Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Gece Terlemesi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Gece Terlemesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gece Terlemesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Açıklanamayan kilo kaybı bazı kanser türlerinin ilk belirtisi olabilir Haber

Açıklanamayan kilo kaybı bazı kanser türlerinin ilk belirtisi olabilir

Karabulut, "Özellikle kısa sürede belirgin şekilde kilo veren ve bunun nedenini açıklayamayan kişilerin bu durumu önemsemesi gerekiyor. Kilo kaybı her zaman kanser anlamına gelmez ancak bazı hastalıklarda erken değerlendirme fırsatı sağlayan önemli bir uyarı işareti olabilir" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Senem Karabulut, beslenme alışkanlıklarında veya fiziksel aktivite düzeyinde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen ortaya çıkan kilo kaybının çoğu zaman stres, yoğun çalışma temposu ya da iştahsızlık gibi nedenlere bağlanarak göz ardı edilebildiğini söyledi. Özellikle istemsiz ve devam eden kilo kaybının bazı ciddi hastalıkların ilk uyarı işaretlerinden biri olabileceğine dikkat çeken Karabulut, pankreas, mide, yemek borusu, akciğer ve bağırsak kanserleri başta olmak üzere bazı kanser türlerinde açıklanamayan kilo kaybının hastalığın ilk fark edilen belirtileri arasında yer alabildiğini belirtti. "6-12 ayda vücut ağırlığının yüzde 5'inin kaybedilmesi önemli bir uyarı" İstemsiz kilo kaybının değerlendirilmesinde kaybedilen kilonun miktarı kadar süresinin de önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Karabulut, şu ifadeleri kullandı: "Bir kişinin herhangi bir diyet uygulamadan veya fiziksel aktivitesini artırmadan 6 ila 12 ay içerisinde vücut ağırlığının yüzde 5'inden fazlasını kaybetmesi, tıbbi değerlendirme gerektiren önemli bir durumdur. Örneğin 70 kilogram ağırlığındaki bir kişinin istemsiz şekilde 3,5 kilogramdan fazla kaybetmesi dikkate alınmalıdır. Özellikle kilo kaybı devam ediyorsa, belirgin halsizlik, iştahsızlık veya başka şikâyetler eşlik ediyorsa değerlendirme geciktirilmemelidir. Burada önemli olan yalnızca tartıdaki rakam değil, kilo kaybının nedenidir." "Pankreas ve mide kanserlerinde kilo kaybı dikkat çekebilir" Bazı kanser türlerinin başlangıçta belirgin şikâyetlere yol açmayabildiğini ifade eden Karabulut, kilo kaybının farklı mekanizmalarla gelişebileceğini belirtti. "Özellikle pankreas, mide, yemek borusu, akciğer ve bağırsak kanserlerinde istemsiz kilo kaybıyla karşılaşabiliyoruz. Lenfoma gibi bazı kanser türlerinde de kilo kaybı önemli belirtilerden biri olabiliyor. Tümörün vücudun enerji kullanımını ve metabolik süreçlerini etkilemesi, iştahın azalması, besin alımının yetersiz kalması veya sindirim sistemindeki sorunlar kilo kaybına neden olabiliyor. Ancak bu belirtinin ortaya çıkması mutlaka kanserin erken evrede olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle kilo kaybının nedeninin zamanında araştırılması büyük önem taşıyor." "Kilo kaybına eşlik eden belirtiler göz ardı edilmemeli" Kilo kaybının diğer şikâyetlerle birlikte görülmesinin klinik açıdan daha fazla önem taşıyabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, şu değerlendirmede bulundu: "İstemsiz kilo kaybına uzun süren iştahsızlık, çabuk doyma, yutma güçlüğü, karın ağrısı, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan, geçmeyen öksürük, gece terlemesi veya açıklanamayan halsizlik eşlik ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni açıklanamayan kilo kayıplarını daha dikkatli değerlendiriyoruz. Her belirti tek başına farklı nedenlerden kaynaklanabilir ancak birden fazla şikâyetin birlikte görülmesi altta yatan hastalığın araştırılmasını gerektirebilir." "Her kilo kaybı kanser anlamına gelmiyor" İstemsiz kilo kaybının kanser dışındaki birçok hastalıkta da görülebildiğine dikkat çeken Karabulut, tiroit bezinin aşırı çalışması, diyabet, sindirim sistemi hastalıkları, kronik enfeksiyonlar ve bazı psikolojik sorunların da kilo kaybına yol açabileceğini belirtti. "Kilo kaybı yaşayan herkesin kanser olduğu düşünülmemeli. Ancak kişinin kendi kendine tanı koyması ya da kilo kaybını yalnızca strese bağlayarak uzun süre beklemesi de doğru değil. Hekim değerlendirmesinde kilo kaybının süresi, miktarı, eşlik eden belirtiler, kullanılan ilaçlar ve kişinin tıbbi geçmişi birlikte ele alınır. Gerekli görüldüğünde kan tetkikleri, görüntüleme yöntemleri veya endoskopik incelemelerle altta yatan neden araştırılır. Her hastaya aynı tetkiklerin yapılması yerine, kişiye özel bir değerlendirme planlanmalıdır." "Erken değerlendirme tedavi sürecinde fark oluşturabilir" Özellikle nedeni açıklanamayan kilo kaybının hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Senem Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı: "Kanserde erken tanı, uygun hastalarda tedavi seçeneklerini ve başarı şansını önemli ölçüde etkileyebiliyor. Ancak erken tanının ilk adımı, vücudumuzun verdiği uyarıları doğru değerlendirmekten geçiyor. Kişinin beslenmesini değiştirmediği hâlde giderek zayıflaması, özellikle başka belirtilerle birlikte görülüyorsa araştırılması gereken bir durumdur. Kilo kaybını yalnızca tartıdaki bir değişiklik olarak görmemek gerekiyor. Vücudumuzda nedeni açıklanamayan değişiklikler olduğunda gecikmeden hekime başvurmak, ciddi hastalıkların zamanında belirlenmesi açısından önem taşıyor."

Menopoz şikayetlerine katlanmak zorunda değilsiniz Haber

Menopoz şikayetlerine katlanmak zorunda değilsiniz

Menopozun, yumurtalıkların hormonal faaliyetlerinin azalmasıyla adet kanamalarının kalıcı olarak sona ermesi şeklinde tanımlandığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Irmak Üyel, herhangi bir başka neden olmaksızın 12 ay boyunca adet görülmemesinin menopoz göstergesi olarak kabul edildiğini ifade etti. Menopozun genellikle 45-55 yaşları arasında ortaya çıktığını kaydeden Üyel, bu döneme geçiş sürecinin son adet tarihinden yıllar önce başlayabildiğini dile getirdi. "12 ay adet görmemek menopoz göstergesidir" Menopozun yumurtalıkların hormonal faaliyetlerinin azalmasıyla adetlerin kalıcı olarak sona ermesi şeklinde tanımlandığını belirten Op. Dr. Irmak Üyel, şu bilgileri verdi; "Başka bir neden olmaksızın 12 ay boyunca adet görülmemesi durumu menopoz olarak kabul edilir. Genellikle 45-55 yaşları arasında ortaya çıkar. Ancak menopoza geçiş süreci, son adet tarihinden yıllar önce başlayabilir. Bu süreçte adet aralıkları ve kanama miktarı değişebilir; sıcak basması, gece terlemesi ve uyku sorunları sıkça gözlemlenir." "Her kadının deneyimi farklıdır" Sürecin kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğini ifade eden Op. Dr. Üyel, şikâyetleri dile getirmekten çekinilmemesi gerektiğini belirterek şu uyarılarda bulundu; "Bazı kadınlar bu dönemi oldukça hafif geçirirken, bazılarında duygu durum değişiklikleri, günlük hayatı, iş hayatını ve ilişkileri olumsuz etkileyebilir. Menopoz her ne kadar doğal bir süreç olsa da kadınların yaşam kalitesini bozan şikâyetlere katlanmak zorunda olmadığını bilmesi önemlidir. Menopoz döneminde takibin yalnızca adet düzeni veya sıcak basmaları ile sınırlı kalmaması gerekiyor. Kemik sağlığı, kalp ve damar sağlığı, uyku düzeni ve ruhsal iyilik hâli bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Düzenli yürüyüş, kas güçlendirici egzersizler, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma ve kaliteli uyku alışkanlıkları sağlığın korunmasında kritik rol oynar. Yaşa ve kişisel risk faktörlerine uygun taramalar ile jinekolojik kontroller aksatılmadan sürdürülmelidir." "Tedavi kişiye özel planlanmalıdır" Menopoz yakınmaları için etkili ve güvenilir tedavi seçeneklerinin mevcut olduğunu belirten Op. Dr. Üyel, her kadına standart bir tedavi uygulanamayacağını söyledi. Üyel, "Hormon tedavileri, hormon içermeyen tıbbi seçenekler ve vajinal yakınmalara yönelik özel uygulamalar; hastanın şikâyetleri, genel sağlık geçmişi ve kişisel tercihleri doğrultusunda değerlendirilir. Temel amacımız, kişiye en uygun yaklaşımla belirtileri hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmaktır" dedi. 18 Ekim Dünya Menopoz Günü vesilesiyle tüm kadınlara seslenen Op. Dr. Irmak Üyel, "Bedeninizdeki değişimleri tanıyın, sorularınızı sormaktan ve profesyonel destek almaktan çekinmeyin. Doğru bilgi ve kişiye özel sağlık desteği ile menopoz dönemini sağlıklı, aktif ve konforlu bir şekilde geçirmek mümkündür" diyerek sözlerini tamamladı.

"Menopoz döneminde ağrıları hafife almayın" Haber

"Menopoz döneminde ağrıları hafife almayın"

18 Ekim Dünya Menopoz Günü kapsamında kadın sağlığına yönelik farkındalığı artırmak amacıyla Liv Hospital Ulus'ta menopoz etkinliği gerçekleştirildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sibel Malkoç'un katılımıyla düzenlenen etkinlikte menopoz döneminde yaşanan fiziksel ve hormonal değişimler, sık karşılaşılan şikâyetler ve tedavi yaklaşımları ele alındı. Katılımcıların menopoz sürecine ilişkin merak ettikleri soruları da yanıtlayan Malkoç, özellikle orta yaşta görülen kronik ağrıların önemine dikkat çekti. Menopozun kadın yaşamının doğal dönemlerinden biri olduğunu ancak hormonal değişimlerin etkisiyle farklı sağlık sorunlarının ortaya çıkabildiğini belirten Malkoç, sıcak basması, gece terlemesi, uyku problemleri ve duygu durum değişikliklerinin yanı sıra kas, eklem ve bel ağrılarının da kadınların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebildiğini ifade etti. "Ağrıları yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu olarak görmeyin" Menopoz dönemindeki hormonal değişimlerin bazı kadınlarda kas ve eklem ağrılarını daha belirgin hale getirebildiğini söyleyen Op. Dr. Malkoç, "Özellikle uzun süren, tekrarlayan veya günlük hareketleri kısıtlayan ağrıların yalnızca yaşın ilerlemesine bağlanması doğru değildir. Ağrının altında yatan nedenin değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda uygun tedavinin planlanması gerekir" dedi. "Kas ve eklem şikâyetleri günlük yaşamı etkileyebilir" Menopoz döneminde bazı kadınlarda sabah saatlerinde eklem sertliği, hareket sırasında ağrı, bel ve boyun bölgesinde rahatsızlık veya kaslarda hassasiyet görülebileceğini ifade eden Op. Dr. Malkoç, bu şikâyetlerin fiziksel aktivitenin azalmasına yol açabileceğini söyledi. Malkoç, "Ağrı başladığında hareket etmekten kaçınmak kısa vadede rahatlatıcı gibi görünse de uzun vadede fiziksel aktivitenin azalmasına neden olabilir. Kişinin yaşına, genel sağlık durumuna ve mevcut şikâyetlerine uygun bir hareket planının oluşturulması önemlidir. Düzenli fiziksel aktivite, kas gücünün ve hareket kabiliyetinin korunmasına katkı sağlayabilir" diye konuştu. "Menopozda kemik sağlığı da takip edilmeli" Menopoz döneminde östrojen düzeylerindeki azalmanın kemik sağlığı açısından da önem taşıdığını belirten Op. Dr. Malkoç, özellikle risk faktörleri bulunan kadınlarda kemik sağlığının değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yaş, aile öyküsü, düşük vücut ağırlığı, yetersiz fiziksel aktivite, sigara kullanımı ve bazı kronik hastalıkların kemik sağlığı açısından dikkate alınması gereken faktörler arasında yer aldığını ifade eden Malkoç, "Menopoz takibini yalnızca sıcak basması veya adet düzensizlikleri üzerinden değerlendirmemek gerekir. Bu dönem, kadın sağlığının bütüncül olarak ele alınması gereken önemli bir süreçtir. Kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı, metabolik durum, uyku ve yaşam tarzı alışkanlıkları birlikte değerlendirilmelidir" dedi. "Her kadın için aynı tedavi yaklaşımı uygun değil" Menopoz belirtilerinin kişiden kişiye değişebildiğini ve tedavi yaklaşımının da buna göre belirlenmesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Malkoç, hormon tedavisi başta olmak üzere farklı tedavi seçeneklerinin bulunduğunu belirtti. Malkoç, "Tedavi kararı kişinin yaşı, menopoz süreci, mevcut şikâyetleri, sağlık geçmişi ve kişisel riskleri dikkate alınarak hekim tarafından verilmelidir. Her kadın için aynı tedavi yaklaşımı uygun olmayabilir" diye konuştu. "Menopoz doğal bir süreç, ancak her belirti normal değil" Menopozun bir hastalık olmadığını ancak bu dönemde ortaya çıkan belirtilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Op. Dr. Malkoç, kadınların yaşadıkları şikâyetleri görmezden gelmemesi gerektiğini belirtti. Malkoç, "Menopoz doğal bir süreçtir ancak doğal olması, yaşanan her belirtinin kabullenilmesi gerektiği anlamına gelmez. Özellikle yaşam kalitesini bozan, uzun süren veya giderek şiddetlenen ağrılar mutlaka değerlendirilmelidir. Kadının ihtiyaçları doğrultusunda yapılacak düzenli takip ve kişiye özel tedavi planlaması, bu dönemin daha sağlıklı ve konforlu geçirilmesine yardımcı olabilir" dedi. "Menopoz döneminde düzenli kontrolleri ihmal etmeyin" Menopoz döneminde sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetiminin de önem taşıdığını belirten Op. Dr. Malkoç, kadınların düzenli sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini söyledi. Malkoç, "Menopoz, kadınların yaşamında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu süreçte ortaya çıkan şikâyetleri görmezden gelmek veya ‘Artık yaşım ilerledi, bunlar normal' diyerek geçiştirmek yerine vücudun verdiği sinyalleri dikkate almak gerekir. Özellikle kalıcı, tekrarlayan ya da günlük yaşamı kısıtlayan ağrılarda hekime başvurulması, altta yatan nedenin belirlenmesi ve kişiye uygun yaklaşımın planlanması önemlidir" diye konuştu.

Lenfomayı erken teşhis ve doğru tedavi ile yenebilirsiniz Haber

Lenfomayı erken teşhis ve doğru tedavi ile yenebilirsiniz

Dünyada her yıl 600 binden fazla, Türkiye’de ise yaklaşık 7 bin 300 kişiye lenfoma tanısı konduğunu belirten uzmanlar, erken teşhis ve güncel tedavi yöntemleriyle yenilebileceğini söyledi. Lenfoma, bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olan lenfosit adı verilen beyaz kan hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türü olduğunu belirten uzmanlar, Halk arasında lenf kanseri olarak bilinirdiğini söyledi. En sık görülen kan kanserleri arasında yer alan lenfomada, erken teşhis ve güncel tedavi yöntemlerinin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, lenfomanın her yaş grubunda ortaya çıkabildiğine dikkat çekti. Erken evrede fark edilen belirtilerin tedavi başarısını doğrudan artırdığını belirten Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, "Özellikle boyun, koltuk altı veya kasık bölgesinde ortaya çıkan ağrısız ve geçmeyen şişlikler, açıklanamayan ateş, gece terlemesi, istemsiz kilo kaybı ve uzun süren halsizlik mutlaka önemsenmelidir. Belirtilerin zamanında değerlendirilmesi ve doğru teşhise gecikmeden ulaşılması, tedavi sürecinin en kritik adımıdır" dedi. Günümüzde modern tıbbi gelişmeler sayesinde lenfomanın, tedavi başarısı en yüksek kanser türleri arasında yer aldığını vurgulayan Dr. Durusoy, şöyle devam etti; "Hodgkin lenfomada modern tedavilerle hastaların yüzde 80 ila 90’ından fazlasında uzun süreli hastalık kontrolü ve tam iyileşme (kür) sağlanabiliyor. En sık görülen agresif lenfoma alt tipi olan Diffüz Büyük B-Hücreli Lenfoma’da (DLBCL) ise hastaların yaklaşık yüzde 60-70’i ilk basamak tedaviyle remisyona ulaşıyor." Hastalığın nüksetmesi durumunda da güçlü tedavi alternatiflerinin bulunduğunu ifade eden Dr. Sertaç Durusoy, otolog kök hücre naklinin önemini şöyle anlattı; "Uygun hastalarda uygulanan yüksek doz tedavi ve otolog kök hücre nakli, özellikle relaps (tekrarlayan) veya tedaviye dirençli lenfomalarda uzun süreli hastalık kontrolü ve kür sağlayabilen en önemli seçeneklerden biridir. Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezi olarak; teşhisten güncel tedavilere ve kök hücre nakline kadar sürecin her aşamasında hastaların yanında oluyoruz. Lenfomayı fark et, belirtileri önemse, gecikme. Çünkü doğru zamanda doğru teşhis ve doğru tedavi hayat değiştirir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.