Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Diplomasi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Diplomasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diplomasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Diyarbakır’da "Türkiye Yüzyılı" buluşması Haber

Diyarbakır’da "Türkiye Yüzyılı" buluşması

"Türkiye Yüzyılı Buluşmaları" kapsamında geniş bir heyet, Diyarbakır’da tarihi ve stratejik temaslara imza attı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AK Parti Ankara Milletvekili Osman Gökçek ve Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik’in de aralarında bulunduğu 17 milletvekili ile Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyeleri, kentin 17 ilçesinde eş zamanlı olarak sahaya inerek teşkilatlarla ve vatandaşlarla bir araya geldi. Kentin potansiyelini harekete geçirmeyi ve bölgesel entegrasyonu güçlendirmeyi amaçlayan program, yoğun bir diplomasi, ekonomi ve istişare trafiğine sahne oldu. Ziyaretler kapsamında kentin ve bölgenin ekonomik dinamikleri, dış ticaret potansiyeli ile sınır ötesi iş birliği imkanları detaylıca masaya yatırıldı. Gaziantep’in sanayi ve üretim gücü ile Diyarbakır’ın jeostratejik önemini birleştiren bir perspektifle yürütülen görüşmelerde, kalkınma hedeflerinin yerelde taçlandırılacağı vurgulandı. 17 ilçede güçlü sinerji ve esnaf ziyaretleri Bölge genelinde geniş yankı uyandıran programın merkez üssü tarihi Ulu Cami oldu. Cami çevresinde ve avlusunda vatandaşlarla buluşan heyet; esnaf ziyaretleri, taziye ve düğün katılımlarıyla günlük hayata ortak oldu. 17 ilçenin tamamında kurulan çalışma masaları ve birebir istişareler sayesinde yereldeki beklentiler doğrudan dinlendi. Saha çalışmalarında özellikle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik arasındaki yakın diyalog ve uyumlu çalışma temposu dikkat çekti. İkilinin bölgenin geleceğine yönelik ortak vizyonu teşkilat mensupları ve vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılandı. "Güçlü Bölge, Güçlü Türkiye" vizyonu Ziyaretin ardından değerlendirmelerde bulunan Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik, bölgenin barış, huzur ve üretim eksenli bir geleceğe ilerlediğini belirterek, "Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan ile birlikte medeniyetler şehri Diyarbakır’ımızda çok kıymetli temaslar gerçekleştirdik. Türkiye Yüzyılı, sadece dış politikada değil, ülkemizin her bir karışında kalkınmanın, yatırımın ve kardeşliğin yüzyılı olacaktır. Gaziantep ve Diyarbakır başta olmak üzere tüm bölge illerimizin ticaret, üretim ve kültürel bağlarını daha da güçlendirerek ülkemizi küresel ölçekte hak ettiği konuma taşımaya kararlıyız" dedi. Sivil toplum kuruluşları, iş dünyası temsilcileri ve yerel dinamiklerle gerçekleştirilen kapalı oturumların ardından tamamlanan programın, önümüzdeki dönemde bölgeye yönelik yeni ekonomik ve diplomatik adımların zeminini oluşturması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Mekke Savunma İttifakı' açıklaması! Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Mekke Savunma İttifakı' açıklaması!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi'nde, "Suudi Arabistan ve Pakistan'la hayata geçirdiğimiz Mekke Savunma İttifakı, bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık temelinde bölge ve dünya barışına, istikrarına önemli katkılar sağlayacaktır. Barışı konuşurken İsrail’in saldırıları nedeniyle çoğu çocuk ve kadın 74 bin insanın hayatını kaybettiği Gazze ve Lübnan’ı unutmamalıyız" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki Irıs Ordo Kongre Merkezi'nde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü'nün genişletilmiş formatta gerçekleştirilen zirvesine katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan zirvede yaptığı konuşmasına Nepal'deki sel felaketinde vatandaşları hayatını kaybeden ülkelere başsağlığı dileyerek başladı. Erdoğan, "Kıymetli kardeşim, Cumhurbaşkanı Saır Caparov başta olmak üzere zirvenin düzenlenmesinde emeği geçenlere şükranlarımı iletiyorum. Diyalog ortaklığına kabul edilen Laos'u tebrik ediyorum. Bu vesileyle Kırgızistan'a Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2027-2028 geçici üyeliğine seçilmiş olmasından ötürü başarılar diliyorum" ifadelerini kullandı. "Şanghay İşbirliği Teşkilatı son 25 yılda çok kutuplu düzenin vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi" Erdoğan, "Bugünkü buluşmamızda çok kutuplu uluslararası sisteme katkıları ele alacak olmamızı kıymetli buluyorum. Yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık yurt içi hasılayı temsil eden Şanghay İşbirliği Teşkilatı son 25 yılda çok kutuplu düzenin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Asya-Pasifik bölgesi ile Orta Doğu‘yu aynı zeminde buluşturan teşkilatı, Birleşmiş Milletler’in destekleyicisi ve tamamlayıcısı olarak görüyoruz" dedi. "Çatışmaların diyalog ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulması için sorumluluk alıyoruz" Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nın her şeyden evvel Türkiye'nin bölgesel sahiplenmeyi merkeze alan çok boyutlu dış politikasıyla örtüşen bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Türkiye olarak etrafımızda yaşanan çatışmaların diyalog ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulması için sorumluluk alıyor, bölgemizde birlikte, tüm dünyada barış için, huzur ve istikrar için çalışmaya devam ediyoruz" şeklinde konuştu. "Orta Koridor girişiminin Kuşak ve Yol Girişimi ile de uyumlu hale getirilmesini istiyoruz" Erdoğan, "Teşkilatın sadece barış ve istikrarın temininde değil, halklarımızın refahı için çok önemli olan kesintisiz ve güvenli ulaştırma koridorları tesisi ile enerji arzı güvenliği gibi alanlarda da rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Ülkemizin teşkilat coğrafyasının batı pazarlarına erişimi noktasında bilhassa enerji koridorlarının çeşitlendirilmesi ve jeopolitik pistlerin yönetilmesinde kritik rolünün altını çizmek istiyorum. Hazar geçişli Orta Koridor girişiminin Kuşak ve Yol Girişimi ile de uyumlu hale getirilmesini istiyor, bu bağlamda teşkilat bünyesindeki iş birliğine büyük önem veriyoruz. Yükselen bir yıldız olarak gördüğümüz Şanghay İşbirliği Teşkilatıyla her alanda iş birliğimizi ilerletmenin gayreti içinde olacağız" diye konuştu. Liderleri COP31 Zirvesi'ne davet etti Erdoğan, "Adil düzen arayışımızın temel gayelerinden biri de hiç şüphesiz gelecek nesillere dahi istikrarlı, müreffeh ve yaşanabilir bir dünya bırakmaktır. İklim değişikliği, düzensiz göç, terörizm, sınır aşan suçlar ve gıda güvenliği gibi meseleler artık birçok ülke için tehdit teşkil etmektedir. Türkiye olarak iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileri ile mücadelede üzerimize düşeni yapmayı hedefliyoruz. Bu amaçla 11-12 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da COP31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağız. Bu önemli zirvede siz değerli dostlarımızı da aramızda görmekten büyük bir memnuniyet duyacağımızı ifade etmek isterim" ifadelerini kullandı. Erdoğan, "Sözlerimin son verirken, teşkilatımızın Şanghay ruhundan aldığı motivasyonla gerçek anlamda çok kutuplu bir dünyanın inşa edilmesinde önemli rol üstleneceğine inandığımı bir kez daha vurguluyor, Kırgızistan’dan dönem başkanlığını devralacak olan Pakistan’a başarılar diliyor, toplantılarımızın bölgemiz ve ülkelerimizin ortak geleceği için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum" dedi. Mekke Savunma İttifakı ve İsrail vurgusu Erdoğan, "Suudi Arabistan ve Pakistan'la hayata geçirdiğimiz Mekke Savunma İttifakı, bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık temelinde bölge ve dünya barışına, istikrarına önemli katkılar sağlayacaktır. Barışı konuşurken İsrail’in saldırıları nedeniyle çoğu çocuk ve kadın 74 bin insanın hayatını kaybettiği Gazze ve Lübnan’ı unutmamalıyız. Bu saldırgan politikanın bedelini tüm bölgemiz ödemektedir" ifadelerini kullandı. Kırgızistan’dan dönem başkanlığını devralacak olan Pakistan’a başarılar dileyen Erdoğan, toplantılarının bölge ve ülkelerin ortak geleceği için hayırlara vesile olmasını temennisinde bulundu.

Bakan Kurum Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda konuştu: "Sözün eyleme dönüşmesi gereken zaman dilimindeyiz" Haber

Bakan Kurum Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda konuştu: "Sözün eyleme dönüşmesi gereken zaman dilimindeyiz"

Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda düzenlenen "NextGenCOP30.5: İklim Zirvesi ve Gençlik Diplomasi Simülasyonu Programı" ile dünyanın farklı ülkelerinden genç delege, iklim diplomasisi alanında müzakere deneyimi kazanmak üzere bir araya geldi. Cemre Vakfı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ortaklığın0da, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) iş birliğiyle hayata geçirilen altı günlük uluslararası programın açılışı İstanbul Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda gerçekleştirildi. Geleceğin iklim diplomasisine katkı sunmayı hedefleyen zirvede, genç delegeler 6 gün boyunca küresel iklim politikaları, uluslararası ilişkiler ve uzlaşı yönetimi konularında tecrübe kazanacak. Müzakerelerde azaltım, iklim finansmanı ve uyum olmak üzere üç ana konu başlığının ele alınacağı program kapsamında; tanışma ve oryantasyonun ardından açılış ile müzakereler, "Azaltım ve İklim Finansmanı Çalıştayı", "Uyum ve Kriz Yönetimi Çalıştayı" gerçekleştirilecek, son gün ise "Antalya Anlaşması" imzalanarak kamuoyuna açıklanacak. "Sözün eyleme dönüşmesi gereken zaman dilimindeyiz" Zirvenin açılışında konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, kamu kurumlarını, akademiyi, uzmanları ve gençleri aynı hedef etrafında buluşturmanın güçlü bir irade gerektirdiğini belirterek, "Bir fikri projeye dönüştürmek önemlidir; kamu kurumlarını, akademiyi, uzmanları, girişimcileri ve gençleri aynı hedef etrafında buluşturmak ise güçlü bir irade ister. Bu nedenle programda emeği geçen Cemre Vakfımıza, kurumlarımıza, gençlerimize ve akademisyenlerimize teşekkür ediyorum. Bugün Demokrasi ve Özgürlükler Adası adını taşıyan, bir zamanlar demokrasimizin ağır sınav verdiği bu mekanda gençlerimizin diyaloğu, uzlaşıyı ve ortak çözüm üretmeyi öğreniyor olması son derece anlamlıdır. Demokrasi de diplomasi de her şeyden önce konuşabilmek ve ortak geleceği birlikte kurabilmektir. Burada 200 genç delege, 6 farklı müzakere bloğunda iklim diplomasisini yaşayarak ortak metin üzerinde uzlaşı sağlayacaklar. Anlamamız gereken ilk şey, ülkelerin şartlarının aynı olmadığıdır. Kalkınma düzeyleri, iklim riskleri, finansman ve teknolojiye erişim imkanları farklıdır. Bugün Filistin'de öncelik bir bardak su, Afrika'da ise bir parça ekmektir. Bu nedenle 'Adil İklim Diplomasi', farklı imkanlara sahip ülkelerin kendi şsrtları içerisinde ilerlemelerini sağlamaktır" dedi. "Diyalog, uzlaşı, eylem" Başkanlığın yaklaşımını üç temel ilke üzerine oluşturduklarını belirten Kurum, "Diyalog, uzlaşı, eylem. Artık sözün eyleme dönüşmesi gereken zaman dilimindeyiz. Bu gidişata 'dur' diyecek son nesil sizlersiniz. Paris Anlaşması'nın ikinci 10 yılında temel sınavımızın uygulama olduğuna inanıyoruz. COP31'de Türkiye başkanlığı ve eylem gündemini yürütecek arkadaşlarımız ile Avustralya ve Pasifik ülkeleriyle özgün bir iş birliği modelini ortaya koyuyoruz. Gençleri sadece sonuçlarla karşılaşacak bir kesim değil, bugünün çözüm ortakları olarak görüyoruz. COP31'de gençlerin katılımını en önemli önceliklerden biri yaptık. 2030'a kadar iklim değişikliğinin eğitim müfredatına entegre edilmesini, 2035'e kadar toplum genelinde güçlü bir farkındalık oluşturulmasını hedefliyoruz. Sizler COP31'in misafiri değil, öznesisiniz. COP31'e kendi ev ödevini yapan bir Türkiye olarak hazırlanıyoruz. Elektrifikasyondan sıfır atığa, müfredatın güncellenmesine kadar 10 başlık altında eylem gündemimizi ortaya koyduk" şeklinde konuştu. "Antalya'dan dünyaya yeni bir iklim diplomasisi nesli çıkacak" Cemre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Gökgöz, Türkiye'nin iklim hedefleri doğrultusunda gençlerin üstlendiği role dikkat çekerek, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 2053 net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma vizyonu ülkemize güçlü bir istikamet çizdi. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğündeki Sıfır Atık Hareketi dünyaya yayıldı ve bugün Türkiye COP31 ev sahipliğine hazırlanıyor. Sayın Bakanımız Murat Kurum'un COP31 için ortaya koyduğu diyalog, uzlaşı ve eylem yaklaşımını çok kıymetli bulıyoruz. COP30.5 ile 200 genç olarak sorumluluk üstleniyoruz. 6 müzakere bloğuna ayrılarak enerji dönüşümünü, iklim finansmanını, uyum ve dirençliliği tartışacağız. Bilgi, sabır, temsil kabiliyeti ve ülkemizin çıkarını bilmeyi gerektiren bu süreçte 6 günün sonunda Antalya Antlaşması metni ortaya çıkacak. Gençlere güvenen bir Türkiye'nin büyük bir gücü olduğuna inanıyoruz. Gençlere alanlar açmalıyız; bu masalar bizim için çok kıymetli. Antalya'dan dünyaya güçlü kararlar ve yeni bir iklim diplomasisi nesli çıkacak. Cumhurbaşkanımızın 'Bir Cemre de sen ol' çağrısının karşılığını bugün sorumluluk alan gençlerle görüyoruz" dedi. "Sözden eyleme, sonuca ve etkiye doğru gidiyoruz" Cemre Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ise, organizasyonun bir umut çekirdeği oluşturacağını vurgulayarak, "Gençlerimizin heyecanı sorumlulukla buluşturma noktasındaki çalışmalarına bizzat şahit oldum. COP 30 ile 31'in tam arasındayız; yani COP 30.5'tayız. Bakanlığımızın belirttiği gibi artık sözden eyleme, sonuca ve etkiye doğru gidiyoruz. Cemre, Cumhurbaşkanımızın himayeleriyle gerçekleşen ve hedef kitlesinde gençlerimiz olan bir çevre hareketi. Bu etkinliğin sadece farkındalık için değil; sonuç, etki ve COP31 için bir umut çekirdeği oluşturacağını düşünüyorum. Dünyanın her yerinden gelen öğrencilerimize 5 gün boyunca yürütecekleri çalışmalar için teşekkür ediyorum. Pazartesi günü Antalya için hedef çıktıyı oluşturacaklar" ifadelerini kullandı. "İklim meselesi bir temsil ve adalet meselesidir" Cemre Vakfı Onursal Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan adada gerçekleşen buluşmanın sembolik anlamına değinerek şunları söyledi: "İklim meselesi bir temsil ve adalet meselesidir. Bunu Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda ele almamızın özel bir anlamı var; geçmişin hafızasında geleceği konuşuyoruz. Artık 'İklim değişiyor mu?' yerine 'Biz değişebilecek miyiz?' sorusuna vereceğimiz cevap önemli. Cumhurbaşkanımızın iklim başlığını kalkınma vizyonunun merkezine taşıması ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin Sıfır Atık hareketini küresel bir markaya dönüştürmesi bu iradenin göstergesidir. Cemre, tabiatı uyandıran ilk kıvılcımdır; biz de onu değişimi başlatan gençlerin hareketi olarak görüyoruz. Görevimiz gençlerin fikri ile karar masaları arasındaki mesafeyi kısaltmaktır. Buradan çıkacak çözümler COP31'e, Avustralya'ya ve dünyaya taşınsın. Bu buluşmadaki destek ve vizyoner yaklaşımı için Sayın Bakanımız Murat Kurum'a özel olarak teşekkür ediyorum." Dünyanın farklı ülkelerinden gelen üniversite öğrencilerini Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (COP) esaslı bir simülasyonda buluşturan programa; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, Cemre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Gökgöz, Cemre Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik, AK Parti Samsun Milletvekili ve Cemre Vakfı Onursal Başkanı Çiğdem Karaaslan, İklim Değişikliği Başkanı Halil Hasar, İlbank Genel Müdürü Eyyüp Karahan, BM Temsilcisi Tom Delrue, Cemre Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Gülnar Ayata ve çok sayıda davetli katıldı. Program hediye takdimi ve hatıra fotoğrafının ardından sona erdi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Cumhuriyetimizin ilk asrının yarısını heba ettiğimiz terör meselesini geride bırakıyoruz" Haber

TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Cumhuriyetimizin ilk asrının yarısını heba ettiğimiz terör meselesini geride bırakıyoruz"

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Cumhuriyetimizin ilk asrının yarısını heba ettiğimiz terör meselesini geride bırakıyoruz. 40 yılı aşkın süredir devam eden binlerce insanımızın şehit olduğu, on binlerce insanımızın öldüğü, köylerin, kentlerin yıkıldığı, tarumar olduğu bu süreci artık geride bırakıyoruz. Bu memlekette Türkler de, Kürtler de, diğer etnik yapılardan insanlar da bir ve beraber olarak Allah'ın izniyle yoluna devam edecektir" dedi. 10 Ağustos Pazartesi günü başlayan Genç Diplomasi Derneği (GDD) tarafından Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda gerçekleştirilen Bosphorus Diplomasi Forumu'nun kapanış programı, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, AK Parti Ankara Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay ve İstanbul Valisi Davut Gül'ün katılımıyla gerçekleşti. Program, genç hafız Muhammed Esed Can'ın Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. "Genç Diplomasi Forumu'nun bundan sonra geleneksel bir hale geleceğini görüyoruz" Programda konuşan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Genç Diplomasi Derneğinin başkan yöneticilerini ve tüm katılımcıları selamladı. Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda etkinliği gerçekleştirenlere teşekkür eden Kurtulmuş, "Ümit ediyoruz ki bu adada bundan sonra da yapılacak olan çalışmalarla Türkiye'nin ve dünyanın geleceğine ilişkin fikirlerin ortaya konulması ve dünyanın gerçekten güçlü, aydınlık bir geleceğe hazırlanması için çalışmaların gerçekleştirilmesi mümkün olsun. Özellikle bugün burada icra ettiğimiz 6 günlük bu programın son toplantısıyla birlikte aslında Genç Diplomasi Forumunun artık bundan sonra geleneksel bir hale geleceğini görüyoruz. İnşallah bundan sonra devam edecektir ve çok başarılı çalışmaları ileriye doğru taşıyacaksınız" dedi. "Amerika'nın liderliğini yaptığı, dünyanın her yerini yönettiğini zannettiği bir dönem geride kaldı" Dünya siyaseti ve dünyayı anlamak bakımından zor bir dönem olduğunu hatırlatan Kurtulmuş, "Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nda kurulmuş olan dünya sisteminin bugün neredeyse bütün kurumları, bütün kuralları ve hatta kavramları hak ile yeksan olmuş, geçerliliğini yitirmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın o yıkıntılarının ardından kurulan sistemle birlikte 45 yıl devam eden Soğuk Savaş dönemi dünyayı ikiye ayırmış, bir tarafta Sovyetler Birliği ekseninde bir dünya, onun karşısında da Amerika Birleşik Devletleri ekseninde iki kutuplu bir dünya hükümran olmuştu. O dönemin içerisinde adı üstünde Soğuk Savaş'ın gereği olarak birçok ülkede çatışmaların, gerilimlerin ve iki tarafın büyük mücadelelerinin sürdüğünü hatırlıyoruz. O ülkelerden birisi de Türkiye'ydi. Özellikle o dönemde Türkiye, Soğuk Savaş'ın maalesef o soğuk yüzüne şahit olmuş en talihsiz ülkelerden birisiydi. Bunu ne için söylüyorum? Soğuk Savaş'ın ideolojik kamplaşmalarının bir sonucu olarak Türkiye'de 1980 öncesi özellikle sağ ve sol ayrımı ortaya konulmuş, binlerce gencecik evladımız bu çatışmalarda yitirilmişti. Şimdi 90'dan sonra yeni bir dünya ortaya çıktı. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin sembolü Berlin Duvarı'nın yıkılmasıydı. 1990'dan sonra 2021 yılının yazına kadar, yani Amerika Birleşik Devletleri Afganistan'dan apar topar çekildiği, o uçaklardan insanların yere düşer gibi uçaklara sarıldığı o görüntülerle birlikte tek kutuplu dünya sistemi de çöktü. Amerika'nın liderliğini yaptığı, dünyanın her yerini yönettiğini zannettiği bir dönem geride kaldı" ifadelerini kullandı. "Türkiye yeni dünyanın, çok merkezli dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir" Yeni bir dönemin açıldığına dikkat çeken Kurtulmuş, "Bu dönemin bundan sonra nasıl tecelli edeceğini, nasıl şekilleneceğini bugünden tahmin etmek tamamıyla mümkün olmayabilir. Ama şunu çok açık söyleyebiliriz ki, nasıl gelişirse gelişsin bundan sonraki dünya sisteminin en önemli birincil özelliği çok kutuplu, daha doğrusu çok merkezli bir dünya sistemi olacağıdır. Yani dünyanın birçok yerinde farklı ülkeler, farklı bölgeler öne çıkacak; bu ülkeler yeni dünyanın sisteminin kurulabilmesi için büyük bir mücadelenin içinde olacaklardır. Sizi temin ederek söylüyorum; Türkiye yeni dünyanın, çok merkezli dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir ve Türkiye yakaladığı bu ivmeyle Allah'ın izniyle önlenemeyecek bir yükselişin henüz başlangıcındadır. Şimdi bu çok kutuplu sistem içerisinde geleceğe en iyi Bu çok kutuplu sistem içerisinde geleceğe en iyi hazırlanan, önüne konulan gündemleri değil, kendi gündemlerini belirleyerek geleceğe hazırlanan ülkeler, o ülkelerin gençleri, o ülkelerin sadece devlet yapısı değil; akademisi, entelektüel çevreleri ve fikir üreten merkezleri yani hazırlık yapan ülkeler bundan sonraki yarışta çok etkili olacaklardır. Allaha çok şükür, Türkiye bu yakaladığı ivmeyle hemen her alanda öne çıkan dünya çapındaki hamleleriyle fevkalade değerli bir sürecin başındadır. Allah'ın izniyle sizin döneminiz Türkiye'nin önlenemez yükselişinin yaşanacağı altın bir dönem olacaktır" şeklinde konuştu "Türkiye sorun çözücü, müzakereci diplomasi anlayışıyla masada her zaman olumlu katkı sunan ülkelerden birisi olmuştur" Türkiye'nin müzakereci bir dış politika anlayışına sahip olduğunu aktaran Kurtulmuş, şunları söyledi: "Önümüzdeki mesele ne kadar zor olursa olsun hiçbir meselenin diplomasi masasında konuşulmaması mümkün değildir. En zor meseleyi diplomasi masasına getirip konuşabilecek, tartışacak ve buradan Türkiye'nin lehine sonuçlar devşirebilecek bir dış politika algısına ve gücüne sahibiz. Bu sadece Türkiye'nin meseleleri değil, Türkiye'nin etrafındaki ülkeleri ilgilendiren meselelerde de böyledir. Örneğin Rusya ile Ukrayna arasındaki meselede bütün Batı ülkeleri sorunu çözmek konusunda aciz kalırken burada, İstanbul'da 2022 yılının Mart ayında Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde iki taraf aynı masa etrafında toparlandı ve müzakere etmeye başladılar. İnşallah birçok bölgede devam eden çatışmalar da Türkiye'nin bu anlayışı sayesinde çok ciddi şekilde çözüm istikametinde ilerleyecektir." "Türkiye'nin bir tane ekseni vardır, o da kendisinin milli, yerli eksenidir; Türkiye'nin eksenidir" Türkiye'nin dış politikasının bir diğer özelliğinin aktif bir dış politika olduğunu belirten Kurtulmuş, "Türkiye aktif ve çok taraflı bir politikayla sadece dünyanın bölge ülkesi, belli ülkeleri, belli çevreleriyle değil, başta içinde bulunduğumuz bu zor coğrafya açık söyleyelim, insanlığın en zor yaşadığı coğrafyasında, sorunların her birinin devasa boyutlarda olduğu bu coğrafyada Türkiye aktif ve çok taraflı bir dış politikayı icra etmektedir. Türkiye birkaç hafta evvel NATO zirvelerine parlamenter başkanı hem liderler zirvelerine ev sahipliği yaptı. Türkiye NATO üyesi, Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi, Türkiye Avrupa Birliği'nin aday ülkelerinden birisi, Türkiye Balkanlar'ın bir parçası, Türkiye Kafkaslar'ın parçası, Türkiye geniş coğrafyamızda Türk dünyasıyla ilişkilerini geliştirmekte olan bir ülke. Yani bir seferde saydığınızda onun üzerinde Karadeniz Ekonomik İşbirliği Grubu'ndan tutun birçok Körfez İşbirliği'ne kadar birçok çevreyle ilişkisi olan bir ülke. Yani Türkiye'nin yönü sadece bir tarafa dönük değildir. Baştan beri Türkiye'de belli çevrelerin aklı aklının almadığı, zaman zaman da bizi eleştirdiği nokta biliyorsunuz Türkiye'nin eksen kaymasına uğradığıdır. O beylerin eksenden anladığı Batı'nın arkasında hizaya girmektir. Bizim eksenden anladığımız ise şudur, Türkiye'nin bir tane ekseni vardır, o da kendisinin milli, yerli eksenidir; Türkiye'nin eksenidir" değerlendirmesinde bulundu. "Türkiye olarak parlamenter diplomasi alanında da çok güçlü bir çabayı ortaya koyuyoruz" Türkiye'nin dış politikasının önemli özelliğinin ilkeli olması olduğunu dile getiren Kurtulmuş, "Biz bu kadar zor coğrafyada bir kapının arkasında başkasına bir şey, bir başka kapı arkasında başka bir ülkeye tam tersi başka bir şey söylemiyoruz. Ne söylüyorsak kapalı kapılar ardında da aynı şeyi söylüyor, meydanlarda da aynı şeyi söylüyoruz. Böylece bu ilkeli tutumumuz, ilkeli tutumumuz dünyanın birçok meselesine karşı ilkesiz ve günübirlik yaklaşan ülkelere de bir şekilde onlara da hizalanma mecburiyetine getiriyor. Dolayısıyla Türkiye, bu ilkeli dış politika duruşunu sürdürerek sorunların çözümüne de ciddi şekilde katkı sunacaktır. Bir başka önemli özelliğimiz ise dış politikada çok katmanlı bir dış politika izliyoruz. Başta Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu, bugün dünyada birçok ülke tarafından takdirle, gıptayla izlenen liderlik diplomasisi olmak üzere dünyanın birçok alanında farklı katmanlardaki diplomatik çabalarımızla Türkiye'nin gücünü artırmaya gayret ediyoruz. Üyesi olduğumuz ya da iş birliği içerisinde olduğumuz bütün uluslararası kuruluşlarla irtibatımızı en üst seviyede devam ettiriyoruz. Ayrıca Türkiye olarak parlamenter diplomasi alanında da çok güçlü bir çabayı ortaya koyuyoruz. Dışişleri Komisyonumuz, ilgili dış komisyonlarımız, NATO gibi, AKPM gibi, Avrupa Parlamentosu gibi bütün uluslararası platformlarda Türkiye'yi en üst seviyede, en iyi şekilde temsil ediyoruz ve parlamenter diplomasinin her imkanından istifade ediyoruz" şeklinde konuştu

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Haber

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e mülakat verdi. İngilizce ve Arapça olarak yayımlanan mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçlü Mekke Anlaşması fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve bu anlaşmaya giden süreçte hangi gelişmelerin etkili olduğu yönündeki soruya şöyle cevap verdi: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir neticesidir. Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz. Son dönemde yaşananlar, kardeş ve dost ülkeler arasındaki dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye olarak, anlaşmazlıkların derinleşmesini değil, diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduk. Çünkü biliyoruz ki kalıcı barış, sadece çatışmaların sona ermesiyle değil; karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile mümkün. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da işte bu anlayışın bir sonucu. Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki bu anlaşma bölgemizde huzur ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere de açık. Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz. İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir iş birliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık. Bu kapıyı hep açık tutmak, barış ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunmak iradesine sahip ülkeleriz." "Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimin seyriyle bağlantılı olup olmadığı sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şu şekilde yanıtladı: "ABD ile İran arasındaki gerilimin seyri elbette bölgesel gelişmeler bakımından önemli. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır. Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur. Bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için ilgili ülkelerin düzenli istişare içerisinde olması gerektiğini uzun zamandır ifade ediyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Çünkü bölgenin meselelerinin çözümünde dışarıdan dayatılan reçetelerin ne gibi felaketlere yol açtığını biliyoruz. Bu yüzden de Türkiye olarak her zaman bölge ülkelerinin kendi iradesi ve ortak aklı belirleyici kılma yönünde politika yürütüyoruz. Dolayısıyla Mekke’de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz. Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir. Türkiye olarak her zaman gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel iş birliğinin güç kazanmasından yana olduk. Biz, bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz." "Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Anlaşmanın savunma niteliği taşımakla birlikte taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının üç tarafa birden yapılmış sayılacağı maddesinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Evet Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel almakta. Mekke-i Mükerreme’de kardeş ülkeler olarak böyle bir anlaşmaya imza atmış olmanın ayrıca bir önemi var ve bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı. Anlaşma maddelerinde de açık, net ifade edildiği gibi burada esas olan, taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik bir tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesidir. Ancak bunu yalnızca askerî bir hüküm şeklinde değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Türkiye’nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanındaki hamleleri herkes tarafından takdir ediliyor. Bunları yaparken de kardeş ve dost ülkelerle iş birliklerimizi, anlaşmalarımızı yaparak, bölgenin barış ve istikrarını güçlendiren bir mahiyet kazandırıyoruz. Aynı zamanda, bu ittifaka imza atan ülkeler olarak birbirimize tehdit teşkil etmeyeceğimiz, aksine birbirimizin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduğumuz ve içeride birbirimizle dayanışma hâlinde olduğumuz mesajını veriyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın mesajı gayet açıktır, birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirdiğimiz takdirde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin faydasına olacak şekilde hayata geçireceğimize inanıyoruz." "Bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez" "Orta Doğu’daki bölgesel güçlerin daha önce büyük güçlerle sınırlı görülen güvenlik ve istikrarı sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verdikleri söylenebilir mi?" şeklindeki soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık bölge ülkeleri kendi güvenlikleri, kendi istikrarları ve kendi geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumundalar. Bizim öteden beri savunduğumuz yaklaşım da zaten aynen budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler elbette küresel etki oluşturacak sonuçlara yol açabilmektedir. Bölgesel sahiplenmenin, bölgesel dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın güçlenmesine de katkıda bulunacaktır. Türkiye olarak, bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü mekanizmalar kurmasını, güvenlik ve istikrarı birlikte tesis etmesini son derece önemli buluyoruz. Biz bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi düzeyde ilişkiler yürütmekteyiz. Bununla birlikte, bölge ülkeleriyle mevcut iş birliklerimizi daha kalıcı hâle getirmenin faydalı olduğu düşüncesi içindeyiz. Bu çerçevede, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hâle getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inanıyoruz. Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez. Bizim hedefimiz, dışlayıcı bloklaşmalar değil, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzenidir. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye, gerektiğinde sorumluluk almaya ve bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Mekke Anlaşması’nın Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık. Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret bakımından da büyük önem taşıyor. Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlık doğrudan bu bölgenin huzuruyla bağlantılı. Bu teorik bir ifade değildir, son birkaç ayda yaşanan gelişmeler bize bunu gösterdi. Dolayısıyla Körfez’de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımı, yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değerli buluyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inanıyoruz. Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez. Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da at başı ilerlediğini hep ifade etmişimdir. Avrupa yaşadığı büyük savaşların ardından önce birlikte istikrar ve güvenlik sonra ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldi, biz bu kadar acıyı yaşamadan bu noktaya birlikte gidebiliriz. Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil. Körfez’in istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir meseledir. Körfez’in barış ve istikrarını kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." "Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki durumla ilgili bir soruya cevaben şunları aktardı: "Hürmüz Boğazı, bölgesel değil küresel önemi haiz bir nokta. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından da son derece stratejik bir geçiş noktası. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı. Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde. Bunun da gerçekleşmesi, tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı. Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik. Çünkü biliyoruz ki Hürmüz’de ya da Ukrayna’da, Filistin’de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor. Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük. Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hedef, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hâle gelmesi olmalıdır." Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerle ilgili olarak, "Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz. Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda iş birliğimizi de geliştiriyoruz. Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz. Bölgemizin çok ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliği daha da önem kazanmış durumda. Mekke Anlaşması’nın, savunma iş birliği başta olmak üzere, ilişkilerimizin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inanıyoruz. Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira bölgemizdeki en ufak bir krizin başta göç ve terör olmak üzere oluşturduğu etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor. Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum" dedi. "Arzumuz, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşmasıdır" Lübnan’daki son gelişmelere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları ifade etti: "Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil, tarihi bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir. Lübnan’ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir. Lübnan’ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Lübnan’da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan’ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez. Orta Doğu’nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor. Türkiye olarak bizim bütün diplomatik çabalarımızın merkezinde de bu anlayış yatıyor. Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, göz yaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Aoun ile Sayın Başbakan Selam’a da ifade ettik." Cumhurbaşkanı Erdoğan "Suriye’deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi: "Suriye’de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi bakımından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Türkiye olarak en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savunduk. Suriye’nin maruz kaldığı savaş, terör ve istikrarsızlık, bütün bölgeye ağır bedeller ödetti. Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Bu dönemin kalıcı barışa, istikrara ve yeniden imara vesile olması en büyük temennimiz. Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin millî güvenliği de o derece önemli. Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir. Suriye, esasen Aralık 2024’ten bu yana ülkede güvenlik şartlarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükûmetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur. Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir. Bugün Suriye’nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu hâline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye’nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir. Suriye’de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."

Mudanya'da Lozan buluşması Haber

Mudanya'da Lozan buluşması

Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu tüm dünyaya kabul ettiren Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yılında, Mudanya’dan bir kez daha bağımsızlık ve egemenlik vurgusu yükseldi. Mudanya Belediyesi tarafından Diplomasi Araştırmaları Derneği iş birliğiyle Mütareke Meydanı’nda düzenlenen “Lozan ile Yaşamak” başlıklı söyleşiye, Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi, siyaset bilimci Prof. Dr. Barış Doster konuşmacı olarak katıldı. Söyleşinin moderatörlüğünü ise Bursa Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Kader Özlem üstlendi. “LOZAN’IN ZEMİNİ MUDANYA’DA ATILDI” Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Lozan’ın yalnızca bir barış antlaşması olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Lozan, her şeyden önce yeni kurulan Türk devletinin uluslararası hukuk düzeni içinde meşruiyet kazandığı andır. Bir milletin kendi kaderi üzerinde söz söyleme hakkının bütün dünyaya kabul ettirildiği tarihsel eşiktir. Lozan’ın büyüklüğü de tam burada yatar.” dedi. Lozan’ın zemininin 11 Ekim 1922’de Mudanya’da atıldığına işaret eden Dalgıç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mudanya Mütarekesi çoğu zaman savaşı sona erdiren belge olarak anlatılır. Oysa asıl anlamı, askeri başarının diplomatik dile çevrildiği ilk adım olmasında yatar. Cephede kazanılan zafer, ilk kez burada müzakere masasına taşınmış; Türkiye’nin eşit koşullarda konuşma iradesi kabul edilmiştir. Mudanya, Türkiye’nin dünyaya ‘Artık benimle eşit koşullarda konuşacaksınız’ dediği yerdir. Bu nedenle Mudanya ile Lozan’ı iki ayrı belge olarak değil, aynı tarihsel yürüyüşün iki aşaması olarak görmek gerekir. Biri silahın sustuğu, diğeri sözün hüküm kazandığı yerdir.” “MUDANYA DİPLOMASİNİN İLK ADIMIDIR” Söyleşide Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, Lozan’ın geleceği inşa ettiğini ve Türkiye Cumhuriyet’i var oldukça Lozan’ın yürürlükte kalacağını söyledi. Mudanya’nın tarihi değiştiren şehirlerden biri olduğuna vurgu yapan Karaca, Mütareke Mütarekesi’nin diplomatik zafere dönüşmenin ilk adımı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Barış Doster ise Mudanya Mütarekesi’ni “Lozan’ın önsözü” olarak tanımladı. Lozan’ın tarihsel ve siyasal açıdan önemli dersler taşıdığını belirten Doster, “Lozan bizim tapu senedimizdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit, egemen ve bağımsız bir devlet olarak uluslararası alanda kabul edildiği antlaşmadır” dedi.

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 103. YILI MUDANYA’DA LOZAN BULUŞMASI Haber

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 103. YILI MUDANYA’DA LOZAN BULUŞMASI

Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu tüm dünyaya kabul ettiren Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yılında, Mudanya’dan bir kez daha bağımsızlık ve egemenlik vurgusu yükseldi. Mudanya Belediyesi tarafından Diplomasi Araştırmaları Derneği iş birliğiyle Mütareke Meydanı’nda düzenlenen “Lozan ile Yaşamak” başlıklı söyleşiye, Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi, siyaset bilimci Prof. Dr. Barış Doster konuşmacı olarak katıldı. Söyleşinin moderatörlüğünü ise Bursa Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Kader Özlem üstlendi. “LOZAN’IN ZEMİNİ MUDANYA’DA ATILDI” Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Lozan’ın yalnızca bir barış antlaşması olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Lozan, her şeyden önce yeni kurulan Türk devletinin uluslararası hukuk düzeni içinde meşruiyet kazandığı andır. Bir milletin kendi kaderi üzerinde söz söyleme hakkının bütün dünyaya kabul ettirildiği tarihsel eşiktir. Lozan’ın büyüklüğü de tam burada yatar.” dedi. Lozan’ın zemininin 11 Ekim 1922’de Mudanya’da atıldığına işaret eden Dalgıç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mudanya Mütarekesi çoğu zaman savaşı sona erdiren belge olarak anlatılır. Oysa asıl anlamı, askeri başarının diplomatik dile çevrildiği ilk adım olmasında yatar. Cephede kazanılan zafer, ilk kez burada müzakere masasına taşınmış; Türkiye’nin eşit koşullarda konuşma iradesi kabul edilmiştir. Mudanya, Türkiye’nin dünyaya ‘Artık benimle eşit koşullarda konuşacaksınız’ dediği yerdir. Bu nedenle Mudanya ile Lozan’ı iki ayrı belge olarak değil, aynı tarihsel yürüyüşün iki aşaması olarak görmek gerekir. Biri silahın sustuğu, diğeri sözün hüküm kazandığı yerdir.” “MUDANYA DİPLOMASİNİN İLK ADIMIDIR” Söyleşide Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, Lozan’ın geleceği inşa ettiğini ve Türkiye Cumhuriyet’i var oldukça Lozan’ın yürürlükte kalacağını söyledi. Mudanya’nın tarihi değiştiren şehirlerden biri olduğuna vurgu yapan Karaca, Mütareke Mütarekesi’nin diplomatik zafere dönüşmenin ilk adımı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Barış Doster ise Mudanya Mütarekesi’ni “Lozan’ın önsözü” olarak tanımladı. Lozan’ın tarihsel ve siyasal açıdan önemli dersler taşıdığını belirten Doster, “Lozan bizim tapu senedimizdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit, egemen ve bağımsız bir devlet olarak uluslararası alanda kabul edildiği antlaşmadır” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.