Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Gazze

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Gazze haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gazze haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BTÜ’nün konuğu Lauren Booth: Kimlik bu dünyadaki en değerli varlığınızdır Haber

BTÜ’nün konuğu Lauren Booth: Kimlik bu dünyadaki en değerli varlığınızdır

BTÜ Mimar Sinan Yerleşkesi B Blok Turkuaz Salon’da gerçekleştirilen programa; BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, rektör yardımcıları Prof. Dr. Beyhan Bayhan, Prof. Dr. Sinan Uyanık ve Prof. Dr. Barış Tamer Tonguç, akademisyenler ile öğrenciler katıldı. Kimliğin bireyin kendisini nasıl tanımladığını, yaşam tercihlerini ve geleceğe yönelik kararlarını nasıl şekillendirdiğini anlatan Lauren Booth, modern dünyada kimlik arayışının giderek karmaşıklaştığına dikkat çekti. Booth, kimliğin yalnızca kişinin kendisini başkalarına nasıl tanıttığıyla sınırlı olmadığını belirterek, "Bugün sizin kimliğiniz konusunda nerede olduğumuzu keşfetmekle ilgileniyoruz. Kimliğimiz bizi nasıl etkiler, kendimizi nasıl tasvir ederiz ve kimlik kavramı bizi şimdi ve gelecekte nereye götürecek?" ifadelerini kullandı. "Yanlış bir kimliği sürdürmek, her gün yalan bir hayat yaşamak gibidir" Bireyin kendisini tanıması ve olduğu kişiyle dışarıya yansıttığı kimlik arasında tutarlılık kurmasının önemini vurgulayan Booth, toplumsal beklentilere uyum sağlamak amacıyla farklı biri gibi davranmanın kişiyi zamanla yıpratabileceğini söyledi. İnsanların kendilerini tanıtırken samimi olmak yerine etkileyici görünmeye çalışabildiğini belirten Booth, "Herkes gibi olmaya çalışmak, uyum sağlamak Bunun bir sorunu var. İnsanlar kendilerini yanlış tanıttıklarında, kimliklerinin dışında bir görüntü sergilediklerinde bu çok yorucu olur. Yanlış bir kimliği sürdürmek, her gün yalan bir hayat yaşamak gibidir" dedi. "Sahte kimlikler mutsuzluğa yol açar" Sosyal medyanın bu durumun görünür hâle geldiği alanlardan biri olduğunu dile getiren Booth, dijital mecralarda sergilenen kusursuz yaşamların gerçeği her zaman yansıtmadığına dikkat çekti. Mükemmel evlilikler ve çocuklar üzerinden oluşturulan ideal yaşam görüntülerinin zaman zaman gerçeği gizleyebildiğini ifade eden Booth, bireyin kendisini başkalarının beklentilerine göre tanımlamasının mutsuzluğa ve özgüven kaybına yol açabileceğini belirtti. "Uyum sağlamak için 13 yıl boyunca sahte bir kimlikle yaşadım" Kendi yaşam deneyimlerinden örnekler paylaşan Booth, kimlik arayışının kişisel bir yolculuk olduğunu vurguladı. Ailesinin dini inançlardan uzak bir yaşam sürdüğünü ve kendisinin de bu ortamda yetiştiğini anlatan Booth, zaman içinde kendi kimliğini sorgulamaya başladığını ifade etti. Kimliğin bireyin doğduğu çevre, kültür, deneyimler ve seçimlerle şekillendiğini belirten Booth, insanın kendisini tanıması için hayatına yön veren değerler üzerine düşünmesi gerektiğini söyledi. Kimliğin yalnızca toplumsal aidiyetlerle açıklanamayacağını belirten Booth, bireyin yaşamını anlamlandıran temel değerlerin bu süreçte belirleyici olduğunu dile getirdi. "Kimlik, bu dünyadaki en değerli varlığınızdır" Manevi kimlik ve inanç konularına değinen Booth, insanın yaşam amacını sorgulamasının kendisini tanıma sürecinin önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Modern dünyada bireyin kimliğini yalnızca harici başarılar ve toplumsal kabuller üzerinden tanımlamasının yetersiz kalabileceğini belirten Booth, "Bu dünyada hiçbir şey tesadüfi değildir. Sizin yolculuğunuz kimliktir. Hayatınızın bu döneminde manevi kimliğinizi inşa etmek için yol alıyorsunuz" dedi. "Hayattaki amacınızı bilmelisiniz" İnsanın nereden geldiğini, neden yaşadığını ve yaşamının amacını sorgulamasının önemine işaret eden Booth, "Neden doğduğumuzu anlamazsak, nereden geldiğimizi ve bir sonraki durağımızın ne olduğunu bilmiyorsak bu oldukça korkutucu. Burada olmanın nedenini bulmalısınız. Neden hayattayım ve amacım ne, bunu derinden hissetmelisiniz" ifadelerini kullandı. "Maneviyattan güç alın" İslamiyetin insanın doğuşu ve yaşam amacı konusundaki yaklaşımını da değerlendiren Booth, bireyin kendisini olduğu gibi kabul etmesinin, temel değerleriyle bağ kurmasının ve inancına uygun yaşamasının önemini vurguladı. Ailenin ve toplumsal çevrenin insanın kimlik oluşumunda etkili olduğunu ancak bireyin kendisini başkalarıyla kıyaslamak zorunda olmadığını belirten Booth, insanın yaşamını anlamlandırırken manevi değerlerden güç alabileceğini dile getirdi. Gazze deneyimi İslamiyet yolculuğunda dönüm noktası oldu İslamiyetle tanışma sürecini de anlatan Lauren Booth, Gazze ziyaretinin dünya görüşünde önemli bir değişime yol açtığını belirtti. 2008 yılında Gazze’yi tanımaya başladığını ve Özgür Gazze Hareketi’ne katıldığını anlatan Booth, Ramazan ayında Gazze’de bulunduğu dönemin kendisi için bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. Gazze’de karşılaştığı insanların yaşadıkları ağır şartlara rağmen inançlarını ve umutlarını korumalarından etkilendiğini belirten Booth, insanların yaşadıklarını yalnızca acı ve kayıp üzerinden değerlendirmediğini, Allah’a duydukları güveni de dile getirdiklerini söyledi. Booth, bu deneyimin kendisini İslam’a yönelttiğini de vurguladı. Gazze’de tanıştığı bir kadından örnek veren Booth, dışarıdan bakıldığında sahip olduğu maddi imkânlar sınırlı olsa da kadının mutluluğunun ve hayata yaklaşımının kendisini etkilediğini anlattı. Bu deneyimin, mutluluğun yalnızca maddi şartlarda ölçülemeyeceğini gösterdiğini belirten Booth, insanın yaşamını hangi değerler üzerine kurduğunun önemine dikkat çekti. "Şükretmek ve dürüstlük en önemli şeylerden" Şükretme, dürüstlük ve manevi değerlere bağlılık konularına da yer veren Booth, bireyin sahip olduklarının farkına varmasının ve yaşamındaki anlamı keşfetmesinin önemini vurguladı. Katılımcılara kendi kimlikleri üzerine düşünme çağrısında bulunan Booth, kimliğin yalnızca kişinin kendisini nasıl tanıttığıyla değil, hangi değerleri benimsediği ve hayatını hangi amaç doğrultusunda sürdürdüğüyle de şekillendiğini ifade etti. Soru- cevap bölümüyle devam eden program, BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar’ın İngiliz gazeteci ve aktivist Lauren Booth’a plaket takdiminin ardından toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.

Bursa’da "İletişim Yüzyılı, Güçlü İletişim, Etkin Kamu" programı gerçekleştirildi Haber

Bursa’da "İletişim Yüzyılı, Güçlü İletişim, Etkin Kamu" programı gerçekleştirildi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Bursa Bölge Müdürlüğünün koordinasyonunda, Bursa Valiliğinin ev sahipliğinde Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda, kamu iletişimi tüm yönleriye ele alındı. Programda konuşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı İlhami Giray Şahin, iletişimin yalnızca bilgi aktarmak veya bir duyuruyu kamuoyuyla paylaşmak olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Şahin, iletişimin devlet ile vatandaş arasındaki bağın güçlendirilmesi, doğru bilginin toplumla buluşturulması ve Türkiye’nin ulusal ve uluslararası alanda doğru anlaşılmasına katkı sunulması bakımından önemli bir sorumluluk alanı olduğunu ifade etti. Gelişen teknolojiyle birlikte iletişim alanında yalnızca araçların değil, anlamın, etkinin ve stratejinin de köklü bir değişim geçirdiğine dikkati çeken Şahin, günümüzde iletişimin haberler, televizyon yayıncılığı, gazeteler ve sosyal medya platformlarıyla sınırlı olmadığını söyledi. Yapay zeka modelleri ve algoritmaların da bu alanda etkili olduğunu dile getiren Şahin, belirli söylemleri öne çıkaran ve bunların benimsenmesini amaçlayan yaklaşımlarla da mücadele edildiğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Dünya 5’ten büyüktür" sözünü hatırlatan Şahin, bu ifadenin ardından dünyada bir değişim ve farkındalık sürecinin başladığını belirtti. Türkiye’nin Gazze konusundaki hassasiyetini ortaya koyan açıklamaların Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyanın farklı noktalarında karşılık bulduğunu aktaran Şahin, "Orada yaşanan soykırımı ilk dile getirdiğimizde bunun dünya ölçeğinde tepkiye yol açacağını tahmin etmeyenler, bunlarla mücadele etmek adına farklı metotlar sergileyenler, bugün doğrunun ve hakikatin ortaya çıkmasında ne kadar başarılı olduğumuzu, ne kadar doğru bir söylemin tarafı olduğumuzu bir kez daha müşahede ediyorlar" dedi. "İletişimin hakikat üzerinden kurgulanması" İletişim alanındaki rekabetin yalnızca içerik üretimiyle sınırlı kalmadığını, anlamın ve gündemin şekillendirilmesi üzerinden de yürütüldüğünü vurgulayan Şahin, özellikle kriz dönemlerinde yayımlanan haberlerin, manipülatif görüntülerin ve kasıtlı olarak hazırlanan içeriklerin kısa sürede toplumsal endişeye neden olabildiğini ifade etti. Doğru ve yanlış bilgilerin birbirinden ayırt edilmesini zorlaştıran yoğun içerik akışının "infodemi" olarak tanımlandığını belirten Şahin, çok sayıda görüntü ve içeriğin dolaşıma girmesiyle doğru bilgiye ulaşmanın güçleştiğini söyledi. Bazı kişi ve grupların bu yoğunluğu provokatif ya da manipülatif amaçlarla kullanabildiğine işaret eden Şahin, iletişim faaliyetlerinin hakikat temelinde yürütülmesinin önem taşıdığını kaydetti. Şahin, "İletişim Başkanlığı olarak, hakikatin ortaya çıkarılması, doğru bilgiyle buluşulması ve bu bilginin bireyler ile tüm muhataplarımız tarafından kolaylıkla erişilebilir hâle getirilmesi için gayret gösteriyoruz. Bu çabamız kimi zaman yanlış haberlerin düzeltilmesi, kimi zaman toplumsal güvenin korunması, kimi zaman da kamu düzeninin güçlendirilmesi şeklinde tezahür ediyor. Ancak bütün bu çalışmalarımızın temelinde, doğru ve güvenilir bilgiye erişimin güvence altına alınması ve hakikatin sağlıklı bir biçimde kamuoyuna ulaştırılması hedefi yer alıyor" ifadelerini kullandı. İletişim Başkanlığının bilgilendirme faaliyetlerinin yanı sıra afet haberciliği alanında çalışmalar yürüttüğünü ve sosyal medya rehberi hazırladığını anlatan Şahin, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’nin (CİMER) işleyişine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. CİMER’in vatandaşların devlet kurumlarına hızlı ve etkin şekilde ulaşabilmesini sağlayan bir mekanizma olduğunu belirten Şahin, şöyle konuştu: "Dünyada eşi benzeri olmayan, vatandaşın yönetime bu kadar hızlı, bu kadar etkin katıldığı bir yöntem ve bir yaklaşım ortaya konuldu. Bugün CİMER olarak bildiğiniz, toplumun her konuda, her kesimin devletine anında ulaştığı bir mekanizma oluştu. Bu mekanizmayla beraber kişinin Bilgi Edinme Kanunu kapsamında, gerekli süre içinde, doğru bilgiye ulaştığı bir yöntem, halen süre geliyor ve bu sistem, çok iyi ve vatandaşımızın da yüksek memnuniyetiyle devam ediyor. Çok büyük bir çalışma. Vatandaşla devlet arasındaki gönül köprüsünü kurduğunuz andan itibaren kamu görevlilerinin, devletin yaptığı veya uyguladığı icraatların tamamını kapsayacak her konuda, vatandaşın yönetime katıldığı çok kıymetli bir platform." Eğitimde dezenformasyonla mücadele de ele alındı Eğitim programının içeriği hakkında bilgi veren Şahin, kurumsal itibar yönetimi, CİMER, dezenformasyonla mücadele, sosyal medya kullanımı ve yapay zeka destekli araştırma başlıklarında sunumlar yapılacağını belirtti. Şahin, "Program boyunca kurumsal itibar yönetimi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi, dezenformasyonla mücadele, sosyal medya kullanımı, yapay zeka destekli araştırma ile ilgili başlıklarda sunumlar gerçekleştirecek. Bu eğitimlerin kamu iletişimine ilişkin farkındalığınızı artıracağını, kurumlardaki uygulamalara katkı sağlayacağını ve devletimizdeki söylem birliğinde tutarlı bir yaklaşım ortaya konulacağına dair inancımız, tam" diye konuştu. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Kevser Öztürk ve Bursa Vali Yardımcısı Salih Altun’un da konuşma yaptığı program, "Dezenformasyonun İletişim Boyutu: Algı, Manipülasyon ve Etki" başlıklı eğitimle devam etti.

YÖK Başkanı Özvar: "Üniversitelerde müfredatlar sadeleştirilmeli" Haber

YÖK Başkanı Özvar: "Üniversitelerde müfredatlar sadeleştirilmeli"

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Türkiye’nin bilimsel yayın sayısında dünyada 15’inci sıraya yükseldiğini belirterek, "En az iki üniversitemizin dünyanın ilk 100 üniversitesi arasında yer almasını istiyoruz" dedi. Özvar, lisans müfredatlarının sadeleştirilmesi ve çoktan seçmeli sınavlar yerine öğrencilerin düşünme becerilerini ölçen yöntemlerin yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi. Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni, Yükseköğretim Kurulu Başkanı (YÖK) Prof. Dr. Erol Özvar’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Törende konuşan Özvar, yükseköğretimde kalite, yapay zekâ kullanımı ve uluslararası başarı hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, YTÜ Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik de Gazze’de eğitim kurumlarının hedef alınmasına ve Terörsüz Türkiye hedefinin önemine dikkati çekti. Açılış programına; YÖK Yürütme Kurulu üyelerinden Mahmut Ak ve Arif Bilgin, İstanbul Vali Yardımcısı Avni Kula, Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Okur, Esenler Kaymakamı Süleyman Özçakıcı, Esenler İlçe Milli Eğitim Müdürü Feyzullah Sert’in yanı sıra öğrenciler, akademisyenler ve çok sayıda davetli katıldı. "Müfredatlar sadeleştirilmeli" Üniversitelerde eğitim kalitesinin artırılması gerektiğini belirten YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, ders programlarında uygulamaya daha fazla yer verilmesini istedi. Özvar, "Lisans eğitiminde müfredatların ve ders yapılarının sadeleştirilmesini bekliyoruz. Müfredattaki ders yoğunluğunu azaltın. Teorik dersler elbette olmalı ama uygulamalı dersler artacak şekilde planlama yapılmalı. Aynı düzenlemelerin yüksek lisans ve doktora için de yapılması adına gerekli önlemleri aldık. İçerik tekrarları azaltılmalı, araştırma, proje ve uygulama çalışmalarına daha geniş yer ayrılmalıdır" diye konuştu. Çoktan seçmeli sınavlara eleştiri Üniversitelerde çoktan seçmeli sınavların yaygınlaşmasını eleştiren Özvar, öğrencilerin muhakeme ve problem çözme becerilerini ölçen yöntemlere ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi. Özvar, "Çoktan seçmeli sınavların giderek yaygınlaşmasını yükseköğretimimizin niteliği bakımından doğru bulmuyoruz. Öğrencinin düşünme sürecini ve gerekçelendirme yeteneğini ortaya koyan yöntemlere daha geniş yer verilmesini bekliyoruz" dedi. "Türkiye bilimsel yayın sayısında 15’inci sırada" Türkiye’nin bilimsel yayın performansına ilişkin bilgi veren Özvar, makale ve derleme türündeki yayın sayısında ülkenin dünyada 15’inci sıraya yükseldiğini belirtti. Nitelikli dergilerde yayımlanan çalışmaların payının da arttığını ifade eden Özvar, "Üniversitelerimizin uluslararası sıralamalardaki konumlarını ileriye taşımalarını ve en az iki üniversitemizin dünyanın ilk 100 üniversitesi arasında yer almasını istiyoruz" diye konuştu. Yapay zekâ kullanımında akademik etik ve kişisel verilerin korunmasının önemine de değinen Özvar, üniversitelerin öğretim elemanlarına yönelik eğitimler düzenlemesini ve öğrencilerin yapay zekâdan yararlandıkları çalışmalarda bunu açıkça belirtmesini istedi. YTÜ Rektörü Debik: "Gazze’de gençler üniversitelerin yıkıntıları arasında" YTÜ Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik ise konuşmasında Gazze’de eğitim kurumlarının yıkımına dikkati çekti. Üniversitelerin öğrenme hakkını ve insan onurunu savunması gerektiğini belirten Debik, "Biz bugün öğrencilerimizi güven içinde sınıflarımıza davet ederken, Gazze’de aynı yaşlardaki gençler üniversitelerin yıkıntıları arasında eğitimlerini sürdürmenin yollarını arıyor. Hedef alınan eğitim kurumlarında bir toplumun hafızası ve geleceği de enkaz altında" ifadelerini kullandı. "Terörsüz Türkiye, eğitim ve bilime katkı sağlayacak" Terörün sona erdiği, gençlerin eğitimine ve üretime yöneldiği bir Türkiye’nin ortak arzu olduğunu söyleyen Debik, Terörsüz Türkiye hedefinin kardeşliği güçlendirdiğini belirtti. Debik, "Terörsüz Türkiye hedefini, kardeşliğimizi güçlendirecek ve ülkemizin kaynaklarını eğitime, bilime ve üretime yönlendirecek bir gelecek iradesi olarak görüyoruz. Bizlere düşen, birlikte yaşama duygusunu güçlendiren bir akademik iklim kurarak bu geleceğin inşasına katkı sunmaktır" dedi. Dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına girme hedefinin YTÜ’nün çalışmalarına yön verdiğini de belirten Debik, eğitimde niteliğin ve üniversitelerin uluslararası itibarının önemine vurgu yaptı.

Bakan Yumaklı: "Tarımın temel önceliklerimiz arasında yer alması tartışılmaz bir konudur" Haber

Bakan Yumaklı: "Tarımın temel önceliklerimiz arasında yer alması tartışılmaz bir konudur"

Kastamonulular Dayanışma Derneği (KASDER) tarafından düzenlenen 20. Kastamonu Tanıtım Günleri, Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi'nde gerçekleştirilen açılış töreni ile başladı. Programda yaptığı konuşmada hemşehri dayanışmasına dikkat çeken Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Hemşehrilik dayanışması, mayanızda Anadolu irfanı varsa size güç verir, kuvvet verir. İşte yaşadığımız coğrafyayı Mevlana'nın, Hoca Ahmet Yesevi'nin, Yunus Emre'nin gönül diliyle bereketlendirmek için el ele, birlikte dayanışma içinde olacağız. Buna yürekten inanıyorum ve Kastamonulu hemşehrilerimin sağduyusu ve ferasetine güveniyorum" dedi. "Yüksek hızlı trenin belli bir mesafesinin daha açılışını yapmış olduk" Yüksek hızlı tren ağının genişletilmesi için çalışmalar yapıldığını vurgulayan Bakan Yumaklı, "Bugün Cumhurbaşkanımızın riyasetinde buraya Kırklareli'nden geldik. Yüksek hızlı trenin belli bir mesafesinin daha açılışını birlikte yapmış olduk. Tabii Cumhurbaşkanımız orada da ifade etti, ben de burada söyleyeyim. Hiç durmayacağız, hiç dinlenmeyeceğiz. Milletimize, memleketimize hizmet için gece gündüz demeden çalışmaya gayret edeceğiz. Ülkemizi her alanda layık olduğu yere getirmek için en üst seviyede çabamızı göstermeye devam edeceğiz. Bunun için vizyoner politikalar gerekir. Her alanda daha istikrarlı bir üretim yapan ve dinamik bir ülke haline gelmek zorundayız. Elbette tarım sektöründen demokratik standartlarımıza, ulaşımdan sağlığa, eğitimden diğer bütün başlıklara kadar bütün alanlarda bunun göstergelerine şahit oluyoruz" ifadelerini kullandı. "Tarımın temel öncelikler arasında yer alması tartışılmaz bir konudur" Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin meselesi için verdiği mesaja değinen ve iklim krizinin etkilerinden bahseden Bakan Yumaklı, "Soykırımcı İsrail'e karşı mazlum kardeşlerimizin özgürlüğü için mücadele etmek, Türkiye'nin artık değişmez bir politikası olmuştur. Gazze'ye, Filistinlilerin özgürlük davasına sahip çıkmak, zulme dur demek sadece bir siyasi bakış değil, insan olmanın bir gereğidir. Cumhurbaşkanımızın bütün dünyaya içten mesajı tam da bunu ifade etmektedir. Küresel iklim krizi, gıda güvenliğinin stratejik boyutlar kazandığı bir dünyada tarımın temel öncelikler arasında yer alması tartışılmaz bir konudur. Sadece dünyada savaşların, haksızlıkların, çatışmaların olduğu bir dönemden değil, aynı zamanda iklim krizinin en derin etkilerini yaşadığımız bir dönemdeyiz. Ülkeler için artık millî savunmaları, enerji durumları, sağlık politikaları ve tarım politikaları çok kritik ve stratejik bir dönemdedir. İşte bunun için biz tarım, orman ve su alanındaki bütün projelerimizi, yapmış olduğumuz faaliyetleri Türkiye yüzyılını inşa etmekte ve onun en önemli bileşenlerinden biri olmakta görüyoruz" dedi. Bakan Yumaklı, "Bütün ülkelerin bir milli güvenlik meselesi olarak görmüş olduğu tarımsal üretimde de elhamdülillah bizim ülkemiz, her tarafında çok farklı ürünlerin yetiştirildiği ve kendi kendimize yeter olduğumuz birçok ürünün bulunduğu, birçok ülkeden avantajlı olduğumuz bir sektör olarak inşallah gelişerek, güçlenerek devam edecek. Türkiye hamdolsun hem bu kaynaklarıyla hem de bu gücüyle geleceğe daha güçlü ve güvenli bakacaktır" şeklinde konuştu. Törene Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İstanbul Valisi Davut Gül, Kastamonu Valisi Meftun Dallı, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, Kastamonulular Dayanışma Derneği Başkanı Rahmi Sezer, MHP İstanbul İl Başkanı Volkan Yılmaz, Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu ve çok sayıda kişi katıldı. 8 Ekim'de başlayan Kastamonu Tanıtım Günleri, 11 Ekim tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü"

Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, Çırağan Sarayı’nda düzenlenen Uluslararası Adalet Zirvesine katıldı. Burada bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvede ele alınan uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada adalet ve göç yönetimi gibi başlıkların günümüz dünyası için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, "Uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada uluslararası adalet, göç ve sorumluluk paylaşımı gibi hem güncel hem de kapsamlı meseleleri ihtiva eden bu oturumları çok kıymetli bulduğumu özellikle ifade ediyorum. Sözlerimin hemen başında şu hususun altını çizmek isterim. Şu anda farklı ülkelerden, farklı bölgelerden gelen konuklarımızla bu tarihi salonda bir aradayız. Vatandaşı olduğumuz devletlerin mensubu olduğumuz milletlerin birbirinden farklı anayasaları, hukuk sistemleri, yasal ve idari mevzuatları var. Aynı şekilde burada temsil edilen her devletin, her milletin kendine has bir hukuk geleneği, kuralları, manzumesi, birbirinden farklı teamülleri var. Fakat yasama süreçlerimiz, yargılama usullerimiz, hukuku tatbik etme biçimlerimiz ne kadar farklı olursa olsun adalet dediğimizde hepimizin zihninde beliren düşünce, zannediyorum aynıdır. Adalet haklıya hakkının teslim edilmesidir. Adalet güçsüzün güçlüye ezdirilmemesidir. Adalet mazlumu zalimden koruma kudretidir. Adalet devletin üzerine bina edildiği temeldir. Bu yönüyle adalet, insanlığın ortak hedefi, ortak ideali, ortak mefkuresidir. Şu gerçeklerin hepimiz çok net farkındayız: Vicdan ve hakkaniyetin terk edildiği yerde adalet olmaz. Kanun önünde eşitliğin göz ardı edildiği bir hukuk sisteminde adalet olmaz. Aynı şekilde, mükafat ve mücazat dengesinin iyi kurulmadığı, hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir ortamda adalet kendisine yer bulamaz. Bu hususların her biri tüm aktörleriyle ve kurumlarıyla uluslararası sistem içinde geçerlidir" dedi. "Neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var" Uluslararası barış ve güvenliğin adalet olmadan sağlanamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Devletin en temel sorumluluğu nasıl ki adaleti tevzi etmekse, kural ve ilke temelli olduğu iddia edilen uluslararası sistemin de asli misyonu küresel barış ve güvenliği tesis etmektir. Nitekim 81 yıl önce San Francisco’da imzalanan ve bugünkü sistemin hukuki zeminini oluşturan Birleşmiş Milletler Şartı’nın birinci maddesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkindir. Uluslararası barış ve güvenlik ise hepimiz biliyoruz ki, adalet olmadan sağlanamaz. Bugün ne yazık ki hem temsil, hem işlev, hem de meşruiyet açısından ağır yara almış, güven ve itibar erozyonuna uğramış bir uluslararası sistemle karşı karşıyayız. Birleşmiş Milletler çatısı altındaki 190’dan fazla ülkenin iradesinin, veto imtiyazına sahip sadece beş üyenin kararlarına bağlı olduğu bir yapının adil ve sağlıklı olmadığının hepimiz bilincindeyiz. Birileri odadaki fili görmemekte ısrar etse de, mevcut sistemin hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmadığını artık herkes biliyor. Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda. Uluslararası anlaşmalar deyim yerindeyse hükmünü yitirmiş durumda. Uluslararası mahkemelerin verdikleri kararlar aynı şekilde uygulanamaz durumda. İlkeler, normlar, sistemin merkezinde yer alan kurallar; bunların tamamı ayaklar altına alınmış durumda. Kıymetli dostlar, bunları hamaset olsun, polemik olsun veya ajitasyon için söylemiyorum. Tam tersine bunlar, yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir. Kabul edelim ki neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var ve bu sistemin küresel ölçekte yol açtığı sıkıntılara hepimiz tanıklık ediyoruz" diye konuştu. Eğitim ve teknolojiye erişim, iklim kriziyle mücadele, gıda güvenliği ve gelir adaletsizliği başta olmak üzere ülkeler arasındaki makasın giderek açıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın bir bölümü son derece kısıtlı şartlar altında yokluk ve yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışırken, lüks ve şatafat içinde yaşayan diğer bir kesim sistemin tüm nimetlerinden faydalanıyor. Soruyorum, dünya genelinde sayısı 60 bini ancak bulan bir avuç elitin, 4 milyar insandan üç kat daha fazla servete, gelire, imkana sahip olması adil midir. Hakkaniyetli midir. Aynı şekilde çevreyi hoyratça kirleterek zenginleşen gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinde hemen hiçbir etkisi olmayan ülkeleri yalnız bırakması adil ve hakkaniyetli midir. Krizlerin çatışmaları tetiklediği, çatışmaların savaşları takip ettiği, savaşların ise istikrarsızlıkla neticelendiği bir tabloda, sistemde bir sorun yok diyebilir miyiz. Şurası çok önemlidir. Küresel petrol ihracatının yüzde 35’inin geçtiği Hürmüz’deki tıkanıklık onca çabaya rağmen aylardır bir türlü giderilemedi. Rusya ve Ukrayna arasında 4,5 yılı geride bırakan savaş her ay binlerce can kaybıyla halen devam ediyor. Lübnan’da, Yemen’de, Somali’de, Sudan’da, bölgemizin ve dünyanın daha pek çok yerinde neler yaşandığını hepimiz görüyoruz" dedi. "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırıma da yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hepsinden önemlisi Gazze’de tam 3 yıldır tüm dünyanın gözleri önünde insanlar vahşice öldürülüyor. Siviller acımasızca şehit ediliyor. Çoğu çocuk ve kadın, 74 binden fazla Gazzeli katledildi. Savaşta bile dokunulmaması gereken okullar yerle yeksan edildi. Üniversiteler, hastaneler, ibadethaneler vuruldu. Binlerce çocuk elini, ayağını, vücudunun bir azasını kaybetti. Gazze, kendini uluslararası hukukun üstünde gören, kibirli, radikal ve öldürmeye doymayan bir soykırım şebekesi tarafından dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü. Biliyorsunuz, ülkemizin katkılarıyla geçen yıl bir ateşkes tesis edilmişti. Filistinli kardeşlerimizin riayet ettiği bu ateşkes İsrail hükümeti tarafından binlerce kez ihlal edildi. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 11 Ekim 2025’ten bu yana bin 500 Filistinli bu saldırılarda katledildi. 5 binden fazla insan yaralandı. Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim faaliyetleri, fanatik grupların devlet destekli organize suç ve şiddet eylemleriyle devam ediyor. Kudüs’teki kutsal mekanlar baskına uğruyor, tarihi ve hukuki statüleri haydutlukla değiştirilmek isteniyor. İsrail, komşuları başta olmak üzere bölgenin huzur ve güvenliğini kendisi için doğrudan tehdit unsuru olarak değerlendiriyor. Üzülerek ifade etmek isterim ki bu acı manzara karşısında uluslararası toplumun gerekli tepkiyi vermediğini, yargı ve yaptırım mekanizmasının olması gerektiği şekilde işletilmediğini görüyoruz. Türkiye gerek Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davaya müdahillik başvurusu yaparak, gerek İsrail’le ticari işlemlerini tamamen durdurarak, gerekse küresel su mut filosuna yönelik silahlı saldırının asıl faillerine kırmızı bülten çıkartarak tavrını çok net biçimde ortaya koymuştur" ifadelerini kullandı. "Bu tüm dünya için bir insanlık testidir, hepimiz için bir samimiyet testidir" Türkiye kendisine umut bağlayan insanlara sırtını dönmeyeceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şunu bugün bir kez daha ve altını çizerek dile getirmek durumundayım. Bu tüm dünya için bir insanlık testidir. Hepimiz için bir samimiyet testidir. Türkiye gerekirse sıkıntı çeker ama kendisine umut bağlayan, haksızlığa uğrayan insanlara da sırtını dönmez. Gazze’de işlenen soykırımın failleri hukuk önünde hesap vermedikçe uluslararası sistemin adaletli olduğunu kimse iddia edemez. Uluslararası iradenin yansımadığı bir Birleşmiş Milletler sisteminin meşru ve hakkaniyetli olduğunu kimse söyleyemez. Uluslararası mahkeme kararlarının tanınmadığı, uygulanmadığı, dikkate bile alınmadığı bir sistemin barış ve güvenlik üretmesi düşünülemez. Türkiye olarak her fırsatta işte bu yüzden ’Dünya 5’ten büyüktür’ diyoruz. Tam da bu yüzden ’daha adil bir dünya mümkündür’ diyoruz. Şunun da bilinmesini isterim ki Türk milletinin bir evladı ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak ömrümüz vefa ettikçe, gücümüz yettiği, dilimiz döndüğü müddetçe mazlum ve mağdurların sesi olmaya, onların da hakkını, hukukunu savunmaya inşallah devam edeceğiz. Bulunduğumuz her platformda, yer aldığımız her masada güçsüzlerin, gariplerin, yoksulların, kimsesizlerin sesi olmayı sürdüreceğiz. Sizlerden de bu gayretlerimize azami katkı beklediğimizi bugün bir kez daha vurgulamak istiyorum. Sizlerin güçlü desteğini beklediğimiz bir diğer husus sınır aşan suçlarla ve organize suç örgütleriyle mücadeledir" diye konuştu. "Suç işleyip yurt dışına kaçanlar kendilerini güvende hissetmemelidir" Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısının ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok iyi bildiğiniz gibi suç coğrafyası artık tek bir ülkenin hudutlarıyla sınırlı değildir. Teknolojiyle beraber suç coğrafyasının da küreselleştiğine; elektronik para kuruluşları, kripto varlıklar, soğuk cüzdanlar ve sosyal medya gibi araçların suç örgütleri tarafından çok etkin biçimde kullanıldığına şahit oluyoruz. Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısı, ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılıdır. İster adi suçlu, ister uyuşturucu tüccarı, ister terör ve organize suç örgütü üyesi olsun, hukukun dışına çıkan hiç kimseye dünyanın hiçbir yerinde rahat ve huzur olmamalıdır. Suç işleyip ülke dışına çıkarak adaletten kaçabileceğini sananlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, kendilerini güvende hissetmemelidir. Türkiye olarak biz bunu temin etmekte, bunu hissetmekte kararlıyız. Sadece 2026’nın ilk dokuz ayında 294 kişinin ülkemize iadesini sağladık. Aynı dönemde farklı aramalar kapsamında 736 kişiyi ülkemize getirdik. Uluslararası adli işbirliğinde haklı taleplere karşılık verilmesi esastır. Türk adaleti er ya da geç ama gereğini mutlaka yapacaktır" ifadelerini kullandı.

Bursa Uludağ Üniversitesi’nden ilk ders, ’Terörsüz Türkiye’ Haber

Bursa Uludağ Üniversitesi’nden ilk ders, ’Terörsüz Türkiye’

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ), 2026-2027 Akademik Yılı’nın açılışını Prof. Dr. M. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle gerçekleştirdi. Programa AK Parti Genel Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, AK Parti Bursa milletvekilleri Refik Özen ve Emine Yavuz Gözgeç, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, Nilüfer Kaymakamı Murat Süzen, Bursa İl Emniyet Müdürü Kadir Gökce, Bursa İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Mustafa Bakçepınar, Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çelenk, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, MHP Bursa İl Başkanı Mehmet Emin Özcanbaz, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, üniversitenin eğitim ve araştırma alanındaki çalışmaları ile kurumsal birikimine dikkat çekti. Yılmaz, üniversitenin öğrenci sayısı, fakülteleri ve meslek yüksekokullarıyla Bursa ve Türkiye’nin beşeri sermayesine katkı sunduğunu belirterek şunları söyledi: "Bursa Uludağ Üniversitesi olarak 60 bin civarında öğrencisi, 15 fakültesi, 15 meslek yüksekokulu ile 50 yıllık bir çınarız. İnşallah çok daha uzun bir ömre doğru hem Bursa’nın hem de Türkiye’nin beşeri sermayesine, araştırma altyapısına, teknolojik gidişatına, entelektüel birikimine bugüne kadar yapa geldiği katkının üzerine koyarak yoluna devam eden köklü bir üniversiteyiz. Üniversitelerin eğitim misyonu var ve toplumsal hayatımıza Beşeri sermaye katkısı anlamında asıl katkıyı da buradan verdiğimizi biliyoruz. Eğitimin niteliği ve kalitesi söz konusu olduğunda da Uludağ Üniversitesi özellikle bunun göstergelerinden bir tanesi akreditasyonlardır. Ulusal ve uluslararası akreditasyonlar alanında güçlü geleneğe sahip olan bir üniversiteyiz ve hala hazırda programlarımız içerisinde akredite program sayımız 50’yi bulmuş durumda. Veteriner Fakültemiz Türkiye’de güçlü birçok üniversitenin geçemediği Avrupa Akreditasyon Biriminden çıkış bildirgesini sabah okudular. Dekan Hoca da sabahtan müjdeyi bana verdi. Resmi sertifikayı belki bir ay, iki ay sonra alacağız. Avrupa Akreditasyonu’nu yenileme hakkını, beş yılını yenileme hakkını elde etmiş durumdayız. Bu şu anlama geliyor. veteriner fakültesinden aldığınız bir diploma bu akredite olan diğer programlarımız için de geçerli. Mühendislik, tıp diye sayabiliriz hepsini. Oradan aldığınız diploma sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde geçerli." "Önümüzdeki dönemin en önemli konusu bilgi üretimi" AK Parti Genel Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala ise konuşmasında fikir ve düşünce özgürlüğünün bilgi üretimi açısından önemine değindi. Türkiye’nin beyin göçü veren değil, beyin göçü alan ülkeler arasında daha fazla yer alması gerektiğini belirten Ala, bilgi üretiminin gelecek dönemin en önemli başlıklarından biri olduğunu söyledi. Ala, konuşmasını şöyle sürdürdü; "Fikir özgürlüğü, düşünce özgürlüğü. Düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde istediğiniz bilgi üretimini yapamazsınız. Türkiye’nin beyin göçü veren değil alan ülkeler arasında daha çok olmamız ve ilerlememiz lazım. Bunu birlikte başaracağız. Şimdi ben de orada oturuyor olsam eğer pozitif yönden bakarsam söyleyeceğim, olumlayacağım çok şey söylerim. Ama negatif yönden bardağın boş tarafından bakarsam da eleştireceğim çok şey olabilir, vardır, var. Ama kim yapacak bunu? Birlikte biz yapacağız. Problemleri örterek, gizleyerek değil, fırsatları da ıskalayarak değil. Fırsatları değerlendirerek, problemleri görerek, onları çözerek, fırsatları üretime dönüştürerek yola devam edeceğiz. Etmek zorundayız. Bu önümüzdeki çağda bilgiyi en fazla üreten toplumlar bu acımasız ve belirsizliğin inanılmaz boyutta olduğu yeni dünyada bu dönemde başarılı olacaklardır. Bu hedefi ortaya koymazsak hiçbir rüzgar bize yardım edemez. Demek ki önümüzdeki dönemin en önemli konusu bilgi üretimi." "Bilimin gücü adalet duygusuyla dengelenmeli" Bilginin ahlaki ilkelerden ve erdemden uzaklaşması halinde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini dile getiren Ala, bilimsel gelişmelerin adalet duygusuyla dengelenmesi gerektiğini vurguladı. Ala, "O ahlaki ilkelerden uzaklaşırsa bilgi, işte o zaman erdemden uzaklaşırsa bilgi, fecaat, felaket getirir. İşte ikinci dünya savaşı, işte dünya savaşları, nükleer savaşlar, efendim bombalar ve karşılaştığımız birçok sorun. Gücün adaletle dengelenmediğinde hangi zulümleri ürettiğini de hep birlikte biliyoruz. Onun için de bilimin gücü üretirken adalet duygusu, o ilkeleri, insanlığın temel ilkeleriyle dengelenmesine hep dikkat etmeliyiz. Onu arkada bırakırsak çok hızlı gideriz bu bilinç çağında da fakat kızılderili bilgenin dediği gibi ruhumuz arkada kalır" diye konuştu. "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge" Konuşmasında terörle mücadele ve terörsüz bölge hedefine de değinen Ala, Türkiye’nin terör sorunundan tamamen kurtulmasını amaçlayan çalışmaların sürdüğünü belirtti. Bölgedeki sorunların çözülmesinin Türkiye’nin güvenliği açısından da önem taşıdığını ifade eden Ala, "Türkiye’nin aşağı yukarı 44-45 yıldır yani yarım yüzyıldır uğraştığı bir temel sorunu da biz ele alarak bu terör belasından, terör sorunundan topyekun kurtarılmasını bir politika olarak ortaya koyduk. Bu amaçlara hizmet etmeyi gaye edindik. Bunun da temel parametreleri var. Bölgedeki sorunları da çözmezseniz zaten ülkenizdeki oradan kaynaklanan sorunları çözmekte, son derece zorlanıyorsunuz. O bakımdan sadece ’terörsüz Türkiye’ demedik, ’terörsüz bölge’ dedik aynı zamanda. Çünkü bölgedeki terör sorununu çözmezseniz, kargaşayı dindirmezseniz, o örgütleri orada tasfiye etmezseniz, onlar bugünkü dünyada kolaylıkla kendi ülkenize de sirayet edebiliyor. Hiç herkese zararı olan, hiç kimseye hiçbir faydası olmayan bu yöntemleri destekleyen her zaman arkasında güçler olur, devletlerin olacağını da biliyoruz. O bakımdan gençlere daha fazla fırsat sunabilmek için, Türkiye’nin önünü açabilmek için, Türkiye’nin enerjisini içeride tüketmemek için, bu programı ortaya koyduk. Hedefe doğru gereken adımları, bu hedefi yakalamak için gereken adımları tereddütsüz bir biçimde kararlılıkla atıyoruz" şeklinde konuştu. "Gazze’de yaşananların adı terör yöntemidir" Bölgedeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde Gazze’deki saldırılara ve Suriye’deki terör örgütlerinin varlığına da değinen Ala, şöyle konuştu; "Sadece örgütler değil, dünyada terörü yöntem olarak kullanan devletler de var. Netanyahu hükümetinin bakın Gazze’de yaptıklarına bunun adı savaş olabilir mi? Bu bir terör yöntemidir. Bombayı atıyor aşağıda kim varsa hastaneler, ambulanslar, okullar, camiler, kiliseler, bütün ibadethaneler her yer yerlebir. Hiç hedef gözetmeksizin, suçlu suçlu ayrımı yapmaksızın tamamen imhaya yönelik bir soykırım yöntemini terörle yapmaya çalışıyor. Terörsüz bölge derken oradaki devlet terörünün de sonlandırılmasını kastediyoruz, arzu ediyoruz. Ve onun için çalışıyoruz. Diğer taraftan yanı başımızda Suriye. Terör örgütlerinin birinin değil onlarcasının yuva yaptığı bir bölge haline geldi ve getirildi." "Çok ciddi bir siyasal mutabakat var" Terörle mücadele sürecine ilişkin siyasi mutabakat ve yürütülen çalışmalardan da söz eden Ala, "Siyasal partiler, siyasetin geneli çok tereddütlüydü baştan. Çünkü biz çözüm bulup buluşturma geleneğiyle ülkeyi senelerce yöneten bir ülkeydik. Kendi iş sorunlarıyla uğraşan bir ülke ve ortalama hükümet etme süresi 1,5 seneydi. Şimdi, 24 yıllık siyasal istiklal olunca, artık bu konularda bir tartışılmaya, değerlendirmeye alındı. Şimdi büyük bir mutlulukla büyük bir keyifle görüyoruz ki çok ciddi bir siyasal mutabakat var. 467 milletvekili anayasa değişikliğinin gerektirdiğinden daha fazla milletvekili bu temel sorunun yani bu terör prangasının Türkiye’nin ayaklarından alınması ve arkada bırakılması konusunda çıkarılan yasaya ’evet’ oyu verdi. O yasa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlandı. Şimdi de cumhurbaşkanı yardımcısı’nın başkanlığı, bütün devlet kurumları, ilgili devlet kurumlarının katılımıyla bir kurul oluşturuldu. Dört ayrı alt komisyon kuruldu. O komisyonlar sahada şu anda çalışıyorlar. Biraz önce söylediğim görüşmeleri ve çalışmaları yapıyorlar. Pozitif bir atmosferde adım adım ilerliyoruz." "Temel hedef terör örgütünün tasfiyesi ve silahların teslimi" Ala, konuşmasını şu sözlerle tamamladı; "Bunun bir tane ana başlığı var. Amacı Kanunun isminde de var toplumsal dayanışmayı tahkim. Milli dayanışma. Çünkü bunu sağlamazsak, bunu berhava eden, bunu örseleyen sorunları bertaraf etmezsek bu kadar hızlı değişen ve gelişen dünyada yine korkarım ki geç kalırız. Rekabette geç kalırız. Onun için de biz Burada hızlı ve ne yaptığımızı bilerek hareket ediyoruz. Emin adımlarla. Yani milli dayanışmayı sağlayacak olan adımları atıyoruz. Kanunun adı da o. Temel hedef de terör örgütünün tasfiyesi ve silahların teslimi."

Filistinli Sosyolog Mariam Menawi: Filistinlilerin umuda ihtiyacı var Haber

Filistinli Sosyolog Mariam Menawi: Filistinlilerin umuda ihtiyacı var

Bursa Teknik Üniversitesinde her hafta çarşamba günü düzenlenen BTÜ Konuşmaları, Filistin meselesinin tarihi, hukuki ve toplumsal boyutlarının ele alındığı programla devam etti. "Emsalsiz Bir Soykırım: Gazze O Günden Bugüne Ne Değişti" başlıklı programda, 7 Ekim 2023 öncesi ve sonrasında Filistin’de yaşanan gelişmeler, İsrail’in bölgede halkına yaşattıkları, uluslararası hukukun yaklaşımı ve Gazze’de yaşanan insani kriz değerlendirildi. Mimar Sinan Yerleşkesi Turkuaz Salon’da gerçekleşen programa; BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Beyhan Bayhan ve Prof. Dr. Barış Tamer Tonguç, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. "Filistin sorunu değil, Filistin meselesi var" Programın moderatörlüğünü üstlenen BTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Burak Çakırca, Filistin’e ilişkin kullanılan kavramların önemine dikkat çekti. Filistin meselesinin uluslararası hukuk perspektifinden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çakırca, "Filistin’le ilgili yapılacak her konuşmanın şunu amaçlaması lazım: Filistin uzun zamandır işgal edilmiş bir devlettir. Bunu artık çok daha fazla söylememiz gerekiyor. ‘Filistin sorunu’ diye bir şey söylüyorsak hata yapıyoruz. Ortada Filistin sorunu değil, Filistin meselesi var. Dert etmemiz gereken, ortadaki İsrail sorunudur" dedi. İsrail’in kuruluş sürecinin uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğunu ifade eden Çakırca, Aksa Tufanı ile İsrail’in saldırganlığının çok net bir şekilde gözler önüne serildiğini kaydetti. "İşgal altında normal bir hayat yaşamıyoruz" Programın konuğu Filistinli sosyolog Mariam Menawi ise Filistin’de yaşananları anlattı. İsrail işgali altında doğup büyüdüğünü belirten Menawi, Türkiye’ye 2019 yılında doktora eğitimi için geldiğini söyledi. Filsitin’deki işgalin oluştuğu duruma değinen Menawi, "İşgal altında normal bir hayat yaşamıyoruz. Üniversiteler kapalı, şehitler var. Her gün başka şehirlere gidebilmek için İsrail askerlerinin kontrol noktalarından geçmemiz gerekiyor. Filistinliler normal bir rutin hayat yaşamıyor. İsrail bize seçtiği hayatı yaşatıyor" dedi. 7 Ekim sonrasında saldırıların şiddetinin daha da arttığını söyleyen Menavi, "Bu küçük bir çatışma değil, bir soykırım" ifadelerini kullandı. "Filistinli olmak çok zor bir şey" Filistinli kimliğinin akademik çalışmalarında da çeşitli engellerle karşılaşmasına neden olduğunu belirten Menawi, doktora tezini Gazze üzerine hazırladığını söyledi. Menawi, farklı ülkelerde gerçekleştirmek istediği akademik çalışmalar sırasında Filistin ve Gazze konusunda karşılaştığı baskılara ilişkin, "Doktora tezimi Gazze hakkında yazıyorum çünkü şu anda bundan daha önemli bir şey yok. Araştırmalarım reddediliyor. Avrupa’daki kongrelere katılmak istediğimde ‘soykırım’ kelimesini kullanmamamı, ‘savaş’ dememi istiyorlar. Reddedilirken bilimsel bir açıklama da yapmıyorlar" diye konuştu. Yaşadığı zorluklara rağmen Filistin’i anlatmaya devam edeceğini vurgulayan Menawi, "Devam edeceğim. Yolumun uzun ve zor olduğunu biliyorum. Her yere gideceğim ve Filistin’i konuşacağım. Bu benim hakkım" dedi. "Eğitim bizim için bir direniş ve silahtır" Filistin’de eğitimin toplumsal yaşam ve direniş açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Menawi, kendisinin de eğitim için farklı ülkelere gittiğini belirtti. "Eğitim bizim için bir direniş ve silahtır" ifadelerini kullandı. Filistin’de yaşananların dünyaya aktarılmasında akademisyenlere de önemli görevler düştüğünü belirten Menawi, "Gerçeği göstermek için okumalıyız, Filistin’de ne olduğunu paylaşmalıyız. Hâlâ Gazze’de aç, susuz ve hasta insanlar var. İnsanlık boykota devam etmeli" dedi. "Soykırım bitecek ama Gazze bunun bedelini ödedi" Türk akademisyenlerin Filistin’deki üniversitelerle bilimsel çalışmalar ve ortak projeler gerçekleştirebileceğini söyleyen Menawi, BTÜ’de gerçekleştirilen Bilim Kafe programının Filistinli akademisyenler tarafından da memnuniyetle karşılandığını ifade etti. Menawi, şunları sözlerine ekledi: "Türk akademisyenler araştırmalar yapabilir, Filistin’deki üniversitelerle projeler gerçekleştirebilir. Orada hayatta kalan insanlara umut vermeliyiz. Buna çok ihtiyaçları var. Hayatta kalan insanlar psikolojik olarak iyi durumda değil. Herkes kendince bir şeyler yapabilir" şeklinde konuştu. Menawi, Gazze’de yaşananların sona ereceğine dair umudunu dile getirerek, "74 binden dazla şehidimiz var bu şehitlerin 24 binden fazlası çocuk. Bin kadın engelli, 50 bin yetim var. Enkaz altında da binlerce insan bulunuyor. Biliyorum bu soykırım bir gün bitecek ama Gazze bedelini ödedi." "Filistin bizim, taviz vermeyiz" Filistin’e yönelik desteğin sürdürülmesinin ve kamuoyunda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çeken Menawi, "Şu an Filistin hakkında paylaşım yapmak ve daha fazla okumak çok önemli. Umudumuz var" dedi. 1948 yılından beri Filistin’in işgal atlında olduğunu vurgulayan Menawi, "Filistin’in bizim vatanımız, toprak bizim. Asla toprağımızı bırakmayız, asla kendimizden taviz vermeyiz" dedi. Gençlere de mesaj veren Menawi, "Sizlerin bir vatanı var, bu büyük bir emanettir. Hayat her zaman adil değil. Hazırlıksız yakalanmadan önce hayata karşı hazırlıklı olun. Devletiniz sizin için güzel okullar yaptırdı, her şeyiniz var. Bunun büyük bir lütuf olduğunu bilmeli ve şükretmelisiniz. Kendiniz olun, aktif olun ve farklı şeyler yapın. Etrafıma bakıyorum, herkesin her şeyi son model ama en önemlisi kendin olmak. Arkadaşlarınızı taklit etmeyin. Mükemmel olmak her zaman mümkün değil. Farklıyız ve farklılıklarımızla birbirimizi tamamlıyoruz" diye konuştu. Filistin meselesinin farklı yönleriyle ele alındığı program, soru-cevap bölümüyle devam etti. Programın sonunda BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, konuşmacı Mariam Menawi’ye katılımlarından dolayı plaket takdim etti. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

AK Parti Sözcüsü Çelik: "Biz kamera bantlama partisi değiliz" Haber

AK Parti Sözcüsü Çelik: "Biz kamera bantlama partisi değiliz"

AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında AK Parti Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen MYK toplantısı devam ettiği sırada gündeme dair açıklamalarda bulundu. Konuşmasına başlamadan önce İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın partiye katılımına değinen Çelik, "Bundan sonrasında inşallah İzmir’imiz çok daha güçlü hizmetlerle, merkezi hükümetle yerel yönetim arasındaki koordinasyonun tam olarak sağlandığı bir çerçeve içerisinde geleceğe güzellikle, iyi hizmetlerle bakacak" dedi. Çelik, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle TBMM Başkanvekilliği görevini bırakan Bekir Bozdağ’ın daha sağlıklı bir şekilde partiye ve ülkeye hizmet edeceğine inandıklarını söyledi. "Zaman zaman bazı örgüt mensuplarının çerçeve yasanın yürürlüğe girdiği ancak uygulanmadığını söylemeleri gerçeği yansıtmıyor" MYK gündeminin en önemli maddelerinden birinin ’Terörsüz Türkiye’ süreci olduğunu dile getiren Çelik, "Partimizde kurduğumuz mekanizma en güçlü şekilde çalışmaya devam ediyor. Süreçle ilgili kurulan kurul ve komisyonlar kendi ritmi içerisinde çalışıyor. İşin Suriye ve Irak boyutunda da önemli gelişmeler var. Zaman zaman bazı örgüt mensuplarının çerçeve yasanın yürürlüğe girdiği ancak uygulanmadığını söylemeleri gerçeği yansıtmıyor. Örgütün bir bütün halinde silahları bırakması, tüm yapılarının faaliyetlerine son vermesi ve örgüt mensuplarının ortak mekanizma tarafından belirlenen yerlerde toplanmaları, çerçeve yasanın uygulanmasının gerek şartıdır" diye konuştu. "YBŞ’nin silahlarını merkezi Irak yönetimine bırakmasıyla birlikte bir süreç başlayacak" Suriye’de SDG’nin kendisini feshetmesinin ardından ortaya çıkan tablonun Terörsüz Türkiye sürecinin kazanımlarından biri olduğunu söyleyen Çelik, "Şu anda ikinci kazanım olarak Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin 11 Eylül’de yaptığı açıklamadır. YBŞ’nin silahlarını merkezi Irak yönetimine bırakmasıyla birlikte bir süreç başlayacak. Böylece Sincar Dağı, Irak devletinin kontrolüne geçecek. Bu da Terörsüz Türkiye sürecinin Irak boyutunda önemli bir gelişme olarak ortaya çıkacaktır. Bu gerçekleştikten sonra 60 günlük bir süre içerisinde Başika-Zilkan kampının kademeli olarak ülkemiz tarafından Irak güçlerine devredilmesi de öngörülmektedir" ifadelerini kullandı. "Vurguncular tarafından hakları gasbedilmiş vatandaşlarımız müsterih olsunlar" Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerin ardından ortaya çıkan fon soruşturmasına ilişkin gerekli çalışmaların yapıldığını dile getiren Çelik, "Cumhurbaşkanı yardımcımızın başkanlığındaki Fon Koordinasyon Kurulu bütün bu çalışmaları yürütürken, aynı zamanda da bu fon vurguncularının mağdur ettiği vatandaşlarımızın haklarının korunması için de bir eylem planı ortaya çıkarıyor. Bu vurguncular tarafından hakları gasbedilmiş vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Burada kim tamahkarlık yapmış, kim gerçekten bir haksızlığa uğramış konusunda devletin elindeki bilgi ve belgeler tüm bunları açığa çıkarabilecek kapasiteye sahiptir. Bu çıktığı zaman tüm kurumların bütünsel bir şekilde yaptığı bu çalışma çerçevesinde kısa sürede bu süreçler tamamlanacaktır. Bunun bir daha tekrar etmemesi için nasıl bir yasal düzenleme gerekiyorsa onun da Meclis’e gönderilmesi için gereken adımlar atılacaktır. Hiçbir şekilde karanlık nokta kalmayacaktır. Bütün bu tablo en net bir şekilde ortaya çıkacaktır" açıklamasında bulundu. Türk ekonomisini hedef alan birtakım söylemlerin olduğuna da dikkati çeken Çelik, "Bunlara da geçit vermeden, siyaset ve devlet adabı içerisinde herkesin gözü önünde bu meselelerin aydınlatılması, suçluların cezalandırılması ve haksızlığa uğrayanların haklarının korunması konusunda en kararlı bir şekilde yürüteceğiz" dedi. "İsrail, işgalciliğini devam ettirerek, Suriye’yi ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak gibi bir tavra devam etmektedir" İsrail’in saldırgan tutumunun Suriye’ye istikrarsızlaştırıcı eylemler olarak geri döndüğünü vurgulayan Parti Sözcüsü Çelik, "Bu süreçleri yakından takip ediyoruz. Terörsüz bölge bağlamında SDG’nin kendisini feshetmesinden sonra tek Suriye devleti, tek egemenlik, tek ülke ve tek ordu çerçevesinde Suriye’nin geleceğe daha güçlü bir şekilde bakabilmesi hepimizin çok önemsediği bir durum. Suriye’de bütün yönetim mekanizmalarının kapsayıcı hükümet modelleri çerçevesinde hayata geçmesi gerektiğini sürekli olarak ifade ediyoruz. İsrail kaynaklı sorunlar işin temelini oluşturuyor. 1974 Kuneytra Kuvvetleri Ayrıştırılması Anlaşması’nı ihlal eden bir adım daha attılar. Dolayısıyla İsrail, işgalciliğini devam ettirerek, Suriye’yi ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak gibi bir tavra devam etmektedir" değerlendirmesinde bulundu. İslamabad Mutabakatı’nın gerekliliklerinin yerine gelmemesinden dolayı ABD ve İran arasındaki çatışmaların yeniden yükselmesinin yeni bir tehlike oluşturduğunu vurgulayan Çelik, "Bununla bağlantılı olarak Yemen’de ortaya çıkan ve Babülmendep’i tehdit eden bütün bu tablo hepimize bir kere daha etrafımızdaki bu ateş çemberi içerisinde Türkiye’nin istikrarının korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göstermiştir" diye konuştu. Gazze’de devam eden soykırımı ve İsrail’in eylemlerini takip etmeye devam ettiklerini söyleyen Çelik, "Bugün 7 Ekim bağlamında tek taraflı Hamas’ı suçlayan, İsrail’in katliamlarını görmezden gelen bir propaganda makinesi çalıştırılmaya devam ediyor" dedi. TBMM’nin yeni yasama yılına ilişkin de konuşan Çelik, "Önümüzdeki dönemde yapacağımız reformlar var. Cumhur İttifakı olarak bunları olgunlaştıracağız. Bunları olgunlaştırdıktan sonra siyasetimizin bir unsuru haline getireceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımız önümüzdeki 10 ayın iyi bir şekilde değerlendirilmesi için talimatlar verdiler. Bu talimatlar çerçevesinde MYK’mızdaki her bir arkadaşımız üzerine düşen vazifeyi yapacak" şeklinde konuştu. Yapay zekanın kontrolden çıktığıyla ilgili tehlikelerin de dünya gündeminde yer aldığına dikkati çeken Çelik, yapay zekayı bizzat üreten firma sahiplerinin insanlığın ahlaki ve moral değerleri de dahil olmak üzere birçok konuda tehlike ile karşı karşıya olduklarını ifade ettiğine değinerek, "TEKNOFEST artık bundan sonra çok daha önemli. En son Şanlıurfa’da gerçekleşen TEKNOFEST’e vatandaşların gösterdiği ilgi, dünyanın önümüze getirdiği meydan okumalar karşısında Türkiye’nin Kızılelma bakımından bir özgüven devrimini nasıl gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor" dedi. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir gazeteci tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’ye gerçekleştireceği ziyarete ilişkin takvimin netleşip netleşmediğinin sorulması üzerine Çelik, "Cumhurbaşkanımızın Suriye’ye gitme arzusu var. Bu Suriye ile birlikte koordine edilecek bir konu, bunun üzerine çalışılıyor. Tarih henüz kesinleşmedi" cevabını verdi. "Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı hayata geçmesi için yapılan çalışmanın birkaç gün içerisinde Meclis’e gönderilmesi söz konusu olacak" Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin soruya ise Çelik, şu cevabı verdi: "Anlaşmanın hayata geçmesi için tabii ki Meclis’e gelecektir. Bu çalışmada olgunlaştığı için birkaç gün içerisinde Meclis’e gönderilmesi söz konusu olacak. Olağan süreçler işliyor ve bu işlerken sanki yanlış şeyler yapılıyormuş ya da gözden kaçırılıyormuş gibi muhalefet tarafından bir kampanya başlatılıyor. Önce bir irade beyanı koyulur ki bu irade Cumhurbaşkanımız tarafından koyuldu. Sonra bu mekanizmalar çalışılır ki Dışişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız ve Genelkurmay Başkanımız muhatapları ile bir araya geldiler. Sonuçta Meclis’e göndereceğiniz bir çerçevesi olacak. Bu çerçevede Dışişleri Bakanlığı’nın iç süreçleri açısından tamamlandı. Yüce Meclis’in takdiriyle süreç neticelenmiş olur. Hukuki zemin Meclis’teki sürecin tamamlanmasıyla beraber tam olarak gerçekleşmiş olacak. O bakımdan da başka ülkelerin katılımına tabii ki açık. Bu tip güvenlik anlaşmaları, ittifaklar; kendi ilkeleri çerçevesinde diğer devletlerle de görüşerek zaman içerisinde olgunlaşır." "Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki dönemde de cumhurbaşkanı adayı sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır" MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday gösterilmesine ilişkin açıklamalarının MYK’da değerlendirilip değerlendirilmediğinin sorulması üzerine Çelik, "Sayın Bahçeli’ye bu güçlü cümleleri için şükranlarımızı sunuyoruz. Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki dönemde de cumhurbaşkanı adayı sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. MYK’da bunu daha önce görüştük. Cumhurbaşkanımız kendi şahsıyla ilgili bir konu olduğu için bu konular herhangi bir şekilde bir resmi gündem maddesi olarak yer almıyor. Bu konuda bir hassasiyet var. MYK ve MKYK üyeleri olarak bu konuyu biz dile getirdik. Arkadaşlarımız da bunu onayladılar" ifadelerini kullandı. Yakın zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında bir görüşmenin beklenip beklenilmediğinin sorulması üzerine Çelik, "Belli bir periyotla görüşüyorlar. Bu her ikisinin takviminin uygunluğuna göre planlanıyor. Bu yarın da olabilir, 5 gün sonra da olabilir" diye konuştu. "Elinde belge, bilgi olan götürsün yargıya versin" YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in fon soruşturması kapsamında açıklamalarının sorulması üzerine Çelik, "Bu tip krizler dünyanın başka yerlerinde de gündeme gelmiş, siyasi tarihte var. Kimisi bunu 5 yılda temizlemiş, kimisi 9 yılda temizlemiş. Biz bunu bütün boyutlarıyla ortaya çıkarma konusunda son derece kararlıyız. Spekülasyonla hareket etmiyoruz. Biz gerçekten bilgi, belge ile hareket ediyoruz. Dün bu kişi çıkıyor, sayın Cumhurbaşkanımıza ‘bu işin başında sen varsın’ diye haddi aşan açıklamalar yapıyor. Bu meselenin açığa çıkmasının ve bu meselenin temizlenmesinin başındaki irade Cumhurbaşkanımızdır. Ne hadle ve ne hakla Cumhurbaşkanımıza karşı bu ifadeleri kullanıyor? Her zaman yaptığı gibi Cumhurbaşkanımızın aile bireylerini işin içine karıştırmaya çalışıyor. Bu işler defalarca ellerinde patladı, yine devam ediyorlar. Bütün işlemler açık, herkes görüyor. Bu işler siyasi yan kesicilikle ele alınacak işler değil. Bir şey iddia ediyor, sonra birbiriyle alakası olmayan durumları birbirine bağlamaya çalışıyorlar. Bu işin de onların belediyelerindeki dolandırıcılıkların ve vurgunların temizlenmesi mücadelesini de biz veriyoruz. Cumhurbaşkanımızı hedef aldığı sözler, kendi partisini vurgunculara kaptırmış birisinin siyasi saçmalıklarından öteye gitmiyor. Elinde belge, bilgi olan götürsün yargıya versin. Adalet Bakanımız ve Adalet Bakanlığı, anayasanın ve yasaların çizdiği usuller çerçevesinde çalışmalarını yürütüyor. İddiaya bakıyor, devlet birimlerinden gelen suç unsurlarını inceliyor. Ne zaman bunların bir yolsuzluğu patlasa sürekli olarak Adalet Bakanımızı ve Bakanlığımızı hedef alıyorlar. Bunlar için makbul adalet bakanı ve bakanlık, anayasayı, kanunları bunlara uygulamayacak. Bunlarla ilgili hiçbir soruşturma yapmayacak. Bunlar kendini devletin ayrıcalıklı sahipleri zannettikleri zamanlardaki rollerini sürdürecekler. Sürekli olarak geçmişte AK Parti yargı kolları diyordu, bu kişi kendisini sahte Adalet Bakanı zannediyor. Burada net bir durum var. Anayasa ve yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde bütün bu soruşturmalar yürütülüyor ve açık bir şekilde de paylaşılıyor. Ne hakla Adalet Bakanını ve Bakanlığı hedef alıyorsun. Yargı size uygulanmasın mı? Kendinizi hala devletin sahibi mi görüyorsunuz? Maliye Bakanımızı hedef alıyorlar. Bakanlık ilk andan itibaren bu konun bütün boyutlarıyla ortaya çıkması için üzerine düşeni yerine getirmiş. Bugün de bir yandan piyasaların etkilenmemesi için tedbir alıyorlar, bir yandan sıkıntıların temizlenmesi için gayret ediyorlar. Bir yandan vurguncuların ortaya çıkması için uğraşıyorlar. Partimizde de siyasi sorumluluk gereği atılacak adımlar atılıyor. Biz burada ilkelerimizi net bir şekilde söylüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza, Adalet Bakanımıza, Maliye Bakanımıza ve parti yetkililerimize bunu söyleyen kişi kim? Bunun ismini internete yazın, karşısına da Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım yazın, bakın kendi belediye başkanı kendisi hakkında ne iddialarda bulunmuş? Bu ismin karşısına yine artı koyun, Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek yazın ve bakın nelerden bahsetmiş. Bunlara bir kere cevap verememiş. Bu kişiler rakamlardan bahsetmiş, hangi duvarın üzerine hangi para kulesinin inşa edildiğinden bahsetmiş. Dolayısıyla kendi partisi tarafından suçlanan kişi iddiayı kendi atıyor, sonra hüküm inşa ediyor, bu hükmün üzerine de siyasi tasarrufa gitmeye başlıyor" değerlendirmesinde bulundu. Çelik, şöyle devam etti: "Her şey ortada. Kaç bin kişi var, kimin hesabı var, hesapları incelesinler, meşru bir şekilde işlem yapanla vurgunculuk yapanın ne olduğu görülür. Ondan sonra da bunun üzerine istedikleri kadar konuşsunlar. Ellerinde varsa bir belge hemen bunu yargıya intikal ettirsinler. Adli başvurularda gereği yapılmazsa ondan sonra da konuşsunlar. Bunlar siyasi spekülasyon konusu değil. Burada net bir ilke konulması lazım, biz bu ilkeyi koyduk. Herhangi birimizin arkadaşı, akrabası, sevdiği, tanıdığı, mesai arkadaşı olsun veya olmasın bu kişilerin siyasi linç kampanyalarıyla mahkum edilmesine müsaade etmeyiz. Bu kişilerin hakkında bir iddia varsa bu iddiaların siyasi himaye ile örtbas edilmesine de müsaade etmeyiz. Burada mevzu şudur; gerçek bilgiye dayanacak. Biz siyasi linç kampanyalarının neticesi olarak insanların hedef gösterilmesine, sosyal medya mahkemelerinde mahkum ettirilmesine de müsaade etmeyiz herhangi bir şekilde birilerinin siyasi himaye yoluyla birileri hakkındaki iddia ve incelemeler örtbas ediliyorsa ona da müsaade etmeyiz." "Biz kamera bantlama partisi değiliz" Fon soruşturması kapsamında bütün hususların üzerine gidildiğini belirten Çelik, "Bundan hiçbir çekincemiz yok, ne varsa açığa çıksın. Biz kamera bantlama partisi değiliz. Bizim siyasi meşrebimizde kamera bantlama yok. Biz her şeyin şeffaf yürütülmesinden yanayız. Kendileri otursunlar, Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘Bunlar gitti, arındık’ cümlesi üzerinde tefekkürde bulunsunlar. Siyasetin seviyesini ne olursa olsun korumamız lazım. Bu kürsüden öyle şeyle söyleriz ki günlerce manşet oluruz ama siyasete yazık olur. Bu kendisi, yüksek makamlardaki arkadaşlarımıza, bakanlarımıza lakap takmayı çok seviyor. Biz bunların hiçbirini dile getirmeyiz. Meclis kulisinde kendi arkadaşlarının kendilerine taktıkları lakaplarla uğraşsınlar. Siyaseti, siyasi zeka ve siyasi argümanla yaparsın" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.