Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Enfeksiyon

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Enfeksiyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enfeksiyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

El yıkama tekniği, hastalıklardan korunmada etkili Haber

El yıkama tekniği, hastalıklardan korunmada etkili

Çevrenin ve insan vücudunun çok sayıda mikroorganizmayla çevrili olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Reşit Mıstık, bu mikroorganizmalarla temasın kaçınılmaz olduğunu söyledi. Günlük yaşamda pek çok yüzeye dokunan ellerin, farkında olmadan yüze, göze ve ağıza götürülmesiyle hastalık etkenlerinin vücuda taşınabildiğini kaydeden Mıstık, el hijyeninin sağlık açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. El hijyeninin su ve sabun, antiseptik içeren sabun veya alkol bazlı antiseptik solüsyonlarla ellerin uygun şekilde temizlenmesi olduğunu belirten Mıstık, uygulamanın yapılacağı ortama göre farklı el hijyeni yöntemlerinin bulunduğunu dile getirdi. El yıkamanın 3 farklı yöntemi var El hijyeninin sosyal, hijyenik ve cerrahi el yıkama olmak üzere üç farklı şekilde uygulandığını aktaran Mıstık, sosyal el yıkamanın ev ve sosyal alanlarda gerçekleştirildiğini, bu yöntemde ellerin 10-15 saniye yıkanmasının öngörüldüğünü belirtti. Hijyenik el yıkamanın antimikrobiyal sabunlar veya alkol bazlı antiseptiklerle yapıldığını ifade eden Mıstık, bu yöntemde temas süresinin en az 30 saniye olması gerektiğini ve özellikle hasta bakımında ve hastanelerde uygulandığını söyledi. Cerrahi el yıkamanın ise cerrahlar tarafından ameliyat ve girişimler öncesinde, özel teknikler kullanılarak gerçekleştirilen daha kapsamlı bir temizlik yöntemi olduğunu kaydetti. Nezle virüsü ellerle de bulaşıyor Eller aracılığıyla taşınan mikroorganizmaların çeşitli hastalıklara neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Reşit Mıstık, tifo ve dizanteri gibi sindirim sistemi hastalıklarının yanı sıra nezle ve grip gibi solunum yolu enfeksiyonlarının da el hijyenine dikkat edilmediğinde bulaşabileceğini ifade etti. Öksürme ve aksırma sırasında çevreye yayılan virüslerin ellere bulaşabildiğini, ellerin daha sonra yüze, ağza, buruna ve göze götürülmesiyle enfeksiyon riskinin ortaya çıktığını anlatan Mıstık, nezle virüsünün sanılanın aksine yüzde 50 oranında eller aracılığıyla bulaştığına dikkat çekti. El yıkama alışkanlığı yeterli değil El yıkama alışkanlığına ilişkin oranlara da değinen Mıstık, el yıkamanın gerekli olduğu durumlarda uyum oranının kadınlarda yüzde 52, erkeklerde yüzde 48 olduğunu belirtti. Bu oranın çocuklarda yüzde 20’lere, genç erişkinlerde ise yüzde 30’lara kadar düşebildiğini ifade eden Mıstık, el hijyeninin günlük yaşamda yeterince uygulanmadığına işaret etti. Hastalık yapıcı mikroorganizmaların eller aracılığıyla yayılmasını önlemek için gerekli durumlarda ellerin uygun şekilde yıkanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Reşit Mıstık, el hijyeninin bulaşıcı hastalıklardan korunmada temel uygulamalardan biri olduğunu kaydetti.

Antibiyotik her enfeksiyonun çözümü değil Haber

Antibiyotik her enfeksiyonun çözümü değil

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) 2025 küresel sürveyans raporuna göre, 2023 yılında dünya genelinde laboratuvarca doğrulanmış yaygın bakteriyel enfeksiyonların yaklaşık 6'da 1'i antibiyotik tedavilerine dirençliydi. WHO, uygunsuz ve aşırı antimikrobiyal kullanımını direnç gelişiminin başlıca itici güçleri arasında gösteriyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotik kullanımı konusunda en sık karşılaşılan yanlışlardan biri, belirtilerin şiddetinin doğrudan antibiyotik ihtiyacı anlamına geldiğinin düşünülmesi. Oysa antibiyotikler bakterilere karşı etkili, virüslerin neden olduğu soğuk algınlığı gibi enfeksiyonlarda etkili değildir. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Özlem Atmış, "Üst solunum yolu enfeksiyonlarında burun tıkanıklığı, akıntı, öksürük, boğaz ağrısı ve yüz bölgesinde basınç gibi belirtiler oldukça sık görülüyor. Ancak bu belirtilerin varlığı tek başına bakteriyel bir enfeksiyon olduğu ya da antibiyotik kullanılması gerektiği anlamına gelmiyor. Sinüzitte de durum aslında aynı. Her burun akıntısı,her yüz ağrısı ya da birkaç gündür geçmeyen tıkanıklık bakteriyal sinüzit demek değil. Bizim için asıl önemli olan, hastalığın nasıl başladığı, ne kadar sürdüğü ve belirtilerin zaman içinde nasıl değiştiğidir. Viral, post viral ve bakteriyal tabloları birbirinden ayırmadan antibiyotiğe karar vermek doğru değil. EPOS gibi saygın tedavi rehberlerinde akut rinosinüzit vakalarında antibiyotiklerin hastalığın seyri üzerindeki etkisinin sınırlı olduğu, bakteriyel akut rinosinüzit düşünülen seçilmiş hastalarda ise antibiyotik tedavisinin değerlendirilebileceği belirtiliyor. Bu nedenle antibiyotik kararının hastanın klinik durumuna göre verilmesi, gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesi açısından önem taşıyor.Doğru tanı ve uygun tedavi yaklaşımı, hem hastanın sağlığı hem de antibiyotiklerin gelecekte etkinliğinin korunması açısından önemli. Yani mesele antibiyotiği doğru hastada, doğru zamanda kullanmak" dedi. Atmış, "Gerektiğinde antibiyotikten kaçınmak ne kadar yanlışsa, gerekmediği halde kullanmak da o kadar yanlış. Çünkü gereksiz kullanılan her antibiyotik yalnızca o gün ki tedavimizi ilgilendirmiyor; antibiyotiklerin etkisini de azaltıyor. Tedavi de oldukça önemli ve değerli olan antibiyotikler direnç gelişimi ile etkisiz kalır ve gerçekten ihtiyacımız olduğunda tedaviye cevap veremezler’’ dedi. Sinüzitte de "tek tip tedavi" yaklaşımı yerine doğru değerlendirme öne çıkıyor Sinüzit olarak bilinen rinosinüzit tablosunda da hastaların yaşadığı belirtiler birbirine benzese de hastalığın nedeni ve seyri farklılık gösterebiliyor. Avrupa Rinoloji Derneği'nin EPOS 2020 dokümanında, akut rinosinüzitin çoğu vakasında antibiyotiklerin hastalığın seyrine etkisinin sınırlı olduğu; bakteriyel akut rinosinüzit düşünülen seçilmiş hasta grubunda ise antibiyotiklerin etkili olabildiği belirtiliyor. Bu nedenle gereksiz kullanımdan kaçınmak için hasta seçiminin önemine dikkat çekiliyor. Dolayısıyla özellikle uzun süren, tekrarlayan veya şiddetlenen şikâyetlerde, hastanın kendi kendine tedavi uygulamak yerine sağlık profesyoneline başvurması önem taşıyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları, sinüs sağlığı ve bilinçli tedavi yaklaşımları, 23-25 Ekim 2026 tarihlerinde 7. Fonksiyonel Tıp Kongresi'nin sağlık gündemleri arasında yer alacak. Yaklaşık 300 hekim, diyetisyen ve 300 eczacının katılımıyla düzenlenecek kongrede koruyucu sağlık, mikrobiyota, kronik hastalık yönetimi, bağışıklık sistemi ve güncel sağlık yaklaşımlarının yanı sıra antimikrobiyal direnç ve bilinçli ilaç kullanımı da farklı disiplinlerden uzmanların değerlendirmeleriyle ele alınacak.

Yüksek ateş ve şişmiş lenf bezleri veba belirtisi olabilir Haber

Yüksek ateş ve şişmiş lenf bezleri veba belirtisi olabilir

Vebanın, "Yersinia pestis" adı verilen bakterinin yol açtığı zoonotik bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Dr. Müberra Hraloğlu, hastalığın özellikle kemirgenler ve bu hayvanların üzerinde yaşayan pirelerle ilişkili olduğunu ifade etti. "En sık görülen form bubonik vebadır" Hraloğlu, "Veba, enfekte pirelerin ısırması, enfekte hayvan veya hayvan dokularıyla doğrudan temas ve bazı durumlarda enfekte solunum salgılarının solunması yoluyla insanlara bulaşabilir. Hastalığın en sık görülen formu bubonik vebadır. Bu tabloda ani başlayan yüksek ateş, titreme, baş ağrısı, belirgin halsizlik ve kas ağrıları görülebilir" dedi. Bubonik vebada lenf bezlerinin belirgin şekilde etkilenebildiğine dikkati çeken Hraloğlu, "Özellikle kasık, koltuk altı veya boyun bölgesindeki lenf bezlerinde ağrılı ve belirgin şişlikler gelişebilir. Bu şişmiş lenf düğümlerine ‘bubo' adı verilir. Yüksek ateşle birlikte bu tür ağrılı lenf bezi şişliklerinin görülmesi veba açısından önemli bir bulgu olabilir" ifadelerini kullandı. "Veba üç farklı klinik tabloyla ortaya çıkabilir" Hastalığın farklı klinik formlarda görülebildiğini belirten Hraloğlu, şöyle devam etti: "Veba temel olarak bubonik, septisemik ve pnömonik olmak üzere üç farklı klinik tabloyla karşımıza çıkabilir. Bubonik vebada lenf bezleri ön planda etkilenirken, septisemik vebada bakterinin kan dolaşımına yayılması söz konusudur. Bu durumda yüksek ateş, ağır halsizlik, dolaşım bozukluğu, karın ağrısı ve kanama bulguları gelişebilir." Pnömonik vebanın ise akciğerleri etkilediğini kaydeden Hraloğlu, "Pnömonik vebada ateş, öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve hızla ilerleyen zatürre tablosu görülebilir. Bu form, solunum yoluyla kişiden kişiye bulaşabilmesi nedeniyle ayrıca önem taşır" değerlendirmesinde bulundu. "Erken tedavi hayati önem taşıyor" Vebanın günümüzde uygun antibiyotiklerle tedavi edilebildiğini vurgulayan Hraloğlu, tedavide gecikmenin hastalığın ağırlaşmasına neden olabileceğini belirtti. Hraloğlu, "Veba, erken tanı konulup uygun antibiyotik tedavisine başlandığında tedavi edilebilir bir enfeksiyon hastalığıdır. Ancak özellikle tedavi geciktiğinde enfeksiyon kan dolaşımına veya akciğerlere yayılabilir ve yaşamı tehdit eden ciddi tablolara yol açabilir. Bu nedenle klinik şüphe oluştuğunda zaman kaybedilmemesi önemlidir" dedi. Belirtilerin başka enfeksiyon hastalıklarıyla karışabileceğini de ifade eden Hraloğlu, "Tek başına ateş ya da lenf bezi şişliği veba tanısı koydurmaz. Hastanın klinik bulguları ile birlikte seyahat öyküsü, kemirgen veya pire teması ve riskli bölgelerde bulunup bulunmadığı da mutlaka değerlendirilmelidir" diye konuştu. "Kemirgen ve pire temasından kaçınılmalı" Korunma yollarına ilişkin de bilgi veren Hraloğlu, "Özellikle vebanın görülebildiği bölgelerde kemirgenlerle ve yabani hayvanlarla temastan kaçınılmalı, hasta veya ölü hayvanlara çıplak elle dokunulmamalı ve pire ısırıklarına karşı gerekli önlemler alınmalıdır" ifadelerini kullandı. Hraloğlu, "Ani başlayan yüksek ateş, ciddi halsizlik ve özellikle ağrılı lenf bezi şişliği bulunan kişilerde yakın zamanda riskli bölgeye seyahat, kemirgen veya pire teması öyküsü de varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" uyarısında bulundu.

Rusya’daki laboratuvar çalışanının şüpheli ölümü salgın endişesine yol açtı Haber

Rusya’daki laboratuvar çalışanının şüpheli ölümü salgın endişesine yol açtı

Rusya’nın Sibirya bölgesindeki İrkutsk Veba İle Mücadele Enstitüsü’nde laboratuvar teknisyeni olarak çalışan bir kadının 2 Ekim gecesi şüpheli bir enfeksiyon sonucu hayatını kaybetmesi laboratuvar kazası ve salgın endişelerine yol açtı. Rusya basınında yer alan haberlere göre; 28 yaşındaki enstitü çalışanı Darya Shipilova’ya kaynağı bilinmeyen zatürre teşhisi konulurken, araştırmacının vebaya yol açan "Yersinia pestis" bakterisi içeren kırık bir deney tüpüyle temas ettiği öne sürüldü. Bazı basın organları ise genç laboratuvar teknisyeninin bir iş seyahatinden döndükten sonra hastalandığını iddia etti. Tedbir olarak yaklaşık 200 kişinin tıbbi gözlem altına alındığı aktarıldı. Mesleki faaliyetleri ile bağlantısı tespit edilemedi Rusya İnsan Sağlığı ve Tüketici Haklarını Koruma Servisi ise, Shipilova’nın kaynağı bilinmeyen zatürre nedeniyle öldüğünü doğruladı. Buna rağmen enstitüde bulaşıcı mikroorganizmalarla çalışıldığı sırada herhangi bir kaza meydana gelmediği ve son 10 gün içinde enstitü çalışanları arasında bulaşıcı hastalık şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kimsenin olmadığı vurgulandı. Ayrıca, Shipilova’dan alınan numuneler üzerinde detaylı incelemeler yapıldığı, ancak ölüme yol açan hastalığın çalışanın mesleki faaliyetleriyle bağlantılı herhangi bir mikroorganizmaya işaret etmediği ifade edildi. İrkutsk bölgesindeki halk sağlığı durumunun "stabil" olduğu aktarıldı. ABD: "Rus makamlarını doğru bilgileri kamuoyu ile paylaşmaya çağırıyoruz" Kamuoyuna yansıyan iddialar, ABD yönetimini de harekete geçirdi. ABD basınına konuşan bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, "Rusya'nın İrkutsk bölgesinde ölümle sonuçlanan şüpheli akciğer vebası vakasına ilişkin haberlerin farkındayız. Durumu, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve diğer kurumlarla iş birliği içinde yakından takip ediyoruz" açıklamasında bulundu. Birçok detayın henüz kesinleşmediğine dikkat çeken yetkili, "Rus makamlarını doğru bilgileri hızlı ve açık bir şekilde kamuoyu ile paylaşmaya çağırıyoruz. Veba bilinen bir hastalıktır ve özellikle tedaviye erken başlandığında yaygın antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Vakalar dünyanın birçok yerinde doğal olarak ortaya çıkmaktadır" ifadelerini kullandı. Ölüme yol açabiliyor Veba, "Yersinia pestis" adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalık olarak biliniyor. Vebanın en ölümcül ve en az görülen formu olarak öne çıkan ve ağır zatürreye yol açan "akciğer vebası" ise tedavi edilmediği takdirde birkaç gün içinde ölümle sonuçlanabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre; insanlar pire ısırığı, temas ya da solunum yoluyla hastalığa yakalanabiliyor.

Sonbahar enfeksiyonuna dikkat Haber

Sonbahar enfeksiyonuna dikkat

Güneşin etkisini kaybetmeye başladığı ve sıcaklığın bir yükselip bir azaldığı sonbahar aylarında enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı arttığını belirten Op. Dr. İdil Öztürk, sonbaharın solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin oluşturduğunu söyledi. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının, doktora başvurmanın önde gelen sebepleri arasında yer aldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, "Mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişimleri birçok hastalık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin hazırlıyor. Zayıflayan bağışıklık sistemiyle birlikte vücut direncinin düşmesi, bu dönemlerde üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanmasına neden oluyor" diye konuştu. Kalabalık ortamlar risk Enfeksiyona yatkınlığı artıran unsurları da anlatan Öztürk, "Alerjik bünyeye sahip olma, burun kemiği eğriliği veya konka büyüklüğü gibi anatomik sorunlar nedeniyle ağızdan nefes alıp verme, sigara içme, düzensiz beslenme gibi faktörler de üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı artırır. Bu hastalıklar mevsim geçişlerinde ve kalabalık ortamlarda sık görülürler. Damlacık enfeksiyonu biçiminde ortaya çıkarlar, yani yakın mesafeden konuşma, öpme, öksürme sonucunda bulaşırlar. Bulunulan ortamda havalandırmanın yetersiz olması da bulaşmalarını kolaylaştırır. yüzeylere temas sonrası ellerin yıkanmaması ile de bulaşır" ifadelerini kullandı. En sık görülen enfeksiyonlar Erişkinlerde sık olarak görülenlerden üst solunum yolu enfeksiyonlarını sıralayan Op. Dr. İdil Öztürk, "Bunlardan birincisi nezle, ikincisi grip enfeksiyonudur. Bunların yanında orta kulak iltihabı da en sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarındandır" diye konuştu. Op. Dr. İdil Öztürk, erişkinlerde sıkça görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarını şöyle sıraladı: "Nezle birden çok virüsün yol açtığı, kişiden kişiye bulaşan, üst solunum yollarını tutan hafif seyirli bir hastalıktır. Üşütme, soğuk algınlığı olarak da bilinir. Soğuk mevsimlerde daha sıktır. Sigara içenlerde daha sık görülmez fakat ağır seyreder. Bir insan, ömrü boyunca yaklaşık olarak 300 defa nezle olur. 5 yaşın altındaki çocuklar yılda ortalama 8-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirir. İnfluenza virüslerinin yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonudur. Virüsün 3 tipi vardır. Tip A insanlar, domuzlar ve kümes hayvanlarında, Tip B sadece insanlarda hastalık yapar. Tip C ise insanlarda çok hafif belirtilere yol açar. Sıklıkla ani başlayan yüksek ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ve kas ağrıları, bitkinlik, burun akıntısı veya tıkanıklığı ile kendini gösterir. Ateş genellikle 5 gün ya da 1 hafta sürer. Tedavide dinlenme çok önemlidir. Ateş düşürücüler, bol sıvı tüketimi ve iyi beslenme önemlidir. Viral bir hastalık olduğu için antibiyotik verilmez ancak orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi ikincil enfeksiyon, komplikasyon olarak eklenmiş ise antibiyotik kullanılır. Yutak ve bademciklerin ani başlayan enfeksiyonudur. Virüs veya bakteriyel kaynaklı olabileceği için etkene göre tedavi metodu değişiklik gösterir. Belirtileri yüksek ateş, boğaz ağrısı-yutkunma zorluğu, halsizlik-kırgınlık, baş-eklem-kas ağrıları, öksürük ve bazen de boyunda lenf bezlerinin şişmesidir. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu daha sık görülür. Sıklıkla nezle, grip gibi enfeksiyonları takiben gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyon şeklindedir. En sık 6-18 ay asındaki çocukları etkiler. 6 yaşından sonra hastalık sıklığında bariz azalma görülür. Yüz kemiklerinin içerisinde sinüs adı verilen hava boşluklarının iltihabına sinüzit adı verilir. Yine sıklıkla viral üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben gelişir. Vira enfeksiyonlardan sonra 7-10 günde tam iyileşme beklenirken genellikle burun doluluğu ve öksürük artışı olur. Büyük çocuklar ve erişkinlerde baş ve yüz ağrıları görülebilir. Antibiyotik tedavisi gerekebilir." KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Öztürk, söz konusu bu üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için hijyene ve el yıkamaya özen gösterilmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, kalabalık ortamların sık sık havalandırılması, hasta kişilere mümkünse maske taktırılması ve fazla yaklaştırılmaması, yaşa uygun ve dengeli beslenilmesi, mevsime uygun giyinilmesi gerektiğini söyledi.

Okullar açıldı, enfeksiyonlar arttı: Uzmanı salgın endişesine açıklık getirdi Haber

Okullar açıldı, enfeksiyonlar arttı: Uzmanı salgın endişesine açıklık getirdi

Okulların açılmasıyla çocuklarda boğaz ağrısı, ateş, öksürük, kusma, ishal ve döküntü gibi şikâyetlerle seyreden enfeksiyonlarda artış görülürken, uzmanlar bu durumun tek başına yeni bir salgın anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla bir arada bulunmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırdığını belirterek, salgın değerlendirmesi için epidemiyolojik veriler ve sürveyans sonuçlarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Medicana Çamlıca Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, okulların açılmasıyla çocuklarda enfeksiyon görülme sıklığının artmasının tek başına yeni bir salgın göstergesi olmadığını belirtti. Çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırdığını ifade eden Koçak, "Okulların açılmasıyla çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunması, bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırıyor. Bu dönemde farklı virüslerin aynı anda dolaşımda olması nedeniyle çocuklarda hastalıkların arttığını görmek olağandır" açıklaması yaptı. Okul ortamı enfeksiyonların yayılması için uygun zemin oluşturuyor Çocukların uzun saatler boyunca aynı sınıfta, serviste, oyun alanlarında ve ortak kullanım alanlarında bulunmasının enfeksiyonların kişiden kişiye geçişini kolaylaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Koçak, özellikle havalandırması yetersiz ve kalabalık kapalı ortamlarda solunum yoluyla bulaşan virüslerin yayılma riskinin arttığını söyledi. Prof. Dr. Koçak, "Bir çocuğun okula başlamasıyla birlikte yalnızca kendi enfeksiyon riski değil, ev içerisinde kardeşlerine ve ebeveynlerine bulaştırma ihtimali de artıyor. Bu nedenle okul dönemindeki enfeksiyonları yalnızca çocukların hastalanması olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çocuğun hastalanması, aile içerisinde bakım yükü ve iş gücü kaybı gibi sonuçları da beraberinde getirebiliyor. Solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımında kapalı ve kalabalık ortamların önemli bir rol oynadığı biliniyor" dedi. TOBB İklimlendirme Meclisi'nin İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum'da yaptığı ölçümlerde sınıflardaki karbondioksit seviyelerinin 5 bin ppm'e kadar çıktığının tespit edildiğini belirten Koçak, kabul edilebilir seviyenin 750-1000 ppm olduğunu ifade etti. Koçak, "CO2 seviyesinin 1000 ppm'in üzerinde olması karar verme performansının orta derecede azalmasına, 2 bin 500 ppm'in üzerine çıkması ise yüksek derecede düşmesine neden oluyor. Bu ortamlar hem çocukların dersi anlamalarını olumsuz etkiliyor hem de yakın mesafe nedeniyle karşılarındaki kişinin üst solunum yolu mikrobiyotasından etkilenerek daha fazla enfeksiyon etkenine maruz kalmalarına neden olabiliyor. Bu nedenle en azından sınıfların teneffüslerde düzenli olarak havalandırılması gerekiyor. El hijyeni ve hastalık belirtileri gösteren çocukların mümkün olduğunca diğer çocuklardan uzak tutulması da bulaşın azaltılması açısından önem taşıyor" ifadelerini kullandı. El-ayak-ağız hastalığı bu dönemde daha sık görülüyor Son dönemde özellikle küçük çocuklarda dikkat çeken hastalıklardan birinin de el-ayak-ağız hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Koçak, enterovirüslerin neden olduğu bu enfeksiyonun çocukluk çağında sık görüldüğünü söyledi. Hastalığın ılıman iklimlerde yaz sonu ve sonbahar başında daha fazla görülebildiğini belirten Koçak, "Hastalık genellikle ateş, halsizlik, iştahsızlık ve boğaz ağrısıyla başlayabiliyor. Ardından ağız içerisinde ağrılı yaralar ile el ve ayaklarda, bazen de diz, dirsek, kalça ve gövde gibi bölgelerde döküntüler ortaya çıkabiliyor. Ancak hastalığın ismine rağmen her çocukta el, ayak ve ağız bölgesinin tamamında döküntü görülmeyebiliyor" dedi. El-ayak-ağız hastalığının yeni ortaya çıkmış bir hastalık olmadığını vurgulayan Koçak, "Çocukluk çağında sık gördüğümüz viral enfeksiyonlardan biri. Özellikle kreş ve okul gibi çocukların yakın temas halinde olduğu ortamlarda daha kolay yayılabiliyor. Hastalığın yaz sonu ve sonbahar döneminde görülmesi de olağandışı bir durum değil" diye konuştu. Boğaz ağrısı ve kusma her zaman aynı enfeksiyonu göstermiyor Okul döneminde çocuklarda aynı anda farklı enfeksiyon etkenlerinin görülebildiğini belirten Prof. Dr. Koçak, boğaz ağrısı, ateş, kusma veya halsizlik gibi tek bir belirtiden yola çıkarak hastalığın hangi etkenden kaynaklandığının belirlenemeyeceğini ifade etti. Soğuk algınlığına çok sayıda farklı solunum yolu virüsünün neden olabildiğini kaydeden Koçak, influenza enfeksiyonunun ise özellikle kuzey yarımkürede kış aylarında daha belirgin hale geldiğini söyledi. Çocuklarda influenza sırasında bulantı, kusma ve ishal gibi gastrointestinal belirtilerin yetişkinlere kıyasla daha sık görülebildiğini belirtti. Prof. Dr. Koçak, "Boğaz ağrısı olan her çocuk grip değildir; kusan her çocukta da aynı etken söz konusu değildir. Viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından gastroenteritlere, streptokok kaynaklı boğaz enfeksiyonlarından el-ayak-ağız hastalığına kadar farklı tablolar benzer başlangıç belirtileri gösterebilir. Bu nedenle özellikle ateşin yüksek veya uzun sürmesi, çocuğun genel durumunun bozulması ya da sıvı alamaması gibi durumlarda çocuğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir" açıklamasında bulundu. Havaların soğuması bulaş açısından uygun şartlar oluşturabilir Son günlerde hava sıcaklıklarının kısa sürede düşmesiyle birlikte velilerin "Soğuk hava çocukları hasta ediyor mu?" sorusunu gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Koçak, tek başına havanın soğumasının enfeksiyona neden olmadığını söyledi. Koçak, "Enfeksiyonların nedeni virüs ve bakteriler gibi mikroorganizmalardır. Ancak mevsim değişikliğiyle birlikte insanların daha fazla kapalı ortamlarda bulunması, pencerelerin daha az açılması ve çocukların uzun süre kalabalık ortamlarda bir arada bulunması bulaş açısından uygun şartlar oluşturabilir" dedi. Solunum yolu virüslerinin kapalı ve kalabalık ortamlarda daha kolay yayılabildiğini ifade eden Koçak, bu nedenle havaların soğumasıyla birlikte sınıf ve evlerin düzenli olarak havalandırılmasının önem kazandığını söyledi. Çocuğu hastalanan velilerin dikkat etmesi gerekenler Çocuklarda enfeksiyonların kontrolünde ailelerin yanı sıra okulların yaklaşımının da önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Koçak, ateş, belirgin halsizlik, aktif kusma veya ishal, yoğun öksürük ya da bulaşıcı bir hastalığa işaret eden döküntüleri bulunan çocukların diğer çocuklarla yakın temasının sınırlandırılması gerektiğini ifade etti. El-ayak-ağız hastalığında yakın temas, tükürük ve solunum salgıları, dışkı ve döküntü sıvıları aracılığıyla bulaş gerçekleşebildiğini belirten Koçak, el yıkama, ortak kullanılan eşyaların temizliği ve hasta çocukla yakın temasın azaltılmasının önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Koçak, "Çocuğun okula gönderilip gönderilmeyeceği yalnızca ateşin olup olmamasına göre değerlendirilmemeli. Çocuğun genel durumu, hastalığın türü, bulaştırıcılık dönemi ve okulun uyguladığı sağlık politikaları birlikte göz önünde bulundurulmalı. Özellikle aktif kusma ve ishal, yüksek ateş, belirgin halsizlik veya yaygın döküntü gibi durumlarda çocuğun evde istirahat etmesi ve hekim değerlendirmesi uygun olacaktır" dedi. El hijyeni ve havalandırma en basit ama etkili önlemler arasında Okul döneminde enfeksiyonların yayılımını azaltmak için çocuklara küçük yaşlardan itibaren el hijyeni alışkanlığı kazandırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Koçak, özellikle tuvalet sonrası, yemeklerden önce ve okuldan eve geldikten sonra ellerin su ve sabunla yıkanmasının önem taşıdığını söyledi. Sınıfların düzenli havalandırılması, ortak kullanılan yüzeylerin temizliği, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve öksürme-hapşırma sırasında ağız ve burnun kapatılması gibi temel hijyen uygulamalarının da bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlayacağını ifade eden Koçak son olarak şunları söyledi: "Okulların açılmasıyla çocuklarda enfeksiyonların artması her yıl karşılaştığımız bir durum. Burada önemli olan paniğe kapılmak değil, bulaş zincirini azaltacak doğru alışkanlıkları günlük hayatın bir parçası haline getirmek. Hasta çocuğun dinlenmesi, gerektiğinde hekim tarafından değerlendirilmesi ve bulaşıcı olduğu dönemde diğer çocuklarla temasının azaltılması hem kendi sağlığı hem de okul topluluğunun korunması açısından önemlidir."

Okul başarısının sırrı sağlıkta yatıyor Haber

Okul başarısının sırrı sağlıkta yatıyor

Çocuk sağlığının okul başarısındaki kritik rolüne dikkat çeken Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, çocuğun okul başarısının temelinde öncelikle sağlıklı olması ve kendini iyi hissetmesinin yattığını söyledi. Çocukların hiç hastalanmadığı bir okul yılı hedeflemenin gerçekçi olmayabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Kaşlı, sağlıklı alışkanlıklar kazandırarak, aşıları takip ederek ve gerektiğinde çocuk hekimine başvurarak bu dönemin daha sağlıklı ve keyifli geçirilebileceğini vurguladı. Uzm. Dr. Onur Kaşlı, okulların açılmasıyla başlayan yeni eğitim-öğretim dönemi öncesinde ailelere çeşitli tavsiyelerde bulundu. Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar için yeniden hareketli bir dönemin başladığını hatırlatan Uzm. Dr. Onur Kaşlı; yeni sınıflar, arkadaşlar, dersler ve sosyal aktivitelerle birlikte ailelerin zihninde benzer soruların oluştuğunu ifade etti. Ailelerin "Çocuğum çok sık hastalanacak mı?", "Bağışıklığını güçlendirmek için ne yapmalıyım?", "Vitamin kullanmalı mıyız?" sorularına yanıt aradığını belirten Kaşlı, bir çocuk hekimi olarak özellikle okulun ilk dönemlerinde bu sorularla sıkça karşılaştığını kaydetti. Okula başlayan çocukların sık hastalanması normal mi? Özellikle kreş ve anaokuluna yeni başlayan çocukların daha sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini gözlemlediklerini aktaran Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların kapalı ortamlarda uzun süre birlikte bulunmasının, yakın temasın ve birçok enfeksiyon etkeniyle ilk kez karşılaşmalarının bunda önemli rol oynadığını dile getirdi. Bu nedenle okulun ilk döneminde geçirilen her nezle veya öksürüğün "Çocuğumun bağışıklığı çok düşük" şeklinde değerlendirilmesinin doğru olmadığını vurgulayan Kaşlı, buradaki asıl hedefin çocuğun hiç hastalanmaması değil; sağlıklı gelişimini desteklemek, hastalandığında doğru şekilde takip etmek ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak olduğunu belirtti. "Bağışıklık güçlendirici" yerine sağlıklı yaşam Ailelerin en çok merak ettiği konulardan birinin de bağışıklığı güçlendirdiği söylenen vitaminler ve takviyeler olduğunu hatırlatan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, çocukların bağışıklık sistemi için yapılabilecek en temel şeylerin yeterli uyku, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yeterli sıvı tüketimi olduğunu kaydetti. Her çocuğun rutin olarak çok sayıda vitamin veya takviye kullanmasına gerek olmadığını ifade eden Kaşlı; D vitamini, demir veya diğer desteklerin çocuğun yaşı, beslenmesi, büyüme ve gelişmesi ile ihtiyaçları değerlendirilerek planlanması gerektiğini belirtti. Aşı karnesini kontrol etmeyi unutmayın Okul başlangıcının çocukların aşılarını yeniden gözden geçirmek için güzel bir fırsat olduğuna dikkat çeken Dr. Kaşlı, öncelikle ulusal aşı takvimindeki aşıların tamamlanmış olmasının önemine işaret etti. Uzm. Dr. Kaşlı, bunun yanında çocuğun yaşı, sağlık durumu ve risk faktörlerine göre mevsimsel influenza (grip) aşısı gibi ek aşı seçeneklerinin de çocuk hekimiyle birlikte değerlendirilebileceğini aktardı. Uyku, sandığımızdan daha önemli Yaz tatilinde uyku saatlerinin değişmesinin neredeyse kaçınılmaz olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Kaşlı, okul başladığında çocukların bir anda erken yatıp erken kalkmasını beklemenin her zaman kolay olmadığını söyledi. Yetersiz uykunun yalnızca çocuğun gün içerisinde yorgun olmasına neden olmayacağını belirten Uzm. Dr. Kaşlı; bunun dikkatini, öğrenmesini, davranışlarını ve genel iyilik hâlini de etkileyebileceğini vurguladı. Uzm. Dr. Kaşlı, bu nedenle okul döneminde düzenli ve yaşına uygun sürelerde uykunun, sağlıklı beslenme kadar önem verilmesi gereken bir konu olduğunu ekledi. Kahvaltı ve beslenme çantasına küçük bir dokunuş Çocukların güne mümkün olduğunca kahvaltıyla başlamalarını önerdiklerini dile getiren Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, okul beslenmesinde mükemmel bir menü hazırlamaya çalışmak yerine sürdürülebilir ve dengeli seçimler yapmanın daha önemli olduğunu söyledi. Meyve, süt ve süt ürünleri, yumurta, tam tahıllı ürünler ve yaşa uygun sağlıklı atıştırmalıkların iyi seçenekler olduğunu belirten Uzm. Dr. Kaşlı; şekerli içecekler ile yoğun işlenmiş ve paketli gıdaların tüketiminin ise mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğine dikkat çekti. Çoğu zaman unutulan basit bir konunun da su içmek olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların okulda da düzenli su içmelerinin teşvik edilmesi gerektiğini ifade etti. Okul öncesi çocuk sağlığı kontrolü Okul öncesinde yapılan çocuk sağlığı değerlendirmesini yalnızca "Bir hastalığı var mı?" kontrolü olarak görmemek gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Kaşlı; boy ve kilo gelişiminin değerlendirilmesi, büyüme eğrisinin gözden geçirilmesi, aşıların kontrolü, beslenme ve uyku alışkanlıklarının konuşulması ve gerektiğinde görme veya işitme açısından ileri değerlendirme planlanmasının bu kontrolün önemli parçaları olduğunu kaydetti. Ailelere her zaman çocuğun okul başarısının temelinde öncelikle sağlıklı olması ve kendini iyi hissetmesinin yattığını hatırlattığını belirten Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların hiç hastalanmadığı bir okul yılı hedeflemenin gerçekçi olmayabileceğini yineledi. Uzm. Dr. Kaşlı, sağlıklı alışkanlıklar kazandırarak, aşıları takip ederek ve gerektiğinde çocuk hekimine başvurarak bu dönemin daha sağlıklı ve keyifli geçirilmesine yardımcı olunabileceğini sözlerine ekledi. Uzm. Dr. Onur Kaşlı, yeni eğitim döneminin tüm çocuklar için sağlıklı, mutlu ve başarılı geçmesini dileyerek açıklamasını tamamladı.

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir Haber

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir

Bilinç bulanıklığı, ani davranış değişiklikleri ve unutkanlık çoğu zaman stres ya da yorgunlukla ilişkilendirilse de bu belirtiler hayati risk taşıyan beyin iltihabının habercisi olabilir. Özellikle ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik bulguların acil değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, "Gecikilen her saat hastalığın seyrini ağırlaştırabilir" dedi. Beyin iltihabı, hem ani başlayan ağır belirtilerle hem de haftalar içinde sinsi ilerleyen bulgularla ortaya çıkabilen ciddi bir hastalık olarak dikkat çekiyor. Özellikle davranış değişiklikleri ve bilinçte dalgalanma gibi belirtiler hafife alınmaması gerekiyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, erken müdahalenin süreci farklı bir boyuta taşıdığının altını çizerek önemli uyarılarda bulundu. Ateş ve bilinç değişikliği birlikteyse dikkat Beyin iltihabının (ensefalit) en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğunu belirten Dr. Toplutaş, "Virüsler ve bakteriler nedeniyle gelişen beyin iltihabı genellikle ani başlar ve yüksek ateş, bilinç değişikliği, davranış bozukluğu, konuşma güçlüğü ve motor kayıplarla kendini gösterir. Bu tablo acil müdahale gerektirir ve tedavi süreci acil servisten itibaren başlatılmalıdır" dedi. Hastalığın her yaş grubunda görülebildiğini vurgulayan Dr. Toplutaş, etkenin belirlenmesiyle birlikte antiviral veya antibiyotik tedavilerin hızla başlandığını ifade etti. Tedavi gecikirse kalıcı hasar bırakabilir Tedavide gecikmenin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Dr. Toplutaş, "Bu hastalık tedavi edilmediğinde yalnızca ölüm riski oluşturmaz, aynı zamanda kalıcı nörolojik hasarlara, yani felç, konuşma bozukluğu ve bilişsel kayıplara da neden olabilir" diye konuştu. Bu nedenle belirtilerin erken fark edilmesinin ve hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Beyin iltihabı yalnızca enfeksiyon kaynaklı olmadığını belirten Dr. Toplutaş, son yıllarda daha sık tanı konulan otoimmün ve paraneoplastik ensefalitlere dikkat çekti. "Bu grupta hastalık ani değil, haftalar hatta aylar içinde gelişir. Unutkanlık, davranış değişiklikleri, konuşma bozukluğu, dengesizlik ve epileptik nöbetler gibi belirtilerle ortaya çıkabilir" dedi. Bağışıklık sistemi ve kanser etkili olabilir Bu tür beyin iltihabı mikrobik bir etken bulunamadığını belirten Dr. Toplutaş, "Bazı durumlarda bağışıklık sisteminin aşırı çalışması beyin dokusuna zarar verebilir. Bazı hastalarda ise vücutta bulunan bir kanserin ürettiği anormal proteinler beyin iltihabına neden olabilir. Bu nedenle bu hastalarda altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Beyin iltihabında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Toplutaş, "Ani gelişen bilinç değişikliği, ateş, davranış bozukluğu veya nöbet gibi durumlarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.

Sık hastalanan her çocuğun bağışıklığı zayıf değildir Haber

Sık hastalanan her çocuğun bağışıklığı zayıf değildir

Çocukların sık hastalanmasının pek çok ebeveyni 'düşük bağışıklık' korkusu ile endişelendirdiğini, ancak sık hastalanmanın her zaman bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmediğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul çağındaki çocuklar yılda 6 ila 10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Her enfeksiyon aslında bağışıklık sisteminin yeni mikropları tanıdığı bir öğrenme sürecidir. Bu nedenle sık hastalanan her çocuk bağışıklığı düşük bir çocuk değildir" dedi. Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde gelişimini sürdürdüğünü belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul döneminde çocuklar birçok yeni virüsle ilk kez karşılaşıyor. Bu nedenle yılda 6-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri çoğu zaman normal kabul edilir. Her hastalık bağışıklık sisteminin yeni bir mikropla tanışması ve kendini geliştirmesi anlamına gelir" diye konuştu. "Bazı belirtiler varsa mutlaka değerlendirilmeli" Ancak her sık hastalanmanın da normal kabul edilmemesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, "Enfeksiyonların çok ağır seyretmesi, sürekli antibiyotik gerektirmesi, uzun sürmesi ya da çocuğun büyüme ve gelişmesinin etkilenmesi gibi durumlarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Bağışıklığı tek bir vitamin ya da şurup güçlendirmez" Toplumda bağışıklığın takviyelerle güçlendirilebileceğine yönelik yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Yılmaz, "Sağlıklı ve dengeli beslenen bir çocukta rutin vitamin veya takviye kullanımı her zaman gerekli değildir. Ayrıca her enfeksiyonda antibiyotik kullanılması da doğru değildir. Antibiyotikler virüslere karşı etkili değildir ve gereksiz kullanımları faydadan çok zarar verebilir" dedi. "Bağışıklığın en güçlü destekçisi sağlıklı yaşamdır" Bağışıklık sistemini destekleyen en önemli etkenlerin günlük yaşam alışkanlıkları olduğunu belirten Yılmaz, "Yeterli ve dengeli beslenme, düzenli uyku, açık havada fiziksel aktivite ve aşıların eksiksiz yapılması çocukların bağışıklık sisteminin sağlıklı gelişmesinde temel rol oynar" diye konuştu. Bağışıklık sisteminin zamanla olgunlaştığına dikkat çeken Yılmaz, "Sabırlı olmak ve doğru alışkanlıklar kazandırmak, çocukların sağlıklı büyümesi için en önemli adımdır. Gereksiz ilaç ve takviyeler yerine çocukların uyku düzenine dikkat etmek, doğal ve dengeli beslenmeyi teşvik etmek, ulusal aşı takvimini aksatmamak yeterlidir" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.