Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Depresyon

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Depresyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Depresyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kışın düşen D vitamini cilt hastalıklarını alevlendiriyor Haber

Kışın düşen D vitamini cilt hastalıklarını alevlendiriyor

Kış aylarında insanların daha fazla kapalı alanlarda zaman geçirdiğini ve güneş ışığının cilde ulaşmasının zorlaştığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayda Kart Aşkar, "D vitamini yalnızca kemik sağlığı için değil, bağışıklık sistemi, cilt bariyeri ve saç foliküllerinin yenilenmesi için de kritik öneme sahiptir. Kış aylarında güneşten yeterince faydalanılamadığı için D vitamini seviyeleri düşer ve birçok cilt hastalığında alevlenmeler görülür" dedi. Kışın sedef, egzama ve saç dökülmesine dikkat D vitamini eksikliğinin bazı dermatolojik hastalıkları tetikleyebildiğini kaydeden Dr. Ayda Kart Aşkar, "Güneş ışığı sedef plaklarını doğal olarak düzenleyen önemli bir faktördür. Kış aylarında bu etki ortadan kalktığı için plaklar kalınlaşabilir, kızarıklık ve kepeklenme artabilir" diye konuştu. Egzama hastalığına da değinen Aşkar, "D vitamini bağışıklık sistemini dengede tutar. Seviyeler düştüğünde egzama ataklarının sıklaştığını, kuruluk ve kaşıntının belirginleştiğini sıkça görüyoruz. Kış aylarında saçlı deri, kaşlar ve burun kenarında yağlı kepeklenmenin daha yoğun görülebilir. D vitamini düşüklüğü bu tabloyu destekleyebilir. D vitamini saç köklerinin yenilenme döngüsünde de rol oynar. Eksiklik durumunda özellikle mevsim geçişlerinde saç dökülmesi artabilir" dedi. D vitamini eksikliğinin yalnızca cilt sağlığını etkilemediğini vurgulayan Aşkar, "Kemik yoğunluğunun azalması, kemik ağrıları ve osteoporoz riski, kas güçsüzlüğü ve yaygın kas ağrıları D vitamini eksikliğiyle ilişkili sorunlar arasındadır. Ruh hâlinde dalgalanmalar, depresyon ve anksiyete eğilimi, bağışıklığın zayıflamasıyla sık enfeksiyon görülmesi ve kalp-damar hastalıklarında risk artışıyla ilişkili belirtiler de dikkate alınmalıdır" diye konuştu. D vitamini için kontrollü güneşlenme ve doğru beslenme önerisi Kış aylarında D vitamini düzeylerini dengelemek için kontrollü güneşlenme ve doğru beslenmenin önemine dikkat çeken Dr. Ayda Kart Aşkar, "Haftada 3-4 gün, özellikle öğle saatlerine yakın 15-20 dakikalık yüz ve kol bölgesi güneşlenmesi faydalıdır. Somon, sardalye, yumurta sarısı, karaciğer ve D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ürünleri diyet içinde yer almalıdır. Her bireyin D vitamini ihtiyacı farklıdır. Bu nedenle takviyelerin mutlaka kan düzeyi bakılarak ve hekim kontrolünde verilmesi gerekir" ifadelerini kullandı. Kış aylarının D vitamini eksikliği açısından riskli bir dönem olduğunun altını çizen Aşkar, "D vitamini düşüklüğü, hem kronik cilt hastalıklarının yönetiminde hem de genel sağlıkta önemli bir fark oluşturuyor. Kış aylarında D vitamini düzeylerinin izlenmesini ve eksiklik tespit edildiğinde uygun şekilde desteklenmesini öneriyoruz" diye konuştu.

Konserle yeniden gündeme gelmişti, uzmanlardan 'uyuşturucu' uyarısı: "Toplum için ciddi yıkımlara neden olan bir durum" Haber

Konserle yeniden gündeme gelmişti, uzmanlardan 'uyuşturucu' uyarısı: "Toplum için ciddi yıkımlara neden olan bir durum"

Uyuşturucu bağımlılığı son dönemde ünlü isimlere yönelik yapılan operasyonlarla da sık sık gündeme gelirken geçtiğimiz günlerde İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenen, "Unreal x Jeton" konserinde fenalaşmaları sonrası 2'si vefat eden 1 kişinin tedavisinin yoğun bakımda sürdüğü olayda kişilerin farklı uyuşturucu maddeler kullandığını İstanbul Valisi Davut Gül açıklamıştı. Uzmanlar, bağımlılığın sadece kişiye değil aileleri ve topluma da etkileri olduğuna dikkat çekerek uyarılarını yineledi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Hamdi Örüm ve Liv Hospital Ulus Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Kenan Temiz de bağımlılığın sosyal ve psikolojik birçok sorunu beraberinde getirdiğini aktarırken tedavi süreçlerine yönelik bilgi verdi. "Ne yazık ki tüm dünyada ve ülkemizde ciddi bir problem" 'Bağımlılık, bir maddeyi ya da bir davranışı zararlarını görmemize rağmen kontrol etmekte güçlük çekmemiz, sürdürmeye devam etmemizdir' diyen Doç. Dr. Örüm, "Ne yazık ki tüm dünyada ve ülkemizde ciddi bir problem olmaya devam etmekte. Metamfetaminin diğer maddelerden önemli bir farkı var. Kullanan kişilerin belli bir kısmında psikotik bir sürece; şizofreni benzeri bir tabloya yol açabiliyor ve bunlar bazen geri dönüşsüz olabiliyor, toplum sağlığını ciddi şekilde etkileyen bir madde. Maddeye başlangıcın farklı farklı sebepleri olabiliyor. Kişisel, ekonomik, ailevi sorunlar kişiyi madde kullanmaya itebiliyor. Bu sorunları yaşadığı için maddeyi bir kaçış yolu olarak düşünüyor. Maddeye yöneldiği zaman tekrar bu sorunları daha fazla artıyor, bir kısır döngü ortaya çıkıyor. Kişinin bu kısır döngünün dışına çıkması ya da döngüyü kırması biraz zorlaşabiliyor. Toplumun ve ailenin kişinin tedavi sürecine destek olması ve bir sağlık kurumuna yönlendirmeleri önemli bir rol oynuyor" şeklinde konuştu. "'Bir kereden bir şey olmaz' başlama nedenlerinin başında" Sözlerini sürdüren Örüm, 'Bir kereden bir şey olmaz' bu maddeye başlayan kişilerin büyük ekseriyâ başlama nedenlerinin başında geliyor. Genelde bir arkadaş ortamında gerçekleşebiliyor. ‘Bir kereden bir şey olmaz' diyen kişilerin aslında büyük bir ekseriyâ maddeyi satan kişiler, bunu kişileri maddeye yöneltmek için bir yöntem olarak kullanıyorlar. Bütün madde kullanımı olan bireylerde ortak sorun; ailevi ilişkilerinde çok ciddi bir yıkıma neden oluyor. Sadece sosyal ve ekonomik sorunlar yaşamıyorlar. Maddenin doğrudan ve dolaylı etkilerine bağlı olarak depresyon kaygı ve uyku, iştah sorunları, bedensel ve ruhsal sağlıklarında ciddi bir değişiklik ortaya çıkıyor" ifadelerini kullandı. "Yoksunluk belirtilerine uygun tedaviler aldığı için daha rahat atlatabiliyor" ‘Bağımlılıktan kurtulmak için kişinin önce motive olması gerekiyor' diyerek devam eden Örüm, "Motivasyonu olmayan, zorla sağlık kuruluşuna gelen kişilerin başarı şansı ne yazık ki biraz daha düşük olabiliyor. Ailenin, yakın çevrenin, iş, sosyal çevrenin burada ciddi bir rolü var. Kişiyi suçlayıcı değil cesaretlendirici, motivasyon arttırıcı tutum içerisinde yer almaları gerekiyor. Bir sağlık kurumunda tedavi olmaya başlarsa kişi, yaşayacağı muhtemel yoksunluk belirtilerine uygun tedaviler aldığı için bu süreci daha rahat bir şekilde atlatabiliyor. Bağımlılık tedavisi dediğimiz için kişinin bir bağımlılıktan kurtulması ve bir daha hayat boyu hiçbir şekilde bağımlılık yapıcı bir şey bir madde kullanmaması demek değil ne yazık ki" diye konuştu. "Birçok faktörden oluşan bir tedavi süreci" Tedavi süreçlerine yönelik bilgi veren Örüm, "Madde bağımlılığı tedavisi birçok faktörden oluşan bir tedavi süreci. İlaçlar, psikoterapi, aile ve sosyal destek artırılması, kişinin iş hayatının düzenlenmesi, bir meşgale kazandırılması, spor, müzik gibi bazı hobiler edinilmesi tedavinin bazı bileşenleri. Bu tedavi bazen ayaktan yapılabiliyor bazen yatarak yapılabiliyor. Bazen de yatarak başlanıp daha sonra ayaktan tedaviler şeklinde devam edilebiliyor. Kişinin durumuna, yaşına, kullandığı maddenin türüne ve bağımlılık şiddetine göre değişebiliyor. Madde kullanımı hem kişi hem ailesi hem sosyokültürel çevresi hem tüm toplum için ciddi yıkımlara neden olan ve olabilecek bir durum ne yazık ki" şeklinde konuştu. "Aile ve yakın çevre sürece destek vermeli" Kişilerin maddeye ulaşamamaları sonrası bedensel, ruhsal olarak çeşitli yoksunluk belirtileri gösterdiklerinin altını çizen Uzm. Dr. Kenan Temiz, aile ve yakın çevrenin bireylere nasıl davranacağını öğrenmesi ve sürece destek vermesi gerektiğini belirtti. Birçok sağlık kuruluşunun tedavi noktasında hizmet verdiğini, sağlık ekipleri ve toplumun iş birliğiyle bireylerin bu durumu atlatabileceğini söyleyen Temiz, önemli uyarılarda bulundu. "Çok eleştiriyoruz ya da yargılıyoruz" Kişilerin çeşitli nedenlerle bu maddelere yönelebildiğini söyleyen Temiz, "Depresyona girebilir ama depresyonun farkında değildir, birçok nedenle kullanıyor olabilir. İnsanların yardım istemesi, profesyonel yardım alması popüler, medyatik, bir iş adamı da olsan başvurmaktan çekinmemek, yardım istemek bence en güzeli. Devlet hastanelerinde, birçok yerde madde tedavi merkezleri özellikle AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi)'ler oluşturuldu, yaygınlaştırıldı. Özel sektörde de madde tedavisi veren kliniklerimiz var. 2 büyük hatayı yapıyoruz, birincisi; çok eleştiriyoruz ya da yargılıyoruz, onu dışlıyoruz. İkinci; daha çok aileler, bunu da yapıyor maalesef tam tersi bir şekilde onun arkasını topluyor. ‘Ayıp olmasın, adı çıkmasın' gibi arkasını topladıkça aslında onun bu maddeyle ilişkisinin devam etmesine yol açıyor. Bize getirilen insanları en çok aileleri getiriyor. Madde kullananlarda ‘İstediğim zaman bırakırım' cümlesi öyle olmuyor" dedi.

Stresle baş etmek mümkün Haber

Stresle baş etmek mümkün

Açıklamasında stresin, insan sağlığını ve yaşam kalitesini çeşitli şekillerde önemli ölçüde etkileyebileceğini ifade eden Dr. Yavuzcan, "Stres, fiziksel sağlığı kardiyovasküler sorunlar, bağışıklık sistemi sorunları, sindirim ve uyku bozuklukları olarak olumsuz etkiler. Stres kan basıncını ve kalp atış hızını artırarak kalp hastalığı riskinin artmasına neden olabilir. Kronik stres bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyon ve hastalıklarla mücadeleyi zorlaştırabilir. Stres, irritabl bağırsak sendromu (IBS), ülser ve diğer gastrointestinal problemler gibi sorunlara neden olabilir. Stres genellikle uykusuzluğa veya kalitesiz uykuya yol açar, bu da fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarını daha da kötüleştirebilir" dedi. Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, stresin ruh sağlığı ve fonksiyonlar üzerindeki olumsuz yansımalarına da dikkat çekti : "Uzun süreli stres, anksiyete bozuklukları ve depresyon gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Stres hafızayı, konsantrasyonu ve karar verme becerilerini bozabilir. Kronik stres bunalma, sinirlilik ve duygusal dengesizlik duygularına yol açabilir." Stresin sosyal ilişkiler ve genel refah üzerindeki etkilerini de değerlendiren Dr. Yavuzcan, stresin aile, arkadaşlar ve meslektaşlarla ilişkileri zorlayabileceğini, üretkenliği, iş tatminini ve işteki genel performansı etkileyebileceğini, hayattan alınan keyfi azaltarak genel bir memnuniyetsizlik ve mutsuzluk hissine yol açabileceğini ifade etti. Dr. Yavuzcan, bazı gıdaların psikolojik açıdan insan üzerinde olumlu etkiye neden olduğunu kaydetti : "Magnezyum, özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler ve yeşillikler ile kuruyemişlerde bol miktarlarda bulunan vücudumuz ve sinir sistemi için en gerekli minerallerin başında gelmektedir. Sağlıklı bir beyin ve uyku düzeni için vazgeçilmez olarak konumlandırabiliriz. Balık (somon ve uskumru gibi), keten tohumu ve cevizde bulunan omega-3'ler depresyon ve anksiyete belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Glutensiz yulaf, kinoa, keten tohumu gibi gıdalar kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur ve enerji sağlar. Meyveler ve sebzeler, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından zengin olup, genel beyin sağlığını destekler ve oksidatif stresi azaltır. Probiyotikler, yoğurt, pancar suyu, kombucha çayı ve lahana turşusu gibi fermente gıdalar bağırsak sağlığını destekler, bu da ruh halinin iyileşmesi ve stresin azalmasıyla bağlantılıdır. Ölçülü olarak, bitter çikolata stres hormonlarını azaltabilir ve hızlı bir ruh hali artışı sağlayabilir." Ruh sağlığını ve psikolojiyi güçlendiren yaşam tarzı alternatiflerini sıralayan Dr. Yavuzcan, sözlerini şöyle tamamladı: "Düzenli fiziksel aktivite stres hormonlarını azaltabilir ve ruh halini iyileştiren endorfin salınımını tetikleyebilir. Kuvvet antrenmanı egzersizleri ile birlikte her hafta en az 150 dakika orta şiddette aerobik aktivite veya 75 dakika şiddetli aktivite hedefleyin. Farkındalık meditasyonu, yoga ve derin nefes egzersizleri gibi uygulamalar stresi yönetmeye ve zihinsel berraklığı artırmaya yardımcı olabilir. Gece başına 7-9 saat kaliteli uyku almak stres yönetimi için çok önemlidir. Güçlü ilişkiler sürdürmek ve bir destek sistemine sahip olmak strese karşı tampon görevi görebilir ve duygusal refahı artırabilir. Etkili zaman yönetimi, bunalmışlık hissini azaltabilir ve hayatın çeşitli yönlerini dengelemeye yardımcı olabilir. Keyif aldığınız aktivitelerle uğraşmak stresten uzaklaşmanızı sağlayabilir ve genel mutluluğunuzu artırabilir."

Alzheimer’ın teşhis, tedavi ve bakım süreci Nilüfer’de konuşuldu Haber

Alzheimer’ın teşhis, tedavi ve bakım süreci Nilüfer’de konuşuldu

Nilüfer Belediyesi, toplumda demans ve Alzheimer konusunda farkındalık oluşturmak ve hasta yakınlraına yol göstermek amacıyla Nazım Hikmet Kültürevi’nde "Alzheimer’ı Anlamak; Teşhis, Tedavi, Psikolojik Yaklaşım ve Hasta Bakımı" başlıklı bir seminer düzenledi. Yoğun ilgi gören programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, hekimler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Seminerde Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ve Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu konuşmacı olarak yer aldı. "Hastalık belirtilerden 15-20 yıl önce başlıyor" Seminerin açılışında konuşan Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Türkiye’nin dünyada en hızlı yaşlanan ülkeler arasında dördüncü sırada yer aldığını hatırlatarak demansın yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurguladı. Demansın bir şemsiye kavram olduğunu ve Alzheimer’ın bu grubun yüzde 55-60’ını oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Bakar, hastalığın biyolojik sürecine dikkat çekerek, "Alzheimer beyince protein birikimiyle ortaya çıkan ilerleyici bir süreç. Aslında belirtiler fark edilmeden 15-20 yıl önce beyinde bu birikimler başlıyor. Günümüzde PET taramaları, kan testleri ve genetik incelemelerle erken dönemde önemli ipuçları yakalayabiliyoruz. İlaç tedavileri hastalığı tamamen ortadan kaldırmasa da gidişatı yavaşlatıyor; bu nedenle hekime danışmadan ilaçların kesilmemesi hayati önem taşıyor" açıklamasında bulundu. Nilüfer Belediyesi ile yürütülen dayanışmaya da değinen Prof. Dr. Bakar, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in desteğiyle Özlüce’deki mevcut merkezin yanına yeni ve daha kapsamlı bir bakım evi kazandırmayı hedeflediklerini paylaştı. "Suyun altında korku, kaygı ve depresyon var" "Alzheimer Hastalığının Psikolojik Yönü" başlıklı bir sunum gerçekleştiren Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu, konunun sadece hafıza kaybından ibaret olmadığını ifade etti. Zihinsel gerilemenin yanı sıra duygusal dalgalanmaların süreci zorlaştırdığını belirten Sivrioğlu, şunları söyledi: "Mesele yalnızca unutmak değil. Buzdağının görünen yüzünde unutkanlık varsa, suyun altında korku, kaygı, şüphe ve davranışsal krizler yer alıyor. Hasta yakınlarının en sık karşılaştığı tablo depresyondur. Hastayı zorlamak, kalabalıklara sokup ‘açılsın’ demek çoğu zaman huzursuzluğu artırır. Küçük hedefler koymak, gün ışığından yararlanmak ve sevdiği müziklerle duyuları yormadan uyarmak en sağlıklı yoldur" Hasta ile inatlaşmanın ve hezeyanları mantıkla düzeltmeye çalışmanın sonuç vermeyeceğini aktaran Sivrioğlu, bakım veren tükenmişliğine de değindi. Demans hastalarına bakan yakınlarda klinik düzeyde tükenmişlik ve depresyon oranının yüzde 60 civarında olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Sivrioğlu, "Bu, 7 gün 24 saat süren kesintisiz bir mesai. Uçaklardaki kuralı unutmamak gerekir: Önce kendi oksijen maskenizi takacaksınız ki yanınızdakine yardım edebilesiniz. Bakım veren kişinin suçluluk duymadan dinlenmeye zaman ayırması şarttır" diye konuştu. "Kişi merkezli bakım ve güvenlik esas alınmalı" BUÜ İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ise günlük yaşamda uygulanabilecek pratik bakım yöntemlerini paylaştı. Her bireyin yaşam öyküsünün, alışkanlıklarının ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, "kişi merkezli bakım" anlayışının önemini vurguladı. Hastanın bağımsızlığını tamamen elinden almanın psikolojik çöküşü hızlandırdığını hatırlatan Prof. Dr. Yıldız, karmaşık cümleler yerine sade ve tek konutların tercih edilmesi, hastaya yanıt vermesi için zaman tanınması ve yapabildiği gündelik işleri kendi temposunda tamamlamasına izin verilmesi gerektiğini söyledi. Ev içi güvenlik düzenlemelerinin gerekliliğine de değinen Yıldız; tutunma barları, kaymayan zeminler ve dengeli bir aydınlatmanın düşme riskini azaltacağını, buna rağmen hastayı eve kilitlemenin ya da tek bir odaya hapsetmenin kaygıyı tırmandıracağını ifade etti. Alzheimer teşhisli bireylerin yüzde 60’ının en az bir kez kaybolma riski yaşadığına dikkat çeken Yıldız, hastanın üzerinde mutlaka güncel iletişim bilgisi bulundurulmasının ve fotoğraflarının hazır tutulmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Program, katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlanmasının ardından Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman’ın konuşmacılara günün anısına hediye takdim etmesiyle sona erdi.

AB'den "Çocuklar Yasası": 15 yaşın altında kişisel hesap yok Haber

AB'den "Çocuklar Yasası": 15 yaşın altında kişisel hesap yok

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Komisyonu'nun Teknolojiden Sorumlu Üyesi Henna Virkkunen, AB Çocuklar Yasası'nın detaylarına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Basın açıklamasına Avrupa'da sosyal medya kullanımına ilişkin istatistiklerle başlayan Ursula von der Leyen, "Temmuz ayı verilerine göre Avrupalıların yüzde 92'si çocukların ve gençlerin çevrim içi ortamda korunmasını güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyor. Yaklaşık yüzde 70'i ise siber zorbalık, taviz ve çocukların çevrim içi ortamda cinsel amaçlarla kandırılması konularında endişeli" dedi. Avrupa'da gençlerin günde 4 ila 6 saati ekran başında geçirdiğini de ifade eden Leyen, "Bu, sosyal medyayı 10 yaşından önce kullanmaya başlayanlarda daha da fazla. Günde yaklaşık 7-8 saati çevrim içi geçiriyorlar. Her gün. Bu neredeyse bir yetişkinin tam bir iş gününe denk" diye konuştu. Sosyal medyanın çocukların refahı ve gelişimi göz önünde bulundurularak geliştirilmediğini ve algoritmaların dikkat çekmek üzere tasarlandıklarını ifade eden AB Komisyonu Başkanı, "Bağımlılığa yol açan özellikler, doğudan iş modellerinin bir parçası. Amaç, çocukları çevrim içi tutmak ve onların dikkatleri üzerinden para kazanmak" ifadelerini kullandı. "AB Çocuklar Yasası dijital dünyada da açık sınırlar belirleyecek" Sosyal medyanın gelişmekte olan beyne ve kişilik üzerindeki zararlarına ilişkin güçlü kanıtlar bulunduğunu kaydeden Ursula von der Leyen, "Sonuçlar, hepimizin malumu. Uykusuzluk, depresyon, kaygı, kendine zarar verme, bağımlılık davranışları ve trajik biçimde intihar. Anne babalar, algoritmalarla rekabet edemez ya da onlara yetişemez. Bunu yapmak zorunda da olmamalılar" şeklinde konuştu. Bu nedenle bu konuda adım atan ülkelere bakarak harekete geçtiklerini ifade eden Ursula von der Leyen, "AB Çocuklar Yasası, gerçek dünyada günlük yaşamda yaptığımız gibi dijital dünyada da açık sınırlar belirleyecek" dedi. AB Çocuklar Yasası'nın bugün komisyon üyeleri tarafından onaylanarak resmen yasama sürecine sunulduğunu açıklayan Leyen, "Her yaş grubunun kendine özel koruma düzeyi olacak. 13 yaş altında sosyal medya yok. 15 yaşın altında kişisel hesap yok. 13 yaşında bir çocuk, 15 yaşına girene kadar ebeveynler veya vasiler tarafından oluşturulan ve denetlenen mini hesaplar kullanabilecek. Günlük süresi de en fazla bir saat ile sınırlandırılacak. 15 ile 18 yaş arasında ise platformlar için güvenli tasarım zorunluluğu olacak" diye konuştu. "Sosyal medya platformları, güvenli olduklarını bize kanıtlamak zorunda kalacaklar" Ursula von der Leyen, "Sosyal medya platformları, çocuklarımızın ruh sağlığı konusunda fazlasıyla sorumsuz davrandı. Şimdi, ispat yükümlülüğünü tersine çeviriyoruz. Artık, sosyal medya platformları, güvenli olduklarını bize kanıtlamak zorunda kalacaklar. Bu nedenle platformların, 18 yaşın altındaki herkes için ‘tasarım yoluyla güvenlik' prensibine uyması gerekecek. Toksik ve bağımlılığa yol açan özellikler olmayacak, tuzaklar olmayacak ve benzeri uygulamalara izin verilmeyecek" ifadelerini kullandı. Kullanıcıların yaşlarının AB tarafından sertifikalandırılmış araçlar tarafından teyit edileceğini de açıklayan Leyen, "Bu düzenleme, kontrolü anne babalara geri veriyor. Güvenli olduğunu kanıtlama yükünü ise olması gereken yere, yani platformların sırtına yüklüyor" şeklinde konuştu. "Çocukların yalnızca anne babaların gerçekten tanıdığı arkadaşları olacak" Basın toplantısında yeni sistemde anne babaların rolüne ilişkin bir soruya cevap veren AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, "Kademeli bir yaklaşım benimsedik ve aşamalı bir geçiş öngörüyoruz. 13 yaşın altındaki çocuklar için kurallar gayet açık. 13 ile 15 yaş arasında kullanılabilecek mini sosyal medya hesapları ise anne baba veya vasi tarafından oluşturulabilecek. Çocuklar bu şekilde, sınırlı özelliklerle ve sınırlı sayıda arkadaşla sosyal medya dünyasını keşfetmeye başlayacaklar. Çocukların binlerce değil, yalnızca anne babaların gerçekten tanıdığı ve çocuklarının bağlantı kurmasını onayladığı arkadaşları olacak. Bu, son derece hassas oldukları yaşta çocuklara eşlik etmek anlamına geliyor" dedi. Ursula von der Leyen, "Birkaç yıl önce sosyal medyanın zararları konusunda bugün bildiklerimi bilmiyordum. Bu bilgi, görüş oluşturmama ve neler olup bittiğini anlamama büyük ölçüde yardımcı oldu. Tıp alanından giderek artan kanıtlarla birlikte beyinde neler olduğunu ve kişilik gelişiminde neler yaşandığını anlamak mümkün oldu. Bu da Avrupa'nın tamamına hatta bütün dünyaya yaymamız gereken bir bilgi" diye konuştu. "Yabancılar, çocuklara mesaj gönderemeyecek" Basın toplantısında AB'nin Teknolojiden Sorumlu Komisyon Üyesi Henna Virkkunen ise Çocuklar Yasası'na ilişkin daha fazla detay vererek, "AB Çocuklar Yasası, artık dijital hizmetler için yapılması ve yapılmaması gerekenlerin açık bir listesini içeriyor ve bu, 18 yaş altındaki tüm kullanıcılar için geçerli. Örneğin, yabancılar çocuklara mesaj gönderemeyecek. Çocuklar, kişiselleştirilmiş reklamlar veya geçmiş faaliyetlerine dayalı algoritmalara hedef olmayacak. Artık bağımlılığa yol açan özellikler olmayacak" ifadelerini kullandı. Virkkunen, "Sosyal medya platformları, video paylaşım platformları, yapay zeka arkadaşları ve yapay zeka sohbet botları, ayrıca çevrim içi video oyunlarının tamamı güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda. ‘Tasarım yoluyla güvenlik' konusunda bir örnek verecek olursak, AB Çocuklar Yasası ile birlikte yapay zeka sohbet botları ve yapay zeka arkadaşları, artık çocukları duygusal olarak kendilerine bağımlı hale getirecek biçimde, insan arkadaşlar gibi davranamayacak. Önceki sohbet geçmişlerini, sonraki konuşmalara taşıyamayacaklar. Kullanıma sunulmadan önce de riskler bakımından test edilmeleri ve izlenmeleri gerekecek" şeklinde konuştu.Virkkunen, "Çocuklarımızın günlerini nasıl geçireceğine büyük teknoloji şirketleri karar veremez" dedi. Komisyon tarafından sunulan düzenlemenin kabul edilmesi için Avrupa Parlamentosu ve üye devletler tarafından onaylanması gerekecek.

Genç yaşta unutkanlık alarmı Haber

Genç yaşta unutkanlık alarmı

Teknolojinin hızla gelişmesi hayatı kolaylaştırsa da aşırı dijital kullanım, unutkanlık ve dikkat dağınıklığını tetiklediğini ifade eden uzmanlar, gençler arasında artan "dijital demans" riskine karşı uyardı. Günümüzde sadece ileri yaşlarda değil, genç bireylerde de unutkanlık şikâyetlerinde artış gözlendiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, gençlerde görülen unutkanlığın nedenlerini, riskleri ve korunma yollarını paylaştı. Dr. Büşra Er, "Eskiden daha çok ileri yaş grubunda görülen unutkanlık yakınmalarının artık ergenlik döneminde bile karşımıza çıkabiliyor. Unutmak; bilgiyi geri çağırmada ya da kaydetmede yaşanan zorluk olarak tanımlanır. Uyku düzensizliği, kötü beslenme, dikkat eksikliği, depresyon gibi nedenlerin yanı sıra dijital medya kullanımı da bu tabloyu besliyor" dedi. Alman nörobilimci Manfred Spitzer’in dijital demans" kavramına atıfta bulunan Dr. Er, özellikle gençlerde artan ekran süresinin dikkat ve hafıza fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu vurguladı. "Sürekli uyarana maruz kalmak, bilgiye kolay erişim ve mavi ışığın uyku hormonlarını baskılaması, zihinsel tembelliğe neden oluyor" ifadelerini kullandı. İleri yaş grubunda en sık görülen unutkanlık nedeni olan Alzheimer hastalığına da değinen Dr. Büşra Er, toplumda yaygın bir yanlış anlama olduğuna dikkat çekti. Er, "Ailede Alzheimer hastası olması, genetik geçişi düşündürse de, Alzheimer vakaları tüm olguların yalnızca yüzde 1’inden azını oluşturuyor. Genetik testler rutin olarak önerilmemektedir. Unutkanlık şikâyetleri önlenebilir olduğu unutulmamalıdır. Dijital medya kullanım süresinin sınırlandırılması, düzenli uyku, sağlıklı beslenme, kitap okuma, bulmaca çözme, hafıza oyunları gibi zihinsel aktivitelerle beynin aktif tutulması unutkanlıkla mücadelede oldukça etkilidir" diye konuştu.

Okul saldırısı davasında sanık anne savunmasını tamamladı Haber

Okul saldırısı davasında sanık anne savunmasını tamamladı

Kahramanmaraş’taki okul saldırısı davasında yargılanan saldırgan İsa Aras Mersinli’nin annesi Pınar Peyman Mersinli savunmasını tamamladı. Anne Mersinli, savunmasında, "Ben silah korkusu olan bir insanım. Silahların nerede olduğunu biliyorum ama kaç tane var onunla ilgili bir şey bilmiyorum. Silahların tehlikeli olduğunu hep söylerdim" dedi. Kahramanmaraş’ta 9 öğrenci ve 1 öğretmenin hayatını kaybettiği okul saldırısıyla ilgili dava Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Saldırgan İsa Aras Mersinli’nin babası Uğur Mersinli ’Olası kastla adam öldürme suçundan 10 kez müebbet’ ve ’Olası kastla yaralama’ suçundan da 30 yıla kadar, anne Peyman Pınar Mersinli ise ’Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 22,5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Duruşmaya tutuklu sanıklar Uğur Mersinli ve Peyman Pınar Mersinli SEGBİS aracılığıyla katılırken hayatını kaybeden öğrencilerin ve öğretmenlerin yakınları ve avukatları salonda hazır bulundu. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi Okul Araştırma Komisyonu Sözcüsü ve AK Parti İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin ve üyesi AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili İrfan Karatutlu ile Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü Emir Hasan Arslantaş da davaya katıldı. "Böyle bir üzücü olayın gerçekleşmesini asla istemezdim" Duruşmada baba Uğur Mersinli’den sonra söz olan anne Pınar Peyman Mersinli, "Belki caninin annesi olarak gördüğünüz için ne diyeceğimi bilemiyorum. Böyle bir üzücü olayın gerçekleşmesini asla istemezdim. Ben de bir eğitimciyim, asla böyle bir şey istemezdim. Olayın şoku içerisindeyim. Ağlamak istemiyordum ama elimde değil, ben silah korkusu olan bir insanım. Silahların nerede olduğunu biliyorum ama kaç tane var onunla ilgili bir şey bilmiyorum. Silahların tehlikeli olduğunu hep söylerdim. 3 tane daha çocuğum var. Çocuklarım akademik olarak başarılıydı. Nasıl böyle bir şeyden şüphelenebilirim. Oğlum sadece defter vermek için okula gitmişti. Okuldaki arkadaşlarıma, karşı komşuma psikolog sordum hep. Yeter ki götürelim istedim. Daha önce de ergen çocuk yetiştirdim farklılık gördüm ama böyle bir olay yapacak bir şey hissetmedim. Olayın şokundayım, ilk defa yakalanıp ilk defa ifade veriyorum. Çok acı çekiyorum. Bu üzüntümün hiç tarifi yok. 2 kızım tek başıma kaldı. Psikiyatri tedavi görmesi gerektiğini söylediler, acil bir durum yoktu ama uzmanlara güvendik. Psikiyatri bulamayınca Kahramanmaraş’a götürmeye karar verdik. Herkes adına çok üzgünüm" ifadelerini kullandı. "Bilsem izin vermezdim" Eşinin oğlunu poligona götürmesi hakkında, "Ben silahları hiç sevmezdim. Onu poligona götürdüğünde ben de kızdım ama eşim oğlumun silahlara merakı olduğunu, kendisine ve başkasına zarar vermesin diye poligona götürdüğünü söyledi. Ben bilsem zaten izin vermezdim. Oğlumun silah merakını biliyordum ama evde silahla oynadığını, fotoğraf çekildiğini bilmiyorum. Öyle bir şey görmedim" dedi. "Ben çıkışını anlık gördüm" Oğlunu olay günü evden çıkarken anlık bir şekilde gördüğünü ve yemek telaşı içerisinde olduğunu belirten Mersinli, "Evdeydim, kayınvalidem, kaynım vardı. Yemek telaşı içerisindeydim. Defter götüreceğini söyledi ve evden çıktı. Ben çıkışını anlık gördüm ama çantanın içerisinde silah olabileceğini nasıl düşünebilirim" diye konuştu. "Yüzünü temizlemek amacıyla güzellik merkezine götürdüm" Oğlunu güzellik merkezine götürmesi hakkında da konuşan Mersinli, "Oğlumun yüzünde çok fazla siyah nokta vardı. Sırtında çok fazla siyah nokta vardı. Bundan rahatsız oluyordu, evde temizlemeye çalıştım ama yüzü yara oldu. Bunun üzerine oğlumun yüzünü temizlemek amacıyla güzellik merkezine götürdüm" dedi. "İyi niyetli bir şekilde sordum" Oğlunu özel bir psikiyatri kliniğe götürüp, girişte ’Bu girişler kayıt altına alınıyor mu’ diye sorması hakkındaki soruya da Mersinli, "O klinikte elden para alınıyordu ve makbuz verilmiyordu. Ben de onu öğrenmek için iyi niyetli bir şekilde onu sordum" yanıtını verdi. Oğlu için ’majör depresyon’ teşhisi konulması hakkında konuşan anne Mersinli, "Oğluma karşı hassas davrandım. Doktorumuz acil bir şey söylemeyince psikoloğa götürmek için psikolog arıyorduk" dedi. "O profil fotoğrafını sormadım" İsa Aras’ın Whatsapp profil resmini ABD’deki saldırgan Elliot Rodger yapması hakkındaki soruya cevap veren Mersinli, "Çocuğumun yaptığı affedebilir bir şey değil ama bir anne olarak ne diyeyim. Aras ile Whatsapp’tan ödev ve ders programı atacağımız zaman konuşurduk. Normalde çok konuşmazdık. Evdeyiz her zaman o profil fotoğrafını sormadım. Anime karakteri sandım, ondan önceki fotoğrafı da anime karakteriydi" diye konuştu. Savunmanın ardından mahkemeye ara verildi.

Beynimiz kaç yaşında Haber

Beynimiz kaç yaşında

Ortalama hayat süresi uzadıkça yaşa bağlı kronik ve bilişsel hastalıkların sıklığı artarken, tıp dünyası artık sadece ömrü uzatmaya değil, bedensel ve zihinsel yeterliliğin korunduğu sağlıklı bir yaşam sunmaya odaklanıyor. Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, beynin biyolojik yaşı ile takvim yaşının çoğu zaman aynı olmadığını, biyolojik yaşın beynin ve vücudun ne kadar sağlıklı yaş aldığının bir göstergesi olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Karaarslan, ileri yaş grubunda olup merak eden, sürekli yeni bir şeyler öğrenen hatta aktif çalışan insanların biyolojik yaşı ile aynı yaşta olup evinden çıkmayan, sosyal iletişimi azalmış, kronik hastalıkları ile uğraşan günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan, başkalarının yardımına ihtiyaç duyan insanların biyolojik yaşlarının tamamen farklı olduğuna dikkat çekti. Beynin biyolojik yaşını değerlendirirken hem fonksiyonel hem de yapısal parametrelerin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Şule Karaarslan, alzaymır ve bilişsel gerilemeye karşı erken tanı yöntemleri ve sağlıklı yaş almanın yollarıyla ilgili olarak şu bilgileri paylaştı: "Bilişsel değerlendirmede ilk adım; aile öyküsünü, bugüne kadarki sağlık sürecini ve rutin yaşam alışkanlıklarını sorgulamakla başlar. Ayrıntılı bir nörolojik muayene ile beraber hafıza testleri de yapılır. Hafıza testleri; dikkat, planlama, hafıza, görsel yapılandırma, hesaplama, soyut düşünce, karar verme, dil becerileri gibi yetileri değerlendirir. Bazen bu testlere depresyon değerlendirme testlerinin eklenmesi gerekir. Bu nöropsikolojik testler beynin farklı bölgelerini değerlendirmemize imkan sağlar ve nasıl çalıştığı hakkında bilgiler verir. Beyin MR görüntüleme ile beynin yapısal değişiklikleri, inme gibi hastalıklar ile ilgili damarsal yükler, hafıza merkezinin mevcut durumu ve yaşa uygunluğu, beyin volümü değerlendirilir. Kan tahlilleri; rutin kan testleri (Tam kan sayımı, kan şekeri, B grubu vitaminler (B12-folat vd), homosistein, vitamin D, tiroit fonksiyon testleri, demir, ferritin düzeyi gibi ) beynin ve vücudun sağlık durumu hakkında önemli bilgiler verir. Örneğin düşük troid hormon seviyelerinin ya da vitamin düzeylerinin düzeltilmesi ile bunlara bağlı bazı hafıza problemleri düzeltilebilir. Erken teşhiste kan testleri; daha önce alzaymır ile ilgili bel omurilik sıvısından yapılan özel biyolojik zarfların bir kısmı yakın zamanda kan tahlili ile de bakılabilmeye ve takip edilmeye başlandı. Bu önemli gelişmeler ve devam eden araştırmalar sayesinde hastalığı henüz çok erken safhalarda yakalama ve tedavi edebilme şansına sahibiz. Kan biyobelirteçlerin başında A42/40 oranı ve pTau217 gelmekte olup, tıp merkezimizde uygun hastalarda bu laboratuar testlerini başarıyla uygulayabilmekteyiz." Açıklamasında ileri görüntüleme yöntemleri ve genetik analizlerin de tanı algoritmalarında yerini aldığını kaydeden, biyolojik yaşlanmanın yaşam tarzı düzenlemeleri ile yavaşlatılabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Şule Karaarslan, zihinsel ve bedensel sağlığı korumak için şu tavsiyelerde bulundu: "Kaliteli uyku ve melatonin: Derin uyku sırasında beynimiz adeta yenilenme sürecine girer ve gün boyu oluşan atıklar beynimizden temizlenir. Uykumuzu düzenleyen melatonin hormonunun en yoğun salgılandığı 23.00 -03.00 saatleri arasında uykuda olmak gereklidir. Yatmadan 1-2 saat önce mavi ışık maruziyetinden (cep telefonu, bilgisayar, televizyon vb.’den) kaçınmak önemlidir. Düzenli egzersiz: Hareketsiz yaşam, kilo alımı, kas ve damar rahatsızlıklarının yanı sıra bilişsel gerilemeyi de tetikler. Düzenli egzersiz ve aktif olmak hem beden hem beyin sağlığını korumak için elzemdir. Sosyal bağlar ve sürekli öğrenme: Sosyal olmak yani çevremizle iletişim içinde olmak, arkadaşlar ile vakit geçirmek, yeni hobiler edinmek, üretmek, yeni şeyler öğrenmek zihin ve ruh sağlımız için çok önemlidir. Merak duygusunu kaybetmeyen, öğrenmeye hayatları boyunca devam insanların bilişsel fonksiyonları çok daha iyi korunur. Beslenme alışkanlıklarımız: Akdeniz diyeti gibi diyetler beden ve zihin sağlığını olumlu etkiler. Taze sebze, yeşillikler, tam tahıllar, antioksidan yükü fazla olan meyveler (nar, yaban mersini, pancar gibi), baklagiller ve sızma zeytinyağını, balık ağırlıklı beyaz eti önceleyen, sınırlı kırmızı et tüketimini temel alan bir yaşam tarzı uygulanmalıdır." Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, uzun yaşam ömrüne sahip toplumlar incelendiğinde bunların ortak özelliklerinin; sosyal, yardımlaşmayı ve iyilik yapmayı seven, üretken olan, sürekli hareket eden, beslenmesine dikkat eden insanlardan oluşmaları olduğunu kaydetti. Bütüncül sağlık takibi yapılmasının önemine değinen Uzman Dr. Şule Karaarslan, vitamin ve hormon eksikliklerini tamamlanması, görme ve işitme yetilerinin kontrolü, bağırsak sağlığını korunması; kabızlıktan kaçınılması, sigaradan uzak durulması, depresyon gibi ruhsal bozukluk ve travmalarda profesyonel destek alınmasının zihinsel ve bedensel zindeliğin ayrılmaz parçaları olduğunu kaydetti. Hedefin her zaman kendine yetebilen, bağımsız ve üreten bir beyin yapısını korumak olduğunu hatırlatan Dr. Şule Karaarslan, hafıza şikayetleri olan bireylerin şikayetlerini geçiştirmeyip erken tanı ve tedavi şansı için uzman bir nörologa başvurması gerektiğinin altını çizdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.