Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Hukuk

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'dan savaş açıklaması Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'dan savaş açıklaması

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen olan ve alanında dünyanın önde gelen isimlerini bir araya getiren Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi 2026 (Stratcom Summit 2026) "Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla İstanbul’da başladı. Stratejik iletişim konusunda dünyanın dört bir yanından alanında uzman isimleri bir araya getiren zirveye, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve farklı kuruluşlardan birçok temsilci katıldı. Belirsizliklerin arttığı bu dönemin, küresel ekonomiye de ciddi şekilde darbe vuran boyutlara ulaştığını belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Kurallara dayalı sistem söyleminin yerini güç siyaseti alırken; güven, meşruiyet ve anlatı eş zamanlı sorgulanmaktadır. ’Güçlüysem istediğimi yapabilirim’ anlayışı uluslararası hukuku zayıflatırken, iç siyasette de meşruiyet krizlerine yol açmakta ve demokratik süreçlere zarar vermektedir. Gazze’de devam eden insani trajedi, bölgeye yayılan gerilim ve İran merkezli gelişmeler, uluslararası sistemin mevcut yapısıyla bu krizlere karşılık vermekte ne denli zorlandığını ortaya koymaktadır" dedi. "Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaşın bir an önce sona ermesini, öncelikle bir ateşkes sağlanmasını bekliyoruz" Şu anda en sıcak meselenin İsrail’in kışkırtmasıyla başlayan İsrail-ABD ile İran savaşı olduğunu söyleyen Yılmaz, "Bu savaş, bölgesel ve küresel istikrara çok ciddi etkilerde bulunmaktadır. Çocuklar dahil savaşın ürettiği insani maliyetleri hep birlikte görüyoruz. İnsani maliyetlerin ötesinde ekonomik, çevresel maliyetler de maalesef karşımızda. Özellikle ticaret kanalıyla, lojistikle, turizm kanalıyla, yine gübre gibi temel girdiler başta olmak üzere tarım ve gıda üzerindeki etkilerle, yaşanan savaş dünyada büyük maliyetler üretir hale gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaşın bir an önce sona ermesini, öncelikle bir ateşkes sağlanmasını, sonra da kalıcı bir şekilde bu çatışma risklerini bir daha yaşamayacağımız bir şekilde diplomasiyle sorunların aşılmasını bekliyoruz. İran’da bunlar yaşanırken bir anlamda İran’daki savaşın gölgesinde, bu savaşın oluşturduğu atmosferden de istifade ederek; İsrail’in Gazze’de ortaya koyduğu eylemler, Batı Şeria’da ortaya koyduğu hukuk dışı eylemler, Lübnan’ı işgal etmesi, egemen başka bir ülkeyi işgal etmesi ve 1 milyondan fazla insanı yerinden yurdundan etmesi, yine Suriye’deki istikrarı tehdit eden eylemler içinde bulunması da altını çizmemiz gereken bir durumdur. Bir taraftan da tabii Mescid-i Aksa’nın bayram namazında dahi inananlara kapalı tutulması hiçbir ölçüyle kabul edilebilir bir durum değildir" diye konuştu. "Türkiye Cumhuriyeti barıştan yana, diplomasiden yana, savaşlara karşı tutumunu net bir şekilde sergiliyor ve sergilemeye devam edecek" Yapılanların hukuka, temel insan haklarına, inanç özgürlüklerine aykırı olduğu gibi Kudüs’ün ruhuna ve Hazreti İbrahim’in mirasına da büyük bir ihanet olduğunu söyleyen Yılmaz," Bütün dünyanın, uluslararası kurumların, yeniden bir güven inşa etmek isteyen tüm çevrelerin bu hukuk dışı yaklaşımlara mutlaka karşı çıkması ve güçlü bir şekilde sesini yükseltmesi gerekir. Cumhurbaşkanımız bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu haksızlıklara karşı ilkeli duruşunu gür bir şekilde itirazlarını ifade etmeye devam ediyor ve inanıyorum ki bir gün bu yaşadığımız sürecin muhasebesini yaptığımızda, tarihi yeniden yorumladığımızda, tarihin doğru tarafında olduğumuzu hepimiz görmüş olacağız. Doğru tutumları zor zamanlarda göstermek önemlidir. Rahat zamanlarda herkes konuşabilir. Önemli olan zor dönemlerde doğru tavrı, doğru iletişimi, doğru ilkeli duruşu sergileyebilmektir. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu gerçekleştiriyor. Türkiye Cumhuriyeti barıştan yana, diplomasiden yana, savaşlara karşı tutumunu net bir şekilde sergiliyor ve sergilemeye devam edecek" dedi. Gazze’de yaşanan soykırımda bu gerçekleri yansıtmaya çalışırken hayatını kaybeden gazetecilerin, basın mensuplarının bu süreçlerin en güçlü şahitleri olduğuna Yılmaz, "Bu durum bilgi boşluklarının manipülatif içeriklerle doldurulmasına ve algı üretimini daha kırılgan hale getirmiştir. Stratejik iletişim, dış dünyaya yönelik bir araç olmaktan ziyade toplumların dayanıklılığını güçlendiren, doğru bilgiye erişimi kolaylaştıran ve kamuoyunun dezenformasyona karşı direncini arttıran bir iç güvenlik unsuru haline de gelmiştir. Böylesine çalkantılı bir konjonktürde sahaya çıkan her aktörün önünde iki seçenek bulunur. Krizlerin önünde sürüklenmek ya da barış için, gidişatı değiştirmek için güçlü bir irade ortaya koymak. Türkiye Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ikinci yolu tercih etmiş ve bu tercihini de sadece lafla, sözle değil; somut adımlarla tüm dünyaya kanıtlamıştır. Krizlerin derinleştiği anlarda taraflar arasında kurulan temasın devamlılığı, süreçlerin kontrol altında tutulabilmesinin yegane güvencesidir. Liderler her zaman önemlidir, her şartta önemlidir. Ancak fırtınalı zamanlarda, kaotik zamanlarda liderliğin önemi bir kat daha artmaktadır. Bu anlamda dirayetli liderliğiyle sadece ülkemiz için değil, bölgemiz için ve küresel düzen için de son derece önemli bir değer olan Cumhurbaşkanımızın liderliğinin çok daha kıymetli hale geldiğini vurgulamak isterim. Rusya-Ukrayna savaşı yaşanırken her iki tarafla da görüşebilen, Tahıl Anlaşması gibi tüm insanlığı, küresel ekonomiyi ilgilendiren konularda mesafe alınmasını sağlayan lider Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Güney Kafkasya’da Azeri-Ermeni diyaloğunda ve barış çabalarında ne kadar önemli bir rol oynadığını hepimiz biliyoruz. Yine Afrika’da Etiyopya-Somali geriliminde ortaya koyduğu tavrı ve başarıyı tüm dünya izledi. Kısacası tüm kriz alanlarında Türkiye’nin ilkesel bir tavır ortaya koyduğunun altını çizmek istiyorum. Bu yaklaşım bir krize dönük, bir olaya dönük tavrın ötesinde sistematik bir tutumu sergilemektedir. Bu da tüm taraflarla iletişim içinde olan, barışı arayan, müzakereyi arayan bir tavırdır" diye konuştu. "Daha adaletli bir dünya mümkündür" Yılmaz, "Cumhurbaşkanımızın ’Dünya 5’ten büyüktür’ çağrısı tam da bu zeminde çok daha büyük bir anlam ifade etmektedir. Dünya 5’ten büyüktür. Dünya kaos arayanlardan, çatışma, savaş arayanlardan da büyük. Dünyanın barışa ihtiyacı var, insanlığın barışa ihtiyacı var ve bunun temeli de adalettir. Daha adaletli bir dünya mümkündür. Biz buna inanıyoruz ve bu yönde çaba sarf etmeye tüm gücümüzle devam edeceğiz. ’Güçlüysem haklıyım, güçlüysem her istediğimi yapabilirim’ diyen bir dünyada Türkiye olarak biz karşı bir tavır sergiliyoruz ve şunu söylüyoruz. Hem haklı olacağız hem de güçlü olacağız. İkisini bir arada yapacağız. Ben şuna yürekten inanıyorum. Bugünkü güç siyaseti, ’Güçlüysem her şeyi yapabilirim’ anlayışı sürdürülebilir bir anlayış değildir. İnsanlık ve insanlık ittifakı buna müsaade etmez. Mutlaka ve mutlaka bir dip dalgayla bu ortamın değiştiğini, farklı şartların oluştuğunu göreceğiz. İşte Türkiye Cumhuriyeti olarak insanlığın değerlerini en güçlü şekilde taşıma iradesiyle, hafızamızla, medeniyet birikimimizle bu sürece liderlik eden ülkeler arasında olacağımıza inanıyorum" dedi.

BUSİAD Felsefe Söyleşilerinde 'barış' konuşuldu Haber

BUSİAD Felsefe Söyleşilerinde 'barış' konuşuldu

BUSİAD’ın geçmiş dönem başkanlarından Mehmet Arif Özer’in yönetiminde gerçekleştirilen etkinlikte, Giresun Üniversitesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Celal Yeşilçayır, barış kavramının tarihsel ve felsefi boyutlarını katılımcılarla paylaştı. Yeşilçayır, “Barış insanlığın en eski arayışlarından biri. Savaşlar ve çatışmalar nedeniyle akamete uğramıştır. Tarihten ders çıkarmamız gerekiyor. Negatif barış, yalnızca savaşın olmadığı bir durumken, pozitif barış ise barışın hukuki ve kalıcı olarak teminat altına alındığı bir anlayışı ifade eder” dedi. Sunumunda özellikle Immanuel Kant’ın 1795’te kaleme aldığı Ebedi Barış eserine değinen Yeşilçayır, Kant’ın barışı evrensel, kalıcı ve hukuk temelli olarak inşa etme yaklaşımını vurguladı. Yeşilçayır, “Kant, barışı ahlaklı politikacılar, hukuk, cumhuriyet ve milletler birliği üzerine inşa edilmesi gerektiğini söyler. Bu fikirler, 150 yıl sonra kurulan BM Antlaşması’nda da izlerini gösterir. Ancak günümüzde BM’nin özellikle 5 daimi üyesi bu ilkelere bağlı kalmıyor; pozitif barışın sağlanabilmesi eğitim, kültür ve bilinç ile mümkün” ifadelerini kullandı. Etkinlikte Doç. Dr. Yeşilçayır, barış kültürünün eğitim yoluyla yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayarak, nefret söyleminin ve ötekileştirici tutumların ortadan kaldırılmasının önemine değindi. “Sadece eğitim kurumları değil, kitle iletişim araçları da bu süreçte kritik rol oynuyor” dedi. Söyleşi sonunda, Yeşilçayır ve Mehmet Arif Özer’e, Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin “Kır Çiçekleri Okusun Diye” sosyal sorumluluk projesi adına yapılan bağışın sertifikası ve anı çinisi, BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Başkanı Ergun Hadi Türkay ve BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu tarafından takdim edildi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Özgür Özel'i tiye aldı Haber

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Özgür Özel'i tiye aldı

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan saldırılar başta olmak üzere bölgesel gelişmelere ve iç politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Bölgemizi içinden nasıl çıkılacağı meçhul ve muamma olan çok tehlikeli bir akıl tutulması sarmış" Orta Doğu’daki gelişmelerin giderek ağırlaştığını belirten MHP lideri Bahçeli, ABD-İsrail koalisyonunun İran’a yönelik operasyonlarının bölgede şiddeti artırdığını söyledi. Bahçeli, şunları kaydetti: "ABD-İsrail koalisyonun İran’a yönelik başlattığı kirli savaşın 11’inci gününde, bilanço gittikçe ağırlaşmakta, şiddet ve yıkım günbegün artış kaydetmektedir. Aynı zamanda 11 gündür psikolojik harbin, dijital harbin, elektronik harbin ve propaganda harbinin eşine benzerine çok nadir rastlanacak örnekleri de kademe kademe ilerletilmektedir. Bölgemizi içinden nasıl çıkılacağı meçhul ve muamma olan çok tehlikeli bir akıl tutulması sarmış ve sarmalamıştır." "Siyonist-emperyalist çıkar ortaklığının askeri ve politik iradesi nefretle sarılmıştır" Söz konusu saldırıların bölgeyi ateşe attığına dikkati çeken Bahçeli, askeri gerilimi azaltmaya yönelik diplomatik girişimlerin etkisiz kaldığını aktardı. Bahçeli, "Yakın ve yakıcı bir gerçeği aleni olarak işaret ve ifade etmek lazım gelirse o da şu olacaktır: Siyonist-emperyalist çıkar ve şiddet ortaklığının askeri ve politik iradesi kan, kin ve nefretle sarılmıştır. Dünyaya, sözde medeniyet mimarisinin izdüşümünde; demokrasi, özgürlük, adalet ve insan hakları konularında bilirkişilik taslayan hangi ülke veya ülkeler varsa hepsi birden sınıfta kalmış, bu değerlere esasta ve usulde ne kadar yabancılaştıklarını resmen kanıtlamışlardır. Haksızlık diz boyudur. Hukuksuzluk doruk noktadadır. Askeri gerilimi artıran değil; dengeleyen ve yöneten, sükûnet ve diyaloğu tahkim eden telkin ve tekliflerin bugüne kadar etkisiz ve yetersiz kaldığı, bununla ilişkili olmak üzere ateşkes ve diplomasi çağrılarının karşılık bulmadığı meydandadır. Bunun yanında ABD Başkanı’nın, ’savaşın bitiş zamanına Netenyahu ile karar vereceğiz’ demesi ise dayatmacı bir dil, üstenci bir bakış, barışçıl arayışları küçümseyen özürlü bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. "İran’da, Gazze’de ölenler çocuk değil de penguenler olsaydı küresel yas mı ilan edilecekti?" Gazze’deki çocuk ölümlerine de değinen Bahçeli, uluslararası toplumun çifte standart uyguladığını belirterek, şöyle devam etti: "2007 yılında Antarktika’da çekilen bir belgeselde kolonisinden ayrılan bir penguenin video görüntüsü 2026 yılının ilk aylarında herkesin dilinde ve gündemindeydi. Bu penguenin derdiyle dertlenip sonuçlar çıkaran; söz konusu doğal davranışı kolektif bilincin kırılması olarak gören, insanla ilişkilendirip toplumsal travmaların gecikmiş yankısı, insanın kendisine tuttuğu ayna şeklinde yorumlayan herkese sesleniyorum; Gazze’de soykırıma uğrayan 50 bin çocuğun, İran’da sayıları 300’ü aşan çocukların dramları, acıları, yürekleri kavuran feci sonları bir penguen kadar önemli ve öncelikli değil midir? Nesli tükenen bir kuşu mesele edip de sırayı eşrefi mahlukat olan bir çocuk alınca ona sırt çevirmek, duyarsız ve duygusuz yaklaşmak insanlık mirasının, insanlık değerlerinin neresinde vardır, neresinde mevcuttur? Doğrusunu isterseniz merak ediyorum; yani İran’da, Gazze’de ölenler çocuk değil de penguenler olsaydı küresel yas mı ilan edilecekti? Uluslararası toplum ayağa kalkmalıdır. Bu ahlaki ve vicdani sorumluluk evvela Amerikan halkının ve Yahudi toplumunundur. Evanjelist papazların dolduruşuna gelip Oval Ofis’te ayinler düzenlemek, Armagedon Savaşı’yla ilgili teolojik hezeyanlar üretmek dünyanın nasıl bir musibetle doğrudan doğruya muhatap olduğunu ibret verici ölçüde göstermektedir." "Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir" Orta Doğu’da Sünni-Şii husumeti çıkarmak isteyenlere karşı Müslümanların dikkatli olması gerektiğini dile getiren Bahçeli, İran’da Kürtleri silahlandırıp içten çökertme planı yapanlara dikkati çekti. Bahçeli, "Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir, onun bunun zulüm projelerinde piyon olarak da görülemez, gösterilemez. Kürtler onurlu, şerefli, yürekli, soylu ve sağduyulu bir halktır. Türk-Kürt kardeşliği üzerinde cephe açmanın, gedik oluşturmanın hesabıyla; İran’ın tarihi Türk kentlerini karıştırmanın, Türklerle Kürtleri çatıştırmanın arayış ve amacını kurgulayanlar, ancak ve ancak düşmanca tutum takınan namertlerdir. Türk, Kürt’ün kardeşi; Kürt, Türk’ün alın yazısı, kader ortağıdır" ifadelerine yer verdi. Bahçeli, İran’dan ateşlenen bazı füze ve İHA’ların Türkiye ve Azerbaycan hava sahasına yönelik risk oluşturduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin egemenlik haklarının ihlal edilemeyeceğini vurguladı. Bu olaylara ilişkin Tahran tarafından yapılan özür mahiyetindeki açıklamaları olumlu karşıladığını belirten Bahçeli, "9 Mart tarihinde, İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına giren yeni bir balistik mühimmatın gene NATO unsurlarınca etkisiz hale getirilmesi, bazı mühimmat parçalarının da Gaziantep’te boş arazilere düşmesi kafamızı karıştırmaya başlamıştır. Her ülke aklını başına almalıdır. Türkiye, üzerinde kumar oynanacak bir ülke değildir. Taciz, tahrik veya tertip olup olmadığını netleştirecek ülke İran İslam Cumhuriyetidir. Biz kasti bir tavrın olmadığına inanmak, iyi komşuluk hukukumuzu korumak istiyoruz. Ancak Türkiye’nin de yolgeçen hanı olmadığını, canı sıkılanın, keyfi yetenin füze ateşleyeceği bir ülke olarak görülemeyeceğini de ihtiyatlı ve temkinli bir dille beyan ediyoruz" dedi. Türkiye ile İran’ın komşu iki ülke olduğunu belirten Bahçeli, iki ülkeyi karşı karşıya getirmeye yönelik provokasyonlara dikkat edilmesi gerektiğini dile getirdi. Bahçeli, "Elbette Türkiye’yle İran’ı karşı karşıya getirmeye matuf Siyonist-emperyalist bir komployu da ihmal etmiyoruz" diye konuştu. "Hürmüz Boğazı’nın kapanması küresel enerji piyasalarını etkiliyor" ABD-İsrail saldırılarının küresel enerji piyasalarını da etkilediğini belirten Bahçeli, Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemine işaret etti. Bahçeli şöyle konuştu: "Dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçiş güzergahı olan Hürmüz Boğazı fiilen kapatılmıştır. ABD-İsrail’in İran’ı hedef alan saldırıları küresel enerji piyasalarında arz ve lojistik şoklara neden olmaktadır." "Türkiye arabuluculuk misyonuyla sivrilecektir" Bölgede barışın tesis edilmesi için diplomasi ve diyalog çağrısında bulunan Bahçeli, Türkiye’nin arabuluculuk rolü üstlenebileceğini söyledi. Bahçeli, "Siyaset ve diplomasinin önü ardına kadar açılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti bu çerçevede arabuluculuk misyonuyla sivrilecektir" ifadelerini kullandı. "Sen balıkları düşündüğün kadar Türkiye’yi düşünseydin bugünkü zırvalarınla rezil olmazdın" Bahçeli konuşmasında iç politikaya ilişkin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in "Erdoğan F-35’leri dostu Trump’tan alamadı. F-16’lar modernize edilemedi. Korkudan S-400’ler hangarda tutuldu. Son 14 yılda bir tek savaş uçağı kazandıramadılar" açıklamalarının gerçeği yansıtmadığına dikkati çekerek "Sinop’taki füze testleri karşısında ’yapmayın balıklar korkuyor’ diyen bir şahsın esasen ciddiye alınacak hiçbir yanı yoktur. Sen balıkları düşündüğün kadar Türkiye’yi düşünseydin bugünkü zırvalarınla açığa düşmez, rezil olmaz, en azından aziz Atatürk’ün emanetlerine saygı gösterir, riayet ederdin. CHP yönetimi beşinci kol faaliyeti içindedir. Tıpkı Yunanistan hükümetinin gayri askeri statüdeki Ege adalarını silahlandırmasına benzer şekilde mahalle yanarken fırsatçılık yapmaktadır. Allah’a çok şükür Türkiye’nin her şeyi vardır" dedi. "Mahkemede selamlama konuşmasının olduğu ne zaman duyulmuştur" Ayrıca İstanbul 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu davada mahkeme salonunda selamlama konuşması talebini sert sözlerle eleştiren Bahçeli, "Neymiş, eski belediye başkanı selamlama konuşması yapmak için kürsüye çıkacakmış. Mahkemede selamlama konuşmasının olduğu ne zaman duyulmuş, nerede görülmüştür? Böylesi bir usule, böylesi bir uygulamaya ne zaman şahit olunmuştur? Hiç kimse hukukun önünde veya üstünde değildir. İddianamedeki suçlamaların hesabını vermek yerine dava sürecini sulandırmak maksatlıdır, marazidir, mahsurludur. Suç örgütü kurmak, rüşvet çarkı işletmek, ihaleye fesat karıştırmak, kara para aklamak gibi pek çok suçlamanın açıklığa kavuşması, bunun da kısa süre içinde vuku bulması gerekmektedir. Milletimiz CHP’nin adalet ve hukuk tanımaz siyasi ayak oyunlarından bıkmış ve usanmıştır. İstanbul 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın adalete müzahir alınacak kararının daha fazla uzamasına fırsat verilmeden en makul sürede sonuçlandırılıp ülke gündeminden çıkartılması muhakkak surette temin edilmelidir" şeklinde konuştu.

Babacan, Bursa'dan ekonomi ve politika sorunlarını değerlendirdi Haber

Babacan, Bursa'dan ekonomi ve politika sorunlarını değerlendirdi

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Bursa İl Teşkilatı tarafından Nilüfer’de Liya Davet’te düzenlenen iftar programına katılarak ekonomi, hukuk, dış politika ve sosyal politikalarla ilgili kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Babacan, program öncesinde Kapalıçarşı ziyareti gerçekleştirdi ve partililerle buluştu. İftar programına DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Nilüfer İlçe Başkanı Fatih Kayıkçı ve çok sayıda sivil toplum ve yerel yönetim temsilcisi katıldı. Basın mensuplarına programda yer verilmemesi dikkat çeken bir ayrıntı oldu. RAMAZAN DAYANIŞMANIN SİMGESİ Bursa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Yıldız, açılış konuşmasında Ramazan ayının paylaşma ve dayanışma ruhunu güçlendirdiğini vurguladı. Yıldız, “Hiç kimseyi geride bırakmadan kentte yaşayan tüm vatandaşlara hizmet etmeye çalışıyoruz. Ramazan ayının huzur ve dayanışma iklimi toplumumuza güç katsın” dedi. DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, iftarın sadece bir yemek buluşması olmadığını, toplumsal dayanışma ve siyasi vizyonun paylaşıldığı bir platform olduğunu söyledi. Öztürk, Türkiye’de gençlerin gelecek kaygısıyla yurt dışına yöneldiğine dikkat çekerek, otomobil fiyatlarındaki yüksek vergileri örnek gösterdi. Öztürk ayrıca emeklilerden staj mağdurlarına, gazilerden kadın ve gençlere kadar farklı kesimlerin buluştuğunu belirtti. Babacan konuşmasında Türkiye’nin güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayarak, doğru yönetimle ülkenin çok daha iyi bir noktaya taşınabileceğini söyledi. Ekonomik sorunların temelinde yanlış yönetim olduğunu ifade eden Babacan, “Türkiye’nin sorunları çözülemeyecek sorunlar değil. Doğru politikalar ve liyakatli kadrolarla ülke yeniden ayağa kalkabilir” dedi. BURSA SANAYİSİ VE ÜRETİM SIKINTILARI Bursa ekonomisine dair değerlendirmede bulunan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, tekstil ve ihracat ağırlıklı firmaların yüksek maliyet ve kur politikaları nedeniyle baskı altında olduğunu belirtti. Son iki yılda yaklaşık 9 bin 900 fabrikanın kapandığını ve yüz binlerce kişinin işini kaybettiğini vurgulayan Babacan, yükselen enerji maliyetleri ve faiz oranlarının üretici üzerindeki yükünü de dile getirdi. ENFLASYON VE SOSYAL ADALET Babacan, Türkiye’de gıda fiyatlarının OECD ortalamasının çok üzerinde artış gösterdiğini belirterek, bunun yanlış ekonomi politikalarının sonucu olduğunu savundu. Ekonomik büyümenin güçlü bir hukuk sistemiyle bağlantılı olduğunu ifade eden Babacan, yatırım ortamının güvence altında olmadığını ve hukukun olmadığı yerde üretimin ilerleyemeyeceğini söyledi. Emekli ikramiyesi ve dar gelirli vatandaşlara yönelik eleştirilerde de bulunan Ali Babacan, “Bir avuç insana yarıyorsa, geniş kesimleri fakirleştiriyorsa bunun adı ekonomi politikası değildir” dedi. Babacan ayrıca “Hiçbir çocuk yatağa aç girmemeli, hiçbir anne mutfakta çaresiz kalmamalı, hiçbir baba evladına karşı boynu bükük durmamalı” mesajını verdi. Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını eleştirerek, bölgesel istikrarın tehdit altında olduğunu söyleyen Babacan, Türkiye’nin diplomasi ve sağduyuyla hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, askeri caydırıcılığın önemli olduğunu ancak kalıcı barışın diplomasiden geçtiğini anlattı. Konuşmasını Türkiye’nin sorunlarının çözülebilir olduğunu vurgulayarak tamamlayan Babacan, adalet ve hukuk temelli yönetim anlayışı ile ülkenin yeniden güçlü bir konuma taşınabileceğini belirterek, “Adalete ve hukuka dayanan bir yönetim anlayışı, ehil ve dürüst kadrolar ve istişareyle alınan kararlar Türkiye’nin bütün sorunlarını çözer.” diye konuştu.

Osmangazi Meclisi'nde Tanju Özcan gerginliği! Haber

Osmangazi Meclisi'nde Tanju Özcan gerginliği!

Osmangazi Belediye Meclisi Mart ayı olağant toplantısını gerçekleştirdi. İlçeye ilişkin kararların ele alındığı toplantıda, gündem maddeleri öncesinde parti grup sözcülerinin açıklamaları toplantıya damga vurdu. AK Parti 28 Şubat vurgusu yaparken, CHP İsrail’in İran’a saldırısını kınadı ve tutuklu belediye başkanlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. MHP ise Tanju Özcan dosyası ve belediye şirketleri üzerinden eleştiriler yöneltti. AK PARTİ’DEN “28 ŞUBAT” MESAJI AK Parti Grup Sözcüsü konuşmasında 28 Şubat sürecine atıfta bulunarak, “28 Şubat, milletin iradesine silah doğrultan kirli bir zihniyetin adıdır” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde vesayet odaklarına karşı mücadele verildiğini belirten sözcü, “Artık bu topraklarda cuntaya yer yoktur. Milletin iradesinin üstünde başka bir güç yoktur” dedi. CHP’DEN İRAN AÇIKLAMASI VE “HUKUK” VURGUSU CHP Grup Sözcüsü ise konuşmasında İsrail’in İran’a yönelik saldırısını kınadıklarını belirterek, “İran’ın kaderini İran halkı belirler. Dışarıdan müdahalelerle demokrasi gelmez” dedi. Savaşın büyük yıkım anlamına geldiğini ifade eden sözcü, barış ve istikrar çağrısı yaptı. Konuşmasında tutuklu belediye başkanlarına da değinen CHP’li sözcü, son olarak Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan hakkında verilen tutuklama kararının yalnızca ilgili kişiyle sınırlı olmadığını savundu. “Masumiyet karinesi evrensel hukukun temel ilkesidir. Tutuklama istisnai bir tedbir olmalıdır” diyen sözcü, seçilmiş kişilere yönelik uygulamaların millet iradesi açısından tartışma yarattığını ifade etti. MHP’DEN REFÜJ VE OKİ ELEŞTİRİSİ MHP Grup Sözcüsü, Davutlar Caddesi’nde T2 tramvay çalışmaları sırasında yapılan orta refüjün trafik akışını olumsuz etkilediğini belirterek, refüjün kaldırılması çağrısını yineledi. Konunun muhatabı olan Büyükşehir Belediyesi’nden henüz bir adım atılmadığını söyledi. Ayrıca belediye şirketi OKİ Kültür ve Sosyal Hizmetler üzerinden yapılan doğrudan temin alımlarına dikkat çeken MHP’li sözcü, prodüksiyon hizmetlerinden organizasyonlara kadar farklı kalemlerde ihale yapılmadan alım gerçekleştirildiğini savundu ve belediye şirketlerinin meclis komisyonu tarafından denetlenmesini önerdi. Tanju Özcan’ın “irtikap” suçlamasıyla tutuklandığını anımsatan MHP’li sözcü, tutuklamanın hukuki bir tedbir olduğunu belirterek, “Seçilmiş olmak suç işleme özgürlüğü vermez” dedi. CHP VE MHP ARASINDA “TUTUKLAMA” POLEMİĞİ MHP’li sözcünün Tanju Özcan’a ilişkin sözlerine CHP Grup Sözcüsü yanıt verdi. “Bahsettiğiniz hukuk bir gün size de lazım olacaktır” diyen CHP’li sözcü, seçilmiş kişiler hakkında hüküm verilmemesi gerektiğini savundu. Seçilmiş insanlara bu kadar eziyet edilmemesi gerektiğini ifade eden CHP sözcüsü, "Gün gelir, size de başkalarına da aynı şeyler yapılabilir. O zaman da yine biz mücadele edeceğiz, yine biz hukuku savunacağız. Çünkü hukuk herkese lazımdır. Hukukun ve adaletin olmadığı hiçbir yerde toplum huzurlu olamaz. Bunu da böyle biliniz.” dedi. Bunun üzerine MHP Grup Sözcüsü, tutuklamanın bir tedbir kararı olduğunu, seçilmiş kişiler için ayrı bir uygulama söz konusu olamayacağını ifade etti. MHP sözcüsü, söz konusu eleştiriye istinaden, "Ancak seçilmiş olmak, bir insana suç işleme özgürlüğü vermez. Anayasa ve kanunun ilgili maddelerine göre suç, yalnızca iddianamede yer alanlarla sınırlı değildir; katalog suçlar da bu kapsamda değerlendirilir. Tutuklama ise bir tedbir kararı olarak uygulanır. Bu nedenle tutuklama, seçilmiş kişiler için kesinlikle farklı bir şekilde değerlendirilmesi gereken bir durum değildir" diye konuştu. BAŞKAN ERKAN AYDIN’DAN YANIT Tartışmaların ardından söz alan Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Davutlar Caddesi’ndeki trafik sorununun farkında olduklarını ve konuyla ilgili yazışmaların yapıldığını söyledi. Refüj ve parklanmanın bölge trafiğini olumsuz etkilediğini belirten Aydın, sürecin Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk alanında olduğunu kaydetti. Belediye şirketi üzerinden yapılan doğrudan temin iddialarına da yanıt veren Başkan Aydın, işlemlerin mevzuata uygun olduğunu, açık ihale yöntemini artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. Ortalama 6 firmanın katıldığı ihalelerde yaklaşık yüzde 20 oranında indirim sağlandığını belirten Aydın, bunun 2025 yılı için 100 milyon liranın üzerinde avantaj oluşturduğunu söyledi. Tanju Özcan’ın tutuklanmasına ilişkin değerlendirmesinde ise Başkan Aydın, delil karartma veya kaçma şüphesi bulunmayan durumlarda tutuksuz yargılamanın esas olması gerektiğini düşündüklerini belirtti. "Şu anki Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığı dönemindeki davalarda ne gözaltı ne de tutukluluk tedbirinin uygulanmadığı, yargılamaların tutuksuz yapılabildiği gerçeği ortadadır" diyen Başkan Aydın, "Burada ise ilk tedbirin tutuklama olması konusunu grup sözcümüz de dile getirdi. Biz bunun doğru bir işlem olmadığını düşünüyoruz. Elbette yanlış işler varsa herkes yargılanır ve yargı sonucunda cezasını çeker. Bu konuda herkes aynı noktada. İster AK Partili, ister MHP’li, ister CHP’li belediyeler olsun; tüm siyasetçiler ve 86 milyon vatandaş için adalet, demokrasi, hukuk sistemi, tarafsız yargı ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri geçerlidir. Olaylara bu açıdan bakmazsak herkes zarar görür. Günün sonunda gemi su almaya başladığında, yukarıdakiler “Biz batmayız” diye düşünebilir ama aslında herkes etkilenir. Bazıları daha erken, bazıları biraz daha geç. Ben meseleye bu açıdan bakılması gerektiğini düşünüyorum" diye konuştu.

İran: "Bu süreç yakında Avrupa'yı da etkileyecek, savaş ateşi tüm dünyaya yayılacaktır" Haber

İran: "Bu süreç yakında Avrupa'yı da etkileyecek, savaş ateşi tüm dünyaya yayılacaktır"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, ABD ve İsrail'in saldırısında zarar gören başkent Tahran'daki Şehid Mahallati Okulu'nda düzenlediği haftalık basın toplantısında konuştu. Bekayi, toplantının söz konusu okulda gerçekleştirilmesinin bilinçli bir tercih olduğunu belirterek, "Bu okulu özellikle seçtik. Burası ilk günden itibaren hedef alındı. Bu mekan, saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı olmadığının göstergesidir. Burada hayatını kaybeden çocukların anısına saygı duruşunda bulunuyoruz. Bu saldırılar İran halkını hedef almaktadır" dedi. "Kayıtsızlık, kayıtsız kalanları da ortak haline getirir" Bekayi, "Ülkemiz, en zalim kişilerin haksız saldırısına uğramıştır. Bugün yaşananlar hayır ile şer arasındaki açık bir mücadeledir. Son 2 yılda işlenen suçlara karşı sessiz kalınmasının sonucu bugün ortaya çıktı. Komşu ülkelere yönelik saldırılara tanık olundu, ancak harekete geçilmedi. Defalarca eğer adım atılmazsa bu saldırganlığın herkesi etkileyeceği konusunda uyarıda bulunduk. Bugün bölgemiz bu ateşin içindedir. Kayıtsızlık, zamanla kayıtsız kalanları da ortak haline getirir" ifadelerini kullandı. "Düşman hiçbir İranlıya merhamet etmiyor" ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un müzakere sürecine ilişkin iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyleyen Bekayi, "Müzakere sürecine ilişkin söylenen her şey yalandan ibaret. Yalanların tarihe gerçek gibi yazılmasına izin vermeyin. Sahte anlatıların yayılmasına karşı durmalıyız. İran'ın bir tehdit olduğunu söylüyorlar. İran gerçekten tehdit miydi? İran asker mi gönderdi? Beyaz Saray'a füze mi attı? Hangi savaşı biz başlattık? Bu çelişkileri görmek gerekir. İran her türlü saldırıya karşı duracaktır. Lütfen İran etrafında kenetlenin. İran'ın ayakta kalmasının sırrı birliktir. İran'ın düşmanları hiçbir İranlıya merhamet etmiyor. Ülke en hassas dönemlerinden birini yaşıyor" şeklinde konuştu. "Müzakereleri denedik, saldırıya uğradık" ABD ile yürütülen temaslara değinen Bekayi, "Niyetlerinin farkındaydık, ancak savaşı önleme ihtimali varsa bunu denemek ve İran'ın uzlaşmaz taraf olmadığını göstermek zorundaydık. Sürece iyi niyetle girdik. Cenevre'de iki tur müzakere yapıldı. Umman, önemli ilerleme sağlandığını açıkladı ve bu ABD'nin bilgisi dahilindeydi. Bir sonraki tur da karşı tarafın talebiyle planlandı. Ancak sonradan dile getirilen nükleer, füze ve diğer talepler müzakere masasında hiç gündeme gelmedi. Bu iddialar saldırıyı haklı göstermek için ortaya atılıyor" dedi. "Tüm dikkatimizi savunmaya vermiş durumdayız" Müzakerelerin yeniden başlama ihtimaline ilişkin de konuşan Bekayi, "Şu an tüm dikkatimizi savunmaya vermiş durumdayız. Müzakereyi denedik. Masadayken bile askeri yetkililere uyanık olmalarını söyledik. Kimse gafil değildi. Dini liderin (Ali Hamaney) şehadetinden saatler sonra güçlerimiz karşılık verdi. Diplomasi iddiasında bulunanlar askeri seçeneğe yöneldi. Müzakereler sürerken saldırıya uğradık, bu unutulmamalı" ifadelerini kullandı. "Bu süreç yakında Avrupa'yı da etkileyecek" Uluslararası topluma çağrıda bulunan Bekayi, verilen taahhütlerin sözde kalmaması gerektiğini vurgulayarak, "Uluslararası toplum artık kendine gelmeli. Uluslararası hukuk ve insan hakları ayaklar altına alındı. Birleşmiş Milletler (BM) Şartı fiilen yok sayıldı. İran'a saldırı, BM düzeninin sonu anlamına gelmektedir. Güç kullanma yasağı, yani BM'nin temel ilkesi çiğnendi. Üstelik bunu yapan taraf, BM Güvenlik Konseyi üyesi bir rejimdir. Gazetecilerin ve çocukların en büyük katili Siyonist rejimdir. Devlet televizyonumuz yalnızca haber yaptığı için hedef alınmıştır. Uluslararası toplum kör değil, ancak görmezden gelmeyi tercih ederse bunun sonuçlarıyla karşı karşıya kalacaktır. Başlatılan bu süreç yakında Avrupa'yı da etkileyecek, ABD ve Siyonist rejimin yaktığı savaş ateşi tüm dünyaya yayılacaktır" şeklinde konuştu. "Çevresel etkiler sınırları aşar" Natanz nükleer tesisine yönelik saldırıya ilişkin Bekayi, yer ve hedeflere dair ayrıntıların askeri mercilerden öğrenilmesi gerektiğini belirterek, "Ancak açık olan bir gerçek var ki karşı taraf hiçbir insani sınırı gözetmiyor. Tesislerimiz Haziran ayında da saldırıya uğramıştı. Şimdi gerçekleştirilen her saldırı yalnızca can kaybına yol açmakla kalmaz, aynı zamanda ciddi çevresel sonuçlar doğurur ve bu etkiler İran sınırlarıyla sınırlı kalmaz. Basra Körfezi ve Umman Denizi'nde, ABD güçlerinin bulunduğu bölgelerde ortaya çıkabilecek çevresel sonuçlar konusunda uluslararası toplum devreye girmelidir. Biz de gerekli yazışmaları yapacağız. BM Güvenlik Konseyi korkunç bir durgunluk içinde. ABD halkı kendine sormalı, acaba hangi suçtan dolayı bu kadar masum insan, sadece işgalci bir rejim uğruna öldürülüyor?" dedi. "Savaşı durdurması gereken taraf onlar" Savaşın sona erdirilmesine ilişkin de konuşan Bekayi, "Bu savaşı biz başlatmadık. Savaşı durdurması gereken taraf onlar. Bizim tercihimiz diplomasiydi. Ülke içinde de geçmiş tecrübeler ortadayken 'neden müzakereye girildi' şeklinde eleştiriler vardı. Ancak yönetim diplomatik süreci destekledi ve biz de savaşa girmemek için çaba gösterdik. Buna rağmen karşı taraf savaşı seçti. Savaşın sona ermesinin yolu saldırganın durmasıdır. Uluslararası toplum daha fazla geç kalmadan görevini yerine getirmelidir" ifadelerini kullandı.

Aile Eğitim Programı'ndan 2025’te 1,1 milyon kişi yararlandı Haber

Aile Eğitim Programı'ndan 2025’te 1,1 milyon kişi yararlandı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, aile kurumunun güçlendirilmesi ve sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi amacıyla yürütülen Aile Eğitim Programı (AEP) kapsamında 2025 yılında 1,1 milyon vatandaşa ulaşıldığını bildirdi. Yazılı açıklama yapan Bakan Göktaş, “2025 Aile Yılı” etkinlikleri çerçevesinde doğurganlık hızının artırılması, evliliğin teşvik edilmesi ve anne-baba olma becerilerinin güçlendirilmesine yönelik ülke genelinde eğitim ve farkındalık çalışmaları yürüttüklerini belirtti. Ailenin toplumsal hayatta çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Göktaş, ailelerin bu sorunlarla baş edebilme kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. “2013’TEN BU YANA 6,2 MİLYON KİŞİ EĞİTİM ALDI” Bakan Göktaş, insan merkezli, koruyucu ve önleyici sosyal politikalarla aile bütünlüğünü desteklediklerini ifade ederek, “Aile Eğitim Programı aracılığıyla aile bireylerinin yaşam boyu değişen rollerine uyum sağlamalarını kolaylaştırıyor, bilgi ve becerilerini geliştiriyoruz. 2025 Aile Yılı’nda 1,1 milyon vatandaşımız programdan yararlandı. 2013’ten bu yana ise toplam 6,2 milyon kişiye ulaştık” dedi. 5 ANA BAŞLIKTA 210 KONU AEP’in, aile eğitimiyle ilgili temel ihtiyaçlar dikkate alınarak hazırlandığını belirten Göktaş, programın “Eğitim ve İletişim”, “Sağlık”, “Hukuk”, “İktisat” ve “Medya” olmak üzere 5 ana alandan ve toplam 210 konudan oluştuğunu kaydetti. Program kapsamında; eğitim ve iletişim modülleriyle aile içi sorunlara çözüm yollarının yanı sıra medya modülleriyle dijitalleşmenin aile yapısına etkileri ve güvenli dijital ortamlar, hukuk modülleriyle aile bireylerinin hak ve yükümlülükleri, sağlık modülleriyle sağlıklı yaşam ve bağımlılıkla mücadele, iktisat modülleriyle aile bütçesinin sürdürülebilir yönetimi konularında bilgilendirme yapıldığına dikkati çeken Bakan Göktaş, çocuk gelişimi, etkili ebeveynlik, evlilik hayatı, aile içi iletişim, okul-aile ilişkisi ve değerler eğitimi gibi pek çok başlığın da program kapsamında ele alındığını aktardı. Aile Eğitim Programı’ndan vatandaşların, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri ile Sosyal Hizmet Merkezleri aracılığıyla ücretsiz olarak yararlanabildiği bildirildi.

Bakan Tekin’den 'Laiklik Bildirisi' tepkisi: Yargıya taşımaya karar verdim! Haber

Bakan Tekin’den 'Laiklik Bildirisi' tepkisi: Yargıya taşımaya karar verdim!

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, A Haber canlı yayınında, okullarda düzenlenen ramazan etkinliklerini hedef alan “Laiklik Bildirisi”ne tepki gösterdi. Bakan Tekin, bildirinin okulları, öğretmenleri, öğrencileri ve velileri hak etmedikleri ithamlarla suçladığını belirterek, söz konusu suçlamaların yargıya taşınacağını açıkladı. BAKAN TEKİN’DEN SERT YANIT Bakan Tekin, bildirideki “Talibanlaştırma” ve “siyasal İslamcı” ifadelerini eleştirerek, “Biz ramazan ayında millî birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek etkinlikler düzenliyoruz. Bunu Talibanlaştırmak olarak görmek kabul edilemez” dedi. Ayrıca bildirideki “laik hukuk düzenini adım adım ortadan kaldırma” suçlamasına karşı çıkarak, “Laiklik, insanların dinî inanç ve ibadet özgürlüğünü güvence altına alır. Bizim yaptığımız uygulamalar bununla çelişmiyor” ifadelerini kullandı. Ramazan etkinliklerini “yüzde 99’u Müslüman olan topluluğun gönüllü katılımıyla cıvıl cıvıl” olarak nitelendiren Bakan Tekin, bildiriye imza atanların okulları ve katılımcıları gerici azınlık olarak tanımlamasını hakaret olarak değerlendirdi. ANAYASAL DAYANAK VE GÖNÜLLÜLÜK VURGUSU 1982 Anayasası’na atıf yapan Tekin, temel hak ve özgürlüklerin tüm vatandaşlara ait olduğunu belirtti. Ramazan etkinliklerinin “toplumun huzuru, millî dayanışma ve birliği” desteklediğini ifade eden Tekin, uygulamaların laiklik ve sosyal hukuk devleti ilkesiyle çelişmediğini söyledi. Öğretmenlerden gelen geri bildirimlere de değinen Bakan Tekin, katılımın tamamen gönüllülük esasına dayandığını, kimsenin zorunlu tutulmadığını ve sosyal medyada iddia edildiği gibi “ramazan çetelesi” gibi uygulamaların olmadığını belirtti. Bakan Tekin, etkinliklerin amacının toplumsal barış, millî birlik ve beraberliği pekiştirmek olduğunu vurguladı ve bildiriyi “okullara ve katılımcılara yönelik haksız suçlama silsilesi” olarak nitelendirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.