Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Gsyh

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Gsyh haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gsyh haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bağımsız yıllık gayrisafi yurt içi hasıla 2025 yılında yüzde 3,7 arttı Haber

Bağımsız yıllık gayrisafi yurt içi hasıla 2025 yılında yüzde 3,7 arttı

Yıllık verilere dayalı olarak hesaplanan bağımsız yıllık gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), zincirlenmiş hacim endeksiyle 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 3,7 arttı. Kişi başına GSYH, 2025 yılında cari fiyatlarla 714 bin 682 TL, ABD doları cinsinden 18 bin 103 dolar oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla verilerini açıkladı. Buna göre, Yıllık verilere dayalı olarak hesaplanan bağımsız yıllık gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), zincirlenmiş hacim endeksiyle 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 3,7 arttı. Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 41,6 artarak 63 trilyon 240 milyar 524 milyon TL oldu. Gayrisafi yurt içi hasılada en yüksek payı 2025 yılında yüzde 15,6 ile imalat sanayi aldı. İmalatı, yüzde 12,9 ile toptan ve perakende ticaret; motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımı ve yüzde 9,2 ile gayrimenkul faaliyetleri sektörü izledi. Yıllık gayrisafi yurt içi hasılada en düşük pay hanehalklarının işverenler olarak faaliyetleri için gerçekleşti. Kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla 2025 yılında 714 bin 682 TL oldu Kişi başına GSYH, 2025 yılında cari fiyatlarla 714 bin 682 TL, ABD doları cinsinden 18 bin 103 dolar oldu. İnşaat yüzde 11,0 ile en çok büyüyen sektör oldu İnşaat yüzde 11,0, Kültür, sanat, eğlence, dinlence ve spor yüzde 8,5 ve Bilgi ve iletişim yüzde 7,9 ile 2025 yılında en çok büyüyen sektörler oldu. Tarım, ormancılık ve balıkçılık yüzde 8,5, Su temini; kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri yüzde 5,0 ve Hanehalklarının işverenler olarak faaliyetleri yüzde 4,2 ile en çok küçülen sektörler oldu. Yerleşik hanehalkı nihai tüketim harcamaları 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4,2 arttı Yerleşik hanehalkı nihai tüketim harcamaları 2025 yılında bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre yüzde 4,2 arttı. Yerleşik hanehalkı nihai tüketim harcamalarının cari değerlerle GSYH içindeki payı yüzde 54,4 oldu. Hanehalkı harcamalarında en yüksek payı alan harcama grupları sırasıyla, yüzde 21,4 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 18,0 ile konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar ve yüzde 15,0 ile ulaştırma oldu. Devletin nihai tüketim harcamaları 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 1,0 arttı Devletin nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payı 2025 yılında yüzde 13,9 olurken, gayrisafi sabit sermaye oluşumunun payı yüzde 30,7 olarak gerçekleşti. Bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre, devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,0 artarken, gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise yüzde 7,3 arttı. Mal ve hizmet ihracatı 2025 yılında yüzde 0,6 azalırken ithalatı yüzde 4,6 arttı Mal ve hizmet ihracatı 2025 yılında zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 0,6 azalırken, ithalatı ise yüzde 4,6 arttı. Harcama yöntemine göre cari GSYH ana bileşenleri içerisinde toplam mal ve hizmet ihracatının payı yüzde 24,7, ithalatının payı ise yüzde 25,0 olarak gerçekleşti. İşgücü ödemeleri 2025 yılında yüzde 40,0 arttı Gelir yöntemiyle gayrisafi yurt içi hasıla hesaplamalarına göre işgücü ödemeleri, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 40,0 artarken, brüt işletme artığı/karma gelir yüzde 41,3 arttı. İşgücü ödemelerinin gayrisafi katma değer içindeki payı yüzde 36,6 oldu İşgücüne yapılan ödemelerin cari gayrisafi katma değer içindeki payı 2024 yılında yüzde 36,9 iken bu oran 2025 yılında yüzde 36,6 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise 2024 yılında yüzde 43,3 iken 2025 yılında yüzde 44,3 oldu.

Ar-Ge'de en büyük pay üniversitelere Haber

Ar-Ge'de en büyük pay üniversitelere

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, bütçe başlangıç ödenekleri esas alındığında 2026 yılı merkezi yönetim bütçesinden araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri için 308 milyar 568 milyon lira kaynak tahsis edildi. Verilere göre, 2025 yılında merkezi yönetim bütçesinden Ar-Ge faaliyetleri için gerçekleştirilen harcama ise 253 milyar 544 milyon lira olarak kaydedildi. Bu tutar, merkezi yönetim bütçesinin yüzde 1,58'ini oluştururken, 63 trilyon 20 milyar 906 milyon liralık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payı ise yüzde 0,40 oldu. EN BÜYÜK PAY ÜNİVERSİTELERE Sosyo-ekonomik hedeflere göre yapılan sınıflandırmada, 2026 yılında Ar-Ge ödeneklerinin en büyük bölümü yüzde 69,5 ile üniversitelerde genel bilgi gelişimini destekleyen çalışmalara ayrıldı. Bu alanı yüzde 8,9 ile endüstriyel üretim ve teknoloji, yüzde 5,5 ile diğer kaynaklardan finanse edilen genel bilgi gelişimi, yüzde 4,7 ile tarım ve yüzde 4 ile savunma izledi. 2025 yılı gerçekleşmelerinde ise Ar-Ge harcamalarının yüzde 64,9'u üniversitelerde genel bilgi gelişimine yönlendirilirken, endüstriyel üretim ve teknoloji yüzde 11,5 ile ikinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 5 ile diğer kaynaklardan finanse edilen genel bilgi gelişimi, yüzde 4,4 ile tarım ve yüzde 4,4 ile eğitim takip etti. ULUSLARARASI AR-GE PROGRAMLARINA 1,95 MİLYAR LİRA TÜİK verilerine göre, 2026 yılında uluslararası Ar-Ge programları için merkezi yönetim bütçesinden 1 milyar 950 milyon lira ödenek ayrıldı. Bu kapsamda en yüksek pay 1 milyar lira ile Avrupa çapında yürütülen Ar-Ge programlarına ayrılırken, uluslararası Ar-Ge faaliyeti yürüten kuruluşlara yönelik fonlar için 489 milyon lira, ikili veya çok taraflı uluslararası Ar-Ge programları için ise 460 milyon lira kaynak tahsis edildi. Öte yandan, 2025 yılında uluslararası Ar-Ge programlarına ayrılan bütçe 1 milyar 820 milyon lira oldu. Bunun 987 milyon lirası Avrupa çapındaki Ar-Ge programlarına, 435 milyon lirası ikili veya çok taraflı kamu Ar-Ge programlarına, 402 milyon lirası ise uluslararası Ar-Ge kuruluşlarına aktarılan kamu fonlarına ayrıldı.

KOBİ’leri büyütme ekonomisine geçilmeli Haber

KOBİ’leri büyütme ekonomisine geçilmeli

Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, 27 Haziran Dünya KOBİ Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, KOBİ’lerin ekonomideki rolü ve yaşadıkları sorunlara dair değerlendirmelerde bulunurken çözüm önerilerini de paylaştı. KOBİ’lerde verimlilik açığı kapatılmadan yüksek istihdamın kalıcı refah artışına dönüşemeyeceğini vurgulayan Sönmez, yeni dönemin önceliğinin ölçek büyütme ve katma değer artışı olması gerektiğini kaydetti. “Çok iş, az değer üretiyoruz” Türkiye’deki KOBİ ağırlığının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyleyen Sönmez, “KOBİ’ler dünyadaki işletmelerin yaklaşık %90’ını oluştururken istihdamın da %67’sini karşılıyor. Küresel hasılanın ise ancak yarısını üretebiliyorlar. Türkiye’ye baktığımızda ise %99,6’lık işletme sayısı ve %68,5’lik istihdam ile dünya ortalamasının üzerindeyiz. Buna rağmen konu katma değer üretimine geldiğinde, %41,2 ile küresel ortalamada işaret edilen GSYH’nin yarısı (%50) eşiğinin altında kalıyoruz. Dolayısıyla artık sormamız gereken soru, ‘Yeterince KOBİ var mı’ değil, ‘KOBİ’ler yeterince değer üretebiliyor mu’ olmalı. Bu veriler, ‘çok iş, az değer’ ürettiğimizi gösteriyor. İhracatta da benzer bir tablo var. Toplam ihracatın yalnızca %29,6’sı KOBİ’lerden geliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan nakit akışı ve finansman sorunları, üretimi, katma değeri, yerel ekonomiyi ve neticede ülke ekonomisini etkiliyor” dedi. “Asıl açık verimlilikte” Kaynakların üretken firmalara yeterince akmamasının verimlilik sorununa yol açtığını belirten Sönmez, “KOBİ sayının yüksek olması Türk ekonomisinin gücüdür ama o çoğunluğun verimli olmaması büyük bir kırılganlık yaratıyor. Küresel zincirlere entegre büyük ihracatçılarımız, ortalama bir yurt içi firmaya kıyasla dört kat fazla istihdam sağlıyor ve çalışan başına iki kat daha üretken. Çalışan başına katma değer mikro ölçekte 175 bin TL iken orta ölçekte 969 bin TL’ye yani 5,5 katına çıkıyor. Bu da dinamik, kurumsallaşmış orta ölçekli firma katmanımızın yeterince kalın olmadığına işaret ediyor ve iktisatta ‘kayıp orta’ olarak tanımlanan sorunu yaşamamıza yol açıyor. Orta katmanın kalınlaşmamasının başlıca nedenlerini kayıt dışılığın sürmesi, finansal okuryazarlığın sınırlı kalması ve şeffaf bilanço hazırlama becerisinin eksikliği olarak sıralayabiliriz. Birçok KOBİ, finansal sistemin gözünde ‘riskli’ kategoride. Kurumsallaşma eksikliği hem banka kredisine hem de sermaye piyasalarına erişimi daraltıyor; bu da ölçeğe geçişi ‘finanse edilemez’ kılıyor. Verimlilik açığını kapatmanın yolu işletmeleri ölçek olarak büyütmekten geçiyor” diye konuştu. “Kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil” Kısa vadeli kredilerin yatırımları ve buna bağlı olarak verimliliği baltaladığını söyleyen Sönmez şöyle devam etti; “Politika faizi %37 düzeyinde, ticari kredi faizleri ise %45-55 bandında seyrediyor. Bu maliyetle kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil. Krediye erişim teknik olarak mümkün olsa da kullanılamıyor. Vadeler ise 36 ayda kalınca yatırım yerine günü kurtarmak için kullanılıyor. Bunun yanında bir de teminat meselesi var. Siparişe, ihracat potansiyeline, düzenli fatura akışına ve taşınır varlıklara dayalı KOBİ’ler, bilançosu büyük şirketler kadar güçlü olmadığı için sistemin dışında kalıyor. Bunun sonucunu konkordato başvuruları ve kapanan şirket sayılarında da görüyoruz. Kapanan her işletmeyle birlikte yılların ürettiği üretim bilgisi, tedarik ağı ve nitelikli iş gücü de kayboluyor.” “Para tek başına yeterli değil” KOBİ’lerin %78,8’inin düşük teknoloji sınıfında üretim yaptığını, yüksek teknolojide üretim yapan KOBİ oranının %1 civarında seyrettiğini hatırlatan Sönmez şunları söyledi; “KOBİ’lerin farkındalığı giderek artsa da öncelik nakit akışını yönetmek olunca, dijital ve yeşil dönüşüm yatırımları ‘gerekli ama ertelenebilir’ görülüyor; ertelendikçe de rekabetçilik açığı büyüyor. Yapay zeka çoğu işletmede deneme düzeyinde kalırken en büyük eksiklikler strateji, insan kaynağı, veri altyapısı ve finansman. Yani para tek başına verimlilik makasını kapatmıyor. Paranın kurumsallaşmaya, beceriye ve teknolojiye dönüşebilmesi gerekiyor.” Benzer durumun ihracat için de geçerli olduğunu belirten Sönmez, “İhracatçı KOBİ sayısını artırmanın yolu, ihracata başlama eşiğini düşürmekten geçiyor. Çünkü bugün birçok işletme kaliteli ürün üretiyor ama pazar bilgisine, alıcı bağlantılarına, sertifikasyona, lojistiğe veya finansmana erişemediği için başlayamıyor. Bu kapsamda önerimiz, Eximbank, KGF ve Nefes Kredisi gibi mekanizmaların KOBİ ölçeğine uygun tasarlanması. Ayrıca siparişe, fatura akışına ve ihracat performansına dayalı finansman modelleri ve fuar desteğinin yanına hedef ülke analizi, alıcı bulma, dijital pazarlama, e-ihracat, sertifikasyon ve regülasyon uyumu desteği de eklenmeli” dedi. 5 maddelik finansman reçetesi KOSGEB, KGF ve Merkez Bankası tarafında atılan adımların yönünün doğru olduğunu ancak bunların yetersiz kaldığını ifade eden Sönmez, “TÜRKONFED olarak beş başlıktan oluşan somut bir finansman reçetesi öneriyoruz: İlki, kredi mekanizmaları çeşitlendirilmeli ve KGF ile kalkınma bankaları daha aktif rol üstlenmeli. İkincisi, teminat yapısı esnetilerek sipariş, alacak ve ihracat potansiyeli gibi geleceğe dönük varlıklar kabul edilmeli. Üçüncüsü, finansal okuryazarlık ve kurumsallaşma desteği verilmeli. Dördüncüsü makroekonomik öngörülebilirlik. Son olarak, Anadolu ile büyük şehir arasındaki erişim farkını gözeten, sadeleştirilmiş bölgesel programlar uygulanmalı. Bunlara ek olarak üyelerimizden, kredi büyüme sınırlarının sektörel olarak yeniden kalibre edilmesi yönünde kritik bir talep alıyoruz. İhracat yapan, istihdam yaratan firma ile spekülatif kredi kullanımı aynı kefeye konulmamalı” açıklamasında bulundu. “Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır” “Önümüzdeki on yılın politika çerçevesini, KOBİ’yi yaşatma ekonomisinden büyütme ekonomisine geçiş belirleyecek” diyen Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı; “TÜRKONFED olarak bunun ön koşulunu; makroekonomik öngörülebilirlik, iş dünyasına acil nefes alanı ve hukuk güvenliğinde görüyoruz. Dünya Bankası’nın da vurguladığı gibi sanayi politikası tek başına makro istikrarın ve kurumsal güvenin yerini tutmaz. Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır.”

KOBİ’leri büyütme ekonomisine geçilmeli Haber

KOBİ’leri büyütme ekonomisine geçilmeli

Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, 27 Haziran Dünya KOBİ Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, KOBİ’lerin ekonomideki rolü ve yaşadıkları sorunlara dair değerlendirmelerde bulunurken çözüm önerilerini de paylaştı. KOBİ’lerde verimlilik açığı kapatılmadan yüksek istihdamın kalıcı refah artışına dönüşemeyeceğini vurgulayan Sönmez, yeni dönemin önceliğinin ölçek büyütme ve katma değer artışı olması gerektiğini kaydetti. “Çok iş, az değer üretiyoruz” Türkiye’deki KOBİ ağırlığının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyleyen Sönmez, “KOBİ’ler dünyadaki işletmelerin yaklaşık %90’ını oluştururken istihdamın da %67’sini karşılıyor. Küresel hasılanın ise ancak yarısını üretebiliyorlar. Türkiye’ye baktığımızda ise %99,6’lık işletme sayısı ve %68,5’lik istihdam ile dünya ortalamasının üzerindeyiz. Buna rağmen konu katma değer üretimine geldiğinde, %41,2 ile küresel ortalamada işaret edilen GSYH’nin yarısı (%50) eşiğinin altında kalıyoruz. Dolayısıyla artık sormamız gereken soru, ‘Yeterince KOBİ var mı’ değil, ‘KOBİ’ler yeterince değer üretebiliyor mu’ olmalı. Bu veriler, ‘çok iş, az değer’ ürettiğimizi gösteriyor. İhracatta da benzer bir tablo var. Toplam ihracatın yalnızca %29,6’sı KOBİ’lerden geliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan nakit akışı ve finansman sorunları, üretimi, katma değeri, yerel ekonomiyi ve neticede ülke ekonomisini etkiliyor” dedi. “Asıl açık verimlilikte” Kaynakların üretken firmalara yeterince akmamasının verimlilik sorununa yol açtığını belirten Sönmez, “KOBİ sayının yüksek olması Türk ekonomisinin gücüdür ama o çoğunluğun verimli olmaması büyük bir kırılganlık yaratıyor. Küresel zincirlere entegre büyük ihracatçılarımız, ortalama bir yurt içi firmaya kıyasla dört kat fazla istihdam sağlıyor ve çalışan başına iki kat daha üretken. Çalışan başına katma değer mikro ölçekte 175 bin TL iken orta ölçekte 969 bin TL’ye yani 5,5 katına çıkıyor. Bu da dinamik, kurumsallaşmış orta ölçekli firma katmanımızın yeterince kalın olmadığına işaret ediyor ve iktisatta ‘kayıp orta’ olarak tanımlanan sorunu yaşamamıza yol açıyor. Orta katmanın kalınlaşmamasının başlıca nedenlerini kayıt dışılığın sürmesi, finansal okuryazarlığın sınırlı kalması ve şeffaf bilanço hazırlama becerisinin eksikliği olarak sıralayabiliriz. Birçok KOBİ, finansal sistemin gözünde ‘riskli’ kategoride. Kurumsallaşma eksikliği hem banka kredisine hem de sermaye piyasalarına erişimi daraltıyor; bu da ölçeğe geçişi ‘finanse edilemez’ kılıyor. Verimlilik açığını kapatmanın yolu işletmeleri ölçek olarak büyütmekten geçiyor” diye konuştu. “Kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil” Kısa vadeli kredilerin yatırımları ve buna bağlı olarak verimliliği baltaladığını söyleyen Sönmez şöyle devam etti; “Politika faizi %37 düzeyinde, ticari kredi faizleri ise %45-55 bandında seyrediyor. Bu maliyetle kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil. Krediye erişim teknik olarak mümkün olsa da kullanılamıyor. Vadeler ise 36 ayda kalınca yatırım yerine günü kurtarmak için kullanılıyor. Bunun yanında bir de teminat meselesi var. Siparişe, ihracat potansiyeline, düzenli fatura akışına ve taşınır varlıklara dayalı KOBİ’ler, bilançosu büyük şirketler kadar güçlü olmadığı için sistemin dışında kalıyor. Bunun sonucunu konkordato başvuruları ve kapanan şirket sayılarında da görüyoruz. Kapanan her işletmeyle birlikte yılların ürettiği üretim bilgisi, tedarik ağı ve nitelikli iş gücü de kayboluyor.” “Para tek başına yeterli değil” KOBİ’lerin %78,8’inin düşük teknoloji sınıfında üretim yaptığını, yüksek teknolojide üretim yapan KOBİ oranının %1 civarında seyrettiğini hatırlatan Sönmez şunları söyledi; “KOBİ’lerin farkındalığı giderek artsa da öncelik nakit akışını yönetmek olunca, dijital ve yeşil dönüşüm yatırımları ‘gerekli ama ertelenebilir’ görülüyor; ertelendikçe de rekabetçilik açığı büyüyor. Yapay zeka çoğu işletmede deneme düzeyinde kalırken en büyük eksiklikler strateji, insan kaynağı, veri altyapısı ve finansman. Yani para tek başına verimlilik makasını kapatmıyor. Paranın kurumsallaşmaya, beceriye ve teknolojiye dönüşebilmesi gerekiyor.” Benzer durumun ihracat için de geçerli olduğunu belirten Sönmez, “İhracatçı KOBİ sayısını artırmanın yolu, ihracata başlama eşiğini düşürmekten geçiyor. Çünkü bugün birçok işletme kaliteli ürün üretiyor ama pazar bilgisine, alıcı bağlantılarına, sertifikasyona, lojistiğe veya finansmana erişemediği için başlayamıyor. Bu kapsamda önerimiz, Eximbank, KGF ve Nefes Kredisi gibi mekanizmaların KOBİ ölçeğine uygun tasarlanması. Ayrıca siparişe, fatura akışına ve ihracat performansına dayalı finansman modelleri ve fuar desteğinin yanına hedef ülke analizi, alıcı bulma, dijital pazarlama, e-ihracat, sertifikasyon ve regülasyon uyumu desteği de eklenmeli” dedi. 5 maddelik finansman reçetesi KOSGEB, KGF ve Merkez Bankası tarafında atılan adımların yönünün doğru olduğunu ancak bunların yetersiz kaldığını ifade eden Sönmez, “TÜRKONFED olarak beş başlıktan oluşan somut bir finansman reçetesi öneriyoruz: İlki, kredi mekanizmaları çeşitlendirilmeli ve KGF ile kalkınma bankaları daha aktif rol üstlenmeli. İkincisi, teminat yapısı esnetilerek sipariş, alacak ve ihracat potansiyeli gibi geleceğe dönük varlıklar kabul edilmeli. Üçüncüsü, finansal okuryazarlık ve kurumsallaşma desteği verilmeli. Dördüncüsü makroekonomik öngörülebilirlik. Son olarak, Anadolu ile büyük şehir arasındaki erişim farkını gözeten, sadeleştirilmiş bölgesel programlar uygulanmalı. Bunlara ek olarak üyelerimizden, kredi büyüme sınırlarının sektörel olarak yeniden kalibre edilmesi yönünde kritik bir talep alıyoruz. İhracat yapan, istihdam yaratan firma ile spekülatif kredi kullanımı aynı kefeye konulmamalı” açıklamasında bulundu. “Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır” “Önümüzdeki on yılın politika çerçevesini, KOBİ’yi yaşatma ekonomisinden büyütme ekonomisine geçiş belirleyecek” diyen Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı; “TÜRKONFED olarak bunun ön koşulunu; makroekonomik öngörülebilirlik, iş dünyasına acil nefes alanı ve hukuk güvenliğinde görüyoruz. Dünya Bankası’nın da vurguladığı gibi sanayi politikası tek başına makro istikrarın ve kurumsal güvenin yerini tutmaz. Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır.”

Bakan Şimşek: Türkiye ekonomisi 23 çeyrektir kesintisiz büyüyor Haber

Bakan Şimşek: Türkiye ekonomisi 23 çeyrektir kesintisiz büyüyor

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2026 yılı birinci çeyrek Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye ekonomisinin küresel belirsizliklerin etkisine rağmen büyüme performansını koruduğunu ifade etti. Şimşek, yılın ilk çeyreğinde ekonominin yıllık bazda yüzde 2,5, çeyreklik bazda ise yüzde 0,1 büyüdüğünü belirterek, ekonominin karşı karşıya kaldığı çoklu şoklara rağmen son 23 çeyrektir kesintisiz büyüme kaydettiğini vurguladı. Türkiye’nin yıllıklandırılmış milli gelirinin 1,6 trilyon doların üzerine çıktığını kaydeden Şimşek, bu seviyenin ekonominin dayanıklılığını ortaya koyduğunu söyledi. TARIM BÜYÜMEYE DESTEK VERDİ, SANAYİ DARALDI İlk çeyrekte sektörel görünümü değerlendiren Şimşek, küresel ekonomik koşullar ve takvim etkileri nedeniyle sanayi katma değerinde daralma yaşandığını ifade etti. Geçen yıl don ve kuraklıktan olumsuz etkilenen tarım sektörünün ise bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 4,6 büyüdüğünü belirten Şimşek, tarımın 2026 yılı genelinde büyümeye pozitif katkı sunmasının beklendiğini dile getirdi. Ekonomide iç talebin büyümeyi desteklemeye devam ettiğini belirten Bakan Şimşek, ilk çeyrekte tüketimin yüzde 4,8, yatırımların ise yüzde 3 arttığını açıkladı. Küresel belirsizlikler ve Türkiye’nin önemli ticaret ortaklarındaki zayıf ekonomik görünüm nedeniyle net dış talebin büyümeyi sınırlayan unsurlardan biri olduğunu ifade eden Şimşek, dış talep kaynaklı baskıların sürdüğünü kaydetti. CARİ AÇIK VE ENFLASYON MESAJI Şimşek, yüksek emtia fiyatları ve küresel talep koşullarının etkisiyle ilk çeyrekte yıllık cari açığın 39,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini, bunun milli gelire oranının ise yüzde 2,4 olduğunu bildirdi. Enerji maliyetlerindeki yükselişin dezenflasyon sürecinde geçici bir yavaşlamaya yol açtığını belirten Şimşek, buna rağmen enflasyonla mücadelede kararlı duruşun sürdüğünü vurgulayarak, “Fiyat istikrarını kalıcı şekilde sağlamak temel önceliğimiz olmaya devam ediyor” dedi. Yakın coğrafyada yaşanan savaşların ekonomik etkilerinin yakından takip edildiğini belirten Şimşek, bu etkileri sınırlamak ve reel sektörü desteklemek amacıyla gerekli adımların atıldığını söyledi. Bütçe disiplininin korunduğunu ifade eden Şimşek, yılın ilk dört ayında faiz dışı bütçe dengesinin geçen yılın aynı dönemine göre 536 milyar lira iyileşerek 375 milyar lira fazla verdiğini açıkladı. “TÜRKİYE ÜRETİM VE YATIRIM MERKEZİ OLACAK” Küresel üretim ve ticaret dinamiklerinde yaşanan dönüşümün Türkiye için önemli fırsatlar sunduğunu belirten Şimşek, ülkenin stratejik konumu, güçlü üretim kapasitesi ve ihracat altyapısıyla öne çıktığını ifade etti. Türkiye’yi üretim üssü ve uluslararası şirketler için bölgesel merkez haline getirecek yeni düzenlemeler üzerinde çalıştıklarını açıklayan Şimşek, makroekonomik istikrarı güçlendiren, yüksek katma değerli üretim ve ihracatı destekleyen politikaların kararlılıkla sürdürüleceğini kaydetti. Şimşek, uygulanan ekonomi programının nihai hedefinin sürdürülebilir büyüme ve vatandaşların refah seviyesinin kalıcı olarak artırılması olduğunu vurguladı.

Türkiye ekonomisi ilk çeyrekte yüzde 2,5 büyüdü Haber

Türkiye ekonomisi ilk çeyrekte yüzde 2,5 büyüdü

Türkiye İstatistik Kurumu, 2026 yılının birinci çeyreğine ilişkin Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi, zincirlenmiş hacim endeksiyle geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 2,5 büyüdü. Açıklanan veriler, Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde büyümesini sürdürdüğünü, büyümenin özellikle hizmetler ve bilgi-iletişim sektörleri öncülüğünde gerçekleştiğini ortaya koyarken buna karşın sanayi üretimindeki daralma ve ihracattaki düşüş, büyümenin kompozisyonunda dikkat çeken unsurlar arasında yer aldı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,1 artarken, takvim etkisinden arındırılmış büyüme oranı ise yıllık bazda yüzde 2,6 olarak gerçekleşti. EKONOMİNİN BÜYÜKLÜĞÜ 17 TRİLYON TL’YE YAKLAŞTI Üretim yöntemiyle hesaplanan GSYH, 2026 yılının ilk çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 35,7 artarak 16 trilyon 999 milyar 977 milyon liraya ulaştı. Türkiye ekonomisinin dolar cinsinden büyüklüğü ise 389 milyar 598 milyon dolar olarak hesaplandı. EN HIZLI BÜYÜYEN SEKTÖR BİLGİ VE İLETİŞİM OLDU Sektörel bazda incelendiğinde, ilk çeyrekte en yüksek büyüme yüzde 9,5 ile bilgi ve iletişim faaliyetlerinde gerçekleşti. Bu sektörü yüzde 5,2 ile diğer hizmet faaliyetleri ve yüzde 4,6 ile tarım sektörü izledi. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 3,7, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 3,5, inşaat sektörü yüzde 3,2 ve gayrimenkul faaliyetleri yüzde 3 büyüme kaydetti. Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmet faaliyetleri ise yüzde 1,8 arttı. Sanayi sektörü ise ilk çeyrekte yüzde 0,8 küçülerek büyümeyi aşağı çeken tek ana sektör oldu. TÜKETİM ARTTI, YATIRIMLAR GÜÇLENDİ Yurt içi talep tarafında hanehalkı nihai tüketim harcamaları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,8 arttı. Devletin nihai tüketim harcamalarında yüzde 2,1, gayrisafi sabit sermaye oluşumunda ise yüzde 3 oranında artış kaydedildi. DIŞ TİCARETTE DİKKAT ÇEKEN GERİLEME TÜİK verilerine göre mal ve hizmet ihracatı ilk çeyrekte yıllık bazda yüzde 12,7 azalırken, ithalat yüzde 2 geriledi. Dış ticaretteki bu düşüş, büyüme kompozisyonunda iç talebin etkisini daha belirgin hale getirdi. İşgücü ödemeleri 2026 yılının ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35,9 artarken, net işletme artığı ve karma gelir yüzde 34,4 yükseldi. İşgücü ödemelerinin Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı yüzde 42,7 ile geçen yılın aynı dönemindeki seviyesini korurken, net işletme artığı ve karma gelirin payı yüzde 36,3’ten yüzde 35,8’e geriledi.

Bakan Şimşek: Türkiye, 2025’te yüksek gelirli ülkeler grubunda Haber

Bakan Şimşek: Türkiye, 2025’te yüksek gelirli ülkeler grubunda

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2025 yılı IV. çeyrek Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini değerlendirdi. Bakan Şimşek, Türkiye ekonomisinin yılın son çeyreğinde yıllık yüzde 3,4, çeyreklik yüzde 0,4 büyüdüğünü, 2025 yılı geneli büyümesinin ise yüzde 3,6 olarak gerçekleştiğini açıkladı. Milli gelirin 1,6 trilyon dolar, kişi başına gelirin ise 18.040 dolar seviyesine yükseldiğini belirten Bakan Şimşek, Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler grubuna 2025 yılında dâhil olmasının öngörüldüğünü ifade etti. SEKTÖREL DEĞERLENDİRME Açıklamasında sektörel değerlendirmelerde de bulunan Bakan Şimşek, tarımda don ve kuraklığın etkilerinin yılın son çeyreğinde de devam ettiğine dikkati çekerek, sanayide katma değer artışı yüzde 2,9 ile son dört yılın en yüksek seviyesine ulaştığı, inşaatın ise deprem bölgesinde konut teslimlerine hız verilmesiyle katma değer artışı güçlü seyrini sürdürdüğüne vurgu yaptı. Bakan Şimşek, tüketim ve yatırımda da dengeli görünümün devam ettiğini ifade ederek, yatırımların yıl genelinde yüzde 7 artarken, makine ve teçhizat yatırımlarındaki yüzde 5’lik artış üretim kapasitesini güçlendirdiğini söyledi. Bakan Şimşek, küresel ticaretteki belirsizlikler ve korumacılık nedeniyle net dış talebin büyümeye negatif katkı yaptığını, ancak cari açığın GSYH’ye oranının yüzde 1,6 ile sürdürülebilir seviyelerde kaldığını açıkladı. Kamuda tasarruf ve verimliliğin artırıldığını, harcama disiplininin güçlendirildiğini belirten Şimşek, 2025’te bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 2,9, faiz dışı fazlanın ise yüzde 1,2 olarak gerçekleştiğini söyledi. Bakan Şimşek, 2026 yılında ticaret ortaklarındaki talep artışı ve finansal koşullardaki iyileşmenin büyümeye katkı sağlamasını beklediklerini vurguladı ve ekonomik kazanımları kalıcı hale getirmek için politikaların yapısal ve arz yönlü adımlarla destekleneceğini kaydetti. Şimşek yazılı açıklamasında, sürdürülebilir yüksek büyüme, fiyat istikrarı ve daha adil gelir dağılımını sağlamaya yönelik programın kararlılıkla uygulanacağını sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.