Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Gıda Güvenliği

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Gıda Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa'da emziren annenin küflü ürün tepkisi sonrası fırına 52 bin 800 TL ceza Haber

Bursa'da emziren annenin küflü ürün tepkisi sonrası fırına 52 bin 800 TL ceza

Olay, 21 Ekim 2026 tarihinde saat 21.00 sıralarında Mudanya ilçesi Güzelyalı Mahallesi’nde meydana geldi. Bir fırından peynirli ürün satın alan B.K., ürünlerin küflü olduğunu fark etti. Emziren anne olduğunu belirten B.K., yaşadığı durumun kendisi ve bebeğinin sağlığı açısından endişe gösterdiğini ifade etti. "Bebeğime bir şey olsaydı hesabını kim verecekti?" Satın aldığı ürünleri iade etmek isteyen B.K., yaşananları cep telefonu kamerasıyla kayda almak istediğini ancak görüntü çekmesinin engellendiğini öne sürdü. İşletmede daha önce de bayat veya küflü ürünlerle ilgili benzer sorunlar yaşadığını belirten B.K., reyondaki ürünlerin ne zamandır satışta olduğunu sorduğunu anlattı. B.K., işletme çalışanlarının ürünlerin günlük çıkarıldığını söylediğini, kendisine ise "Almasaydın o zaman" şeklinde karşılık verildiğini ileri sürdü. İhbar üzerine resmî denetim yapıldı B.K.’nin sosyal medya üzerinden yaptığı ihbarın ardından Mudanya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü gıda kontrol ekipleri, 22 Ekim 2026 tarihinde söz konusu işletmede resmî kontrol gerçekleştirdi. Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Sosyal medya üzerinden yapılan bir ihbarda, ilimiz Mudanya ilçesinde faaliyet gösteren bir fırında satışa sunulan bir ürünle ilgili uygunsuzluk bildirimi alınmıştır. İhbar üzerine Mudanya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü gıda kontrol ekiplerince, söz konusu işletmede 22.10.2026 tarihinde resmî kontrol gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen kontrol sonucunda tespit edilen eksiklikler nedeniyle işletme hakkında idari yaptırım süreci başlatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur." Gıda güvenliği yeniden gündemde Emziren anne olduğunu vurgulayan B.K., "Bebeğime bir şey olsaydı hesabını kim verecekti?" diyerek yaşadığı endişeyi dile getirdi ve gıda güvenliği konusunda denetimlerin artırılmasını istedi. Gerçekleştirilen denetimin ardından işletme hakkında idari işlem başlatılırken, 52 bin 800 TL idari para cezası uygulandığı öğrenildi.

Yapılan denetimlerde 15 ton bozulmuş etin piyasaya sürülmesi engellendi Haber

Yapılan denetimlerde 15 ton bozulmuş etin piyasaya sürülmesi engellendi

Gaziosmanpaşa Belediyesi Zabıta Müdürlüğü İş Yeri Hijyen Denetim Ekibi ile İlçe Tarım Müdürlüğü ekipleri, ilçenin 16 mahallesinde gıda üretimi, işlenmesi ve satışı yapılan işletmeleri mercek altına aldı. Denetimlerin en çarpıcı tespitlerinden biri, et parçalama ve işleme faaliyetinin yürütüldüğü iş yerlerinde yapıldı. Ekipler, kontroller sırasında halk sağlığı açısından risk taşıyan toplam 15 ton et ve et ürünü tespit etti. İşleme alanları ve soğuk hava depolarında yapılan kontrollerde bazı et ve et ürünlerinde ağır koku oluştuğu, dondurulmuş ürünlerin bir bölümünün çözünmeye başladığı belirlendi. Bazı ürünlerin zeminle temas ettiği, depolama sıcaklığının et ürünlerinin muhafazasına uygun olmadığı ve işleme alanlarında hijyen kurallarına aykırı şartlar bulunduğu tespit edildi. Ekipler, tüketime uygun olmadığı belirlenen ürünleri tek tek inceleyerek tarttı ve kayıt altına aldı. 15 ton et ve et ürününe imha edilmek üzere el konulurken, ürünlerin piyasaya sürülmesinin önüne geçildi. "Sabun yapılacak" denilen yerde kıyma makinesi bulundu Denetimlerde kemiklerden sıyrılan bazı etlerin sabun üretiminde değerlendirileceği, bazı ürünlerin ise hayvanlara verileceği beyan edildi. Ancak iş yerinde yapılan incelemelerde kıyma makinesi bulunması üzerine kontroller derinleştirildi. Kemiklerden sıyrılan etlerin kıyma haline getirilerek yeniden gıda zincirine dahil edilme ihtimalini dikkate alan ekipler, tüketime uygun olmayan ürünlerin tamamını işlem altına aldı. Bin 873 denetimde 153 cezai işlem, 16 mühürleme Ekipler, 16 mahalledeki denetimlerde bin 873 iş yerini kontrol etti. Denetimler sonucunda 153 iş yerine cezai işlem uygulanırken, 16 iş yeri mühürlendi. Kontrollerde işletmelerin hijyen şartları, ürünlerin işlenme ve muhafaza biçimleri, son kullanma tarihleri ile gıda güvenliğini tehdit edebilecek uygulamalar incelendi. Denetimlerde tespit edilen uygunsuzluklar ve ürünlere ilişkin tutanaklar tutuldu. Tarım ve Orman Bakanlığının ilgili birimleri tarafından gerekli cezai işlemler uygulanırken, mevzuata aykırılık tespit edilen iş yerleri hakkında soruşturma başlatıldı. Gaziosmanpaşa Belediye Başkan Vekili Eray Karadeniz’in göreve gelmesinin ardından oluşturulan İş Yeri Hijyen Denetim Ekibi, halk sağlığını tehdit eden uygulamalara karşı denetimlerini ilçe genelinde sürdürüyor. Karadeniz’in göreve geldiği ilk günden itibaren özellikle üzerinde durduğu gıda güvenliği konusunda sağlıksız üretime ve halk sağlığını riske atan hiçbir uygulamaya müsamaha gösterilmeyeceği vurgulandı. Gaziosmanpaşa Belediyesi ekiplerinin geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği bir başka denetimde de yaklaşık 10 ton bozulmuş ve son kullanma tarihi geçmiş gıda ürününün piyasaya sürülmesi engellenmişti.

BTÜ’de iklim değişikliği gündemi ele alındı Haber

BTÜ’de iklim değişikliği gündemi ele alındı

BTÜ Mimar Sinan Yerleşkesi Turkuaz Salon’da gerçekleştirilen programa; BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sinan Uyanık, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. "Üçlü COP Yılı Çerçevesinde İklim, Rio Sinerjisi ve Çölleşmeyle Mücadele Faaliyetleri" başlıklı konuşmasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel MüdürüProf. Dr. Kasım Yenigün, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası iş birliğinin ve toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk üstlenmesinin önemini vurguladı. İklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Yenigün; orman yangınları, kuraklık, toz taşınımı, sel ve heyelan gibi afetlerin giderek daha fazla gündeme geldiğine dikkat çekti. İklim değişikliğinin tarımsal üretimden su kaynaklarına, enerji üretiminden ulaşıma ve insan sağlığına kadar pek çok alanı etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Yenigün, değişen şartlara uyum sağlamak ve riskleri azaltmak için bütüncül politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Üretim ve tüketim süreçleri birlikte ele alınmalı Karbon salımının azaltılmasının yanı sıra ormanların, tarım alanlarının ve meraların korunmasının da iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir yere sahip olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yenigün, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının ve karbon yutak alanlarının artırılmasının önemine işaret etti. Bireysel tüketim alışkanlıklarının da doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırabildiğini belirten Yenigün, sürdürülebilir bir gelecek için üretim ve tüketim süreçlerinin birlikte ele alınması gerektiğini dile getirdi. COP31, Türkiye’nin iklim diplomasisindeki rolünü güçlendirecek Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası iş birliğinin geliştirilmesi ve küresel iklim politikalarına katkı sunulması açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Yenigün, toplantının yalnızca ülkeler arasında kararların alındığı bir platform olmadığını; kamu kurumları, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çözümler geliştirmesi için de önemli bir zemin oluşturduğunu ifade etti. COP31’de önemli temalar Prof. Dr. Yenigün, COP31 kapsamında öne çıkan sıfır atık, okyanuslar ve denizler, gıda güvenliği, iklim dirençli şehirler, temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, gençlik ve eğitim gibi tematik alanlara dikkat çekti. İklim değişikliğiyle mücadelede bilimsel bilgi, teknolojik yenilik ve uygulamaya dönük projelerin önemini vurgulayan Yenigün, üniversitelerin bu süreçte aktif rol üstlenebileceğini belirtti. Üniversite-kamu iş birliğine vurgu Üniversitelerin araştırma ve geliştirme kapasitesinin sahadaki çevre sorunlarının çözümüne katkı sunabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yenigün, akademisyenleri ve öğrencileri iklim değişikliği, sürdürülebilir arazi yönetimi, afet risklerinin azaltılması ve doğal kaynakların korunmasına yönelik çalışmalarda yer almaya davet etti. Prof. Dr. Kasım Yenigün, kamu kurumları ile üniversiteler arasında geliştirilecek ortak projelerin, bilimsel bilginin uygulamaya aktarılmasını ve iklim değişikliğiyle mücadelede somut sonuçlar elde edilmesini destekleyeceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü"

Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, Çırağan Sarayı’nda düzenlenen Uluslararası Adalet Zirvesine katıldı. Burada bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvede ele alınan uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada adalet ve göç yönetimi gibi başlıkların günümüz dünyası için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, "Uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada uluslararası adalet, göç ve sorumluluk paylaşımı gibi hem güncel hem de kapsamlı meseleleri ihtiva eden bu oturumları çok kıymetli bulduğumu özellikle ifade ediyorum. Sözlerimin hemen başında şu hususun altını çizmek isterim. Şu anda farklı ülkelerden, farklı bölgelerden gelen konuklarımızla bu tarihi salonda bir aradayız. Vatandaşı olduğumuz devletlerin mensubu olduğumuz milletlerin birbirinden farklı anayasaları, hukuk sistemleri, yasal ve idari mevzuatları var. Aynı şekilde burada temsil edilen her devletin, her milletin kendine has bir hukuk geleneği, kuralları, manzumesi, birbirinden farklı teamülleri var. Fakat yasama süreçlerimiz, yargılama usullerimiz, hukuku tatbik etme biçimlerimiz ne kadar farklı olursa olsun adalet dediğimizde hepimizin zihninde beliren düşünce, zannediyorum aynıdır. Adalet haklıya hakkının teslim edilmesidir. Adalet güçsüzün güçlüye ezdirilmemesidir. Adalet mazlumu zalimden koruma kudretidir. Adalet devletin üzerine bina edildiği temeldir. Bu yönüyle adalet, insanlığın ortak hedefi, ortak ideali, ortak mefkuresidir. Şu gerçeklerin hepimiz çok net farkındayız: Vicdan ve hakkaniyetin terk edildiği yerde adalet olmaz. Kanun önünde eşitliğin göz ardı edildiği bir hukuk sisteminde adalet olmaz. Aynı şekilde, mükafat ve mücazat dengesinin iyi kurulmadığı, hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir ortamda adalet kendisine yer bulamaz. Bu hususların her biri tüm aktörleriyle ve kurumlarıyla uluslararası sistem içinde geçerlidir" dedi. "Neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var" Uluslararası barış ve güvenliğin adalet olmadan sağlanamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Devletin en temel sorumluluğu nasıl ki adaleti tevzi etmekse, kural ve ilke temelli olduğu iddia edilen uluslararası sistemin de asli misyonu küresel barış ve güvenliği tesis etmektir. Nitekim 81 yıl önce San Francisco’da imzalanan ve bugünkü sistemin hukuki zeminini oluşturan Birleşmiş Milletler Şartı’nın birinci maddesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkindir. Uluslararası barış ve güvenlik ise hepimiz biliyoruz ki, adalet olmadan sağlanamaz. Bugün ne yazık ki hem temsil, hem işlev, hem de meşruiyet açısından ağır yara almış, güven ve itibar erozyonuna uğramış bir uluslararası sistemle karşı karşıyayız. Birleşmiş Milletler çatısı altındaki 190’dan fazla ülkenin iradesinin, veto imtiyazına sahip sadece beş üyenin kararlarına bağlı olduğu bir yapının adil ve sağlıklı olmadığının hepimiz bilincindeyiz. Birileri odadaki fili görmemekte ısrar etse de, mevcut sistemin hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmadığını artık herkes biliyor. Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda. Uluslararası anlaşmalar deyim yerindeyse hükmünü yitirmiş durumda. Uluslararası mahkemelerin verdikleri kararlar aynı şekilde uygulanamaz durumda. İlkeler, normlar, sistemin merkezinde yer alan kurallar; bunların tamamı ayaklar altına alınmış durumda. Kıymetli dostlar, bunları hamaset olsun, polemik olsun veya ajitasyon için söylemiyorum. Tam tersine bunlar, yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir. Kabul edelim ki neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var ve bu sistemin küresel ölçekte yol açtığı sıkıntılara hepimiz tanıklık ediyoruz" diye konuştu. Eğitim ve teknolojiye erişim, iklim kriziyle mücadele, gıda güvenliği ve gelir adaletsizliği başta olmak üzere ülkeler arasındaki makasın giderek açıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın bir bölümü son derece kısıtlı şartlar altında yokluk ve yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışırken, lüks ve şatafat içinde yaşayan diğer bir kesim sistemin tüm nimetlerinden faydalanıyor. Soruyorum, dünya genelinde sayısı 60 bini ancak bulan bir avuç elitin, 4 milyar insandan üç kat daha fazla servete, gelire, imkana sahip olması adil midir. Hakkaniyetli midir. Aynı şekilde çevreyi hoyratça kirleterek zenginleşen gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinde hemen hiçbir etkisi olmayan ülkeleri yalnız bırakması adil ve hakkaniyetli midir. Krizlerin çatışmaları tetiklediği, çatışmaların savaşları takip ettiği, savaşların ise istikrarsızlıkla neticelendiği bir tabloda, sistemde bir sorun yok diyebilir miyiz. Şurası çok önemlidir. Küresel petrol ihracatının yüzde 35’inin geçtiği Hürmüz’deki tıkanıklık onca çabaya rağmen aylardır bir türlü giderilemedi. Rusya ve Ukrayna arasında 4,5 yılı geride bırakan savaş her ay binlerce can kaybıyla halen devam ediyor. Lübnan’da, Yemen’de, Somali’de, Sudan’da, bölgemizin ve dünyanın daha pek çok yerinde neler yaşandığını hepimiz görüyoruz" dedi. "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırıma da yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hepsinden önemlisi Gazze’de tam 3 yıldır tüm dünyanın gözleri önünde insanlar vahşice öldürülüyor. Siviller acımasızca şehit ediliyor. Çoğu çocuk ve kadın, 74 binden fazla Gazzeli katledildi. Savaşta bile dokunulmaması gereken okullar yerle yeksan edildi. Üniversiteler, hastaneler, ibadethaneler vuruldu. Binlerce çocuk elini, ayağını, vücudunun bir azasını kaybetti. Gazze, kendini uluslararası hukukun üstünde gören, kibirli, radikal ve öldürmeye doymayan bir soykırım şebekesi tarafından dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü. Biliyorsunuz, ülkemizin katkılarıyla geçen yıl bir ateşkes tesis edilmişti. Filistinli kardeşlerimizin riayet ettiği bu ateşkes İsrail hükümeti tarafından binlerce kez ihlal edildi. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 11 Ekim 2025’ten bu yana bin 500 Filistinli bu saldırılarda katledildi. 5 binden fazla insan yaralandı. Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim faaliyetleri, fanatik grupların devlet destekli organize suç ve şiddet eylemleriyle devam ediyor. Kudüs’teki kutsal mekanlar baskına uğruyor, tarihi ve hukuki statüleri haydutlukla değiştirilmek isteniyor. İsrail, komşuları başta olmak üzere bölgenin huzur ve güvenliğini kendisi için doğrudan tehdit unsuru olarak değerlendiriyor. Üzülerek ifade etmek isterim ki bu acı manzara karşısında uluslararası toplumun gerekli tepkiyi vermediğini, yargı ve yaptırım mekanizmasının olması gerektiği şekilde işletilmediğini görüyoruz. Türkiye gerek Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davaya müdahillik başvurusu yaparak, gerek İsrail’le ticari işlemlerini tamamen durdurarak, gerekse küresel su mut filosuna yönelik silahlı saldırının asıl faillerine kırmızı bülten çıkartarak tavrını çok net biçimde ortaya koymuştur" ifadelerini kullandı. "Bu tüm dünya için bir insanlık testidir, hepimiz için bir samimiyet testidir" Türkiye kendisine umut bağlayan insanlara sırtını dönmeyeceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şunu bugün bir kez daha ve altını çizerek dile getirmek durumundayım. Bu tüm dünya için bir insanlık testidir. Hepimiz için bir samimiyet testidir. Türkiye gerekirse sıkıntı çeker ama kendisine umut bağlayan, haksızlığa uğrayan insanlara da sırtını dönmez. Gazze’de işlenen soykırımın failleri hukuk önünde hesap vermedikçe uluslararası sistemin adaletli olduğunu kimse iddia edemez. Uluslararası iradenin yansımadığı bir Birleşmiş Milletler sisteminin meşru ve hakkaniyetli olduğunu kimse söyleyemez. Uluslararası mahkeme kararlarının tanınmadığı, uygulanmadığı, dikkate bile alınmadığı bir sistemin barış ve güvenlik üretmesi düşünülemez. Türkiye olarak her fırsatta işte bu yüzden ’Dünya 5’ten büyüktür’ diyoruz. Tam da bu yüzden ’daha adil bir dünya mümkündür’ diyoruz. Şunun da bilinmesini isterim ki Türk milletinin bir evladı ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak ömrümüz vefa ettikçe, gücümüz yettiği, dilimiz döndüğü müddetçe mazlum ve mağdurların sesi olmaya, onların da hakkını, hukukunu savunmaya inşallah devam edeceğiz. Bulunduğumuz her platformda, yer aldığımız her masada güçsüzlerin, gariplerin, yoksulların, kimsesizlerin sesi olmayı sürdüreceğiz. Sizlerden de bu gayretlerimize azami katkı beklediğimizi bugün bir kez daha vurgulamak istiyorum. Sizlerin güçlü desteğini beklediğimiz bir diğer husus sınır aşan suçlarla ve organize suç örgütleriyle mücadeledir" diye konuştu. "Suç işleyip yurt dışına kaçanlar kendilerini güvende hissetmemelidir" Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısının ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok iyi bildiğiniz gibi suç coğrafyası artık tek bir ülkenin hudutlarıyla sınırlı değildir. Teknolojiyle beraber suç coğrafyasının da küreselleştiğine; elektronik para kuruluşları, kripto varlıklar, soğuk cüzdanlar ve sosyal medya gibi araçların suç örgütleri tarafından çok etkin biçimde kullanıldığına şahit oluyoruz. Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısı, ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılıdır. İster adi suçlu, ister uyuşturucu tüccarı, ister terör ve organize suç örgütü üyesi olsun, hukukun dışına çıkan hiç kimseye dünyanın hiçbir yerinde rahat ve huzur olmamalıdır. Suç işleyip ülke dışına çıkarak adaletten kaçabileceğini sananlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, kendilerini güvende hissetmemelidir. Türkiye olarak biz bunu temin etmekte, bunu hissetmekte kararlıyız. Sadece 2026’nın ilk dokuz ayında 294 kişinin ülkemize iadesini sağladık. Aynı dönemde farklı aramalar kapsamında 736 kişiyi ülkemize getirdik. Uluslararası adli işbirliğinde haklı taleplere karşılık verilmesi esastır. Türk adaleti er ya da geç ama gereğini mutlaka yapacaktır" ifadelerini kullandı.

Beslenme çantasında poğaça ve börek ağırlığı uzun vadede sağlığı etkileyebilir Haber

Beslenme çantasında poğaça ve börek ağırlığı uzun vadede sağlığı etkileyebilir

Çocukların büyüme ve gelişmelerinin devam ettiğini belirten Bahçeşehir Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İlayda Altuncevahir, bu nedenle beslenme çantasının protein, karbonhidrat ve yağlar açısından dengeli hazırlanmasının önem taşıdığını ifade etti. Ebeveynlerin zaman yetersizliği nedeniyle pratik seçeneklere yönelebildiğini aktaran Altuncevahir, mümkün olduğunca ev yapımı ürünlerin tercih edilmesini önerdi. Protein kaynağı mutlaka bulunmalı Beslenme çantasında porsiyon kontrolüne de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Altuncevahir, yumurta ve peynir gibi protein kaynaklarının öğünde yer almasının önemli olduğunu söyledi. Çocukların bir yetişkin kadar yemek yemesinin beklenmemesi gerektiğini dile getiren Altuncevahir, "Çocuklar o kadar yemeyebilir ve bu çok normal. Yaşa göre farklılık göstermekle birlikte çocuktan bu konuda geri bildirim almak gerekiyor. Beslenme çantası eve geri döndüğünde hangi yiyeceklerin tüketilmediğine de dikkat edilebilir" dedi. Soğuk zincir gerektiren yiyecekler çantada bekletilmemeli Beslenme çantalarında çoğu zaman göz ardı edilen konulardan birinin gıda güvenliği olduğunu belirten Altuncevahir, özellikle akşamdan hazırlanan yiyeceklerin uygun şartlarda saklanması gerektiğini vurguladı. Peynir, yumurta veya sebze içeren sandviç gibi soğuk zincir gerektiren yiyeceklerin ertesi güne kadar buzdolabında muhafaza edilmesi gerektiğini kaydeden Altuncevahir, "Beslenme çantası hazırlanıp kenarda tutulmamalı, uygun şartlarda muhafaza edilmeli. Okula gidildikten sonra öğle arasına kadar geçecek süre de göz önünde bulundurularak yalıtımlı beslenme çantaları tercih edilmeli ve mümkünse içerisine buz aküsü eklenmeli" ifadelerini kullandı. Su tüketiminde öğretmenlere de görev düşüyor Çocukların su tüketiminin en az yetişkinler kadar önemli olduğunu belirten Altuncevahir, okul saatlerinde bu konuda öğretmenlerin de çocukları yönlendirebileceğini söyledi. Çocuklara su içmeleri gerektiğinin hatırlatılmasının önemli olduğunu aktaran Altuncevahir, "Her dersin sonunda veya teneffüslerin başında ya da sırasında su içmelerinin teşvik edilmesi çok kıymetli. Bu durum, öğle yemeğinin veya beslenme çantasının tüketildiği saate göre de değişebilir" dedi. Kahvaltı akademik performansı destekliyor Kahvaltı yapmayı tercih etmeyen çocukların bulunduğunu belirten Altuncevahir, kahvaltı ve öğle yemeği saatlerinin düzenli olması halinde bunun bazı durumlarda tolere edilebileceğini ancak genel olarak kahvaltının çocuk beslenmesinde önemli bir öğün olduğunu ifade etti. Altuncevahir, "Kahvaltının çocukların akademik performansını da olumlu yönde etkilediğini biliyoruz. Çalışmalar, kahvaltının kesinlikle atlanmaması gerektiğinin altını çiziyor" diye konuştu. Meyve ve sebze haftada en az üç gün çantada olmalı Okullardaki yeni kantin düzenlemesinin sağlıksız gıda tüketiminin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini belirten Altuncevahir, çocuklara doğru ve yanlış beslenme tercihlerinin de öğretilmesi gerektiğini söyledi. Evde de sağlıklı beslenme konusunda çocuklara örnek olunması gerektiğini ifade eden Altuncevahir, meyve ve sebzelerin beslenme çantasında mutlaka yer alması gerektiğini belirtti. Altuncevahir, "Her gün olmasa bile en azından haftada üç gün meyve eklenmesini öneriyorum. Meyveler özellikle vitamin ve lif açısından zengin. Aynı zamanda ekonomik olarak da uygun seçenekler bulunabiliyor. Özellikle mevsiminde tercih edilen meyve ve sebzeler hem besleyici hem de ekonomik açıdan avantajlı" dedi. Çocuklar birbirlerinden görerek yeni tatları deneyebilir Çocukların birbirlerinden görerek farklı yiyecekleri tüketmeye daha meyilli hale gelebildiğini belirten Altuncevahir, sınıf içi ve sosyal etkinliklerle çocukların yeni tatlar denemesinin teşvik edilebileceğini söyledi. Ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte mutfağa girmesinin de etkili olabileceğini ifade eden Altuncevahir, "Çocuklar kendi yaptıkları yiyecekleri denemek istiyorlar. Yaş grubuna göre değişmekle birlikte özellikle ilkokul çağındaki çocuklar için bu, çok iyi bir motivasyon kaynağı olabilir" dedi. Çocuklar ebeveynlerini de taklit ediyor Paketli gıda tüketiminde ebeveynlerin davranışlarının çocuklar üzerinde etkili olduğunu belirten Altuncevahir, çocukların ailelerinden gördüklerini taklit edebildiğini söyledi. Çocukların harçlıklarıyla alışveriş yapmayı da sevdiğini aktaran Altuncevahir, yeni kantin uygulamasının sağlıksız seçeneklerin önüne geçilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti. Market alışverişlerinde ise eğitim boyutunun öne çıktığını belirten Altuncevahir, çocukların uzun vadede görebileceği zararların yaşına ve pedagojik uygunluğuna göre anlatılması gerektiğini kaydetti. Buzlukta saklanabilecek seçenekler zaman kazandırabilir Ebeveynlerin zaman yetersizliği veya yorgunluk nedeniyle tek düze beslenme çantaları hazırlayabildiğine dikkat çeken Altuncevahir, bu nedenle yalnızca poğaça ve börek gibi seçeneklere yönelmek yerine önceden hazırlanabilecek alternatiflerin değerlendirilebileceğini söyledi. Daha fazla zaman olduğunda buzlukta saklanabilecek tarifler hazırlanabileceğini belirten Altuncevahir, böylece uzun vadede farklı beslenme seçeneklerinin hazır bulundurulabileceğini ifade etti. Uygun şartlarda saklandığı sürece bir önceki akşam yenilen yemekten de beslenme çantası hazırlanabileceğini belirten Altuncevahir, bunun ebeveynlerin zaman ve iş yükünü azaltabileceğini söyledi. Krep de pratik bir alternatif olabilir Beslenme çantasında kullanılabilecek pratik seçeneklerden birinin krep olduğunu aktaran Altuncevahir son olarak şunları söyledi: "Yumurta ile zenginleştirilen, karbonhidrat içeren ve hazırlanırken bir miktar yağ kullanılan krebin yanına taze salatalık ve domates eklenerek kahvaltılığa benzer bir öğün hazırlanabilir. Krepler buzlukta muhafaza edilebilir ve hazırlık yapılmadan doğrudan çıkarılabilir. Tabii beslenme çantası yalnızca krep üzerinden ilerlememeli ancak bu da kullanılabilecek yöntemlerden biri olabilir."

Çocuklara üç altın tavsiye: Sağlıklı beslen, su iç, hareket et Haber

Çocuklara üç altın tavsiye: Sağlıklı beslen, su iç, hareket et

Çocukların sağlıklı olarak büyüyebilmesi için beslenmelerine, su içmelerine ve haraket etmelerine dikkat etmesi gerekiyor. Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında, 'hayatın dengesi senin elinde' temasıyla çocukları buluştu. Etkinlikte çocuklar ve aileleri sağlıklı beslenme, yeterli su tüketimi ve hareketli yaşam konusunda bilgilendirilirken, sağlık mesajları oyun, müzik, egzersiz, resim ve kitaplarla eğlenceli bir deneyime dönüştürüldü. Çocukların hazırladığı resimler etkinlik alanında sergilenirken, sağlıklı yaşam mesajları gün boyunca çocukların aktif katılımıyla işlendi. Etkinlikte çocuklara verilen temel mesaj ise üç başlıkta toplandı: 'Sağlıklı beslen, yeterli su iç, hareketli kal'. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakı Başkanı Timur Erk, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının küçük yaşlarda kazanılmasının önemine dikkat çekerek, aşırı şeker tüketimi, paketli gıdalar ve şekerli içeceklerin sınırlandırılması gerektiğini vurguladı. Erk, özellikle çocukluk döneminde kazanılan alışkanlıkların ileriki yaşlarda sağlık açısından önem taşıdığına dikkat çekti. Ailelere de seslenen Erk, çocukluk çağında doğru beslenme ve hareketli yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasının, ilerleyen yıllarda obezite ve kronik hastalıkların önlenmesine yönelik önemli bir adım olduğunu söyledi. Etkinlik kapsamında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu, çocuklar ve ailelerle bir araya gelerek aşırı şeker tüketiminin çocuk sağlığı ve böbrekler üzerindeki etkilerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Evliyaoğlu, "Esasında şeker vücudumuzun bir ihtiyacı. Hücrelerimizin çalışması için şekere ihtiyacı var ama bunu doğal yollarla besinlerden alabiliriz. Dolayısı ile burada besinlerden aldığımız şekeri kastetmiyoruz. Fazladan konulan şekerler, dışarıdan alınan şekerler, çikolatalar, paketli meyve suları ve paketli gıdalar esas gündeme getirmemiz gereken noktalar. Paketli gıdaların içinde hem fazladan şeker hem de koruyucu maddeler bulunuyor, bu nedenle paketli gıdaların içeriğini okumak, bilinçlenmek ve bunlardan uzak durmak oldukça önemli. Örneğin paketli olarak satılan hazır meyve suları yerine meyvenin kendisini tüketmek çok daha sağlıklı olacaktır. Çünkü fazla şeker tüketimi vücudumuzu yoruyor ve insülin hormonunun salgılanmasını artıyor. Bu da sonrasında insülin direncine ve ilerleyen dönemde de tip2 diyabete neden olabiliyor. Bu süreç ise bütün sağlığımızı etkiliyor. Bunların hepsini önlemek için yoğun hareketli yaşama geçerek fazla şeker tüketimini kısıtlamamız gerekiyor" dedi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Dr. Diyetisyen Didem Güneş Kaya ise ailelere sağlıklı ve dengeli beslenme, böbrek sağlığının korunması ve günlük yaşamda uygulanabilecek sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda öneriler paylaştı. Etkinlikte "Böbrek Dede" kitaplarının yazarı Ayşe Onat da, çocukluk çağı obezitesi ve obeziteyle ilişkili kronik hastalıkların toplum sağlığı açısından önemli bir sorun olduğuna dikkat çekerek, gıda güvenliği, doğru beslenme tercihleri yapabilme, hareketliliği artırma ve ekran süresini azaltma gibi konuların günlük yaşamdan örneklerle aktarılmasının hedeflendiğini söyledi. Onat, doğru alışkanlıkların mümkün olduğunca erken yaşlarda kazandırılmasının, çocukların sağlıklı bir ergenlik ve yetişkinlik dönemi geçirmeleri açısından önem taşıdığını vurguladı.

Yeşim Grup’tan gıdaların güvenli muhafazasına yönelik farkındalık söyleşisi Haber

Yeşim Grup’tan gıdaların güvenli muhafazasına yönelik farkındalık söyleşisi

Uzun yıllardır eylül ayını sürdürülebilirlik odağında değerlendiren Yeşim Grup, bu yıl Sofra/Compass Group Türkiye iş birliğiyle çalışanlarına yönelik farkındalık yapan eğitici bir etkinlik gerçekleştirdi. Uzun yıllardır sürdürülebilirlik yaklaşımını iş kültürünün merkezine koyarak Eylül ayını bu alanda farkındalık artırıcı etkinliklerle geçirmeye devam eden Yeşim Grup, sürdürülebilirlik ayı kapsamında gıda güvenliği, israfın azaltılması ve sağlıklı beslenme başlıklarını odağına alarak küresel vizyonunu hayata geçirdiği projelerle destekleyen Sofra/Compass Group Türkiye iş birliğiyle "Gıdaların Hazırlanması ve Muhafazası Esnasında Nelere Dikkat Etmeliyim?" başlıklı bir söyleşi düzenledi. Büyük Konferans Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirilen etkinlikte, sürdürülebilir yaşam ve gıda güvenliği konusunda farkındalığın artırılması hedeflendi. Sofra/Compass Group Türkiye Sağlık, Güvenlik, Çevre, Kalite ve Sürdürülebilirlik Kıdemli Müdürü ve Gıda Mühendisi Handan Aydın’ın konuşmacı olduğu söyleşide güvenli gıda hazırlama, saklama ve dondurma yöntemleri ele alındı. "Sağlıklı Yaşam İçin Güvenli Gıdanın Hazırlanması, Muhafazası, Gıdaların Besin Değerlerini Kaybetmeden Tüketimi ve Toplum Sağlığının Korunması" başlıklı sunumda, bu kurallara uyulmasının toplum sağlığına katkısı ile doğru muhafazanın gıda israfını azaltmadaki önemi paylaşıldı. Etkinliğin sonunda katılımcılara özel olarak hazırlanan sağlıklı smoothie ve detoks içecekler ikram edildi. Yeşimliler, bu deneyim aracılığıyla günlük tüketim tercihlerinin hem bireysel yaşam hem de gezegen üzerindeki etkilerine ilişkin farkındalık kazanma fırsatı buldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.