Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Egzersiz

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Egzersiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Egzersiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer’de Avrupa Hareketlilik Haftası’nda açık hava etkinliği Haber

Nilüfer’de Avrupa Hareketlilik Haftası’nda açık hava etkinliği

Nilüfer Belediyesi, Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta gün boyu süren “Outdoor Fitness Etkinliği” düzenledi. Farklı branşlarda uzman eğitmenler eşliğinde spor yapan ilçe sakinleriyle buluşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sağlıklı ve hareketli bir kent yaşamının önemine dikkat çekti. Nilüfer Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini desteklemek ve kentsel hareketliliği teşvik etmek amacıyla Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta “Outdoor Fitness Etkinliği” gerçekleştirdi. Gün boyunca süren programa çok sayıda sporsever katıldı. Açık alanda uzman eğitmenler eşliğinde düzenlenen programda yoga, step, cycle, plank ve zumba seansları yapıldı. Katılımcılar hem açık havada egzersiz yapma imkanı buldu hem de gün boyu farklı spor branşlarını deneyimledi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de Podyumpark’taki etkinliğe katılarak spor yapan ilçe sakinleriyle bir araya geldi. Seansları yerinde takip eden ve vatandaşlarla sohbet eden Başkan Şadi Özdemir, sporun gündelik yaşamın doğal bir parçası olması gerektiğini belirtti. Etkinlik hakkında konuşan Başkan Şadi Özdemir, “Avrupa Hareketlilik Haftası dolayısıyla düzenlediğimiz bu buluşmada komşularımızla açık havada, sporun içinde bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyorum. Günlük hayatın yoğun temposu içinde bazen hareket etmeyi ve sağlığımıza vakit ayırmayı ihmal edebiliyoruz. Oysa daha zinde ve sağlıklı bir yaşam için düzenli fiziksel aktivite şart. Biz de Nilüfer’de her yaştan hemşehrimizin rahatça spor yapabileceği, açık alanları aktif biçimde kullanabileceği bir kent ortamını önemsiyoruz. Bugün enerjileriyle alana katılan, sporu hayatına katan tüm komşularımıza ve bu güzel organizasyonun gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum” dedi. NİLÜFER’DE AVRUPA HAREKETLİLİK HAFTASI’NDA AÇIK HAVA ETKİNLİĞİ Nilüfer Belediyesi, Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta gün boyu süren “Outdoor Fitness Etkinliği” düzenledi. Farklı branşlarda uzman eğitmenler eşliğinde spor yapan ilçe sakinleriyle buluşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sağlıklı ve hareketli bir kent yaşamının önemine dikkat çekti. Nilüfer Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini desteklemek ve kentsel hareketliliği teşvik etmek amacıyla Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta “Outdoor Fitness Etkinliği” gerçekleştirdi. Gün boyunca süren programa çok sayıda sporsever katıldı. Açık alanda uzman eğitmenler eşliğinde düzenlenen programda yoga, step, cycle, plank ve zumba seansları yapıldı. Katılımcılar hem açık havada egzersiz yapma imkanı buldu hem de gün boyu farklı spor branşlarını deneyimledi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de Podyumpark’taki etkinliğe katılarak spor yapan ilçe sakinleriyle bir araya geldi. Seansları yerinde takip eden ve vatandaşlarla sohbet eden Başkan Şadi Özdemir, sporun gündelik yaşamın doğal bir parçası olması gerektiğini belirtti. Etkinlik hakkında konuşan Başkan Şadi Özdemir, “Avrupa Hareketlilik Haftası dolayısıyla düzenlediğimiz bu buluşmada komşularımızla açık havada, sporun içinde bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyorum. Günlük hayatın yoğun temposu içinde bazen hareket etmeyi ve sağlığımıza vakit ayırmayı ihmal edebiliyoruz. Oysa daha zinde ve sağlıklı bir yaşam için düzenli fiziksel aktivite şart. Biz de Nilüfer’de her yaştan hemşehrimizin rahatça spor yapabileceği, açık alanları aktif biçimde kullanabileceği bir kent ortamını önemsiyoruz. Bugün enerjileriyle alana katılan, sporu hayatına katan tüm komşularımıza ve bu güzel organizasyonun gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Her dönemde farklı bir beslenme programına gerek yok Haber

Her dönemde farklı bir beslenme programına gerek yok

Kadınların adet öncesi dönemde şişkinlik, cilt değişiklikleri, yorgunluk, ruh hali değişiklikleri ve kendisini görünüş olarak daha kötü hissetmesi, sosyal medyada "luteal uglies" yani "luteal çirkinlikler" ifadesiyle gündem oldu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, adet öncesi dönemde yaşanan fiziksel ve ruhsal değişimlere dair önemli bilgiler vardı. Medicana Ataköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, adet döngüsü boyunca östrojen ve progesteron düzeylerinde meydana gelen değişimlerin yalnızca üreme sistemini değil, beyin, cilt, uyku, iştah ve sıvı dengesi gibi birçok sistemi etkileyebildiğini belirterek, "Burada önemli olan yalnızca hormonların düzeyi değil, kişinin bu hormonal değişimlere verdiği yanıttır. Aynı hormonal değişikliği yaşayan iki kadından biri hiçbir belirti yaşamazken, diğerinde belirgin ruhsal ve fiziksel yakınmalar ortaya çıkabilir" dedi. Hormonlarda iniş çıkışlar oluyor Yumurtlamanın ardından başlayan luteal dönemde progesteron yükselirken, östrojenin de bir süre daha yüksek seviyelerde seyrettiğine değinen Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, "Gebelik oluşmadığında ise döngünün sonuna doğru her iki hormonun düzeyi düşüyor ve adet kanaması başlıyor. Bu hormonal dalgalanmalar bazı kadınlarda adet öncesi belirtilere yol açabilir. Adet öncesinde sinirlilik, tahammülsüzlük, daha kolay ağlama, kaygı, konsantrasyon güçlüğü ve motivasyon azalması görülebilir. Fiziksel olarak ise yorgunluk, baş ağrısı, meme hassasiyeti, karında şişkinlik, ağrı, uyku bozukluğu ve iştah değişiklikleri yaşanabilir. Özellikle 'Adetim yaklaşınca sürekli çikolata istiyorum', 'Karnım balon gibi oluyor' veya 'Cildim bir anda bozuldu' şeklindeki şikâyetlerin de biyolojik bir karşılığı vardır ancak bunlar her kadında aynı görünmeyebilir" şeklinde görüş verdi. Adet öncesi sinirlilik sadece "mod değişikliği" değil Adet öncesinde ortaya çıkan sinirlilik ve tahammülsüzlüğün de bilimsel olarak tanımlanmış belirtiler arasında yer aldığını belirten Doç. Dr. Pulatoğlu, "Östrojen ve progesterondaki değişiklikler serotonin ve GABA gibi nörotransmitter sistemlerini etkileyebilir. Bunun yanında uyku bozukluğu, şişkinlik, ağrı ve iştah değişiklikleri de kişinin stres eşiğini düşürebilir. Normalde kolaylıkla tolere ettiğimiz bir durum, adet öncesinde çok daha rahatsız edici hale gelebilir. Ancak yaşanan her duygusal değişiklik de hormonlara bağlanmamalı. Belirtiler her ay belirgin şekilde tekrarlıyor ve kişinin iş, sosyal yaşam veya ilişkilerini etkiliyorsa daha ağır bir premenstrüel tablo olan PMDD açısından değerlendirme yapılması gerekir" şeklinde konuştu. Tartıdaki birkaç günlük artışın tamamı yağ değildir Luteal dönemde yalnızca ruh halinde değil, görünüşte de geçici değişiklikler yaşanabileceğini belirten Doç. Dr. Pulatoğlu, "Bu dönemde özellikle ciltte yağlanma ve akne eğiliminde artış olabilir. Ayrıca karın, meme, el ve yüzde dolgunluk hissedilebilir. Tartıda birkaç günlük artış da görülebilir. Ancak bu artışın tamamını yağlanma olarak değerlendirmemek gerekir. Geçici sıvı tutulumu önemli bir rol oynayabilir" dedi. Her dönemde farklı bir beslenme programına gerek yok "Luteal dönemde mutlaka protein ağırlıklı beslenmek gerekir" şeklinde bir kural olmadığını ifade eden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, "Yeterli protein, sebze ve meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme temel yaklaşım olmalı. Adet öncesinde karbonhidrat ve tatlı isteği artabilir. Bu nedenle karbonhidratı tamamen kesmek yerine yulaf, bulgur, tam tahıllar, patates ve baklagiller gibi kompleks karbonhidratları tercih etmek daha doğru. Fiziksel egzersiz de bırakılmamalıdır. Adet döneminde ağrı veya yorgunluk varsa yürüyüş, yoga, pilates veya daha hafif egzersizler tercih edilebilir. Enerjimizin yüksek olduğu dönemlerde daha yoğun antrenmanlar yapılabilir. Luteal dönemin sonlarında yorgunluk veya ağrı artıyorsa egzersizin şiddetini azaltmak mantıklıdır" ifadelerini kullandı. Adet öncesi uyku da bozulabilir Hormonal değişimlerin uyku düzenini de etkileyebildiğini belirten Doç. Dr. Pulatoğlu, özellikle luteal dönemin sonlarında bazı kadınlarda uykuya dalma güçlüğü, gece uyanmaları veya sabah yorgun uyanma görülebileceğini söyledi. Adet öncesinde hafif düzeyde PMS belirtilerinin yaygın olduğunu ancak belirtilerin şiddetli olması durumunda profesyonel değerlendirme gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Her ay adet öncesinde birkaç gün süren hafif değişiklikler yaşayabiliriz. Ancak yoğun depresif duygu durum, belirgin kaygı, kontrol edilmesi güç öfke veya günlük yaşamı, iş hayatını ve ilişkileri ciddi şekilde etkileyen belirtiler varsa bunu yalnızca 'hormonlarım böyle' diyerek kabullenmemek gerekir. PMDD gibi tedavi edilebilir tablolar söz konusu olabilir. Önemli olan kendi döngümüzü tanımak, belirtilerimizi takip etmek ve yaşam kalitemizi etkileyen durumlarda destek almaktır."

Sessiz tehlike! Safra kesesi taşı... Haber

Sessiz tehlike! Safra kesesi taşı...

Safra kesesi taşı oluşumunda, safra içindeki kolesterolün artması, safra içindeki Bilirubin artışı ve safra kesesinin çeşitli nedenlerle hareketsizliğinin etkili olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu bu taşlar bazen kum tanesi kadar küçük, bazen de bir kaç santimetre büyüklüğüne ulaşabildiğini dile getirdi. Safra kesesi taşlarının her zaman belirti vermediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, birçok kişinin bu taşlara sahip olduğunu fark etmeden yaşamını sürdürdüğünü belirterek, “safra kesesi taşı yada taşları hayatın bir döneminde ciddi sağlık sorunlarına neden olma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle ameliyat edilmelidir. Taşlar hareket ederek safra kesesinin ana safra yoluna açıldığı yerde ,yada ana safra yolunda tıkanıklığa neden olduğunda ağrı, iltihap ve ciddi komplikasyonlar gelişebilir” dedi. “Karnın sağ üst tarafındaki ağrıya dikkat” Safra kesesi taşlarının en sık görülen belirtisinin özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrısı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Özellikle yağlı veya ağır yemeklerden sonra karnın sağ üst kısmında başlayan ve sırta ya da mide bölgesine yayılabilen şiddetli ağrılar safra kesesi taşlarının habercisi olabilir. Halk arasında ‘safra kesesi krizi’ olarak bilinen bu durum bulantı ve kusma ile birlikte görülebilir. Ağrının uzun sürmesi, ateş ve titreme gibi belirtilerin eklenmesi ise acil değerlendirme gerektirir” şeklinde konuştu. Safra kesesi taşlarının küçük olması avantaj olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, küçük taşların ana safra yoluna ( koledok ) düşüp tıkanıklık oluşturma riskinin daha yüksek olduğuna ve buna bağlı tıkanma sarılığı ( Mekanik İkter ) olabileceğini dikkat çekti. Safra taşlarının yalnızca ağrıya neden olmadığını ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, tedavi edilmeyen vakalarda safra kesesi iltihabı ( akut Kolesistit ) , safra yollarında enfeksiyon ( kolanjit) , pankreas iltihabı ( Pankreatit ) ve karaciğer sorunlarının gelişebileceğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Safra akışının engellenmesi sarılığa, enfeksiyonlara ve uzun vadede organ hasarına neden olabilir. Özellikle sürekli ağrı, gözlerde sararma, koyu renkli idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır” diye konuştu. Açıklamasında, çok nadir de olsa safra kesesindeki taşların safra kesesi kanseri gelişimine neden olabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Her safra kesesi taşı olanda kanser yoktur ama safra kesesi kanserlerinde safra kesesindeki taşlarla birlikte olma oranı çok yüksektir. Kadınlarda daha sık görülüyor” dedi. Kadınlarda safra kesesi taşı görülme oranının erkeklere göre daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, hormonların bu durum üzerinde etkili olduğunu belirtti. Özellikle fazla kilo, diyabet, aile geçmişi, genetik faktörler ve hızlı kilo kaybının safra taşı riskini artırdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, 40 yaş sonrası dönemde görülme sıklığının arttığını söyledi. Safra kesesi taşlarının oluşumunu tamamen önlemenin her zaman mümkün olmadığını ancak yaşam tarzı değişikliklerinin riski azaltabileceğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Tüm gıda türlerini içeren, paketlenmiş yiyeceklerden uzak bir diyet uygulanmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı, yoğun yağlı kızartma içeren gıdalardan uzak durulmalıdır kızartma ve fast food tüketiminin sınırlandırılması, lifli besinlerin artırılması ve kontrollü kilo verilmesi safra kesesinde taş oluşmamasında koruyucu etkisi mevcuttur. Ayrıca düzenli egzersiz yapmanın safra kesesi taşı oluşmasını azalttığı görülmüştür” şeklinde konuştu. Uzmanından uyarı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, safra kesesi taşlarının çoğu zaman sessiz ilerlediğini belirterek açıklamasını şöyle tamamladı: “Karın sağ üst bölümünde tekrarlayan ağrı, bulantı ve hazımsızlık şikâyetleri göz ardı edilmemelidir. Erken tanı ile safra taşlarının yol açabileceği ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Safra kesesi taşlarının tedavisi kapalı (Laparoskopik ) yöntemle yapılan ameliyatlarla safra kesesinin taşlarla birlikte alınmasıdır. İşlemin amacı hastayı oluşabilecek risklerden korumaktır. Özellikle risk grubundaki kişilerin şikâyetleri olduğunda gecikmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşır.”

By-pass ameliyatı geçirenlerin yaz aylarında dikkat etmesi gerekenler Haber

By-pass ameliyatı geçirenlerin yaz aylarında dikkat etmesi gerekenler

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özkara, sıcak havalarda sıvı kaybı, tansiyon düşüklüğü ve ilaç kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, doğru önlemlerle yaz mevsiminin güvenli ve sağlıklı geçirilebileceğini söyledi. Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları, kalp ve damar hastalıkları bulunan kişiler için bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Liv Hospital Ulus Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özkara, özellikle by-pass ameliyatı geçiren hastaların yaz döneminde yaşam alışkanlıklarını sıcak hava koşullarına göre düzenlemesi gerektiğini belirtti. By-pass ameliyatının hastaların yaşamını kısıtlamak amacıyla değil, daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürmelerini sağlamak için uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Ahmet Özkara, düzenli doktor kontrolünde olan hastaların büyük bölümünün normal yaşamlarına dönebildiğini söyledi. "Sıcak hava tansiyonu düşürebilir" Yüksek sıcaklıklarda damarların genişlediğini ve bunun tansiyon düşüklüğüne neden olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Ahmet Özkara, "Terleme ile birlikte ciddi miktarda sıvı ve mineral kaybı yaşanabiliyor. Özellikle tansiyon ilacı veya idrar söktürücü kullanan hastalarda bu durum daha belirgin hale geliyor. Baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı, göz kararması ve baygınlık hissi sıcak havaya bağlı tansiyon düşüklüğünün ilk belirtileri olabilir. Bu şikâyetler hafife alınmamalı ve mutlaka doktora başvurulmalıdır" dedi. Yaz aylarında bazı hastalarda tansiyon ilaçlarının veya idrar söktürücü tedavilerin dozunda geçici düzenlemeler yapılabileceğini belirten Özkara, "Bu değişiklik yalnızca hastayı takip eden hekim tarafından yapılmalıdır. Hastalar kendi kararlarıyla ilaçlarını azaltmamalı veya bırakmamalıdır" ifadelerini kullandı. "Diyabet hastaları daha dikkatli olmalı" By-pass ameliyatı geçiren birçok hastada diyabetin de bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Özkara, sıcak havalarda yaşanan sıvı kaybının kan şekeri kontrolünü bozabileceğini söyledi. Özellikle böbrek fonksiyonlarında etkilenme bulunan diyabet hastalarının susuz kalmaması gerektiğini belirten Özkara, "Düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, tatil döneminde de kan şekeri ölçümleri aksatılmamalıdır" diye konuştu. "Susamayı beklemeden su için" Yaz aylarında susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Özkara, kalp yetersizliği nedeniyle sıvı kısıtlaması uygulanan hastaların ise doktorlarının önerdiği miktarın dışına çıkmaması gerektiğini söyledi. "Yürüyüş için sabah ve akşam saatlerini tercih edin" By-pass sonrası düzenli yürüyüşün kalp sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirten Özkara, özellikle 11.00-17.00 saatleri arasında güneş altında egzersiz yapılmaması gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu: "Sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde yapılan yürüyüşler daha güvenlidir. Egzersiz sırasında göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi veya aşırı halsizlik gelişirse aktivite sonlandırılmalı ve vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır." "Denize girmek mümkün ancak kontrollü olunmalı" Ameliyat yarası tamamen iyileşmiş ve doktoru tarafından onay verilmiş hastaların denize girebileceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Özkara, uygun tempoda yapılan yüzmenin kalp sağlığı açısından faydalı olduğunu söyledi. Özkara, "Çok soğuk suya aniden girmekten kaçınılmalı, uzun süre güneş altında kaldıktan hemen sonra denize girilmemeli ve aşırı efor gerektiren yüzme aktiviteleri tercih edilmemelidir" diye konuştu. "Tatilde ilaç düzeni bozulmamalı" Tatillerde günlük rutinin değişmesi nedeniyle ilaç kullanımının aksatılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Özkara, kan sulandırıcılar ve diğer kalp ilaçlarının düzenli kullanılmasının tedavinin başarısı açısından hayati önem taşıdığını belirtti. Seyahate çıkmadan önce yeterli miktarda ilaç temin edilmesini öneren Özkara, ilaçların mümkünse el bagajında taşınmasının olası sorunların önüne geçeceğini ifade etti. "Tatil rehavetiyle beslenme düzeni bozulmamalı" Aşırı tuzlu yiyecekler, işlenmiş et ürünleri, alkol tüketimi ve yüksek kalorili öğünlerin kalp sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Özkara; yaz aylarının taze sebze, meyve ve zeytinyağlı beslenme açısından önemli bir fırsat sunduğunu söyledi. "Doğru önlemlerle yaz mevsimi güvenle geçirilebilir" Prof. Dr. Ahmet Özkara, "By-pass ameliyatı hastaların yaşamını kısıtlamak için değil, daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmelerini sağlamak amacıyla uygulanır. Yaz aylarında ilaçların düzenli kullanılması, yeterli sıvı tüketimi, güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması ve egzersizlerin serin saatlerde yapılması büyük önem taşıyor. Doğru ilaç kullanımı, yeterli sıvı alımı, dengeli beslenme ve düzenli doktor kontrolleri sayesinde by-pass ameliyatı geçiren hastalar yaz mevsimini güvenle ve sağlıklı bir şekilde geçirebilir" dedi.

Sıcak havalarda omurga sağlığına dikkat Haber

Sıcak havalarda omurga sağlığına dikkat

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr. Ahmet İnanır konu hakkında bilgiler verdi. Özellikle aşırı sıcaklarla uğraştığımız şu yaz ayları, güneşli günler ve tatil dönemleriyle dolu olup, birçok kişi için dışarıda aktif olma ve spor yapma zamanı demektir. Ancak sıcak hava, vücudumuz üzerinde bazı olumsuz etkiler yaratabilir, özellikle omurga sağlığımız açısından. Peki sıcak havanın omurga üzerindeki etkilerini nelerdir ? Bu etkileri minimize edebilmek için neler yapılabilir ? Sıcak Havanın Omurgaya Etkileri Kas Gevşemesi Sıcak hava, kaslarımızın doğal olarak gevşemesine neden olabilir. Bu durum, omurgayı destekleyen kasların da gevşemesi anlamına gelir. Gevşemiş kaslar, bel ve boyun bölgesinde yaralanmalara daha açık hale gelmeye yol açabilir. DehidrasyonYüksek sıcaklıklarda yeterli su almadığımızda, vücudumuz susuz kalabilir. Dehidrasyon, kasların sağlıklı çalışmasını etkileyebilir ve kas kramplarına yol açabilir. Bu durum, omurgada daha fazla baskı oluşturarak ağrılara sebep olabilir. Aşırı AktiviteYaz mevsiminde, açık hava etkinlikleri ve spor aktiviteleri artar. Ancak, aşırı fiziksel aktiviteler, omurgayı zorlayabilir. Özellikle uzun süreli veya yoğun egzersiz, bel ve sırt hücrelerinde yaralanmalara yol açabilir. Postür ProblemleriSıcak havalarda, uzun süre oturmanın ve kötü postürün etkisi daha fazla hissedilebilir. Düzgün oturmamak, omurganın doğal eğrisini bozarak bel ve sırt ağrılarına sebep olabilir. Bu durum, özellikle ofis ortamında çalışanlarda sıkça karşılaşılan bir sorundur. Öneriler: Yeterince Su İçin: Günde en az 2-3 litre su içmeye çalışın. Egzersiz yapıyorsanız, sıvı alımınıza dikkat edin. Dengeli Aktiviteler: Fiziksel aktivitelerinizi dengeli bir şekilde düzenleyin. Güçlü ve hafif egzersizler arasında denge kurarak vücudunuzu aşırı zorlamaktan kaçının. Doğru Postür: Çalışma alanınızda ergonomik bir sandalye kullanmaya özen gösterin. Bilgisayar ekranı göz hizasında olmalı ve ayaklarınız yere tam olarak basmalı. Esneme Egzersizleri: Her gün birkaç dakika ayırarak boyun, bel ve sırt kaslarınızı esnetin. Dönme, eğilme gibi hareketlerle kaslarınızı güçlendirin. Güneş Koruma: Sıcak havalarda açık alanda daha fazla zaman geçirdiğimiz için cildimizi güneşten koruyalım. Güneş kremi kullanarak hem cilt sağlığımızı korumuş oluruz hem de aşırı sıcaklardan kaçınırız. Yanlış Su Derinliğine ve Yüksekten Atlamaya Dikkat !: Atlama yapmadan önce suyun derinliğini kontrol etmemek kıymetli bir hata olabilir. Sığ sularda atlamak, baş ve boyun yaralanmalarına yol açabilir. Yol açabileceği yaralanmalar arasında omurga kırıkları ve çıkıkları yer alır.Yüksekten atlama, vücudu daha fazla darbeye maruz bırakır. Düşme anında omurgadaki baskı artar ve bu da yaralanma riskini yükseltir. Aniden soğuk suya girmenin de ani kas kasılmalarına ve omurga sorunlarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Doç.Dr.Ahmet İnanır, "Sıcak hava, omurga sağlığımız üzerinde önemli etkilere sahip olabilir. Ancak, alacağımız önlemlerle bu etkileri azaltmak mümkündür. Unutmayın, sağlıklı bir omurga, sağlıklı bir yaşamın temelidir. Yaz aylarının tadını çıkarırken, sağlığınızı ön planda tutmayı ihmal etmeyin.''dedi.

Gece kramplarına dikkat! Haber

Gece kramplarına dikkat!

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır konu hakkında bilgiler verdi. Bacağınızı aniden kilitleyen, uykudan sıçrayarak uyandıran krampları hafife almayın. Sık tekrarlayan kramplar, sanıldığının aksine yalnızca yorgunluk veya susuzluk değil; bel fıtığından sinir sıkışmasına kadar birçok sağlık sorununun habercisi olabilir. Sık tekrarlayan kas krampları yalnızca yorgunluk veya mineral eksikliğinden kaynaklanmayabilir.Bazı önemli sağlık sorunlarının ilk belirtisi olabilir.Kas krampı, kasın istemsiz ve ani şekilde kasılması sonucu ortaya çıkar.Kramp çoğunlukla baldır, ayak ve bacak kaslarında görülür. Birkaç saniye sürebileceği gibi dakikalar boyunca devam ederek kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir. Her Krampın Sebebi Magnezyum Eksikliği Değil Toplumda kramplar genellikle magnezyum eksikliğiyle ilişkilendirilir. Magnezyum eksikliği önemli nedenlerden biri olsa da tek neden değildir. Potasyum ve kalsiyum eksiklikleri, yetersiz sıvı tüketimi, aşırı egzersiz, dolaşım bozuklukları ve sinir sistemi problemleri de kramp oluşumuna yol açabilir. Bel Fıtığı Krampla Kendini Gösterebilir Özellikle sık tekrarlayan bacak krampları bazı durumlarda bel kaynaklı sorunlardan kaynaklanabilir.Bel fıtığı veya sinir kökü basısı yaşayan kişilerde sadece ağrı değil, kaslarda istemsiz kasılmalar ve gece krampları da görülebilir. Bu nedenle sürekli aynı bölgede ortaya çıkan kramplar mutlaka değerlendirilmelidir. Gece Uykudan Uyandırıyorsa Dikkat ! Gece giren kramplar sıradan bir durum olarak görülmemeli.Özellikle kişiyi uykudan uyandıran ve sık tekrarlayan kramplar, dolaşım bozuklukları, sinir sıkışmaları veya metabolik problemlerin belirtisi olabilir. Bu durumda yalnızca ağrıyı geçirmek yeterli değildir, neden araştırılmalıdır. Kramp sırasında kasın yavaşça gerilmesi, hafif masaj uygulanması ve mümkünse kısa süre yürünmesinin rahatlama sağlayabileceğini belirten Doç. Dr. Ahmet İnanır, düzenli egzersiz, yeterli su tüketimi ve dengeli beslenmenin kramp riskini azaltabileceğini söyledi. Kramplar sıklaşıyor, şiddetleniyor ya da uyuşma, güç kaybı ve hissizlik gibi belirtilerle birlikte görülüyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü bazen basit görünen bir kramp, altta yatan önemli bir sağlık sorununun ilk işareti olabilir.

Sağlıklı kemikler için bu besinleri tüketin Haber

Sağlıklı kemikler için bu besinleri tüketin

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, konu hakkında önemli bilgiler verdi. Güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olmak için sağlıklı yaşam,düzenli uyku ve doğru besinleri tüketmek gerekir.D Vitamini dışında kemiklerimizi güçlendirmek için hangi besinleri tüketmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Vücudun temel yapısını meydana getiren kemik ve eklemler, yıllara yenik düşüyor. Yaşın ilerlemesi ile beraber Osteoporoz(kemik erimesi), eklem kireçlenmesi(osteoartrit) gibi problemler sık görülmektedir. Kemikleri sağlıklı tutmak için öncelikli olarak yapılması gereken şey doğru beslenmedir. Bu bakımdan kemiklerin sağlam bir yapıda olması için öncelikli olarak güneş ışığı alma ve içinde D vitamini, kalsiyum ve mineral bakımından zengin olan gıdalar ile beslenilmelidir. Sağlıklı kemik için hangi besinleri tüketmek gerekiyor ? Güneş ışığı almak güçlü kemik için olmazsa olmaz bir durumdur. D vitamini için güneş ışığı hayli önemlidir. Güçlü kemiklerin bir diğer olmazsa olmazı da kalsiyum, ikincil olarak ise fosfordur. Kalsiyum süt ürünleri, soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, yeşil yapraklı sebzeler, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagillerde; Fosfor ise en çok su ürünleri, tavuk ve süt ürünlerinde bulunmaktadır. D vitaminin en önemli görevlerinden biri kemik sağlığını korumaktır. D vitamini hem Kalsiyumun sindirim sisteminden emiliminde görevli hem de kemik yapımında görevli olan hücreleri uyarıcı etkiye sahiptir. D vitamini balık yumurta, soya sütü, patates, süt ve süt ürünleri, mantar gibi gıdalarda belirgin olarak bulunmaktadır. Kemiklerin yapı taşlarından olan kollajen üretimini arttıran C vitamini, yeterli ölçüde alınmadığı zaman kemikler dayanıksız hale geliyor. C vitamini turunçgiller, kivi, çilek, yeşil biber, domates, karnabahar, biber gibi gıdalarda yoğun olarak bulunmaktadır. K vitamini kemik mineralizasyonunda görev alan bileşiklerin aktivasyonunda görev alıyor. K vitaminini zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak, bamya, brokoli, şalgam, pancar, yeşil çayda bol bulunuyor. Kemik kalite ve gelişimi için hayli önemli bir konumda bulunan B12 vitamini eksikliğinde kemik erimesi gelişmektedir. B 12 vitamini kırmızı et, yumurta, süt ürünlerinde en fazla bulunuyor. Hem vücut hem de kemiklerin alkali dengesinin temininde önemli rol alan potasyum, kalsiyumun vücutta uzun dönem kalmasında rol alıyor. Deniz ürünleri, patates, muzda yoğun olarak bulunmaktadır. A vitamininin de kemik gelişiminde önemli ölçüde katkısı saptanmıştır. Omega-3 ve 6 balık, keten tohumu, ceviz ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bol bulunmakta ve kalsiyum emilimine yardımcı olmaktadır. Kemik sağlığını korumak neden önemli ? İlerleyen yaş ile beraber gerekli takviyelerden mahrum bırakılan kemikler sağlamlığını yitirmekte ve kırılgan hale gelmektedir. Kemikleri güçlendiren besinler nelerdir ? Süt ürünleri, soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, mercimek, su ürünleri, tavuk, turunçgiller, kivi, incir, çilek, domates, karnabahar, biber, zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak, bamya, brokoli, şalgam, pancar, yeşil çay, kırmızı et, yumurta, muz. Kemik sağlığı için hangi besinlerden uzak duralım ? Tuz ve aşırı protein kalsiyum kaybına neden olarak kemik erimesine yol açabilmektedir. Sigara, alkol, stresli veya sedanter yaşamdan uzak durulmalı, kafein, çay fazla tüketilmemelidir. Asitli ve GDO’lu ürünlerden de titizlikle uzak kalınmalıdır. Kemik erimesine karşı önerileriniz ? Mutlaka spor veya egzersiz yapılmalı, bol su tüketilmeli, bilinçli olarak ağır metal zehirlenmeleri ve toksisite ile de mücadele edilmelidir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.