Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Ekrem İmamoğlu

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Ekrem İmamoğlu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekrem İmamoğlu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Ben bu sistemin, bu örgütün içine mecbur bırakılarak çekildim" Haber

"Ben bu sistemin, bu örgütün içine mecbur bırakılarak çekildim"

Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ikinci duruşmasının 31. gününde sanık savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmada reklamcı Deniz Dörtyol savunma yaptı. Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan Deniz Dörtyol hakkında iddianamede yapılan değerlendirmede, Emrah Bağdatlı’nın (firari sanık) koordinesinde, Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. üzerinden açılan ihalelere katılan ve usulsüz şekilde ihale alan şahıslardan olduğu belirtilmişti. Bağdatlı’nın yönlendirmesiyle Dörtyol’un örgüt içinde dosyacılık adı verdikleri yani ihaleye girmeden önce ihale bilgilerini temin etme ve ihaleye girecek firmaların yanına ihaleye katılım sağlayacak yan firma temini işini yaptığını itiraf ettiği iddianamede açıklanmıştı. "Bir bedel biçilir ve bu bedeli ödemek zorunda kalırdık" Reklamcı sanık Dörtyol savunmasında etkin pişmanlık ifadelerinin doğru olduğunu söyleyerek "İfadelerimde söylediğim, içine çekildiğim sistemin tüm detaylarını anlattım. 2019 yılında seçim takvim süreci geldiğinde, kiraladığımız açık hava reklam alanlarının tamamında seçim görselleri hizmeti verdik. Seçim sonuçlandıktan, mevcut İBB yönetimi el değiştirdikten kısa bir süre sonra tamamı özel mülklerden kiralanmış, İBB izin yetkilendirmelerine uygun olan şirkete ait reklam alanları bir gecede İBB zabıtaları tarafından söküldü. Kültür A.Ş. ile görüştük. Orada İlknur Kaya (Kültür AŞ’de sanat yönetmeni) ve Serdal Taşkın (Eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü) reklam alanlarının kullanımına müsaade etmeyeceklerini, kullanmak istiyorsak Kültür A.Ş.’nin keseceği faturaları ödememiz gerektiğini söyledi. Ticari hayatımıza devam edebilmek adına bunu kabul etmek zorunda kaldık. 2019-2021 tarihleri arası Kültür A.Ş. tarafından tarafımıza kesen kesilen tüm faturaları ödemek zorunda kaldık. Buna rağmen bazı reklam alanlarımız yine kullandırılmadı, izin verilmedi. 2021’den sonra reklam alanlarımızın izin süreçlerini Medya A.Ş. üzerinden Elif Güven’le (Medya A.Ş.’nin Halkla İlişkiler Müdürü) iletişim kurarak sağladık. Elif Güven’e reklam alanlarımızı iletirdik. O da Murat Ongun’a iletirdi. Bir bedel biçilir ve bu bedeli ödemek zorunda kalırdık" dedi. "Emrah Bağdatlı yurt dışına kaçmadan önce ‘eğer olağan dışı bir durum olursa Murat Ongun’a bir şey olmaz, sana ve bana kimse sahip çıkmaz. Benim dediklerimi uygula’ şeklinde konuştu" Dörtyol savunmasının devamında 2023 yılında kendi reklam şirketini kurduğunu ve önceden çalıştığı Ad Station şirketindeki açık hava pazarlama işini de kendisinin yürüttüğünü söyleyerek "Daha sonrasında Murat Ongun’un yönlendirmesiyle, Emrah Bağdatlı’nın adını sonradan dosyacılık olarak öğrendiğim işlerini bana teklif etti. Reklam alanlarım İBB Zabıta tarafından sökülmeye başlanınca, Emrah Bağdatlı’nın zorlamasını kabul etmek durumunda kaldım. Emrah Bağdatlı ile ilk görüşmem 3 Ocak 2024 tarihinde WhatsApp üzerinden oldu. Emrah Bağdatlı adının dosyacılık olduğunu sonradan öğrendiğim ihale işlemlerini bana anlatarak ‘işleri böyle yürüteceksiniz’ dedi. Çok ağır sözleşmeler ve cezai şartlarının bulunması nedeniyle de bu sistemde kalmaya mecbur bırakıldım. Emrah Bağdatlı yurt dışına kaçmadan önce beni yanına çağırdı. Tabii ben o zaman yurt dışına kaçacağını, bir soruşturma olduğunu bilmiyordum. Orada bana ‘eğer olağan dışı bir durum olursa Murat Ongun’a bir şey olmaz. Sana ve bana kimse sahip çıkmaz. Benim dediklerimi uygula’ şeklinde konuştu" ifadelerini kullandı. Çuval ile gönderilen paralar duruşmada anlatıldı Dörtyol, firari Emrah Bağdatlı’nın kardeşi Özge Bağdatlı’ya çuval ile bir kargo şirketi aracılığı ile para gönderdiğini de duruşmada anlattı. Sanık savunmasının devamında "Özge Bağdatlı ile 9 Mart 2025 tarihinde görüştüm. O gün kendi telefonundan beni Emrah Bağdatlı ile görüştürdü. O sırada İBB’nin Medya A.Ş. tarafına savcılık tarafından bir inceleme gitmiş. Emrah Bağdatlı telefon görüşmesinde, ‘şu an Bandırma Vapuru ile Samsun’a ayak basmaya gittiğimizi düşün. Bu süre zarfında çok çile çekeceğiz. Ancak sonrasında Cumhuriyeti ilan edeceğiz. Bu süre zarfında çok dikkatli olmanı istiyorum. Talimatlarıma harfiyen uyarsan eğer bu sürede zarara uğramazsın. Cumhuriyeti baştan ilan ettikten sonra ise Ekrem İmamoğlu ve Murat Ongun’un yanında olanlar mutlu olacak’ dedi. Gözaltına alınma durumu olursa kendi avukatları olan Serkan Günel ve Yiğit Kazım Akalın’dan başka biriyle görüşmeme talimatı verdi" dedi. Sanık duruşmada avukatların yönlendirmesini anlattı Dörtyol, bu avukatların kendisine kimseye bir şey söylememesi, onların çizeceği sınırlarla bağlı kalması konusunda uyarıda bulunduğunu da duruşmada anlattı. Sanık Dörtyol "Telefonumda Samuel Boston olarak kayıtlı olan kişi Emrah Bağdatlı. Kendisi yurt dışına firar ettikten sonra San Boston, Samuel Boston gibi isimler aldı. O isimler üzerinden hep yazışma ya da telefon trafiği yürüttük. Emrah Bağdatlı "Bana Avukat Serkan abiyi yönlendirdi. ‘Serkan abiyle görüş, o bizim aileden, eğer ki Murat Ongun’un bilmemesi gereken bir şey olursa sıkıntı yok, tüm problemlerinizi çözer’ dedi. Ertesi gün ben de Avukat Serkan abiyle görüştüm. Emrah Bağdatlı bu görüşmeye bir başka telefondan aranarak bağlandı. Avukat Rahşan Hanım ise sadece WhatsApp üzerinden yazışarak bu görüşmeye dahil oldu. Onların talimatları dışında hareket edersem eğer, Rahşan Hanım’ı hiçbir kuvvetin durduramayacağını, Avukat Yiğit bana söyledi. Kendileri benim ifade verdiğimi 2025 Ağustos ayının sonlarına kadar öğrenemediler" dedi. "Bu örgütün içine mecbur bırakılarak çekildim" Dörtyol savunmasının devamında "Ben bu sistemin, bu örgütün içine mecbur bırakılarak çekildim. Herhangi bir maddi kazanç elde etmedim. Bu işlemleri yapmadığım takdirde her zaman bir karşılık gördüm. Reklam alanlarımız söküldü, işlerimiz aksatıldı. Tekrar belirtmem gerekir ki, ben hakkımda hiçbir adli işlem, gözaltı kararı yokken gidip tüm bildiklerimi savcılık makamına anlattım. Gerçeğin açığa çıkması için de elimde olan tüm belge ve bilgileri sunmaya gayret ettim. Suç işlemek gibi bir kastım olmadığı gibi, bu işlemleri yapmaya mecbur bırakılmam nedeniyle beraatimi istiyorum" dedi. Göstermelik ihalenin detayları duruşmada ortaya çıktı Sanığın savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Cumhuriyet savcısı "Mesela bir ihale ile ilgili size bilgi verildi. Siz 5-6 firma ayarlıyorsunuz. Bunlar Kültür A.Ş.’ye gidiyor. Fiyatların hepsini Kültür A.Ş. yetkilileri dolduruyor. O rakamları oradaki kişiler dolduruyor. O firma sahipleri kaşe imza atıyor sadece. Hangi işin sizlere ait olacağı belli baştan, doğru mu?" sorusunu sordu. Sanık Dörtyol soruya "Tabii ki, hangi işi kazanacağım da hangisini kaybedeceğim de belli" yanıtını verdi. Savcının "O zaman ihale tamamen gösterimlik mi oluyor bu durumda?" sorusuna sanık "Doğrudur. İhale gününe gidecek olanlar, şirket sahibini kandırmış bir şekilde gönderse adam kazanacağı hırsıyla gidiyor ama kaybetmiş olarak çıkıyor" şeklinde cevap verdi. Sanık duruşmada Murat Ongun’un eşinin firmasından zorla alışveriş yaptırıldığını anlattı Murat Ongun’un eşi Zeynep Ayten Gözdem Ongun’a ait BYZAG firmasından zorla alışveriş yaptırıldığını da duruşmada anlatan sanık "Emrah Bağdatlı, benim açık hava reklam işini yürüttüğüm H-Station şirketine tespih alımı yaptırdı. Bu şekilde bir fatura kesildi ve fatura kesildikten yaklaşık 1 hafta 2 hafta sonra olabilir hatırlamıyorum tarihi tespihler geldi. 200 tane 2 koliye yakın tespih geldi teslim edildi. Sonrasında bunun ödemesi konusunda tehditvari mesajlar gönderildi. ‘Burada sıkıntı olacak’ ‘Nedir abi ne sıkıntısı olacak abi?’ diye konuşmamız var. Emrah Bağdatlı ‘Deniz, bunlar patronun karısının şirketi. Bu tespihlerin parasını öde, 3 kuruş para zaten önemli değil, yoksa başımız ağrıyacak canımız yanacak patronun karısının şirketi’ diyor. Ben ‘patron kimdir abi?’ diyorum. ‘Murat Bey’dir’ diyor. Akabinde şirket yetkilisine ödemenin yapılmasını sağlattırdım" dedi. "Emrah Bağdatlı beni bu cendereye sokup kendisi yurt dışına kaçtı" Dörtyol, Murat Ongun’un kendisine sorduğu bir soruya "Emrah Bağdatlı direkt size bağlı çalışan bir bireydi" yanıtını verdi. Emrah Bağdatlı’nın avukatının soru sorması üzerine ise Dörtyol "Emrah Bağdatlı beni bu cendereye sokup kendisi yurt dışına kaçtı. Hala Twitter üzerinden, Telegram üzerinden bana dümdüz sövüyor, sayıyor. Burada ben onun avukatına cevap vermek istemiyorum, bundan sonra soracağınız her soruya cevap vermek istemiyorum diyorum. Nasıl devam etmek isterseniz buyurun devam edin. Emrah gelsin, beni soktuğu cendereden kendisi çıkarsın, sonra her soruya cevap vereyim ben" şeklinde cevap verdi.

Dilek İmamoğlu’nun yeğeni Derya Dağdeviren duruşmada savunma yaptı Haber

Dilek İmamoğlu’nun yeğeni Derya Dağdeviren duruşmada savunma yaptı

Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ikinci duruşmasının 31. gününde sanık savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmada Dilek İmamoğlu’nun yeğeni Derya Dağdeviren savunma yaptı. Dağdeviren hakkında iddianamede ifadesine yer verilen iş insanı Orhan Yıldırım "Ağaç A.Ş.’ye gelip giderken orada Murat Dağdeviren isimli şahsı da görüyordum. Burada çok rahat bir tavırla takılıyordu. Bu rahatlığının sebebi, eşi olan Derya Dağdeviren’in Dilek İmamoğlu’nun yeğeni olmasından kaynaklı olduğu herkes tarafından biliniyordu. Kendisi ile bu süreçte birkaç kez sohbet ettiğimizde kurumdan olan alacaklarımdan bahsedince ‘onlar sıkıntı değil, ben senin alacaklarını halleder kurumdan alırım’ dedi. Murat Dağdeviren bu alacakları yakın akrabalık ilişkinlerini kullanarak kendisinin alabileceğini ancak ekonomik sıkıntısının olduğunu ve kendisine bir miktar borç vermem gerektiğini söyledi. Murat Dağdeviren’e ilk başta göndermiş olduğum paraları borç olduğu bilinci ile gönderiyordum. Hatta ilk gönderdiğim parayı Ağaç A.Ş.’den ödeme almadan önce kendisine gönderdim. Daha sonra benim peyderpey hak edişlerim yapıldı ve Ağaç A.Ş.’den küçük miktarlarda da olsa ödemelerimi almaya başladım. Murat Dağdeviren’e Ağaç A.Ş.’de biriken alacaklarımı alabilmek için peyderpey yaklaşık 3 milyon TL civarı para göndermiştim" ifadelerini kullanmıştı. Derya Dağdeviren, Orhan Yıldırım’ın iddiaları hakkındaki savunmasında "Hakkımda düzenlenen iddianamenin eylem 153 başlıklı bölümünde, eşim Murat Dağdeviren ile birlikte Orhan Yıldırım tarafından gönderilen paraların teslimine ve rüşvet verilmesine aracılık ettiğim iddia edilmektedir. Hakkımda ileri sürülen iddiaların aksine herhangi bir kişiye nüfuz sağlama, ayrıcalık tanıma veya menfaat temin etme gibi bir durum söz konusu asla değildir. Hayatın olağan akışı içerisinde zaman zaman borç aldığımız, sonra bunları geri ödediğimiz olmuştur. Ancak bunların suç teşkil eden bir menfaat ilişkisi olarak değerlendirilmesini kabul etmiyorum. Hiçbir kamu görevlisi adına Orhan Yıldırım’dan para talep etmedim. Orhan Yıldırım ile herhangi bir ihalenin verilmesi, hakedişin ödenmesi veya bir kamu işlevinin gerçekleştirilmesi karşılığında para verilmesine ilişkin bir anlaşma yapmadım" dedi. Sanık hesabına gelen 1 milyon 896 bin TL hakkında "Eşimin hesaplarıyla ilgili sıkıntılar nedeniyle ödemelerin benim hesabıma gönderildiği olmuştur" dedi Dağdeviren savunmasının devamında Orhan Yıldırım’ın eşine maaş artı kardan pay olacak şekilde iş teklifinde bulunduğunu söyleyerek "Eşim de ihtiyacı olduğu için çalışmaya başladı. İddianamede Orhan Yıldırım tarafından 5 Mart 2020 ile 8 Haziran 2022 arasında hesabıma 26 farklı işlemde toplam 1 milyon 896 bin TL gönderildiği belirtilmektedir. Bu banka hareketlerini inkar etmiyorum tabii ki. Ama eşime veya bana gönderdiği tutarların bir kısmı eşimin mesaisinin, çalışmasının karşılığı. Bir kısmı ise eşimin şahsı için değil, şantiyelerdeki diğer işçilere verilmek veya sair giderler için kullanılmak üzere verilen ödenek biçimindedir. Eşimin ekonomik sorunları ve hesaplarıyla ilgili yaşadığı sıkıntılar nedeniyle kendisinin talebiyle bazı ödemelerin benim hesabıma gönderildiği olmuştur" ifadelerini kullandı. Sanık çapraz sorgusunda sorulara "Hatırlamıyorum" yanıtını verdi Sanığın savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Cumhuriyet savcısının"2 yıl içerisinde hesabınıza 1 milyon 896 bin TL para gönderilmiş. Bu para gönderimleri neye ilişkin?" sorusuna sanık Dağdeviren "Eşimin geçmişteki şirketinden kaynaklı. Benim hesaplarımda bloke, icra olmaması nedeniyle tedbir olarak o dönem hesabıma gönderilmesini talep etmişti. Bundan dolayı gönderdi" yanıtını verdi. Savcı ise ardından "Ama aynı tarihlerde eşinize de gönderilen paralar var. Çok benzer tarihlerde" demesi üzerine sanık Dağdeviren "Hatırlamıyorum" yanıtını verdi. "Paranın akıbetinin sorulması üzerine sanık Dağdeviren "Bunları kalem kalem hatırlamam mümkün değil. İncelendiğinde transferlerin ne şekilde olduğu, bankadan elden çekildiği veya başka eşime gönderip gönderilmediği konusunda kayıtlarda mevcuttur muhakkak" yanıtını verdi.

‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında tutuksuz sanıklar savunma yaptı Haber

‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında tutuksuz sanıklar savunma yaptı

Haydanlı savunmasında "2019 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 17 milyon tutarında hak ediş ve teminat alacağım bulunmaktaydı. Serdal Taşkın (Eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü) tarafından, Sütlüce’de bulunan iletişim çadırına çağrıldım. Görüşmelerin devamında, önceki dönemden kalan işleri sürdürebilmem ve içerideki hak edişleri alabilmem için kendilerinin göstereceği firmalarla çalışmam gerektiği söylendi. Benim konumum sanık olarak değil, kamu görevlilerinin yetki ve nüfuzlarını kullanarak kurdukları baskının mağduru olarak ele alınması gerektiği görülecektir Bu yapı bana yaşama imkanı vermemiş, ticari hayatımı bitirmeye gayret etmiştir. Ben ise alacaklarımı alabilmek amacıyla bana yol olarak gösterilen Serdal Taşkın ile mecburi iletişimde kalmış, onun baskı ve zorlamalarıyla ifademde belirttiğim hususlar yaşanmıştır. İddianamede örgüt lideri ve yöneticisi ve üyesi olduğu iddia edilen bu şahıslarla beraber sanık olarak yargılanmam iş dünyamda bana huzursuzluk vermekte, manevi yük getirmektedir" diyerek beraatını istedi. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ikinci duruşmasının 30’uncu gününde, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmada tutuksuz sanık Erhan Karaal savunma yaptı. Kaçırılan Kültür A.Ş. çalışanı duruşmada savunma yaptı Kültür A.Ş.’de Mali İşler Müdürü Erhan Karaal, 17 Haziran Çarşamba günü İstanbul Maltepe’de kaçırılmıştı. Tuzla’da inşaat alanındaki prefabrik yapıda elleri ve kolları bağlı olarak bulunan ve tedavisinin ardından taburcu edilen Karaal, tutuksuz yargılandığı Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü dosyasında bugün savunma yaptı. Karaal savunmasında "Şirketteki asıl görev tanımım ve sorumluluklarım temel olarak şirketin tutmakla zorunlu olduğu defterlerin tutulması, beyannamelerin zamanında verilmesi, şirketimizin işlettiği yerlerin günlük gelirlerinin bankalara doğru yatıp yatmadığının kontrol edilmesi ve başta maaş, vergi ve SGK olmak üzere diğer ödemeleri ve tahsilatların takibini yapmaktır. Bunun yanı sıra şirketin ihalelerinde yasal zorunluluk nedeniyle oluşturulan ihale komisyonlarında mali üye olarak yer almaktayım. Mali üyenin komisyonda bulunması iradi değil, tamamen kanundan ve yönetmelikten kaynaklanan bir zorunluluktur" dedi. Karaal suçlandığı eylemlere ilişkin de savunma yaparak "Rüşvete aracılık etmekle suçlandığım kişilerle hayatımın hiçbir döneminde tanışıklığım olmamıştır. Yan yana gelmişliğim yoktur. Herhangi bir maddi ilişkim veya menfaatim söz konusu değildir" diyerek suçlamaları kabul etmedi. Ardından etkin pişmanlık ifadesi veren tutuksuz sanık Serdar Haydanlı savunma yaptı. Haydanlı 6 Mayıs 2025’te verdiği ifadesinde ise "Soruşturmaya yardımcı olabilecek bazı hususları savcılığınıza anlatmak istiyorum. Gökhan Köseoğlu (Kültür A.Ş. hak ediş şefi) bu soruşturma kapsamında bazı bilgi ve belgeleri WhatsApp üzerinden bana gönderiyordu, bazen de şifahi olarak Kültür A.Ş.’de dönen usulsüzlükleri anlatıyordu. Ben de her seferinde kendisini raporu hazırlayan müfettişe yönlendiriyordum" demişti. Haydanlı 20 Haziran 2025’teki ifadesinde ise "Seçimden sonra Kültür A.Ş. genel müdürlüğü görevine getirilen Serdal Taşkın, beni Sütlüce’de bulunan iletişim çadırına davet etti. ‘Önceki dönemden devam eden işlerinizi yapmak istiyorsanız bizim belirlediğimiz şirketlerle çalışmanız gerekir’ dedi. Önceki dönemden 17 milyon TL civarı hak edişlerimiz ve teminatlarımız bulunmaktaydı. Serdal Taşkın bana sürecin kendilerinin istediği gibi yürütülmesi gerektiğini, ancak bu şekilde içerideki ödemeleri alabileceğimi söyledi" şeklinde konuşmuştu. Haydanlı, savcılığa kendisinin hazırladığı örgütün çalışmasına ilişkin şemayı da ifadesinde sunarak, "2019 seçimlerinden sonra İBB tarafından yapılan ihalelere, alt ihalelere, bu ihaleleri kazanan şirketlerin iş yaptırdığı veya sahte fatura aldığı şirketlere, daha sonra çek kesmek suretiyle nakde çevriler paraların nasıl aklandığına dair hazırlamış olduğum şemayı savcılığınıza sunuyorum. Bu şemayı Gökhan Köseoğlu’nun süreç içerisinde bana anlattığı bilgilerden yola çıkarak hazırladım" demişti. "Davadaki tüm deliller benim mağdur olduğumu ortaya koymaktadır" Haydanlı duruşmadaki savunmasında "Ben, yıllardır yurt içinde ve yurt dışında reklam ve tanıtım sektöründe çalışmaktayım. Ana iştigal konum, gelir kaynağım, kamu ve özel sektöre kendi talepleri doğrultusunda hazırladığım tanıtım faaliyetleridir. Dosyada adı geçen 4.5G Ajans Organizasyon 2016 yılında kurulmuş, Home Prodüksiyon ise 2018 yılından itibaren tarafıma geçmiş şirketler olup tüm sektörlerle iş birliği içinde faaliyet göstererek ülkemiz ekonomisine katma değer sağlayan şirketlerdir. Davadaki tüm deliller benim bu dosyaya konu eylemlerin mağduru olduğumu ve olsa olsa tanık sıfatıyla dinlenebileceğimi ortaya koymaktadır. Maalesef hiçbir delile dayanmayan iddialarla sanık konumundayım" dedi. "İçerideki hak edişleri alabilmem için kendilerinin göstereceği firmalarla çalışmam gerektiği söylendi" Haydanlı savunmasının devamında 2019 yerel seçimleri gerçekleştiğinde, önceki dönemden devam eden sözleşmeler ve tamamlanmış işler nedeniyle alacakları olduğunu ancak tahsil edemediğini söyledi. Haydanlı, "2019 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 17 milyon tutarında hak ediş ve teminat alacağım bulunmaktaydı. Yeni yönetimin göreve gelmesinden sonra, Serdal Taşkın (Eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü) tarafından, Sütlüce’de bulunan iletişim çadırına çağrıldım. Bu görüşmede Taşkın’ın ‘ticaret mi yapmak istiyorsunuz, siyaset mi?’ demesi üzerine ben sadece ticaretle ilgilendiğimi, işimi yapmak ve alacağımı almak istediğimi belirttim. Sonra görüşmelerin devamında, önceki dönemden kalan işleri sürdürebilmem ve içerideki hak edişleri alabilmem için kendilerinin göstereceği firmalarla çalışmam gerektiği söylendi. Hatta 2019 yılının sonundaki görüşmede, eskiden kalan alacaklarımı tahsil etmek istiyorsam yeni yönetimle de yeni işler yapmam gerektiğini, bu amaçla açılacak ihalelere girmem gerektiği yine Serdal Taşkın tarafından belirtildi" ifadelerini kullandı. "Başka firmaların düzenledikleri faturaların benim kendi şirket kayıtlarıma alınarak sunulması istendi" Haydanlı savunmasının devamında Serdal Taşkın’ın baskı ve yönlendirmesi ile ihale alım süreçlerine girdiğini de söyledi. Sanık Haydanlı, 2019 yılının sonunda dört farklı ihaleye, ihaleyi yapan Kültür A.Ş. tarafından belirlenen şartnameler uyarınca teklif verdiğini ve sadece birinin şirketinin uhdesinde kaldığını duruşmada anlattı. Tutuksuz sanık Haydanlı "Yapmam gereken diğer işler bana yaptırılmadı, bana yaptırılmayan işlere ilişkin başka firmaların düzenledikleri faturaların benim kendi şirket kayıtlarıma alınarak sunulması istendi. Ben bunu yapmadım. Bu nedenle en son 2020 Mart ayında fatura kesmiş ve iş yapmış oldum. O günden bugüne kadar İBB ve iştirakleriyle herhangi bir ticari ilişkim olmamıştır. Ben başka firmaların faturalarını kabul etmediğim için hukuka aykırı bir iş yapmadığımdan mevcut sözleşmemden kalan işler de yaptırılmadı. Benim dışımda hiç kimse de maddi olarak zarar görmemiştir" şeklinde konuştu. "Benim doğrudan bildiğim husus, Serdal Taşkın tarafından bu süreçlere katılmam yönünde baskı gördüğümdür" Haydanlı "İddianamede ileri sürülen suç örgütünün varlığını bildiğim, bu örgütün parçası olmayı kabul ettiğim veya önceden ayarlanmış bir ihaleye suç işleme kastıyla katıldığım şeklinde anlaşılması doğru değildir. İfademde sistem olarak ifade ettiğim husus, ihale süreçleriyle yürütülen belediye iş akış sistemidir. Ortada bir suç örgütü var mı, ben bilmiyorum bunu ortaya çıkaracak olan mahkemenizdir. Ancak bir suç örgütü de varsa, ben örgütten değilim. Benim doğrudan bildiğim husus, Serdal Taşkın tarafından bu süreçlere katılmam yönünde baskı gördüğüm ve tarafıma teklif verme yönelik icbar edildiğimdir" dedi. "Kamu görevlilerinin yetki ve nüfuzlarını kullanarak kurdukları baskının mağduruyum" Haydanlı "Bu dosyadaki olaylar doğru hukuki çerçeve içinde değerlendirildiğinde, benim konumum sanık olarak değil, kamu görevlilerinin yetki ve nüfuzlarını kullanarak kurdukları baskının mağduru olarak ele alınması gerektiği görülecektir. 2019 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 17 milyon TL tutarındaki hak ediş ve teminat alacağım bulunmaktaydı. Şirketimin tamamlayarak teslim ettiği işlerden ve verdiği menfaatlerden doğan, verdiği teminatlardan doğan hak edilmiş bir alacaktı. Buna rağmen bana içeride kalan alacaklarımı tahsil edebilmem için kendilerinin belirlediği firmalarla çalışmam gerektiği söylendi. Dolayısıyla burada benim bir kamu kurumunu aldattığım veya kamu kurumu görevlilerini yönlendirdiğim dolandırıcılık ilişkisi değil, kamu görevinden kaynaklanan yetki ve nüfuz kullanılarak zaten hak etmiş olduğum alacağa ulaşabilmenin birtakım şartlara bağlandığı bir baskı süreci söz konusudur. Süreçte açık bir şekilde ‘alacağını almak istiyorsan bizim belirlediğimiz firmalarla çalışacaksın’ şeklinde özetlenebilecek bir dayatmaya maruz kalmış, iradesi ve ekonomik varlığı bu dayatmayla baskı altına alınmış biriyim. Dolayısıyla ben bu süreçte bir suçun faili veya yardım edeni değil, suçun mağduruyum" dedi. "Bu yapı bana yaşama imkanı vermemiş, ticari hayatımı bitirmeye gayret etmiştir" Haydanlı savunmasında "Bu yapı bana yaşama imkanı vermemiş, ticari hayatımı bitirmeye gayret etmiştir. Ben ise alacaklarımı alabilmek amacıyla bu yapının bana yol olarak gösterilen Serdal Taşkın ile mecburi iletişimde kalmış, onun baskı ve zorlamalarıyla ifademde belirttiğim hususlar yaşanmıştır. İddianamede örgüt lideri ve yöneticisi ve üyesi olduğu iddia edilen bu şahıslarla beraber sanık olarak yargılanmam iş dünyamda bana huzursuzluk vermekte, manevi yük getirmektedir. Sayın heyetinizden söz konusu kovuşturmanın bir sanığı olmadığımı, bu kovuşturmanın bir tanığı niteliğinde olduğumu, hakkımda verilecek kararın ana kovuşturma ayrılarak verilmesini ve tanık sıfatıyla burada dinlenmemi talep etmekteyim. Açıkladığım ve mahkemenizce gözetilecek nedenlerle, öncelikle hakkımda atılı suçun hiçbir unsuru oluşmadığından, aksi yönde bir delil de olmadığından beraatime karar verilmesini talep ediyorum" ifadelerini kullandı. "Tamamı suç olabilecek unsurlardı" Haydanlı’nın savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Savcı tarafından "Gökhan Köseoğlu’nun (Kültür A.Ş. hak ediş şefi) size bahsettiği usule aykırı işler nelerdir? Savcılığa da sunmuşsunuz" sorusunu sordu. Sanık Haydanlı "Bütün, WhatsApp yazışmalarının bir kısmını sayın mahkemenize arz etmiştim. Detaylarını tam hatırlamıyorum ama tamamı suç olabilecek unsurlardı. O dönemde içeride mülkiye müfettişi görevli olduğu için de ben daha hızlı hareket alınabileceği düşüncesiyle bu evrakların hepsinin mülkiye müfettişine sunulmasını yönlendirdim" yanıtını verdi.

Avcılar’da 2019 depreminde hasar aldığı gerekçesiyle İBB tarafından yıktırılan Hacı Ahmet Tükenmez Camii 7 yıldır yapılmadı Haber

Avcılar’da 2019 depreminde hasar aldığı gerekçesiyle İBB tarafından yıktırılan Hacı Ahmet Tükenmez Camii 7 yıldır yapılmadı

26 Eylül 2019 tarihinde Marmara Denizi’nde meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremde Avcılar’daki Hacı Ahmet Tükenmez Camii’nin minaresi yıkılmıştı. Alınan karot örneklerinin ardından ağır hasarlı olduğu belirtilen cami, belediye meclisinin kararı ile yıktırılmıştı. E-5 Avcılar Metrobüs istasyonu yakınındaki cami alanının çevresi İBB ekipleri tarafından ‘Hacı Ahmet Tükenmez Camii İnşaatı’ yazıları ve maket fotoğrafları ile çevrilirken, ancak cami inşaatı 7 yıldır başlamadı. Dönemin İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2023 yılında seçim çalışmaları kapsamında ziyaret ettiği Avcılar’da hasarlı olduğu için yıktırılan Hacı Ahmet Tükenmez Camii’nin inşasına seçimden sonra başlanacağını kamuoyuna duyurmuştu. "Vatandaş bekliyor" Avcılar’da yaşayan bir vatandaş, 7 yıldır yapılmayan Hacı Ahmet Tükenmez Camii ile ilgili, "Evet, camiyi çok iyi hatırlıyorum. Çok namaz kıldım orada. Depremde yıkıldı, sonra yeniden yapılmadı. Avcılar’da aşağıda namaz kılacak cami var. Buradaki camiyi de yapın. Daha ne diyeyim yani. Vatandaş bekliyor. Fıstık gibi camimiz vardı tam E-5’in yanında" dedi. "Uzun süre geçti" Caminin yıkılmasının üzerinden uzun bir süre geçtiğini ifade eden bir vatandaş ise, "Yapılmadı ama belediye takip ediyor herhalde. Herhalde bir 6 yıl geçmiştir. Burada herkes alışmıştı. Olması gereken bir şey. Burayı da tahsis etmişler. Herhalde sırasının gelmesini bekliyor. Uzun süre geçti ama şu an Avcılar zaten şantiye gibi. Buna da ancak sıra gelir" diye konuştu.

Ekrem İmamoğlu: "Yanlışlıkla belediyenin sisteminden benzin almışız" Haber

Ekrem İmamoğlu: "Yanlışlıkla belediyenin sisteminden benzin almışız"

Ekrem İmamoğlu ve diğer 11 sanığın Beylikdüzü Belediyesi başkanlığı döneminde kendi şirketine ait aracı başkanlık makam aracı olarak kullanıp masraflarını belediyeye karşılattığı iddiasıyla görevi kötüye kullanma suçundan açılan davasının görülmesine başlandı. Duruşmada savunma yapan Ekrem İmamoğlu "O dönem 3 bin dolara tekabül eden bir aracın kiralanması yerine, ‘bu arabadan bende de var ben bunu kullanmaya devam edeyim' dedim. Benim aracım varsa milletin parasını neden makama hizmet aracına harcayayım diyerek bir işlem yürütüldü. Yanlışlıkla belediyenin sisteminden benzin almışız, o para geri yatırıldı. Belgesi size mutlaka ulaşacaktır. Kamuya ait kamu tarafından kiralanmış bir makam aracının, rakamını yüksek bulduğum için, o aracın yerine kendi arabamı kullanma meselesi" dedi. Tutuklanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediyesi başkanlığı döneminde kendi şirketine ait aracı başkanlık makam aracı olarak kullanıp, masraflarını belediyeye karşılattığı iddiasıyla görevi kötüye kullanma suçundan açılan davasının görülmesine başlandı. Ekrem İmamoğlu ve diğer 11 sanık hakkında açılan dava, Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısındaki duruşma salonunda görüldü. Duruşmaya 8 tutuksuz sanık ile başka suçtan tutuklu Ekrem İmamoğlu katıldı. "Yanlışlıkla belediyenin sisteminden benzin almışız o para geri yatırıldı" İmamoğlu savunmasında, "Bu kürsüde bulunduğum her duruşmada yer aldığım her davada yapılan haksızlıkları anlatmaya çalıştım. Ülkemizin siyasete bulaşmış yargı eliyle zararlar gördüğünü her ortamda ifade ettim. Benim bu anlatılarım yalnızca kendim için değildi. Bu feryat aynı zamanda ülkem içindi. O dönem 3 bin dolara tekabül eden bir aracın kiralanması yerine, ‘bu arabadan bende de var ben bunu kullanmaya devam edeyim' dedim. Benim aracım varsa milletin parasını neden makama hizmet aracına harcayayım diyerek bir işlem yürütüldü. Yaptığım bu tercih bir ceza davasının konusu haline gelebiliyor. Otomobili değil zihniyeti tartışalım. Görev yaptığım Beylikdüzü Belediyesi'nde ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde makam odası üretmedim, kişisel zevk alanları üretmedim. Olanı kullandım, aşırılıkları azalttım. Yanlışlıkla belediyenin sisteminden benzin almışız o para geri yatırıldı. Belgesi size mutlaka ulaşacaktır" dedi. "Kendi aracımı yine makam arabası olarak kullanmaya devam ettim" Ekrem İmamoğlu savunmasının devamında, "Makam arabasının benzinini ve mazotunu ya da lastiğini konuşuyoruz ya. Görev aldığımda ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde de kendi aracımı yine makam arabası olarak kullanmaya devam ettim. Benzin parasını, mazot parasını da kendim ödedim. Yine Beylikdüzü'nde olduğu gibi Büyükşehir Belediyesi döneminde de kendi aracımı kullandım. Sadece aracımın bakım zamanı geldiğinde, ‘belediyenin var mı makam arabası' diye sorduğumda, ‘2 tane makam arabanız var' dediler. Bu araçları da çok az kullandım. En son ‘yazık günah, bunları satın' dedim. Bugün burada gerçekten bir makam arabası tartışılacaksa, ben bu tartışmadan kaçmam. Bir litre benzinin hesabını da veririm, bir lastiğin hesabını da veririm. Çünkü kamu görevlisine milletin tek kuruşunun dahi hesabı sorulmalıdır. Bir zamanlar bu sorumluluk gereği belediyeye makam aracı kiralamamak için kendi aracımı kullanıyordum, bugün o makam aracının hesabını vermek için ne yazık ki sizin karşınızda sanık kürsüsünde, Silivri'deyim. Kamuya ait kamu tarafından kiralanmış bir makam aracının, rakamını yüksek bulduğum için, o aracın yerine kendi arabamı kullanma meselesi" ifadelerini kullandı. İddianameden Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Ekrem İmamoğlu, Bülent Arslaner, Fatih Keleş, Fatma Hoşgöz Açıkgöz, İlyas Yılmaz, Mehmet Zeki Çanakçi, Mülayim Demirtaş, Nuray Köker, Orhan Yılmaz, Selçuk Altun, Üzeyir Çöl ve Ercan Doğan sanık sıfatıyla yer aldı. Hazırlanan iddianamede, İmamoğlu İnşaat'ın 4 Şubat 2015'te Beylikdüzü Belediyesine bir dilekçe verdiği, şirketin mülkiyetindeki 34 LN 4472 plakalı aracın, bakım, yakıt ve diğer tüm masraflarının belediye tarafından karşılanmak üzere, dönemin belediye başkanının görev süresi boyunca bedelsiz olarak Belediye Başkanlığı hizmetinde kullanılmasının teklif edildiği aktarıldı. 9 Şubat 2015'te Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun oluruyla dilekçenin belediye encümenine sevk edildiği anlatılan iddianamede, encümenin bu talebi, aracın başkanlık makam otosu olarak kullanılması, bakım ve yakıt masraflarının belediye tarafından karşılanmak üzere bedel ödenmeksizin kabulüne uygun gördüğü açıklandı. Ekrem İmamoğlu'nun mevzuata aykırı olduğu iddia edilen bir teklifi içeren dilekçeyi belediye encümenine havale ederek, yetkisi olmayan bir konuda karar alınması sürecini başlatarak kamu zararına neden olduğu iddianamede belirtildi. İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince makam aracı olarak kullandığı araç için yapılan ödemeler nedeniyle kamunun toplamda 122 bin 305 lira zarara uğratıldığı iddianamede ifade edildi. İddianamede yer verilen bir diğer usulsüzlükte ise Beylikdüzü Belediyesi Gençlik ve Spor İşleri Müdürlüğünce 25 Aralık 2018'de 65 bin 600 lira bedelli Eğitmen Çalıştırılması ve Spor Organizasyonları Malzemesi Alım İşi ile 15 Ocak 2019'da 65 bin 800 lira bedelli iki ayrı Eğitmen Çalıştırılması ve Spor Organizasyonları İşi için temin alımı yapıldığı anlatıldı. Kamu İhale Kanunu'na göre büyükşehir belediye sınırları içerisindeki idareler için doğrudan temin parasal limitinin KDV hariç 67 bin 613 lira olduğu hatırlatılan iddianamede, belediyenin iki ayrı doğrudan temin alımı yaptığı aktarıldı. İddianamede, sanıklar Ekrem İmamoğlu, Bülent Arslaner, Fatih Keleş, İlyas Yılmaz, Mehmet Zeki Çanakçi, Mülayim Demirtaş, Nuray Köker, Orhan Yılmaz, Selçuk Altun, Üzeyir Çöl ve Fatma Hoşgöz Açıkgöz'ün görevi kötüye kullanma suçundan 6 aydan ikişer yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi. Sanık Ercan Doğan'ın görevi kötüye kullanmaya yardım suçundan 3 aydan 1 yıla kadar hapisle cezalandırılmasının istendiği iddianamede sanık Mehmet Zeki Çanakçi'nin ayrıca daha önce aldığı bir cezadan dolayı denetim süreci içindeyken yeni bir suç işleyerek denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davrandığı ifade edildi.

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü Ümit Polat’ın rüşvet istekleri duruşmada anlatıldı Haber

Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü Ümit Polat’ın rüşvet istekleri duruşmada anlatıldı

Eşine elit üyelik uçak bileti, market kartları istedi. Taleplerini karşılamadığımda ödemelerimi geciktireceğini söylüyordu. O tarihte Ağaç A.Ş.’den yaklaşık 30-40 milyon lira alacağım vardı. Ümit Polat’ın bu sözü karşısında hem alacağımın hem de yıllardır sürdürdüğüm ticaretimin tehlikeye gireceğinden korktum. 30 bin euroyu kendisine elden teslim ettim" dedi. Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü’ davasının ikinci duruşmasının 20’inci gününde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmada fidancılık işi yapan tutuksuz sanık Tamer Gümüş’ün savunması alındı. Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü Ümit Polat’ın rüşvet istekleri duruşmada anlatıldı Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü Ümit Polat’a rüşvet verdiği suçlaması ile yargılandığını söyleyen sanık Gümüş, "Parayı verdiğimi inkâr etmiyorum. Ancak iddianamede ileri sürüldüğü gibi daha fazla ihale almak için para vermedim. Ümit Polat’ı (Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü) 2003 yılından beri Ağaç A.Ş.’den tanıyorum. Ben de kuruma ürün satan bir tedarikçi olarak kendisiyle görüşürdüm" dedi. Bu süreçte kendisinden çeşitli talepler olduğunu ifade eden Gümüş, Ümit Polat’ın eşi için elit üyelik uçak bileti, alışveriş kartları istediğini ifade ederek, "Taleplerini karşılamadığımda ödemelerimi geciktireceğini söylüyordu. Karşımda sıradan bir tanıdığımın ricası yoktu" dedi. "30 bin euroyu kendisine elden teslim ettim" Gümüş savunmasında, "Ümit Polat bana 2024 seçimlerinden önce Ağaç A.Ş.’ye yaptığım bir ziyarette açıkça, ‘Yukarıdan bir baskı geliyor, seçim için para isteniyor. Destek vermeniz lazım, aksi takdirde Ağaç A.Ş. ile ticaretin biter’ dedi. O tarihte Ağaç A.Ş.’den yaklaşık 30-40 milyon lira alacağım vardı. Ürünlerimi teslim etmiş, masraflarımı yapmıştım. Karşılığında paramı bekliyordum. Ümit Polat’ın bu sözü karşısında hem alacağımın hem de yıllardır sürdürdüğüm ticaretimin tehlikeye gireceğinden korktum açıkçası. 30 bin euroyu kendisine elden teslim ettim. Ben bu parayı seçimi finanse etmek amacıyla vermedim. Seçimi gerekçe gösteren Ümit Polat’tı. Paranın gerçekten seçim için kullanılıp kullanılmadığını, bir başkasına verilip verilmediğini bilmiyorum. Benim doğrudan bildiğim parayı isteyenin de, benden teslim alanın da Ümit Polat olduğudur" ifadelerini kullandı. "Ümit Polat’ın eşine elite üyelik sağladım" Gümüş savunmasının devamında, "Alışveriş kartlarıyla alakalı konuşmak istiyorum. Ümit Polat çalışanlara ve ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklarını söylediği için hayır ve zekât düşüncesiyle karşıladığım talepleri oldu. Görevinden ayrılmasının ardından geçen iki bayramda aynı talep gelmeyince kartların gerçekten söylendiği yerlere ulaşıp ulaşmadığından şüphelendim. Ben bu parayı kendi kazancımdan verdim. Kendisinin açık tehdidi karşısında teslim ettiğim ürünlerin bedelini ve mevcut ticaretimi kaybetmekten korkarak verdim. Bir de Elite Card üyelik mevzusu vardı. Ümit Polat ve avukatı, eşine sağladığım Elite üyelik için ısrarla ‘Ücretsizdi, maddi bir karşılığı yoktu’ diyor. Ben bu işlem sırasında ayrıca nakit bir para ödemedim ancak hesabımdan 40 bin mil eksildi. Yalnızca üç kişiye kullandırabildiğim hakkımdan da biri kullanılmış oldu. Benim hesabımdan çıkan 40 bin mili bugün yerine koymak istersem 2 bin 800 dolar ödemem gerekiyor. Benim eşim, çocuklarım, yakınlarım varken bu hakkımdan birini neden Ümit Polat’ın eşine ayırayım? Hiçbir baskı hissetmeyen biri olsaydım kendi aileme ayırabileceğim hakkı neden onun eşine kullandırayım? Sonuç olarak Ümit Polat’ın benden aldığı para ve diğer taleplerin seçim finansmanı veya tarafıma ihale verilmesinin karşılığı olduğu şeklindeki değerlendirmeyi kabul etmiyorum" diye konuştu.

‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ ana davasına Ağaç ve Peyzaj AŞ ek iddianame tamamlandı Haber

‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ ana davasına Ağaç ve Peyzaj AŞ ek iddianame tamamlandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Ağaç ve Peyzaj AŞ’nin ihalelerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamımda 195 sayfalık ek iddianamede tamamlandı. İddianamede, aralarında tutuklu İBB eski Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 29 şüpheli hakkında ceza talep edilirken, dosyanın İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 414 sanıklı İBB ana davasıyla birleştirilmesi istendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Ağaç ve Peyzaj AŞ’nin ihalelerine ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. İddianamede, 2020-2024 yılları arasında gerçekleştirilen "Bitkisel Materyal Mal Alım İşi" ihalelerine ilişkin 8 ihale olmak üzere toplam 12 ayrı eyleme yer verildi. Söz konusu ihalelerde rekabeti sınırlandıran şartların oluşturulduğu, ihalelerin Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinde bırakıldığı ve daha sonra işlerin parçalara ayrılarak önceden belirlenen firmalara davet usulüyle verildiği belirtildi. İhalelere fesat karıştırıldığı iddiası İddianamede, İmamoğlu liderliğinde kurulduğu öne sürülen suç örgütünün Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden gerçekleştirilen ihalelerde bir sistem oluşturduğu belirtildi. Ana ihalelerin şartname hükümleriyle rekabete kapatılarak tek geçerli teklifle Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinde bırakıldığı, ardından işlerin parçalara ayrılarak örgüte maddi destek sağlamaya istekli firmalara istisnai alım yöntemleriyle dağıtıldığı kaydedildi. Bazı işlere ihale yapılmadan başlandığı, tekliflerin göstermelik olarak toplandığı ve bazı firmaların birbirleri adına yan teklifler verdiği iddianamede yer aldı. Bilirkişi incelemelerinde ise bazı teklif mektuplarındaki yazı ve imzaların aynı kişilere ait olduğunun tespit edildiği kaydedildi. Söz konusu sistemin Ağaç ve Peyzaj AŞ içerisinde eski Genel Müdür Ali Sukas ve Satın Alma Müdürü Ümit Polat tarafından organize edildiği, elde edilen paranın ise "Sistem" adı verilen yapıya aktarıldığı belirtildi. Firmalardan yüzde 7 ila 10 oranında para istendiği belirtildi İddianamede, ihaleleri alan bazı firmalardan iş bedelinin yüzde 7 ila 10’u oranında para istendiği ve bu paraların "Sistem" adı verilen yapıya aktarılarak seçimlerin finansmanında kullanıldığı kaydedildi. Eski Satın Alma Müdürü Ümit Polat’ın ifadesinde, eski Genel Müdür Ali Sukas’ın kendisine "Yukarıdan para istiyorlar, bunu firmalardan toplayıp vermemiz lazım" dediği aktarıldı. Polat’ın, parayı isteyen kişinin Fatih Keleş olduğunun kendisine söylendiğini ifade ettiği belirtildi. 200 bin dolar ve hediye kartı verildiği kaydedildi İddianamenin 152’nci eyleminde, SAS Peyzaj sahibi Süleyman Uzun’un aldığı işler karşılığında 200 bin dolar ve 136 bin 500 lira değerinde hediye kartı verdiği kaydedildi. Söz konusu paranın Ali Sukas’ın yönlendirmesiyle Hüsnü Yüksel Tunar’a teslim edildiği belirtildi. Savcılık, Uzun’un soruşturmaya katkı sağlayan ayrıntılı beyanlarda bulunduğunu belirterek rüşvet verme suçu yönünden etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını, resmi belgede sahtecilik suçu yönünden ise cezalandırılmasını talep etti. 153’üncü eylemde Han İnşaat sahibi Orhan Yıldırım’ın 2020-2023 yılları arasında düzenli para transferleri yaptığı, bu transferlerde Murat ve Derya Dağdeviren çiftinin aracılık ettiği belirtildi. 154’üncü eylemde Ayhan Subaşı’nın 2019-2025 yılları arasında rüşvet anlaşması yaptığı ve ihale evraklarında sahtecilik gerçekleştirildiği kaydedildi. 155’inci eylemde ise Sarıtaş Yapı Malzemeleri sahibi Binali Sarıtaş’ın 45 milyon liralık bir ihalenin yüzde 10’una karşılık gelen 4 milyon 500 bin lirayı Ali Sukas’a verdiği, Ümit Polat’a ise toplam 1 milyon 265 bin 700 lira değerinde alışveriş kartı verdiği belirtildi. Savcılık, Sarıtaş hakkında da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep etti. İddianamede, rüşvet verdiği belirtilen bazı firma sahiplerinin ayrıntılı beyanları nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılması, rüşvet aldığı belirtilen Ali Sukas ve Ümit Polat’ın ise cezalandırılması talep edildi. İmamoğlu ve Keleş için 12 eylemden ceza talebi İddianamede Ekrem İmamoğlu ve Fatih Keleş hakkında bu dosya kapsamında ayrıca "örgüt kurma ve yönetme" suçundan ceza talebinde bulunulmadığı, söz konusu suçlamanın ana iddianamede yer aldığı belirtildi. Bununla birlikte, iddianameye konu 12 eylemin örgüt faaliyeti kapsamında gerçekleştirildiği belirtilerek İmamoğlu ve Keleş’in 12 eylemin tamamından ayrıca fail olarak sorumlu tutulmaları ve cezalandırılmaları talep edildi. 29 şüpheli yer aldı Ek iddianamede Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş, Ali Sukas, Ümit Polat, Aytekin Karaarslan, Selim Marangoz, Fatih Temur, Fatih Yağcı, Eren Sönmez, Esra Köymen, Metin Aras, Muammer Ali Özdil, Murat Cırık, Mustafa Atlı, Nilgün Cendek, Oktay Özel, Sezer Ada Ateş, Tolga Kılıç, Tuğba Ölmez Hancı, Utku Cihan, Yasin Çağatay Seçkin, Süleyman Uzun, Tuğrul Doğu Işık, Hüsnü Yüksel Tunar, Orhan Yıldırım, Murat Dağdeviren, Derya Dağdeviren, Ayhan Subaşı ve Binali Sarıtaş şüpheli olarak yer aldı. İddianamenin mahkemece kabul edilmesinin ardından, dosyanın 414 sanığın yargılandığı İBB ana davasıyla birleştirilmesi talebinin de karara bağlanması bekleniyor.

Bakan Gürlek’ten "Ahbaplar Suç Örgütü", uyuşturucu, İmamoğlu ve Terörsüz Türkiye açıklaması Haber

Bakan Gürlek’ten "Ahbaplar Suç Örgütü", uyuşturucu, İmamoğlu ve Terörsüz Türkiye açıklaması

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde görev yapan yargı muhabirlerini Adalet Bakanlığında kabul ederek gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakan Gürlek, faili meçhul dosyalardan AHBAP soruşturmasına, uyuşturucu ve yasa dışı bahisle mücadeleden FETÖ soruşturmalarına, Terörsüz Türkiye sürecinden Ekrem İmamoğlu hakkındaki davaya ve adalete güven tartışmalarına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Futbolda bahis ve şike soruşturmalarının sürdüğünü belirten Bakan Gürlek, "Sadece futbol değil, basketbol da dâhil olmak üzere farklı spor alanlarında yasa dışı bahis ve şike iddiaları inceleniyor" dedi. Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevinde hayatını kaybetmesine ilişkin soruşturmanın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütüldüğünü söyleyen Bakan Gürlek, olayın bütün yönleriyle araştırıldığını söyledi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde görev yapan adliye muhabirleriyle bir araya geldiği toplantıda, faili meçhul dosyalardan "Ahbaplar Suç Örgütü" soruşturmasına, uyuşturucuyla mücadeleden İBB soruşturmasına, FETÖ ile mücadeleden "Terörsüz Türkiye" sürecine kadar gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması amacıyla Bakanlık bünyesinde bir birim kurulduğunu belirten Gürlek, "Faili meçhul dosyalar yeniden ele alınıyor. Başsavcılıklarla toplantılar yapılıyor, dosyalardaki imkanlar değerlendiriliyor. Adalet Bakanlığı bünyesinde kurduğumuz bu dairenin çalışmalarıyla güzel sonuçlar aldık. Birim kurulalı dört ay oldu; 46 maktulün yer aldığı 40 dosya aydınlatıldı" dedi. Gürlek, bu çalışmaların vatandaşın adalete olan güvenini artırdığını belirterek, " Bu çalışmalar vatandaşta önemli bir duygu oluşturuyor. Hiçbir şeyin sonsuza kadar karanlıkta kalmayacağı, adaletin er ya da geç tecelli edeceği görülüyor. O dönem deliller yeterince toplanmamış, olaylar bütün yönleriyle aydınlatılamamış olabilir. Ancak devletin bütün imkanlarıyla ve kararlılıkla çalışması halinde yıllar sonra dahi sonuç alınabileceğini görüyoruz. Bu da adalete olan güveni artırıyor" ifadelerini kullandı Muhsin Yazıcıoğlu soruşturması devam ediyor Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasının ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından sürdürüldüğünü belirten Gürlek, "Muhsin Yazıcıoğlu soruşturması devam ediyor. Soruşturma ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yürütülüyor; Ceza İşleri Genel Müdürlüğümüz bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız da kendi görev alanı çerçevesinde koordinasyon ve dosya inceleme çalışmalarını sürdürüyor" şeklinde konuştu. Yeni faili meçhul soruşturmaları konusunda isim vermenin doğru olmayacağını ifade eden Gürlek, "Bir soruşturmanın başlatılması için hukuken gerekli şüphe şartlarının oluşması gerekir. Faili meçhul dosyaların tamamı ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarınca kendi delil durumu içinde değerlendiriliyor" dedi. Gülistan Doku dosyasında naaşın bulunması için çalışma sürüyor Gülistan Doku soruşturmasında önemli ilerlemeler sağlandığını ancak soruşturmanın tamamlandığını söylemek için henüz erken olduğunu belirten Gürlek, dosya kapsamında Umut Altaş'ın da ifadesinin alındığını aktardı. Gürlek, "Burada bizim için en önemli konulardan biri Gülistan'ın naaşının bulunması. Arkadaşlarımız özellikle bu konu üzerinde hassasiyetle çalışıyor. Dosyadaki bazı beyanlarda naaşın birkaç kez yer değiştirmiş olabileceğine ilişkin bilgiler bulunuyor. En son Pertek yolu üzerindeki bir noktaya götürüldüğüne yönelik beyanlar var" ifadelerini kullandı. Naaşın kimyasal maddeler kullanılarak tamamen ortadan kaldırılmış olma ihtimalinin de değerlendirildiğini belirten Gürlek, "Soruşturma kapsamında, geçmiş dönemde bazı kamu görevlilerinin kendilerine tanınan yetkileri usulsüz şekilde kullanarak olayın aydınlatılmasını engellemeye veya bazı delilleri ortadan kaldırmaya çalıştıklarına ilişkin ciddi iddialar ve bulgular da inceleniyor" dedi. Gürlek açıklamasının devamında, "Burada kişinin vali olması veya başka bir makamda bulunması önemli değil. Somut suç şüphesi varsa, kişinin unvanına bakılmaksızın ilgili savcılık hukuk çerçevesinde gereken işlemleri yapar" ifadelerini kullandı. Rojin Kabaiş soruşturmasında teknik incelemeler sürüyor Rojin Kabaiş soruşturmasına ilişkin de konuşan Gürlek, cep telefonuna yönelik teknik incelemelerin sürdüğünü belirtti. Gürlek, "DNA incelemeleri yapıldı. Cep telefonuna yönelik teknik incelemeler de devam ediyor. Ancak şu an itibarıyla doğrudan ve kesin bir sonuca götüren somut bir veriye ulaşıldığını söyleyemeyiz" dedi. Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü yeniden araştırılıyor Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevinde hayatını kaybetmesine ilişkin soruşturmanın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütüldüğünü belirten Gürlek, olayın bütün yönleriyle araştırıldığını söyledi. Gürlek açıklamasında, "Kaşif Kozinoğlu, devletimizin yetiştirdiği müstesna isimlerden ve önemli bir devlet görevlisiydi. Maalesef o dönemde Ergenekon kumpası kapsamında tutukluluk süreci geçirirken, sağlıklı, spor yapan ve öz bakımına dikkat eden bir kişi olmasına rağmen şüpheli şekilde hayatını kaybetti" şeklinde konuştu. "Bu konuda önemli ihbarlar ve şikayetler vardı" Gürlek, "Bu konuda daha önce şikayetler ve ihbarlar vardı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız da bunları dikkate alarak bir soruşturma başlattı. Daha sonra yurt dışında firari bulunan ve FETÖ bağlantısına ilişkin hakkında adli süreç bulunan eski bir cezaevi personelinin önemli beyanlarının ardından bazı adli işlemler gerçekleştirildi. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında yeni deliller ortaya çıkarsa yeni işlemler de gündeme gelebilir; buna elbette Cumhuriyet Başsavcılığı delil durumuna göre karar verecektir" şeklinde konuştu. Tüm ihtimallerin soruşturma kapsamında değerlendirildiğini ifade eden Gürlek, "Elbette bunun mutlaka bir cinayet olduğunu peşinen söylemek doğru değil. Bütün ihtimaller soruşturma kapsamında değerlendiriliyor. Süreç devam ediyor" ifadelerini kullandı. "Ucu nereye giderse gitsin, dosyanın içindeki delillere bakın" Cumhuriyet başsavcılıklarının yürüyen soruşturmalarına Bakanlık olarak müdahale etme yetkilerinin bulunmadığını belirten Gürlek, savcıların isim, makam veya unvana bakmadan hareket etmesi gerektiğini söyledi. Bakan Gürlek, "Bizim söylediğimiz şu: ‘Ucu nereye giderse gitsin, kim çıkarsa çıksın; dosyanın kapağındaki ismi kapat, içindeki delillere bak. Kararını yalnızca hukuka ve delile göre ver'" dedi. Soruşturmalara müdahale etme yetkilerinin bulunmadığını vurgulayan Gürlek, "Buradaki yaklaşımımız bir soruşturmanın yönünü göstermek değil; savcının hukuka uygun görevini herhangi bir baskı veya çekince hissetmeden yerine getirebilmesi gerektiğini vurgulamaktır" ifadelerini kullandı. AHBAP soruşturması hakkında konuştu: "MASAK tespitleri ve itirafçı beyanları bulunuyor" AHBAP soruşturmasının devam ettiğini belirten Gürlek, vatandaşların yardım duygularının suç teşkil eden faaliyetlerle istismar edilip edilmediğinin incelendiğini söyledi. Gürlek, "AHBAP'la ilgili soruşturma devam ediyor. Soruşturma kapsamında, vatandaşlarımızın iyi niyetinin ve yardım duygularının suç teşkil eden faaliyetlerle istismarı ayrıntılı biçimde inceleniyor" dedi. Dosyada MASAK tespitleri ve itirafçı beyanlarının bulunduğunu belirten Gürlek, "Soruşturmanın seyri ve ortaya çıkacak yeni deliller doğrultusunda yeni adli işlemler de gündeme gelebilir. Buna elbette ilgili Cumhuriyet başsavcılığı delil durumuna göre karar verecektir. MASAK tespitleri yapılıyor, itirafçı beyanları bulunuyor" ifadelerini kullandı. "Toplanan yardımların amacına uygun kullanıp kullanılmadığı bizim için son derece önemli" Toplanan yardımların akıbeti hakkında konuşan Gürlek, "Toplanan yardımların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı bizim için son derece önemli. Biliyorsunuz bir keşif heyeti oluşturuldu. Yeni görüntüler de ortaya çıktı. Keşke toplanan bu paraların tamamıyla yardımlar yapılsa, evler inşa edilseydi. Şu anda depolarda çürümeye terk edildiği belirtilen malzemeler var. Bunlar yeni yeni ortaya çıkıyor. Mağdurlar ve şikayetçiler var. Bunlara ilişkin çalışmalar da devam ediyor" diye konuştu. AHBAP soruşturmasında çok sayıda müşteki var AHBAP soruşturması kapsamında müşteki isimlerle görüştüğünü ifade eden Gürlek, "Az önce görüştüğüm bir kişi, o tarihlerde Amerika'da bulunan kliniğine Haluk Levent'in geldiğini anlattı. Türkiye'de bir yardım kuruluşunun bulunduğunu, kamuoyunca da tanınan bir kişi olduğunu söyleyerek kendisinden yardım istediğini ifade etti. O kişi de ‘Tamam, ne gerekiyorsa verelim' diyor. Söz konusu para 4 milyon 600 bin dolar. Hatta buna ilişkin senet de düzenlenmiş" ifadelerini kullandı. "Bunların her biri ilgili başsavcılık tarafından inceleniyor" Gürlek açıklamasının devamında, "Dosyada buna benzer çok sayıda senet olduğu belirtiliyor. Bunların her biri ilgili başsavcılık tarafından ayrıştırılarak hukuki ve mali yönden inceleniyor. Bazı işlemlerde Haluk Levent'in kendi adına borç aldığı, ‘Bu parayı kullanacağım' dediği veya taşınmaz aldığına ilişkin belgeler bulunuyor. Ancak daha sonra bu paraların ödenmediği iddia ediliyor. Sorun da burada başlıyor" şeklinde konuştu. Uyuşturucu ve yasa dışı bahis operasyonları devam edecek Uyuşturucuyla mücadelede taviz vermediklerini belirten Gürlek, "Uyuşturucuyla mücadele kapsamındaki operasyonlar devam edecek. İlgili başsavcılıklar tarafından üzerinde çalışılan ve değerlendirilen dosyalar var. Uyuşturucu konusunda kesinlikle taviz vermiyoruz" dedi. Gürlek, kamuoyunca tanınan isimlere ve sanat camiasına yönelik soruşturmaların da caydırıcı etkisinin bulunduğunu belirterek, "Özellikle kamuoyunca tanınan isimler ve sanat camiasına yönelik soruşturmaların da önemli bir caydırıcı etkisi oldu. Bundan sonraki süreçte uyuşturucuyla mücadelenin farklı alanlarında da adli soruşturmalar gündeme gelebilir" ifadelerini kullandı. Futbolda bahis ve şike soruşturmalarının da sürdüğünü belirten Gürlek, "Sadece futbol değil, basketbol da dâhil olmak üzere farklı spor alanlarında yasa dışı bahis ve şike iddiaları inceleniyor" dedi. "Vatandaşın doğrudan ekonomik hayatını ve kamu sağlığını etkileyen sektörlere de bakılıyor." Beyaz et ve şeker sektörüne yapılan operasyonlardan bahseden Gürlek, "Bunun yanında vatandaşın doğrudan ekonomik hayatını ve kamu sağlığını etkileyen sektörlere de bakılıyor. Beyaz et sektörüne yönelik bir operasyon yapıldı. Şeker sektöründe kamu sağlığını ilgilendiren bir operasyon gerçekleştirildi. Benzeri alanlarda, somut suç şüphesi oluşması hâlinde yetkili adli makamlarca yeni soruşturmalar yürütülebilir." ifadelerini kullandı. SPK ile piyasa soruşturmaları takip ediliyor Borsadaki işlem hacminin son yıllarda ciddi şekilde büyüdüğünü belirten Gürlek, yatırımcıların mağduriyet yaşadığı bazı konuların da incelendiğini söyledi. Gürlek, "SPK ile koordinasyon içerisinde takip edilen süreçler oluyor. Özellikle manipülasyon konusunda mevzuatın SPK'ya verdiği yetkiler ve usuller var. Adli süreçler de bu yasal çerçeve içerisinde yürütülüyor" ifadelerini kullandı. "FETÖ bir casusluk örgütü" FETÖ ile mücadelenin tavizsiz şekilde sürdüğünü belirten Gürlek, "FETÖ yıllarca planlı biçimde hareket ederek en sonunda 15 Temmuz'da ülkeyi ele geçirmeye çalışan bir ihanet örgütü. Aynı zamanda bir casusluk örgütü" dedi. Devletin son derece dikkatli olduğunu belirten Gürlek, "Bu örgütün amaçlarından ve yöntemlerinden vazgeçtiğini düşünmemek lazım. Şu anda kabuğuna çekilmiş gibi görünebilir ancak yeni yapılanma arayışları bulunabiliyor. Finansal kaynaklarına ilişkin çalışmalar var. Farklı isimler ve yapılar altında yeniden örgütlenme veya kamu kurumlarına sızma girişimlerine karşı devlet son derece dikkatli" şeklinde konuştu. Farklı isim ve yapılar altında yeniden örgütlenme veya kamu kurumlarına sızma girişimlerine karşı devletin dikkatli olduğunu belirten Gürlek, "Biz bunlara müsaade etmeyeceğiz. FETÖ ile mücadele tavizsiz şekilde devam ediyor" ifadelerini kullandı. Umut Altaş ve Eylem Tok'un iade süreçleri takip ediliyor Yurt dışındaki şüpheli ve sanıkların iade süreçlerini de yakından takip ettiklerini belirten Gürlek, "Umut Altaş'la ilgili iade talebinde bulunduk. Olumlu gelişmeler de oldu. Sürecin iade yönünde ilerlemesini bekliyoruz ancak nihai kararın ilgili ülkenin yetkili yargı ve idari makamlarına ait olduğunu da unutmamak gerekir" dedi. Eylem Tok hakkında ise iade yönünde karar verildiğini ancak kararın üst mahkemeye taşındığını belirten Gürlek, "Karar üst mahkemeye taşındı. Dolayısıyla üst mahkemenin kararının beklenmesi gerekiyor. Biz iade taleplerimizin arkasındayız ve bu süreçleri hassasiyetle takip ediyoruz" ifadelerini kullandı. Terörsüz Türkiye süreci Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin de açıklamalarda bulunan Gürlek, " Terörsüz Türkiye sürecinde çerçeve yasa yaklaşık 467 oyla kabul edildi. Bu gerçekten çok büyük bir başarı" ifadelerini kullandı. Yasanın yürürlüğe girmesi için örgütün tamamen silah bırakması gerektiğini ifade eden Gürlek, "Örgütün silah bırakması, silahlarını teslim etmesi ve tüm unsurlarıyla tasfiye edilmesine ilişkin süreç Milli Savunma Bakanlığımız ve MİT tarafından takip ediliyor" dedi. Gürlek, Adalet Bakanlığının ise kanunun yürürlüğe girmesinin ardından ortaya çıkacak hukuki ve idari süreçler için hazırlık yaptığını söyledi. Çocuk Paketi yürürlüğe girdi Çocukların suça sürüklenmesinin yalnızca adli boyutuyla ele alınamayacağını belirten Gürlek, "Adalet sistemi suç işlendikten sonra devreye giriyor. Bir suç işlendiğinde savcılık süreci başlıyor. Ancak çocuğu suça iten sebepler çok daha önce ortaya çıkıyor. Bir çocuk sorunlu bir aile ortamından gelebiliyor, okulda problemler yaşayabiliyor veya sosyal çevresinden olumsuz etkilenebiliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca adli boyutuyla ele alınamaz" ifadelerini kullandı. Gürlek, Çocuk Paketi kapsamında, "Çocuk Paketi kabul edildi. Artık ‘suça sürüklenen çocuk' kavramı yerine ‘adli süreçteki çocuk' yaklaşımı getirildi. Buradaki amaçlardan biri, suç örgütlerinin çocukları kolayca kullanabilmesini önlemek; diğeri ise çocuğun işlediği fiilin hukuki sonuçlarının daha açık ve caydırıcı hâle gelmesini sağlamaktır. Örgüt çocuğu kullanamayacak; çocuk da kendisinin suç faaliyetlerinde araç olarak kullanılmasının ciddi hukuki sonuçları bulunduğunu bilecek." ifadelerini kullandı. Ailelerin sorumluluğunu güçlendirdiklerini ifade eden Gürlek, "Ailelerin sorumluluğunu da güçlendirdik. Daha önce bu konuda bazı boşluklar vardı. Aileler çocuklarının eğitimine, davranışlarına, sosyal çevresine ve bulunduğu ortamlara karşı daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda" şeklinde konuştu. İmamoğlu davası: "Nihai takdir mahkemeye ait" Ekrem İmamoğlu'nun da sanıkları arasında bulunduğu davaya ilişkin konuşan Gürlek, yargılamanın devam ettiğini belirtti. Soruşturma aşamasında alınan ‘İnsanlar aileleriyle tehdit edildi, baskı yapıldı, tutuklamayla korkutuldu ve bu nedenle savcılıkta ifade verdiler; mahkemede bu ifadelerinden dönecekler' şeklindeki iddialar hakkında konuşan Gürlek, "Başsavcılık görevini yürüttüğüm dönemde, soruşturma dosyasındaki eylemlerin delillerle desteklendiği yönündeki kanaatimi ifade etmiştim. Ancak dosya artık kovuşturma aşamasında. Bundan sonra delillerin değerlendirilmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve sanıkların hukuki durumuyla ilgili nihai takdir mahkemeye aittir" ifadelerini kullandı. "Bu yargılamanın ne zaman tamamlanacağını benim söylemem mümkün değil" Kararın tamamen mahkemenin yetkisinde olduğunu ifade eden Gürlek, "Mahkeme yargılamasını yapıyor, tanıkları dinliyor, sanık müdafilerinin beyanlarını alıyor ve savunmaları değerlendiriyor. Bu yargılamanın ne zaman tamamlanacağını benim söylemem mümkün değil. Sürecin takvimi ve verilecek karar tamamen mahkemenin yetkisinde." şeklinde konuştu. Ek iddianame çalışmaları sürüyor İmamoğlu dosyasına ilişkin ek iddianame çalışmalarının bulunup bulunmadığı sorusuna da yanıt veren Gürlek, "Evet, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından ek iddianameye konu olabilecek yeni delil, rapor ve hukuki değerlendirmeler üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Yeni bazı ihale raporları söz konusu olduğu belirtiliyor" ifadelerini kullandı. Ahmet Davutoğlu ve Melih Gökçek soruşturmaları Ahmet Davutoğlu hakkında Cumhurbaşkanı'na hakaret iddiasıyla soruşturma başlatıldığını belirten Gürlek, "Burada hukuken bakılması gereken iki temel husus var. Birincisi suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı, ikincisi ise zamanaşımı. Cumhurbaşkanı'na hakaret suçu bakımından burada zamanaşımı süresinin dolmadığı değerlendiriliyor. ‘O video o tarihte vardı, neden o zaman işlem yapılmadı da şimdi yapıldı?' denilebilir. Bir soruşturmanın hangi tarihte başlamış olması tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez. Bir ihbar, CİMER başvurusu veya şikayet üzerine savcılık önüne gelen iddiayı hukuken değerlendirebilir. Suçun oluşup oluşmadığına ve zamanaşımına ilişkin değerlendirmeyi de soruşturmayı yürüten savcılık yapar. Az önce söylediğim gibi, burada isim ve sıfat üzerinden hareket edilmez" ifadelerini kullandı. Melih Gökçek ve oğullarıyla ilgili şikayet ve başvuruların da Cumhuriyet başsavcılığınca değerlendirildiğini belirten Gürlek, "Melih Gökçek ve oğullarıyla ilgili konu da kamuoyunda uzun süre tartışıldı. Şikayet ve başvurular yapıldı. Cumhuriyet başsavcılığı da kendisine ulaşan ihbar ve şikâyetleri hukuken değerlendirdi, soruşturma başlattı ve bazı ifadeler aldı. Bundan sonraki süreç de deliller çerçevesinde savcılığın takdirinde ilerleyecek" diye konuştu. "Cezasızlık algısının üzerine gidiyoruz" Vatandaşların adalete güven konusunda öne çıkardığı başlıklardan birinin yargılamaların uzun sürmesi olduğunu belirten Gürlek, yargılamaların makul sürede tamamlanmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Toplumda oluşan cezasızlık algısının da üzerine gittiklerini belirten Gürlek, "Toplumda ‘Suç işleyenin yanına kar kalıyor' şeklinde bir kanaat oluşmuştu. Bunun özellikle üzerine gidiyoruz" dedi. Hakim ve savcıların da hukuk karşısında ayrıcalıklı olmadığını vurgulayan Gürlek, "Hakim veya savcı olmak kimseye ayrıcalık sağlamaz. Trafikte bir olaya karışmışsa vatandaş için hangi hukuk uygulanıyorsa onun için de aynı hukuk uygulanır" ifadelerini kullandı. Gürlek açıklamasının devamında, "Bu konuda soruşturma ve disiplin istatistiklerini de yakından takip ediyoruz. Çünkü hakim ve savcı toplumda güven duyulan bir konumda olmak zorunda. Yaklaşık 27 bin 500 kişilik bir yargı teşkilatından söz ediyoruz. Bunun belki yüzde 3-5'lik küçük bir kesiminin meslek onuruna zarar veren davranışları yüzünden yüzde 90'dan fazla büyük bir kesimin zan altında kalmasını kabul edemeyiz. Bu nedenle bu konularda gerekli adımları atıyoruz" şeklinde konuştu. "Suç işleyenin yanına kar kalıyor' şeklinde bir kanaat oluşmuştu. Bunun özellikle üzerine gidiyoruz" Kamuoyunda infial oluşturan hadiseler ile ilgili konuşan Gürlek, "En son Van'da ‘Kara Haydar' olarak kamuoyuna yansıyan bir olay oldu. Daha sonra olayın farklı boyutları ortaya çıktı. İnsanların gözü önünde, kaynağı açıklanamayan yüksek miktarda para ve aşırı gösterişli yaşam görüntüleri üzerinden devletin ve kamu kurumlarının itibarıyla oynanmasına müsaade edilemez. Bir tarafta insanlar geçim sıkıntısı çekerken diğer tarafta kaynağı tartışmalı servetin, korumaların ve lüks hayatın sosyal medyada teşhir edilmesi toplumda ciddi rahatsızlık meydana getiriyor. Son dönemde sosyal medya fenomenliği üzerinden de bu tür örnekler çoğaldı. Elbette sosyal medya fenomenliği ayrı ve meşru bir alan. Ancak suç teşkil eden bir mali faaliyet, kamu kurumlarına yönelik hukuka aykırı eylem veya başka bir suç şüphesi varsa bunun gereğini bağımsız yargı makamları yapar. Bizim yaklaşımımız bu. Suç kim tarafından işlenirse işlensin aynı hukuk uygulanmalı" ifadelerini kullandı. "Gazetecilere saldırı, toplumun haber alma hakkına karşı da bir saldırıdır" Basın mensuplarına yönelik saldırılara da değinen Gürlek, gazetecilerin toplumun haber alma hakkına hizmet ettiğini belirtti. Gürlek, "Basın mensuplarına yönelik fiziki saldırılar maalesef zaman zaman yaşanabiliyor. Siz sonuç itibarıyla toplumun haber alma hakkına hizmet eden, kamusal nitelikte bir görev yapıyorsunuz" dedi. Gazetecilere görevlerini yaptıkları sırada yönelen saldırıların yalnızca kişiye yönelik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Gürlek, "Bu nedenle gazetecilere, görevlerini yaptıkları için yönelen saldırıların yalnızca bireye karşı değil, toplumun haber alma hakkına karşı bir saldırı olarak da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıklamaları, basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.