Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Enerji Arzı

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Enerji Arzı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Arzı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Macron: "Yanbu'yu korumak için Suudi Arabistan'a asker ve savunma sistemleri göndereceğiz" Haber

Macron: "Yanbu'yu korumak için Suudi Arabistan'a asker ve savunma sistemleri göndereceğiz"

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Elysee Sarayı'ndan canlı yayınlanan özel röportajında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı ve Avrupa'nın güvenliğine geniş yer ayıran Cumhurbaşkanı Macron, Orta Doğu'daki kriz, Fransa'da yükselen akaryakıt fiyatları, enerji arzı, kamu borcu, 2027 bütçesi ve ülkedeki siyasi durumu da değerlendirdi. "Rusya, Fransa'yı hedef alabilir" Macron, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) Rusya'nın insansız hava araçlarıyla Avrupa'ya ve özellikle Fransa'nın güneyine saldırabileceği yönünde Fransız istihbarat servislerini uyardığına ilişkin iddiaları reddetti. Ancak Avrupa'daki güvenlik ortamının giderek daha gergin hale geldiğini belirten Macron, "Son haftalarda Avrupa'nın birçok yerinde düşmanca eylemlerin arttığını görüyoruz" dedi. Almanya'nın Leipzig Havalimanı'nda Alman makamlarınca Rusya'nın sorumlu tutulduğu saldırı girişimine değinen Macron, Fransa'da bugüne kadar bu tür bir saldırının gerçekleşmediğini, ancak riskin bulunduğunu söyledi. Fransa'nın da benzer bir saldırıyla karşılaşıp karşılaşamayacağına ilişkin Macron, "Bunun Fransa'da gerçekleşmesinin mümkün olup olmadığını soruyorsanız, cevabım evet" ifadelerini kullandı. Fransa Cumhurbaşkanı, "Rusya, Avrupa'nın Ukrayna'nın stratejik derinliği olduğunu düşünüyor, çünkü Avrupalılar Ukraynalılara yardım ediyor" dedi. "Bu artık hibrit savaş değil, doğrudan savaş" Leipzig'deki saldırı girişiminin başarılı olması halinde saldırının can kayıplarına yol açabileceğini belirten Macron, "Bu artık hibrit savaş değil, doğrudan savaş. Bunlar insanları öldürebilecek düşmanca eylemler" ifadelerini kullandı. Rusya kaynaklı tehdidin yalnızca fiziki saldırılarla sınırlı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı, Fransa'nın yıllardır dezenformasyon ve siber saldırıların hedefi olduğunu söyledi. Macron, bu tür eylemlerin son dönemde yoğunlaştığını ifade etti. Fransa'nın muhtemel saldırılara karşı hazırlıklarını artırdığını belirten Macron, İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in bölge valilerini bir araya getirdiğini hatırlattı. Ülke genelindeki kritik altyapılar ile hassas noktaların korunmasına yönelik tedbirlerin güçlendirildiğini söyleyen Macron, özellikle insansız hava aracı ve siber saldırılara karşı hassas sivil altyapılar, askeri tesisler ve savunma sanayii noktaları için bölge bölge hazırlık yapıldığını belirtti. "Moskova'nın ölü ve yaralı olmak üzere toplam 1.2 milyon asker kaybı var" Rusya'nın Ukrayna'daki savaş için yeni bir seferberliğe hazırlanabileceğini de ifade eden Macron, Avrupa ve ABD istihbarat servisleri ile Ukrayna tarafından paylaşılan bilgiler doğrultusunda yaklaşık 300 bin kişilik yeni bir seferberliğin "inandırıcı bir senaryo" olduğunu söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı, Rusya'nın Şubat 2022'den bu yana ölü ve yaralı olmak üzere toplam 1.2 milyon asker kaybettiğini ileri sürerek Moskova'nın Donbass'ın tamamını ele geçirmek için daha fazla kaybı göze almaya hazır olduğunu savundu. Macron, mevcut ilerleme hızıyla Rus ordusunun Donbass'ın geri kalanını ele geçirmesinin yaklaşık 1.5 ila 2 yıl sürebileceği değerlendirmesinde bulundu. Rusya ve Ukrayna'ya önerilen çifte moratoryum Ukrayna'ya desteğin devam edeceğini belirten Macron, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile ilave radar ve füze sağlanması konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Cumhurbaşkanı Macron ayrıca Rusya ve Ukrayna'ya Ukrayna'nın Rus rafineri ve enerji tesislerine yönelik saldırılarını durdurması karşılığında Rusya'nın da Ukrayna'nın enerji sistemi ve sivil altyapısına yönelik saldırılarına son vermesini, ikinci aşamada ise Karadeniz'deki çatışmaların durdurularak tahıl sevkiyatının önünün açılmasını içeren "çifte moratoryum" önerdiklerini hatırlattı. Macron, öneriyi ABD Başkanı Donald Trump ve Zelenskiy ile görüştüğünü belirtti. "Kıtlığı önlemek için her şeyi yapıyoruz" Fransa'da akaryakıt fiyatlarındaki yükselişe değinen Macron, Ukrayna'nın Rus rafinerilerine yönelik saldırılarının piyasalar üzerinde etkisi bulunduğunu, ancak enerji fiyatlarındaki yükselişin temel nedeninin Orta Doğu'daki savaş ve Hürmüz Boğazı çevresindeki kriz olduğunu söyledi. Ukrayna'nın Rus rafinerilerini hedef almasına ilişkin Macron, "Ukraynalılar bunu Rusya onların enerji kapasitesini yok ettiği için yapıyor. Kışı karanlıkta ve soğukta geçirdiler" dedi. Fransa'da dizel, doğal gaz veya kalorifer yakıtında arz sıkıntısı yaşanmaması için çalıştıklarını belirten Cumhurbaşkanı Macron, "Kıtlığı önlemek için her şeyi yapıyoruz" ifadelerini kullandı. Macron, enerji arzının güvence altına alınması ve Hürmüz Boğazı'nın barışçıl şekilde yeniden açılması için diplomatik girişimlerin sürdüğünü söyledi. Fransa'nın enerji stoklarını yeniden oluşturduğunu belirten Macron, doğal gaz depolarının önümüzdeki haftalarda Avrupa hedefleri doğrultusunda yaklaşık yüzde 80 doluluk seviyesine ulaşmasının beklendiğini ifade etti. "Kızıldeniz güzergahında Yanbu enerji tesisinin korunması için asker göndereceğiz" Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Yanbu enerji tesisinin korunması için askeri destek sağlayacaklarını açıkladı. Hürmüz Boğazı'nı kullanmadan enerji ihracatına imkan sağlayan Yanbu'nun önemine dikkat çeken Macron, "Askeri imkanlar göndereceğiz. Askerler, radarlar ve savunma sistemleri göndereceğiz. Herhangi bir çatışmaya dahil olmak için değil, bu tesisi korumak için" şeklinde konuştu. "Trump söz konusu olduğunda hiçbir zaman garanti yok" Fransa'nın G7 dönem başkanlığını yürüttüğünü hatırlatan Macron, enerji fiyatlarındaki baskının azaltılması amacıyla gerekmesi halinde üye ülkelerin stratejik petrol rezervlerinin koordineli biçimde piyasaya sürülmesinin değerlendirilebileceğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan dizelinin ihracatını sınırlandırabileceğine ilişkin açıklamalarına da değinen Macron, böyle bir kararın dünya piyasalarındaki fiyatları daha da artıracağını savundu. Trump'tan bu konuda güvence alınıp alınmadığına ilişkin Macron, "Donald Trump söz konusu olduğunda hiçbir zaman garanti yok" ifadelerini kullandı. "Fiyatların kontrolden çıkmasına izin vermeyeceğiz" Akaryakıt fiyatlarının daha da yükselmesi halinde yeni önlemlerin gündeme gelebileceğini belirten Cumhurbaşkanı, önceliğin vergileri azaltmadan önce piyasa fiyatlarını düşürmek olduğunu söyledi. Macron, "Bizim çıkarımız vergileri düşürmeden önce fiyatları düşürmek. Aksi halde jeopolitiğin sonuçlarını Fransız vergi mükelleflerine ödetmiş oluruz" dedi. Litre başına 20 sentlik vergi indiriminin kamu maliyesine bir ayda yaklaşık 1 milyar Euro'ya mal olacağını belirten Macron, fiyatların yükselmeye devam etmesi halinde hiçbir seçeneğin tamamen dışlanmadığını ifade etti. Cumhurbaşkanı, "Fransızları yalnız bırakmayacağız. Fiyatların kontrolden çıkmasına izin vermeyeceğiz" dedi. TotalEnergies'e de seslenen Macron, şirketin uluslararası enerji fiyatlarındaki yükselişten yararlanarak Fransız tüketiciler üzerinden aşırı kar elde etmemesi gerektiğini savundu. Cumhurbaşkanı, "Fransızsınız, vatansever olun" ifadelerini kullandı. Bütçe ve hayat pahalılığı Fransa'nın kamu borcundaki artışa ilişkin eleştirilere cevap veren Macron, Covid-19 salgını sırasında uygulanan geniş kapsamlı devlet desteklerini savundu. Cumhurbaşkanı, "Ne pahasına olursa olsun politikasından hiçbir şekilde pişman değilim" dedi. Son 10 yıldaki ek kamu harcamalarının yaklaşık 3'te 1'inin Fransızları krizlerden korumaya, 3'te 1'inin ülkeyi geleceğe hazırlamaya ayrıldığını belirten Macron, kalan bölümün ise sosyal modelde yeterince hızlı reform yapılamamasından kaynaklandığını söyledi. Özellikle emeklilik sistemi konusunda yeterince hızlı ilerlenemediğini kabul eden Fransa Cumhurbaşkanı, "Siyasi güçleri ikna etmeyi başaramadım. Sorumluluğumdan kaçmıyorum" ifadelerini kullandı. 2027 bütçesinin kamu maliyesinin kontrol altına alınması açısından gerekli olduğunu belirten Macron, devlet, yerel yönetimler, sosyal güvenlik sistemi, şirketler ve hane halklarının bütçe çabasına katkıda bulunması gerektiğini söyledi. Fransa'da hayat pahalılığı nedeniyle oluşan toplumsal öfkeye de değinen Cumhurbaşkanı, ekonomik şartlar ağırlaştığında insanların günlük yaşamlarının zorlaştığını ve öfkelenmelerinin doğal olduğunu söyledi. Ancak ülke çapında genel bir toplumsal hareketin uluslararası krizlerin sonuçlarını ortadan kaldırmayacağını savunan Macron, Fransızlara birlik çağrısında bulundu. Macron, "Rusya'nın Ukrayna'da başlattığı savaşa ve Hürmüz'de yaşananlara karşı toplumsal hareket yapılamaz. Böyleyse ben de katılabilirim, çünkü ben de bu savaşlara karşıyım" dedi. Erken seçim yok Ulusal Meclis'in yeniden feshedilerek erken seçime gidilmesi ihtimaline ise kapıyı kapatan Macron, yeni bir seçimin mevcut savaş, satın alma gücü sorunları ve geçirilmesi gereken bütçeye siyasi istikrarsızlığı da ekleyeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı, "Bunun ülke için iyi olacağını düşünmüyorum" dedi. 2027 cumhurbaşkanlığı seçiminde herhangi bir aday lehine tutum alıp almayacağı konusunda henüz karar vermediğini belirten Macron, "Jeopolitik, ekonomik, mali ve siyasi durumun gelişimine göre sorumluluk içinde yapmam gerekeni yapacağım" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Macron, mevcut önceliğinin görevini yerine getirmek olduğunu vurgulayarak, "Benim ilk görevim harekete geçmek. Bugün siyasi tartışmaya dahil olmak değil" dedi.

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Haber

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e mülakat verdi. İngilizce ve Arapça olarak yayımlanan mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçlü Mekke Anlaşması fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve bu anlaşmaya giden süreçte hangi gelişmelerin etkili olduğu yönündeki soruya şöyle cevap verdi: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir neticesidir. Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz. Son dönemde yaşananlar, kardeş ve dost ülkeler arasındaki dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye olarak, anlaşmazlıkların derinleşmesini değil, diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduk. Çünkü biliyoruz ki kalıcı barış, sadece çatışmaların sona ermesiyle değil; karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile mümkün. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da işte bu anlayışın bir sonucu. Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki bu anlaşma bölgemizde huzur ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere de açık. Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz. İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir iş birliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık. Bu kapıyı hep açık tutmak, barış ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunmak iradesine sahip ülkeleriz." "Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimin seyriyle bağlantılı olup olmadığı sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şu şekilde yanıtladı: "ABD ile İran arasındaki gerilimin seyri elbette bölgesel gelişmeler bakımından önemli. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır. Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur. Bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için ilgili ülkelerin düzenli istişare içerisinde olması gerektiğini uzun zamandır ifade ediyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Çünkü bölgenin meselelerinin çözümünde dışarıdan dayatılan reçetelerin ne gibi felaketlere yol açtığını biliyoruz. Bu yüzden de Türkiye olarak her zaman bölge ülkelerinin kendi iradesi ve ortak aklı belirleyici kılma yönünde politika yürütüyoruz. Dolayısıyla Mekke’de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz. Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir. Türkiye olarak her zaman gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel iş birliğinin güç kazanmasından yana olduk. Biz, bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz." "Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Anlaşmanın savunma niteliği taşımakla birlikte taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının üç tarafa birden yapılmış sayılacağı maddesinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Evet Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel almakta. Mekke-i Mükerreme’de kardeş ülkeler olarak böyle bir anlaşmaya imza atmış olmanın ayrıca bir önemi var ve bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı. Anlaşma maddelerinde de açık, net ifade edildiği gibi burada esas olan, taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik bir tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesidir. Ancak bunu yalnızca askerî bir hüküm şeklinde değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Türkiye’nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanındaki hamleleri herkes tarafından takdir ediliyor. Bunları yaparken de kardeş ve dost ülkelerle iş birliklerimizi, anlaşmalarımızı yaparak, bölgenin barış ve istikrarını güçlendiren bir mahiyet kazandırıyoruz. Aynı zamanda, bu ittifaka imza atan ülkeler olarak birbirimize tehdit teşkil etmeyeceğimiz, aksine birbirimizin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduğumuz ve içeride birbirimizle dayanışma hâlinde olduğumuz mesajını veriyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın mesajı gayet açıktır, birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirdiğimiz takdirde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin faydasına olacak şekilde hayata geçireceğimize inanıyoruz." "Bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez" "Orta Doğu’daki bölgesel güçlerin daha önce büyük güçlerle sınırlı görülen güvenlik ve istikrarı sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verdikleri söylenebilir mi?" şeklindeki soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık bölge ülkeleri kendi güvenlikleri, kendi istikrarları ve kendi geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumundalar. Bizim öteden beri savunduğumuz yaklaşım da zaten aynen budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler elbette küresel etki oluşturacak sonuçlara yol açabilmektedir. Bölgesel sahiplenmenin, bölgesel dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın güçlenmesine de katkıda bulunacaktır. Türkiye olarak, bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü mekanizmalar kurmasını, güvenlik ve istikrarı birlikte tesis etmesini son derece önemli buluyoruz. Biz bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi düzeyde ilişkiler yürütmekteyiz. Bununla birlikte, bölge ülkeleriyle mevcut iş birliklerimizi daha kalıcı hâle getirmenin faydalı olduğu düşüncesi içindeyiz. Bu çerçevede, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hâle getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inanıyoruz. Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez. Bizim hedefimiz, dışlayıcı bloklaşmalar değil, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzenidir. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye, gerektiğinde sorumluluk almaya ve bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Mekke Anlaşması’nın Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık. Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret bakımından da büyük önem taşıyor. Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlık doğrudan bu bölgenin huzuruyla bağlantılı. Bu teorik bir ifade değildir, son birkaç ayda yaşanan gelişmeler bize bunu gösterdi. Dolayısıyla Körfez’de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımı, yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değerli buluyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inanıyoruz. Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez. Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da at başı ilerlediğini hep ifade etmişimdir. Avrupa yaşadığı büyük savaşların ardından önce birlikte istikrar ve güvenlik sonra ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldi, biz bu kadar acıyı yaşamadan bu noktaya birlikte gidebiliriz. Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil. Körfez’in istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir meseledir. Körfez’in barış ve istikrarını kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." "Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki durumla ilgili bir soruya cevaben şunları aktardı: "Hürmüz Boğazı, bölgesel değil küresel önemi haiz bir nokta. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından da son derece stratejik bir geçiş noktası. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı. Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde. Bunun da gerçekleşmesi, tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı. Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik. Çünkü biliyoruz ki Hürmüz’de ya da Ukrayna’da, Filistin’de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor. Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük. Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hedef, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hâle gelmesi olmalıdır." Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerle ilgili olarak, "Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz. Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda iş birliğimizi de geliştiriyoruz. Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz. Bölgemizin çok ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliği daha da önem kazanmış durumda. Mekke Anlaşması’nın, savunma iş birliği başta olmak üzere, ilişkilerimizin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inanıyoruz. Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira bölgemizdeki en ufak bir krizin başta göç ve terör olmak üzere oluşturduğu etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor. Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum" dedi. "Arzumuz, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşmasıdır" Lübnan’daki son gelişmelere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları ifade etti: "Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil, tarihi bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir. Lübnan’ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir. Lübnan’ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Lübnan’da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan’ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez. Orta Doğu’nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor. Türkiye olarak bizim bütün diplomatik çabalarımızın merkezinde de bu anlayış yatıyor. Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, göz yaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Aoun ile Sayın Başbakan Selam’a da ifade ettik." Cumhurbaşkanı Erdoğan "Suriye’deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi: "Suriye’de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi bakımından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Türkiye olarak en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savunduk. Suriye’nin maruz kaldığı savaş, terör ve istikrarsızlık, bütün bölgeye ağır bedeller ödetti. Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Bu dönemin kalıcı barışa, istikrara ve yeniden imara vesile olması en büyük temennimiz. Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin millî güvenliği de o derece önemli. Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir. Suriye, esasen Aralık 2024’ten bu yana ülkede güvenlik şartlarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükûmetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur. Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir. Bugün Suriye’nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu hâline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye’nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir. Suriye’de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.