Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Diyabet

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Diyabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diyabet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eşine böbreğini verdikten sonra refakatçisi oldu Haber

Eşine böbreğini verdikten sonra refakatçisi oldu

Ameliyat hakkında açıklamalarda bulunan ÇOMÜ Organ Nakil Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan, "Ülkemizdeki böbrek yetmezliğinin en önemli nedeni hipertansiyon ve diyabettir. Hipertansiyon ve diyabet erken dönemde teşhis ve tedavi edilmezse ilerleyen yaşlarda organ yetmezliği yapabiliyor. Nitekim hastamız Nurdoğan Alyaz'da hipertansiyona bağlı olarak böbrek yetmezliği tablosu gelişmişti" dedi. Gelibolu'da yaşayan Nurdoğan Alyaz'a (59) 10 yıl önce hipertansiyona bağlı böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Nurdoğan Alyaz böbreklerinin işlevinin azalmasıyla beraber güçten düşerek bu süreçte çalışamaz hale geldi. 10 yıl boyunca ilaç tedavisi ile hayatına devam eden Nurdoğan Alyaz, artık diyaliz tedavisine başlaması gerektiğini öğrendi. Nurdoğan Alyaz bu durumu kabullendi fakat eşi Songül Alyaz (49) eşinin diyaliz makinesine bağlı olarak hayatını sürdürmesini istemedi. Farklı doktorlara giderek çözüm ararken, böbrek nakli için Organ Nakil Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan'ın tavsiye edilmesi üzerine eşi ile üniversite hastanesine geldiler. Yapılan testler sonrasında eşlerin nakil için uygun olduğu öğrenildi. Prof. Dr. Cabir Alan ve Doç. Dr. Hasan Anıl Kurt'un başarılı ameliyatı ardından eşler sağlığına kavuştu. Donör olan Songül Alyaz'ın kapalı yöntemle başarılı bir ameliyat geçirdiğini belirten Doç. Dr. Hasan Anıl Kurt, "Kapalı yöntemle aldığımızdan dolayı verici olan hastamız birkaç gün içerisinde alıcı olan eşine şu an refakatçilik yapıyor. Bunun da gururunu yaşıyoruz" dedi. Böbrek nakli ardından hastanın 8 gün içinde sağlığına yeniden kavuştuğunu aktaran Prof. Dr. Cabir Alan "Nurdoğan Alyaz'a 10 yıl önce hipertansiyon nedeniyle böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Bu süre zarfında diyalize girmeden ilaçlarla hastalık kontrol altına alınmaya çalışıldı. Ancak artık son dönem böbrek yetmezliği gelişince diyaliz kararı verildi. Songül hanım, eşinin diyaliz makinesine bağlı hayatını devam ettirmesini istemediğinden hiç düşünmeden donör olmayı kabul etti. Biz de bir hafta önce laparoskopik yöntemle Songül hanımın sol böbreğini alarak Nurdoğan Beye naklettik. Ameliyatının ardından 8'inci günü böbrek değerleri tamamen normal döndü. Artık taburcu olacak duruma geldi" dedi. Hipertansiyon ve diyabet tedavisine gereken önem verilmediği takdirde, ilerleyen dönemlerde böbrek yetmezliğine yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Alan, "Ülkemizdeki böbrek yetmezliğinin en önemli nedenleri hipertansiyon ve diyabettir. Ülkemizde kadavradan bağış oranları düşük olduğu için insanlar hayata tutunabilmek için yakınlarından organ istemek zorunda kalıyor. Ancak yapılan testlerin yüksek kısmında organ uyuşmazlığı olduğu için kişi verici olsa bile nakili gerçekleştiremiyoruz. Bu durumda tek seçenek kadavradan bağış ile yapılan organ nakilleridir. Bağış sayısı düşük, organ nakli bekleyen hasta sayısı yüksek olduğundan, çoğu hasta organ bekleme sürecinde sıra kendisine gelmeden hayatını kaybediyor. Organ bağışı konusunda farkındalık oluşturmak için tüm halkımızı, organ bağış kartı doldurmaya davet ediyorum" dedi. Kapalı yöntemle gerçekleştirilen böbrek nakli ardından vericinin kısa sürede ayaklanarak böbreğini verdiği eşine refakatçi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Hasan Anıl Kurt, "Ülkemiz canlı vericili böbrek naklinde oldukça güçlü bir konumda. Bunun da örneğini şu an yaşıyoruz. Canlı vericili eşten aldığımız böbreği kapalı yöntemle, böbreğin damarlarına hasar vermeden çıkartıyoruz. Eş zamanlı olarak alıcı hemen hazırlandıktan sonra böbreği nakil işlemini gerçekleştiriyoruz. Burada da bu kapalı yöntemle aldığımızdan dolayı verici olan hastamız birkaç gün içerisinde alıcı olan eşine şu an refakatçilik yapıyor. Bunun da gururunu yaşıyoruz. Canlı vericili böbrek nakilleri ne kadar ülkemizde iyiyse kadavra bağışıyla böbrek naklini de arttırmamız gerekiyor. O yüzden bu yönden de farkındalığın üstüne basmak isterim" diye konuştu. Eşinin sağlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşayan Songül Alyaz gözyaşlarına hakim olamayarak şunları söyledi: "Eşimin böbrek yetmezliğini öğrendiğimizde baya uzun zaman tedavi gördük. Artık en son şeyde böbrek nakli olması gerektiğine karar verildi. Çok kolay bir şey ben herkesin bağışçı olmasını öneriyorum. Yani iyileşme süresi güzel, doktorumuzun sayesinde kapalı ameliyatla çok kısa zamanda ayağa kalktım. Değerlerinin yükselmesi beni çok mutlu ediyor. Yani o duygu başka bir şey." Diyalizi aslında kabul ettiğini fakat eşinin donör olmasıyla yeniden sağlığına kavuştuğunu söyleyen Nurdoğan Alyaz "Uzun yıllardır böbrek hastasıyım. Bu süreç içinde tansiyona bağlı bir rahatsızlığımdan dolayı böbrek hastası oldum. Daha sonra bu rahatsızlığımın yüzünden ben çalışamadım ve Gelibolu'ya taşındım. 10 yıldır çalışamıyorum bu rahatsızlığın yüzünden. Nakil konusuna gelince de ben diyalize girerim nasıl olsa ömrüm bitti dedim. Ama eşim bunu kabul etmedi. Ben ne olursa olsun böbreğimi vereceğim dedim. Kendisi verdi sağ olsun. Şimdi çok sağlıklıyım. Cabir hocamın biz ismini duyduk. Gelibolu'da 3 tane doktora gittim. Onların 3'ü de bana Cabir hocamızı tavsiye edince biz de hiç beklemeden geldik" dedi.

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 40'ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı Haber

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 40'ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı

Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine çalışanı Dr. Öğr. Üyesi Kardiyoloji Uzmanı Enes Çelik, kalp ve damar hastalıkları, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli ölüm ve hastalık nedenleri arasında yer almakta olduğunu söyledi. Çelik, "Bununla birlikte, bu hastalıkların büyük bir bölümü; sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi ve etkili tedavi ile önlenebilmekte veya geciktirilebilmektedir. Kalp ve damar hastalıkları yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan hastalıklar değildir. Sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, tütün kullanımı, aşırı tuz tüketimi, obezite, hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi risk faktörleri yaşamın erken dönemlerinden itibaren kalp sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Hipertansiyon başta olmak üzere birçok kardiyovasküler risk faktörü uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilmektedir. Ayrıca göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, efor kapasitesinde azalma, ani gelişen güçsüzlük veya konuşma bozukluğu gibi belirtiler zamanında fark edilmediğinde kalp krizi, inme ve kalp yetersizliği gibi ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri ve erken tanı, kalp sağlığının korunmasında kritik öneme sahiptir" dedi. "Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmektedir" Dr. Öğr. Üyesi Kardiyoloji Uzmanı Enes Çelik açıklamasının devamında, "Sağlık Bakanlığı olarak kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmalarımızı koruyucu sağlık hizmetleri yaklaşımı doğrultusunda sürdürmekteyiz. Bu kapsamda; birinci basamak sağlık hizmetlerinde kardiyovasküler risk değerlendirmeleri yapılmakta, Hipertansiyon, diyabet ve dislipidemi gibi risk faktörlerinin erken tanısı ve etkin yönetimi desteklenmekte, tütün kullanımının önlenmesine yönelik kapsamlı mücadele yürütülmekte, sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlıklarının geliştirilmesi teşvik edilmekte. Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Kalp sağlığının korunması; yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesini değil, hastalık gelişmeden önce risklerin azaltılmasını esas alan bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir" dedi. "Unutulmamalıdır ki; kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır" Çelik son olarak, "Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için her bir bireyin tütün ve tütün ürünlerinden uzak durması, sağlıklı ve dengeli beslenmesi, günlük yaşamda fiziksel aktiviteyi artırması, ideal vücut ağırlığını koruması, kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol düzeylerini düzenli olarak kontrol ettirmesi. Hekim önerilerine uygun tedavi ve ilaçlarını aksatmadan kullanması, Aile Hekimine başvurarak kardiyovasküler risk değerlendirmesini yaptırması, Sağlıklı Hayat Merkezlerini ziyaret ederek sağlıklı hayat danışmanlığı alması, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya inme belirtileri geliştiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki; kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesiyle hem bireysel yaşam kalitesi artırılabilir hem de toplumdaki hastalık yükü önemli ölçüde azaltılabilir" ifadelerine yer verdi.

Kalp hastalığı bazen ilk olarak yorgunlukla kapınızı çalıyor Haber

Kalp hastalığı bazen ilk olarak yorgunlukla kapınızı çalıyor

Kalp hastalıklarının ilk belirtilerinden birinin günlük yaşamda fark edilen efor kapasitesi kaybı olabileceğini belirten Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Göksel Güz, daha önce rahatlıkla çıkılan merdivenlerin zor gelmesi, kısa yürüyüşlerde nefes nefese kalınması ve basit ev işlerinde bile belirgin yorgunluk hissedilmesinin önemsenmesi gerektiğini söyledi. Bu değişimin her zaman yaş alma veya kondisyon eksikliğiyle açıklanamayacağını ifade eden Güz, kalbin vücudun ihtiyaç duyduğu oksijenli kanı yeterince dolaşıma veremediği durumlarda efor kapasitesinin azalabileceğini belirtti. Özellikle daha önce bulunmayan ve giderek artan nefes darlığı ile çabuk yorulmanın, kişinin yaşam kalitesini etkilemeden önce değerlendirilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Güz, "Yeni başlayan efor kaybı, kalp açısından mutlaka değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor" dedi. Göğüs dışındaki ağrılar da kalpten kaynaklanabilir Kalp kaynaklı ağrının yalnızca göğüs bölgesinde hissedilmediğini belirten Doç. Dr. Göksel Güz, bazı hastalarda ağrının çene, sırt, omuz veya sol kola yayılabildiğini söyledi. Özellikle fiziksel aktivite sırasında başlayan ve dinlenmeyle hafifleyen ağrıların kalp damar hastalıkları açısından önem taşıdığına dikkat çeken Güz, mide bulantısı, soğuk terleme ve açıklanamayan halsizlik gibi belirtilerin de tabloya eşlik edebileceğini ifade etti. Bu tür yakınmaların tek başına kalp hastalığı anlamına gelmediğini ancak birlikte değerlendirildiğinde önemli ipuçları sunabileceğini belirten Güz, "Ağrının yeri kadar hangi şartlarda başladığı ve beraberindeki belirtiler de tanı açısından yol göstericidir" dedi. Kadınlarda belirtiler daha farklı seyredebiliyor Kadınlarda kalp hastalıklarının erkeklerde görülen klasik tabloyla her zaman benzer şekilde ortaya çıkmadığını belirten Doç. Dr. Göksel Güz, nefes darlığı, olağandışı yorgunluk, bulantı ve sırt ağrısının kadınlarda daha belirgin olabildiğini söyledi. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, kadınlarda kalp krizinin farklı belirtilerle başlayabileceğini ortaya koyduğunu ifade eden Güz, bu nedenle belirtilerin yalnızca göğüs ağrısına indirgenmemesi gerektiğini vurguladı. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınlarda bu yakınmaların stres ya da yoğun çalışma temposuna bağlanmaması gerektiğini söyleyen Güz, "Belirtilerin kişiye özgü değerlendirilmesi, kalp hastalıklarının daha erken fark edilmesine katkı sağlayabilir" dedi. Tansiyon ve kolesterol sessiz ilerleyebiliyor Yüksek tansiyon ve yüksek kolesterolün en önemli özelliklerinden birinin uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ilerleyebilmesi olduğunu belirten Doç. Dr. Göksel Güz, kişinin kendisini iyi hissetmesinin kalp-damar riskinin düşük olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Kontrolsüz tansiyonun damar yapısını zaman içerisinde olumsuz etkileyebileceğini, yüksek kolesterolün ise damar duvarında plak oluşumuna katkıda bulunabileceğini ifade eden Güz, bu değişimlerin yıllar içinde kalp krizi ve inme riskini artırabildiğini belirtti. Düzenli ölçüm ve hekim kontrolünün, henüz şikâyet oluşmadan risklerin belirlenmesine yardımcı olduğunu vurgulayan Güz, "Rutin tansiyon ve kolesterol kontrolleri, kalp sağlığını korumanın en önemli basamaklarından biridir" dedi. Risk değerlendirmesinde tek bir sonuç yeterli değil Kalp-damar hastalığı riskinin yalnızca kolesterol değerine bakılarak değerlendirilemeyeceğini belirten Doç. Dr. Göksel Güz, yaş, tansiyon, diyabet, sigara kullanımı, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü ve yaşam alışkanlıklarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Bazı kişilerde laboratuvar değerleri normal sınırlarda görünse bile birden fazla risk faktörünün bir araya gelmesinin toplam kardiyovasküler riski artırabileceğini ifade eden Güz, risk değerlendirmesinin kişiye özel yapılmasının doğru koruyucu yaklaşım açısından büyük önem taşıdığını belirtti. "Kalp sağlığını değerlendirirken yalnızca tek bir kan sonucuna değil, kişinin bütün risk profiline bakıyoruz" dedi. Kalbi korumak günlük alışkanlıklarla başlıyor Kalp-damar hastalıklarının önemli bir bölümünün yaşam tarzıyla ilişkili risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla önlenebileceğini belirten Doç. Dr. Göksel Güz, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, tütün ürünlerinden uzak durma, sağlıklı kilo ve yeterli uykunun kalp sağlığını destekleyen temel alışkanlıklar arasında yer aldığını söyledi. Gün içerisinde uzun süre hareketsiz kalmak yerine düzenli yürüyüş yapmak, sebze ve liften zengin beslenmek, tansiyon ve kan şekeri kontrolünü ihmal etmemek gibi küçük değişikliklerin uzun vadede kalp sağlığı üzerinde önemli etkileri bulunduğunu ifade eden Güz, "Kalbi korumak yalnızca hastalık ortaya çıktığında tedavi olmak değildir. Düzenli kontrolleri ihmal etmemek, risk faktörlerini bilmek ve günlük yaşamda hareketi artırmak kalp sağlığını korumanın en etkili yollarındandır" diyerek sözlerini tamamladı.

Uzmanından Dünya Kalp Gününde önemli tavsiyeler Haber

Uzmanından Dünya Kalp Gününde önemli tavsiyeler

Dünyada ve Türkiye'de önemli bir sağlık yükü oluşturan kalp-damar hastalıklarının önemli bir bölümü; düzenli kontroller, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve risk faktörlerinin erken dönemde yönetilmesiyle önlenebiliyor. Liv Hospital Ulus Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında kalp ve damar hastalıklarına karşı korunmada erken farkındalığın önemine dikkat çekti. "Kalp hastalıkları belirti vermeden ilerleyebilir" Kalp-damar hastalıklarında en önemli risklerden birinin, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen bazı risk faktörlerinin yıllar içinde damar yapısını olumsuz etkilemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, "Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, fazla kilo, hareketsizlik ve aile öyküsü kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleridir. Özellikle hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği uzun süre herhangi bir belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle kişinin yalnızca şikâyeti olduğunda değil, risk durumuna göre düzenli sağlık kontrollerini yaptırması büyük önem taşır" dedi. "Göğüs ağrısı her zaman göz ardı edilmemeli" Kalp sağlığı açısından bazı belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çatakoğlu, "Göğüste baskı, sıkışma veya ağrı; nefes darlığı; eforla ortaya çıkan çabuk yorulma; soğuk terleme; bulantı ve özellikle göğüsten kola, sırta, boyuna veya çeneye yayılan ağrı kalp-damar hastalıklarının habercisi olabilir. Bu belirtiler yeni başladıysa, şiddetliyse veya dinlenmekle geçmiyorsa vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kalp sağlığı günlük yaşam alışkanlıklarıyla korunabilir" Kalp sağlığını korumanın yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra alınacak önlemlerle sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, "Kalp sağlığı için dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, ideal vücut ağırlığını korumak, sigaradan uzak durmak, tansiyon ve kolesterol değerlerini takip etmek ve diyabet varsa kan şekeri kontrolünü sağlamak temel adımlardır. Bunun yanında uyku düzeni ve stres yönetimi de sağlıklı yaşamın önemli parçalarıdır. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede kalp sağlığı açısından önemli kazanımlar sağlayabilir" dedi. "Kalp sağlığında kişiye özel risk değerlendirmesi önemli" Her bireyin kalp-damar hastalığı açısından riskinin aynı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Çatakoğlu, "Yaş, aile öyküsü, mevcut hastalıklar, tansiyon, kolesterol, kan şekeri, sigara kullanımı ve yaşam tarzı birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp-damar hastalığı bulunan, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliği olan kişilerin risklerini hekimleriyle değerlendirmeleri önemlidir. Dünya Kalp Günü, kalbimizin sağlığını yalnızca bir gün değil, hayatımız boyunca korumamız gerektiğini hatırlatmak için önemli bir fırsattır. 29 Eylül Dünya Kalp Günü'nde mesaj net: Kalbinizi korumak için belirtileri beklemeyin, risklerinizi bilin ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını hayatınızın bir parçası haline getirin" ifadelerini kullandı.

Eşinin böbreği ile hayata tutundu Haber

Eşinin böbreği ile hayata tutundu

Çanakkale’de böbrek yetmezliği yaşayan Yalçın Arslan (47), canlıdan canlıya eşi Seval Arslan’dan yapılan böbrek nakliyle sağlığına kavuştu. Seval ve Yalçın Arslan çifti Ayvacık ilçesi Küçükkuyu beldesinde yaşıyor. Çiftin, 18 yıllık evlilik hayatında 13 ve 10 yaşlarında 2 erkek evlatları oldu. Baba Yalçın Arslan yaklaşık 5 seneden beri yaşadığı şiddetli baş ağrıları nedeniyle düzenli olarak ağrı kesici kullanmaya başladı. Yaklaşık 4-5 ay önce şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısıyla acil servise başvuran Yalçın Arslan yapılan tetkiklerin ardından böbrek yetmezliği tanısı aldı. Eşinin organ nakli sırası beklemesine veya diyalize mahkum olmasına göz yummayan eşi Seval Arslan donör oldu. Eşlerin donör için birbirleriyle uyumlu olmasıyla 10 gün önce böbrek nakli gerçekleştirildi. Konu hakkında açıklamalarda bulunan ÇOMÜ Organ Nakil Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan, "Kontrolsüz ağrı kesici kullanımları böbreklere kan akışının azalmasına neden olarak böbrek hasarı yapmaktadır. Hele alt zemininde bir hipertansiyon ya da diyabet de varsa risk katlanarak artmaktadır, o yüzden uzun dönemde ve düzenli bir ağrı kesici kullanımı böbrekler için çok sakıncalıdır. Mutlaka doktor kontrolünde dönem dönem ağrı kesici ilaç kullanan hastalar özellikle böbrek fonksiyonları kontrol ettirmeleri gerekmektedir" dedi. Eşinin böbrek nakli ile sağlığına kavuşan Yalçın Arslan, "3-5 seneden beri şiddetli baş ağrısından dolayı ağrı kesici kullanıyordum. 4 ay önce hekime başvurduk. Burada organ böbrek yetmezliği tanısı konuldu. Türkiye genelinde kadavralardan alınan böbreğin çok uzun zamanda olduğu için biz canlıdan canlı yanak ile karar verdik eşimle beraber. Hocalarımıza başvurduk, tahlillerimiz oldu çok kısa bir süre içinde. 3 ay içinde değerlerimiz geldikten sonra, 10 gün içinde de böbrek nakli oldum. Çok sağlıklıyız, Allah’a çok şükür" dedi. Organ bağışının önemine dikkat çeken Seval Arslan, "Eşimin yaklaşık 4-5 ay önce böbrek yetmezliği olduğunu öğrendik. Diyalize girmesini kesinlikle istemedim. Tahlillerimiz kısa bir sürede yapıldı ve ameliyatımız yaklaşık 10-15 gün önce yapıldı. Yani hiç kimse korkmasın diyorum, bağış yapsınlar" diye konuştu. "Ağrı kesiciler böbrekleri iflas ettirebilir" Kontrolsüz ağrı kesici kullanımı sonucunda böbrek yetmezliği oluşabileceğine dikkat çeken ÇOMÜ Organ Nakil Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan, "Yalçın beye 10 gün önce böbrek nakli yaptık. Belki Türk toplumunda da yaygın olarak hepimizin yaptığı hatayı yapmakla böbrek yetmezliği gelişti. Uzun yıllara dayanan düzenli bir ağrı kesici kullanımı sonrası böbreklerde hasar meydana geldi. Bunu tabi ilk başta fark edemedi. Bundan 4-5 ay önce şiddetli baş ağrısı, mide bulantısıyla acil servise başvurdu. Orada yapılan tetkiklerde böbrek yetmezliği olduğu tespit edilince hızlı bir şekilde bize müracaat etti. Yakınları Türkiye’de organ bağışı yetersiz olduğu için kadavra listesine girmektense kendileri organlarını bağışlamayı kabul etti. Eşi verici olarak talepte bulundu. Yapılan testlerde herhangi bir sakınca olmayınca eşinden aldığımız sol böbreği Yalçın beye naklettik" ifadelerini kullandı. Kadavradan organ bağışında dünyanın gerisindeyiz Türkiye’de kadavradan canlıya böbrek naklinin çok az olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Hasan Anıl Kurt, "Böbrek naklini temelde iki kaynaktan sağlayabiliyoruz. Birincisi canlı vericiden böbrek nakli. Canlı vericiden böbrek naklini alıcıyı detaylı incelemelerden sonra, kan ve doku uyumu olduktan sonra alıcının dördüncü dereceye kadar akrabalarından ve eşinden böbrek naklini gerçekleştirebiliyoruz. İkincisi ve aslında ülkemiz açısından arttırmamız gereken konu ise beyin ölümü gerçekleşmiş olan hastalardan yapılan böbrek nakli. Bu konuda canlı vericide dünyada çok güçlü ülkeyken kadavra bağışında yeterli oranda bir bağışa sahip değiliz. Ülkemiz olarak arttırmak istediğimiz beyin ölümü gerçekleşmiş hastalardan kadavra donör bağışı. O yüzden de farkındalığını arttıracak yayınlar ve çalışmalar yapıyoruz. Organ bağışı konusunda artık elektronik ortamda e-nabız ve e-devlet üzerinden kolaylıkla hastalar organ bağışında bulunabilirler. Beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişiden sonra bir can birçok kişiye yeniden yaşam şansı sunabilir" şeklinde konuştu.

Dr. Özcan Akan: "Halk sağlığı, yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı olmayan, tüm hayatı kapsayan geniş bir vizyondur" Haber

Dr. Özcan Akan: "Halk sağlığı, yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı olmayan, tüm hayatı kapsayan geniş bir vizyondur"

Sağlık Bakanlığı tarafından her yıl düzenlenen Halk Sağlığı Haftası, bu yıl "Her Gün Halk Sağlığı" ana teması ve "7 Günde 7 Tema" konseptiyle kutlanıyor. Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, modern tıbbın en temel sorumluluğunun bireyler henüz hastalanmadan koruyucu tedbirleri hayata geçirmek olduğuna dikkat çekti. Gelişmiş sağlık sistemlerinin başarısının toplumun genel sağlık okuryazarlığı ve koruyucu sağlık hizmetlerine verilen önemle ölçüldüğünü belirten Dr. Özcan Akan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi; "Halk sağlığı, yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı olmayan; bireyin anne karnından itibaren tüm yaşam evrelerini kapsayan geniş bir vizyondur. Bu yıl Bakanlığımızın belirlediği 7 ana tema; anne-çocuk sağlığından aşı bilincine, bağımlılıkla mücadeleden kronik hastalık izlemlerine, hareketli yaşamdan kanser taramalarına kadar hayatımızın tam merkezinde yer alıyor. Profesyonel sağlık yöneticiliğim süresince çok büyük emek ve öncelik verdiğim koruyucu hekimlik anlayışı ve Sağlıklı Yaşam Merkezlerinin (SYM) sunduğu imkânlar, toplumumuzun henüz hastalanmadan bilinçlenmesi ve erken teşhis imkanlarına erişebilmesi açısından kritik bir yere sahiptir. Medicana Bursa Hastanesi olarak, multidisipliner anlayışa sahip kadromuz ve ileri teknolojik altyapımızla sadece tedavi edici tıpta değil, toplum sağlığını koruyucu hekimlik ve erken teşhis süreçlerinde de Bursa halkının yanında yer almayı temel misyonumuz kabul ediyoruz." Dr. Özcan Akan, hafta boyunca öne çıkarılan odak alanlarına yönelik çalışmalarını şu başlıklarla özetledi; "Anne Sağlığı: Güçlü kadın doğum ve hekim kadromuzla anne sağlığı önceliğimizdir. Çocuk Sağlığı: Uzman pediatri kadromuzla çocuklarımızın sağlığını çok önemsiyoruz.Gebe okullarımız ve uzman pediatri kadromuzla anne ve çocuk sağlığını ilk günden itibaren titizlikle takip ediyoruz. Kronik Hastalıklarla Mücadele: Diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarında düzenli taranma ve izlem süreçlerinin hayati önem taşıdığını hatırlatıyoruz. Bağımlılıkla Mücadele: Alkol, madde bağımlılığı ve teknoloji bağımlılığı konusunda toplum bilinçlendirme çalışmalarına devam ediyoruz. Erken Teşhis Hayat Kurtarır: Kanser türlerinde erken tanının tedavi başarısındaki en kritik faktör olduğunun bilinciyle tarama programlarına aralıksız destek veriyoruz. Aktif Yaşam: Fizik Tedavi Ünitemiz ile sağlıklı hayat için aktif yaşamı destekliyoruz. Obezite ile Mücadele : Güçlü hekim kadromuzla Obezite ile mücadeleyi odak noktamız haline getirdik" Açıklamasını Bursa kamuoyuna çağrıda bulunarak tamamlayan Dr. Özcan Akan, "Tüm vatandaşlarımızı sağlıklarını ertelememeye, düzenli kontrollerini yaptırmaya ve koruyucu sağlık hizmetlerinden faydalanmaya davet ediyoruz. Unutmayalım ki, sağlıklı bir toplum güçlü bir geleceğin en temel şartıdır" dedi.

Kırmızı etek sevdası 61 yaşında 25 kilo verdirdi Haber

Kırmızı etek sevdası 61 yaşında 25 kilo verdirdi

Bursa’da düğünde giymek istediği kırmızı eteğin üzerine olmaması, 61 yaşındaki Naciye Yalçın için hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Fazla kilolarından kurtulmak ve daha sağlıklı bir hayat sürmek için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvuran Naciye Yalçın, Diyetisyen Fulya Çoğan eşliğinde yürüttüğü beslenme ve yaşam tarzı değişikliği sürecinde 25 kilo verdi. Diyet yapmaya başlangıçta sıcak bakmadığını belirten Naciye Yalçın, 3 yıl önce katılacağı bir düğün öncesi dolabındaki kıyafetleri denerken yaşadığı hayal kırıklığının kendisini harekete geçirdiğini anlattı. Özellikle sevdiği kırmızı eteğin üzerine olmaması üzerine Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvuran Naciye Yalçın, aldığı profesyonel destekle sağlıklı hayat alışkanlıkları kazanmaya başladı. 17 ayda 25 kilo veren Naciye Yalçın’ın yıllardır mücadele ettiği çeşitli sağlık sorunlarında da önemli iyileşmeler yaşadı. Süreç öncesinde üçüncü evre karaciğer yağlanması, diyabet, yüksek kolesterol, hipertansiyon, tiroid sorunları ve fibromiyalji ağrıları bulunan Yalçın, beslenme düzenini ve yaşam alışkanlıklarını değiştirmesiyle sağlık durumunda önemli gelişmeler kaydetti. Karaciğer yağlanmasının üçüncü evreden birinci evreye gerilediğini belirten Yalçın, tansiyon değerlerinin normale döndüğünü, kolesterol ve tiroid değerlerinde de olumlu gelişmeler yaşandığını ifade etti. Fibromiyaljiye bağlı ağrılarının da azaldığını belirten Yalçın, süreçte kendisini takip eden hekimlerin de tebrik ettiğini söyledi. Yaşadığı değişimin kendisi için yalnızca kilo vermekten ibaret olmadığını vurgulayan Yalçın, "Eskiden diyete hiç sıcak bakmıyordum. Şimdi ise benim için sağlık daha önemli" dedi. "25 kiloyu birlikte verdik" Naciye Yalçın’ın 2023 aralık ayından itibaren beslenme takibini yürüten Nilüfer İlçe Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezinde görevli Diyetisyen Fulya Çoğan, sürecin yalnızca kilo kaybına odaklanmadığını, temel hedefin kalıcı ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak olduğunu söyledi. Naciye Yalçın’ın takibe başladığında 98 kilo 400 gram olduğunu ve çok ciddi sağlık problemleri olduğunu belirten Diyetisyen Çoğan, 17 ayda yaklaşık 24-25 kilo kaybı sağlandığını ve verilen kilonun da uzun süredir korunduğunu ifade etti. Çoğan, "Bu süreçte amacımız sadece kilo verdirmek değildi. Beslenme davranışlarını ve yaşam tarzını değiştirmeyi hedefledik. Kilo verirken kas kaybı yaşamadan, daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmesini istedik" diye konuştu. Naciye Yalçın’ın takip sürecinde 1,5 yıldır kilosunu korumayı başararak insülin kullanımını bıraktığını, tansiyonunun normale döndüğünü, fibromiyalji ağrılarının azaldığını ve kolesterol değerlerinin normal seviyelere geldiğini belirten Diyetisyen Çoğan, sağlık parametrelerindeki olumlu değişimin kendileri açısından da sevindirici olduğunu söyledi. Çevresine örnek oldu Sağlıklı yaşam yolculuğu yalnızca Naciye Yalçın’la sınırlı kalmadı. Onun değişimini gören iki ablası da Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurarak beslenme takibine başladı. Yakın çevresindeki arkadaşlarının da kendisini örnek alarak sağlıklı yaşam konusunda adım attığını belirten Naciye Yalçın, yaşadığı değişimin başkalarına da ilham vermesinden mutluluk duyduğunu söyledi. Hekim takipleri devam ediyor Naciye Yalçın’ın Sağlıklı Hayat Merkezi’ndeki beslenme ve yaşam tarzı değişikliği takibinin yanı sıra ikinci basamak sağlık kuruluşlarındaki hekim kontrolleri de devam ediyor. Uludağ Üniversitesi’nde endokrinoloji uzmanları tarafından rutin olarak takip edilen Naciye Yalçın’ın, Bursa Şehir Hastanesi’nde kardiyoloji kontrolleri de sürdürülüyor. Diyetisyen Fulya Çoğan, Naciye Yalçın’ın özellikle kendi yaş grubundaki bireyler için önemli bir teşvik edici danışan olduğunu belirterek, sağlıklı yaşam konusunda destek almak isteyen tüm vatandaşları, Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurarak ücretsiz diyetisyen hizmeti alabileceklerini söyledi.

"Frank işareti tek başına kalp hastalığı belirtisi değildir" Haber

"Frank işareti tek başına kalp hastalığı belirtisi değildir"

Komedyen Cem Yılmaz'ın yaşadığı sağlık sorunlarının ardından, kalp krizi belirtilerini önemseyerek vakit kaybetmeden hastaneye başvurmanın önemi yeniden gündeme geldi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güngören, belirtiler konusunda vatandaşları uyarırken, kalp krizi habercisi olabileceği iddia edilen ‘Frank işareti'ne dair bilgiler verdi. Kalp hastalıkları, tüm dünyada ölümlerin başlıca sebepleri arasında yer alıyor. Dikkate alınmayan kalp krizi belirtileri, ölümle sonuçlanabiliyor. Medicana Ataköy Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güngören, kalp krizinde ilk belirtilerin hastadan hastaya değiştiğini ifade etti. Doç. Dr. Güngören, "Bazı hastalarda ilk belirti göğüs ağrısı iken bazı hastalarda nefes darlığı, bazı hastalarda ise bayılma, çarpıntı hissi olabiliyor. Büyük çoğunlukla hastalarda göğüs ağrısıyla başvuruları görüyoruz. Ama bazı yaşlı hastalar, şeker hastaları ve fiziksel nörolojik problemleri olan hastalarda bu ilk belirti kendini nefes darlığı ya da genel durumda birden bozulma şeklinde gösterebiliyor" dedi. "Gerekli görülürse en geç 2 saat içinde anjiyo uyguluyoruz" Hastaların çoğunlukla göğsün ön bölgesinden başlayarak kola veya sırta yayılabilen ağrıyla acile başvurduğunu belirten Doç. Dr. Fatih Güngören, "EKG'lerini değerlendiriyoruz. EKG'de ST elevasyonu dediğimiz bir durum görürsek, bu hastaların acil olarak anjiyografiye alınması ve sorumlu damardaki tıkanıklığa müdahale edilmesi gerekiyor. Bu süreçte hedef, hastanın mümkün olan en kısa sürede, ideal olarak ilk tıbbi temastan itibaren 120 dakika içinde uygun tedaviye ulaştırılmasıdır. Bazı hasta gruplarında ise EKG'de bu değişikliği göremeyebiliyoruz. Bu hastalarda klinik değerlendirme, seri EKG ve kan testleriyle takip süreci yürütülebiliyor" şeklinde konuştu. "Farklı bir ağrı varsa bir an önce 112 aranmalı" Kalp krizi belirtilerinin her zamankinden farklı ve yoğun şekillerde kendini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Güngören, "Kalp krizinde hasta her zamankinden farklı bir durumda kendini hisseder. Bu ağrı her zamankinden farklı bir ağrı, göğüs ön bölgesinde yanma, göğse bir şey oturuyormuş gibi ya da sıkıştırma gibi bir his olabilir. Her zamankinden çok daha farklı bir ağrı, beraberinde terleme, bulantı hissi, kusma hissi olabiliyor. Hastalar yolunda gitmeyen bir şeyi kendinde fark ettiğinde bir an önce 112'yi araması ya da bir an önce hastaneye başvurarak tam bir temas kurması gerekiyor" dedi. "Frank işaretiyle birlikte diğer belirtilere de bakmak gerekiyor" Özellikle sosyal medyada sıkça gündeme gelen, kulak memesindeki çizginin kalp hastalığı habercisi olabileceği yönündeki iddialara da değinen Doç. Dr. Fatih Güngören, "Frank işareti" olarak adlandırılan bu çizgiyle ilgili şu bilgileri verdi: "Yapılan bazı çalışmalarda, kalp damar hastalığı bulunan kişilerde kulak memesindeki ‘Frank işareti' olarak adlandırılan diagonal çizginin daha sık görüldüğüne ilişkin bir korelasyon ortaya konmuş. Bu nedenle özellikle Frank işareti bulunan kişilerin, ‘Kalp-damar problemim var mı?' veya ‘İleride kalp-damar problemi yaşar mıyım' endişesiyle bir kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesinde fayda olabilir. Ancak her Frank işareti bulunan hastanın kalp damarlarında problem olduğu sonucunu çıkarmak doğru değil. Hasta bu nedenle başvurduğunda, eşlik eden hastalıklarını ve diğer risk faktörlerini bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Bunun sonucunda ileri bir damar görüntüleme yöntemine ihtiyaç olup olmadığına karar veriyoruz. Her Frank işareti bulunan hastaya anjiyo ya da koroner BT anjiyografi yapılması gerektiğini söylemek doğru bir yaklaşım değil. Öncelikle kişinin kardiyovasküler risklerini ortaya koymak gerekiyor." Hareketsiz yaşam, sigara ve alkol tüketimi önemli risk faktörleri Kalp-damar hastalıklarında risk faktörlerinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fatih Güngören, hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve ailede genç yaşta kalp krizi öyküsünün önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu söyledi. Sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi ve sedanter yaşam tarzının da kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebildiğini belirten Güngören, "Bunların hepsi bizim için önemli risk faktörleri. Kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde bu risk faktörlerini daha sık görebiliyoruz. Dolayısıyla kişinin toplam kardiyovasküler riskini değerlendirirken bütün bu faktörleri birlikte ele almak gerekiyor" dedi. "Stres hormonları kalp krizine yatkınlığı artırabiliyor" Stresin kalp sağlığı üzerindeki etkisine de değinen Güngören, "Stres günlük hayatın bir parçası haline geldi. Stresin damarlar üzerindeki etkileri ve stres hormonlarının vücuttaki etkileri önemli. Adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları tansiyonumuzu yükseltebilir, nabız sayımızı artırabilir. Damarlarımızda aterosklerotik bir plak varsa, yoğun stres ve buna eşlik eden fizyolojik değişiklikler bazı durumlarda plağın yırtılması ve pıhtı oluşumu gibi süreçlere katkıda bulunabilir. Bu nedenle stresi yönetmek kalp-damar sağlığı açısından da önemli" diye konuştu. "Erkekler 40 yaşından sonra, kadınlar menopoz döneminde kontrollere başlamalı" Düzenli kalp sağlığı kontrollerinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fatih Güngören, "Genel olarak önerimiz şu şekilde: Eğer ailede genç yaşta kalp krizi gibi bir risk öyküsü varsa bu kişileri 40 yaşını beklemeden değerlendirmek isteyebiliriz. Özellikle erken yaşta kalp-damar hastalığı öyküsü veya ailevi hiperkolesterolemi gibi durumlarda daha erken yaşlarda kontrol yapılması gerekiyor. Erkekler için genel olarak 40 yaşından sonra kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapılmasını öneriyoruz. Kadınlarda ise menopoz dönemi ve sonrasında kalp-damar hastalıkları açısından risk faktörlerinin yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor" diyerek sözlerini noktaladı.

Sessiz tehlike! Safra kesesi taşı... Haber

Sessiz tehlike! Safra kesesi taşı...

Safra kesesi taşı oluşumunda, safra içindeki kolesterolün artması, safra içindeki Bilirubin artışı ve safra kesesinin çeşitli nedenlerle hareketsizliğinin etkili olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu bu taşlar bazen kum tanesi kadar küçük, bazen de bir kaç santimetre büyüklüğüne ulaşabildiğini dile getirdi. Safra kesesi taşlarının her zaman belirti vermediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, birçok kişinin bu taşlara sahip olduğunu fark etmeden yaşamını sürdürdüğünü belirterek, “safra kesesi taşı yada taşları hayatın bir döneminde ciddi sağlık sorunlarına neden olma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle ameliyat edilmelidir. Taşlar hareket ederek safra kesesinin ana safra yoluna açıldığı yerde ,yada ana safra yolunda tıkanıklığa neden olduğunda ağrı, iltihap ve ciddi komplikasyonlar gelişebilir” dedi. “Karnın sağ üst tarafındaki ağrıya dikkat” Safra kesesi taşlarının en sık görülen belirtisinin özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrısı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Özellikle yağlı veya ağır yemeklerden sonra karnın sağ üst kısmında başlayan ve sırta ya da mide bölgesine yayılabilen şiddetli ağrılar safra kesesi taşlarının habercisi olabilir. Halk arasında ‘safra kesesi krizi’ olarak bilinen bu durum bulantı ve kusma ile birlikte görülebilir. Ağrının uzun sürmesi, ateş ve titreme gibi belirtilerin eklenmesi ise acil değerlendirme gerektirir” şeklinde konuştu. Safra kesesi taşlarının küçük olması avantaj olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, küçük taşların ana safra yoluna ( koledok ) düşüp tıkanıklık oluşturma riskinin daha yüksek olduğuna ve buna bağlı tıkanma sarılığı ( Mekanik İkter ) olabileceğini dikkat çekti. Safra taşlarının yalnızca ağrıya neden olmadığını ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, tedavi edilmeyen vakalarda safra kesesi iltihabı ( akut Kolesistit ) , safra yollarında enfeksiyon ( kolanjit) , pankreas iltihabı ( Pankreatit ) ve karaciğer sorunlarının gelişebileceğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Safra akışının engellenmesi sarılığa, enfeksiyonlara ve uzun vadede organ hasarına neden olabilir. Özellikle sürekli ağrı, gözlerde sararma, koyu renkli idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır” diye konuştu. Açıklamasında, çok nadir de olsa safra kesesindeki taşların safra kesesi kanseri gelişimine neden olabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Her safra kesesi taşı olanda kanser yoktur ama safra kesesi kanserlerinde safra kesesindeki taşlarla birlikte olma oranı çok yüksektir. Kadınlarda daha sık görülüyor” dedi. Kadınlarda safra kesesi taşı görülme oranının erkeklere göre daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, hormonların bu durum üzerinde etkili olduğunu belirtti. Özellikle fazla kilo, diyabet, aile geçmişi, genetik faktörler ve hızlı kilo kaybının safra taşı riskini artırdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, 40 yaş sonrası dönemde görülme sıklığının arttığını söyledi. Safra kesesi taşlarının oluşumunu tamamen önlemenin her zaman mümkün olmadığını ancak yaşam tarzı değişikliklerinin riski azaltabileceğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Tüm gıda türlerini içeren, paketlenmiş yiyeceklerden uzak bir diyet uygulanmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı, yoğun yağlı kızartma içeren gıdalardan uzak durulmalıdır kızartma ve fast food tüketiminin sınırlandırılması, lifli besinlerin artırılması ve kontrollü kilo verilmesi safra kesesinde taş oluşmamasında koruyucu etkisi mevcuttur. Ayrıca düzenli egzersiz yapmanın safra kesesi taşı oluşmasını azalttığı görülmüştür” şeklinde konuştu. Uzmanından uyarı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, safra kesesi taşlarının çoğu zaman sessiz ilerlediğini belirterek açıklamasını şöyle tamamladı: “Karın sağ üst bölümünde tekrarlayan ağrı, bulantı ve hazımsızlık şikâyetleri göz ardı edilmemelidir. Erken tanı ile safra taşlarının yol açabileceği ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Safra kesesi taşlarının tedavisi kapalı (Laparoskopik ) yöntemle yapılan ameliyatlarla safra kesesinin taşlarla birlikte alınmasıdır. İşlemin amacı hastayı oluşabilecek risklerden korumaktır. Özellikle risk grubundaki kişilerin şikâyetleri olduğunda gecikmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.