Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Gölcük

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Gölcük haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gölcük haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bakan Yaşar Güler: "TEKNOFEST kuşağının ortaya koyduğu heyecan, azim ve özgüven bizleri gururlandırıyor" Haber

Bakan Yaşar Güler: "TEKNOFEST kuşağının ortaya koyduğu heyecan, azim ve özgüven bizleri gururlandırıyor"

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "TEKNOFEST kuşağının ortaya koyduğu heyecan, azim ve özgüven bizleri gururlandırırken, Türkiye'nin aydınlık yarınlarına dair inancımızı daha da güçlendirmektedir" dedi. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan 2026'nın açılışında konuşma yaptı. TEKNOFEST'in, Türkiye'nin Milli Teknoloji Hamlesini denizlere taşıdığına ve bu programda bulunmaktan büyük mutluluk duyduğuna dikkati çeken Bakan Güler, "Milli Savunma Bakanlığımız ile Türkiye Teknoloji Takımı Vakfının yürütücülüğünde, Gölcük Tersane Komutanlığımızda gerçekleştirdiğimiz bu anlamlı buluşmanın gençlerimize yeni ufuklar açmasını, ülkemizin teknolojik ve denizcilik vizyonunu daha da ilerlere taşımasını temenni ediyorum" dedi. "Hedefimiz, Deniz Kuvvetlerimiz dahil, kahraman ordumuzun imkan ve kabiliyetlerini daha üst seviyelere çıkarmaktadır" Türkiye'nin köklü tarihinde denizciliğin her zaman önemli bir yer edindiğinin altını çizen Bakan Güler, şöyle devam etti: "Asil milletimiz yetiştirdiği nice büyük denizciyle bu alandaki gelişmelere de öncülük etmiştir. Bizler de bugün sahip olduğumuz engin denizcilik mirasımızı daha da zenginleştirmek için var gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Nitekim, ülkemiz sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde son yıllarda savunma sanayii ve yüksek teknoloji alanlarında tarihi bir dönüşüm gerçekleştirirken, bu büyük dönüşümün en güçlü yansımalarından biri de şüphesiz Deniz Kuvvetlerimizin ulaştığı mümtaz seviye olmuştur. Bugün kahraman Deniz Kuvvetlerimiz nitelikli personeli, modern kuvvet yapısı, milli gemileri, denizaltıları, insansız sistemleri ve sürekli gelişen teknolojik kabiliyeti ile Mavi Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasında etkin, caydırıcı ve saygın bir güç olarak görevini sürdürmektedir. Milli Savunma Bakanlığı olarak hedefimiz, Deniz Kuvvetlerimiz dahil, kahraman ordumuzun imkan ve kabiliyetlerini daha üst seviyelere çıkarmaktadır. Bu noktada, bugünün ve yarının teknolojilerine en hızlı şekilde adapte olmak suretiyle yerli ve milli savunma sanayiinde ulaştığımız güçlü seviyeyi daha da yukarılara çıkarmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Bu ise ancak ihtiyaçların doğru belirlenmesi, kaynaklarımızın etkin kullanılması ve elbetteki aydınlık yarınlarımızın temsilcisi olarak gençlerimizin potansiyellerini en doğru şekilde ortaya koyabilmesiyle mümkündür. TEKNOFEST gibi organizasyonlar da bu durumun sağlanabilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır." "TEKNOFEST, çok kıymetli bir platform haline geldi" TEKNOFEST'in gençleri bilimin ve teknolojinin farklı alanlarıyla buluşturduğunu, üretme kültürünü toplumun her kesimine yaygınlaştırdığını ve Milli Teknoloji Hamlesinin insan kaynağını yetiştiren çok kıymetli bir platform haline geldiğine dikkati çeken Güler, TEKNOFEST yarışmalarına bu yıl 1 milyon 600 bin yarışmacının başvurmasının da bunun açık bir göstergesi olduğunu söyledi. Bakan Güler, "Yerli ve milli savunma sanayi yolculuğumuzun önemli bir mihenk taşı olan merhum Özdemir Bayraktar'ın 'Bir çocuk gelsin, bir uçak dokunsun' hayaliyle başlayan bu büyük yolculuk, bugün sizler gibi yüzbinlerce gencimizin bilimle, mühendislikle, teknolojiyle ve üretme heyecanıyla buluştuğu güçlü bir harekete dönüşmüştür. Çok iyi biliyoruz ki, düzenlediğimiz TEKNOFEST Mavi Vatan etkinliği, siz gençlerimizin TCG Anadolu'dan denizaltılarımıza kadar, donanmamızın seçkin platformlarıyla buluşmasına imkan tanıyarak hayallerinize giden yolda değerli bir kazanım olacaktır. Ayrıca, burada düzenlenecek İnsansız Sualtı Sistemleri, Sualtı Roket ve İnsansız Deniz Aracı yarışmalarında ortaya konulacak her fikir ve projenin, geleceğin deniz teknolojilerine atılan yeni bir adım olacağına da yürekten inanıyorum" diye konuştu. "Milli Savunma Bakanlığı olarak siz gençlerimizin ürettiği projelere güçlü bir şekilde destek oluyoruz" Milli Savunma Bakanı Güler, TEKNOFEST kuşağının ortaya koyduğu heyecan, azim ve özgüvenin gururlandırdığını ifade ederek, Türkiye'nin aydınlık yarınlarına olan inancı ise daha da güçlendirdiğini aktardı. Bakan Güler, sözlerini tamamladı: "Bizlere düşen görev, siz genç kardeşlerimizin sahip olduğu büyük potansiyeli desteklemek, hayallerinize ulaşabileceğiniz imkanları oluşturmak, fikirlerinizi projeye, projelerinizi de ülkemize değer katacak teknolojilere dönüştürebileceğiniz güçlü ekosistemi inşa etmektir. Milli Savunma Bakanlığı olarak siz gençlerimizin ürettiği projelere güçlü bir şekilde destek oluyoruz. Yeri gelmişken siz kıymetli gençlerimize şu hususları da özellikle vurgulamak istiyorum. Sizlerin bilime ve teknolojiye duyduğu ilginin, üretmeye yönelik heyecanın ve ülkemizin geleceğinde sorumluluk alma arzusunun her geçen gün güçlendiğini görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Bu alanlarda çok daha hızlı ilerlemek ve kısa sürede çok fazla yol kat etmek için sizler gibi vizyoner gibi gençlere büyük görevler düşüyor. Zira, gençlerimizin araştıran, tasarlayan, üreten ve özgün projelere öncülük eden özgüvenli bireyler olarak yetişmesi güçlü ve bağımsız Türkiye hedefimizin en önemli teminatlarından da birisi olacaktır. Unutmayınız ki bugün geliştireceğiniz bir proje, tasarlayacağınız bir yazılım veya ortaya koyacağınız yenilikçi bir fikir, yarının stratejik kabiliyetlerinden birisine dönüşebilir. Türkiye'nin teknoloji alanındaki gerçek gücü sizlerin merakı, çalışma azmi, cesareti ve büyük düşünme iradenizle daha da artacaktır. Bu çerçevede çalışmak, hayatınızın ana felsefesi, başarıya ulaşmak için sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçemeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayınız ki, taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Tüm bunları yaparken takım çalışmasına önem verin, iş birliğinizi ve dayanışmanızı geliştirin. Farklı bakış açılarından mutlaka faydalanın. Emin olunuz ki, birlikte çalışarak, birbirinize destek olarak daha büyük başarılara imza atabilirsiniz."

17 Ağustos'un batık şehri 27 yıldır ilk günkü gibi Haber

17 Ağustos'un batık şehri 27 yıldır ilk günkü gibi

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde sular altında kalan ve bugün deniz canlılarına yapay resif olan binalar ile eşyalar, dalgıçlar tarafından görüntülendi. Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen, fay hattının denize çektiği yapılardan oluşan su altı şehri, o karanlık gecenin izlerini tüm gerçekliğiyle yansıtmaya devam ediyor. 7,4 büyüklüğündeki depremde kıyıdaki otel, vapur iskelesi, çay bahçesi ve evlerin sulara gömülmesiyle oluşan Değirmendere'deki batık bölge, günümüzde önemli dalış lokasyonlarından biri konumunda. Değirmendere Sahili'nin 180 metre açığında ve 18 ila 55 metre derinliğe kadar uzanan alanda; kökünden sökülmüş çınarlar, çay bahçesine ait şemsiyeler, sokak lambaları ve seyyar satıcı tezgahları dalış yapanlara duygu yüklü anlar yaşatıyor. Bölgede dalış gerçekleştiren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığına bağlı dalgıçlar ile Değirmendere Sualtı Topluluğu (DESSAT) ekipleri, depremden yıllar sonra varlığını sürdüren yapı kalıntılarını ve zaman içerisinde deniz canlılarının yaşam alanına dönüşen bölgeyi dalarak görüntüledi. Dalgıçların kaydettiği görüntülerde, deniz tabanındaki yıkım izlerinin yanı sıra kalıntıların çevresini saran su altı yaşamı da yer aldı. Marmara Depremi'nin ardından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde afet bölgesinde su altı arama kurtarma faaliyetlerine katılan, emekliliğinin ardından DESSAT'ı kuran su altı arama kurtarma ve dalış eğitmeni Murat Kulakaç da su altındaki bölgeyi merak edenlere rehberlik hizmeti veriyor. "Dışarıda hayat onarıldı ama gerçek görüntüler su altında hala duruyor" DESSAT Başkanı Murat Kulakaç, 1999'da Deniz Kuvvetleri'nde 1. sınıf dalgıç astsubayı olarak görev başında olduğunu belirterek, "Deprem sonrası bölgeye geldik, çok üzücü tablolar vardı, çok üzüldük ama görevimiz olduğu için üzerimize düşen her görevi titizlikle ve başarılı şekilde tamamlamıştık. 2005 yılında bölgeye tayin oldum ve 2005'in sonunda da emekli oldum. Bölgede sanayi dalgıcı ve kurtarma dalgıcı olmadığı için belediyeden böyle bir talep geldi ve dalgıç yetiştirmeye başladık. Dışarıda hayat çok hızlı şekilde onarıldı ama gerçek görüntüler ilk günkü gibi su altında hala tüm canlılığıyla duruyor" dedi. "Biz 100 binlerce kişi bir araya gelsek yerinden oynatamayız" Sualtındaki manzarayı "inanılmaz bir görüntü" olarak nitelendiren Kulakaç, doğanın gücüne dikkat çekerek, "Dipte görüntülerde de göreceksiniz, çok inanılmaz bir görüntü. Doğanın gücünü görebiliyorsunuz. O dev çınarları kökünden sökmüş, sallamış blok halinde yere yatırmış. Biz 100 binlerce kişi bir araya gelsek yerinden oynatamayız bile. Depremin unuttuğumuz tüm gerçek görüntüleri suyun altında olduğu gibi duruyor. Eskiden insanların yaşam alanları artık su altı canlıları için bir yapay resif durumuna gelmiş. Ciddi anlamda artık onlar oraya sahiplenmişler ama ders almamız gereken üzüldüğümüz ama her zaman farkında olmamız gereken gerçek görüntüler su altında tüm çıplaklığıyla duruyor" diye konuştu. "Hazırlıklar, tatbikatlar yaparak hazırlığımızı sürdürüyoruz" Bölgedeki arama kurtarma hazırlıklarına değinen Kulakaç, şöyle devam etti: "Ben İstanbul'da yaşıyordum İstanbul'da da hissettik ama deprem sonrası görev için gelmiştim bölgeye ama şu anda bu bölgede yaşıyorum bu bölgede ciddi anlamda arama kurtarmacı dalıcı yetiştirmek için mücadele ediyoruz şu anda 8 tane dalış merkezi var Kocaeli'de. Belediye, AFAD tüm devlet unsurları ve sivil unsurlar bu bölgede böyle bir olay yaşanmasın diye hazırlık yapıyoruz ama her ihtimale karşı yaşanırsa da biz elimizden gelen her türlü tedbiri alacak şekilde hazırlıklar, tatbikatlar yaparak hazırlığımızı sürdürüyoruz." Deprem sonrası karşılaştığı tabloyu ve muhtemel bir afet riskini de anlatan Kulakaç, bölgeye ulaştıklarında büyük bir kaos ve organizasyon eksikliğiyle karşılaştıklarını belirterek binaların denize çöktüğünü ifade etti. İnsanların büyük bir çaresizlik içinde ne yapacaklarını bilmez halde olduğunu vurgulayan Kulakaç, "Belki bu binaların içindeki hava boşluklarında, bir yaşam alanında hayata tutunan insanlar oldu bilemiyoruz. Ancak deprem sonrası bölgeye ulaştığımızda, denizdeki enkazda hayatını kaybeden vatandaşlarımızı çıkararak ailelerine teslim ettik. Şu anda aşağıda kimse kalmadı. Elbette temennimiz bir daha böyle acıların yaşanmaması ancak muhtemel bir İstanbul depremine karşı hazırlıklı olmalıyız. Maltepe ve Bakırköy sahillerinde yaşanabilecek muhtemel blok çökmelerinde, hava boşluklarında mahsur kalacak vatandaşlarımızın en azından 3-4 saat yaşama şansı olabileceğini öngörüyoruz. Dalgıçlar olarak bu ihtimale karşı hazırlıklarımızı, tatbikatlarımızı ve önlem alma çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz" ifadelerini kullandı. "Maskesinden gözyaşlarını gördüğümüz arkadaşlarımız da oluyor" Bölgenin dalış turizmi açısından geldiği noktayı anlatan Kulakaç, su altında yaşanan duygu yoğunluğunu ise şöyle anlattı: "Biz aslında sürekli dalıyoruz. Bu bölge bizim dalış noktamız. Dalış turizmi için de artık gözde noktalardan birisi oldu diyebiliriz. Yurtdışından da çok ciddi anlamda dalışçılar bu bölgeyi görmeye geliyor. Biz tabiki her yıl arzu eden arkadaşları sualtına daldırıyoruz ama bu bölge depremi yaşayan insanları çok duygulandırıyor çünkü o gerçek görüntüleri gördüklerinde tabii beyin tekrar ilk ana dönüyor. Su altında maskesinden gözyaşlarını gördüğümüz arkadaşlarımız da oluyor." Deprem gerçeğinin asla unutulmaması gerektiğine ve Türkiye'nin aktif bir deprem kuşağında yer aldığına dikkati çeken Kulakaç, "Aradan 27 yıl geçmesine rağmen depremin gerçek görüntüleri su altında tüm çıplaklığıyla duruyor. Kendimizi, ailemizi ve geleceğimizi kurtarmak için ulusal çapta alınan önlemlere riayet etmeli, bireysel olarak da eğitimlerimizi tamamlayarak her türlü afete karşı hazırlıklı olmalıyız" şeklinde konuştu.

18 mezar açtırdı, oğlunun cenazesine ulaştı Haber

18 mezar açtırdı, oğlunun cenazesine ulaştı

Kocaeli'de 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde enkazdan çıkarıldıktan sonra kaybolan oğlunu bulmak için 4 yıl boyunca emniyet, hastane ve morgları dolaşan 70 yaşındaki Emine Cebeci, mahkeme kararıyla açtırdığı 18 mezarın birinde evladının cenazesine ulaşmasının acısını ilk günkü gibi kalbinde taşıyor. Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen, o gece yaşanan acılar ve sonrasında verilen mücadeleler hafızalardaki yerini koruyor. Deprem gecesi oğlu Serkan ile birlikte enkaz altında kalan 70 yaşındaki Emine Cebeci, 16 saat sonra yaralı olarak kurtarıldı. Oğlu ise 13. saatte enkazdan çıkarılarak hastaneye sevk edildi ancak sevkin ardından kendisinden bir daha haber alınamadı. Bir yıl boyunca hastanelerde tedavi gören ve 14 kez ameliyat olan Cebeci, tüm yaşadığı zorluklara rağmen oğlunu aramaktan vazgeçmedi. 4 yıl boyunca Türkiye'nin dört bir yanında oğlunun izini süren, emniyetleri, hastaneleri ve morgları dolaşan Cebeci, başlattığı hukuki mücadele sonucu 18 mezarın açılmasını sağlayarak evladının cenazesine ulaştı. "1999 bizim için milattan önce ve milattan sonra gibi oldu" O gece yaşadıklarını anlatan Emine Cebeci, "Derler ya, 'milattan önce, milattan sonra' diye. Bizim için de öyle oldu. 1999'dan önce bir hayatımız vardı, 1999'dan sonra başka bir hayata döndük. O gece oğlumla beraber evdeydik. Çok sıcak bir ağustos ayıydı. Bu sıcaklar beni zaten hep korkutur. Yine böyle kötü, sıcak bir geceydi. Oğlum astsubaylığı kazanmıştı. 'Gece erken yatayım, yarın sabah raporlarımı götüreceğim askeriyeye' dedi. Televizyon izliyordum. O sırada büyük bir gümbürtü koptu. O kadar büyük bir gümbürtüydü ki deprem olduğunu düşünemedim. Bir an evin altından tren geçiyor zannettim. Öyle sert bir sarsıntıydı. Birden fırladım. Oğluma koşturayım, korkmasın diye düşündüm. Ne yazık ki üç adım atabildim, dördüncü adımı atamadım. Hani '45 saniye sürdü' dediler ya, biz ilk 10 saniyede yıkılan evlerden biriydik" dedi. "Öyle bir sarsıntıydı ki döne döne yıkıldık" Birinci katta oturduklarını ve üzerlerinde 5 kat bulunduğunu belirten Cebeci, sarsıntının şiddetine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sağa sola çarpa çarpa, döndüre döndüre evimiz yıkıldı. Öyle bir sarsıntıydı ki döne döne yıkıldık. Ben yüzüstü yere düştüm. Bütün merdivenler yıkılmış, yanıma gelmiş. Sadece çenem yerdeydi. Kafam kımıldamıyordu. Beton kafama değiyordu ama ezmiyordu. Bacaklarım, kolum kolonun altında kaldı. Aradan zaman geçti. Oğluma seslendim, sesini duyayım diye. Ondan hiç ses alamadım. ‘Eyvah' dedim, ‘Oğlum öldü herhalde.' Hiç aklımı kaybetmemeye çalışıyorum, yüzüstü düştüğüm halde. Deprem olduğunu düşünmüyorum. ‘Bizim bina yıkıldı' diyorum. Sahilden gören olur, binanın yıkıldığını fark eder, yardım eden olur diye düşünüyorum. Ama bir iki saat hiç kimseden ses gelmedi. Ne sahilden ne dışarıdan. Bir iki saat sonra oğlumun sesini duydum. 'Anne, iyiyim. Sadece ayağım ezik' dedi. ‘Tamam oğlum, dayan. Sahilden dönenler görür bizi, kurtarırlar' dedim." "Oğlum, 'Kurtaramayacaklar bizi, kimse yok' dedi" Enkaz altında oğluyla sabaha kadar konuştuklarını dile getiren Cebeci, "En son oğlum, 'Kurtaramayacaklar bizi, kimse yok' dedi. 'Hakkınızı helal edin' dedi. 'Yok oğlum, öyle deme. İlla kurtulacağız. Sen gayret et' dedim. Oğlum helalleşmeyi düşünüyordu ama ben o an bunu düşünemedim. Ona cesaret vermeye çalışıyordum. Saatlerce arada gelen giden olmaya başladı. Enkazı görenler yardıma koşmaya çalıştı. Komşuların sesini duyuyoruz ama onlar bizim sesimizi duyamıyor. Enkazın altında sen her şeyi duyuyorsun ama onlar seni duyamıyor. Enkazlarda çok büyük yanlışlar oluyor. Üzerine o kadar insan çıkıyor ki o devamlı betonlar kayıyor. Sağlam insanlar aşağıda ezilmeye başlıyor. Hiç kimse orada ilk anda ölmedi. Bazen ölmek istiyorsun, ölemiyorsun. Diri diri mezara giriyorsun ama çaresizsin yapacağın bir şey yok. Oğluma teselli vermekten kendime unutmuştum" ifadelerini kullandı. "Allah'a şükürler olsun. Oğlumu buldular ya, beni bulmasalar da olur' diyordum" Aradan 13 saat geçtikten sonra oğlunun enkazdan sağ olarak çıkarıldığını ifade eden Cebeci, "Allah'a şükürler olsun. Oğlumu buldular ya, beni bulmasalar da olur' diyordum. Sadece bizim binamızın yıkıldığını zannediyorum. Oysa deprem olmuş, her taraf yerle bir olmuş. Daha sonra oğlumu çıkardılar. Yanında köpeğimizi de çıkardılar. Köpeğimiz yaşıyordu. Oğlumla beraber onu da çıkardılar. Oğlum, 'Gitmem, annemi çıkarın. Annem aşağıda yaşıyor' diyordu. Daha sonra en yakın arkadaşım zorla oğlumu ikna etti ve Gölcük Askeri Hastanesi'ne götürdü. Ben hep şükrettim. ‘Oğlum gitti, kurtuldu. Ben kurtulmasam da olur' diye düşündüm. Saat 16.00 sıralarında beni de oğlumdan üç saat sonra çıkardılar. Çıktığımda çok kötüydüm. Herkes bunu söylüyor. ‘Serkan çok iyiydi, senin hastaneye ulaşacağını bile düşünmüyorduk' diyorlardı" dedi. "Oğlumu kaybettiğim yerde arayacaktım" Enkazdan çıktığında her yerin yerle bir olduğunu gördüğünü aktaran Cebeci, tedavisinin ardından başlayan zorlu arayış sürecini şöyle anlattı: "Gölcük adeta yerle bir olmuştu. Ben sadece oğlumu soruyordum. Bir yıl boyunca hastanelerde kaldım, sürekli ameliyat oldum. Ayağımdan 14 kez ameliyat geçirdim. ‘Ben Serkan'ı bulacağım' dedim. Onu kaybettiğim yerde arayacaktım. Gölcük'e geldiğimde bir baktım, duvarların üzerinde hep kayıp insanların fotoğrafları vardı. Bir sürü kayıp vardı. Askeriyeye gittim. Askeriye bana, 'Biz 18 kimsesiz kişiyi gömdük ama resimleri elimizde' dedi. Resimlere baktım, benim oğlum yoktu. Yine de ‘Bakın, bir sürü kayıp var. Bu kayıplardan biri o mezarlıktan çıkabilir. O 18 mezarın açılmasını istiyorum' dedim. Çünkü hangi kaybı bulsak, bir anne için bu huzurdur." "Benim oğlum o mezarlardan birinden çıktı" Kayıp aileleriyle bir araya gelerek yıllarca sürecek bir hukuk mücadelesi başlattıklarını belirten Cebeci, "Benim mahkeme sürecim 4 yıl sürdü. Mezarları açtırabilmek için mücadele ettim. Mahkemeye para yatırmadan zaten süreç ilerlemiyordu. Daha sonra tüm kayıp ailelerinin davaları iptal oldu. Bir tek benimki devam etti. Ben de tekrar üst mahkemeye müracaat ettim. Depremi yaşamışsın, bağırıyorsun ama seni soran olmuyor. Sonunda mezarlar açıldı. 18 mezarın açılmasını istedim. Benim oğlum çıkacak diye değil, başka kayıpların bulunması için açtırdım ama benim oğlum o mezarlardan birinden çıktı. 4 yıl sonra. Ben bu 4 yılda Türkiye'de gitmediğim yer bırakmadım. Bu işler öyle ufacık bir aramayla olmuyor. Her gün sırtımda kayıpların resimleriyle Türkiye'yi dolaştım. Oğlumun mezarını buldum ama yine de ‘Ya oğluma benzeyen biri olsaydı?' diye düşünüyorsun. 4 yıl sonra bulmak öyle kolay bir şey değil. Herkes cenazesini aldı, kabul etti. Benimki çok zor oldu. Çünkü çocuğumu sağ olarak göndermiştim, ben de onu her yerde sağ olarak arıyordum. Öldüğünü aklına bile getirmiyorsun" şeklinde konuştu. "Yıllarca sokak sokak dolaştım" Gözyaşlarına hakim olamayan Cebeci, sözlerini şöyle noktaladı: "Ben 4 yıl kapımı kapatmadım 'Çocuğumdan bir haber gelir, bir ses duyarım' diye düşündüm. Yıllarca sokak sokak dolaştım. Her arabanın içine baktım. 'Acaba benim çocuğum bir yerlerde şuurunu yitirdi de geziyor mu?' diye düşündüm. Bakırköy'e gittim, akıl hastanelerini aradım. Oğlumu bulana, o mezarlar açılana kadar aramadığım program, gazete, haber kalmadı. Yurt dışına kadar fotoğrafını gönderdim. 'Belki bir gören olur, bir yerlerden bir ses gelir' diye umut ettim."

İzmit Körfezi'ni yüzerek geçtiler Haber

İzmit Körfezi'ni yüzerek geçtiler

Kocaeli'de Ulusal Açık Su Yüzme Yarışları'nda 471 yüzücü İzmit Körfezi'ni geçerek Derince'ye ulaştı. Başkan Tahir Büyükakın, organizasyonun Uluslararası Yüzme Federasyonu takvimine alınması için girişimlerde bulunacaklarını bildirdi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde organize edilen etkinliğe 14 ilden 91 kulüp ve bağımsız sporcular katıldı. Gölcük Değirmendere sahilinden start alan yüzücüler, Derince sahiline kadar uzanan 2 bin 622 metrelik parkuru yüzerek geçti. Yarışmanın startını veren Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, burada yaptığı konuşmada, organizasyonu uluslararası boyuta taşımak için çalışma başlatacaklarını söyledi. Uluslararası Yüzme Federasyonu ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile temasa geçeceklerini belirten Büyükakın, "Bu yarışların burada uluslararası düzenlenebilmesi için takvime girmesi lazım. İnşallah Derince ile Gölcük arasında, Körfez'in iki yakasını buluşturacak uluslararası bir açık su yüzme şampiyonası düzenleriz" diye konuştu. "Su sporlarının her türü yapılacak" Körfez'de yürütülen dip çamuru temizliğine ve kentin denizle olan ilişkisine değinen Büyükakın, "Bu sahilin evlatları bilir; çocukluğumuzda şehir denizle barışıktı. Ancak sanayi tesisleriyle birlikte denize ulaşım sınırlanmıştı. Bugün etkinlik alanlarında insanlar hem sahille buluştu hem de deniz girilebilir hale geldi. Şehrin sanayisini çevresiyle yeniden buluşturacağız. Su sporlarının her türü bu denizde yeniden yapılmaya başlanacak" ifadelerini kullandı. Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer etkinliğin düzenlenebilmesinde temiz bir denizin önemine işaret ederken, Derince Belediye Başkanı Sertif Gökçe de deniz sporlarını yaygınlaştırmak için çaba sarf ettiklerini kaydetti. Farklı yaş gruplarında gerçekleştirilen yarışların ardından kadınlar ve erkekler kategorilerinde dereceye giren sporculara ödülleri verildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.