte enkaz altında kalan 70 yaşındaki Emine Cebeci, 16 saat sonra yaralı olarak kurtarıldı. Oğlu ise 13. saatte enkazdan çıkarılarak hastaneye sevk edildi ancak sevkin ardından kendisinden bir daha haber alınamadı. Bir yıl boyunca hastanelerde tedavi gören ve 14 kez ameliyat olan Cebeci, tüm yaşadığı zorluklara rağmen oğlunu aramaktan vazgeçmedi. 4 yıl boyunca Türkiye'nin dört bir yanında oğlunun izini süren, emniyetleri, hastaneleri ve morgları dolaşan Cebeci, başlattığı hukuki mücadele sonucu 18 mezarın açılmasını sağlayarak evladının cenazesine ulaştı. "1999 bizim için milattan önce ve milattan sonra gibi oldu" O gece yaşadıklarını anlatan Emine Cebeci, "Derler ya, 'milattan önce, milattan sonra' diye. Bizim için de öyle oldu. 1999'dan önce bir hayatımız vardı, 1999'dan sonra başka bir hayata döndük. O gece oğlumla beraber evdeydik. Çok sıcak bir ağustos ayıydı. Bu sıcaklar beni zaten hep korkutur. Yine böyle kötü, sıcak bir geceydi. Oğlum astsubaylığı kazanmıştı. 'Gece erken yatayım, yarın sabah raporlarımı götüreceğim askeriyeye' dedi. Televizyon izliyordum. O sırada büyük bir gümbürtü koptu. O kadar büyük bir gümbürtüydü ki deprem olduğunu düşünemedim. Bir an evin altından tren geçiyor zannettim. Öyle sert bir sarsıntıydı. Birden fırladım. Oğluma koşturayım, korkmasın diye düşündüm. Ne yazık ki üç adım atabildim, dördüncü adımı atamadım. Hani '45 saniye sürdü' dediler ya, biz ilk 10 saniyede yıkılan evlerden biriydik" dedi. "Öyle bir sarsıntıydı ki döne döne yıkıldık" Birinci katta oturduklarını ve üzerlerinde 5 kat bulunduğunu belirten Cebeci, sarsıntının şiddetine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sağa sola çarpa çarpa, döndüre döndüre evimiz yıkıldı. Öyle bir sarsıntıydı ki döne döne yıkıldık. Ben yüzüstü yere düştüm. Bütün merdivenler yıkılmış, yanıma gelmiş. Sadece çenem yerdeydi. Kafam kımıldamıyordu. Beton kafama değiyordu ama ezmiyordu. Bacaklarım, kolum kolonun altında kaldı. Aradan zaman geçti. Oğluma seslendim, sesini duyayım diye. Ondan hiç ses alamadım. ‘Eyvah' dedim, ‘Oğlum öldü herhalde.' Hiç aklımı kaybetmemeye çalışıyorum, yüzüstü düştüğüm halde. Deprem olduğunu düşünmüyorum. ‘Bizim bina yıkıldı' diyorum. Sahilden gören olur, binanın yıkıldığını fark eder, yardım eden olur diye düşünüyorum. Ama bir iki saat hiç kimseden ses gelmedi. Ne sahilden ne dışarıdan. Bir iki saat sonra oğlumun sesini duydum. 'Anne, iyiyim. Sadece ayağım ezik' dedi. ‘Tamam oğlum, dayan. Sahilden dönenler görür bizi, kurtarırlar' dedim." "Oğlum, 'Kurtaramayacaklar bizi, kimse yok' dedi" Enkaz altında oğluyla sabaha kadar konuştuklarını dile getiren Cebeci, "En son oğlum, 'Kurtaramayacaklar bizi, kimse yok' dedi. 'Hakkınızı helal edin' dedi. 'Yok oğlum, öyle deme. İlla kurtulacağız. Sen gayret et' dedim. Oğlum helalleşmeyi düşünüyordu ama ben o an bunu düşünemedim. Ona cesaret vermeye çalışıyordum. Saatlerce arada gelen giden olmaya başladı. Enkazı görenler yardıma koşmaya çalıştı. Komşuların sesini duyuyoruz ama onlar bizim sesimizi duyamıyor. Enkazın altında sen her şeyi duyuyorsun ama onlar seni duyamıyor. Enkazlarda çok büyük yanlışlar oluyor. Üzerine o kadar insan çıkıyor ki o devamlı betonlar kayıyor. Sağlam insanlar aşağıda ezilmeye başlıyor. Hiç kimse orada ilk anda ölmedi. Bazen ölmek istiyorsun, ölemiyorsun. Diri diri mezara giriyorsun ama çaresizsin yapacağın bir şey yok. Oğluma teselli vermekten kendime unutmuştum" ifadelerini kullandı. "Allah'a şükürler olsun. Oğlumu buldular ya, beni bulmasalar da olur' diyordum" Aradan 13 saat geçtikten sonra oğlunun enkazdan sağ olarak çıkarıldığını ifade eden Cebeci, "Allah'a şükürler olsun. Oğlumu buldular ya, beni bulmasalar da olur' diyordum. Sadece bizim binamızın yıkıldığını zannediyorum. Oysa deprem olmuş, her taraf yerle bir olmuş. Daha sonra oğlumu çıkardılar. Yanında köpeğimizi de çıkardılar. Köpeğimiz yaşıyordu. Oğlumla beraber onu da çıkardılar. Oğlum, 'Gitmem, annemi çıkarın. Annem aşağıda yaşıyor' diyordu. Daha sonra en yakın arkadaşım zorla oğlumu ikna etti ve Gölcük Askeri Hastanesi'ne götürdü. Ben hep şükrettim. ‘Oğlum gitti, kurtuldu. Ben kurtulmasam da olur' diye düşündüm. Saat 16.00 sıralarında beni de oğlumdan üç saat sonra çıkardılar. Çıktığımda çok kötüydüm. Herkes bunu söylüyor. ‘Serkan çok iyiydi, senin hastaneye ulaşacağını bile düşünmüyorduk' diyorlardı" dedi. "Oğlumu kaybettiğim yerde arayacaktım" Enkazdan çıktığında her yerin yerle bir olduğunu gördüğünü aktaran Cebeci, tedavisinin ardından başlayan zorlu arayış sürecini şöyle anlattı: "Gölcük adeta yerle bir olmuştu. Ben sadece oğlumu soruyordum. Bir yıl boyunca hastanelerde kaldım, sürekli ameliyat oldum. Ayağımdan 14 kez ameliyat geçirdim. ‘Ben Serkan'ı bulacağım' dedim. Onu kaybettiğim yerde arayacaktım. Gölcük'e geldiğimde bir baktım, duvarların üzerinde hep kayıp insanların fotoğrafları vardı. Bir sürü kayıp vardı. Askeriyeye gittim. Askeriye bana, 'Biz 18 kimsesiz kişiyi gömdük ama resimleri elimizde' dedi. Resimlere baktım, benim oğlum yoktu. Yine de ‘Bakın, bir sürü kayıp var. Bu kayıplardan biri o mezarlıktan çıkabilir. O 18 mezarın açılmasını istiyorum' dedim. Çünkü hangi kaybı bulsak, bir anne için bu huzurdur." "Benim oğlum o mezarlardan birinden çıktı" Kayıp aileleriyle bir araya gelerek yıllarca sürecek bir hukuk mücadelesi başlattıklarını belirten Cebeci, "Benim mahkeme sürecim 4 yıl sürdü. Mezarları açtırabilmek için mücadele ettim. Mahkemeye para yatırmadan zaten süreç ilerlemiyordu. Daha sonra tüm kayıp ailelerinin davaları iptal oldu. Bir tek benimki devam etti. Ben de tekrar üst mahkemeye müracaat ettim. Depremi yaşamışsın, bağırıyorsun ama seni soran olmuyor. Sonunda mezarlar açıldı. 18 mezarın açılmasını istedim. Benim oğlum çıkacak diye değil, başka kayıpların bulunması için açtırdım ama benim oğlum o mezarlardan birinden çıktı. 4 yıl sonra. Ben bu 4 yılda Türkiye'de gitmediğim yer bırakmadım. Bu işler öyle ufacık bir aramayla olmuyor. Her gün sırtımda kayıpların resimleriyle Türkiye'yi dolaştım. Oğlumun mezarını buldum ama yine de ‘Ya oğluma benzeyen biri olsaydı?' diye düşünüyorsun. 4 yıl sonra bulmak öyle kolay bir şey değil. Herkes cenazesini aldı, kabul etti. Benimki çok zor oldu. Çünkü çocuğumu sağ olarak göndermiştim, ben de onu her yerde sağ olarak arıyordum. Öldüğünü aklına bile getirmiyorsun" şeklinde konuştu. "Yıllarca sokak sokak dolaştım" Gözyaşlarına hakim olamayan Cebeci, sözlerini şöyle noktaladı: "Ben 4 yıl kapımı kapatmadım 'Çocuğumdan bir haber gelir, bir ses duyarım' diye düşündüm. Yıllarca sokak sokak dolaştım. Her arabanın içine baktım. 'Acaba benim çocuğum bir yerlerde şuurunu yitirdi de geziyor mu?' diye düşündüm. Bakırköy'e gittim, akıl hastanelerini aradım. Oğlumu bulana, o mezarlar açılana kadar aramadığım program, gazete, haber kalmadı. Yurt dışına kadar fotoğrafını gönderdim. 'Belki bir gören olur, bir yerlerden bir ses gelir' diye umut ettim."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.