Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Güçlendirme

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Güçlendirme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güçlendirme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sadabad Sarayı’nda tarihi miras geleceğe taşınıyor Haber

Sadabad Sarayı’nda tarihi miras geleceğe taşınıyor

Kağıthane Belediyesi, ilçenin tarihi ve kültürel mirasını gelecek nesillere aktarmak amacıyla başlattığı çalışmalara bir yenisini daha ekledi. "Tarihi ve Kültürel Mirasımızı İhya Projesi" kapsamında ele alınan Sadabad Sarayı’nda, tarihî bahçe duvarları ile 6 anıtsal kapının restorasyonunda son aşamaya gelindi. Çalışmaların tamamlanmasıyla Sadabad Sarayı, yenilenen yüzüyle Kağıthane’nin tarih ve kültür hayatına yeniden kazandırılacak. Osmanlı döneminde Kağıthane’nin önemli yapıları arasında yer alan Sadabad Sarayı’nın tarihi geçmişi 1722 yılına uzanıyor. İlk Sadabad Sarayı, Sultan 3. Ahmed döneminde 1722 yılında inşa edildi. Günümüze ulaşan kasır ve bahçe duvarları ise Sultan Abdülaziz döneminde 1862-1863 yıllarında yaptırıldı. Tarihî yapının günümüze ulaşan bölümleri, gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarıyla özgün mimari özellikleri korunarak yeniden ayağa kaldırılıyor. Restorasyon kapsamında yaklaşık 160 metre uzunluğundaki tarihî bahçe duvarları ile 6 anıtsal kapı ele alındı. Zaman içerisinde yıpranan bölümlerde onarım ve güçlendirme çalışmaları yapılırken, tarihi dokuya uygun olmayan sonradan eklenmiş müdahaleler kaldırıldı. Böylece yapının özgün mimari karakterinin yeniden ortaya çıkarılması sağlandı. Selamlık Avlu Giriş Kapısı, Harem Kapısı, Servis Kapısı, Odunluk Kapısı, Çamaşırhane Giriş Kapısı ve dereye açılan tarihi kapının restorasyonunda büyük ölçüde sona gelindi. Anıtsal kapıların yanı sıra mermer kaplamalar ve sütunlar da bakım ve onarımdan geçirildi. Tarihi belgeler esas alınarak kaybolan ahşap kapılar yeniden imal edilirken, mermer süslemeli tuğra da özgün tasarımına uygun şekilde yeniden oluşturuldu. Restorasyon kapsamında yapının taşıyıcı sistemlerine yönelik güçlendirme çalışmaları da gerçekleştirildi. Uygulamalarda tarihi yapının özgünlüğünün korunması, mevcut mimari unsurların gelecek nesillere aktarılması ve Sadabad Sarayı’nın uzun yıllar boyunca ayakta kalması esas alındı. Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, Sadabad Sarayı’nın ilçenin tarihi mirası açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, "Tarihi ve Kültürel Mirasımızı İhya Projemiz kapsamında bizlere miras kalan tarihi eserlerimizi yeniden gün yüzüne çıkarıyoruz. Sadabad Sarayı’nda yaklaşık 160 metre uzunluğundaki duvar ve 6 anıtsal kapının restorasyonunda büyük bir aşama kaydettik. Sultan 3. Ahmed döneminde 1722 yılında inşa edilen ilk Sadabad Sarayı’ndan, Sultan Abdülaziz döneminde 1862-1863 yıllarında yaptırılan kasır ve duvarlara uzanan önemli bir tarihi mirası geleceğe taşıyoruz. Çalışmalarımızı tarihi dokuyu koruyacak şekilde tamamlayarak Sadabad Sarayı’nı çok yakın zamanda yenilenen haliyle Kâğıthane’mizin hizmetine sunacağız" dedi.

Manisa’da korkutan apartman Haber

Manisa’da korkutan apartman

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde zemin oturması nedeniyle kolon ve duvarlarında tehlikeli yarıklar oluşan Emirali Apartmanı, hem bina sakinleri hem de çevredekiler için büyük risk oluşturuyor. Hukuki mücadelesini sürdüren ve korkudan geceleri gözüne uyku girmediğini söyleyen bina sakini Halit Erbulut, facia yaşanmadan yetkililerin acil olarak binada inceleme yapmasını ve karar vermesini istiyor. Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Sefa Mahallesi Subaşı Sokak No: 1 adresinde bulunan Emirali Apartmanı’nın yapımına 2010 yılında bir müteahhit tarafından başlandı. İddiaya göre müteahhidin inşaatı yarım bırakması üzerine, temeli atılmış ve kolonları dikilen inşaat projesini binada hak sahibi olan Turgutlulu esnaf Halit Erbulut devralarak 2011 yılında binayı tamamladı. Ancak aradan geçen yıllar içerisinde zemin oturmasına bağlı olarak binada ufak çaplı çatlamalar başladı. Zamanla bu çatlaklar büyüyerek yapının taşıyıcı sistemlerini de tehdit eden tehlikeli yarıklara dönüştü. Kendi oturduğu ve dairelerinin bulunduğu binadaki durumu fark eden Halit Erbulut, özel mühendisler getirterek binada inceleme yaptırdı. Yapılan incelemelerde binanın statiğinin tamamen bozulduğu ve yaşanabilecek en ufak bir depremde veya farklı bir sarsıntıda yıkılabileceği tespiti yapıldı. Bunun üzerine Erbulut, inşaata ilk başlayan müteahhite karşı hukuk mücadelesi başlattı. Turgutlu mahkemelerinde görülen davayı kaybeden Erbulut, yılmayarak dosyayı istinafa taşıdı. "Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım" Binada yapılacak işlemler için bir sonuç alamadığını belirten Erbulut, "Bu binada yaşıyorum. Binamda zeminden kaynaklı oturmalar oldu. Gerekli mercilere başvurdum ancak hiçbir sonuç alamadım. Ancak çarem kalmadı ve bu binada yaşıyorum. 2011 yılında projesi hazır temeli atılmış ve kolonları dikilmiş bir inşaat durumundan ben devraldım. Binada 8 yıl kadar oturduktan sonra çatlaklar oluşmaya başladı. Biz bunu oturmaya bağlı olduğunu düşündük ancak devam edince tadilat yaptırdık. Ancak tadilat sonrasında da çatlaklar devam etmeye başladı" dedi. "Apartmandaki herkes korkup kaçtı" Apartman sakinlerinin binayı terk ettiğini kendisinin de binadan taşınacağını ama binanın çevreye de tehdit oluşturduğunu belirten Erbulut, "Apartmandaki herkes korkup kaçtı. Ben de çıkmayı düşünüyorum. Ancak benim bu apartmandan çıkmam bir şeyi değiştirmiyor. Depremde ve ya bir yıkılma durumunda çevreden geçenlere zarar vereceğini düşünüyorum. Yetkililerin gelip bu konuyla ilgili ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaları gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Benim de üzerime düşen ne varsa ben de yapayım" Binada yapılacak işlemler için adli süreç başlattığını ancak bir sonuç alamadığını ifade eden Erbulut, "Adli süreçte bir hakime düştük. Hiçbir çalışma yapılmadı. Sonra başka bir hakim devraldı davayı ancak bir kere keşfe geldi. Sonrasında da dosyayı reddederek kapattı. İstinaf yolu açıktı ancak 2-3 yıl sürebileceğini öğrendim. Ancak bu süreçte acil bir şekilde binayla ilgilenilmesi gerekiyor. Binayla ilgili güçlendirmeyse güçlendirme, yıkılması gerekiyorsa yıkılması kararı alınsın. Benim de üzerime düşen ne varsa ben de yapayım" dedi.

Ayasofya restorasyonunda yeni bir aşamaya geçildi: "Doğu yarım kubbenin restorasyonuna başlayacağız" Haber

Ayasofya restorasyonunda yeni bir aşamaya geçildi: "Doğu yarım kubbenin restorasyonuna başlayacağız"

Ayasofya Bilim Heyeti üyesi Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde yürütülen Cumhuriyet tarihinin en büyük ve en kapsamlı restorasyon projesinde yeni bir aşamaya geçildiğini belirterek, "Ana kubbe restorasyonunun devamında, doğu yarım kubbenin restorasyonuna başlayacağız. Bu onarım kapsamındaki en büyük şansımız, yapının bütün sorunlarını gözeterek ve onların bütüncül bir şekilde gerektirdiği çözümleri üreterek; yapıyı hem yapısal anlamda, hem de özgün bezemesini ihya etmek anlamında bütüncül bir çalışma olması. Ve umarım çok uzun vadeyi içermeyecek çalışma. Önümüzdeki yılda pek çok aşamasını tamamlamış olmayı hedefliyoruz" dedi. Dünya kültür mirasının en nadide eserlerinden Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin korunması ve gelecek nesillere güvenle aktarılması amacıyla yürütülen restorasyon, konservasyon ve güçlendirme çalışmaları titizlikle sürdürülüyor. Doğu Kubbesinde restorasyon çalışmaları başlıyor Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Bilim Heyeti ile Koruma Kurulunun karar ve denetimleri doğrultusunda yürütülen Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyon projesinde ana kubbedeki uygulamalar devam ederken doğu yarım kubbede de yeni bir çalışma süreci başlatılıyor. Ana kubbe için kurulan çelik platform üzerinde mozaik konservasyonu sürdürülüyor. Kurulan çalışma iskelesinde toz temizliği ve mozaik yüzeylerini korumaya yönelik "facing" olarak adlandırılan mozaik yüzeylerinin geçici olarak bezle desteklenmesi uygulamaları gerçekleştiriliyor. Doğu yarım kubbede güçlendirme ihtiyacı tespit edildi Uzmanlar tarafından gerçekleştirilen modelleme ve statik analizlerde doğu yarım kubbenin güçlendirilmesi gerektiği belirlendi. Yapısal güçlendirme uygulamalarıyla birlikte yarım kubbenin iç yüzeyindeki mozaik ve kalem işi bezemelerde konservasyon çalışmaları yürütülecek. Doğu yönündeki mihrap duvarında bulunan mermer yüzeylerde de temizlik, konservasyon ve onarım uygulamaları gerçekleştirilecek. Çalışmaların güvenli ve kontrollü biçimde yürütülebilmesi amacıyla doğu yarım kubbenin iç yüzeyine erişim sağlayacak çelik çalışma platformunun kurulumuna başlanacak. Ayasofya Bilim Heyeti üyesi Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, çalışmada ibadetin ve ziyaretin aksamayacağını söyleyerek, "Şu an Ayasofya restorasyonunun en önemli aşamasına geçmiş bulunmaktayız. Görmüş olduğunuz ana kubbe restorasyonunun devamında, doğu yarım kubbenin restorasyonuna başlayacağız. Doğu yarım kubbesi, yapının en fazla zaafiyet gösteren kubbesi ve muhtemel deprem senaryolarında çöküntünün ilk başlayacağı yer olarak öngörülüyor. Ve biz de öncelikli olarak o doğu yarım kubbeden başlayacağımız bir restorasyon için, iç mekanda yine ibadete ve ziyarete mani olmayacak şekilde bir düzenleme yaparak iç mekanda bir iskele kurulumu yapacağız. Yeni kuracak olan iskele şimdiki kadar devasa bir iskele olmayacak. Yine ibadet devam edecek" dedi. "Ana kubbenin dış kısmı tamamen kaplanmış durumda" Ana kubbenin dış kısmının tamamen kaplandığı söyleyen Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, "Görüldüğü üzere ana kubbenin dış kısmı tamamen kaplanmış durumda. Biz bu süreci o doğu yarım kubbede de devam ettirerek kubbe örtüsünü kaldırıp, doğu yarım kubbenin, yani en zayıf noktası olan doğu yarım kubbenin gerektirdiği müdahaleleri gözlemleyeceğiz. Ve doğu yarım kubbeyle ana yarım kubbesinin ilişkini güçlendireceğiz. Bu mevcut haliyle kalemişi bezemeleri ile yaklaşık 180 yıl öncesine dayanıyor. Öncesi daha farklı bir görünüme sahiptir. Kamuoyunda da sık sık gündeme geliyor, kubbeden düşen sıva parçalarının, ziyaretçiler için risk oluşturulması. Bu aciliyet gerektiren bir konu. O yüzden ana kubbeyle beraber doğu yarım kubbesinin de güçlendirilmesi gündeme geldi" şeklinde konuştu. "O yüzden restorasyonun en önemli aşaması olduğunu söylemek isterim" Konuşmasına devam eden Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, "O yüzden restorasyonun en önemli aşaması olduğunu söylemek isterim. Nitekim ana kubbe 4 tane büyük kemer taşıyor. Ve bu kemerlerden en narin olanı bu görmüş olduğunuz doğu yarım kubbeyle ana kubbeyi birbirine bağlayan kemer. Dolayısıyla önceliği buraya vermemiz gerekiyordu. Ondan ötürü de hem kubbeyi iç mekandan kuşatacak şekilde hem de ana kubbeyle beraber ele alınacak dış örtüsüyle beraber, yukarıdan ve içeriden restorasyon süreci devam edecek" cümlelerini kullandı. "Cumhuriyet döneminde hiçbir zaman yapı bu kadar bütünlük bir şekilde içten ve dıştan ele alınmamıştı" Konuşmasına devam eden Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, "Görmüş olduğunuz gibi hem doğu hem de batı yarım kubbenin görünüm itibariyle zaten restorasyona muhtaç olduğu çok açık. Burada kemerlerde uzaktan görülebilen özgün mozaik bezemeler mevcut. Ve onunla beraber 180 yıl boyunca artık varlığını sürdürmekte zorlanmış olan kalemişlerinin de döküldüğünü görüyorsunuz. Biz Ayasofya’nın layık olduğu özgün görüntüsüne ulaştırmak için hem yapısal anlamda, hem de bezeme konservasyon anlamında tüm müdahaleleri yapacağız. Daha önce hiç bu kadar kapsamlı bir çalışma olmamıştı. Cumhuriyet döneminde hiçbir zaman yapı bu kadar bütünlük bir şekilde içten ve dıştan ele alınmamıştı. Önceki onarımlar tamamen bölgesel müdahalelere yönelikti. Bu onarım kapsamındaki en büyük şansımız, yapının bütün sorunlarını gözeterek ve onların bütüncül bir şekilde gerektirdiği çözümleri üreterek yapıyı hem yapısal anlamda, hem de özgün bezemesini ihya etmek anlamında bütüncül bir çalışma olacak. Ve umarım çok uzun vadeyi içermeyecek çalışma önümüzdeki yılda pek çok aşamasını tamamlamış olmayı hedefliyoruz. Ziyaretçilerimizden buraya ibadet için gelenlerden biraz daha sabır istiyoruz" dedi.

Uzmanlardan önemli çağrı: "Bursa'nın yapı stoğu acilen ortaya çıkarılmalı" Haber

Uzmanlardan önemli çağrı: "Bursa'nın yapı stoğu acilen ortaya çıkarılmalı"

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 27'nci yıl dönümünde Bursa'nın deprem riskine dikkat çekti. İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, "Deprem olduktan sonra müdahale eden değil, deprem olmadan önce riskleri ortadan kaldıran bir kent yönetimi anlayışına geçmek zorundayız. Bunun ilk adımı Bursa'nın bütüncül yapı stoğu envanterinin çıkarılmasıdır" dedi. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçti. Türkiye, bu süre içerisinde 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri başta olmak üzere çok sayıda yıkıcı deprem yaşarken, son yıllarda Marmara Denizi ve Batı Anadolu'da meydana gelen depremler de deprem gerçeğinin gündemde tutulması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi, 17 Ağustos Marmara Depremi'nin 27'nci yıl dönümünde yaptığı açıklamayla Bursa'nın deprem riskinin azaltılması için yapı stoğunun bilimsel verilerle ortaya çıkarılması, kentsel dönüşümün bütüncül bir planlama anlayışıyla yürütülmesi, yapı denetiminin güçlendirilmesi ve mühendislik hizmetlerinin yetkinlik esasına göre düzenlenmesi çağrısında bulundu. İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, 17 Ağustos'un yalnızca bir anma günü değil, deprem hazırlığı konusunda verilen sözlerin ve alınan kararların sorgulanması gereken bir tarih olduğunu belirterek, "27 yıl önce yaşanan felaketin ardından deprem gerçeğini çok daha iyi tanıyoruz. Bugün artık sorunumuz bilgi eksikliği değil, bildiklerimizi yeterince hızlı ve kararlı biçimde uygulamaya geçirememektir" dedi. "Deprem riski bir gündem değil, sürekli yönetilmesi gereken bir gerçektir" 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, Türkiye'nin afet yönetimi anlayışında önemli bir kırılma noktası olduğunu vurgulayan Başkan Erdem, "AFAD'da 17 Ağustos'u Türkiye'de afet yönetimi ve koordinasyonu açısından bir dönüm noktası olarak tanımlıyor. 17 Ağustos'tan sonraki düzenlemelerle aslında yeni yapıların dayanımları oldukça artırıldı, asıl sorun ise yapı stoğu olarak karşımızda duruyor. Aradan geçen 27 yılda mevzuattan yapı denetimine, afet yönetiminden kentsel dönüşüme kadar çok sayıda düzenleme hayata geçirildi. Ancak 6 Şubat 2023 depremleri, yapı güvenliği ve kentlerin dirençliliği konusunda daha yapılması gereken çok şey olduğunu acı biçimde gösterdi. Son olarak 10 Ağustos 2025'te Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde meydana gelen 6,1 büyüklüğündeki deprem de mevcut yapı stokunun önemini yeniden gündeme taşıdı. AFAD'ın yayımladığı rapora göre deprem sonrasında 729 binada 1.036 bağımsız birim ağır hasarlı veya yıkık olarak sınıflandırıldı. Raporda yapıların hasar görmesinde düz donatı kullanımı, yetersiz etriye, donatı ankrajındaki eksiklikler, zayıf kolon-kiriş birleşimleri ve donatı korozyonu gibi yapısal sorunların yanı sıra eski ve bakımsız yapıların da etkili olduğu belirtildi. Orta büyüklükteki depremler bile yapı kalitesinin ve mevcut yapı stokunun ne kadar kritik olduğunu bize gösteriyor. Depremi engelleyemeyiz ancak depremin afete dönüşmesini engelleyebiliriz. Bunun yolu sağlam, bilimsel verilere dayalı ve düzenli olarak denetlenen yapılardan geçiyor. Aslolan doğru planlama, doğru proje, doğru uygulama, doğru denetim ve periyodik yapı kontrolüdür" diye konuştu. "Bursa'nın yapı stoğunu bilmeden kentsel dönüşümü yönetemeyiz" Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erdem, Bursa'nın büyüyen nüfusu ve devam eden göç hareketliliğinin, yapı güvenliğini kent açısından daha da kritik hale taşıdığına dikkat çekerek şöyle devam etti: "TÜİK verilerine göre Bursa'nın nüfusu 2025 yılında 3 milyon 263 bin 11 kişiye ulaştı. Bursa, Türkiye'nin İstanbul, Ankara ve İzmir'in ardından en fazla nüfusa sahip dördüncü ili konumunu korudu. 2025 yılı iç göç verileri de Bursa'nın nüfus hareketliliğinin sürdüğünü gösteriyor. Bursa aynı yıl 75 bin 595 kişi göç alırken 64 bin 880 kişi göç verdi ve net göçü 10 bin 715 kişi oldu. Bursa, aldığı göç miktarı bakımından Türkiye'de altıncı sırada yer aldı. Nüfus ve yapılaşma baskısının sürdüğü Bursa'da deprem riskinin yönetilmesi için mevcut yapı stokunun tamamının bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gerekiyor. Bursa bugün 3,2 milyonun üzerinde nüfusu olan, sanayisi, ticareti ve üretim kapasitesiyle Türkiye'nin en önemli kentlerinden biri. Bu büyüklükteki bir kentte deprem riskini tahminlerle yönetmek mümkün değildir. Hangi binanın hangi yaşta olduğu, hangi yapı sistemine sahip olduğu, zemin şartları, taşıyıcı sistem özellikleri, geçmişte müdahale görüp görmediği ve deprem karşısındaki performansı somut verilerle ortaya konulmalıdır." "Yapı stoğu envanterinden kentsel dönüşüm stratejisine geçilmeli" Erdem, İMO Bursa Şube'nin Bursa'da öncelikli olarak tüm kenti kapsayan bir yapı stoğu envanteri oluşturulması gerektiğini vurguladığını belirterek, "Bütüncül Kentsel Dönüşüm Planlaması sürdürülürken ilk öncelik göçme riski taşıyan binalara verilmelidir. "Saha çalışmaları ile inşaat mühendislerinin yetkinliğinde, bina bina şehrimizin depreme karşı nasıl bir dirençte olduğu ortaya koyulmalı, göçme riski taşıyan binalar bir an önce belirlenerek vatandaş inisiyatifine bırakılmadan devlet desteğini alarak, gerekiyorsa güçlendirme, gerekiyorsa yerinde dönüşüm yöntemleri ile depreme karşı bir an önce dirençli hale dönüştürülmelidir" dedi. Bu envanterin yalnızca bina yaşına göre değil; yapı sistemi, zemin şartları, taşıyıcı sistem özellikleri, yapı denetim geçmişi, kullanım amacı ve mevcut fiziksel durum gibi kriterler dikkate alınarak riskli yapı tespit yönetmeliği ekinde tarif edilen esaslara göre hazırlanması gerektiğine dikkat çeken Erdem, elde edilecek verilerin Bursa'nın kentsel dönüşüm stratejisinin temelini oluşturması gerektiğini ifade etti. Erdem, "Önce riskli alanları ve riskli yapı stokunu bilimsel verilerle ortaya koymalıyız. Daha sonra bütün Bursa için ortak kriterleri içeren bir Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi hazırlanmalı. Kentsel dönüşüm parsel bazında rant üretme anlayışıyla değil, mahalle ölçeğinde, sosyal ve teknik altyapıyı da kapsayan bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır" diye kaydetti. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin devam eden Bursa'nın Dijital Deprem Risk Haritalanması projesinin de yapıların dayanıklılık analizlerinin yapılması, yapı stok analizleriyle envanter oluşturulması ve deprem risk haritalarının hazırlanmasını hedeflediğine dikkat çeken Erdem, "Bu tür çalışmalar önemli olmakla birlikte kent genelinde ortak bir veri altyapısı oluşturulması ve elde edilen verilerin kentsel dönüşüm kararlarının temelini oluşturması gerekiyor" dedi. "Kentsel dönüşüm parsel bazlı değil, mahalle bazlı olmalı" İMO Bursa Şubesi'nin kentsel dönüşümün yalnızca binaların yenilenmesi olarak görülmemesi gerektiğine yıllardır dikkat çektiğini vurgulayan Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erdem, "Depreme dirençli kent, yalnızca dirençli binalardan oluşmaz. Ulaşım aksları, açık alanlar, toplanma alanları, altyapı, itfaiye ve sağlık hizmetleri, enerji ve iletişim altyapısı da afet sonrasında çalışabilir durumda olmalıdır. Bu nedenle kentsel dönüşüm mahalle ölçeğinde ve bütüncül bir planlama anlayışıyla gerçekleştirilmelidir" ifadelerini kullandı. Kentsel dönüşüm süreçlerinin kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ve vatandaşların katılımıyla şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini belirten Erdem, dönüşümün yalnızca ekonomik değer artışı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. "Binalar 5 yılda bir muayene edilmeli" Başkan Erdem, İMO Bursa Şubesi'nin önerileri arasında mevcut yapıların kullanım sürecinde düzenli olarak denetlenmesini sağlayacak Bina Muayene Sistemi de bulunduğunun altını çizdi. Erdem, doğru projelendirilmiş ve denetlenmiş bir binanın kullanım sürecinde taşıyıcı sistemine yapılan bilinçsiz müdahaleler nedeniyle riskli hale gelebileceğini belirterek, "Bir binanın güvenliği yalnızca inşa edildiği günle sınırlı değildir. Yapı, kullanım ömrü boyunca denetlenmelidir. Bu nedenle her binanın belirli periyotlarla, örneğin 5 yılda bir, taşıyıcı sistemine müdahale edilip edilmediği ve mevcut durumunun uygunluğu açısından muayene edilmesini öneriyoruz" dedi. Bu sistemin yalnızca bina güvenliği açısından değil, mühendislerin hukuki sorumluluklarının adil biçimde belirlenmesi açısından da gerekli olduğunu kaydeden Erdem, yapıdaki sonraki kullanıcı müdahalelerinin ilk projeyi hazırlayan veya şantiye şefliğini yapan mühendisin sorumluluğuna yüklenmemesi gerektiğini ifade etti. "Yapı denetimi güçlendirilmeli, şiddet önlenmeli" İMO Bursa Şubesi'nin, yapı denetim sisteminin bağımsızlığının ve etkinliğinin artırılması gerektiğine de dikkat çektiğini aktaran Erdem, "Yapı denetiminde elektronik görevlendirme sistemi önemli bir adım olmakla birlikte, uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi gerekiyor. Şantiyelerde denetim görevini yerine getiren meslektaşlarımızın tehdit ve şiddetle karşı karşıya kalması kabul edilemez. Yapı denetim mühendislerinin kamusal bir görevi yerine getirdiği gerçeğinden hareketle güvenliklerinin kamu güvencesi altına alınması gerekiyor" dedi. Yapı denetiminin etkin uygulanmasının yapı güvenliği açısından belirleyici olduğunu ifade eden Erdem, sistemin tüm paydaşların katılımıyla yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. "Yetkin mühendislik sistemi hayata geçirilmeli" İMO Bursa Şubesi ayrıca inşaat mühendisliği hizmetlerinde yetkinlik ve belgelendirme sisteminin hayata geçirilmesi çağrısını yinelerken Şube Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, "Dört yıllık lisans eğitimini tamamlayan her mühendisin, mesleki deneyim ve uzmanlık ayrımı yapılmaksızın sınırsız sorumluluk üstlenebilmesi doğru değildir. İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren bir meslekte deneyim, uzmanlık ve mesleki yeterlilik mutlaka dikkate alınmalıdır" dedi. Yetkin mühendislik sisteminin; yapı güvenliği, mühendislik hizmetlerinin niteliği ve kamu yararı açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erdem, meslek içi eğitim, sınav, deneyim ve belgelendirme esaslarına dayalı bir sistemin oluşturulmasını önerdi. Mühendislik mesleğinin hukuki ve mesleki çerçevesinin günümüz şartları doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiğine de dikkat çeken Erdem, 1938 yılında yürürlüğe giren 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun'un, günümüzde mühendislik hizmetlerinin ulaştığı uzmanlaşma düzeyi, teknolojik gelişmeler, artan teknik sorumluluklar ve kamu güvenliği açısından ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Erdem, mühendislik hizmetlerinde yalnızca diploma sahibi olmanın mesleki yetkinliğin tek göstergesi olarak kabul edilmesi yerine; eğitim, mesleki deneyim, uzmanlık, sürekli gelişim, etik ilkeler ve belgelendirme kriterlerini esas alan çağdaş bir meslek düzenlemesinin oluşturulmasının önemine işaret etti. Bu kapsamda mühendislik yasasının, mesleki yetkinliği kademeli olarak tanımlayan, sorumluluk alanlarını uzmanlık ve deneyim düzeyiyle ilişkilendiren ve kamu güvenliğini merkeze alan bütüncül bir yaklaşımla güncellenmesi gerektiğini vurguladı. "Deprem öncesi inşaat mühendisiyle tanışın" İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, 17 Ağustos'un yıl dönümünde vatandaşlara da çağrıda bulunarak, deprem hazırlığının yalnızca kamu kurumlarının sorumluluğu olmadığını belirtti. Erdem, "Vatandaşlarımız oturdukları binaların durumunu sorgulamalı, taşıyıcı sistemlere yapılan müdahalelerin farkında olmalı ve risk gördüklerinde yetkin mühendislerden destek almalı. Deprem olduktan sonra değil, deprem olmadan önce inşaat mühendisiyle tanışmak gerekiyor" diye konuştu. Erdem sözlerini şöyle tamamladı: "Deprem bir doğa olayıdır. 17 Ağustos'un üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen aynı başlıkları konuşuyor olmamız, artık daha fazla zaman kaybetmememiz gerektiğini gösteriyor. Bursa'nın yapı stoğunu bilmek, riskleri önceliklendirmek, bilimsel veriler ışığında kentsel dönüşümü gerçekleştirmek, yapı denetimini güçlendirmek ve yetkin mühendislik sistemini hayata geçirmek zorundayız. Deprem hazırlığı ertelenebilecek bir yatırım değil, doğrudan yaşam hakkının gereğidir." İMO Bursa Şubesi, 17 Ağustos'un 27'nci yılında başta 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 depremleri olmak üzere tüm afetlerde hayatını kaybeden vatandaşları rahmetle anarken, deprem riskinin azaltılması için şu başlıkların bir an önce hayata geçirilmesi çağrısını yineledi: Tüm Bursa'yı kapsayan yapı stoğu envanterinin çıkarılması Bilimsel verilere dayalı Bursa Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi hazırlanması Kentsel dönüşümün mahalle ölçeğinde ve bütüncül biçimde gerçekleştirilmesi Yapı denetim sisteminin bağımsız ve etkin hale getirilmesi Binalar için periyodik muayene sisteminin hayata geçirilmesi Şantiyelerde görev yapan mühendislerin güvenliğinin sağlanması Yetkin mühendislik ve mesleki belgelendirme sisteminin oluşturulması Meslek odalarının deprem ve kentsel dönüşüm süreçlerine etkin biçimde dahil edilmesi İMO Bursa Şubesi'nin mesajı net: Depremi beklemek yerine riski yönetmek, yapıların güvenliğini bugün sağlamak ve Bursa'yı dirençli bir kent haline getirmek için artık tek bir gün bile kaybedilmemeli. İMO Bursa Şube, Depreme Farkındalık Sergisi ile Bursalıları Bilinçlendirdi İMO Bursa Şubesi, deprem konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla Gençlik Komisyonu'nun katkılarıyla 16 Ağustos Pazar günü Mudanya Mütareke Evi Müzesi önünde Deprem Farkındalık Standı kurdu. Vatandaşların deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirileceği stantta, yapı güvenliği ve deprem hazırlığına ilişkin bilgiler de paylaşıldı. Mudanya Belediyesi'nin de destekleriyle gerçekleşen sergiye Bursalılar yoğun ilgi gösterirken, genç inşaat mühendisleri stantlara gelerek güvenli yapılar hakkında bilgi almak isteyen vatandaşların sorularını yanıtlayarak farkındalığı arttırmaya çalıştı. İMO Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem ve Yönetim Kurulu Üyeleri, standı ziyaret eden Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç'ı ve vatandaşları ağırladı.

Deprem Bir Beka Sorunudur! Haber

Deprem Bir Beka Sorunudur!

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. Türkiye, bu süre içerisinde 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri başta olmak üzere çok sayıda yıkıcı deprem yaşarken, son yıllarda Marmara Denizi ve Batı Anadolu’da meydana gelen depremler de deprem gerçeğinin gündemde tutulması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde yaptığı açıklamayla Bursa’nın deprem riskinin azaltılması için yapı stoğunun bilimsel verilerle ortaya çıkarılması, kentsel dönüşümün bütüncül bir planlama anlayışıyla yürütülmesi, yapı denetiminin güçlendirilmesi ve mühendislik hizmetlerinin yetkinlik esasına göre düzenlenmesi çağrısında bulundu. İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, 17 Ağustos’un yalnızca bir anma günü değil, deprem hazırlığı konusunda verilen sözlerin ve alınan kararların sorgulanması gereken bir tarih olduğunu belirterek, “27 yıl önce yaşanan felaketin ardından deprem gerçeğini çok daha iyi tanıyoruz. Bugün artık sorunumuz bilgi eksikliği değil, bildiklerimizi yeterince hızlı ve kararlı biçimde uygulamaya geçirememektir” dedi. “Deprem Riski Bir Gündem Değil, Sürekli Yönetilmesi Gereken Bir Gerçektir” 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, Türkiye’nin afet yönetimi anlayışında önemli bir kırılma noktası olduğunu vurgulayan Başkan Erdem, “AFAD’da 17 Ağustos’u Türkiye’de afet yönetimi ve koordinasyonu açısından bir dönüm noktası olarak tanımlıyor. 17 Ağustos’tan sonraki düzenlemelerle aslında yeni yapıların dayanımları oldukça artırıldı, asıl sorun ise yapı stoğu olarak karşımızda duruyor. Aradan geçen 27 yılda mevzuattan yapı denetimine, afet yönetiminden kentsel dönüşüme kadar çok sayıda düzenleme hayata geçirildi. Ancak 6 Şubat 2023 depremleri, yapı güvenliği ve kentlerin dirençliliği konusunda daha yapılması gereken çok şey olduğunu acı biçimde gösterdi. Son olarak 10 Ağustos 2025’te Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen 6,1 büyüklüğündeki deprem de mevcut yapı stokunun önemini yeniden gündeme taşıdı. AFAD’ın yayımladığı rapora göre deprem sonrasında 729 binada 1.036 bağımsız birim ağır hasarlı veya yıkık olarak sınıflandırıldı. Raporda yapıların hasar görmesinde düz donatı kullanımı, yetersiz etriye, donatı ankrajındaki eksiklikler, zayıf kolon-kiriş birleşimleri ve donatı korozyonu gibi yapısal sorunların yanı sıra eski ve bakımsız yapıların da etkili olduğu belirtildi. Orta büyüklükteki depremler bile yapı kalitesinin ve mevcut yapı stokunun ne kadar kritik olduğunu bize gösteriyor. Depremi engelleyemeyiz ancak depremin afete dönüşmesini engelleyebiliriz. Bunun yolu sağlam, bilimsel verilere dayalı ve düzenli olarak denetlenen yapılardan geçiyor. Aslolan doğru planlama, doğru proje, doğru uygulama, doğru denetim ve periyodik yapı kontrolüdür” diye konuştu. “Bursa’nın Yapı Stoğunu Bilmeden Kentsel Dönüşümü Yönetemeyiz” Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erdem, Bursa’nın büyüyen nüfusu ve devam eden göç hareketliliğinin, yapı güvenliğini kent açısından daha da kritik hale getirdiğine dikkat çekerek şöyle devam etti: “TÜİK verilerine göre Bursa’nın nüfusu 2025 yılında 3 milyon 263 bin 11 kişiye ulaştı. Bursa, Türkiye’nin İstanbul, Ankara ve İzmir’in ardından en fazla nüfusa sahip dördüncü ili konumunu korudu. 2025 yılı iç göç verileri de Bursa’nın nüfus hareketliliğinin sürdüğünü gösteriyor. Bursa aynı yıl 75 bin 595 kişi göç alırken 64 bin 880 kişi göç verdi ve net göçü 10 bin 715 kişi oldu. Bursa, aldığı göç miktarı bakımından Türkiye’de altıncı sırada yer aldı. Nüfus ve yapılaşma baskısının sürdüğü Bursa’da deprem riskinin yönetilmesi için mevcut yapı stokunun tamamının bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gerekiyor. Bursa bugün 3,2 milyonun üzerinde nüfusu olan, sanayisi, ticareti ve üretim kapasitesiyle Türkiye’nin en önemli kentlerinden biri. Bu büyüklükteki bir kentte deprem riskini tahminlerle yönetmek mümkün değildir. Hangi binanın hangi yaşta olduğu, hangi yapı sistemine sahip olduğu, zemin koşulları, taşıyıcı sistem özellikleri, geçmişte müdahale görüp görmediği ve deprem karşısındaki performansı somut verilerle ortaya konulmalıdır.” “Yapı Stoğu Envanterinden Kentsel Dönüşüm Stratejisine Geçilmeli” Erdem, İMO Bursa Şube’nin Bursa’da öncelikli olarak tüm kenti kapsayan bir yapı stoğu envanteri oluşturulması gerektiğini vurguladığını belirterek, “Bütüncül Kentsel Dönüşüm Planlaması sürdürülürken ilk öncelik göçme riski taşıyan binalara verilmelidir. “Saha çalışmaları ile inşaat mühendislerinin yetkinliğinde, bina bina şehrimizin depreme karşı nasıl bir dirençte olduğu ortaya koyulmalı, göçme riski taşıyan binalar bir an önce belirlenerek vatandaş inisiyatifine bırakılmadan devlet desteğini alarak, gerekiyorsa güçlendirme, gerekiyorsa yerinde dönüşüm yöntemleri ile depreme karşı bir an önce dirençli hale getirilmelidir” dedi. Bu envanterin yalnızca bina yaşına göre değil; yapı sistemi, zemin koşulları, taşıyıcı sistem özellikleri, yapı denetim geçmişi, kullanım amacı ve mevcut fiziksel durum gibi kriterler dikkate alınarak RİSKLİ YAPI TESPİT YÖNETMELİĞİ EKİNDE TARİF EDİLEN ESASLARA GÖRE hazırlanması gerektiğine dikkat çeken Erdem, elde edilecek verilerin Bursa’nın kentsel dönüşüm stratejisinin temelini oluşturması gerektiğini ifade etti. Erdem, “Önce riskli alanları ve riskli yapı stokunu bilimsel verilerle ortaya koymalıyız. Daha sonra bütün Bursa için ortak kriterleri içeren bir Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi hazırlanmalı. Kentsel dönüşüm parsel bazında rant üretme anlayışıyla değil, mahalle ölçeğinde, sosyal ve teknik altyapıyı da kapsayan bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır” diye kaydetti. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin devam eden Bursa’nın Dijital Deprem Risk Haritalanması projesinin de yapıların dayanıklılık analizlerinin yapılması, yapı stok analizleriyle envanter oluşturulması ve deprem risk haritalarının hazırlanmasını hedeflediğine dikkat çeken Erdem, “Bu tür çalışmalar önemli olmakla birlikte kent genelinde ortak bir veri altyapısı oluşturulması ve elde edilen verilerin kentsel dönüşüm kararlarının temelini oluşturması gerekiyor” dedi. “Kentsel Dönüşüm Parsel Bazlı Değil, Mahalle Bazlı Olmalı” İMO Bursa Şubesi’nin kentsel dönüşümün yalnızca binaların yenilenmesi olarak görülmemesi gerektiğine yıllardır dikkat çektiğini vurgulayan Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erdem, “Depreme dirençli kent, yalnızca dirençli binalardan oluşmaz. Ulaşım aksları, açık alanlar, toplanma alanları, altyapı, itfaiye ve sağlık hizmetleri, enerji ve iletişim altyapısı da afet sonrasında çalışabilir durumda olmalıdır. Bu nedenle kentsel dönüşüm mahalle ölçeğinde ve bütüncül bir planlama anlayışıyla gerçekleştirilmelidir” ifadelerini kullandı. Kentsel dönüşüm süreçlerinin kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ve vatandaşların katılımıyla şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini belirten Erdem, dönüşümün yalnızca ekonomik değer artışı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. “Binalar 5 Yılda Bir Muayene Edilmeli” Başkan Erdem, İMO Bursa Şubesi’nin önerileri arasında mevcut yapıların kullanım sürecinde düzenli olarak denetlenmesini sağlayacak Bina Muayene Sistemi de bulunduğunun altını çizdi. Erdem, doğru projelendirilmiş ve denetlenmiş bir binanın kullanım sürecinde taşıyıcı sistemine yapılan bilinçsiz müdahaleler nedeniyle riskli hale gelebileceğini belirterek, “Bir binanın güvenliği yalnızca inşa edildiği günle sınırlı değildir. Yapı, kullanım ömrü boyunca denetlenmelidir. Bu nedenle her binanın belirli periyotlarla, örneğin 5 yılda bir, taşıyıcı sistemine müdahale edilip edilmediği ve mevcut durumunun uygunluğu açısından muayene edilmesini öneriyoruz” dedi. Bu sistemin yalnızca bina güvenliği açısından değil, mühendislerin hukuki sorumluluklarının adil biçimde belirlenmesi açısından da gerekli olduğunu kaydeden Erdem, yapıdaki sonraki kullanıcı müdahalelerinin ilk projeyi hazırlayan veya şantiye şefliğini yapan mühendisin sorumluluğuna yüklenmemesi gerektiğini ifade etti. “Yapı Denetimi Güçlendirilmeli, Şiddet Önlenmeli” İMO Bursa Şubesi’nin, yapı denetim sisteminin bağımsızlığının ve etkinliğinin artırılması gerektiğine de dikkat çektiğini aktaran Erdem, “Yapı denetiminde elektronik görevlendirme sistemi önemli bir adım olmakla birlikte, uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi gerekiyor. Şantiyelerde denetim görevini yerine getiren meslektaşlarımızın tehdit ve şiddetle karşı karşıya kalması kabul edilemez. Yapı denetim mühendislerinin kamusal bir görevi yerine getirdiği gerçeğinden hareketle güvenliklerinin kamu güvencesi altına alınması gerekiyor” dedi. Yapı denetiminin etkin uygulanmasının yapı güvenliği açısından belirleyici olduğunu ifade eden Erdem, sistemin tüm paydaşların katılımıyla yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Yetkin Mühendislik Sistemi Hayata Geçirilmeli” İMO Bursa Şubesi ayrıca inşaat mühendisliği hizmetlerinde yetkinlik ve belgelendirme sisteminin hayata geçirilmesi çağrısını yinelerken Şube Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, “Dört yıllık lisans eğitimini tamamlayan her mühendisin, mesleki deneyim ve uzmanlık ayrımı yapılmaksızın sınırsız sorumluluk üstlenebilmesi doğru değildir. İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren bir meslekte deneyim, uzmanlık ve mesleki yeterlilik mutlaka dikkate alınmalıdır” dedi. Yetkin mühendislik sisteminin; yapı güvenliği, mühendislik hizmetlerinin niteliği ve kamu yararı açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erdem, meslek içi eğitim, sınav, deneyim ve belgelendirme esaslarına dayalı bir sistemin oluşturulmasını önerdi. Mühendislik mesleğinin hukuki ve mesleki çerçevesinin günümüz koşulları doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiğine de dikkat çeken Erdem, 1938 yılında yürürlüğe giren 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun’un, günümüzde mühendislik hizmetlerinin ulaştığı uzmanlaşma düzeyi, teknolojik gelişmeler, artan teknik sorumluluklar ve kamu güvenliği açısından ortaya çıkan yeni gereksinimler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Erdem, mühendislik hizmetlerinde yalnızca diploma sahibi olmanın mesleki yetkinliğin tek göstergesi olarak kabul edilmesi yerine; eğitim, mesleki deneyim, uzmanlık, sürekli gelişim, etik ilkeler ve belgelendirme kriterlerini esas alan çağdaş bir meslek düzenlemesinin oluşturulmasının önemine işaret etti. Bu kapsamda mühendislik yasasının, mesleki yetkinliği kademeli olarak tanımlayan, sorumluluk alanlarını uzmanlık ve deneyim düzeyiyle ilişkilendiren ve kamu güvenliğini merkeze alan bütüncül bir yaklaşımla güncellenmesi gerektiğini vurguladı. “Deprem Öncesi İnşaat Mühendisiyle Tanışın” İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, 17 Ağustos’un yıl dönümünde vatandaşlara da çağrıda bulunarak, deprem hazırlığının yalnızca kamu kurumlarının sorumluluğu olmadığını belirtti. Erdem, “Vatandaşlarımız oturdukları binaların durumunu sorgulamalı, taşıyıcı sistemlere yapılan müdahalelerin farkında olmalı ve risk gördüklerinde yetkin mühendislerden destek almalı. Deprem olduktan sonra değil, deprem olmadan önce inşaat mühendisiyle tanışmak gerekiyor” diye konuştu. Erdem sözlerini şöyle tamamladı: “Deprem bir doğa olayıdır; ancak yıkım kader değildir. 17 Ağustos’un üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen aynı başlıkları konuşuyor olmamız, artık daha fazla zaman kaybetmememiz gerektiğini gösteriyor. Bursa’nın yapı stoğunu bilmek, riskleri önceliklendirmek, bilimsel veriler ışığında kentsel dönüşümü gerçekleştirmek, yapı denetimini güçlendirmek ve yetkin mühendislik sistemini hayata geçirmek zorundayız. Deprem hazırlığı ertelenebilecek bir yatırım değil, doğrudan yaşam hakkının gereğidir.” İMO Bursa Şubesi, 17 Ağustos’un 27’nci yılında başta 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 depremleri olmak üzere tüm afetlerde hayatını kaybeden vatandaşları rahmetle anarken, deprem riskinin azaltılması için şu başlıkların bir an önce hayata geçirilmesi çağrısını yineledi: • Tüm Bursa’yı kapsayan yapı stoğu envanterinin çıkarılması • Bilimsel verilere dayalı Bursa Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi hazırlanması • Kentsel dönüşümün mahalle ölçeğinde ve bütüncül biçimde gerçekleştirilmesi • Yapı denetim sisteminin bağımsız ve etkin hale getirilmesi • Binalar için periyodik muayene sisteminin hayata geçirilmesi • Şantiyelerde görev yapan mühendislerin güvenliğinin sağlanması • Yetkin mühendislik ve mesleki belgelendirme sisteminin oluşturulması • Meslek odalarının deprem ve kentsel dönüşüm süreçlerine etkin biçimde dahil edilmesi İMO Bursa Şubesi’nin mesajı net: Depremi beklemek yerine riski yönetmek, yapıların güvenliğini bugün sağlamak ve Bursa’yı dirençli bir kent haline getirmek için artık tek bir gün bile kaybedilmemeli. İMO Bursa Şube, Depreme Farkındalık Sergisi ile Bursalıları Bilinçlendirdi İMO Bursa Şubesi, deprem konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla Gençlik Komisyonu’nun katkılarıyla 16 Ağustos Pazar günü Mudanya Mütareke Evi Müzesi önünde Deprem Farkındalık Standı kurdu. Vatandaşların deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirileceği stantta, yapı güvenliği ve deprem hazırlığına ilişkin bilgiler de paylaşıldı. Mudanya Belediyesi’nin de destekleriyle gerçekleşen sergiye Bursalılar yoğun ilgi gösterirken, genç inşaat mühendisleri stantlara gelerek güvenli yapılar hakkında bilgi almak isteyen vatandaşların sorularını yanıtlayarak farkındalığı arttırmaya çalıştı. İMO Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem ve Yönetim Kurulu Üyeleri, standı ziyaret eden Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’ı ve vatandaşları ağırladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.