Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Enkaz

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Enkaz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enkaz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enkaz altından minderin zirvesine Haber

Enkaz altından minderin zirvesine

Sakarya'da 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde enkaz altında kalan ve kurtarıldıktan sonra psikologların yönlendirmesiyle güreş sporuyla tanışan doğuştan işitme engelli milli sporcu Kürşat Kiraz, yaşadığı ağır travmayı sporla aştı. Dünya ve Avrupa şampiyonlukları elde eden Kiraz, bir yandan 2027 Dünya Şampiyonası'na hazırlanırken diğer yandan beden eğitimi öğretmeni olarak yeni sporcular yetiştiriyor. Sakarya'da yaşayan yüzde 56 işitme kaybı bulunan 34 yaşındaki milli güreşçi Kürşat Kiraz, 17 Ağustos 1999 depreminde yıkılan binanın enkazından vatandaşların ve ekiplerin yardımıyla çıkarıldı. Afet bölgesinde kurulan destek çadırlarında görevli psikologların yönlendirmesiyle güreş sporuyla tanışan Kiraz, kısa sürede büyük bir azim göstererek 2006 yılında milli takıma seçildi. Hem normal kategoride hem de İşitme Engelliler kategorisinde Dünya Şampiyonluğu, Avrupa Şampiyonluğu, Olimpiyat ikinciliği ve üçüncülüğü gibi önemli dereceler elde eden milli sporcu, yaşadığı acıları spora tutunarak hafızasından sildi. "Enkazın altından minderin üstüne çıktık" Spor kariyerine başlama sürecini ve elde ettiği başarıları aktaran Kürşat Kiraz, "Güreş branşında yarışıyorum. Bu branşta normal kategoride Avrupa şampiyonluğum, Avrupa üçüncülüğüm, dünya üçüncülüğüm mevcut. İşitme engelliler kategorisinde dünya şampiyonluğum, olimpiyat ikinciliğim ve üçüncülüğüm mevcut. 99 Depremi'nde enkazın altından çıktıktan sonra psikologların yönlendirilmesiyle, kurulan çadırlarda ki spor branşlardan tercihimi güreşten yana kullandım. Çok aktif ve hareketli bir çocukluk dönemiydi. Güreş sporu ile başladım, hareketli, güce dayalı bir branş olduğunu görünce bana çok ilham verdi. Enkazın altından çıktık, minderin üstüne çıktık. Bu minderin üzerine çıktıktan sonra uzun yıllar bu branşı hiç pes etmeden sürdürdüm. Çalıştım, çabaladım. O gecenin vermiş olduğu travmayı da hem zihnimde yaşadım. Buralarda çıkaraktan, Avrupa şampiyonluğu, Avrupa üçüncülüğü, Dünya şampiyonluğu, olimpiyat ikinciliği ve üçüncülüğü gibi başarılar elde ettim" ifadelerini kullandı. "İnsanların hazırlıklı olması gerektiğini düşünüyorum" Toplumun afet bilinci konusunda geçmişe kıyasla daha fazla gelişim gösterdiğine dikkat çeken Kiraz, "Deprem hayatımızda her zaman var. Dünya genelinde olan bir durum bu. Ülkemizdeki gençlerin bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnsanların hazırlıklı olması gerektiğini düşünüyorum. 99 Depremi'nde çoğu insan bu duruma hazır değildi. Ama yıllar geçtikçe insanlar bu gerçek ile tanıştı. Bilinçlenerek buna hazır bir duruma gelindi" şeklinde konuştu. "Bu acıyı spor ile bir nebze atlatabildik" Deprem gecesi yaşadığı dehşet dolu anları, kaybettiği arkadaşlarını ve onlara dair hatıralarını anlatan Kürşat Kiraz, "99 Depremi gece büyük bir sarsıntı ile yatağımda uyandım. Kalkmaya çalışıyorum kalkamıyorum. Beni sağa sola savuruyor. Bir anda her şey karanlık oldu. Cam patlamaları, duvar çatlamaları 20 saniyelik bir zifiri karanlık. Bir anda herşey üstümüze geldi. Sonrasını hiç hatırlamıyorum. Her şey bir anda tuz buz oldu. Bende öyle kaldı. Sonra ailecek, insanların ve devletimizin yardımı ile enkazın altından kurtulduk. Hayata yeni bir ışık ile yeniden başladık. "Arkadaşlarımı kaybettim. Zaman zaman aklıma gelir, onlarla yatıp kalktığım zamanlar oldu. Eski mahalleme gittiğimde o anılarım hep aklıma gelir. Bende travması büyük, hissiyat olarak da acı veriyor. Bu acıyı spor ile bir nebze atlatabildik. Umarım bir daha böyle bir acı ülkemiz olarak yaşamayız" cümlelerine yer verdi.

Asrın felaketinin acı hatıraları Deprem Müzesi'nde yaşatılıyor Haber

Asrın felaketinin acı hatıraları Deprem Müzesi'nde yaşatılıyor

1999 Marmara Depremi'nin acı hatıraları Sakarya'nın Adapazarı ilçesinde bulunan Deprem Müze'sinde yaşatılıyor. Müze, fotoğraf sergisi ve hayatını kaybeden vatandaşlar için yapılmış anıtla bellek görevi görürken, deprem simülasyon merkezi ile gençleri depremi tecrübe etme fırsatı sunuyor. Adapazarı ilçesinde bulunan 2004 yılında vatandaşların ziyaretine sunulan Deprem Kültür Müzesi, 17 Ağustos 1999 depreminin yıldönümünde onlarca ziyaretiçinin odak noktası oluyor. Adapazarı’nda yaşanan 3 büyük depremde çekilmiş fotoğraflardan oluşan sergi ve Adapazarı bölgesinde deprem sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşlar için yapılan anma anıtıyla geçmişe dair bir ayna olurken, 5.4 şiddetinde depremin tecrübe edilmesini sağlayan deprem simülasyon merkeziyle gençlere depremi deneyimleme imkanı sunuyor. "Müze değil bilgilendirme alanı" Adapazarı Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürü Cem Erdivan müze hakkında bilgi vererek, " Deprem kültür müzesinde müzemize gelen vatandaşlarımıza depremin bilincini, deprem anında ne yapılması gerektiğini, deprem sırasında ve sonrasında neler olması gerektiğini anlattığımız bir yerdeyiz. 17 ağustos 1999 depremi, 1967 depremi ve 1943 depreminden şehrimizden görüntüleri, resimleri ve vatandaşlarımızın yaşadığı sıkıntıları göstermekteyiz. Bazı binaların yıkılmış hallerini veya enkaz çalışma hallerinin görüntüleri bulunmaktadır. 17 ağustos 1999 depreminde sadece Adapazarı’nda hayatını kaybeden 3891 kişi için yapılmış deprem anıtı maketini görebilirler. En sonunda 5.4 şiddetinde deprem simülasyon merkezinde depremi yaşayıp deprem anında ne yapmaları gerekir, deprem sonrasında ne yapmaları gerekir çalışma arkadaşlarımızla birlikte bilgilendirme yapılmış olur" dedi. "Burayı her gezdiğimde tekrar o acıyı hissediyorum" 17 Ağustos 1999 depremini deneyimlemiş 46 yaşında Şahin Mantar depremin çok acı bir deneyim olduğunu vurgulayarak, "Şuanda burayı her gezdiğimde tekrar o acıyı hissediyorum. Sanki yeni yaşamış gibi hissediyorum. Yıkılan her binada her caddede ders almamız gerekiyor. Çünkü çok acılar yaşadık. Sadece burada değil Yalova, İzmit, İstanbul baya bir Marmara genelinde bu deprem yaşandı. Sadece Adapazarı’nda değil. 17.000 şehidimiz yatıyor. 17 Ağustos unutulmaz. En azından haftada bir sefer buraya zaman ayırmalılar. Gençlerin burayı gezmelerini diliyorum. Biz bunları yaşadık, büyüklerimiz anneleriniz babalarınız bunları yaşadı. Gelip görmeleri lazım" diye konuştu. "Burayı görüp bilgilensinler" 17 Ağustos 1999 depremine Kocaeli’nin İzmit ilçesinde yakalanan 43 yaşındaki Nuray Güven, 17 Ağustos’un ne ifade ettiğini çocuğuna göstermek için ailecek müze ziyareti gerçekleştirdiklerini belirterek, " Resmen kıyamet kopuyor zannettim. Bayırda oturuyorduk. Yerle bir olur zannettim. Aşağılarda çok kötüydü bağırış, toz duman. Şükür bizim oralar bayır olduğu için orada bir problem olmadı. Gene sağlammış. Hep düzlüklerde yıkıldı. Ölümler oldu. Deprem müzesinin görülmesi gerekir. Çoluğumuza da gösterelim istedik. Bu anı öğrensinler, bilgilensinler istedik " şeklinde konuştu.

18 mezar açtırdı, oğlunun cenazesine ulaştı Haber

18 mezar açtırdı, oğlunun cenazesine ulaştı

Kocaeli'de 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde enkazdan çıkarıldıktan sonra kaybolan oğlunu bulmak için 4 yıl boyunca emniyet, hastane ve morgları dolaşan 70 yaşındaki Emine Cebeci, mahkeme kararıyla açtırdığı 18 mezarın birinde evladının cenazesine ulaşmasının acısını ilk günkü gibi kalbinde taşıyor. Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen, o gece yaşanan acılar ve sonrasında verilen mücadeleler hafızalardaki yerini koruyor. Deprem gecesi oğlu Serkan ile birlikte enkaz altında kalan 70 yaşındaki Emine Cebeci, 16 saat sonra yaralı olarak kurtarıldı. Oğlu ise 13. saatte enkazdan çıkarılarak hastaneye sevk edildi ancak sevkin ardından kendisinden bir daha haber alınamadı. Bir yıl boyunca hastanelerde tedavi gören ve 14 kez ameliyat olan Cebeci, tüm yaşadığı zorluklara rağmen oğlunu aramaktan vazgeçmedi. 4 yıl boyunca Türkiye'nin dört bir yanında oğlunun izini süren, emniyetleri, hastaneleri ve morgları dolaşan Cebeci, başlattığı hukuki mücadele sonucu 18 mezarın açılmasını sağlayarak evladının cenazesine ulaştı. "1999 bizim için milattan önce ve milattan sonra gibi oldu" O gece yaşadıklarını anlatan Emine Cebeci, "Derler ya, 'milattan önce, milattan sonra' diye. Bizim için de öyle oldu. 1999'dan önce bir hayatımız vardı, 1999'dan sonra başka bir hayata döndük. O gece oğlumla beraber evdeydik. Çok sıcak bir ağustos ayıydı. Bu sıcaklar beni zaten hep korkutur. Yine böyle kötü, sıcak bir geceydi. Oğlum astsubaylığı kazanmıştı. 'Gece erken yatayım, yarın sabah raporlarımı götüreceğim askeriyeye' dedi. Televizyon izliyordum. O sırada büyük bir gümbürtü koptu. O kadar büyük bir gümbürtüydü ki deprem olduğunu düşünemedim. Bir an evin altından tren geçiyor zannettim. Öyle sert bir sarsıntıydı. Birden fırladım. Oğluma koşturayım, korkmasın diye düşündüm. Ne yazık ki üç adım atabildim, dördüncü adımı atamadım. Hani '45 saniye sürdü' dediler ya, biz ilk 10 saniyede yıkılan evlerden biriydik" dedi. "Öyle bir sarsıntıydı ki döne döne yıkıldık" Birinci katta oturduklarını ve üzerlerinde 5 kat bulunduğunu belirten Cebeci, sarsıntının şiddetine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sağa sola çarpa çarpa, döndüre döndüre evimiz yıkıldı. Öyle bir sarsıntıydı ki döne döne yıkıldık. Ben yüzüstü yere düştüm. Bütün merdivenler yıkılmış, yanıma gelmiş. Sadece çenem yerdeydi. Kafam kımıldamıyordu. Beton kafama değiyordu ama ezmiyordu. Bacaklarım, kolum kolonun altında kaldı. Aradan zaman geçti. Oğluma seslendim, sesini duyayım diye. Ondan hiç ses alamadım. ‘Eyvah' dedim, ‘Oğlum öldü herhalde.' Hiç aklımı kaybetmemeye çalışıyorum, yüzüstü düştüğüm halde. Deprem olduğunu düşünmüyorum. ‘Bizim bina yıkıldı' diyorum. Sahilden gören olur, binanın yıkıldığını fark eder, yardım eden olur diye düşünüyorum. Ama bir iki saat hiç kimseden ses gelmedi. Ne sahilden ne dışarıdan. Bir iki saat sonra oğlumun sesini duydum. 'Anne, iyiyim. Sadece ayağım ezik' dedi. ‘Tamam oğlum, dayan. Sahilden dönenler görür bizi, kurtarırlar' dedim." "Oğlum, 'Kurtaramayacaklar bizi, kimse yok' dedi" Enkaz altında oğluyla sabaha kadar konuştuklarını dile getiren Cebeci, "En son oğlum, 'Kurtaramayacaklar bizi, kimse yok' dedi. 'Hakkınızı helal edin' dedi. 'Yok oğlum, öyle deme. İlla kurtulacağız. Sen gayret et' dedim. Oğlum helalleşmeyi düşünüyordu ama ben o an bunu düşünemedim. Ona cesaret vermeye çalışıyordum. Saatlerce arada gelen giden olmaya başladı. Enkazı görenler yardıma koşmaya çalıştı. Komşuların sesini duyuyoruz ama onlar bizim sesimizi duyamıyor. Enkazın altında sen her şeyi duyuyorsun ama onlar seni duyamıyor. Enkazlarda çok büyük yanlışlar oluyor. Üzerine o kadar insan çıkıyor ki o devamlı betonlar kayıyor. Sağlam insanlar aşağıda ezilmeye başlıyor. Hiç kimse orada ilk anda ölmedi. Bazen ölmek istiyorsun, ölemiyorsun. Diri diri mezara giriyorsun ama çaresizsin yapacağın bir şey yok. Oğluma teselli vermekten kendime unutmuştum" ifadelerini kullandı. "Allah'a şükürler olsun. Oğlumu buldular ya, beni bulmasalar da olur' diyordum" Aradan 13 saat geçtikten sonra oğlunun enkazdan sağ olarak çıkarıldığını ifade eden Cebeci, "Allah'a şükürler olsun. Oğlumu buldular ya, beni bulmasalar da olur' diyordum. Sadece bizim binamızın yıkıldığını zannediyorum. Oysa deprem olmuş, her taraf yerle bir olmuş. Daha sonra oğlumu çıkardılar. Yanında köpeğimizi de çıkardılar. Köpeğimiz yaşıyordu. Oğlumla beraber onu da çıkardılar. Oğlum, 'Gitmem, annemi çıkarın. Annem aşağıda yaşıyor' diyordu. Daha sonra en yakın arkadaşım zorla oğlumu ikna etti ve Gölcük Askeri Hastanesi'ne götürdü. Ben hep şükrettim. ‘Oğlum gitti, kurtuldu. Ben kurtulmasam da olur' diye düşündüm. Saat 16.00 sıralarında beni de oğlumdan üç saat sonra çıkardılar. Çıktığımda çok kötüydüm. Herkes bunu söylüyor. ‘Serkan çok iyiydi, senin hastaneye ulaşacağını bile düşünmüyorduk' diyorlardı" dedi. "Oğlumu kaybettiğim yerde arayacaktım" Enkazdan çıktığında her yerin yerle bir olduğunu gördüğünü aktaran Cebeci, tedavisinin ardından başlayan zorlu arayış sürecini şöyle anlattı: "Gölcük adeta yerle bir olmuştu. Ben sadece oğlumu soruyordum. Bir yıl boyunca hastanelerde kaldım, sürekli ameliyat oldum. Ayağımdan 14 kez ameliyat geçirdim. ‘Ben Serkan'ı bulacağım' dedim. Onu kaybettiğim yerde arayacaktım. Gölcük'e geldiğimde bir baktım, duvarların üzerinde hep kayıp insanların fotoğrafları vardı. Bir sürü kayıp vardı. Askeriyeye gittim. Askeriye bana, 'Biz 18 kimsesiz kişiyi gömdük ama resimleri elimizde' dedi. Resimlere baktım, benim oğlum yoktu. Yine de ‘Bakın, bir sürü kayıp var. Bu kayıplardan biri o mezarlıktan çıkabilir. O 18 mezarın açılmasını istiyorum' dedim. Çünkü hangi kaybı bulsak, bir anne için bu huzurdur." "Benim oğlum o mezarlardan birinden çıktı" Kayıp aileleriyle bir araya gelerek yıllarca sürecek bir hukuk mücadelesi başlattıklarını belirten Cebeci, "Benim mahkeme sürecim 4 yıl sürdü. Mezarları açtırabilmek için mücadele ettim. Mahkemeye para yatırmadan zaten süreç ilerlemiyordu. Daha sonra tüm kayıp ailelerinin davaları iptal oldu. Bir tek benimki devam etti. Ben de tekrar üst mahkemeye müracaat ettim. Depremi yaşamışsın, bağırıyorsun ama seni soran olmuyor. Sonunda mezarlar açıldı. 18 mezarın açılmasını istedim. Benim oğlum çıkacak diye değil, başka kayıpların bulunması için açtırdım ama benim oğlum o mezarlardan birinden çıktı. 4 yıl sonra. Ben bu 4 yılda Türkiye'de gitmediğim yer bırakmadım. Bu işler öyle ufacık bir aramayla olmuyor. Her gün sırtımda kayıpların resimleriyle Türkiye'yi dolaştım. Oğlumun mezarını buldum ama yine de ‘Ya oğluma benzeyen biri olsaydı?' diye düşünüyorsun. 4 yıl sonra bulmak öyle kolay bir şey değil. Herkes cenazesini aldı, kabul etti. Benimki çok zor oldu. Çünkü çocuğumu sağ olarak göndermiştim, ben de onu her yerde sağ olarak arıyordum. Öldüğünü aklına bile getirmiyorsun" şeklinde konuştu. "Yıllarca sokak sokak dolaştım" Gözyaşlarına hakim olamayan Cebeci, sözlerini şöyle noktaladı: "Ben 4 yıl kapımı kapatmadım 'Çocuğumdan bir haber gelir, bir ses duyarım' diye düşündüm. Yıllarca sokak sokak dolaştım. Her arabanın içine baktım. 'Acaba benim çocuğum bir yerlerde şuurunu yitirdi de geziyor mu?' diye düşündüm. Bakırköy'e gittim, akıl hastanelerini aradım. Oğlumu bulana, o mezarlar açılana kadar aramadığım program, gazete, haber kalmadı. Yurt dışına kadar fotoğrafını gönderdim. 'Belki bir gören olur, bir yerlerden bir ses gelir' diye umut ettim."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.