Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Hava Kirliliği

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Hava Kirliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hava Kirliliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uzmanlardan 'göz kuruluğu' uyarısı: "Daha fazla görüyoruz çünkü ekran maruziyeti çok arttı" Haber

Uzmanlardan 'göz kuruluğu' uyarısı: "Daha fazla görüyoruz çünkü ekran maruziyeti çok arttı"

Ekran bağımlılığının göz sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik konuşan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burcu Yakut, "Göz kuruluğunu gerçekten daha fazla görüyoruz. Neden daha sık görüyoruz çünkü ekran maruziyeti çok fazla arttı. Günlük hastalarımızın yüzde 60-70'inde göz kuruluğu şikayetlerini görüyoruz. Yanma, batma, kızarıklık, kumlanma hissi olabiliyor. Çocuklar da dahi göz kuruluğu şikayetlerini görebiliyoruz" dedi. Dijital ekranların hayatın önemli bir parçası haline geldiği günümüzde Medicana Zincirlikuyu Hastanesi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Efekan Coşkunseven ve Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Bölümü'nden Doç. Dr. Burcu Yakut göz sağlığına ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Uzmanlar, kimi zaman iş ya da çeşitli nedenlerle bilgisayar, tablet ve akıllı telefon ekranlarına uzun süre maruziyet, küçük yaşlardan itibaren ekran bağımlılığının oluşması gibi durumların gözlerde kurulukla oluşturabildiğine dikkat çekti. Uzmanlar, yanma, batma hissi, kaşıntı, kızarıklık gibi yaşam kalitesini düşüren problemlere neden olan rahatsızlığa karşı yapılması gerekenleri sıraladı. "Çeşitli sebepleri var" Prof. Dr. Efekan Coşkunseven, "Göz kuruluğu ne demek; birincisi göz salgımızın, ikincisi ise salgılanan gözyaşının içindeki malzemelerin yetersiz olması. Çeşitli sebepleri var, bunlar; bulunduğumuz ortam, yaşımız, bazı hastalıklarımız, kullandığımız telefon, tablet sayısının artması gibi nedenler, göz kuruluğunun en büyük sebepleri arasında. Hastalar genelde bir süre sonra görme kalitesinde azalma, ışıklarda dağılma, uzun süre bir şeye konsantre olduğunda, okuduğunda ya da bilgisayarda, tablette çalıştığında, araba kullandığında gözünde yanma, bakma şikayetleriyle geliyor" dedi. "35 yaşında hastalarımızın birçoğunda göz kuruluğu ile karşılaşıyoruz" ‘Tablet, telefon öyle bir düzeyde girdi ki hayatımıza artık bir parçası oldu' diyen Prof. Dr. Coşkunseven, "Dakikada göz kırpma sayımımız 15-20 kadar ancak kitap okuduğumuzda bu 12'ye, tablet, telefon ya da bilgisayar kullandığımızda neredeyse 5'e kadar düşüyor. Göz kapatma miktarımız o kadar önemli ki her gözümüzü açıp kapattığımızda gözyaşını yeniliyoruz ve yağlanmasını sağlıyoruz. Tabi ki klimalar, soğuk hava, stres, kullanılan bazı ilaçlar, antidepresanlar özellikle çok etkili. 35 yaşında neredeyse hastalarımızın birçoğunda göz kuruluğu ile karşılaşıyoruz. Hormon seviyesi, gözyaşı kalitesi açısından çok önemli ve hormon seviyesi düşmeye başladıkça göz kuruluğunu biz daha fazla görmeye başladık. Derecelendirme yaptıktan sonra da bazı testlerimiz var, çok masum, ufak testlerle göz kuruluğu derecesini anlayabiliyoruz" şeklinde konuştu. "10 hastadan 3'ü ciddi göz kuruluğu nedeniyle bize geliyor" ‘Göz kuruluğu tedavisi basamak basamak' diyerek sözlerine devam eden Coşkunseven, "Hiçbir zaman en üst basamaktan tedaviye başlamıyoruz. Suni gözyaşlarıyla bunların içinde yağ, bazı vitaminler var; gözyaşı miktarını ve kalitesini güçlendirmeye yönelik bazı damlalarla başlıyoruz. 2'nci basamakta immün spresif dediğimiz bazı ilaçlara başvurabiliyoruz. Gözlerimizi kapatarak belki 1,2, 3 dakika dinlenmek bile gözyaşı kalitemizi arttıracaktır. 10 hastadan 3'ü ciddi göz kuruluğu nedeniyle bize geliyor. Tablet, telefon, bilgisayar kullanımını belli bir limite indirmek ve sosyal hayata, spora dönerek yaşamayı öneriyorum" "Ekran maruziyeti çok fazla arttı, daha fazla görüyoruz" ‘Günümüzde göz kuruluğunu gerçekten daha fazla görüyoruz' diyen Doç. Dr. Burcu Yakut, "Hastalar çok sık göz kuruluğu şikayetiyle başvuruyor. Gözlerinde yanma, batma, kızarıklık, kumlanma hissi olabiliyor ve görme bulanıklığı şikayetleriyle hastalar gelebiliyor. Neden daha sık görüyoruz çünkü ekran maruziyeti çok fazla arttı. Bilgisayarda çalışıyoruz, boş zamanlarımızda telefona bakıyoruz, evde televizyon izliyoruz. Çocuklar da dahi şu anda göz kuruluğu şikayetlerini görebiliyoruz. Neden böyle oluyor; ekrana baktığımızda göz kırpma refleksimiz azalıyor" ifadelerini kullandı. "20 dakikada bir 20 saniye gözümüzü dinlendirmeli" Kişilerin göz sağlığını ihmal etmemesi gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Yakut, sözlerini şöyle sürdürdü: "Göz kapaklarında gözyaşına yağ salgılayan bezler mevcut. Tam bir kapatma sağladığımızda o gözyaşının yapısı tamamen yenileniyor ve bu gözyaşında bulunan yağ komponenti gözyaşının daha yavaş buharlaşmasını sağlıyor. Tam bir kapatma sağlamadığımızda ne oluyor; gözyaşımız bu sefer daha hızlı buharlaşıyor. Göz kırpma sıklığı sıklığı azaldı hem de buharlaşması hızlandığı için de göz kuruluğu şikayetleri ortaya çıkıyor. Hafif, orta ve ağır olarak değerlendirebiliriz. Hafif evrelerde sadece yaşam tarzı değişiklikleriyle hastanın şikayetlerinde azalma sağlayabiliriz. Ekrana bakarken 20-20 kuralını hatırlatmak istiyoruz; 20 dakikada bir 20 saniye gözümüzü dinlendirmek ve daha sık kırpmaya dikkat etmek önemli değişiklikler. Klimalı ortamlar, hava kirliliği, havanın kuru olması bunlar da göz kuruluğu şikayetlerini artırıyor" şeklinde konuştu. "Hastalarımızın yüzde 60-70'inde göz kuruluğu şikayetlerini görüyoruz" Tedaviye yönelik bilgi veren Yakut, "Gözyaşı damlaları öneriyoruz, gözyaşı miktarını artırarak hastaların şikayetlerinin azalmasını sağlıyoruz. İleri bir kuru göz varsa o zaman daha farklı tedaviler uygulamak gerekiyor. Hastanın hormonal durumu, kullandığı ilaçlar, kontak lens kullanımı gibi şeyler de kuru göz semptomlarının artmasına sebep oluyor. Altta yatan başka sebepler de olabilir. Günlük poliklinik şartlarında hastalarımızın yüzde 60-70'inde göz kuruluğu şikayetlerini görüyoruz. Özellikle göz kapağı enfeksiyonları da eşlik edebiliyor. Hastaların geçmeyen şikayetleri varsa mutlaka göz doktoruna başvurmaları gerekiyor. Hastalarda romatizmal hastalık olması durumunda ağır kuru göz şikayetleri olabiliyor. Hastaların kendi kanından hazırladığımız otolog serum damlalar, antienflamatuar ilaçlar verebiliyoruz. Ekrana olan uzaklığımız da önemli, ekranın biraz daha göz düzeyimizin altında olması gerekiyor" dedi.

Endonezya haftalardır yanıyor: Zehirli duman Malezya ve Filipinler'e ulaştı Haber

Endonezya haftalardır yanıyor: Zehirli duman Malezya ve Filipinler'e ulaştı

Endonezya'nın Kalimantan Adası'nda Ağustos ayında başlayan orman yangını sürüyor. Yangınlar nedeniyle ülkenin en büyük adalarından bazılarını ve komşu Malezya ile Filipinler'i zehirli duman tabakası kapladı. Endonezya'nın Malezya ve Brunei ile paylaştığı Borneo Adası'nın Endonezya'ya ait kısmında (Kalimantan) 17 Ağustos'ta çıkan orman yangını söndürülemiyor. Alevler hızla yayılarak tarları ve evleri küle çevirdi. Haftalardır devam eden yangınlar nedeniyle ülkenin en büyük adalarından bazılarını yoğun ve zehirli bir duman tabakası kapladı. Birçok bölgede hava kirliliği endeksi "sağlıksız" seviyeye geriledi. Banjarbaru şehrindeki okullarda eğitime ara verildi. Endonezya Sağlık Bakanlığı, Temmuz ve Ağustos ayları arasında arazi ve orman yangınlarıyla bağlantılı olmak üzere 50 binden fazla solunum yolu enfeksiyonu vakası kaydedildiğini, binlerce kişinin hastaneye başvurduğunu açıkladı. Güneydoğu Asya'yı yoğun duman tabakası sardı Zehirli duman komşu Malezya ve Filipinler'e de yayıldı. Borneo Adası'nın Malezya tarafındaki Sarawak'ın birçok bölgesinde hava kirliliği endeksi "sağlıksız" seviyeye geriledi. Filipinler Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı da Filipinler'in başkenti Manila'nın metropol bölgesindeki 7 hava izleme istasyonunda PM2.5 tehlikeli küçük partikül seviyesinin "sağlıksız seviyelerde" olduğunu belirtti. Metro Manila'nın en kalabalık bölgesi olan Quezon City'de tüm yüz yüze dersleri askıya alındı, okullarda ikinci bir duyuruya kadar uzaktan eğitime geçildi. Filipinler'in Merkez Luzon, Calabarzon, Mimaropa ve Orta Visayas gibi diğer bölgelerinde de hava kalitesi kötüleşti.

Elektronik sigarada 'masum buhar' yanılgısı: Akciğerleri tehdit ediyor Haber

Elektronik sigarada 'masum buhar' yanılgısı: Akciğerleri tehdit ediyor

Klasik sigaraya göre daha güvenli olduğu düşüncesiyle özellikle gençler arasında yaygınlaşan elektronik sigaraların yalnızca su buharı olmadığına dikkat çeken Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, ortaya çıkan aerosolün ince partiküller, ağır metaller ve çeşitli kimyasal bileşikler içerebildiğini belirtti. Demirkaya, bu maddelerin solunum yollarında tahriş ve iltihaplanmanın yanı sıra hücresel hasara yol açabileceğini söyledi. Aromaları ve renkli tasarımlarıyla özellikle gençler arasında yaygınlaşan elektronik sigaralar, klasik sigaraya kıyasla daha güvenli olduğu yönündeki algıya rağmen akciğer sağlığı açısından risk taşıyabiliyor. Elektronik sigara sıvılarının yüksek sıcaklıkta buharlaştırılmasıyla ortaya çıkan aerosolün ince partiküller, ağır metaller ve çeşitli kimyasal bileşikler içerebildiğini belirten Medicana International İstanbul Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, bu maddelerin solunum yollarında tahriş ve iltihaplanmaya, hücresel hasara ve bazı biyolojik mekanizmalar üzerinden DNA değişikliklerine yol açabileceğine dikkat çekti. Elektronik sigara buharı sadece su buharı değil Elektronik sigaraların klasik sigaradan farklı olarak tütün yakmamasının, bu ürünlerin zararsız olduğu anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, elektronik sigara aerosolü akciğerlerin maruz kaldığı kimyasal yük açısından değerlendirilmelidir. Aerosolde bulunabilen ince partiküller, ağır metaller ve çeşitli kimyasal bileşikler solunum yollarını etkilemektedir. Bu maddeler akciğer dokusunda tahriş, iltihaplanma ve hücresel hasara neden olabilir. Elektronik sigaranın uzun dönem kullanım sonuçları henüz tam olarak ortaya konulmamış olması ise güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Elektronik sigaranın kanser riski henüz net değil Elektronik sigaranın doğrudan akciğer kanserine neden olup olmadığının bugün için kesin olarak söylenemeyeceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, "Elektronik sigaralar klasik sigaralar kadar uzun süre kullanılmaması bu konuda önemli bir sınırlılık oluşturmaktadır. Akciğer kanseri çoğu zaman 20-30 yıllık bir süreç içerisinde gelişmektedir. Elektronik sigaraların uzun dönem kullanım sonuçlarının ortaya çıkması için daha fazla zaman gerekiyor. Bununla birlikte laboratuvar ve deneysel çalışmaları elektronik sigara buharının DNA hasarı, oksidatif stres ve kanser gelişiminde rol oynayabilecek bazı mekanizmalarla ilişkilidir. Mevcut bilimsel veriler ışığında elektronik sigara güvenli kabul kabul edilemez" şeklinde konuştu. Elektronik sigara ile normal sigarayı birlikte kullananlar dikkat Elektronik sigarayı klasik sigarayı bırakmak amacıyla kullanmaya başlayan bazı kişilerin zaman içerisinde her iki ürünü birlikte kullanmaya devam edebildiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, "Bu durum sağlık risklerini otomatik olarak geri getiriyor. Çift kullanımda akciğerler farklı zararlı maddelere aynı anda maruz kalıyor. Elektronik sigara klasik sigaranın yanında kullanılmasıyla sağlık risklerinin mutlaka azalacağının düşünülmemelidir. Elektronik sigaranın tütün kullanımına bağlı riskleri ortadan kaldıran güvenli bir alternatif olarak değerlendirilmemesi gerekir" dedi. Gençlerde risk sadece akciğerlerle sınırlı kalmıyor Ergenlik ve genç erişkinlik döneminde akciğer gelişiminin devam ettiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, "Bu dönemde nikotin ve çeşitli kimyasal maddelere maruz kalma akciğer gelişimini olumsuz etkilemektedir. Nikotin maruziyeti bağımlılık gelişimini kolaylaştırıyor. İlerleyen yıllarda klasik sigaraya geçiş riskine neden oluyor ve uzun vadeli akciğer hastalıkları zemin oluşturuyor. Elektronik sigara kullanımının gençler arasında yaygınlaşmasının bu nedenle ayrıca değerlendirilmesi gerekir" dedi. Akciğer sağlığında risk sadece sigara dumanından ibaret değil Akciğer kanseri açısından sigara kullanımının en önemli risk faktörü olmakla birlikte tek neden olmadığını belirten Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, "Pasif sigara maruziyeti, hava kirliliği, radon gazı, bazı mesleki kimyasallar, genetik yatkınlık ve kronik akciğer hastalıkları riskleri artıyor. Bu nedenle akciğer sağlığının korunmasında yalnızca aktif sigara kullanımı değil, kişinin çevresel ve mesleki maruziyetleri de dikkate alınmalıdır. Tütün ve nikotin ürünlerinden uzak durmak kişilerin kontrol edebileceği önemli korunma adımlarından biridir" şeklinde konuştu. Elektronik sigaradan korunmada en etkili yol kullanıma başlamamak Akciğer sağlığını korumada en etkili yaklaşımın tütün ve nikotin ürünlerine hiç başlamamak olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Demirkaya sözlerini şöyle sürdürdü: "Sigara kullanan kişiler bırakma sürecinde profesyonel destek almaktan çekinmemelidir. Elektronik sigaranın zararsız bir alternatif olarak görülmemesi ve pasif sigara dumanından mümkün olduğunca uzak durulması çok önemlidir. Uzun yıllar sigara kullanmış ve uygun yaş ile risk grubunda bulunan kişilerin düşük doz akciğer tomografisiyle tarama konusunda hekimlerine danışmalıdır" dedi. Elektronik sigara için "zararsız" demek mümkün değil Elektronik sigaraların uzun dönem etkileri konusunda araştırmalar devam ederken, bu ürünlerin bugün için "zararsız" kabul edilmediğini belirten Prof. Dr. Ahmet Demirkaya, "Elektronik sigara kullanımı akciğer sağlığı açısından güvenli bir seçenek olarak değerlendirilmemelidir. Uzun vadeli etkiler konusunda daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç bulunmaktadır" dedi. Mevcut bulguların elektronik sigarayı tamamen risksiz kabul etmek için yeterli olmadığını belirterek sözlerini tamamladı.

HER 5 ÇOCUKTAN BİRİNİ ETKİLİYOR: GEÇMEYEN BURUN AKINTISINA DİKKAT! Haber

HER 5 ÇOCUKTAN BİRİNİ ETKİLİYOR: GEÇMEYEN BURUN AKINTISINA DİKKAT!

BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, çocuklarda rahat nefes almanın yalnızca konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı büyüme ve başarılı bir okul yaşamı için de temel bir gereksinim olduğuna dikkat çekerek, burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve hapşırıklarla kendini gösteren alerjik rinit rahatsızlığının zamanında tedavi edilmemesi durumunda orta kulak problemleri, sinüzit ve uyku bozuklukları gibi sorunların ortaya çıkabileceğini, uyku kalitesi bozulan çocuklarda da dikkat dağınıklığı, okul başarısında ve yaşam kalitesinde düşüş görülebileceğini kaydetti. Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, dünyada yaklaşık her beş çocuktan birini etkileyen “Alerjik rinit” hastalığıyla ilgili bilgi verdi. Çocuklarda bitmeyen burun şikayetlerinin çoğu zaman “geçer” diye beklendiğini, oysa haftalarca süren burun akıntısının, sık hapşırık ve burun tıkanıklığı basit bir soğuk algınlığından çok daha fazlasını işaret ediyor olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, “Özellikle belirtiler belirli mevsimlerde artıyor ya da yıl boyunca devam ediyorsa akla ilk gelmesi gereken durumlardan biri alerjik rinittir. Alerjik rinit; burun akıntısı-tıkanıklık, kaşıntı ve hapşırıklarla kendini gösteren, çocukluk çağında oldukça sık görülen bir hastalıktır. Dünyada yaklaşık her beş çocuktan birini etkilediği bilinmektedir. Anne veya babasında alerjik rinit, astım ya da egzama bulunan çocuklarda görülme riski daha fazladır. Bazı çocuklar yalnızca ilkbahar ve sonbahar gibi mevsim geçişlerinde şikâyet yaşarken, bazıları yıl boyunca yakınmalarla mücadele eder “ dedi. Polenler, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, küf mantarları, hava kirliliği ve ani iklim değişikliklerinin çocuklarda alerjik riniti tetikleyen başlıca nedenler olduğunu dile getiren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican şöyle konuştu : “Özellikle şeffaf ve sulu burun akıntısı, sık hapşırık nöbetleri, burun ve genizde kaşıntı dikkat çekicidir. Bu çocuklar çoğu zaman burundan rahat nefes alamadığı için ağızdan nefes alır; horlama, huzursuz uyku ve sık uyanma görülebilir. Gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık da tabloya eşlik edebilir. En önemli ipuçlarından biri ise genellikle ateşin olmamasıdır.” Tedavi edilmeyen alerjik rinitin yalnızca burunla sınırlı kalmadığını, uzun süreli burun tıkanıklığının orta kulak problemleri, sinüzit ve uyku bozukluklarına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, uyku kalitesi bozulan çocuklarda dikkat dağınıklığı, okul başarısında ve yaşam kalitesinde düşüş görülebileceğini dile getirdi. Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, alerjik rinitte tedavinin ilk basamağını alerjenlerden korunmanın oluşturduğunu söyleyerek, açıklamasını şu sözlerle tamamladı : “Mevsimsel allerjik riniti olan çocuklar polen dönemlerinde özellikle sabah saatlerinde dışarıda uzun kalmamalı, eve gelince el-yüzlerini yıkayıp kıyafet değiştirmelidir. Ev tozu akar maruziyetini azaltmak, rutubet ve sigara dumanından uzak durmak büyük önem taşır. Gerektiğinde düşük doz kortizon içeren burun spreyleri, tuzlu su uygulamaları ve antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Bu tedaviler alerjiyi tamamen ortadan kaldırmasa da belirtileri kontrol altına alır ve komplikasyonları önlemeye yardımcı olur. Unutulmamalıdır ki çocuklarda rahat nefes almak yalnızca konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı büyüme ve başarılı bir okul yaşamı için de temel bir gereksinimdir. Erken tanı ve doğru tedaviyle alerjik rinit kontrol altına alınabilir, çocukların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir.”

Bahar ayında "Astım" şikayetleri! Haber

Bahar ayında "Astım" şikayetleri!

20.05.2026- Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Seher Göktaş, astım hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın çoğunlukla alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de bulunduğunu söyledi. “Astımın Belirtilerine Dikkat” Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, “Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir. Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha karşı olan öksürük ve/veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır” dedi “Sigara ve Alerjenler Riski Artırıyor” Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü bulunmasının da riski artırdığını söyledi. Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık, marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği, çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi. “Polen, Parfüm ve Sigara Dumanı Astımı Tetikleyebiliyor” Astımı tetikleyen en önemli faktörlerin başında alerjen maddelere maruz kalmanın geldiğini belirten Uzm. Dr. Göktaş, “Polen, ev tozu, evcil hayvanlar, küf mantarı, gribal enfeksiyonlar, stres, sigara dumanı, egzersiz, temizlik malzemeleri ve parfüm gibi yoğun kokular astımı tetikleyebilir. Ayrıca astım hastalarında reflü sıklığı da yüksektir” ifadelerinde bulundu. Mevsim geçişlerinin de astım hastaları için risk oluşturduğunu belirten Göktaş, özellikle bahar aylarında polen ve çimenlerin hastalığı alevlendirebildiğini söyledi. Hava kirliliği, soğuk hava ve mevsimsel gribal enfeksiyonların da astım şikayetlerini artırabileceğini kaydetti. “Astım Krizinde Erken Müdahale Önemli” Astım krizinin ani gelişen öksürük nöbetleri, nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, daha önce astım tanısı alan hastaların öncelikle nefes açıcı ilaçlarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Göktaş, “Düzelme olmazsa şiddetine göre Göğüs Hastalıkları Polikliniği’ne veya acil servise başvurulmalıdır” dedi. “Astım Tamamen Geçmez Ancak Kontrol Altına Alınabilir” Astım tanısının; hasta öyküsü, fizik muayene, akciğer grafisi, kan tahlilleri, solunum fonksiyon testi ve alerji testleri ile konulduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olduğunu ancak ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı yönündeki yanlış inanışlara da değinen Göktaş, “Bu ilaçlar ağızdan kullanılan ilaçlara göre daha güvenlidir. Direkt akciğerlere etki eder. Dolaşıma katılımı çok azdır. Bağımlılık yapmaz. Hasta ihtiyacı olduğu için kullanılır” diye konuştu. “Ev Ortamı ve Günlük Yaşam Düzenlenmeli” Astım hastalarının yaşam alanlarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, evde kedi, köpek ve kuş gibi evcil hayvanların beslenmesinin önerilmediğini söyledi. Halı, kitap ve toz tutabilecek eşyaların azaltılması gerektiğini ifade eden Göktaş, evin düzenli havalandırılmasının önemine dikkat çekti. Ayrıca parfümlü ve yoğun kokulu temizlik malzemelerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı. Spor yapan astım hastalarının egzersiz öncesinde doktor önerisiyle nefes açıcı sprey kullanabileceğini belirten Göktaş, gerektiğinde egzersiz sonrasında da bu ilaçların kullanılabileceğini ifade etti. “Astım Hastanın Ömrünü Azaltmaz” Astım hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, fiziksel yaşam alanlarının kişiye göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın şiddetine göre tedavi planının değişebileceğini kaydeden Göktaş, bazı hastaların sürekli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti. İlaçların bırakılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Göktaş, “Ara verdiklerinde bazen hafif astımı olan hastalar bile acile astım kriziyle gelebilmektedir. Bu durum ölümcül sonuçlar doğurabilir. Astım kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır, hastanın ömrünü azaltmaz. Genel olarak ilerlemez ancak hasta kendine dikkat etmez ve sigara içerse ilerleyebilir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.