Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Enfeksiyon

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Enfeksiyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enfeksiyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir Haber

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir

Bilinç bulanıklığı, ani davranış değişiklikleri ve unutkanlık çoğu zaman stres ya da yorgunlukla ilişkilendirilse de bu belirtiler hayati risk taşıyan beyin iltihabının habercisi olabilir. Özellikle ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik bulguların acil değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, "Gecikilen her saat hastalığın seyrini ağırlaştırabilir" dedi. Beyin iltihabı, hem ani başlayan ağır belirtilerle hem de haftalar içinde sinsi ilerleyen bulgularla ortaya çıkabilen ciddi bir hastalık olarak dikkat çekiyor. Özellikle davranış değişiklikleri ve bilinçte dalgalanma gibi belirtiler hafife alınmaması gerekiyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, erken müdahalenin süreci farklı bir boyuta taşıdığının altını çizerek önemli uyarılarda bulundu. Ateş ve bilinç değişikliği birlikteyse dikkat Beyin iltihabının (ensefalit) en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğunu belirten Dr. Toplutaş, "Virüsler ve bakteriler nedeniyle gelişen beyin iltihabı genellikle ani başlar ve yüksek ateş, bilinç değişikliği, davranış bozukluğu, konuşma güçlüğü ve motor kayıplarla kendini gösterir. Bu tablo acil müdahale gerektirir ve tedavi süreci acil servisten itibaren başlatılmalıdır" dedi. Hastalığın her yaş grubunda görülebildiğini vurgulayan Dr. Toplutaş, etkenin belirlenmesiyle birlikte antiviral veya antibiyotik tedavilerin hızla başlandığını ifade etti. Tedavi gecikirse kalıcı hasar bırakabilir Tedavide gecikmenin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Dr. Toplutaş, "Bu hastalık tedavi edilmediğinde yalnızca ölüm riski oluşturmaz, aynı zamanda kalıcı nörolojik hasarlara, yani felç, konuşma bozukluğu ve bilişsel kayıplara da neden olabilir" diye konuştu. Bu nedenle belirtilerin erken fark edilmesinin ve hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Beyin iltihabı yalnızca enfeksiyon kaynaklı olmadığını belirten Dr. Toplutaş, son yıllarda daha sık tanı konulan otoimmün ve paraneoplastik ensefalitlere dikkat çekti. "Bu grupta hastalık ani değil, haftalar hatta aylar içinde gelişir. Unutkanlık, davranış değişiklikleri, konuşma bozukluğu, dengesizlik ve epileptik nöbetler gibi belirtilerle ortaya çıkabilir" dedi. Bağışıklık sistemi ve kanser etkili olabilir Bu tür beyin iltihabı mikrobik bir etken bulunamadığını belirten Dr. Toplutaş, "Bazı durumlarda bağışıklık sisteminin aşırı çalışması beyin dokusuna zarar verebilir. Bazı hastalarda ise vücutta bulunan bir kanserin ürettiği anormal proteinler beyin iltihabına neden olabilir. Bu nedenle bu hastalarda altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Beyin iltihabında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Toplutaş, "Ani gelişen bilinç değişikliği, ateş, davranış bozukluğu veya nöbet gibi durumlarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.

Sık hastalanan her çocuğun bağışıklığı zayıf değildir Haber

Sık hastalanan her çocuğun bağışıklığı zayıf değildir

Çocukların sık hastalanmasının pek çok ebeveyni 'düşük bağışıklık' korkusu ile endişelendirdiğini, ancak sık hastalanmanın her zaman bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmediğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul çağındaki çocuklar yılda 6 ila 10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Her enfeksiyon aslında bağışıklık sisteminin yeni mikropları tanıdığı bir öğrenme sürecidir. Bu nedenle sık hastalanan her çocuk bağışıklığı düşük bir çocuk değildir" dedi. Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde gelişimini sürdürdüğünü belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul döneminde çocuklar birçok yeni virüsle ilk kez karşılaşıyor. Bu nedenle yılda 6-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri çoğu zaman normal kabul edilir. Her hastalık bağışıklık sisteminin yeni bir mikropla tanışması ve kendini geliştirmesi anlamına gelir" diye konuştu. "Bazı belirtiler varsa mutlaka değerlendirilmeli" Ancak her sık hastalanmanın da normal kabul edilmemesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, "Enfeksiyonların çok ağır seyretmesi, sürekli antibiyotik gerektirmesi, uzun sürmesi ya da çocuğun büyüme ve gelişmesinin etkilenmesi gibi durumlarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Bağışıklığı tek bir vitamin ya da şurup güçlendirmez" Toplumda bağışıklığın takviyelerle güçlendirilebileceğine yönelik yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Yılmaz, "Sağlıklı ve dengeli beslenen bir çocukta rutin vitamin veya takviye kullanımı her zaman gerekli değildir. Ayrıca her enfeksiyonda antibiyotik kullanılması da doğru değildir. Antibiyotikler virüslere karşı etkili değildir ve gereksiz kullanımları faydadan çok zarar verebilir" dedi. "Bağışıklığın en güçlü destekçisi sağlıklı yaşamdır" Bağışıklık sistemini destekleyen en önemli etkenlerin günlük yaşam alışkanlıkları olduğunu belirten Yılmaz, "Yeterli ve dengeli beslenme, düzenli uyku, açık havada fiziksel aktivite ve aşıların eksiksiz yapılması çocukların bağışıklık sisteminin sağlıklı gelişmesinde temel rol oynar" diye konuştu. Bağışıklık sisteminin zamanla olgunlaştığına dikkat çeken Yılmaz, "Sabırlı olmak ve doğru alışkanlıklar kazandırmak, çocukların sağlıklı büyümesi için en önemli adımdır. Gereksiz ilaç ve takviyeler yerine çocukların uyku düzenine dikkat etmek, doğal ve dengeli beslenmeyi teşvik etmek, ulusal aşı takvimini aksatmamak yeterlidir" ifadelerini kullandı.

Kedi ve köpek ısırığını da tırmalamasını da hafife almayın Haber

Kedi ve köpek ısırığını da tırmalamasını da hafife almayın

Kedi ve köpeklerle temas sırasında meydana gelen ısırık ve tırmalamalar, günlük hayatta sık karşılaşılan yaralanmalar arasında yer alıyor. Çoğu zaman küçük bir çizik veya birkaç diş izi olarak değerlendirilen bu yaralanmalar, özellikle derinin bütünlüğünün bozulduğu durumlarda enfeksiyon açısından önem taşıyor. Uzm. Dr. Aslı Özer, hayvan ısırığı ve tırmalamalarında enfeksiyon, kuduz ve tetanoz riskine karşı önemli uyarılarda bulundu. Medicana Ataköy Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Aslı Özer, yaranın büyüklüğünün her zaman riskin göstergesi olmadığını belirterek, "Bir ısırığın ya da tırmalamanın küçük görünmesi bizi yanıltmamalı. Hayvanların ağız ve tırnaklarında bulunan mikroorganizmalar, ciltte oluşan küçük bir açıklıktan dahi dokulara ulaşabilir" dedi. Kedi ısırığı küçük, riski büyük olabilir "Kedi ısırıklarında yaranın dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak karar vermemek gerekir. Derin dokulara ulaşan bir ısırık, başlangıçta çok küçük bir yara şeklinde görülebilir ancak saatler içinde enfeksiyon gelişebilir" diyen Dr. Özer, "Hayvan tırmalamaları da ihmal edilmemeli. Özellikle kedi tırmalamalarında Bartonella henselae bakterisinin neden olduğu kedi tırmalama hastalığına dikkat edilmelidir. Ancak her kedi tırmalaması kedi tırmalama hastalığına yol açmamakla birlikte tırmalama sonrasında yaranın olduğu bölgede küçük bir lezyonun ardından lenf bezlerinde şişme, hassasiyet, ateş veya halsizlik gelişirse mutlaka hekime başvurulmalıdır" şeklinde görüş verdi. Kızarıklık ilerliyorsa dikkat Hayvan temasından sonra enfeksiyon geliştiğinde yaranın çevresinde kızarıklık, şişlik, ısı artışı ve ağrı görülebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Özer, "İrinli akıntı, ateş, halsizlik veya kızarıklığın yara bölgesinden çevre dokulara doğru ilerlemesi ise daha ciddi enfeksiyon belirtileri olabilir. Özellikle el, parmak, yüz, ayak ve eklem çevresindeki yaralanmaların daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ile bazı kronik hastalıkları bulunan kişilerin de enfeksiyon açısından daha yüksek risk taşıyabilir" diye konuştu. İlk müdahale: Bol su ve sabun Isırık veya tırmalama sonrasında yapılması gereken ilk uygulamanın yara bölgesini bol su ve sabunla iyice temizlemek olduğunu belirten Uzm. Dr. Aslı Özer, yaranın gelişigüzel şekilde kapatılıp beklenmemesi gerektiğini söyledi ve devam etti: "İlk müdahale çok önemli. Yara mümkün olduğunca erken ve bol su ve sabunla temizlenmeli. Ancak bunun ardından özellikle deriyi delen, derin, el-yüz bölgesinde bulunan yaralanmalarda sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Hekim yaranın durumuna göre enfeksiyon, tetanoz ve kuduz açısından değerlendirme yapacaktır." Her ısırığa antibiyotik gerekmiyor Hayvan ısırığı veya tırmalaması sonrasında antibiyotiğin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini de belirten Uzm. Dr. Aslı Özer, antibiyotik kararının yaranın özelliklerine ve kişinin risk durumuna göre hekim tarafından verilmesi gerektiğini söyledi. Hayvan yaralanmalarında bakteriyel enfeksiyon kadar kuduz riskinin de değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Özer, özellikle hayvanın sahipsiz olması, aşı durumunun bilinmemesi, olağan dışı davranış göstermesi veya gözlem altına alınamaması durumunda sağlık kuruluşuna başvurmanın önemine dikkat çekerek, "Evcil hayvan olduğu için kuduz riski kesinlikle yoktur şeklinde bir yaklaşım doğru değildir. Kuduz açısından değerlendirme; hayvanın türü, aşı durumu, temasın şekli, hayvanın gözlenip gözlenememesi ve bölgedeki epidemiolojik durum gibi birçok faktör dikkate alınarak yapılmalıdır" şeklinde konuştu. Tetanoz aşısı kontrol edilmeli Hayvan yaralanmalarında bir diğer önemli konunun tetanoz olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Aslı Özer, "Isırık veya tırmalama sonrasında yalnızca kuduzu düşünmemek gerekir. Yaranın niteliğine ve kişinin aşı geçmişine göre tetanoz açısından da değerlendirme yapılmalıdır. Isırığın veya tırmalamanın boyutu bize her zaman enfeksiyon riskini göstermez. Özellikle kedi ısırıklarında ve el-parmak bölgesindeki yaralanmalarda daha dikkatli olunmalıdır. Yara çevresinde giderek artan kızarıklık, şişlik, ağrı, ısı artışı, akıntı veya ateş gelişirse beklenmemelidir. Ayrıca kuduz ve tetanoz açısından gerekli değerlendirme zamanında yapılmalıdır" dedi. Hayvan ısırdı ya da tırmaladıysa 5 altın kural Yarayı hemen bol su ve sabunla temizleyin. Yaranın küçük olması nedeniyle riski küçümsemeyin. Kuduz ve tetanoz açısından sağlık kuruluşunda değerlendirilin. Doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanmayın. Kızarıklık, şişlik, ağrı, akıntı veya ateş gelişirse beklemeyin.

Çoban köpeğini tüfekle vurup sakat bıraktılar Haber

Çoban köpeğini tüfekle vurup sakat bıraktılar

Serik ilçesine bağlı Gebiz Mahallesi Kocamehmetler mevkiinde hayvancılıkla uğraşan Gülşen Torbalı’nın her gün dağ taş demeden sürülerini gütmesine yardım eden köpeği vurulup bacağından ağır yaralandı. Veteriner hekimlerin tüm müdahalelerine rağmen hayvanın bacağı kurtarılamadı. "Sürekli yardımcımdı, şimdi yardıma muhtaç kaldı" Köpeğinin uğradığı saldırı karşısında çaresiz kalan ve sorumluların adalet önünde hesap vermesini isteyen Gülşen Torbalı, "Bu köpeğimi bu hale getiren bir insan sıfatındaki şahıstır. Köpeğim benim yardımımdı, çobanımdı. Kurşun sıkarak köpeğimi bu hale getirdiler. Yani, insanlık dışı bir şey. Böyle bir şeyi nasıl yaparlar? Artık anlamıyorum. Hayvanların yaşam hakkı yok mudur? Sürekli benim yardımcımken, şimdi artık yardıma ihtiyacı olan bir köpeğim var. Bu köpeğimi bu hale getiren, kurşun sıkarak bacağından olmasına sebep olan bir insandır ve bu insanın cezalandırılmasını istiyorum." "O benim hem çobanım hem arkadaşımdı" Karakola giderek şikayetçi olduğunu ancak henüz bir sonuç alamadığını belirten Torbalı, sıcak havalarla birlikte köpeğinin yarasının enfeksiyon kapmasından endişe ettiğini söyledi. Saldırganın elini kolunu sallayarak gezmesini kabul edemediğini vurgulayan Torbalı, "Şikayette bulundum ama sonucunun ne olacağını henüz bilmiyorum. Köpek benim çobanımdı; ben hayvancılıkla uğraşıyorum, o benim hem arkadaşım hem yardımcımdı ama şimdi işte o.ç.ları yüzünden bu halde. Tedavisini yapıyoruz ama ne kadar sonuç verir bilmiyorum. Havalar çok sıcak ve yarasından kötü kokular geliyor. Ne olacağını bilemiyorum. Yani bu hayvanın canına kasteden kişi hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam mı edecek? Bunun yetkililere duyurulmasını ve o o.ç.nin hak ettiği cezayı almasını istiyorum" diye konuştu.

Çoban köpeğini tüfekle vurup sakat bıraktılar Haber

Çoban köpeğini tüfekle vurup sakat bıraktılar

Antalya’nın Serik ilçesinde hayvancılıkla geçinen Gülşen Torbalı’nın en büyük yardımcısı ve "çoban köpeği" olan can dostu, kurşunlanarak sakat bırakıldı. Acılı kadın, köpeğinin bacağını kaybetmesine neden olan saldırganın bulunup en ağır cezayı alması için yetkililere çağrıda bulundu. Serik ilçesine bağlı Gebiz Mahallesi Kocamehmetler mevkiinde hayvancılıkla uğraşan Gülşen Torbalı’nın her gün dağ taş demeden sürülerini gütmesine yardım eden köpeği vurulup bacağından ağır yaralandı. Veteriner hekimlerin tüm müdahalelerine rağmen hayvanın bacağı kurtarılamadı. "Sürekli yardımcımdı, şimdi yardıma muhtaç kaldı" Köpeğinin uğradığı saldırı karşısında çaresiz kalan ve sorumluların adalet önünde hesap vermesini isteyen Gülşen Torbalı, "Bu köpeğimi bu hale getiren bir insan sıfatındaki şahıstır. Köpeğim benim yardımımdı, çobanımdı. Kurşun sıkarak köpeğimi bu hale getirdiler. Yani, insanlık dışı bir şey. Böyle bir şeyi nasıl yaparlar? Artık anlamıyorum. Hayvanların yaşam hakkı yok mudur? Sürekli benim yardımcımken, şimdi artık yardıma ihtiyacı olan bir köpeğim var. Bu köpeğimi bu hale getiren, kurşun sıkarak bacağından olmasına sebep olan bir insandır ve bu insanın cezalandırılmasını istiyorum." "O benim hem çobanım hem arkadaşımdı" Karakola giderek şikayetçi olduğunu ancak henüz bir sonuç alamadığını belirten Torbalı, sıcak havalarla birlikte köpeğinin yarasının enfeksiyon kapmasından endişe ettiğini söyledi. Saldırganın elini kolunu sallayarak gezmesini kabul edemediğini vurgulayan Torbalı, "Şikayette bulundum ama sonucunun ne olacağını henüz bilmiyorum. Köpek benim çobanımdı; ben hayvancılıkla uğraşıyorum, o benim hem arkadaşım hem yardımcımdı ama şimdi işte bu halde. Tedavisini yapıyoruz ama ne kadar sonuç verir bilmiyorum. Havalar çok sıcak ve yarasından kötü kokular geliyor. Ne olacağını bilemiyorum. Yani bu hayvanın canına kasteden kişi hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam mı edecek? Bunun yetkililere duyurulmasını ve o kişinin hak ettiği cezayı almasını istiyorum" diye konuştu.

"Gözlük kullanmadım böyle oldu" Haber

"Gözlük kullanmadım böyle oldu"

İstanbul'da yaşayan 42 yaşındaki Ramazan Öztürk'ün iddiaya göre matkap kullandığı sırada vida parçası gözüne kaçtı ancak başta durumu anlamadı, şikayetler oluşunca ise hastaneye koştu. Öztürk, "Vida sökerken kırılıp yerden sekip gözüme girdi. İlk anlamadım, çapak gibi sandım. Gözlük kullanılması lazım, kullanmadım böyle oldu" dedi. Gözdeki cismi başarılı operasyonla alan Doç. Dr. Sadık Etka Bayramoğlu, "Ameliyat 2-2,5 saat sürdü, eğer görme merkezine gelirse tam görme kaybıyla bile sonuçlanabilir. Şanslıydı, yabancı cismi başarıyla çıkarttık. Belki bir koruyucu gözlük olsaydı hiç böyle bir ameliyata gerek kalmayabilirdi" diye konuştu. Öte yandan göze kaçan parça ve çıkarılma anı kameraya yansıdı. İstanbul'un Pendik ilçesinde yaşayan cam işiyle uğraşan 42 yaşındaki Ramazan Öztürk'ün iddiaya göre 12 Haziran günü matkap kullandığı sırada gözüne vida parçası kaçtı. Olay sonrası durumu anlamadığını söyleyen Öztürk, şikayetleri oluşunca hastaneye gitti. Yapılan incelemelerde gözüne vida parçası kaçtığı anlaşılan Öztürk ameliyata alındı. İlk operasyon sonrası 13 Haziran günü İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sadık Etka Bayramoğlu ve ekibi tarafından yapılan incelemelerin ardından Öztürk, ameliyata alındı. Göze kaçan parça ve çıkarılma anı kamerada Yaklaşık 2,5 saat süren operasyonla parça başarıyla çıkarıldı. Göze giren parçanın filmdeki görüntüsü dikkat çekerken çıkarılan parçalı hali ve çıkarılma anı kameraya yansıdı. Doç. Dr. Bayramoğlu, hastasının durumu ve sürece ilişkin bilgi verdi. Bayramoğlu, tadilat ya da benzer durumlarda koruyucu önlemlerin hayati olduğuna dikkat çekti. Öztürk ise yaşadığı zorlu süreci anlattı. "Vida sökerken vida kırılıp yerden sekip gözüme girdi" Gözünde batma, sulanma gibi şikayetler hissetmesi sonrası hastaneye gittiğini belirten Ramazan Öztürk, "Yaklaşık 1,5 ay önce oldu, camcıyım. Bir vida sökerken vida kırılıp yerden sekip gözüme girdi. Ameliyat geçirdim, ambulansla buraya sevk edildim. Gözlük mecbur kullanılması lazım, ben kullanmadım sonuç böyle oldu yine şükür, atlattık. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. İlk etapta anlamadım, çapak gibi sandım, gözümden su gelince direkt hastaneye gittim. Parça içerideymiş, biz bilmiyorduk. Uzun bir ameliyat geçirdim, şu an iyiyim" ifadelerini kullandı. "Görme merkezine gelirse tam görme kaybıyla bile sonuçlanabilir" Hastasının durumuna yönelik konuşan Doç. Dr. Sadık Etka Bayramoğlu, "Hastamız 13 Haziran cumartesi geldi. 1 gün önce kendi işyerinde çalışırken gözüne metalik bir yabancı cisim kaçma şüphesiyle başka bir hastaneye başvurmuş ve orada birincil ameliyatı yapılmıştı. Hasta geldikten, gerekli ön incelemeleri yaptıktan sonra birkaç saat içinde ameliyathaneye indirip, ameliyatımıza başladık. Toplam 2-2,5 saat sürdü. Yabancı cisim çok büyük değildi; yaklaşık 2,5-3 milimetre uzunluğunda, genişliği ise 1-1,5 milimetreydi fakat gözün derin tabakalarına kadar ulaşmıştı. Göz yaralanmalarında yabancı cismin boyutu elbette önemli ama hiçbir zaman küçük yabancı cisimlerin daha az zararla sonuçlanabileceği gibi bir algıya da kapılmamak lazım. Eğer görme merkezine gelirse ciddi, tam görme kaybıyla bile sonuçlanabilir" dedi. "Koruyucu gözlük olsaydı böyle bir ameliyata gerek kalmayabilirdi" ‘Hastamız şanslıydı' diyerek sözlerine devam eden Bayramoğlu, "Görme merkezine yaklaşmış, onu hassasiyetle temizledikten, gerekli tüm güvenlik tedbirlerini aldıktan sonra yabancı cismi başarıyla çıkarttık. İlk ameliyatın zamanında yapılmış olması önemli. 1 haftayı geçen olgularda maalesef tedavi şansı çok çok azalıyor. Göz içi kanamalar, yabancı cisimlere karşı göz içi reaksiyonlar gelişebiliyor, hele hele göz içi enfeksiyon gelişirse görme kaybı ve hatta göz kesesinin tamamen kaybına kadar ilerleyebiliyor. Matkap kullanırken olmuş, mutlaka koruyucu gözlük, bazı durumlarda yüz koruyucu ekipmanın olması lazım. Bu hastamızın özelinde belki bir koruyucu gözlük olsaydı hiç böyle bir ameliyata gerek kalmayabilirdi" ifadelerini kullandı. "Günde ortalama 5 ila 10 arasında vaka" Yabancı cisim kaynaklı başvurularına yönelik konuşan Bayramoğlu,, "Kliniğimizde günde yaklaşık ortalama 5 ila 10 arasında göze yabancı cisim veya kaynak ustalarının ya da izleyen insanların göz hasarı sonucu göz yaralanması gelmekte. Hastamızdaki gibi bu tarz göz içi yabancı cisim, delici göz yaralanmaları daha seyrek oluyor, haftada birkaç adet diyebiliriz. İnsanlarımızın böyle ciddi bir yaralanmayla karşılaşmaması için koruyucu ekipmanlarına dikkat etmeleri lazım eğer ekipmanlar kullanılırsa göz yaralanması sebebiyle başvuruların yüzde 90-95 azalabileceğini düşünüyorum" dedi.

YERLİ VE MİLLİ: BTÜ’den diyabet hastalarına umut olacak yerli tedavi ürünü BTÜ’den diyabet hastalarına umut Haber

YERLİ VE MİLLİ: BTÜ’den diyabet hastalarına umut olacak yerli tedavi ürünü BTÜ’den diyabet hastalarına umut

Bursa Teknik Üniversitesi, TÜSEB desteğiyle diyabet hastalarında sık görülen iyileşmeyen yaralara yönelik arı sütü kaynaklı yerli tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor. Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), diyabet hastalarının en önemli sağlık sorunlarından biri olan iyileşmeyen yaralar için yerli bir tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından destek almaya hak kazanan projede, Bursa’dan elde edilen arı sütü ve ileri biyoteknoloji bir araya getirilerek, diyabet hastalarında görülen yaraların hızlı iyileşmesi sağlanacak. Diyabet hastalarında sık görülen ayak yaraları, zamanında tedavi edilmediğinde enfeksiyona neden olabiliyor, hatta uzuv kaybına kadar varan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu soruna çözüm geliştirmek amacıyla BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökçe Taner'in yürütücülüğünde önemli bir proje hayata geçirildi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından da desteklenen "Diyabetik Ayak Ülseri Tedavisine Yönelik Arı Sütü Kaynaklı Ekstraselüler Vezikül (RJEV)-Yüklü Fotokürlenebilir GelMA Hidrojellerin Geliştirilmesi" başlıklı projede, Bursa'dan elde edilen kaliteli arı sütleri kullanılacak. ELDE EDİLECEK JEL ÖRTÜ YARALARA UYGULANACAK Araştırmacılar, arı sütünden elde edilen ve hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan doğal nano yapıları özel bir hidrojel içerisine yerleştirecek. Jel kıvamındaki bu yara örtüsü, yara üzerine uygulandığında kontrollü şekilde iyileştirici maddeler salgılayacak. Geliştirilecek yerli yara örtüsünün; yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlaması, yeni damar oluşumunu desteklemesi, enfeksiyon riskini azaltması, hücre yenilenmesini hızlandırması hedefleniyor. YERLİ SAĞLIK TEKNOLOJİSİNE KATKI SAĞLAYACAK Türkiye'nin arı ürünleri bakımından zengin bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Gökçe Taner, bu çalışmanın yalnızca diyabet hastalarının yaşam kalitesini artırmayı değil, aynı zamanda yüksek katma değerli yerli sağlık ürünlerinin geliştirilmesine ve sağlık alanında dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sunacağını belirtti. PROJE EKİBİ Doç. Dr. Gökçe Taner'in yürütücülüğündeki projede araştırmacı olarak; Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi İmmünoloji Bölümü’nden: Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, Doç. Dr. Diğdem Yöğen Ermiş, Dr. Öğretim Üyesi Salih Haldun Bal, Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sabire Güler yer alıyor. Projede genç bilim insanları Dr. Halime Serinçay doktora sonrası bursiyer ve Moleküler Biyolog Hilal Akar, Hilal Vardar ve İrem Özveri ise yardımcı personel olarak bulunuyor. REKTÖR ÇAĞLAR: BİLİMSEL BİLGİ TOPLUMSAL FAYDAYA DÖNÜŞÜYOR BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, sağlık alanında geliştirilen yenilikçi projelerin toplumun yaşam kalitesini artırmada büyük önem taşıdığını belirterek, " Üniversitemizde yürütülen bu proje, bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüşmesinin güzel bir örneği. TÜSEB tarafından desteklenmeye hak kazanan bu çalışma, hem yerli sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine hem de ülkemizin biyoteknoloji alanındaki araştırma kapasitesinin güçlenmesine önemli katkılar sağlayacak. Dolayısıyla proje ekibini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.