Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Gebelik

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Gebelik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gebelik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zayıflama iğnesinde kritik uyarı Haber

Zayıflama iğnesinde kritik uyarı

Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Elyesa Karaca, semaglutidin özellikle fazla kilolu veya obezitesi bulunan uygun hastalarda hekim değerlendirmesiyle kullanılabileceğini belirterek, ilacın beslenme ve egzersiz düzenlemelerinin yerine geçmediğini vurguladı. “Semaglutid, iştahı azaltarak kilo kaybını destekleyebiliyor. Ancak bu ilacı yalnızca hızlı kilo vermek amacıyla kullanılan basit bir enjeksiyon olarak değerlendirmek doğru değil. Tedavinin kişiye uygun olup olmadığı mutlaka doktor tarafından belirlenmeli ve kullanım süreci düzenli olarak takip edilmelidir” diyen Dr. Karaca, semaglutidin bazı hastalarda kilo kaybının korunmasına yardımcı olabildiğini, uygun hastalarda kalp-damar risklerinin azaltılması ve karaciğerde yağlanmaya bağlı bazı hastalıkların tedavisi kapsamında da kullanılabildiğini ifade etti. Kullanım öncesinde sağlık öyküsü mutlaka değerlendirilmeli Semaglutid tedavisine başlanmadan önce hastanın sağlık geçmişinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Karaca, özellikle diyabet ve diyabete bağlı göz hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, böbrek hastalıkları ve daha önce geçirilmiş pankreatit gibi durumların doktora bildirilmesinin önem taşıdığını söyledi. “Geçmişte pankreatit geçirmiş olmak, safra kesesi veya böbrek hastalığı bulunması, mide ve bağırsaklarla ilgili sorunların yaşanması ya da diyabet tedavisi görülmesi gibi durumlar doktorun kararını doğrudan etkileyebilir. Bunun yanında kişinin kendisinde veya ailesinde tiroit kanseri ya da MEN 2 öyküsü bulunup bulunmadığı da mutlaka sorgulanmalıdır” ifadelerini kullanan Dr. Karaca, gebelik, gebelik planı ve emzirme döneminde de ilacın kullanımının mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Semaglutidin kişide daha önce ciddi alerjik reaksiyon oluşturup oluşturmadığının da bilinmesi gerektiğini aktaran Dr. Karaca, kullanılan reçeteli veya reçetesiz tüm ilaçların, bitkisel ürünlerin ve besin takviyelerinin doktora bildirilmesi gerektiğini söyledi. İnsülin kullananlar daha dikkatli olmalı Semaglutidin özellikle diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçlarla birlikte kullanıldığında kan şekerinin gereğinden fazla düşmesi riskinin artabileceğine dikkat çeken Dr. Karaca, insülin veya bazı kan şekeri düşürücü ilaçları kullanan hastaların bu durumu mutlaka doktorlarına bildirmesi gerektiğini söyledi. Semaglutidin mide-bağırsak sistemini etkileyebildiğini ve bulantı, ishal, kabızlık, karın rahatsızlığı ve iştah azalması gibi yan etkilerin görülebileceğini belirten Dr. Karaca, şiddetli veya uzun süren kusma ve ishalin ise vücutta ciddi sıvı kaybına yol açabileceği konusunda uyardı ve “Bu tedavide yeterli sıvı alınması önemlidir. Özellikle kusma, ishal, ateş veya aşırı terleme gibi sıvı kaybına neden olan durumlarda daha dikkatli olunmalıdır. Şiddetli sıvı kaybı böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir” diye konuştu. Şiddetli karın ağrısı varsa ihmal edilmemeli Semaglutid kullanımı sırasında bazı belirtilerin ortaya çıkması halinde vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerektiğini vurgulayan Dr. Karaca, özellikle şiddetli ve sırta yayılan karın ağrısının pankreatit açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Bunun yanında şiddetli karın ağrısı, bulantı, kusma ve ateş gibi belirtilerin safra kesesi sorunlarıyla ilişkili olabileceğine dikkat çeken Dr. Karaca, idrar miktarında belirgin azalma, el ve ayaklarda şişlik, ciddi susuzluk veya sersemlik gibi belirtilerin de önemsenmesi gerektiğini ifade etti. Resmi ilaç bilgilerinde de semaglutid tedavisi sırasında pankreatit, safra kesesi hastalıkları, akut böbrek hasarı ve ciddi aşırı duyarlılık reaksiyonları konusunda uyarılar yer alıyor. Tiroit öyküsü bulunanlar özellikle dikkat etmeli Semaglutidin önemli uyarılarından birinin de tiroit C-hücre tümörleriyle ilgili olduğunu belirten Dr. Karaca, özellikle kişinin kendisinde veya ailesinde medüller tiroit kanseri öyküsü ya da MEN 2 bulunması halinde ilacın kullanılmaması gerektiğini söyledi. “Boyunda yeni ortaya çıkan bir kitle veya şişlik, geçmeyen ses kısıklığı, yutma güçlüğü ya da nefes almada zorlanma gibi belirtiler gelişirse mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bu belirtiler her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmez ancak semaglutid kullanan kişinin bunları ihmal etmemesi gerekir” ifadelerini kullanan Dr. Karaca, söz konusu riskin insanlarda kesin olarak gösterilmiş bir neden-sonuç ilişkisi şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini, mevcut ilaç uyarılarının dikkate alınmasının önemli olduğunu belirtti. Gebelikte kilo verme amacıyla kullanılmamalı Gebelik söz konusu olduğunda semaglutid kullanımının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Karaca, gebelik sırasında kilo vermenin hedeflenmemesi gerektiğini söylerken de “Kilo verme amacıyla kullanılan ilaçların gebelik dönemindeki kullanımı konusunda mutlaka doktor görüşü alınmalıdır. Gebelik planlayan kişilerin de tedaviye başlamadan önce bunu hekimleriyle paylaşması gerekir” dedi. Emzirme döneminde ise semaglutid kullanımına ilişkin kararın yine doktor tarafından verilmesi gerektiğini belirten Dr. Karaca, hastaların kendi kararlarıyla ilacı başlatıp bırakmamaları gerektiğini vurguladı. Dr. Karaca, semaglutid kullanmayı düşünen kişilerin öncelikle bir hekim tarafından değerlendirilmesi, mevcut hastalıklarını ve kullandıkları tüm ilaçları hekimleriyle paylaşmaları ve tedavi sürecinde ortaya çıkan olağandışı belirtileri gecikmeden bildirmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

Doğum şekli anne ve bebeğin sağlık durumuna göre belirlenmeli Haber

Doğum şekli anne ve bebeğin sağlık durumuna göre belirlenmeli

Doğum, gebeliğin sonlanmasından çok daha fazlasını ifade eden ve anne ile bebeğin birlikte değerlendirildiği dinamik bir süreçtir. Gebelik boyunca yapılan takiplerde anne adayının genel sağlık durumu, bebeğin gelişimi, pozisyonu ve gebeliğin seyri değerlendirilirken, doğum zamanı yaklaştıkça doğum şekline ilişkin planlama da bu bilgiler doğrultusunda yapılır. Ancak doğum eylemi başladıktan sonra ortaya çıkabilecek gelişmeler, daha önce yapılan planlamanın yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Doğum şekli kişiye özel değerlendirilmeli Her gebeliğin kendine özgü özellikleri bulunuyor. Anne adayının sağlık durumu, önceki gebelik ve doğum öyküsü, bebeğin gelişimi ve pozisyonu, gebelik sırasında ortaya çıkan sorunlar ve doğum eyleminin seyri, doğum şeklinin belirlenmesinde dikkate alınan başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Doç. Dr. Cihan Karadağ, doğum şeklinin gebelik boyunca yapılan değerlendirmeler ve doğum sırasında ortaya çıkan bulgular doğrultusunda ele alınması gerektiğini belirterek şöyle konuştu: "Doğum şeklinin belirlenmesinde tek bir kriterden söz etmek mümkün değildir. Gebeliğin başından itibaren anne ve bebeğin sağlık durumu takip edilir. Bebeğin gelişimi, pozisyonu, anne adayının mevcut sağlık sorunları ve gebeliğin seyri değerlendirilerek bir doğum planı oluşturulur. Ancak doğum eylemi başladığında süreç farklı şekilde ilerleyebilir. Bu nedenle gebelik boyunca yapılan planlamanın doğum sırasında ortaya çıkan tıbbi bulgular doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Buradaki temel amaç, doğumun belirli bir yöntemle gerçekleşmesi değil, anne ve bebeğin sağlık açısından güvenli bir şekilde doğum sürecini tamamlamasıdır." Doğum planının gebelik boyunca değişebileceğinin bilinmesi, anne adaylarının sürece daha gerçekçi hazırlanmasına da katkı sağlıyor. Gebeliğin belirli bir döneminde uygun görülen doğum şekli, ilerleyen haftalarda ortaya çıkan yeni bir bulgu nedeniyle değişebiliyor. Aynı şekilde doğum eylemi sırasında gelişen durumlar da doğum yönteminin yeniden değerlendirilmesini gerektirebiliyor. Bu nedenle doğum şekline ilişkin kararın yalnızca doğum tarihine yaklaşıldığında değil, gebelik takipleri boyunca ele alınması önem taşıyor. Anne adayının mevcut sağlık durumu ve bebeğin gelişimi düzenli olarak değerlendirilirken, doğumla ilgili olası senaryolar hakkında bilgi verilmesi de doğuma hazırlığın bir parçasını oluşturuyor. Doğum korkusu doğru bilgiyle ele alınabilir Doğum sürecine ilişkin kaygıların önemli bir bölümünü doğum ağrısı, doğum sırasında yaşanabilecek belirsizlikler ve çevreden aktarılan deneyimler oluşturabiliyor. Özellikle ilk gebelikte doğumun nasıl ilerleyeceğinin bilinmemesi, anne adayının kaygı yaşamasına neden olabiliyor. Doğuma hazırlık sürecinde doğumun aşamaları, ağrı yönetiminde kullanılabilecek yöntemler, doğum sırasında uygulanabilecek tıbbi müdahaleler ve doğum sonrasında anne-bebek süreci hakkında doğru bilgi verilmesi, belirsizliklerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor. Doç. Dr. Cihan Karadağ, doğum korkusunun gebelik takipleri sırasında ele alınmasının önemine dikkat çekerek şöyle konuştu: "Doğum korkusu yalnızca ağrı beklentisinden kaynaklanmayabilir. Kontrolü kaybetme düşüncesi, daha önce yaşanan olumsuz deneyimler veya çevreden duyulan doğum hikâyeleri de kaygıyı artırabilir. Anne adayının doğum sürecinin nasıl ilerleyebileceğini bilmesi ve karşılaşabileceği farklı durumlar konusunda önceden bilgilendirilmesi önemlidir. Doğuma hazırlık, yalnızca bir doğum şeklinin anlatılması anlamına gelmez. Doğumun farklı aşamaları, ağrı yönetimi ve gerektiğinde tıbbi müdahaleye neden ihtiyaç duyulabileceği konusunda bilgi sahibi olmak da bu hazırlığın bir parçasıdır." Anne adayının doğumla ilgili beklentileri de doğum planlamasının önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor. Ancak beklentilerin tıbbi şartarla birlikte ele alınması gerekiyor. Gebelik sürecinde yapılan değerlendirmeler, doğum şeklinin belirlenmesinde temel oluştururken doğum eylemi sırasında anne ve bebeğin sağlık durumu öncelikli olmaya devam ediyor. Sezaryen gerektiğinde önemli bir seçenek Doğum şeklinin belirlenmesinde amaç, tüm gebelikler için tek bir yöntemi tercih etmek değil, her anne ve bebeğin sağlık durumuna uygun yaklaşımı belirlemek. Tıbbi gereklilik bulunan durumlarda sezaryen doğum, anne veya bebeğin sağlığını korumak amacıyla başvurulan cerrahi bir yöntem olarak uygulanabiliyor. Bebeğin doğum kanalındaki pozisyonu, bebeğin sağlık durumuyla ilgili bazı bulgular, plasentaya ilişkin sorunlar, doğum eyleminin ilerlememesi ve anne adayının bazı sağlık sorunları gibi farklı durumlarda sezaryen doğum gündeme gelebiliyor. Önceki doğumun sezaryenle gerçekleşmiş olması da sonraki gebelikte doğum şeklinin değerlendirilmesinde dikkate alınan faktörler arasında bulunuyor. Doç. Dr. Cihan Karadağ, sezaryen kararının tıbbi değerlendirme sonucunda verilmesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Sezaryen doğum gerektiğinde anne ve bebeğin sağlığını korumaya yönelik önemli bir seçenektir. Bu nedenle doğum şekillerini birbirinin alternatifi olarak kesin sınırlarla ayırmak yerine, gebeliğin ve doğum sürecinin özelliklerine göre değerlendirmek gerekir. Gebelik boyunca herhangi bir risk bulunmayan bir anne adayında dahi doğum sırasında yeni bir durum ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda doğum planının değiştirilmesi gerekebilir. Önemli olan, ortaya çıkan şartlara göre doğru tıbbi değerlendirmeyi yapabilmektir." Doğuma hazırlık gebelik boyunca devam eden bir süreç Doğuma hazırlık, yalnızca doğum yönteminin belirlenmesiyle sınırlı olmayan bir süreç olarak değerlendiriliyor. Gebelik boyunca düzenli takiplerin yapılması, anne adayının sağlık durumunun ve bebeğin gelişiminin izlenmesi, doğum süreci hakkında doğru bilgilendirme yapılması ve doğum sırasında ortaya çıkabilecek olasılıkların konuşulması bu sürecin temel parçalarını oluşturuyor. Doğum sonrasında anne ve bebeğin sağlık durumunun değerlendirilmesi, erken temas ve emzirme sürecinin başlatılması da doğumun ardından yürütülen bakımın önemli aşamalarını oluşturuyor. Ancak doğum sonrası sürecin nasıl ilerleyeceği de anne ve bebeğin sağlık durumuna göre değişebiliyor. Doğum şekline ilişkin kararın gebeliğin tüm süreci göz önünde bulundurularak verilmesi, anne adayının beklentileri ile tıbbi gerekliliklerin birlikte değerlendirilmesine imkan sağlıyor. Doğum sürecinde planlama kadar, değişen şartlara göre yeniden değerlendirme yapılabilmesi de önem taşıyor. Doç. Dr. Cihan Karadağ, doğum sürecinde anne ve bebeğin birlikte değerlendirilmesinin temel yaklaşım olması gerektiğini belirterek, "Her gebelik ve her doğum kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. Doğum şeklinin belirlenmesinde anne adayının beklentileri kadar tıbbi değerlendirmeler de önem taşır. Doğumun güvenli şekilde tamamlanması, gebelik boyunca yapılan takiplerin ve doğum sırasında gerçekleştirilen değerlendirmelerin birlikte yürütülmesiyle mümkün olur" dedi. Bu nedenle doğum şekli konusunda tek bir yaklaşım yerine, anne ve bebeğin sağlık durumunu merkeze alan kişiye özel değerlendirme önem taşıyor. Gebelik boyunca edinilen bilgiler ve doğum sırasında ortaya çıkan bulgular birlikte ele alınarak, anne ve bebeğin ihtiyaçlarına uygun doğum planı oluşturuluyor.

İdrar kaçırmak çok doğal Haber

İdrar kaçırmak çok doğal

Gülerken, öksürürken, hapşırırken ya da merdiven çıkarken yaşanan istemsiz idrar kaçırmanın birçok kadının yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Begüm Uzsezer Güler, "Pek çok kadın bu sorunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak kabul ediyor. Hayatın her döneminde, özellikle de doğum sonrası ve menopoz sürecinde sık görülen idrar kaçırma utanılacak değil, tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu" dedi. İdrar kaçırmanın her yaşta görülebileceğini belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Begüm Uzsezer Güler, "İdrar kaçırma, kişinin istemi dışında idrarını tutamaması olarak tanımlanır. Özellikle doğum yapmış kadınlarda, menopoz döneminde ve ileri yaşlarda daha sık görülse de bu durum yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu değildir. Kadınların önemli bir bölümü yaşamlarının herhangi bir döneminde bu sorunla karşılaşabiliyor" dedi. "Gebelik, doğum ve menopoz riski artırıyor" İdrar kaçırmanın birçok farklı nedene bağlı gelişebildiğini ifade eden Güler, "Gebelik ve doğum sırasında pelvik taban kaslarının zayıflaması önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Menopoz döneminde östrojen hormonunun azalması, fazla kilo, kronik kabızlık, uzun süreli öksürük, sigara kullanımı ve ağır kaldırmayı gerektiren işler de idrar kaçırma riskini artırabiliyor" diye konuştu. "Gülerken ya da öksürürken idrar kaçırmak en sık görülen tablo" Kadınlarda en sık görülen idrar kaçırma tipinin, karın içi basıncının arttığı durumlarda ortaya çıktığını belirten Güler, "Öksürme, hapşırma, gülme, egzersiz yapma ya da merdiven çıkma sırasında yaşanan idrar kaçırma en sık karşılaştığımız tablodur. Bazı kadınlarda ise ani ve şiddetli idrar yapma isteği oluşur, tuvalete yetişemeden kaçırma görülebilir. Her iki tip birlikte de görülebilmektedir" ifadelerini kullandı. "Kadınlar sosyal yaşamdan uzaklaşabiliyor" İdrar kaçırmanın yalnızca fiziksel bir sağlık sorunu olmadığını vurgulayan Güler, "Bu problem kadınların sosyal yaşamını, iş hayatını ve psikolojisini de etkileyebiliyor. Spor yapmaktan, uzun yolculuklardan, hatta sosyal ortamlara katılmaktan kaçınan birçok kadınla karşılaşıyoruz. Oysa erken dönemde başlanan tedavilerle oldukça başarılı sonuçlar elde edilebiliyor" dedi. "Tedavi, hastalığın tipine göre planlanıyor" Tedavinin kişiye özel planlandığını belirten Güler, "İlk aşamada kilo kontrolü, sigaranın bırakılması, kabızlığın önlenmesi ve pelvik taban kaslarını güçlendiren kegel egzersizleri önerilebiliyor. Gerektiğinde ilaç tedavileri uygulanırken, ileri düzey stres tipi idrar kaçırmalarda modern cerrahi yöntemlerle başarılı sonuçlar alınabiliyor. Günümüzde uygulanan cerrahi teknikler sayesinde hastalar kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor" diye konuştu. "Sessizce yaşamayın, destek alın" İdrar kaçırmanın utanılacak ya da gizlenecek bir durum olmadığını belirten Güler, "Birçok kadın yıllarca bu sorunu normal kabul ederek yaşamayı tercih ediyor. Oysa erken tanı ve doğru tedaviyle yaşam kalitesini belirgin şekilde artırmak mümkün. İstemsiz idrar kaçırma yaşayan kadınların bu durumu kabullenmek yerine bir uzmana başvurmaları büyük önem taşıyor" dedi.

Zorlu Gebelik Süreci Mutlu Sonla Bitti Haber

Zorlu Gebelik Süreci Mutlu Sonla Bitti

Gebeliğinin 24’üncü haftasında yapılan değerlendirmelerde servikal yetmezliği tanısıyla rahim ağzı uzunluğunun 7 milimetreye kadar kısaldığı belirlenen anne adayı, Hayat Hastanesi’nin uzman ve deneyimli sağlık ekibi tarafından hastaya özel planlanan 91 günlük medikal tedavi ve multidisipliner bakım süreci sonucunda erken doğum riskini atlatarak bebeğini dünyaya getirdi. Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Merve Işık, servikal yetmezliğin çoğu zaman belirgin bir ağrı ya da bulgu olmadan ilerleyebildiğine dikkat çekerek, “Servikal yetmezlik, genellikle gebeliğin 14’üncü haftasından sonra rahim ağzının ağrısız şekilde kısalması ve açılması sonucu erken doğum riskinin ortaya çıkmasıdır. İlk gebeliklerde hiçbir belirti vermeden ilerleyebileceği gibi kasık ağrısı veya lekelenme gibi gebelikte sık görülebilen şikayetlerle de kendini gösterebilir. Bu nedenle rahim ağzı uzunluğunun değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” dedi. Tanıda vajinal ultrasonografinin önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Işık, tedavinin her anne adayına özel planlandığını söylerken, “Vajinal ultrasonografi ile rahim ağzının uzunluğunu ölçebiliyor ve herhangi bir açıklık bulunup bulunmadığını değerlendirebiliyoruz. Uygun hastalarda rahim ağzına dikiş uygulanabileceği gibi ilaç tedavileri de tercih edilebiliyor. Ayşenur Genceroğlu’nun gebeliğinde dikiş uygulamadan medikal tedavi ve sıkı takip yolunu izledik. Gebeliğin 24’üncü haftasında 7 milimetrelik rahim ağzı uzunluğuyla başlayan bu hassas süreç, 37’nci haftada sağlıklı bir kız bebeğin dünyaya gelmesiyle mutlulukla sonuçlandı” şeklinde konuştu. “Doktorunuza güvenin, muayeneden korkmayın” Yaşadığı süreci anlatan Ayşenur Genceroğlu ise doktorunun önerisiyle yapılan vajinal muayene sonucunda erken doğum riski taşıdığının fark edildiğini belirterek şunları söyledi: “Gerekli müdahalelerin zamanında yapılması sayesinde bugün sağlıklı bir evlada sahibim. Benzer bir süreç yaşayan anne adaylarına mümkün olduğunca stresten uzak durmalarını, vajinal muayeneden korkmamalarını ve doktorlarına güvenmelerini öneriyorum. Başta Uzm. Dr. Merve Işık olmak üzere ebelerimize, hemşirelerimize ve tüm Hayat Hastanesi çalışanlarına teşekkür ediyorum. 91 gün boyunca güler yüzlü, ilgili ve temiz bir ortamda kendimizi güvende hissettik. Sıkı takip, doğru hekim ve güçlü bir sağlık ekibiyle bu zorlu süreci başarıyla atlattık.” Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Merve Işık, anne adaylarına rutin gebelik kontrollerini ihmal etmemeleri çağrısında bulunarak, “Vajinal muayene gerekli koşullarda anne ve bebeğin sağlığı açısından kritik bilgiler sağlayabilir. Erken tanı ve doğru tedavi, gebeliğin sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi için hayati önem taşır” dedi.

Yaz Aylarında Gebelikte Havuz Kullanımına dikkat! Haber

Yaz Aylarında Gebelikte Havuz Kullanımına dikkat!

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok anne adayının serinlemek, rahatlamak ve hafif egzersiz yapmak için havuza girmeyi tercih ettiğini belirten Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Bahadır Codal, sağlıklı seyreden gebeliklerde havuz kullanımının genellikle güvenli olduğunu ifade etti. Codal, “Gebelikte havuza girmek bebeğime zarar verir mi?” sorusunun sıkça sorulduğunu belirterek, uygun şartlar sağlandığında havuz kullanımının hem anne hem de bebek açısından genellikle risk oluşturmadığını söyledi. “Gebelikte Havuzun Faydaları” Gebelik ilerledikçe artan kilo, büyüyen karın ve değişen vücut dengesi nedeniyle anne adaylarında bel ağrısı, bacaklarda yorgunluk ve hareket kısıtlılığı görülebildiğini belirten Codal, suyun kaldırma kuvvetinin bu noktada önemli bir avantaj sağladığını ifade etti. Codal, “Suyun kaldırma kuvveti sayesinde vücut ağırlığının önemli bir kısmı desteklenir ve eklemlere binen yük azalır” diyerek, havuzda yüzme ve su egzersizlerinin bel ve sırt ağrılarını azaltabileceğini, bacaklardaki şişlik hissini hafifletebileceğini, kan dolaşımını destekleyebileceğini, anne adayının kendini daha enerjik hissetmesine yardımcı olabileceğini ve stres ile gerginliği azaltabileceğini söyledi. “Havuz Suyu Bebeğe Zarar Verir mi?” Havuz suyunun bebeğe ulaşmasının mümkün olmadığını vurgulayan Codal, bebeğin rahim, amniyon sıvısı ve zarlar tarafından korunduğunu belirtti. Codal, “Havuz suyu bebeğe zarar vermez. Ancak hijyen koşulları yetersiz olan havuzlar bazı enfeksiyon risklerini artırabilir. Bu nedenle havuz seçimi oldukça önemlidir” dedi. “Hangi Durumlarda Havuza Girilebilir?” Codal, doktor tarafından özel bir kısıtlama getirilmediği sürece gebeliğin büyük bölümünde havuz kullanımının mümkün olduğunu ifade etti. Codal, “Düşük tehdidi olmayan, vajinal kanaması bulunmayan, erken doğum riski taşımayan, suyu gelmemiş ve istirahat önerilmemiş anne adayları güvenle havuza girebilir” dedi. Hangi Durumlarda Havuz Önerilmez? Bazı durumlarda havuz kullanımının uygun olmadığını belirten Codal, vajinal kanama, erken doğum tehdidi, amniyon sıvısının gelmesi, rahim ağzında açıklık olması veya doktor tarafından fiziksel aktivite kısıtlaması bulunan durumlarda havuza girilmemesi gerektiğini söyledi. Codal, “Bu gibi durumlarda mutlaka hekime danışılmalıdır” uyarısında bulundu. “Enfeksiyon Riski ve Dikkat Edilmesi Gerekenler” Temizliği düzenli yapılan havuzlarda enfeksiyon riskinin düşük olduğunu ifade eden Codal, hijyen koşullarının yetersiz olduğu ortamlarda mantar ve vajinal enfeksiyon riskinin artabileceğini belirtti. Codal, “Havuzdan çıktıktan sonra ıslak mayo ile uzun süre kalınmamalı, duş alınmalı, kişisel havlu ve mayo kullanılmalı ve temizliğinden emin olunmayan havuzlar tercih edilmemelidir” dedi. “Kaplıca ve Çok Sıcak Havuzlar” Termal su, kaplıca ve jakuziler konusunda da uyarıda bulunan Codal, vücut sıcaklığını artırabilecek çok sıcak su ortamlarının gebelikte önerilmediğini söyledi. Codal, özellikle ilk trimesterde yüksek vücut ısısının bazı risklerle ilişkilendirildiğini belirterek, “Bu nedenle yüzme havuzları tercih edilmeli, aşırı sıcak sulardan kaçınılmalıdır” dedi. Op. Dr. Bahadır Codal, sağlıklı bir gebelikte temiz ve bakımlı bir havuzda yüzmenin hem anne hem de bebek için genellikle güvenli olduğunu belirterek, “Hatta gebelik boyunca karşılaşılan birçok fiziksel rahatsızlığın hafiflemesine yardımcı olabilir” dedi. Codal, yine de her gebeliğin kendine özgü olduğunu vurgulayarak, riskli durumlarda mutlaka hekime danışılması gerektiğini söyledi ve “Gebelik bir hastalık değil, hayatın doğal bir dönemidir. Doğru önlemlerle yaz ayları güvenle geçirilebilir” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.