Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Halk Sağlığı

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

2025’te en fazla ölüm kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandı Haber

2025’te en fazla ölüm kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri'ni yayımladı. TÜİK verileri, ölüm nedenlerinde kalp ve damar hastalıklarının ağırlığını koruduğunu gösterirken, bebek ve çocuk ölümlerindeki düşüş ise halk sağlığı açısından dikkat çeken olumlu gelişmeler arasında yer aldı. Söz konusu istatistiki verilere göre, 2024 yılında 489 bin 734 olan ölüm sayısı, 2025 yılında 491 bin 684'e yükseldi. Hayatını kaybedenlerin yüzde 55,1'ini erkekler, yüzde 44,9'unu ise kadınlar oluşturdu. Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025 yılında bir önceki yılla aynı seviyede kalarak binde 5,7 olarak gerçekleşti. Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il binde 10,8 ile Sinop olurken, Kastamonu binde 10,2 ve Giresun binde 9,6 ile onu takip etti. En düşük kaba ölüm hızına sahip il ise binde 2,3 ile Şırnak oldu. Hakkari, Van, Batman ve Şanlıurfa da en düşük ölüm hızlarının görüldüğü iller arasında yer aldı. ÖLÜM NEDENLERİNDE İLK SIRA DOLAŞIM SİSTEMİ HASTALIKLARININ TÜİK verilerine göre 2025 yılında ölümlerin yüzde 34,7'si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Bu grubu yüzde 16,1 ile iyi ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları izledi. Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin alt nedenlerine bakıldığında, yüzde 42,3'ünü iskemik kalp hastalıkları, yüzde 24,6'sını diğer kalp hastalıkları ve yüzde 18,2'sini serebro-vasküler hastalıklar oluşturdu. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 47,7 ile Çanakkale oldu. Balıkesir, Hatay ve Burdur da üst sıralarda yer aldı. En düşük oran ise yüzde 25,4 ile Kilis'te görüldü. KANSER KAYNAKLI ÖLÜMLERDE AKCİĞER İLK SIRADA İyi ve kötü huylu tümörlere bağlı ölümler incelendiğinde, ölümlerin yüzde 28,9'unun gırtlak, soluk borusu, bronş ve akciğer kaynaklı kötü huylu tümörlerden kaynaklandığı belirlendi. Kanser kaynaklı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 22,4 ile Ağrı olurken, Van, Kocaeli, Ankara ve Elazığ da listenin üst sıralarında yer aldı. En düşük oran ise yüzde 9,7 ile Kilis'te kaydedildi. TÜİK verileri, bebek ve çocuk ölümlerinde olumlu bir tablo ortaya koydu. 2024 yılında 8 bin 484 olan bebek ölüm sayısı, 2025 yılında 6 bin 988'e geriledi. Buna bağlı olarak bebek ölüm hızı da binde 9,0'dan binde 7,8'e düştü. Doğumdan sonraki ilk beş yıl içinde ölüm olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı ise 2024 yılında binde 11,1 iken, 2025 yılında binde 9,5 olarak gerçekleşti

Yenişehir'de Güney Marmara'nın en modern hayvan bakımevi açıldı Haber

Yenişehir'de Güney Marmara'nın en modern hayvan bakımevi açıldı

Yenişehir Belediyesi, can dostların yaşam standartlarını en üst seviyeye çıkaracak, ilçenin yıllardır hasretle beklediği dev projeyi hayata geçirdi. “Yenişehir Hayvan Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı” açılış törenine, Bursa Milletvekili Ayhan Salman, Vali Yardımcısı Hulusi Doğan, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, Yenişehir Kaymakamı Ümit Altay, hayvanseverler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Açılış konuşmasını yapan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, göreve gelmeden önce sokak hayvanları için verdiği sözü tutmanın derin huzurunu yaşadığını belirtti. ‘SÖZÜMÜZÜ YERİNE GETİRMENİN MUTLULUĞUNU YAŞIYORUZ’ Geçmişte kırsalda ve dağlarda hayvanseverlerle birlikte bir kap mama ulaştırmak için verdikleri mücadeleyi hatırlatan Başkan Ercan Özel “Yıllarca sokaklardaki masum canların çaresizliğine şahit olmak içimizde kanayan bir yaraydı. Kendi kendime bir söz vermiştim; eğer bu şehre hizmet etme lütfuna erişirsem, ilk işimiz o masumların hakkını teslim etmek olacaktı. Bugün o büyük sözü yerine getirmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyoruz” dedi. 13 BİN METREKARELİK DEV YAŞAM ALANI Buranın sıradan bir barınak olmadığına dikkat çeken Başkan Ercan Özel, “Toplam 13 bin metrekarelik devasa bir alan üzerine kurduğumuz bu tesis, sadece Bursa’nın değil, Güney Marmara’nın en büyük, en modern hayvan bakımevlerinden biri haline geldi. Burada, tam donanımlı ameliyathane ve muayene odaları, karantina ve yoğun bakım üniteleri, röntgen ve ultrason cihazları, anne-yavru yaşam alanları, tekli konaklama alanları, operasyon sonrası müşahede bölümleri, geniş ve ferah doğal yaşam alanları bulunuyor. Biz inanıyoruz ki; burası Bursa’nın ve bölgemizin en güçlü yaşam ve rehabilitasyon merkezi olacak” ifadelerini kullandı. HEM HAYVAN SAĞLIĞI HEM HALK SAĞLIĞI GÜVENCE ALTINDA Tesiste görev yapacak 2 veteriner hekim, 2 tekniker ve 4 destek personeli olmak üzere toplam 8 kişilik uzman ekip, popülasyonu kontrol altına almak adına ilk etapta ayda 60 hayvanı kısırlaştırmayı hedefliyor. Düzenli olarak yapılacak çip uygulamaları, aşılamalar, iç ve dış parazit tedavileriyle hem hayvan sağlığı hem de halk sağlığı üst düzeyde korunacak. Aynı anda 200 hayvana hizmet verecek kapasitedeki tesis, ihtiyaç halinde 400 hayvana kadar genişletilebilecek. GELECEK NESİLLERE HAYVAN SEVGİSİ AŞILANACAK Tesisin çok kısa bir süre içinde ailelerin çocuklarıyla birlikte vakit geçirebileceği bir eğitim yuvasına dönüştürüleceğini anlatan Başkan Ercan Özel, konuşmasını şöyle tamamladı: 'Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun!' diyen Peygamber Efendimizin ümmetiyiz. Bir canın satın alınacak bir eşya değil, emanet olduğunu çocuklarımıza burada öğreteceğiz. Bu proje sadece belediyemizin değil; Bursa Valiliğimizin, Kaymakamlığımızın, ilgili müdürlüklerimizin, BDK Yapı firmasının ve gece gündüz sahada bizimle olan fedakar hayvanseverlerimizin ortak başarı hikayesidir. Yenişehir’imizde artık hiçbir can sahipsiz ve çaresiz kalmayacak.” BİBA: EN İNCE AYRINTISINA KADAR HER ŞEY DÜŞÜNÜLMÜŞ Açılış töreninde tesisin önemli bir ihtiyacı karşıladığın ve her ince ayrıntının düşünüldüğünü aktaran Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba "Biz de Büyükşehir olarak hayvanlarımızın daha iyi şartlarda yaşamlarını sürdürebilmeleri için barınaklarımızı hizmete açmaya hazırlanıyoruz. İnşallah en kısa zamanda bu tesislerin açılışını gerçekleştirerek can dostlarımıza daha güvenli ve sağlıklı yaşam alanları sunacağız. Bu barınağın yapımında başından sonuna kadar emeği geçen herkese ve bugün burada düzenlenen organizasyonda katkısı bulunan tüm paydaşlara teşekkür ediyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum” dedi. SALMAN: “HAYVANLARI KORUMAK MEDENİYETİN BİR PARÇASI” AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman, hayvanların korunmasının ve çevreye sahip çıkılmasının medeniyet anlayışının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Dünyanın insanlara miras değil, gelecek nesillere aktarılmak üzere emanet edildiğini ifade eden Salman, doğanın, su kaynaklarının, bitkilerin ve hayvanların korunmasının ortak sorumluluk olduğunu dile getirdi. Sokak hayvanlarının korunması ile vatandaşların güvenliğinin sağlanmasının birbirine alternatif konular olmadığını belirten Salman, hem insanların hem de sahipsiz hayvanların güvenli ve sağlıklı koşullarda yaşamalarını sağlayacak çözümlerin birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. 2004 yılında çıkarılan yasal düzenlemelerle belediyelere önemli sorumluluklar verildiğini hatırlatan Salman, bu konuda çalışma yapan yerel yönetimlere teşekkür ederek, benzer tesislerin tüm ilçe ve şehirlerde yaygınlaştırılmasının önemine dikkat çekti. Açılışı yapılan merkezin yalnızca bir bina olmadığını, hayvanların doğal yaşam alanlarında barınabileceği ve tedavi edilebileceği örnek bir tesis niteliği taşıdığını belirten Salman, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın da bu tür projelere destek verdiğini hatırlattı. DOĞAN: “SAĞLIKLI VE KONFORLU KOŞULLAR” Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan, açılışı yapılan tesisin sokak hayvanları için önemli bir yaşam alanı oluşturduğunu belirterek, hayvanların burada daha sağlıklı ve konforlu koşullarda yaşamlarını sürdürebileceğini söyledi. Başkan Ercan Özel’i projeden dolayı tebrik eden Vali Yarımcısı Doğan, “Burası çok güzel bir tesis oldu, inanın hayvanların kapısını açsanız bile buradan ayrılmazlar” dedi. Ekim ayının sonunda temeli atılan bu güzel tesisin bugün açılışını gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını ifade eden Yenişehir Kaymakamı Ümit Altay da, “Bu modern tesiste her ayrıntı büyük bir titizlikle düşünülmüş. Bu tesis sayesinde hayvanlarımız en iyi şartlarda tedavi edilecek, rehabilite edilecek ve sıcak yuvalarına kavuşmaları için sahiplendirilecektir. Can dostlarımız için böylesine değerli ve örnek bir tesisi ilçemize kazandıran Belediye Başkanımız Ercan Özel başta olmak üzere emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Program, Bursa İl Müftüsü Yavuz Selim Karabayır’ın duaları eşiğinde gerçekleştirilen kurdele kesimiyle tamamlandı.

Obezite ve tütün kullanımı artıyor, fiziksel aktivite düşüşte! Haber

Obezite ve tütün kullanımı artıyor, fiziksel aktivite düşüşte!

TÜİK tarafından açıklanan 2025 yılı Türkiye Sağlık Araştırması sonuçları, toplum sağlığına ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu. Söz konusu veriler toplumda obezite, hareketsizlik ve tütün kullanımının önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini gösterdi. Buna göre, boy ve kilo değerleri üzerinden hesaplanan vücut kütle indeksi sonuçlarında 15 yaş ve üzeri bireylerde obezite oranı 2022 yılında yüzde 20,2 iken 2025 yılında yüzde 21,8’e yükseldi. Cinsiyet bazında incelendiğinde 2025 yılında kadınların yüzde 24,8’inin obez, erkeklerin ise yüzde 18,7’sinin obez olduğu belirlendi. Araştırmada fiziksel aktivite düzeyinin düşük olması dikkat çekti. 15 yaş ve üzeri bireylerin yüzde 86,6’sının fiziksel aktivite yapmadığı tespit edilirken, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği haftada en az 150 dakika egzersiz yapanların oranı erkeklerde yüzde 4,1, kadınlarda ise yüzde 2,7’de kaldı. Sağlık verileri ayrıca günlük yaşamda işlevsel zorluklara da işaret etti. Merdiven inip çıkarken zorlananların oranı kadınlarda yüzde 8,3, erkeklerde yüzde 3,7 olarak kaydedildi. Yürüme ve hatırlama gibi alanlarda da kadınların erkeklere kıyasla daha fazla zorluk yaşadığı görüldü. Çocuklarda ise en sık görülen hastalıkların üst solunum yolu enfeksiyonları olduğu belirlendi. 0-6 yaş grubunda bu oran yüzde 28,5 olurken, 7-14 yaş grubunda yüzde 24,6 ile ilk sırada yer aldı. Kronik hastalıklarda bel bölgesi problemleri öne çıkarken, 15 yaş ve üzeri bireylerde bu oran yüzde 24,3 olarak hesaplandı. Bunu hipertansiyon (yüzde 16,9), boyun bölgesi problemleri (yüzde 16,7), diyabet (yüzde 11,9) ve yüksek kan yağları (yüzde 10,1) izledi. Tütün ve alkol kullanımına ilişkin veriler de dikkat çekti. Her gün tütün kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 30,1’e yükselirken, erkeklerde bu oran yüzde 42,9, kadınlarda ise yüzde 17,5 olarak kaydedildi. Son 12 ayda alkol kullananların oranı ise yüzde 12,6 oldu. Koruyucu sağlık hizmetlerine katılımda ise düşük oranlar göze çarptı. 40 yaş ve üzeri kadınlarda son bir yılda mamografi çektirenlerin oranı yüzde 16,7 olurken, kadınların yüzde 59’unun hiç smear testi yaptırmadığı belirlendi.

Sanal kumar gençler arasında hızla yayılıyor Haber

Sanal kumar gençler arasında hızla yayılıyor

Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden saniyeler içinde erişilebilen sanal bahis ve kumar uygulamaları, gençler arasında giderek büyüyen bir bağımlılık sorununa dönüşüyor. Uzmanlar, ekonomik kaygılar ve kısa yoldan kazanç elde etme isteğinin gençleri bu platformlara yönlendirdiğini, başlangıçtaki küçük kazançların ise bağımlılık döngüsünü tetiklediğini belirtiyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Bağımlılık Akademisi ve İstanbul Kent Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 2. Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu’nda konuşan Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Kültegein Ögel, sanal kumarın Türkiye’de en hızlı yayılan bağımlılık türlerinden biri haline geldiğini söyledi. Kumarın artık fiziksel mekânlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Ögel, cep telefonları üzerinden günün her saatinde erişilebilen dijital platformların riski daha da artırdığını ifade etti. Ögel, “Sanal kumar yeni neslin karşı karşıya olduğu en önemli bağımlılık alanlarından biri haline geldi” dedi. Dijital bahis platformlarının kullanıcıyı sistemde tutmak için çeşitli yöntemler kullandığını belirten Ögel, renkli tasarımlar, anlık bildirimler ve hızlı geri dönüş mekanizmalarının özellikle başlangıçta güven oluşturduğunu, ancak kayıpların ardından “geri kazanma” düşüncesiyle kullanıcıların sistemde kalmaya devam ettiğini söyledi. Bağımlılığın yalnızca kumarla sınırlı olmadığını dile getiren Ögel, sosyal medya ve çevrimiçi platformların da benzer mekanizmalarla kullanıcıları ekranda tuttuğunu belirterek, dijital dünyanın yeni bağımlılık biçimleri ürettiğine dikkat çekti. Sempozyumda konuşan Klinik Psikolog Yusuf Babacan ise bağımlılığın bir irade sorunu değil, beyin hastalığı olduğunu vurguladı. Babacan, kumar ve benzeri bağımlılıkların beynin ödül ve kontrol merkezlerinde işlev bozukluğuna yol açtığını ifade etti. Özellikle gençler arasında online bahis sistemlerinin hızla yayıldığını belirten Babacan, kısa yoldan zengin olma hayalinin gençleri kumara yönlendirdiğini söyledi. Ailelere de uyarılarda bulunan Babacan, bağımlılık sürecinde borçların kapatılmasının davranışı durdurmak yerine pekiştirebildiğini belirterek, profesyonel destek çağrısında bulundu. Uzmanlar, sanal kumarın yalnızca ekonomik kayıplara değil; aile ilişkileri, eğitim hayatı ve ruh sağlığı üzerinde de ciddi ve kalıcı etkiler oluşturduğunu vurguluyor. Bağımlılığın, dijital çağın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri haline geldiği ifade ediliyor.

Keneye Karşı Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor Haber

Keneye Karşı Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene vakalarında artış yaşanırken, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı da yeniden gündeme geldi. Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirterek, hastalıktan korunmada kişisel önlemlerin büyük önem taşıdığını vurguladı. KKKA Nedir? Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi’nin kenelerin insanları ısırmasıyla bulaşan bir virüs tarafından oluşturulan ve ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve daha ciddi olgularda kanama gibi bulgu ve belirtiler oluşturarak ölümlere neden olabilen zoonotik, yani hayvanlardan insanlara bulaşan bir hastalık olduğunu söyledi. Hastalığın ilk olarak Kırım bölgesinde, sonraki yıllarda ise Kongo’da tespit edildiğini belirten Özsoy, 1969 yılında bu iki bölgede görülen virüslerin aynı olduğunun anlaşılması üzerine hastalığın “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” olarak isimlendirildiğini ifade etti. “Vakalar Bahar ve Yaz Aylarında Artıyor” KKKA vakalarının, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirten Özsoy, hastalığın Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat’ta tespit edildiğini söyledi. Hastalığın çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığını kaydeden Özsoy, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Tokat, Yozgat, Sivas, Amasya, Çorum, Çankırı, Bolu, Kastamonu ve Karabük’ün hastalığın yoğun görüldüğü iller arasında yer aldığını dile getirdi. “Bulaşma Yollarına Dikkat” Hastalığın ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaştığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığın bulaştırıcısı olan asıl kene türünün Hyalomma marginatum olduğunu söyledi. Özsoy, bunun yanı sıra hastalığın viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku ve vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabildiğine dikkat çekti. “Belirtiler ve Kuluçka Süreci” Kuluçka döneminin genellikle 1 ila 3 gün arasında değiştiğini, en fazla ise 9 güne kadar uzayabildiğini belirten Özsoy, enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında bu sürenin 5 ila 6 gün, en fazla ise 13 gün olabileceğini ifade etti. “Hastalığın Özel Bir Tedavisi Bulunmuyor” KKKA’nın özel bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Özsoy, tedavinin esasını destek tedavisinin oluşturduğunu söyledi. Günümüzde hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmadığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. “Her Yıl Nisan-Ekim Arasında Görülüyor” Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmaların Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü ifade eden Özsoy, kişisel korunma önlemlerinin alınmasının hastalığın kontrolünde ön planda olduğunu söyledi. Türkiye’de KKKA’nın her yıl nisan-ekim ayları arasında görüldüğünü, haziran ve temmuz aylarında ise vaka sayılarının zirveye ulaştığını belirten Özsoy, hastalığın yaklaşık yüzde 4-5 oranında ölümcül seyredebildiğini dile getirdi. Özsoy, 2002-2024 yılları arasında Türkiye’de 17 bin 132 vaka görüldüğünü ve 819 ölüm kaydedildiğini belirterek, en yüksek vaka sayısının 2009 yılında 1.318 vaka olarak gerçekleştiğini, 2017 yılında ise 343 vakanın tespit edildiğini söyledi. Hastalığın halen ülkemiz açısından önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti. “Risk Altındaki Meslek Grupları” Hastalığın özellikle endemik bölgelerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, enfekte hastalarla temas eden sağlık personeli, laboratuvar çalışanları, hasta yakınları, askerler ve kamp yapan kişiler açısından risk oluşturduğunu belirten Özsoy, bu grupların daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. “Basit Tedbirlerle Korunmak Mümkün” Kene yönünden riskli alanlara gidilirken vücudu örten kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Özsoy, pantolon paçalarının çorap içine sokulmasının ve açık renkli kıyafetlerin kullanılmasının kenelerin fark edilmesini kolaylaştırdığını ifade etti. Riskli alanlardan dönüldüğünde vücudun dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Özsoy, kene tutunması halinde çıplak elle temas edilmeden uygun bir malzeme yardımıyla çıkarılması gerektiğini söyledi. Kenenin erken çıkarılmasının hastalığın bulaşma riskini azalttığını belirten Özsoy, kişinin keneyi çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Hayvanların sağlıklı görünse bile hastalığı taşıyabileceğine dikkat çeken Özsoy, hayvanların kanı, vücut sıvıları ve dokularına çıplak elle temas edilmemesi gerektiğini söyledi. “Kene Çıplak Elle Ezilmemeli” Kenelerin uçan ya da zıplayan canlılar olmadığını, yerden yürüyerek insan vücuduna tırmandığını belirten Özsoy, vücuda tutunan veya hayvanlar üzerinde bulunan kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerektiğini vurguladı. Kenelerin üzerine sigara basılması ya da kolonya ve gaz yağı gibi maddeler dökülmesinin yanlış bir uygulama olduğunu ifade eden Özsoy, bunun kenenin kasılmasına neden olarak virüsü kişiye bulaştırma riskini artırabileceğini söyledi. “Temas Sonrası Takip Önemli” Kene tutunan kişilerin 10 gün boyunca halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini izlemeleri gerektiğini belirten Özsoy, bu belirtilerden herhangi birinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti. Maruz kalan kişilerin günlük vücut ısısı ölçümü ve haftalık tam kan sayımı da dahil olmak üzere iki haftalık bir izlem sürecinden geçirilmesi gerektiğini kaydeden Özsoy, karantina uygulanmasına gerek olmadığını söyledi. İzlem döneminde ateşli bir hastalık gelişmesi durumunda tanısal testlerin yapılması gerektiğini belirten Özsoy, Ribavirinin koruyucu amaçla kullanımının rolünün ise halen netlik kazanmadığını ve daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. “Çevre Temizliğinde Çamaşır Suyu Etkili” Çevre temizliği konusunda da bilgi veren Özsoy, sodyum hipokloritin, yani çamaşır suyunun virüse karşı oldukça etkili olduğunu söyledi. Kan ve vücut sıvılarıyla kirlenmiş yüzeylerde 1’e 10’luk solüsyonların kullanıldığını belirten Özsoy, organik materyaller uzaklaştırıldıktan sonra uygulanmasının etkinliği artırdığını ifade etti. Hazırlanan solüsyonların 24 saat sonra etkinliğinin azaldığını kaydeden Özsoy, bu nedenle günlük hazırlanması gerektiğini ve hazırlanan ortamın iyi havalandırılmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Tütün endüstrisinin evrimi ve tehlikeleri masaya yatırıldı Haber

Tütün endüstrisinin evrimi ve tehlikeleri masaya yatırıldı

Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezi (ULUBAMER) tarafından düzenlenen "Bağımlılığın Yeni Yüzü: Tütün Endüstrisinin Evrimi" başlıklı 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü Sempozyumu, Prof. Dr. M. Mete Cengiz Kültür Merkezinde gerçekleştirildi. Sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştiren BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, üniversite olarak bağımlılığın her türüyle mücadele etmeyi kurumsal bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade etti. Tütün endüstrisinin dijitalleşen dünya ve değişen tüketim alışkanlıklarına hızla adapte olduğuna dikkat çeken Rektör Yılmaz, genç nesilleri bu yeni nesil tehditlerden korumak adına bilimsel etkinliklerin ve akademik farkındalık çalışmalarının hayati bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak ULUBAMER’e ve katkı sunan tüm bilim insanlarına teşekkürlerini iletti. BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun ise tütün ve halk sağlığı ilişkisine tıbbi bir perspektiften yaklaştı. Tütün endüstrisinin son yıllarda "zarar azaltma" veya "tıbbi gerekçeler" gibi paravan söylemlerle yeni bir meşruiyet alanı oluşturmaya çalıştığını belirten Dekan Coşkun, klinik verilerin ve akademik çalışmaların bu manipülasyonları açıkça gözler önüne serdiğini ifade etti. Tıp Fakültesi olarak toplum sağlığını tehdit eden bu sinsi dönüşüme karşı her zaman bilimin safında yer alacaklarını ve farkındalık faaliyetlerini büyüterek sürdüreceklerini kaydetti. Sempozyumun ilk sunumunu gerçekleştiren Prof. Dr. M. Atilla Uysal, "Tütün Kullanımı: Küresel ve Ulusal Gerçekler - Yeni Bir Epideminin Eşiğinde" başlıklı konuşmasında dünyada ve Türkiye’deki güncel verileri paylaştı. Tütün tüketiminin ulaştığı boyutların alarm verdiğini belirten Uysal, geleneksel tüketim alışkanlıklarının ötesine geçen bu durumun halk sağlığı üzerinde kitlesel bir salgına (epidemiye) dönüştüğünü vurguladı. Ulusal stratejilerin acilen güncellenmesi gerektiğine işaret eden Uysal, tütünle mücadelenin sadece bireysel bir tercih değil, topyekün bir halk sağlığı savunması olduğunu ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Sinem Can Oksay, "Yeni Nesil Nikotin Ürünleri: Zarar Azaltımı mı, Bağımlılığı Yeniden Paketleme mi?" sorusu üzerinden endüstrinin pazarlama illüzyonlarını deşifre etti. Elektronik sigaralar ve ısıtılmış tütün ürünlerinin "daha az zararlı" iddiasıyla piyasaya sürülmesinin tamamen bir yanıltmaca olduğunu aktaran Oksay, endüstrinin asıl amacının bağımlılığı modern ambalajlarla genç kuşaklara yeniden satmak olduğunu dile getirdi. Sunumunda, bu ürünlerin içerdiği kimyasal risklerin klinik boyutlarına dikkat çeken Oksay, yeni nesil ürünlerin bağımlılık döngüsünü kırmak bir yana, onu daha da derinleştirdiğini kaydetti. Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı, "Tütün Endüstrisi Bir Farmasötik Endüstri Gibi mi Çalışıyor? ’Bağımlılık Tasarımı’" başlıklı konuşmasında, küresel tütün şirketlerinin geçirdiği yapısal dönüşümü gözler önüne serdi. Sektörün artık geleneksel bir üretici mantığından sıyrılarak adeta birer ilaç (farmasötik) firması gibi laboratuvar odaklı çalıştığını belirten Dilektaşlı; bu şirketlerin aerosol bilimini ve soluma tekniklerini en ince detayına kadar incelediğini ifade etti. Beyindeki ödül mekanizmasını en agresif şekilde tetikleyecek, nano emisyon ve yüksek potentli buharlaştırma teknolojileriyle milimetrik "bağımlılık tasarımları" yapıldığına dikkat çeken Dilektaşlı, endüstrinin devasa Ar-Ge bütçelerini bağımlılığı kalıcı kılmak için tehlikeli birer mühendislik silahı olarak kullandığını vurguladı. Etkinliğin son konuşmacısı olan Doç. Dr. Osman Elbek ise "Kenevir ve Tütün Endüstrisi: Yakın Gelecek Nasıl Dizayn Ediliyor?" başlıklı sunumunda, tütün devleri ile kenevir sektörünün küresel ölçekte yürüttüğü ortaklığı çarpıcı verilerle aktardı. Bu gizli planlamanın temellerinin aslında 1970’lere kadar uzandığını belirten Elbek; küresel tütün şirketlerinin, sigara tüketimindeki düşüşü ikame etmek adına kenevir ve esrar türevlerini "sağlıklı yaşam" ya da "tıbbi kenevir" maskesi altında küresel pazara entegre etmeye çalıştığını söyledi. Sektörün aerosol bilimi, inhalasyon teknolojileri ve sözleşmeli tarım altyapısı gibi mevcut lojistik güçlerini hızla bu yeni alana kaydırdığını dile getiren Elbek, özellikle aromalandırılmış ürünlerle gençlerin hedef alındığını ve toplumsal sağlığın büyük bir ekonomik pazar projeksiyonuna kurban edilmek istendiğini vurguladı. Sempozyum, tütün endüstrisinin yeni nesil stratejilerine dair merak edilen konuların netleştirildiği soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

Sigara bırakmada yüzde 112 artış Haber

Sigara bırakmada yüzde 112 artış

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda vatandaşları sigarayı bırakmaya davet ederek, “Bugün bir karar, yarın bir ömürlük hayat. Tütünsüz bir yaşam mümkün” çağrısında bulundu. Paylaşımda, sigarayı bırakmak için atılan her adımın daha sağlıklı bir geleceğin başlangıcı olduğuna vurgu yapılırken, Türkiye genelinde yürütülen sigara bırakma hizmetlerine ilişkin dikkat çekici veriler de kamuoyuyla paylaşıldı. Buna göre, ülke genelindeki bin 501 sigara bırakma polikliniğinde bugüne kadar toplam 4 milyon 65 bin 970 muayene gerçekleştirildi. Vatandaşlara 7 gün 24 saat hizmet veren Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı'nda ise bugüne kadar 6 milyon 79 bin 160 çağrı yanıtlandı. Alo 171 hattı aracılığıyla 2025 yılında 420 bin 651 vatandaşa destek ve rehberlik hizmeti sunulurken, 2026 yılının ilk dört ayında bu sayı 143 bin 534 olarak kaydedildi. TÜTÜNLE MÜCADELEDE SAHADA YOĞUN ÇALIŞMA Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, tütünle mücadele kapsamında sahada yürütülen faaliyetlere de dikkat çekti. Paylaşılan infografikte, Tütünle Mücadele Timleri ve mobil poliklinikler aracılığıyla bugüne kadar 832 bin 873 vatandaşa hizmet verildiği belirtildi. Ayrıca 2026 yılında sigara bırakma polikliniklerine başvuran hasta sayısında bir önceki döneme göre yüzde 112 artış yaşandığı, yılın ilk dört ayında ise başvurularda yüzde 53,7 oranında yükseliş kaydedildiği ifade edildi. Yetkililer, sigaradan uzak ve sağlıklı bir yaşam hedefleyen vatandaşların Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı'nı arayarak veya kendilerine en yakın Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvurarak ücretsiz destek alabileceklerini hatırlattı.

Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi’nde yeni dönem Haber

Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi’nde yeni dönem

Yeni dönemde dernek; Alzheimer hastalığına yönelik toplumsal farkındalığı artırmak, hasta yakınlarına destek olmak, koruyucu bilinçlendirme çalışmaları yürütmek ve Bursa’ya yeni bir Alzheimer Yaşam Evi kazandırmak amacıyla kapsamlı projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyor. Bursa Özlüce’de, Nilüfer Belediyesi katkılarıyla hizmet veren ve önemli bir sosyal sorumluluk modeli haline gelen Ercan Dikencik Alzheimer Evi, benzeri yeni bir merkezin daha Bursa’ya kazandırılması hedefleniyor. Yeni projede iş insanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin desteğiyle Alzheimer hastalarının güvenli, sosyal ve destekleyici bir yaşam alanına kavuşması amaçlanıyor. Dernek yetkilileri, Alzheimer’ın yalnızca hastaları değil, tüm aileyi ve toplumu etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekerek; erken farkındalık, doğru bakım süreçleri ve toplumsal dayanışmanın büyük önem taşıdığını vurguladı. Yeni dönemde planlanan çalışmalar arasında: Alzheimer konusunda toplum farkındalığını artıracak seminerler, Hasta yakınlarına yönelik eğitim ve psikolojik destek programları, Gençleri ve gönüllüleri sürece dahil edecek sosyal sorumluluk projeleri, Belediyeler ve sağlık kuruluşlarıyla ortak çalışmalar, Hafıza sağlığı ve erken teşhis konusunda bilinçlendirme kampanyaları, Sosyal etkinlikler, sanat ve müzik terapisi uygulamaları, Yeni Alzheimer Yaşam Evi projesi için iş birliği ve kaynak oluşturma çalışmaları yer alıyor. Yeni Yönetim Kurulu Hacı Mustafa Bakar - Prof. Dr., Nöroloji Uzmanı Demet Yıldız - Doç. Dr., Nöroloji Uzmanı Nuran Özsöz - İletişim Uzmanı / Psikolojik Danışman Muzaffer Baran - Avukat Birgül Işık Şahin – Nilüfer Bld.Yaşlı Hiz. Srm. Gürkan Kaya - Diş Hekimi Emre Yalçıntaş - Doktor Emrah Aslan – Nilüfer Bld.Sosyal Hiz. Müdürü Yedek Yönetim Kurulu Güzin Asrak Ümit Sönmez – Doktor / Nöroloji Uzmanı Nilüfer Pekel - Doç. Dr., Nöroloji Uzmanı Betül Erdoğan - Psikolog Yaşar Kızılırmak - Doktor Yeni yönetim, Alzheimer hastalarının ve ailelerinin yaşam kalitesini artıracak çalışmalar için Bursa’daki tüm kurum ve kuruluşlarla iş birliğine açık olduklarını belirterek topluma şu çağrıda bulundu: “Alzheimer yalnızca bir hastalık değil; dayanışma, bilinç ve insanlık sınavıdır. Hep birlikte daha güçlü bir farkındalık oluşturabilir, hastalarımızın ve ailelerinin hayatına umut olabiliriz.” Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi’nin önümüzdeki süreçte hayata geçireceği projelerin kamuoyuyla paylaşılmaya devam edeceği bildirildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.