Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Erken Teşhis

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Erken Teşhis haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Teşhis haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Meme kanserinde yanlış inanışlara karşı uzmanlardan uyarı Haber

Meme kanserinde yanlış inanışlara karşı uzmanlardan uyarı

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği üyesi hekimler, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı ve 15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü dolayısıyla İstanbul’da basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, "Ailemde meme kanseri yok, yine de tarama yaptırmalı mıyım?", "Mamografi kanser yapar mı?", "Kemoterapi mutlaka gerekli midir?" ve "Bitkisel ürünler zararlı mıdır?" gibi toplumda merak edilen sorular yanıtlanarak memekanserinde erken tanı ve doğru tedavinin önemi ele alındı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği adına açıklama yapan, derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren, meme kanserinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınlarda en sık görülen kanser olduğunu belirtti. Memekanserinde erken teşhis konulduğunda hastalığın tamamen iyileşme şansı olduğunu, bu nedenle tarama ve erken tanının üzerinde çok yoğun çalıştıklarını dile getirdi. Türk onkologlarının tüm kanserlerde olduğu gibi meme kanseri tedavisinde de uluslararası düzeyde bilgi ve donanıma sahip olduklarını vurguladı. Halkın kanser tedavisi hakkında güncel bilgi ve tedavi seçenekleri için Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’ne güvenmesini ve derneğin açıklamalarını takip etmelerini önerdi. Eren, Türkiye'deki tüm onkologların meme kanseri ile ilgili tedavi seçeneklerini yakından takip ettiğini, halkın tedavi için Türk onkologlarına güvenmesi gerektiğini söyledi. ‘‘Bitkisel ilaçlar zehirlenmelere yol açabiliyor, kemoterapi tedavisini olumsuz etkileyebiliyor’’ Bitkisel ilaçların tedavi süreçlerine ciddi zararlar verebileceğine de dikkat çeken Eren, ‘‘Türkiye’de meme kanseri taraması ücretsiz yapılmaktadır. Erken evrede yakalanan hastalar meme kanserini atlatabiliyor. Güncel tedavi yöntemleri gelişti. Meme kanseri umutsuzluğun olduğu bir alan değil. Hastalarımız meme kanseri tedavisinde bitkisel tedavilere yönelmesini istemiyoruz. Bitkisel maddeler ciddi anlamda zehirlenmelere yol açabiliyor, kemoterapi tedavisini zayıflatabiliyor. Doktorların verdiği tedavi dışında bir yöntemi önermiyoruz. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği olarak mesajımız açıktır: Memekanserinden korkmak yerine bilinçlenelim. Yanlış inanışların değil, bilimin rehberliğinde hareket edelim. Çünkü erken tanı hayat kurtarır, doğru tedavi yaşamı değiştirir’’ ifadelerini kullandı. "Ailemde meme kanseri yok, o hâlde risk altında değilim" düşüncesi yanlış Prof. Dr. Handan Onur Topuzlu ise meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanserlerden biri olduğunu ve hastaların büyük çoğunluğunda belirgin bir aile öyküsü bulunmadığını belirtti. Aile öyküsü olmayan kadınların da düzenli taramalara katılması gerektiğini, erken tanının tedavi başarısını artırdığını ve meme kanserinin erkeklerde de görülebildiğini vurguladı. "Mamografi kanser yapar mı?" Toplumda mamografi hakkında oluşan yanlışinanışlara dikkat çeken Prof. Dr. Gül Başaran, mamografinin erken tanıdaki yerini, diğer görüntüleme yöntemlerini ve taramanın yararlarını değerlendirdi. Ayrıca BRCA genleri başta olmak üzere kalıtsal meme kanseri riskinin belirlenmesinde genetik danışmanlığın önemine değindi. Mamografide kullanılan düşük doz radyasyonun oluşturduğu riskin, önerilen tarama yaşlarında erken tanının sağladığı yararla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. "Her meme kanseri hastası kemoterapi almak zorunda mı?" Prof. Dr. Yeşim Eralp, günümüzde meme kanserinin tek tip bir hastalık olmadığını, tümörün biyolojik özelliklerine ve hastalığın evresine göre tedavinin kişiselleştirildiğini açıkladı. Hormon tedavileri, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve diğer modern yaklaşımlar sayesinde uygun hastalarda kemoterapi dışında da tedavi seçeneklerinin mümkün olabildiğini vurguladı. "Bilimsel etkinliği kanıtlanmamış ürünler standart tedavinin yerine kullanılmamalı’’ Prof. Dr. Özlem Sönmez, doğal olduğu düşünülen her ürünün güvenli olmadığını, bitkisel karışımların ve kontrolsüz kullanılan takviyelerin kanser ilaçlarıyla etkileşime girebileceğini hatırlattı. Bilimsel etkinliği kanıtlanmamış ürünlerin standart tedavinin yerine kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi. Tedavi bitiminde egzersiz önerisi Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, meme kanseri tedavisinin tamamlanmasının sağlıklı yaşam ve düzenli takip sürecinin başlangıcı olduğunu vurguladı. Düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve önerilen hekim takiplerinin yaşam kalitesini artırmada ve hastalığın tekrarlama riskini azaltmada önemli rol oynadığını ifade etti. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, halka şu mesajı verdi: ''Memekanserinden korkmak yerine bilinçlenelim. Yanlış inanışların değil, bilimin rehberliğinde hareket edelim. Çünkü erken tanı hayat kurtarır, doğru tedavi yaşamı değiştirir.''

Ellerden başlayan ağrılara dikkat Haber

Ellerden başlayan ağrılara dikkat

Romatoid artrit hastalığının bilim dalına yani romatolojiye isminin verilmesine sebep olan bir hastalık olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Yüksel Karakoç, "Romatoloji diğer bilim dallarına göre daha yeni bir tıbbi branştır. Ülkemizde kemik, kas ve eklem yakınmaları olan hastalarımız genellikle fizik tedavi ve ortopedi uzmanlarına gitme alışkanlığı içindedirler. Bunlar köklü, herkes tarafından bilinen branşlardır, romatoloji bunlara göre daha yeni bir branştır. Romatolog, romatizmal hastalıkların tedavisinde uzmanlaşmış iç hastalıkları uzmanı demektir. Romatoid artrit, halk arasında en çok bilinen ve en çok korkulan iltihaplı romatizmal hastalığın ismidir. Bu hastalık bizi en çok ellerimizden vurmaktadır. Bir elin bir parmağının bir boğumunda (eklem) olabileceği gibi aynı elin farklı parmaklarının farklı boğumlarında veya diğer elin farklı bir parmağının farklı bir boğumunda da olabilir. Ayrıca bu olay aynı anda olabileceği gibi farklı zamanlarda da farklı ellerde ve farklı parmaklarda olabilir. Ellerimiz bizim için çok önemlidir. Giyinmek, yemek yemek banyo yapmak çalışmak, yazmak, taşımak gibi birçok insani ihtiyacımızı onlarla yapıyoruz. İnsanların bu hastalıktan korkma sebepleri de bundan ileri gelmektedir. Ellerdeki ağrı ve ıstırabın yanı sıra ellerin garip şekillere girmesi, eğilip bükülmesi onları kullanmamızı engellemektedir. Ellerin yanı sıra ayak eklemleri, dizler, dirsekler ve omuzlar kısaca hemen tüm hareketli eklemler bu hastalıktan etkilenebilmektedir" dedi. Bu hastalığın teşhisinin konulmasında radyolojik görüntüleme cihazlarından da faydalanılabildiğini belirten Karakoç, "Eskiden beri bildiğimiz radyasyonla çalışan röntgen cihazları ile el eklemlerindeki hasar ve şekil bozuklukları, kemik erimesi gibi belirtiler görülürken, MR cihazlarıyla ki bunlar radyasyonla çalışmazlar, eklem iltihaplarını daha ayrıntılı ve röntgenden daha erken zamanda gösterebilirler. Hekim şüphede kaldığında bu tetkiklerden faydalanmak isteyebilir. Bu hastalığı tutulmuş ya da ilerde tutulacak olanlara iyi haber romatoid artrit hastalığının hem oluş mekanizması ile ilgili hem de tedavisi ile ilgili son yıllarda çok ilerleme sağlanmıştır. Hatta şöyle de söylenilebilir; tedavisinde en çok yeni ilaç üretilmesi başarılmış olan romatizmal hastalık tipidir. Geçen zaman, bu hastalıklarla uğraşan hekimlere şunu öğretmiştir; erken teşhis edilmiş, ilaçlarını yeterli doz ve sürede kullanmış olan hastaların ektemlerinde şekil bozuklukları olmadığı, hareket kısıtlıkları yaşamadıkları, hastalıklarından daha az zarar gördükleri ve ağrılarının daha az olduğudur" diye konuştu. Burada üzerine vurgu yapılması gereken nokta ise erken teşhis olduğunu belirten Karakoç, "Çünkü erken teşhis konulmuş ve tedavisi başlanılmış hastada eklem hasarı gelişmemektedir. Maalesef ki eklem hasarı bir kez geliştiği zaman artık hiçbir şekilde tamiri mümkün değildir. Maalesef romatoid artrit gibi kronik hastalıkların tedavisinde tek bir ilaçla sihirli bir sonuç almak günümüzde mümkün değildir. Zaman zaman birden fazla ilaç kullanılabilir. Seçilecek ilaçta hastalığın şiddeti kadar hastanın genel sağlık durumu ve eğer varsa diğer hastalık ve ilaçları da etkili olmaktadır. Bu sebeple kişiye özgü tedaviler de söz konusu olabilir. Ancak hastalarımızın genelinde mevcut ilaçlarımızla az da olsa yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır" dedi.

Korku değil, farkındalık kazandırır Haber

Korku değil, farkındalık kazandırır

Kadın sağlığını tehdit eden en yaygın kanser türünün meme kanseri olduğuna dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı, hastalığın meme dokusundaki hücrelerin kontrol mekanizmalarını yitirerek kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla geliştiğini belirtti. Meme kanserinin gelişiminde pek çok faktörün rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Nilüfer Avcı, en önemli risk faktörünün yaş ilerlemesi olduğunu belirtti. Ancak günümüzde hastalığın çok genç yaşlardaki kadınlarda da görülebildiğine dikkat çekerek şu risk faktörlerinin altını çizdi: "15 yaşından erken adet görmek ve geç menopoza girmek. Hiç evlenmemek veya ileri yaşta gebelik yaşamak. Ailede meme, yumurtalık veya erkek meme kanseri öyküsünün bulunması. Alkol ve sigara tüketimi, fazla kilolu olmak ve fiziksel aktivite azlığı. BRCA gen mutasyonu taşıyıcısı olmak." "Ağrısız kitleler tehlike saçabilir" Meme kanserinin erken evrelerde çoğu zaman hiçbir belirti vermediğinin altını çizen Prof. Dr. Nilüfer Avcı, bu nedenle düzenli taramaların ve yaşa uygun görüntüleme yöntemlerinin hayati olduğunu belirtti. Hangi belirtilerin dikkate alınması gerektiği konusunda uyarılarda bulunan Prof. Dr. Avcı, "Memede yeni ortaya çıkan sertlik veya kitle, şişlik, kalınlaşma, boyut veya şekil değişiklikleri, deride çökme, portakal kabuğu görünümü, meme başında içe çekilme ya da kanlı akıntı gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır. Memede ağrı yoksa kanser değildir algısının tamamen yanlış olduğunu, başlangıçta ağrının genellikle görülmez" dedi. Doğru bilinen yanlışlar Toplumda doğru bilinen bazı yanlış inanışların hastaların erken teşhis ve tedavi süreçlerini geciktirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nilüfer Avcı, şu önemli değerlendirmelerde bulundu: "Mamografinin memeyi sıkıştırarak kanser hücrelerini yaydığına veya kansere neden olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Düşük doz X-ışını kullanılsa da, erken evrede yakalamanın sağladığı fayda bu teorik riskten çok daha büyüktür. Biyopsi, 'Bıçak değer ise kanser yayılır' düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Teşhis ve doğru tedavi planı için memedeki kitleden mutlaka biyopsi yapılmalıdır. Patolojik inceleme, başarılı bir tedavinin ilk ve en önemli adımını oluşturur." "Her hasta özeldir, tedavi kişiselleştirilmelidir" Tüm hastalara aynı standart tedavinin uygulanmadığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı, günümüzde meme kanseri tedavisinin tamamen hastaya ve tümörün biyolojik özelliklerine göre tasarlandığını söyledi. Kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları sayesinde başarı oranlarının ve hastalıksız sağ kalım sürelerinin ciddi oranda arttığını vurguladı. Prof. Dr. Nilüfer Avcı, sözlerini tüm kadınlara şu çağrıyla sonlandırdı: "Sevgili kadınlar; kendi memenizdeki normal yapıyı ve değişiklikleri tanımanız çok değerlidir. Memenizde yeni bir kitle ya da farklılık fark ettiğinizde 'Nasıl olsa geçer' diye beklemeyin. Meme kanseri erken yakalandığında tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır; bir uzmana muayene olmaktan asla korkmayın."

"Meme kanserinde erken tanıyla yüzde 100 tedavi şansı var" Haber

"Meme kanserinde erken tanıyla yüzde 100 tedavi şansı var"

Meme kanserinde erken tanı, tedavi başarısının artırılması ve yaşam kalitesinin korunmasında önemli bir rol oynuyor. Bu kapsamda Liv Hospital Ulus tarafından düzenlenen "Meme Kanserinde Birlikte Yol Almak" etkinliğinde, meme sağlığı konusunda farkındalık oluşturulması ve düzenli kontrollerin önemi vurgulandı. Ebru Akel'den kadınlara çağrı: "Biz size hatırlattık, siz kime hatırlattınız" Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Ebru Akel, meme kanserinde farkındalığın yalnızca ekim ayıyla sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çekerek, "Meme kanseri konusunda konuşmak, hatırlatmak ve harekete geçirmek çok değerli. Bazen tek bir hatırlatma, bir kadının kontrolünü ertelemesini engelleyebilir. Biz size hatırlattık, siz kime hatırlattınız. Bir kadın olarak hem de dünyada her yıl 2.3 milyon kadının meme kanseri teşhisiyle karşılaştığı bir durumda tabii ki hepimizin kontrolleri ve bütün bu konudaki farkındalığı artırmamız gerektiğini düşünüyorum. Hem kendi çevrem, hem kendim hem de tabii ki bizleri izleyenlere bunun bu ayın önemini, Ekim ayının önemini vurgulamaya çalışıyoruz. Bugün de böyle çok güzel bir davet gelince çok değerli hekimlerimizle bu konuşmanın içinde bulunmak benim için çok kıymetli" dedi. "Erken tanı, tedavide yol haritasını belirliyor" Liv Hospital Ulus Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşin Purbager, meme kanserinde erken tanının mümkün olabilmesi için düzenli taramaların önemine dikkat çekerek, "Meme kanserinde erken tanı, hastalığın henüz klinik olarak belirti vermediği dönemde yakalanabilmesini sağlayabiliyor. Mamografi başta olmak üzere uygun görüntüleme yöntemlerinin yaş, meme yapısı ve kişisel risk faktörleri doğrultusunda değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Düzenli kontroller, erken tanının en önemli adımlarından biri. Meme kanserinde mutlaka radyolojik görüntüleme yöntemlerini erken aşamada kullanmamız gerekiyor ki tümör daha hücre içindeyken, süt kanallarının dışına çıkmadan. Ne kadar küçük aşamada yakaladık, tedavi şansı, tedavinin şekli tamamen bizim tanı koyduğumuz zamana göre, evresine göre değişmiş oluyor. O yüzden lütfen hastaneye gelmekten; meme ultrasonu, meme mamografisi, gerekirse manyetik rezonans görüntüleme yöntemlerini yaptırmayı ihmal etmesinler" ifadelerini kullandı. "Türkiye'de ortalama her 10 kadından biri meme kanseri" Liv Hospital Ulus Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Levhi Akın, meme kanseri cerrahisinde hastaya özel yaklaşımın önemini vurgulayarak, "Meme kanserinde cerrahi tedavi, hastalığın özellikleri ve hastanın bireysel ihtiyaçları doğrultusunda planlanıyor. Günümüzde amacımız yalnızca kanseri tedavi etmek değil; onkolojik güvenliği gözetirken mümkün olan en iyi estetik ve fonksiyonel sonucu da sağlamak. Bu nedenle tedavi kararının hastaya özel olarak verilmesi büyük önem taşıyor. Ekim ayı çok önemli bir ay. Yıllardır bu farkındalık programlarını yapıyoruz. Çünkü biliyoruz ki meme kanserine erken tanı koyduğumuzda yüzde 100 oranında tedavi şansımız var. O yüzden kişilerin meme kanserinin farkında olması, kendi muayenelerini veya zamanı geldiğinde doktor muayenelerini yaptırmaları önemli. Böylece herhangi bir şey varsa erken dönemde yakalanıp uygun şekilde tedavi olmasını amaçlıyoruz. Ülkelere göre bu rakam değişmekle birlikte, Türkiye ortalaması genelde her 10 kadından bir tanesi meme kanseri. Ülkemizde kadınlarda görülen kanserler içinde en sık kanser meme kanseri. Bu açıdan çok önemli bir kanser. Meme kanseri çok kişiye özel bir kanser. Herkeste aynı şekilde seyretmiyor. Hem kanserin alt grubu hem kişinin yapısı, memesinin özelliği tedaviyi özelleştirmemizi gerektiriyor. Tabii ki önceliğimiz onkolojik güvenliği sağlamak ama bunun yanında fonksiyonel ve estetik bütünlüğü de korumayı amaçlıyoruz. Dolayısıyla, meme kanserini her kişiye özgü planlıyoruz" dedi. "Meme kanserinde tedavi bir ekip işidir" Liv Hospital Ulus Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Günaldı ise meme kanserinde tedavi sürecinin farklı uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesiyle planlanmasının önemine dikkat çekerek, "Meme kanseri tek bir branşın değil, farklı uzmanlık alanlarının birlikte değerlendirmesini gerektiren bir hastalık. Hastanın tümörünün biyolojik özelliklerinden genel sağlık durumuna kadar birçok faktörü bir arada değerlendirerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturuyoruz. Doğru zamanda doğru tedavinin uygulanması, hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıyor. Ekim ayının Meme Kanseri Farkındalık Ayı olması nedeniyle, hem 'Erken teşhis hayat kurtarır' düşüncesiyle kadınlarımıza meme taramasının ne kadar önemli olduğunu vurgulamak istiyoruz ve erken saptamak istiyoruz. Aynı zamanda bu vesileyle meme kanserinin korkutucu bir hastalık olmadığını ve iyileştirilebilir bir hastalık olduğunu bir kere daha üzerinde durmak istiyoruz. Mutlaka bütün onkolojik hastalıklarda, bütün onkolojik tanılarda biz zaten bir psikolog ya da bir psikiyatr desteği öneriyoruz. Hatta sadece hastalara değil, hasta yakınlarının da gitmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle de meme kanseri tanısı iyileştirilebilir bir hastalık olduğu için ya da ileri evrelerde bile kronik anlamda kontrol altında tutulduğu için bu dönemde hastalarımızın desteğinin mutlaka önemli olduğunu bildiğimiz için psikoloji ya da psikiyatrları öneriyoruz" açıklamasında bulundu. "Doğru hamle hayat kurtarır" Etkinlikte uzmanlar, meme kanserinde erken tanının yanı sıra doğru zamanda sağlık kuruluşuna başvurmanın ve tedavi sürecinin deneyimli ekipler tarafından planlanmasının önemine dikkat çekti. Liv Hospital Ulus, meme kanserinde erken tanı farkındalığının toplum genelinde yaygınlaştırılması amacıyla kadınları yalnızca kendi sağlıkları için değil, yakınlarının sağlığı için de harekete geçmeye davet etti. "Doğru hamle hayat kurtarır" mesajının öne çıktığı etkinlikte, erken tanı konusunda edinilen farkındalığın çevreyle paylaşılmasının önemine de dikkat çekildi.

Osmangazi’de Meme Kanserine Karşı Bilinçli Adımlar Haber

Osmangazi’de Meme Kanserine Karşı Bilinçli Adımlar

Osmangazi Belediyesi tarafından Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) ile Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD) katkılarıyla hayata geçirilen farkındalık buluşmaları, Soğanlı Kültür Merkezi’nde başladı. Panayır Spor Kulübü’nde devam eden etkinlikler, Demirtaş Kültür Merkezi’nde düzenlenen üçüncü programla daha geniş kitlelere ulaştı. Kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesini ve erken teşhisin önemine dikkat çekilmesini amaçlayan buluşmalarda, meme kanserine karşı toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi hedeflendi. Üç farklı noktada gerçekleştirilen programlarda, alanında uzman sağlık profesyonelleri kadınlarla bir araya gelerek hastalığın erken teşhisinden tedavi sürecine kadar pek çok önemli konuda bilgiler paylaştı. Doktorlar, meme kanserinin risk faktörleri ve düzenli taramaların önemine dikkat çekerken, hemşireler kendi kendine meme muayenesinin doğru yöntemlerini uygulamalı olarak anlattı. Psikologlar, tanı ve tedavi sürecinde yaşanabilecek duygusal zorluklarla başa çıkma yollarını ve psikolojik desteğin önemini ele aldı. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının da değerlendirildiği buluşmalarda, katılımcılar uzmanlara merak ettikleri soruları yönelterek meme kanseriyle mücadele konusunda bilinçlenme fırsatı buldu. “Ne Kadar Çok Kadına Ulaşırsak Farkındalığı O Kadar Artırırız” Programda konuşan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, meme kanseriyle mücadelede bilinçlenmenin ve toplumun her kesimine ulaşmanın büyük önem taşıdığını belirterek farkındalık çalışmalarında kurumlar arası iş birliğinin değerini vurguladı. Önen, sözlerinde şu ifadeleri kullandı: “Uzun yıllardır toplumu kanser konusunda bilinçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyoruz. 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı, dünyada ‘Pembe Ekim’ olarak anılıyor. Bu süreçte ne kadar çok kadına ulaşır, onları meme kanseri konusunda bilgilendirebilirsek farkındalığı da o kadar geniş kitlelere taşıyabiliriz. Bu nedenle belediyelerimiz ve diğer paydaşlarımızla birlikte hareket ederek toplumla el ele farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” “40 Yaşın Üzerindeki Kadınlara İki Yılda Bir Mamografi Öneriyoruz” Meme kanserinde düzenli tarama ve erken tanının önemine dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Alper Coşkun, “Kanser, onkoloji pratiğimizde önemli bir yer tutuyor. Ekim ayında da meme kanserine yönelik farkındalık eğitimleri vermeye çalışıyoruz. Çünkü meme kanserinde tarama programları ve erken tanı, hastalarımızın tedavi süreçlerinde ve uzun süreli sağ kalımlarında büyük önem taşıyor. Bu kapsamda 40 yaşın üzerindeki kadınlara iki yılda bir mamografi taraması öneriyoruz. Düzenli taramalarla hastalığın erken dönemde tespit edilmesi, tedavi başarısını önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle özellikle mamografi taramasının ihmal edilmemesini öneriyoruz” diye konuştu. “Kadınlarda En Sık Görülen Kanser Türü” Hastalığa karşı bilinçli hareket etmenin önemini vurgulayan Uzman Dr. Buket Erkan Özmarasalı da, “Meme kanseri, tüm dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü. Bu nedenle erken tanı bizim için büyük önem taşıyor. Hastalığın erken evrede tespit edilmesi, bazı hastalarda kemoterapiye ihtiyaç duyulmadan cerrahi müdahale ve hormon tedavisiyle sürecin yönetilmesine olanak sağlıyor. Bugün burada meme kanserinin risk faktörlerini, kadınların yaşam alışkanlıklarında nelere dikkat etmeleri gerektiğini ve hastalıktan korunmaya yönelik izleyebilecekleri yolları ele aldık” açıklamalarında bulundu. “Hastalığın Erken Dönemde Tespit Edilmesi Mümkün” Meme kanserine karşı düzenli taramaların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uludağ Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hicran Yıldız ise, “Her sekiz kadından biri yaşamı boyunca meme kanserine yakalanabiliyor. Ancak kendi kendine meme muayenesi, klinik meme muayenesi ve mamografi gibi yöntemlerle hastalığın erken dönemde tespit edilmesi mümkün. Önemli olan bu kontrolleri doğru şekilde ve zamanında gerçekleştirmek. Herhangi bir belirtiden şüphelenildiğinde mutlaka ilgili sağlık kuruluşlarına başvurulmalı. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ve dernekler bu konuda önemli çalışmalar yürütüyor. Özellikle KETEM’lerde ücretsiz tarama ve muayene imkanı sunuluyor. Dernekler de bilinçlendirme çalışmalarında yol gösterici bir rol üstleniyor” dedi. Toplum sağlığını destekleyen çalışmalarını sürdüren Osmangazi Belediyesi, farkındalık buluşmalarıyla kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesine katkı sağlarken, “Erken teşhis hayat kurtarır” mesajını bir kez daha güçlü şekilde hatırlattı. Farkındalık Buluşmaları Üç Farklı Noktada Daha Devam Edecek Meme kanserine karşı bilinçlendirme çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan Osmangazi Belediyesi, etkinliklerine farklı mahallelerde devam edecek. Bu kapsamda buluşmaların dördüncüsü 13 Ekim Salı günü Yakup Aktaş Kültür Merkezi’nde, beşincisi 16 Ekim Cuma günü Kemerçeşme Şehit Doğan Sevinç Ortaokulu’nda, altıncısı 21 Ekim Çarşamba günü İvazpaşa Spor Kulübü Tesisleri’nde saat 14.00 ile 16.00 arasında gerçekleştirilecek.

Nilüfer'de meme kanseri farkındalığı Haber

Nilüfer'de meme kanseri farkındalığı

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi'nde 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bir söyleşi düzenlendi. Nilüfer Belediyesi ile Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde gerçekleştirilen "Erken Tanı Kadının Yarını" başlıklı söyleşide, uzman isimler meme kanseri, risk faktörleri, erken teşhis ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Güzin Abraş'ın moderatörlüğünü üstlendiği programa Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan'ın yanı sıra vatandaşlar katıldı. "Erken teşhiste tedavi başarısı yüzde 100'e yakın" Söyleşinin ilk konuşmasını yapan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uzm. Dr. Ender Eren Özçelik, hastalığın risk faktörleri ve tarama programları hakkında bilgi verdi. Meme kanserinde en önemli iki risk faktörünün yaş ve kadın olmak olduğunu hatırlatan Özçelik, dünyada yaklaşık her 8 kadından birinin yaşamı boyunca meme kanseriyle karşılaşabildiğini söyledi. Toplumdaki genel kanının aksine meme kanserlerinin yüzde 70 ila 80'inin ailesinde hiçbir genetik öykü bulunmayan kişilerde ortaya çıktığına işaret eden Özçelik, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısının neredeyse yüzde 100'e yaklaştığını belirtti. Türkiye'de 40 yaşından itibaren iki yılda bir mamografi taraması önerildiğini hatırlatan Özçelik; mamografinin yaydığı radyasyonun ihmal edilebilir düzeyde olduğunu, biyopsinin kanseri yaydığı yönündeki iddiaların ise tamamen asıl olduğunu dile getirdi. "Kontroller genç yaşlarda başlamalı" Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Özer de erken evrede tespit edilen meme kanserinde tedavi başarı oranının yüzde 99 seviyelerine ulaştığını vurguladı. Memede ele gelen kitlelerin yaklaşık yüzde 90'ının iyi huylu dokulardan oluştuğunu belirten Özer, bu nedenle panik yaşamak yerine vakit kaybetmeden uzman kontrolüne başvurulması gerektiğini söyledi. Tıptaki yenilikler sayesinde artık doku kaybına yol açan geniş cerrahiler yerine memeyi koruyan ve estetik kaygıları gideren onkoplastik cerrahinin öne çıktığını anlatan Özer, hastalığın günümüzde 20'li ve 30'lu yaşlardaki genç kadınlarda da daha sık görülebildiğini, bu sebeple farkındalık ve kontrollerin genç yaşlarda başlaması gerektiğini ifade etti. "Belirtileri fark etmekten çekinmeyin" Kendisi de meme kanserini atlatmış olan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, hastalıkla mücadelede korkunun yerine bilinci koymak gerektiğini vurguladı. 1999 yılından bu yana sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ettiğini anlatan Önen, bedene dokunmaktan ve belirtileri fark etmekten çekinilmemesi gerektiğini söyleyerek moral ve hedeflere tutunmanın tedavi sürecindeki iyileştirici gücünü anlattı. Eğitim hemşiresi Elif Pişkin ise meme kanserinde kendi kendine muayene adımlarını maket üzerinde uygulamalı olarak anlattı. Kadınların 20 yaşından itibaren ayda yalnızca 10 dakikalarını ayırarak kendi kendilerine muayene yapmalarının hayati olduğunu aktaran Pişkin; ayna karşısında yapılan gözlemlerin, derideki çekilme, çukurlaşma, renk değişikliği ya da meme başı akıntısı gibi uyarıcı sinyallerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini dile getirdi. Pişkin ayrıca Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri'nin (KETEM) ücretsiz tarama hizmetlerinin düzenli kullanılmasının önemine değindi. Programın sonunda söz alan Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan da bir hekim olarak erken tanının, sağlıklı beslenmenin ve bilime güvenmenin kanserle mücadeledeki belirleyici rolüne dikkat çekerek katkı sunan tüm uzmanlara teşekkür etti. Katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlandığı söyleşi, günün anısına konuşmacılara hediye takdim edilmesiyle tamamlandı.

Uludağ Elektrik’ten abonelerine "pembe" mesaj Haber

Uludağ Elektrik’ten abonelerine "pembe" mesaj

Şirket, Ekim ayında meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla faturalarını pembe renkte tasarlayarak farkındalık mesajlarını milyonlarca müşterisine ulaştırıyor. Türkiye’de ilk kez uygulanan proje kapsamında farklı özel gün ve haftalarda sivil toplum kuruluşlarıyla iş birlikleri gerçekleştiren Uludağ Elektrik, faturalarını sağlık bilinci ve önlenebilir hastalıklara yönelik mesajların geniş kitlelere ulaştırılmasında değerlendiriyor. Meme Kanserinde Erken Teşhis Büyük Önem Taşıyor Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserinde erken teşhis, tedavi süreci açısından büyük önem taşıyor. Görülme sıklığı yaşla birlikte artan hastalıkta, meme sağlığı konusunda bilinçli olmak ve yaşa uygun tarama programlarını aksatmamak erken teşhiste önemli rol oynuyor. Düzenli kontroller ve taramalar, hastalığın erken evrede tespit edilmesine ve tedavi sürecine daha erken başlanmasına imkân sağlıyor. Uludağ Elektrik de Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında faturalarını pembe renge dönüştürerek erken teşhisin önemine dikkat çekiyor. Faturalarda yer verilen farkındalık mesajlarını sosyal medya ve dijital iletişim çalışmalarıyla destekleyen şirket, meme kanserine karşı toplumsal bilincin artırılmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Sosyal faturalar milyonlara ulaşıyor 2019 yılında başlatılan Sosyal Faturalar projesi kapsamında Uludağ Elektrik, farklı özel gün ve haftalarda sivil toplum kuruluşlarıyla iş birlikleri gerçekleştirerek toplumsal mesajları müşterileriyle buluşturuyor. Meme kanseri ve lösemi gibi konularda erken teşhis ve sağlık bilincine dikkat çekilen projede, faturalar da farkındalık çalışmalarına dahil ediliyor. Ekim ayında pembe olarak hazırlanan faturalarla meme kanserinde erken teşhisin önemine vurgu yapılıyor. "Faturalarımızı farkındalık çalışmalarının bir parçası olarak görüyoruz" Uludağ Elektrik Genel Müdürü Remezan Arslan, Sosyal Faturalar projesinin şirketin toplumsal fayda yaklaşımının önemli bir parçası olduğunu belirterek şöyle konuştu: "2019 yılında başlattığımız Sosyal Faturalar projemizle faturalarımızı, toplumsal fayda oluşturabileceğimiz güçlü bir iletişim kanalı olarak değerlendiriyoruz. Milyonlarca müşterimize ulaşan faturalarımızın, doğru zamanda doğru mesajla önemli bir farkındalık alanı oluşturabileceğine inanıyoruz. Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında faturalarımızı pembeye dönüştürerek erken teşhisin önemine dikkat çekiyor, müşterilerimizi bu konuda daha bilinçli olmaya davet ediyoruz. Yıllardır sürdürdüğümüz bu çalışmayla, günlük hayatın bir parçası olan faturalarımızı toplumsal farkındalığa katkı sağlayan bir farkındalık aracına dönüştürmekten mutluluk duyuyoruz."

İşitme kaybını önlemede erken teşhis ve tedavinin önemi Haber

İşitme kaybını önlemede erken teşhis ve tedavinin önemi

İşitmenin çevremizle iletişim kurmamızı sağlayan, günlük hayatta en sık kullanılan duyulardan biri olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Zeki Özsoy, "Bir sesi veya konuşmayı duyabilmek, öğretmenimizi dinlemek, sohbet edebilmek ve gündelik hayatın akışını duymak işitme duyumuz sayesinde gerçekleşir. Bu yüzden işitme kaybı, sosyal yaşamın tüm basamaklarını sekteye uğratabilecek kritik bir problemdir" dedi. İşitme kaybının dünya üzerinde milyonlarca insanda farklı derecelerde görüldüğünü ifade eden Dr. Zeki Özsoy, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre doğuştan kalıcı işitme kaybının her bin doğumdan 2-3 bebekte görüldüğünü ve bu oranın Türkiye’de de benzer düzeyde olduğunu belirtti. Dr. Özsoy, bu sebeple Türkiye'de doğan tüm bebeklere Yenidoğan İşitme Tarama Programı uygulandığının altını çizdi. Konuşmayı öğrenebilmenin ilk şartının duyabilmek olduğuna dikkat çeken Dr. Zeki Özsoy, konuşma gelişimi ile ilgili şu bilgileri verdi: "Dışardaki sesler ve kelimeler beyne işitme duyusu sayesinde ulaştığında beyin tarafından hafızalanıp daha sonra tekrar edilerek konuşulur. İşitme kaybı olan kişilerde konuşma bozukluğunun görülmesi bu yüzdendir. İşitme taramasının önemi de bir işitme kaybını erken teşhis edip tedavi ve rehabilitasyonu planlamaktır. Erken teşhis alan bebekler; uygun bir medikal tedavi, işitme cihazı kullanımı, biyonik kulak (koklear implant) ve özel eğitimlerle akranlarına yakın bir işitme ve dolayısıyla konuşma gelişimine sahip olabilirler." İşitme kaybının genetik sebepler, gebelik esnasındaki enfeksiyonlar, doğum sorunları, orta kulak enfeksiyonları, kulak zarı hastalıkları, travmalar, bazı ilaçların yan etkileri, yaşlanma ve uzun süre gürültüye maruz kalma gibi birçok sebepten kaynaklanabileceğini söyleyen Dr. Zeki Özsoy, özellikle yüksek gürültülü ortamlarda çalışanları ve gençleri şu şekilde uyardı: "Yüksek gürültülü fabrikalarda veya müzik sektöründe çalışanlarda, ateşli silah kullananlarda ve son yıllarda sıkça gördüğümüz kulaklıkla yüksek sesli müzik dinleyenlerde gürültüye maruziyet (akustik travma) kalıcı işitme kaybı riskini artırmaktadır. İşitme kaybı tedavisinde tıkayıcı problemler medikal tedavi veya ameliyatlarla düzeltilebilir. İşitme sinirini içeren kalıcı durumlarda ise işitme cihazı ve koklear implantasyona başvurulmaktadır." Dr. Zeki Özsoy, toplumda her bireyin dikkat etmesi gereken hususlar olduğunu söyleyerek şu şekilde sıraladı: "Gürültülü ortamlarda koruyucu ekipman kullanılmalı. Müzik dinleme kulaklıklarındaki ses, duyabileceğimiz kadar kısık tutulmalı. Kulak temizliğinde pamuklu çubuk ve yabancı cisim kesinlikle kullanılmamalı. Kulak ağrısı, uğultu ve çınlama gibi şikayetler önemsenip bir an önce KBB uzman hekimine başvurulmalı." İşitme engelli bireylerin yaşamını kolaylaştıracak adımların önemli bir fırsat olduğunu belirten Dr. Zeki Özsoy, "İşitme engelli bireyler için yüzlerine dönerek ve dudak okuyanlar için anlaşılır ve net bir vurgu ile konuşmak, yazılı iletişim veya işaret dili desteğini kullanmak iletişimi güçlendirir. Kamu alanlarında altyazı ve görsel uyarılar engelli bireylerin günlük yaşamını kolaylaştırmaktadır. Unutulmamalıdır ki, işitme sadece doğadaki sesleri duymak değil; sevdiklerimizin de sesini, şen kahkahalarını ve bazen bir bebeğin ilk kelimelerini duyabilmektir. Erken tanı ve doğru tedavi modaliteleri ile kişilerin sağlıklı bir iletişim yaşamını sürdürmesi sağlanmaktadır" diye konuştu.

Prostat kanserinde en güçlü silah farkındalık ve kontroller Haber

Prostat kanserinde en güçlü silah farkındalık ve kontroller

Prostat kanserinin dünyada ve Türkiye’de erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Soner Çoban, her 8 erkekten birinin yaşamının bir döneminde bu hastalıkla karşılaşma riski taşıdığını belirterek, bu hastalıktaki en büyük gücün erken teşhis olduğunu ve toplumsal bilinci artırmak olduğunu vurguladı. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği İdari Sorumlusu Prof. Dr. Soner Çoban, 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Hastalığın erken evrelerde genellikle hiçbir belirti vermediğini belirten Prof. Dr. Çoban, "Ancak hastalık ilerledikçe idrar yolları ve çevre dokulara baskı yapması nedeniyle bazı şikayetler ortaya çıkabilir. Bunlar gece sık idrara kalkma, idrardan kan gelmesi, zayıf ve kesik kesik idrar yapma gibi belirtilerdir. Hastalığın ilerlemiş dönemlerinde ise kalça, sırt, bel veya kaburga gibi kemik bölgelerinde kalıcı ve şiddetli ağrılar yapabilir. Bizim amacımız hastalık bu belirtileri göstermeden onu yakalamaktır. Çünkü erken evrede teşhis edilen prostat kanserinde tedavi başarı oranı yüzde 100’e yakındır" dedi. Düzenli sağlık taramaları önemli Erkeklerin şikayeti olsun ya da olmasın belirli yaşlardan sonra düzenli sağlık taramasından geçmesinin hayati önem taşıdığının altını çizen Prof. Dr. Çoban, "Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlar 40 yaşından itibaren, diğerleri ise 50 yaşından itibaren üroloji uzmanına başvurarak yıllık kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Basit bir kan testi olan prostat spesifik antijen ölçümü ve hekimin yapacağı muayene hayat kurtarıcı bir adımdır. Bunların sonucunda herhangi bir anormallik görülürse ultrason ya da emar eşliğinde biyopsi yapılarak tanı konulur. Eğer yapılan tetkikler sonucunda kanser prostat kapsülünü aşmamışsa buna erken evre teşhis yani organa sınırlı prostat kanseri denmektedir. Organa sınırlı prostat kanserinin tedavisi hastaya ve hastalığın derecesine göre değişmekle birlikte aktif izlem, cerrahi ya da ışın tedavisidir" diye konuştu. Basit alışkanlıklar hayat değiştiriyor Prostat kanseri riskini tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmasa da sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli kontrollerle bu riskin ciddi oranda azaltılabileceğini vurgulayan Çoban, "Kırmızı et ve doymuş yağların sınırlandırılarak taze sebzelere ve likopen deposu pişmiş domatese ağırlık verilen Akdeniz tipi beslenmenin benimsenmesi; düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması ve sigara ile alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durulması gerekmektedir" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Soner Çoban, "Bende bir şikayet yok, doktora ne gerek var" düşüncesinin riskli olduğunu belirterek, "Sağlık Bakanlığımız ve İl Sağlık Müdürlüğümüz tarafından toplumda kanser farkındalığını arttırmak ve erken teşhisin önemi konusunda yürütülen çalışmalar doğrultusunda bizler de hastanemizde vatandaşlarımızı bilgilendirmeye ve bilinçlendirmeye devam ediyoruz. Unutmayalım, prostat kanserinde farkındalık ve erken tanı hayat kurtarır" çağrısıyla sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.