Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Diplomasi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Diplomasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diplomasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bahçeli: Türkiye masaya kendi aklıyla oturur Haber

Bahçeli: Türkiye masaya kendi aklıyla oturur

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin dış politika vizyonu, bölgesel gelişmeler ve güvenlik stratejilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen güçlü bir devlet olduğunu ifade eden Bahçeli, ülkenin dış politikasını üretim, diplomasi, savunma sanayi, enerji ve toplumsal dayanışma üzerine inşa ettiğini söyledi. Türkiye’nin barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgide olduğunu belirten Devlet Bahçeli, buna rağmen ülkenin hak ve çıkarlarını ihlal edecek girişimlere karşı da kararlı duruş sergileyeceğini vurguladı. "Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız" diyen Bahçeli, "Hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye karşıtı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diplomatik girişimin Türkiye’nin meşru haklarını aşındırmasına rıza göstermeyiz" dedi. Dış politikada diplomasi ve arabuluculuğun önemine dikkat çeken MHP Genel Başkanı Bahçeli, bunun pasiflik anlamına gelmediğini belirterek, Türkiye’nin masaya kendi aklıyla oturduğunu ve milli çıkarlarını esas aldığını ifade etti. Bahçeli, barışın sadece iyi niyetle değil güçlü devlet kapasitesiyle sağlanabileceğini söyleyerek “Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar” değerlendirmesinde bulundu. Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs konularına da değinen Bahçeli, Türkiye’nin bölgesel haklarını ihlal edecek girişimlere kayıtsız kalmayacağını belirtti. Fransa, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail’in bölgedeki politikalarını da eleştiren Bahçeli, bu girişimlerin istikrarı zedelediğini söyledi. Kıbrıs’ın Türkiye için stratejik önemine vurgu yapan Bahçeli, KKTC’nin varlık hakkının korunacağını ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki meşru çıkarlarını savunmaktan geri durmayacağını ifade etti. Konuşmasında iç güvenlik konularına da değinen MHP lideri Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” hedefinin devletin kalkınma ve güvenlik stratejisinin temel unsurlarından biri olduğunu belirtti. Bu hedefin pazarlık ya da taviz anlamına gelmediğini vurgulayan Bahçeli, MHP’nin bu sürecin arkasında kararlılıkla duracağını söyledi. Bahçeli, Türkiye’nin ekonomik, kültürel ve teknolojik seferberliğe ihtiyaç duyduğunu da belirterek, terörün tamamen tasfiye edilmesinin kalkınma önündeki en büyük engellerden birini ortadan kaldıracağını ifade etti.

Bakan Fidan: "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" Haber

Bakan Fidan: "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) teması, "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" olarak belirlendi. 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumun ikinci gününde, ADF Sohbetleri kapsamında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan değerlendirmelerde bulundu. Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun her geçen yıl daha da önem kazandığını belirterek, forumun özellikle bölgesel meselelerin ele alınması bakımından ayrı bir zemin sunduğunu söyledi. "Antalya Diplomasi Forumu bölgemiz için eşsiz bir fırsat" Antalya Diplomasi Forumu’nun dünya siyasetinde daha etkili bir yer edinmeye başladığını kaydeden Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu her geçen yıl çok verimli bir yönde gelişiyor; katılımcı sayısı da, ele alınan konu başlıklarının sayısı da artıyor ve dünya siyasetinde çok daha etkili bir yer edinmeye başlıyor. Aslında Antalya Diplomasi Forumu ile yapmaya çalıştığımız şey, bu platformu özellikle bölgesel meselelerimiz açısından öne çıkarmaktır" ifadelerini kullandı. Dünyadaki benzer platformlarda çoğunlukla küresel ve Batı merkezli sorunların ele alındığını belirten Fidan, "Bölgesel meseleler, özellikle bizim bölgemizle çok yakından ilgili konular, belki Ukrayna meselesi dışında, derinlemesine tartışılmıyor. Ama bunun dışında, örneğin Orta Doğu, Kuzey Afrika, hatta Balkanlar ve Akdeniz’e ilişkin meselelerde çok fazla platform görmüyoruz. Bu bakımdan Antalya Diplomasi Forumu’nun bölgemiz için bölgesel tartışmalar yürütme, bölgesel çözümler ve fikirler ortaya koyma açısından eşsiz bir fırsat sunduğunu düşünüyorum" dedi. "Diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var" Uluslararası sistemde çok taraflılığın ve kurallara dayalı yapının zayıfladığını belirten Fidan, mevcut dönemde diplomasinin daha da hayati hale geldiğini söyledi. Fidan, "Diplomasinin her zamankinden daha ilgili ve her zamankinden daha gerekli olduğu bir dönemdeyiz. Çünkü çok taraflılığın ve uluslararası düzenin çöktüğünü gördüğümüz bir çağda, çok daha fazla diyaloğa ihtiyaç duyuyoruz" diye konuştu. Yerleşik bir sistemin işlediği dönemlerde devletlerin daha az temas ihtiyacı hissettiğini, ancak sistemin zayıfladığı anlarda koordinasyonun zorunlu hale geldiğini belirten Fidan, "Uluslararası sistemin çökmekte olduğunu ve hukuksuzluğun ortaya çıktığını gördüğünüzde, daha fazla koordinasyona başlamanız gerekir. Diğer taraflarla daha fazla iletişim kurmanız gerekir; aksi halde ezilirsiniz ve kendinizi bir kazanın içinde bulabilirsiniz" dedi. Soğuk Savaş sonrasındaki dönemin 1990’lardan itibaren değişmeye başladığını, 2010-2011 sonrasının ise "serbest düşüş" dönemi olduğunu söyleyen Fidan, insanlığın artık yıkım ve savaş yaşandıktan sonra öğrenen bir döngüden çıkması gerektiğini vurguladı. "Bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim" Fidan, Orta Doğu başta olmak üzere Türkiye’nin çevresindeki bölgelerde uzun süredir güç siyasetinin belirleyici olduğunu belirterek, bunun ciddi yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini ifade etti. Fidan, savaşların sadece bölgeyi değil, kısa sürede diğer ülkeleri de olumsuz etkilediğini kaydederek, "Ne yazık ki bizim bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim durumda. Bu yüzden bir tür düzen getirmemiz gerekiyor. Çünkü sorunları çözmenin eski yöntemi, çoğu zaman savaşı içeriyor ve bu da bize yardımcı olmuyor" şeklinde konuştu. Bölgede kalıcı istikrarın temel şartının egemenliğe, toprak bütünlüğüne ve güvenliğe saygıdan geçtiğini söyleyen Fidan, "Bakın, her ulusun kendi sınırı var. Dolayısıyla hiçbir ülke başka bir ülkenin toprağının peşinde değil; İsrail hariç. İsrail yayılmacı politikaların peşinde. Ama İsrail dışında, bölgedeki ülkelerin kendi sınırları, kendi bayrakları ve kendi devletleri var. O halde, bölgede diğer ulus devletlerin toprak bütünlüğüne, egemenliğine, emniyetine ve güvenliğine saygı duyduğumuz sürece, bu çok temel bir başlangıç noktasıdır. Bence sorunların yüzde 80’inden fazlasını çözeriz" ifadelerini kullandı. "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz" Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki yaklaşımını da anlatan Fidan, diplomasinin çatışmalarda tüm taraflarla temas kurmayı zorunlu kıldığını vurguladı. Fidan, "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz. Savaşta taraf tutmanız gerekir; ama diplomaside çatışmaya dâhil olan her tarafla, bütün taraflarla temas kurmanız gerekir. Bizim için başlangıç noktası budur" dedi. Bölgede dış politika önceliklerinin savaşların önlenmesi ve süren çatışmaların sonlandırılması olduğunu belirten Fidan, "Bölgede dış politika önceliğimiz ise savaşların patlak vermemesini sağlamak, eğer süren bir çatışma varsa bunun durdurulması ya da sona erdirilmesidir. Bölgemizde ticaretin, kalkınmanın, emniyetin, güvenliğin ve istikrarın mümkün olmasının tek yolu budur" diye konuştu. Türkiye’nin Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar çok sayıda kriz alanında yoğun çaba yürüttüğünü söyleyen Fidan, "İşte bu nedenle bölgemizde hâlihazırda süren yangınları söndürmek için çok yoğun çalışıyoruz; Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar, gerekirse zaman zaman Balkanlar’da da devreye giriyoruz" dedi. "İran’daki savaş, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itti" Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, sürecin inişli çıkışlı seyrettiğini ancak tarafların ve arabulucuların görüşmeleri sürdürme iradesini koruduğunu söyledi. Fidan, "Ne yazık ki Ukrayna-Rusya savaşı inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Ancak olumlu olan taraf şu ki, her iki tarafın ve arabulucuların en azından süreci sürdürme konusunda hâlâ istekli olduğunu görüyoruz. Bu hepimiz için büyük bir artı" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin tarafları ateşkes ve kalıcı çözüme yönlendirmeye çalıştığını belirten Fidan, Ukrayna’daki savaşın büyük bir yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini söyledi. Fidan, "Şu anda Ukrayna görüşmeleri bakımından karşı karşıya olduğumuz tek olumsuzluk, İran’daki savaştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itmiş durumda. İnşallah, İran’la ilgili ateşkes ya da barış anlaşması sağlanır sağlanmaz, dikkatimizi derhal yeniden Ukrayna görüşmelerine çevireceğiz. Bu çok önemli. O meseleye olan odağımızın kaymasına izin veremeyiz" dedi. Söz konusu savaşın yalnızca iki ülkeyi değil, bölgesel ve küresel dengeleri de etkilediğini vurgulayan Fidan, tırmanma riskine de dikkat çekti. "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" İsrail’in uzun süredir kendi güvenliğini gerekçe göstererek uluslararası kamuoyunda bir algı oluşturduğunu belirten Fidan, son yıllarda bunun arkasında daha fazla toprak hedefinin bulunduğunun netleştiğini söyledi. Fidan, "İsrail, uluslararası alanda, kendi güvenliğinin peşinde olduğu yönünde bir yanılsama oluşturdu. Ancak özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor" diye konuştu. Bu sürecin Filistin topraklarından başladığını, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten Lübnan ve Suriye’ye uzanan bir yayılmacılık politikası izlendiğini belirten Fidan, "Bu, bölgede süregelen bir işgal ve yayılmacılık politikasıdır. Bence bunun durması gerekiyor" dedi. İsrail’in ancak diğer ülkelerin güvenlik, egemenlik ve özgürlüklerine saygı göstermesi halinde bölgede kalıcı barış içinde yaşayabileceğini vurgulayan Fidan, "İsraillilerin daha fazla toprak elde etmeye dönük yayılmacı politikaları, bölgesel ölçekte çok büyük bir sorun oluşturuyor" ifadelerini kullandı. "Avrupa Birliği, İsrail’i sınırlamak için daha fazlasını yapmalı" İsrail’e verilen Batı desteğinin meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini belirten Fidan, özellikle Avrupa Birliği’nin son dönemde bazı adımlar atsa da bunun yeterli olmadığını söyledi. Fidan, "Avrupa’nın, Avrupa Birliği olarak ve kurumsal bir yapı olarak bir araya gelmesi, kendi gücünü gerçekten İsrail’in bölgesel ve küresel güvenliği istikrarsızlaştıran eylemlerini sınırlamak için kullanması gerekiyor. Şu anda Avrupa Birliği’nden görmediğimiz şey tam olarak budur" dedi. Batı Şeria’daki bazı aşırı yerleşimcilerin yaptırım listesine alınmasını hatırlatan Fidan, buna rağmen İsrail’in işgal, saldırı ve insani hukuk ihlalleri karşısında daha güçlü adımlar gerektiğini söyledi. Fidan, "İsrail’in bölgede nasıl davranması gerektiğini gerçekten sağlamak için daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Soykırım işlemeyi durdurmalı. Yerleri işgal etmeyi durdurmalı. Batı Şeria ve Gazze’de olduğu gibi başkasına ait toprakları çalmayı durdurmalı" ifadelerine yer verdi. "Gazze Planı’nın ilk aşamasındaki insani yükümlülükler yerine getirilmedi" Gazze’deki son duruma ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, geçen yıldan itibaren Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin ABD ile birlikte Gazze Barış Planı’na öncülük ettiğini söyledi. Planın savaşın durdurulmasında etkili olduğunu belirten Fidan, "Geçen yıldan itibaren, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket ederek Gazze Barış Planı’na öncülük etti. Bu da Gazze’de savaşı durdurmayı mümkün kıldı. Özellikle o zamana kadar aktif bir soykırım söz konusuydu. Şimdi İsrailliler Gazze halkını hâlâ kasıtlı olarak öldürüyor, ancak en azından kitlesel öldürme düzeyi durdu" dedi. Planın aşamalardan oluştuğunu kaydeden Fidan, şu anda Kahire’de devam eden görüşmelerde birinci aşamanın performansının değerlendirildiğini ve ikinci aşamaya geçiş zemininin ele alındığını ifade etti. Fidan, "Her iki taraf da farklı şeyler ileri sürüyor. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim: Özellikle anlaşmanın insani boyutu söz konusu olduğunda, İsrail’in birinci aşamayla ilgili yükümlülüklerini fiilen yerine getirdiğini görmedik" diye konuştu. İlk aşamanın gerekleri arasında daha fazla insani yardım, tıbbi destek, barınak girişine izin verilmesi ve Filistin teknik komitesinin Gazze’de çalışmaya başlamasının yer aldığını söyleyen Fidan, "Daha fazla insani yardıma, daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacımız var. Barınakların içeri sokulmasına izin verilmesi gerekiyor. Filistin teknik komitesinin Gazze’de kendi çalışmalarına başladığını görmemiz gerekiyor; ancak henüz başlamış değiller. Gazze’ye girişlerine izin verilmiyor. Bunlar birinci aşamanın gerekleridir" dedi. Fidan, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ardından ikinci aşamaya geçilerek daha somut sonuçların görülebileceğini belirterek, "Ama şu anda insani durum, birinci aşama şartlarının gerektirdiği şekilde tam anlamıyla ele alınmıyor. Şu an bulunduğumuz nokta budur. Ve umarım Kahire’de devam eden görüşmeler, inşallah, olumlu bir sonuç verecektir" şeklinde konuştu.

Bahçeli: ''Trump ve Netanyahu telafisi zor bir hata yapmışlardır'' Haber

Bahçeli: ''Trump ve Netanyahu telafisi zor bir hata yapmışlardır''

Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları: Aziz dava arkadaşlarım, muhterem milletvekilleri, saygıdeğer hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, yurt içinde ve yurt dışında, gönül ve kültür coğrafyamızın her köşesinde bizleri takip eden aziz vatandaşlarımızı en kalbi duygularımla, sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle aynı çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyor, her birinizi hürmetle, vefayla ve kardeşlik duygularımla selamlıyorum. Değerli dava arkadaşlarım, Türk milletinin müşterek hafızasında silinmez izler bırakan, fikirleriyle çağları aşan, mücadelesiyle Türk milletinin davasını milletimizin ruh göklerine nakşeden merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i ebediyete irtihalinin 29. yıl dönümünde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Türkeş Bey, Türk milliyetçiliğini teorik bir çerçeveden çıkarıp sosyolojik bir gerçeklik ve tarihsel bir süreklilik içinde milletin vicdanında kökleştiren, onu bir ahlak nizamı, bir aksiyon disiplini ve bir medeniyet iddiası hâline getiren müstesna bir devlet ve dava adamıdır. Merhum Türkeş Bey, hayatının her safhasında millî aklı esas almış, devleti ebed müddet şuuruyla kavramış, milleti merkeze yerleştiren bir siyaset anlayışını tavizsiz şekilde temsil etmiştir. O zor zamanların adamıydı. Fırtınalı dönemlerin sarsılmaz iradesiydi. Karanlık senaryoların karşısında yakılmış bir meşaleydi. Ne tehditlere boyun eğmiş ne de menfaat kapılarında eğilip bükülmüştür. İnandığı değerleri her şart altında savunmuş, Türk milletinin birliğini, dirliğini ve bekasını her türlü siyasi hesabın üstünde tutmuştur. Onun hayalini kurduğu ve bizlere emanet ettiği Türk Birliği ve Turan ülküsü Allah’ın izniyle mutlaka hayat bulacaktır. Gerçeğe dönüşecektir. Çünkü büyük Türk milleti geçmişinden aldığı kudretle geleceğini inşa edecek iradeye sahiptir. Bu duygu ve düşüncelerle merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i ebediyete irtihalinin 29. yıl dönümünde bir kez daha saygı ve rahmetle yâd ediyorum. Değerli dava arkadaşlarım, dünyada değerler sisteminin çöktüğü, büyük anlatıların iflas ettiği tarihi bir dönemde olduğumuz herkesin malumudur. Eski düzenin kurgulanmış ve inşa etmiş olduğu anlam kodları ortadan kalkmış, lakin yeni egemenlik formları ise tasavvur şeklinde bulunduğu için yürürlüğe girmemiştir. Küresel düzenin derin bir şekilde sarsıldığı ve anlam sisteminin bozulduğu bu dönemde kararlarımızı bu gerçeği göz önünde bulundurarak ortak bir sorumlulukla almak durumundayız. Tarihin çeşitli kırılma ve kopuş anlarında en etkili güvenlik, milli birlik ve beraberlik içerisinde ortak iradeye dayanan güvenliktir. Ve bu durum hepimizin ortak aklı, ahlaki ve vicdani sorumluluğudur. Bugün tanık olduğumuz küresel ve bölgesel istikrarsızlık, yaşanılan çatışmalar, eskinin tam olarak öldüğünün, yeninin ise henüz doğmamış olduğunun göstergesidir. Bu da kelimenin tek anlamıyla bir kriz durumudur. Kriz ise sorunların ne olduğunu bilmemek değil, çözümlerin ne olduğunu bilmemektir. Lakin her kriz dönemi diğer taraftan bir eşiktir. Cumhur İttifakı ile beraber Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurmuş olduğu yapıcı ilişkiler inşallah bu eşiği bölgenin istikrarı için varılacak bir hedefe dönüştürecektir. Zira dünya düzeni içerisinde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurumsallaştığını düşündüğümüz küresel örgütler işlevselliğini yitirmiş, ortak bir akılla krizlere karşı çözüm üretme kabiliyetlerini de kaybetmişlerdir. Küresel ölçekte sağlanmış olan hegemonya, ahlaki ve ideolojik referans kalıplarını kaybetmiş, rıza üretme anlayışı ortadan kalkmış, bu durum ise haklının güçlü olduğunu değil, güçlünün haklı olduğu anlayışına evrilip huzursuzluğun ortaya çıkmasına, şiddetin normalleşmesine neden olmuştur. Trump ve Netanyahu rıza üretmeyi bir kenara bırakarak zora dayalı hegemonyanın sürdürülemez olduğunu göz ardı etmiş ve tarih dışı bir tutumla telafisi zor bir hata yapmışlardır. İbretlik bir biçimde de bu hatalarına ısrarla devam ettikleri gözlemlenmektedir. Çünkü onları bir araya getiren değerler manzumesi ve insanlığın ortak düşüncesinin birikimine dayalı söz varlığı tükenmiş, Batılı akıl için anlam sistemi açısından yolun sonu görünmüştür. Başta Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Trump karşıtı yürüyüşler ve savaş karşıtı yüksek rütbeli askerî çevrelerdeki tartışmalar olmak üzere Batı kamuoyunun halk ve bürokrasi bazında vicdanının sesini dinlemeye devam etmesi hâlinde Trump yönetimi bu gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Benzer bir şekilde geçen hafta da ifade ettiğim gibi sağduyulu dünya Yahudilerinin Netanyahu’nun siyonist ideolojik zihniyetine karşı itirazlarını yüksek sesle dile getirmeleri beklenilmektedir. İşte bu nedenlerden dolayı her konuyu derinlemesine incelemek ve gerçeğe en yakın şekilde sonuçlar çıkarmak bir mecburiyettir. Milletimize karşı ilkeli ve tutarlı bir siyasetin gereği de budur. Geçen 20 yıl içinde ayak seslerini duyduğumuz birçok konunun içeriğini oluşturan yeni dünya düzeni bugün bir nizam değil, bir kaos olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kaos insanlığı etkilemekte, masum insanlar ölmekte, bir istikrarsızlık dünyayı derinden sarsmaktadır. Modern düşünürlerin ifadesiyle bugünkü dünya durumu deyim yerindeyse bir fetret dönemini andırmakta, bir gelecek tasavvurundan ziyade geçmişin acı dolu, çatışmacı günlerine götürmektedir. Nitekim bu tespiti doğrularcasına küresel ölçekte yaşanan gerilimler ve sıcak çatışmalar her geçen gün daha da derinleşmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail-İran savaşı 39. gününde de karşılıklı saldırılarla devam etmekte, meşruiyetten yoksun, insan onuru, haysiyeti ve şerefini askıya alan bu saldırıların süreceği de maalesef görünmektedir. İran’a karşı yapılan saldırılar her geçen gün hem can kaybını artırmakta hem de altyapının tahribatını giderek büyütmektedir. İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yıkıcı gücüyle bir çıkmaza sürüklenmek istenmektedir. Tüm bu çok yönlü baskı ve kuşatma girişimlerine rağmen İran halkının mukavemeti, kararlılığı, dayanıklılığı ve toplumsal refleksi dünya kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiştir. Bu direniş iradesi uluslararası çevrelerde şaşkınlıkla karşılanmış, başta Trump olmak üzere birçok siyasi aktörün öngörülerini de boşa çıkarmıştır. Özellikle Hürmüz Boğazı’na odaklı çatışma dünyada bir taraftan enerji krizini beslemekte, diğer taraftan da tedarik zincirlerini etkilemekte, her geçen gün bu sorunu karanlık ve belirsiz bir geleceğe doğru sürüklemektedir. Dünyada öngörülemez bir istikrarsızlığı derinleştirecek nitelik arz eden bu savaş, uluslararası örgütlerin işlevselliğini ve kalıcı bir barış için arabuluculuk yapmakta aciz olduklarını da göstermektedir. Sayın milletvekilleri, değerli dava arkadaşlarım, zaman, mekân ve insandan söz ettiğimiz her durumda aslında insanın tarihsel varlığından söz ediyoruz. İnsan tarihsel bir varlıktır. Çünkü atalarımızın aldığı kararlar bugün bizim yaşadıklarımızın genel çerçevesini oluşturmaktadır. Tarihsel hafızaya dayanarak bizim alacağımız kararlar da milletimizin geleceğine istikamet verecektir. Bu gerçeğin idrakiyle, böylesi bir millî şuurla, böylesi bir millî duyguyla bugünkü dünya durumunun semptomlarını dikkatli bir şekilde çözümlemek ve bunları akıl yoluyla incelemek kuşkusuz siyaset yapıyorum diyen herkesin ortak sorumluluğudur. İçinden geçtiğimiz zaman diliminde her zamankinden daha çok üzerimizde tarihî ve ahlaki bir sorumluluk vardır. Çünkü bugün biz aldığımız kararlarla gelecek nesillerimizin hayatını tayin edecek, onlara ya mutlu ve huzurlu bir geleceği tesis edeceğiz ya da başa çıkmakta zorlandıkları meşgaleler olarak kötü bir miras bırakacağız. Tarihin tecrübesi içinden damıtılarak gelen millî kültürümüz bize şunu temin etmektedir. Her türlü başarının, her nevi kuvvetin ve kudretin hakiki kaynağı milletin ta kendisidir. İşte bunun içindir ki saatin akrep ve yelkovanı ile birlikte yürüdüğü gibi devlet ve millet hayatımızı da ahenkle yürütmeliyiz. 20. yüzyılın başında Orta Doğu’nun sınırları yeniden şekillendirilirken kurulan oyunları bozan, saf ve duru bir iradeyle Cumhuriyeti inşa eden akıl, bugün emperyalizmin farklı maskelerle yeniden ortaya çıktığı bir dönemde de Türk ve Türkiye Yüzyılı’nda aynı kararlılık ve bilinçle her türlü oyunu bozacak güçlü bir terkip ile daha güçlü bir Cumhuriyet iradesi olarak varlığını sürdürmektedir. Fikir ve dava adamı Dündar Taşer’in ifadesiyle çok büyük felaketler geçirmiş, çok feci belalara uğramış, bütün bunlara karşı çok üstün yaşama azmi ve direnci göstermiş bir milletiz. Bu yaşama azmi ve direnci bizim geleceğe ümitle bakmamızı emreder. Hem dünyada hem bölgede gerçekleşen her türlü hadiseyi düzenli bir şekilde çözümlemek, bunları akıl yoluyla incelemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Lakin böylesi bir gerçeklik durumunda bile bugünkü muhalefetin koç başını çeken Cumhuriyet Halk Partisi siyaset yerine laf üretmekte, sorunların çözümüne katkı sunmak yerine basit ve çıkarcı bir tutumla hareket etmektedir. Millet için en değerlisinin ne olduğunun idrakinden yoksun bulunmakta, çeşitli küresel odaklara sığınmakta, yanlış adreste doğru kişiyi aramaktadırlar. Gerçekle arasına mesafe koymuş olan bu anlayış köklerle değil yapraklarla uğraşmakta, gerçeğe sırtını dönüp sanala ömrünü tamamlamış bir söylemle sosyalist enternasyonale teslim olmaktadır. Düşünceleri aklın mayasıyla yoğurma kabiliyetini kaybeden anlayış, ülke, bölge ve dünya gündemini basit çıkarları doğrultusunda değerlendirmekte, devletten, milletten ve gerçekliklerden kopmuş bir görüntü vermektedir. Öte yandan son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetini temsil eden bazı belediye başkanlarının çürümenin had safhasına ulaşmış olmalarını ve milletin kendilerine emanet ettiği makamları her açıdan istismar ettiklerini görmekten büyük üzüntü duymaktayız. Milletimizin içinden geçtiği bu tarihsel dönemde yalnızca teşhis koymak kolaycılıktan ibarettir. Asıl olan çare üretmek ve sorumluluk almaktır ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim ortaya koyduğumuz yaklaşım da tam olarak budur. Nitekim sadece tehditleri sıralamak için politikacı gömleğini giymeye dahi gerek yoktur. Sayın milletvekilleri, değerli dava arkadaşlarım, hepimizin çok iyi bildiği gibi Milliyetçi Hareket Partisi “önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben” derken slogan değil, fikir ifade eder. Hamasete dayalı propaganda değil sağduyu ifade eder. Değerler alanına savaş açmaz, değerlere dayalı politika üretir, sorunlardan beslenmez, sorunlara çözüm üretmek için gayret eder. Ortak kültüre dayanan bir sosyal yapı olarak millet ve bunun dili olarak milliyetçilik, Milliyetçi Hareket Partisi’nin temel felsefesi, dayanağı ve ilkesel olarak değişmeyecek çizgisidir. Bu nedenle açıkça ve kararlılıkla ifade etmek gerekir ki bu zorunluluğun yüklediği tarihî misyon sebebiyle Milliyetçi Hareket Partisi, hadiseleri günübirlik gelişmelerin dar kalıpları içinde değerlendiren bir anlayışın çok ötesindedir. Bizim bakışımız tarih şuuru ile yoğrulmuş, millî hafızayla şekillenmiş ve devletin bekasını esas alan bir bakıştır. Biz gelişmelere sıradan olaylar zinciri olarak bakmayız. Bize göre her hadise Türk milletinin kader çizgisine temas eden bir mahiyet taşır. Görünenin ötesine bakar, perde arkasındaki niyetleri, hedefleri ve stratejik sonuçları okumaya çalışırız. Milliyetçi Hareket Partisi’nin nazarında dünya, güç çekişmesinin sertleştiği, dengelerin hızla değiştiği ve yeni bir küresel yapılanmanın sancılarının yaşandığı bir mücadele alanıdır. Türkiye’nin yeri tesadüflere değil, tarihî sorumlulukla jeopolitik hakikatlere ve millî iradeye göre tayin edilmektedir. Bizim için esas olan milletin birliği, devletin bekası ve vatanın bölünmez bütünlüğüdür. Bu üç temel sütunu hedef alan her girişim hangi kılıfa bürünürse bürünsün karşısında Milliyetçi Hareket Partisi’ni bulacaktır. Burada altı özellikle çizilmelidir ki Milliyetçi Hareket Partisi gelişmeleri yalnızca izleyen bir siyasi yapı değildir. Gerektiğinde yön veren, gerektiğinde uyaran, gerektiğinde ise millî duruşu en net şekilde ortaya koyan bir iradenin adıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, Türk milletinin birliği ve millî değerlerin muhafazası bizim için tartışmaya kapalı bir hakikattir. Siyaset bizim nazarımızda geleceği inşa etme sorumluluğudur. Bizim kurduğumuz her cümlenin öznesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Nesnesi Türk milletidir. Yüklemi devlet ve milletin bekasıdır. Kavgamız bunun içindir. Adanmışlığımız da bu nedenledir. Asla tereddüt yaşamayız. Ölüm kapımızı çalsa da katiyen vazgeçmeyiz. Kıymetli dava arkadaşlarım. Küresel rekabetin kızıştığı, jeopolitik fay hatlarının çatırdadığı, milletlerin ve devletlerin geleceklerini yeniden tayin etmek zorunda kaldığı bir dönemde Türkiye’nin önünü görecek sağlam bir vizyona, millî bir yönelişe, güçlü bir kararlılığa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Etrafımızda gelişen çatışmalar ne kadar diri, dinamik ve tecrübeye dayalı bir akılla hareket etmemiz gerektiğini göstermektedir. Gücünü kaybeden aktörlerle yükselen güçlerin rekabet alanına dönüşen bu coğrafyada Türkiye sahip olduğu istikrar, güvenlik ve kurumsal kapasite ile bölgede diğer aktörlerden ayrışan bir konumdadır. Bu durum ülkemizi yalnızca krizlerden görece uzak tutmakla kalmamakta, aynı zamanda bölgesel aktörler açısından güvenilir bir çekim merkezi hâline getirmektedir. Türkiye’nin bu konumu tarihsel derinliği, insan kaynağı, köklü devlet geleneği ve özellikle son yıllarda önemli bir dönüşüm geçiren caydırıcı askerî ve teknoloji gücü ile de doğrudan ilişkilidir. Nitekim sahada güç üreten bir Türkiye’nin diplomasi masasında da etkili bir aktör olarak öne çıkması kaçınılmaz olmuştur. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda üstlenilen arabuluculuk rolü bu kapasitenin somut bir göstergesi olmuş, benzer şekilde bölgesel gerilimlerde Türkiye’nin denge kurucu rolü daha görünür hâle gelmiştir. Bu çerçevede Türkiye krizleri yönetebilen ve yönlendirebilen bir aktör olarak konumlanmaktadır. Nitekim bölgemizdeki son gelişmelerde de yoğun diplomatik girişimlerle süreci nihai bir sonuca ulaştırma çabasını yine etkin biçimde devreye soktuğu görülmektedir. Değerli dava arkadaşlarım. Öte yandan hayatın her alanının enerjiyle şekillendiği gerçeği göz ardı edilemez. Enerji evlerimizi aydınlatan, şehirlerimizi diri tutan, sanayimizi ayakta tutan, teknolojiyi ileriye taşıyan görünmez bir kuvvettir. Üretimin sürekliliğini sağlayan, kalkınmanın hızını belirleyen, millî güvenliğin stratejik temelini oluşturan ve toplumsal refahın seviyesini tayin eden başlıca unsurdur. Enerji, tarladaki bereketten fabrikadaki üretime, hastanelerdeki hizmetten savunma sistemlerine kadar hayatın her noktasında varlığını hissettiren, düzeni kuran ve sürdüren asli kaynaktır. Kısacası enerji hayatın kendisini mümkün kılan ana damar, milletlerin gücünü belirleyen stratejik bir omurgadır. İşte bu hakikatten hareketle bugün dünyada yaşanan gelişmeler çok açık bir gerçeği ortaya koymuştur. Küresel enerji sistemi ciddi bir risk altındadır ve bu risk sınır tanımadan tüm ülkeleri etkileyebilecek bir seviyeye ulaşmıştır. Artık mesele sadece enerjiye ulaşmak değildir. Asıl mesele enerjiyi mümkün kılan yapının bütünüyle tehdit altında olmasıdır.

ABD Başkanı Trump: "2-3 hafta boyunca İran’a çok sert darbeler indireceğiz" Haber

ABD Başkanı Trump: "2-3 hafta boyunca İran’a çok sert darbeler indireceğiz"

ABD Başkanı Donald Trump, merakla beklenen ulusa sesleniş konuşmasını gerçekleştirdi. Konuşmasına, NASA'nın 1972'den bu yana Ay'ın çevresine gerçekleştirdiği ilk insanlı yolculuk olan Artemis II görevinde yer alan astronotları tebrik ederek başlayan Trump, ABD’nin İran’a karşı başlattığı Destansı Öfke Operasyonu’nun üzerinden 1 ay geçtiğini hatırlattı. ABD ordusunun savaş alanında hızlı, kararlı ve ezici zaferler elde ettiğini öne süren Trump, "Bu gece itibarıyla, İran donanması yok olmuş durumda. Hava kuvvetleri harabeye döndü. Ve o terörist rejimin liderlerinin çoğu artık ölü" dedi. "Düşmanlarımız kaybediyor, biz kazanıyoruz" İran’a saldırıların kendisi konuştuğu sırada dahi sürdüğünü vurgulayan Trump, "Füze ve insansız hava aracı fırlatma yetenekleri ciddi şekilde kısıtlandı. Silah fabrikaları ve füze rampaları paramparça ediliyor, geriye çok azı kaldı. Savaş tarihinde hiçbir düşman birkaç hafta içinde böylesine büyük çaplı kayıplar yaşamamıştır. Düşmanlarımız kaybediyor ve biz her zamankinden çok daha büyük bir şekilde kazanıyoruz" diye konuştu. "Orta Doğu’ya bağımlı değiliz" Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılarak ABD’ye getirildiği operasyonu hatırlatan Trump, "Askerlerimize Venezuela'yı dakikalar içinde ele geçirme konusunda gösterdikleri muazzam başarı için de teşekkür etmek istiyorum. Bu tüm dünyada herkes tarafından saygıyla karşılandı" şeklinde konuştu. İlk görev döneminde ABD ordusunu yeniden inşa ettiği iddiasını yineleyen Trump, "Şu an dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz. Şimdi Venezuela ile, ortak girişim partnerlerimizle birlikte çalışıyoruz. ABD’den sonraki en büyük ikinci petrol rezervi olan devasa miktardaki petrol ve gazın üretimi ile satışında son derece iyi anlaşıyoruz. Orta Doğu'ya bağımlı değiliz, ama yine de yardım etmek için oradayız. Orada olmak zorunda değiliz, petrollerine ya da sahip oldukları hiçbir şeye ihtiyacımız yok, sadece müttefiklerimize yardım ediyoruz" değerlendirmesinde bulundu. "İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceğim" İran’a karşı başlatılan Destansı Öfke Operasyonu’nun Amerika'nın ve özgür dünyanın güvenliği için gerekli olduğunu öne süren Trump, "2015 yılında başkanlık kampanyamı duyurduğum ilk günden beri, İran'ın nükleer bir silaha sahip olmasına asla izin vermeyeceğime yemin etmiştim. Bu rejim 47 yıldır ‘Amerika'ya ölüm, İsrail'e ölüm’ sloganları atıyordu" dedi. İran rejiminin çok sayıda ABD askerinin yanı sıra, ülkedeki protestolara katılan 45 bin İranlıyı öldürdüğünü iddia eden Trump, "Bu teröristlerin nükleer silahlara sahip olması katlanılamaz bir tehdit olurdu. Rejim, nükleer bir kalkanın arkasından terör, baskı ve toplu katliam kampanyalarını özgürce yürütebilirdi. Bunun olmasına asla izin vermeyeceğim. Geçmiş başkanlarımızın hiçbiri de izin vermemeliydi. Bu durum 47 yıldır devam ediyor ve ben göreve gelmeden çok önce halledilmiş olmalıydı" ifadelerini kullandı. "Hiçbir başkanın cesaret edemediğini yaptım" İlk görev döneminden itibaren İran’ın nükleer silah arayışını durdurmak için çok sayıda adım attığını hatırlatan Trump, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü eski komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve Barack Obama döneminde yapılan İran nükleer anlaşmasının feshedilmesini bunlara örnek gösterdi. Bu adımları atmaması halinde İran’ın çoktan nükleer silahlara sahip olabileceğini savunan Trump, "O zaman çok farklı bir dünya olurdu. Benim ve değerli uzmanların görüşüne göre, o anlaşmayı feshetmeseydim şu an bir Orta Doğu veya bir İsrail olmazdı. Bunu yapmaktan büyük onur duydum, çünkü başından beri son derece kötü bir anlaşmaydı. Temelde başka hiçbir başkanın yapmaya cesaret edemediği şeyi yaptım. Onlar hatalar yaptılar ve ben bunları düzeltiyorum" değerlendirmesinde bulundu. "Rejim her türlü anlaşma girişimini reddetti" İran konusunda ilk tercihinin her zaman diplomasi olduğunu vurgulayan Trump, "Ancak rejim nükleer silah arayışına kararlı şekilde devam etti ve her türlü anlaşma girişimini reddetti. Bu nedenle Haziran ayında, İran'ın kilit nükleer tesislerine yönelik bir saldırı emri verdim. Gece Yarısı Çekici Operasyonu yapıldı. Kimse daha önce böyle bir şey görmemişti. O muazzam B-2 bombardıman uçakları harika bir iş çıkardı. Nükleer tesislerini tamamen yerle bir ettik. Rejim, nükleer programını tamamen farklı bir yerde yeniden inşa etmeye çalışarak, nükleer silah sevdasından vazgeçme niyetinde olmadıklarını açıkça belli etti. Ayrıca hızla devasa bir balistik füze stoku oluşturuyorlardı. Amerikan topraklarına, Avrupa'ya ve dünyadaki hemen hemen her yere ulaşabilecek füzelere sahip olacaklardı" diye konuştu. "Nükleer silahın eşiğindeydiler" İran’ın mümkün olduğunca fazla ve uzun menzile sahip füzeler üretme hedefi güttüğünü kaydeden Trump, "Üstelik kimsenin sahip olduklarına inanmadığı bazı silahlara sahiptiler. Bunu öğrendik ve hepsini ortadan kaldırdık. Kimsenin onları durdurmaya cesaret edemeyeceğini düşündüler ve daha önce kimsenin görmediği bir nükleer silah için hazırlık yaptılar. Bunun tam eşiğindeydiler. Yıllarca herkes İran'ın nükleer silahlara sahip olamayacağını söyledi. Ama en nihayetinde, zamanı geldiğinde harekete geçmeye istekli değilseniz bunlar sadece boş laflardır" şeklinde konuştu. Trump, İran’ın büyük darbe aldığını vurguladı İran’a yönelik saldırıların amacının rejimin ABD’yi tehdit etme veya sınırları dışında güç sergileme kabiliyetini ortadan kaldırmak olduğunu söyleyen Trump, "Bu, şu anda tamamen yok edilmiş olan İran donanmasını ortadan kaldırmak demektir. Hava kuvvetlerine ve füze programlarına daha önce hiç görülmemiş seviyelerde zarar vermek ve savunma sanayi üslerini yok etmek demektir. Donanmaları bitti, hava kuvvetleri bitti, füzeleri tükenmek üzere ya da etkisiz hale getirildi. Birlikte ele alındığında bu hamleler İran ordusunu felç edecek ve onlara nükleer bomba yapma imkanını asla tanımayacak" diye konuştu. Trump’tan Körfez ülkelerine destek ABD ordusunun İran’da büyük başarılara imza attığını tekrarlayan Trump, "Bu gece, stratejik hedeflerin tamamlanmak üzere olduğunu büyük bir memnuniyetle söyleyebilirim" dedi. İran saldırılarına karşı İsrail ve Körfez ülkelerinin yanında olduklarını vurgulayan Trump, "İsrail, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn harika bir duruş sergilediler. Onların hiçbir şekilde zarar görmelerine ya da yenilgiye uğramalarına izin vermeyeceğiz" ifadelerini kullandı. "Benzin fiyatlarındaki artış kısa vadeli" Birçok ABD’linin artan benzin fiyatlarından endişe duyduğunu hatırlatan Trump, "Bu kısa vadeli artış, tamamen İran rejiminin çevre ülkelerde, bu çatışmalarla hiçbir ilgisi olmayan komşu ülkelere düzenlediği terör saldırılarının bir sonucudur. Bu da İran'a nükleer silahlar konusunda asla güvenilemeyeceğinin bir başka somut kanıtıdır" dedi. ABD tarihindeki en güçlü ekonomiyi inşa ettiğini öne süren Trump, "Tüm bunlar bizi için için kaynayan o kanserden, yani nükleer İran'dan kurtulacak bir konuma getirdi. Ne ile karşılaşacaklarını hiç bilmiyorlardı, bunu asla hayal edememişlerdi" değerlendirmesinde bulundu. "Hürmüz Boğazı’ndan petrol almıyoruz ve almayacağız" ABD’nin bol miktarda petrol ve gaza sahip olduğunun altını çizen Trump, "Benim liderliğim altında, Venezuela'dan aldığımız milyonlarca varilden bahsetmesek bile, gezegendeki bir numaralı petrol ve gaz üreticisiyiz. Trump yönetiminin politikaları sayesinde Suudi Arabistan ve Rusya'nın toplamından daha fazla üretim yapıyoruz. Ve bu rakam yakında çok daha yüksek olacak. Dünyanın hiçbir yerinde bizimki gibi bir enerji potansiyeli yok ve gelecek için harika bir durumdayız. ABD Hürmüz Boğazı üzerinden neredeyse hiç petrol ithal etmiyor ve gelecekte de almayacağız. Buna ihtiyacımız olmadı ve olmayacak" şeklinde konuştu. Trump’tan Hürmüz Boğazı konusunda sorumluluk alma çağrısı İran’ı yenilgiye uğrattıklarını öne süren Trump, "İran'ı mağlup ve tamamen yerle bir ettik. Askeri, ekonomik ve diğer her bakımdan mahvoldular" dedi. Hürmüz Boğazı’ndan gelen petrole ihtiyaç duyan ülkelerin boğazın güvenliği konusunda sorumluluk alması gerektiğini söyleyen Trump, "Bu işin sorumluluğunu üstlenmeliler. Hürmüz Boğazı’na sahip çıkmalı ve kıymetini bilmeliler. Biz elbette yardımcı olacağız, ancak umutsuzca ihtiyaç duydukları petrolü koruma konusunda öncülüğü onlar yapmalı" diye konuştu. İran savaşında ABD’ye destek vermeyen ülkelere seslenen Trump, "Onlara bir önerim var: Birincisi, petrolü ABD’den alın. Bizde bolca var. İkincisi ise, biraz gecikmiş de olsa cesaretinizi toplayın, Hürmüz Boğazı’na gidin ve orayı koruyup kullanın. Bunu daha önce, biz istediğimizde bizimle birlikte yapmalıydınız. İran şu an yerle bir edildi. İşin en zor kısmı bitti, yani artık sizin için kolay olmalı" dedi. "Çatışma bittiğinde, Hürmüz Boğazı açılacak" Hürmüz Boğazı’ndaki krizin uzun sürmeyeceğine işaret eden Trump, "Her halükarda, bu çatışma bittiğinde, Hürmüz Boğazı kendiliğinden açılacaktır. Çünkü ülkeyi yeniden inşa etmeye çalışmak için ellerinde olan tek şey petrol ve onu satmak isteyecekler. Akış yeniden başlayacak, benzin fiyatları hızla düşecek, hisse senedi fiyatları tekrar yükselecek. Ki borsalarımız zaten çok da düşmedi, son birkaç gündür harika günler geçiriyorlar. Aslında düşündüğümden çok daha iyi durumdalar; fakat o korkunç tehditten kurtulmak için İran üzerinden o zorlu yola çıkmak zorundaydık" değerlendirmesini yaptı. "Rejim fiilen değişmiş oldu" İran operasyonunun bir süre daha devam edeceğinin altını çizen Trump, "Destansı Öfke Operasyonu'nun başından beri, hedeflerimize tam olarak ulaşana kadar durmayacağımızı açıkça belirttim. Kaydettiğimiz büyük ilerleme sayesinde, bu gece şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Amerika'nın tüm askeri hedeflerini kısa süre içinde tamamlama yolundayız. Önümüzdeki 2-3 hafta boyunca İran’a çok sert darbeler indireceğiz. Onları ait oldukları Taş Devri'ne geri göndereceğiz. Bu arada görüşmeler de devam ediyor. Rejim değişikliği hiçbir zaman hedefimiz olmadı, ancak asıl liderlerinin tamamının ölümü nedeniyle rejim fiilen değişmiş oldu. Hepsi öldü. Yeni grup daha az radikal ve çok daha makul" ifadelerini kullandı. "Anlaşma olmazsa, elektrik santrallerini vuracağız" Şimdiye dek herhangi bir anlaşma yapılmadığını hatırlatan Trump, "Ama biz kilit hedeflere ulaştık. Eğer anlaşma olmazsa, her bir elektrik santralini çok sert ve muhtemelen eş zamanlı olarak vuracağız. En kolay hedef olmasına rağmen henüz petrol tesislerini vurmadık; çünkü bu onlara hayatta kalma ya da yeniden inşa için ufacık bile bir şans bırakmazdı. Ama istersek vurabiliriz ve anında yok olurlar. Buna karşı yapabilecekleri hiçbir şey yok. Uçaksavar teçhizatları yok. Radarları yüzde yüz imha edildi. Askeri güç olarak durdurulamaz durumdayız" dedi. "Nükleer hamlesi yaparlarsa tekrar vururuz" İran’ın nükleer tesislerinin de ağır darbe aldığını vurgulayan Trump, "Nükleer tozun yakınına bile yaklaşmaları aylar sürer. Orayı yoğun uydu gözetimi ve kontrolü altında tutuyoruz; o yönde tek bir hamle yaptıklarını görürsek onları füzelerle tekrar ve çok sert vururuz. Tüm kartlar bizim elimizde, onların elinde hiçbir şey yok. Bu çatışmayı doğru bir perspektifte değerlendirmemiz çok önemli" dedi. "Bu, çocuklarınızın ve torunlarınızın geleceğine yapılan tarihi bir yatırım" Yakın tarihte gerçekleşen tüm büyük savaşların ne kadar uzun sürdüğünü anlatan Trump, "Biz ise son derece güçlü bir askeri operasyonun içindeyiz. Sadece 32 gündür buradayız ve o ülke artık gerçekten hiçbir tehdit oluşturmuyor. Orta Doğu'nun kabadayısıydılar ve artık kabadayı falan değiller. Bu, çocuklarınızın ve torunlarınızın geleceğine yapılan tarihi bir yatırımdır" ifadelerini kullandı. "ABD daha güvenli ve güçlü olacak" Tüm dünyanın ABD’yi imrenerek izlediğini öne süren Trump, "ABD ordusunun mükemmelliğine inanamıyorlar. Her bir Amerikalı, İran tehdidinden ve nükleer şantajdan kurtulduğumuz o günü dört gözle bekleyebilir. Attığımız adımlar sayesinde, İran'ın Amerika'ya ve dünyaya yönelik süregelen korkunç tehdidini tamamen sona erdirmenin eşiğindeyiz. Size şunu söyleyeyim; dünya bizi izliyor ve bunu başardığımızda, her şey bittiğinde, ABD her zamankinden çok daha güvenli, çok daha güçlü, çok daha müreffeh ve çok daha büyük olacak" dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: "NPT'den çekilme teklifi Meclis'te değerlendiriliyor" Haber

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: "NPT'den çekilme teklifi Meclis'te değerlendiriliyor"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, düzenlediği haftalık basın toplantısında ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları, bölgesel gelişmeler, Türkiye'nin tutumu, ABD ile müzakere iddiaları ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran'daki altyapılara yönelik saldırılara tepki gösteren Bekayi, "Herkesin bağlı olduğu altyapılar hedef alınıyor. Dün gece bir elektrik trafo merkezine düzenlenen saldırı sonucu Tahran ve Kerec'in bazı bölgelerinde elektrik kesintisi yaşandı. Tüm bu olayları sürekli olarak belgeliyoruz. Gelecekte halkımızın, İran'a yardım edildiğine dair ortaya atılan iddiaların aslında bir aldatmacadan ibaret olduğunu bilmesi gerekiyor. Açıklamalarında da görüldüğü üzere İran'ın tarih ve kültürüyle uğraşıyorlar. Saldırıları meşrulaştırmak için geçmişe atıfta bulunarak hakaretlerde bulunuyorlar. Ancak İran, köklü ve dinamik bir medeniyet olarak düşmanlarıyla nasıl başa çıkacağını çok iyi bilmektedir" dedi. "Gazetecilere yönelik saldırılar savaş suçudur" İsmail Bekayi, İsrail'in gazetecilere yönelik saldırılarına da değinerek, "Dün El Arabiya kanalının ofisine yönelik saldırıya tanık olduk. Ondan bir gün önce Lübnan'da saldırı düzenlendi ve El Meyadin ile El Menar muhabirleri hayatını kaybetti. Son üç yılda hayatını kaybeden gazetecilerin uzun bir listesi bulunmaktadır. Görünüşe göre, siyonist rejim özellikle haber alanını kendisine düşman olarak görmektedir. Oysa uluslararası anlaşmalar gazetecilerin korunmasına ilişkin açık hükümler içermektedir. Gazetecilere yönelik her türlü saldırı savaş suçu sayılmaktadır. Buna rağmen rejim bu kuralları dikkate almamakta ve çok sayıda gazeteciyi hedef almaktadır" ifadelerini kullandı. "İran'ın tek yaptığı kendini savunmaktır" Bekayi, "Biz bölgedeki tüm ülkelerle komşuyuz ve komşu olmaya da devam edeceğiz. Bu yüzden sağduyu, gelip geçici olanlarla kalıcı olanları ayırt etmeyi gerektirir. Biz hiçbir zaman bölge ülkelerini düşman olarak görmedik. Defalarca İran'ın operasyonlarının doğrudan ABD üslerini hedef aldığını vurguladık. İran'ın tutumu meşru müdafaa hakkı ve ahlaki ilkeler çerçevesindedir. İran halkı saldırı altındayken silahlı kuvvetlerin sessiz kalması düşünülemez. Bu, Birleşmiş Milletler Şartı kapsamında tanınan doğal bir haktır. Savaşın tarafı olmadığını söylemek tek başına yeterli değildir. Her ülke, kendi topraklarının başka devletler tarafından kullanılmasına izin vermenin uluslararası hukuka aykırı olduğunu bilir. Düşman, bölgedeki üsler üzerinden saldırılarını sürdürüyor. Komşu ülkelerin toprakları ise kimi zaman isteyerek, kimi zaman da farkında olmadan İran'a karşı kullanılıyor. İran'ın yaptığı tek şey kendini savunmaktır" dedi. "Komşu ülkelerden beklentimiz komşuluk ilkelerine bağlı kalınmasıdır" İran'ın komşu ülkelerden beklentilerini dile getiren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, "Beklentimiz, kardeşlik ve iyi komşuluk ilkelerine bağlı kalınmasıdır. Bu savaş yalnızca İran'a karşı değil, ileride daha geniş çaplı istikrarsızlıklara da yol açabilecek bir süreçtir. İran'dan tek taraflı bir itidal beklenmesi gerçekçi değildir. İran, iki ayrı rejim tarafından hedef alınmış durumda ve bu güçler, bölgedeki bazı ülkelerin topraklarını kullanarak saldırılarını sürdürmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri'nde İranlıların bu ülkenin gelişiminde ne kadar etkili olduğunu gördük. Bu yüzden İran vatandaşlarına yönelik yaklaşımın, geleceği gözeten bir anlayışla belirlenmesi gerekir" şeklinde konuştu. "Türkiye ile ilişkilerimiz her zaman örnek gösterilen bir düzeyde olmuştur" Türkiye'nin girişimlerine ilişkin konuşan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Türkiye ile ilişkilerimiz her zaman örnek gösterilen bir düzeyde olmuştur. Türkiye'nin saldırıyı kınaması ve hem üst düzeyde hem de halk nezdinde ortaya koyduğu dayanışma takdire şayandır. Bu tutum, Türkiye'nin iyi komşuluk anlayışını benimsediğini ve aynı zamanda bu savaşın nedenleri ile bölgeye muhtemel etkilerinin farkında olduğunu gösteriyor. Türk yetkililer de defalarca siyonist rejimin bölgesel güvenlik açısından en büyük tehdit olduğunu dile getirdi. Türkiye başta olmak üzere diğer ülkelerin girişimleri, bölgesel barış konusundaki kaygılarını ortaya koyuyor. Gerilimin daha fazla tırmanmaması için arabuluculuk yapmak isteyen tüm ülkelerin dengeli ve gerçekçi bir yaklaşım sergilemesini bekliyoruz" ifadelerine yer verdi. "ABD ile doğrudan müzakere gerçekleştirmedik" Bekayi, arabuluculuk girişimleri ve diplomatik temas iddialarına ilişkin de konuşarak, "Şu ana kadar ABD ile hiçbir doğrudan müzakere gerçekleştirmedik. Gündeme gelen konular, ABD'nin müzakere talebine ilişkin olarak aracı ülkeler üzerinden bize iletilen mesajlardan ibaret. ABD tarafından diplomasi söylemi gündeme getirildiğinde herkesin dikkatli olması gerekir. Açıkçası, ABD'de kaç kişinin bu diplomasi iddialarını ciddiye aldığını bilmiyorum. Bizim tutumumuz ise en başından beri net. Karşı taraf sürekli pozisyon değiştirirken, biz hangi çerçevede hareket ettiğimizi biliyoruz. Ancak bize iletilen taleplerin önemli bir kısmı aşırı ve gerçeklikten uzak" dedi. "Yalnızca bir taraftan itidal beklenmesi doğru değil" İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, bölge ülkelerinin savaşın sona ermesine yönelik çabalarına değinerek, "Pakistan'ın düzenlediği toplantılar, kendi oluşturduğu bir çerçeve olup bizim bu sürece herhangi bir katılımımız olmadı. Endişeler anlaşılabilir, ancak herkesin bu savaşın kim tarafından başlatıldığını unutmaması gerekir. Tek taraflı olarak yalnızca bir taraftan itidal beklenmesi doğru değildir. Bu savaşı İran başlatmadı, İran saldırıya uğradı. İran, sorumlu bir aktör olarak diyalog sürecine dahil oldu ancak ABD her iki seferde de müzakere masasını ortadan kaldırdı. Biz ne istediğimizi ve hangi konuların bizim için kabul edilemez olduğunu çok iyi biliyoruz" diye konuştu. "Ajans ve Grossi'nin kayıtsızlığı üzüntü verici" Bekayi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile UAEA Başkanı Rafael Grossi'nin yaklaşımını eleştirerek, "ABD ve siyonist rejimin nükleer tesislere yönelik saldırıları açıkça suçtur. Ajansın kendi tüzüğüne göre de bu eylemler suç kapsamındadır. Ancak daha da üzücü olan, Ajans ile Grossi'nin bu konudaki sessizliğidir. Grossi bir kez daha son derece hatalı bir tutum sergilemiş, saldırganları kınamak yerine yaptığı açıklamalarla süreci daha da karmaşık hale getirmiştir. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan (NPT) sorumlu bir makamın bu tür ihtimalleri dile getirmesi kabul edilemez. Ne yazık ki Grossi, son iki yılda savunulabilir bir performans ortaya koyamamıştır. Bu durum hem saldırıları kınamaması hem de tarafsızlığını koruyamamasıyla ilgilidir. Böyle bir tabloda Ajans'ın yapması gereken ilk şey saldırıları açıkça kınamaktır. Ancak bu yönde bir tutum görmedik. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz, gerekli temasları yürüttük ancak taleplerimiz geçerliliğini korumaktadır" ifadelerini kullandı. "Buşehr Nükleer Enerji Santrali faaliyetini sürdürüyor" İsmail Bekayi, ABD ve İsrail'in hava saldırılarında üç kez hedef alınan Buşehr Nükleer Enerji Santrali'nin durumuna ilişkin yaptığı açıklamada, "Bildiğim kadarıyla santral faaliyetini sürdürüyor. Gerçekleştirilen saldırılar son derece tehlikeli ve ABD ile Siyonist rejimin saldırgan tutumda hiçbir sınır gözetmediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu noktada Birleşmiş Milletler ile UAEA'nın sorumluluğu son derece açıktır" şeklinde konuştu. "Misket bombası iddiaları gündem saptırma çabasıdır" İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İran'ın misket bombası kullandığı yönündeki iddialara da sert tepki göstererek, "Bu son derece küstah bir iddiadır. Bir yandan insancıl hukukun tüm kurallarını ihlal ederken, diğer yandan mağduriyet algısı oluşturarak İran'ın bu kuralları ihlal ettiğini öne sürüyorlar. Bu iddialar kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. İran, işlev ve etki bakımından misket bombasından farklı olan çoklu savaş başlıklı füzeler kullanmaktadır. Bu tür iddialar, daha çok gündemi saptırma çabasıdır. Minab'daki okul saldırısı, Fars eyaletine bağlı Lamerd kentinde yeni tip füzelerle gerçekleştirilen saldırılar, elektrik altyapısı ve üniversitelerin hedef alınması, çevreyi tahrip eden silahların kullanılması ve Lübnan'da fosfor bombası kullanımı bu saldırılara örnek teşkil etmektedir. Savaşın kendisi zaten hukuka aykırı ve saldırgan bir nitelik taşımaktadır. Ayrıca, savaş dışı şartlarda komutanlarımıza yönelik saldırılar da savaş suçu kapsamına girmektedir" dedi. "NPT'den çekilme teklifi Meclis'te değerlendiriliyor" İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan (NPT) çekilmeye yönelik Meclis teklifine ilişkin de açıklamada bulunarak, "NPT'den çekilme teklifi Meclis'te değerlendiriliyor. Kamuoyunda da temel soru şu: Güçlü ülkelerin, anlaşmanın tanıdığı hakların kullanılmasına izin vermediği bir yapıya üye olmanın ne anlamı var? Eğer üyelik sadece kağıt üzerinde kalacak ve bu haklardan yararlanamayacaksak, bunun bize ne faydası olacak? Biz hala bu anlaşmanın tarafıyız ve taraf olduğumuz sürece yükümlülüklerimize bağlı kalıyoruz. Tutumumuz net. Her türlü kitle imha silahına karşıyız. Ancak UAEA'nın sorumsuz yaklaşımı ve ABD'nin yıkıcı tutumu, bu tartışmaların gündeme gelmesine neden oluyor" şeklinde konuştu.

AK Parti Bursa’da bayramlaşma programı: Birlik, hizmet ve teşkilat vurgusu Haber

AK Parti Bursa’da bayramlaşma programı: Birlik, hizmet ve teşkilat vurgusu

Yoğun katılımın olduğu program, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bayram mesajının okunmasıyla başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesajında bayramların toplumsal dayanışma ve kardeşlik bağlarını güçlendiren özel günler olduğunu vurgulayarak, birlik ve beraberlik mesajı verdi. AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, konuşmasına katılımcıların bayramını kutlayarak başladı. Ramazan ayı boyunca teşkilatın yürüttüğü sosyal faaliyetlere değinen Gürkan, gençlik ve kadın kollarının çalışmalarının önemine dikkat çekti. Gürkan, Ramazan boyunca gerçekleştirilen sosyal destek faaliyetlerine ilişkin, gençlik kollarının "İftara 5 Kala" ve "Sahura 5 Kala" programları kapsamında 50 binden fazla kumanya dağıttığını, kadın kollarının ise "Kardeş Aile Projesi" ve "Arife Çiçekleri" çalışmalarıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştığını söyledi. Ramazan ayı boyunca yalnızca iftar organizasyonları düzenlemediklerini belirten Gürkan, "Kurulan sofralarda paylaşmanın bereketini ve kardeşliğin sıcaklığını birlikte yaşadık. Bursa’nın dört bir yanında vatandaşlarımızla gönül bağımızı daha da güçlendirdik" dedi. "Ramazan paylaşma ve dayanışma ayıdır" Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz da Ramazan ayının rahmet ve bereketini vatandaşlarla birlikte yaşamaya gayret ettiklerini ifade etti. İlçede farklı noktalarda kurulan iftar sofralarında 100 bini aşkın kişiyle bir araya geldiklerini belirten Yılmaz, Ramazan boyunca sadece yerelde değil yurt dışında da çeşitli sosyal destek faaliyetleri gerçekleştirdiklerini dile getirdi. Yılmaz, Balkanlar ve Orta Doğu’daki çeşitli bölgelerde yapılan yardımlarla kardeşlik bağlarının güçlendirildiğini ifade ederek, "Gittiğimiz bölgelerde Türkiye’ye ve Bursa’ya duyulan sevgiyi yakından görme fırsatı bulduk" diye konuştu. "Çalınmadık kapı bırakmamalıyız" AK Parti Bursa Milletvekili ve eski Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise, konuşmasında teşkilat çalışmalarının önemine vurgu yaptı. Ramazan ayı boyunca Türkiye genelinde güçlü bir dayanışma atmosferi oluştuğunu belirten Varank, vatandaşların sorunlarına çözüm üretmenin sadece kurumların değil, teşkilat mensuplarının da sorumluluğunda olduğunu söyledi. Varank, "Eğer bir vatandaşımızın sorunu varsa ve çözüm bekliyorsa, bu konuda hepimize görev düşüyor. Bu anlayışla hareket ederek ulaşılmadık vatandaş bırakmamalıyız" ifadelerini kullandı. "Dünya belirsizlik ve kuralsızlık sürecinden geçiyor" AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala da konuşmasında küresel gelişmelere değinerek, dünyada belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçildiğini söyledi. Uluslararası sistemde kuralların zayıfladığına dikkat çeken Ala, Türkiye’nin dış politikada adalet ve hakkaniyet temelinde hareket ettiğini ifade etti. Türkiye’nin diplomasi gücüyle birçok bölgede krizlerin büyümesini engellediğini belirten Ala, uluslararası ilişkilerde ilkeli ve öngörülebilir bir politika izlediklerini dile getirdi. Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne eleştiri Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan İl Başkanı Davut Gürkan, belediye yönetiminin son dönemde vizyon eksikliği yaşadığını öne sürdü. Belediyenin bazı uygulamalarını eleştiren Gürkan, su tarifeleri, ulaşım ve çeşitli hizmet kalemlerinde yapılan zamların vatandaşlara yansıdığını ifade ederek, bu konuda mecliste çeşitli öneriler sunduklarını ancak henüz sonuç alınamadığını söyledi. Gürkan, "Vatandaşlarımız mazeret değil hizmet bekliyor. Bursa’nın ihtiyaçlarına odaklanan, çözüm üreten bir belediyecilik anlayışının gerekli olduğunu düşünüyoruz" dedi. Programa katılan protokol üyeleri arasında AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, AK Parti Bursa Milletvekilleri Mustafa Varank, Ayhan Salman, Ahmet Kılıç, Refik Özen, Emine Yavuz Gözgeç, Mustafa Yavuz, Emel Gözükara Durmaz, Osman Mesten ve Muhammet Müfit Aydın, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, AK Parti Bursa İl Kadın Kolları Başkanı İmren Çavuşoğlu ile AK Parti Bursa İl Gençlik Kolları Başkanı Furkan Akın yer aldı. Bayramlaşma programına ayrıca AK Parti Bursa ilçe başkanları, ilçe belediye başkanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, teşkilat mensupları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Bayramlaşma programı, konuşmaların ardından partililer ve vatandaşların bayramlaşmasıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.