Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Dünya Sağlık Örgütü

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Dünya Sağlık Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Sağlık Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaşlanmadan işitme kaybı riski yaşayabilirsiniz Haber

Yaşlanmadan işitme kaybı riski yaşayabilirsiniz

İşitme kaybının yalnızca ileri yaşlarda görülen bir sağlık sorunu olmadığını belirten Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Vehip Beyazgün, özellikle yüksek sesle ve uzun süre kulaklık kullanımının çocuklar ve genç yetişkinlerde kalıcı işitme kaybı riskini artırdığını söyledi. Dünya Sağlık Örgütü'nün güvenli olmayan dinleme alışkanlıkları nedeniyle dünya genelinde 1 milyardan fazla gencin risk altında olduğunu hatırlatan Beyazgün, işitme kaybının çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğine dikkat çekti. Kulaklıkla yüksek sesle ve uzun süre müzik dinleme alışkanlığı, işitme sağlığını tehdit eden önemli riskler arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, güvenli olmayan dinleme alışkanlıkları nedeniyle dünya genelinde 1 milyardan fazla genç kalıcı işitme kaybı riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Vehip Beyazgün, özellikle kablosuz kulaklıkların yaygınlaşmasıyla yüksek sese uzun süre maruz kalmanın iç kulakta geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabileceğini belirterek, işitme kaybının erken dönemde fark edilmesinin her zaman kolay olmadığını ifade etti. İşitme kaybı sadece yaşlıların sorunu değil Toplumda işitme kaybının yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüldüğünü ifade eden Op. Dr. Vehip Beyazgün, son yıllarda genç yaş grubunda da benzer şikayetlerin daha sık görülmeye başladığını söyledi ve ekledi: "Uzun süre yüksek sesle müzik dinlenmesi, kulaklığın gün içinde saatlerce çıkarılmadan kullanılması ve gürültülü ortamlarda ses seviyesinin daha da yükseltilmesi, işitme sistemini ciddi şekilde zorlayabiliyor. Özellikle çocuklar, ergenler ve genç yetişkinler bu açıdan risk grubunda yer alıyor. İşitme kaybı erken dönemde fark edilmese bile ilerleyen yıllarda konuşmaları ayırt etmede güçlük, dikkat dağınıklığı, kulak çınlaması ve sosyal iletişim sorunlarıyla kendini gösterebiliyor." İşitme kaybının yalnızca duymayı değil, öğrenme performansını, iş yaşamını ve sosyal ilişkileri de etkileyebildiğini belirten Beyazgün, erken yaşlarda edinilen güvenli dinleme alışkanlıklarının ileri yaşlardaki işitme sağlığını doğrudan etkilediğini vurguladı. Bluetooth kulaklıkların riski sanıldığı gibi değil Kablosuz kulaklıkların tek başına işitme kaybına neden olduğu yönündeki inanışın doğru olmadığını belirten Op. Dr. Vehip Beyazgün, asıl riskin kullanım şekli olduğuna dikkat çekerek "Bluetooth teknolojisinin kendisinden ziyade kulaklığın hangi ses seviyesinde ve ne kadar süre kullanıldığı önemlidir. Gürültülü bir caddede, toplu taşımada veya kalabalık ortamlarda çevre seslerini bastırabilmek için ses seviyesinin artırılması, kulağın güvenli sınırların üzerinde sese maruz kalmasına neden olabilir. Bu nedenle kulaklığın türünden çok dinleme alışkanlıklarının doğru olması gerekir" dedi. Op. Dr. Vehip Beyazgün, gürültü engelleyici özelliklere sahip kulaklıkların uygun ses seviyesinde kullanıldığında, çevre sesini bastırmak için gereksiz yere yüksek ses açılmasının önüne geçebileceğini de sözlerine ekledi. İşitme kaybı geri döndürülmeyebilir Yüksek sese bağlı işitme kaybının her zaman geçici olmadığını belirten Op. Dr. Vehip Beyazgün, iç kulakta bulunan işitme hücrelerinin hasar gördüğünde kendini yenileyemediğini söyleyerek açıklamalarına şöyle devam etti: "Bazı kişiler konser sonrasında ya da uzun süre kulaklık kullandıktan sonra kulaklarında çınlama veya işitmede azalma hissedebilir. Bu durum bazen kısa süre içinde düzelebilir. Ancak aynı maruziyetin sık tekrarlanması halinde iç kulaktaki hücrelerde kalıcı hasar oluşabilir. Günümüzde bu hücreleri eski haline döndürebilen bir tedavi bulunmadığı için işitme sağlığını koruyacak önlemlerin erken dönemde alınması büyük önem taşıyor." İşitme kaybının erken dönemde çoğu zaman ağrıya neden olmadığı için fark edilmesinin zor olabileceğini belirten Op. Dr. Vehip Beyazgün, bu nedenle düzenli işitme kontrollerinin özellikle risk grubundaki kişiler açısından önem taşıdığını ifade etti. Günlük alışkanlıklar kulak sağlığını koruyor İşitme sağlığının korunmasında günlük yaşam alışkanlıklarının önemli rol oynadığını belirten Op. Dr. Vehip Beyazgün, kulaklık kullanımında ses seviyesinin mümkün olduğunca orta düzeyde tutulması ve maksimum ses seviyesinden kaçınılması gerektiğini söyledi. Saatlerce kesintisiz kulaklık kullanmak yerine belirli aralıklarla kulakların dinlendirilmesinin, işitme sisteminin üzerindeki yükü azalttığını ifade eden Op. Dr. Vehip Beyazgün, özellikle gürültülü ortamlarda çevre seslerini bastırmak amacıyla ses seviyesinin yükseltilmesinin kalıcı hasar riskini artırabileceğini vurguladı. Kulak çınlaması, televizyonun sesini giderek daha fazla açma ihtiyacı duyulması, konuşmaları anlamakta zorlanılması veya sık sık karşıdaki kişiden söylediklerini tekrar etmesinin istenmesi gibi belirtilerin işitme kaybının erken işaretleri olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Vehip Beyazgün, bu şikayetlerin uzun süre devam etmesi halinde doktora başvurulmasının ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. İşitme kaybının yaşam kalitesini, iletişimi ve sosyal yaşamı doğrudan etkileyen önemli bir sağlık sorunu olduğunun da altını çizen Op. Dr. Vehip Beyazgün, "Teknoloji hayatı kolaylaştırırken sağlığımızı koruyacak alışkanlıkları da beraberinde geliştirmek gerekiyor. Kulaklık kullanımında ses düzeyine ve kullanım süresine dikkat edilmesi, çocuklara güvenli dinleme alışkanlığının erken yaşta kazandırılması ve işitme kaybını düşündüren belirtilerin göz ardı edilmemesi, ilerleyen yıllarda oluşabilecek kalıcı işitme sorunlarının önlenmesine önemli katkı sağlayacaktır" dedi.

Fazla tuz kullanımı böbreklere ve kalbe ciddi zarar veriyor Haber

Fazla tuz kullanımı böbreklere ve kalbe ciddi zarar veriyor

Prof. Dr. Murathan Uyar, yaşam için gerekli olan tuzun ihtiyaçtan fazla tüketilmesi halinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Tuzun yaklaşık yüzde 40 sodyum ve yüzde 60 klorürden oluştuğunu belirten Uyar, vücudun sinir sistemi, kasların çalışması, kalp ritmi ve sıvı dengesinin korunması için sodyuma ihtiyaç duyduğunu ancak bu ihtiyacın doğal besinlerden de karşılanabildiğini ifade etti. TÜRKİYE'DE TÜKETİM ÖNERİLEN SEVİYENİN ÇOK ÜZERİNDE Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük tuz tüketiminin 5 gramı, yani yaklaşık bir silme çay kaşığını geçmemesini tavsiye ettiğini hatırlatan Uyar, Türkiye'de yapılan araştırmalara göre ortalama günlük tuz tüketiminin bu miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını söyledi. Hazır ve işlenmiş gıdaların yaygınlaşmasıyla birlikte farkında olmadan fazla tuz tüketildiğine dikkat çeken Uyar, ekmek, peynir, zeytin, turşu, sucuk, salam, hazır çorbalar, paketli atıştırmalıklar ve sosların günlük tuz alımının önemli bölümünü oluşturduğunu kaydetti. YÜKSEK TANSİYON VE BÖBREK HASTALIKLARI RİSKİNİ ARTIRIYOR Aşırı tuz tüketiminin kandaki sodyum miktarını artırarak vücudun daha fazla su tutmasına neden olduğunu belirten Uyar, bunun da tansiyonun yükselmesine yol açtığını ifade etti. Yüksek tansiyonun uzun yıllar belirti vermeden kalp, beyin, böbrek ve damar sistemine zarar verebildiğini söyleyen Uyar, fazla tuz tüketiminin ayrıca böbrek hastalıklarının ilerlemesini hızlandırabileceğini, böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabileceğini, kemiklerden kalsiyum kaybını artırabileceğini ve mide kanseri riskini yükseltebileceğini dile getirdi. "DOĞAL TUZ" ALGISINA DİKKAT Son yıllarda popüler hale gelen Himalaya tuzu, kaya tuzu ve deniz tuzu gibi ürünlerin sağlık açısından sanıldığı kadar farklı olmadığını belirten Uyar, bu tuzların da büyük oranda sodyum klorür içerdiğini ve eser miktardaki minerallerin fazla tüketimi haklı çıkaracak bir avantaj sağlamadığını söyledi. Prof. Dr. Murathan Uyar, günlük tuz tüketimini azaltmak için sofraya tuzluk koymamak, yemeğin tadına bakmadan tuz eklememek, işlenmiş gıdaları daha az tüketmek ve yemeklere lezzet vermek için limon, sarımsak ile baharatlardan yararlanmanın etkili yöntemler olduğunu belirtti. Uyar, "Tuz doğru miktarda tüketildiğinde yaşam için vazgeçilmezdir. Ancak fazlası yıllar içinde kalbi, damarları ve böbrekleri sessizce yorar. Sağlığımızı korumak bazen sofradaki tuzluğu bir adım uzağa koymak kadar basit bir alışkanlıkla başlayabilir." değerlendirmesinde bulundu.

Alkole başlama yaşı 19,4 olarak ölçüldü Haber

Alkole başlama yaşı 19,4 olarak ölçüldü

Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele kapsamında hazırladığı Türkiye Alkol Araştırma Raporunu kamuoyuyla paylaştı. Daha önce “Bağımlılıkların Ekonomiye Maliyeti Raporu”, “Türkiye Kumar Raporu” ve “Türkiye Tütün Raporu” gibi çalışmaları yayımlayan Yeşilay’ın yeni araştırması, alkol kullanım alışkanlıkları, bağımlılık riski ve koruyucu politikalara ilişkin önemli veriler ortaya koydu. Rapora göre Türkiye’de 15 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 20,8’i hayatında en az bir kez alkol kullandığını belirtirken, yüzde 79,2’si hiç alkol kullanmadığını ifade etti. Son 12 ay içinde alkol kullananların oranı yüzde 11,4, son 30 gün içinde kullananların oranı ise yüzde 7,1 olarak belirlendi. Araştırmada, alkol kullanımına başlama yaşının ortalama 19,4 olduğu tespit edilirken, katılımcıların yaklaşık yarısının ilk alkol deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığı görüldü. ARKADAŞ ÇEVRESİ İLK SIRADA Rapora göre alkol kullanımına başlamada en etkili faktör yüzde 48,8 ile arkadaş çevresi oldu. Bunu yüzde 45,4 ile eğlence amacı, yüzde 43,6 ile merak duygusu takip etti. Dünya genelinde alkol kullanım bozukluğu yaşayan yaklaşık 400 milyon kişinin bulunduğu belirtilen raporda, Türkiye’de alkol kullanım bozukluğu yaygınlığı yüzde 4,8 olarak açıklandı. Programda konuşan Yeşilay Genel Başkanı Mehmet Dinç, bağımlılıkların günümüzün önemli toplumsal risklerinden biri olduğunu belirtti. Alkolün zaman zaman sosyalleşmenin ve eğlencenin bir parçası gibi sunulduğunu ifade eden Dinç, bilimsel verilerin alkol kullanımının bireysel ve toplumsal sorunları artırabildiğini gösterdiğini söyledi. Genel Başkan Dinç, “Dünya Sağlık Örgütü, alkol kullanımında güvenli bir alt sınır bulunmadığını ifade ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor.” dedi. Araştırma sonuçları, toplumun alkolle mücadele kapsamında koruyucu politikalara önemli ölçüde destek verdiğini de ortaya koydu. Katılımcılar; öğrenci yurtları, spor kulüpleri ve kafelerde alkol satışının sınırlandırılması, reklam ve promosyon faaliyetlerine yönelik düzenlemeler, benzin istasyonlarında satış yapılmaması ve satış saatlerine ilişkin tedbirler gibi uygulamalara destek verdi. Yeşilay’ın 81 ilde hizmet veren Yeşilay Danışmanlık Merkezi birimleriyle bağımlılık sorunu yaşayan vatandaşlara ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı destek sunduğu belirtildi. Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Rabia Bilici, alkol kullanımına erken yaşta başlamanın bağımlılık riskini artırdığına dikkat çekerek, gençlere yönelik önleme çalışmalarının önemini vurguladı. Uzmanlar ayrıca alkolün karaciğer hastalıkları, kanser, kalp-damar hastalıkları ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere birçok sağlık riskiyle ilişkili olduğuna dikkat çekti.

CHP'li Pala: Türkiye'nin fosil yakıtları teşvik etmesi kabul edilemez Haber

CHP'li Pala: Türkiye'nin fosil yakıtları teşvik etmesi kabul edilemez

CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında Dünya Çevre Günü kapsamında çevre ve iklim politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin çevre alanındaki performansının yetersiz olduğunu savunan CHP'li Pala, Çevre Performans Endeksi'nde Türkiye'nin 180 ülke arasında 143'üncü sırada yer aldığını belirtti. Hava kirliliğinin de ciddi bir sorun olduğunu dile getiren Pala, Türkiye'deki 81 ilin tamamında Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği sınır değerlerin aşıldığını öne sürdü. TBMM'nin resmi internet sitesinde yer alan habere göre, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çeken Pala, sıcaklık artışları ve çevresel değişimlerin bulaşıcı hastalıkların yayılımını da etkilediğini ifade etti. İklim krizine karşı toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayan Pala, bu konuda yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Fosil yakıt politikalarını da eleştiren Pala, dünyanın fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye'nin bu alandaki teşviklerini sürdürmesinin doğru olmadığını belirtti. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine işaret eden Pala, fosil yakıtlara sağlanan teşviklerin Türkiye'nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın yüzde 1'inden fazla olduğunu savundu. Bu kaynakların yenilenebilir enerji yatırımlarına yönlendirilmesi gerektiğini dile getiren Pala, fosil yakıt sektöründe çalışan emekçilerin haklarını koruyacak bir dönüşüm programıyla hem istihdamın korunabileceğini hem de iklim krizine karşı daha etkili adımlar atılabileceğini kaydetti.

Nilüfer’de pandeminin izleri konuşuldu Haber

Nilüfer’de pandeminin izleri konuşuldu

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen “Sağlık Buluşmaları” etkinlikleri kapsamında “COVID-19 Pandemisi ve Sağlık: Etkiler, Deneyimler ve Pandemi Şehitlerimiz” başlıklı bir söyleşi düzenlendi. Etkinlikte, dünyayı sarsan pandemi süreci hem bilimsel verilerle hem de toplumsal yansımalarıyla ele alındı. Prof. Dr. Harun Ağca, Prof. Dr. Ali Asan ve Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen’in konuşmacı olarak katıldığı programda, Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel acil durum ilan edilen sürecin detayları aktarıldı. Uzmanlar; virüsün bulaş özellikleri, hastalığın klinik seyri ve ortaya çıkan komplikasyonlar hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Etkinlikte; pandeminin yalnızca bir sağlık krizi olmadığı; sağlık sistemlerinde yarattığı yoğunluğun yanı sıra uzaktan eğitim ve evden çalışma gibi yeni uygulamalarla sosyal ve ekonomik yaşam üzerinde uzun süreli izler bıraktığı ifade edildi. Salgınla mücadelede dönüm noktası olan mRNA ve inaktif aşıların rolü vurgulanırken, antiviral ilaçlar ile destekleyici tedavi yöntemlerinin hastalığın yönetimindeki etkileri de detaylarıyla konuşuldu. Öte yandan programda ayrıca hem Türkiye’de hem de dünyada salgınla mücadelenin ön saflarında yer alırken yaşamını yitiren hekimler ve tüm sağlık personeli, gösterdikleri büyük fedakârlıklara dikkat çekilerek, saygı ve minnetle anıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.