Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Dedi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Dedi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dedi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Antalya’nın koruma altındaki doğal sit alanında ’Olmaz bu kadar ’dedirten görüntüler Haber

Antalya’nın koruma altındaki doğal sit alanında ’Olmaz bu kadar ’dedirten görüntüler

Antalya’nın içme suyu kaynaklarından Kırgöz’de su altı temizliği yapan dalgıçlar, karşılaştıkları manzara karşısında hayrete düştü. İçme suyu havzası ve doğal sit alanı olması nedeniyle koruma altında olan bölgeye doğrudan giriş, yüzme veya piknik yapılması yasak olmasına rağmen su altından onlarca çuval plastik atık ve çöp çıkaran Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, "Bütün su kaynaklarımızı, bütün tatlı su kaynaklarımızı kaybettik, halen kaybediyoruz. Zararın neresinden dönersek kardır" dedi. Antalya’nın Döşemealtı ilçesinde dağ eteklerinden kaynayan berrak ve buz gibi suyuyla Antalya’nın su ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan Kırkgöz su kaynakları, şehir merkezine yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Aynı zamanda Düden Şelalesi’ni besleyen ana kollardan biri olan, Toros Dağları’nın karstik yapısından ve Kestel Düdenleri’nden beslenen Kırkgöz su kaynağı, yüksek debisi ve kaliteli yeraltı suyu yanında su altı ve üstü bitki örtüsü, farklı kaya oluşumları ve çevresini kaplayan ağaçlarla Antalya’nın en önemli doğal varlıkları arasında yer alıyor. Mavi Akdeniz Projesi kapsamında geçtiğimiz günlerde Antalya’nın en önemli içme suyu kaynaklarından olan Kırkgöz su kaynaklarında yapılan su altı ve su üstü temizliğinde dalgıçlar karşılaştıkları manzara ile hayrete düştü. İçme suyu havzası ve doğal sit alanı olması nedeniyle koruma altında olan bölgeye doğrudan giriş, yüzme veya piknik yapılması yasak olmasına rağmen yapılan çalışmalarda kaynaktan onlarca çuval pet bardak, alkol şişeleri ve atık malzeme çıkartıldı. "Kırkgöz, tamamen çöplük olmuş" Kırkgöz su kaynaklarının Antalya’nın içme suyu güvenliğinde hayati rol üstlenen stratejik bir kaynak olduğunu belirten Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, plastik ve mikropilastik kirliliğinin su kaynaklarını da tehdit ettiğini belirtti. Antalya Valiliği koordinasyonunda Mavi Akdeniz Projesi kapsamında geçtiğimiz günlerde Döşemealtı ilçesinde bulunan Kırkgöz su kaynaklarında temizlik çalışması yapıldığını ve su altında karşılaştıkları manzara karşısında hayrete düştüklerini belirten Gökoğlu, "Ben 1976’dan bu yana suyun altındayım. Dalmadığım, görmediğim yer kalmadı. O zamandan bu zamana döngüyü devamlı görüyorum. Dünkü dalışımızda Kırkgözler’de çok berbat bir vaziyette bulduk orayı, tamamen çöplük olmuş. İnsanlar gelmiş, içmiş, yemiş, alkol şişelerini atmışlar, camları kırıp atmışlar, poşetleri atmışlar. Yanlarında ne getirdilerse suyun içinde var" dedi. "Su kaynaklarımızı kaybettik" Özellikle mikroplastik kirliliğinin deniz ve tatlı su kaynaklarını tehdit ettiğinin altını çizen Gökoğlu, "Mikroplastiklerden bahsediyoruz, plastik kirliliğinden bahsediyoruz, bütün sularımızı kaybediyoruz. Belki de hedef olacağım bu açıdan ama bunu da söylemek zorundayız. Özellikle insanlarımızın duyarsızlığı, bu tatlı sulara atılan plastikler nereye gidiyor? Nihayetinde en son ulaştığı yer deniz, denize gidiyor. İşte denizde de kıyılarımızda mikroplastikler gözükmeye başladı. Yani bu işe bir dur dememiz lazım. Bütün su kaynaklarımızı, bütün tatlı su kaynaklarımızı kaybettik, halen kaybediyoruz. Zararın neresinden dönersek kardır" ifadelerini kullandı. "Aklınıza ne gelirse suyun altında" Karşılaştığı manzara karşısında bir hayli üzüldüğünü söyleyen Gökoğlu, "Kırkgözler’in o halini görünce çok üzüldüm. ASAT büyük gölün olduğu yeri kapattı. Orası temiz vaziyette, orası çevrili olduğu için, giremedikleri için insanlarımız, orada şu anda kıyıda bir kirlilik yok. ASAT devamlı olarak bu tel örgüyü tamir ediyor, insanlarımız kesip içeri giriyor. Bir yandan da ne getirdilerse onu bırakıyorlar, o suyun içerisine atıyorlar. Yani su olmuş çöplük. Nilüfer çiçeklerinin üzeri, o yaprakların üzeri plastik atıklar. Altta da batan şişeler, kutular, bira kutuları, meyve suyu kutuları. Aklınıza ne gelirse aşağıda, yukarısı da aynı şekilde, yüzen objeler de suyun üstündeydi" şeklinde konuştu. "Valinin bu manzarayı görmesini isterdim" Kırkgöz’ün Antalya’nın değeri olduğunu söyleyen Gökoğlu, "Antalya’yı yapan Kırkgözler kaynaklarıdır. Çünkü Antalya’yı yeşil tutan, Düden Şelalesi’nin döngüsünü sağlayan, Antalya dünya kenti kimliğini veren yerdir. Tarihi anlamda da Kırkgözler’in önemi var. Ama biz artık bu şekilde götüremeyiz. Turizmi de götüremeyiz, denizimizi de götüremeyiz, tatlı sularımızı da götüremeyiz. Tedbir almamız gerekiyor. Antalya Valimiz çok hassas, çok duyarlı bir insan. Ben ilk defa Antalya’da böyle bir vali buldum, şanslıyız o açıdan. Sayın valimizin bu durumu, manzarayı görmesini isterdim dün orada. Yani oraya girenler düzgün kullanmalı. İnsan yaşadığı ortamı güzelleştirir, çirkinleştirmez, kirletmez, batırmaz" dedi. "Bedelini ödediği zaman aklı başına gelir" Su kaynaklarının korunması ve sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Gökoğlu, "ASAT çevirdiği zaman oradaki yetkililere kafa tutan insanlar geliyor oraya. Bu da apayrı bir olay. Jandarma dün oradaydı, ’Hocam zaman zaman geliyoruz’ dedi. Ama jandarma gelip de orayı her zaman bekleyemez. Yani biz değerlerimizi bilmemiz lazım, değerlerimize sahip çıkmamız lazım. Değerlerimizi kaybetmememiz gerekiyor. Yani şimdi aynı şeyi bir yere daha dokunacağım. Kapuz Kanyonu çok berbat vaziyette, oraya da bir el atacağım. Orayı da görüntülemeye çalışacağım, Kapuz Kanyonu da aynı durumda. Yani suyun olduğu her yer aynı durumda. Buralara sahip çıkmamız gerekiyor. En iyi sahip çıkma da kestiğiniz an cezasını, yaptığı şeyin bedelini, kirlettiğinin bedelini ödediği zaman bu millet aklı başına gelir. Yani bunu yapmamız lazım artık" ifadelerini kullandı.

Bursa'dan dünyanın dört bir yanına klasik araç Haber

Bursa'dan dünyanın dört bir yanına klasik araç

Bursa'da Türkiye'de tek dünyada ise sayılı bulunabilen, klasik otomobil ve otobüsler, ustaların el işçiliğiyle yeniden yollara hazırlanıyor. Mercedes 3500 ve Setra S6 gibi nadir araçların restorasyonu Bursa'da yapılırken, araçlar İzlanda'dan Güney Afrika'ya, İspanya'dan Kazakistan'a kadar dünyanın farklı ülkelerine gönderiliyor. Bursa, binlerce yıllık karoser kültürünü klasik araç restorasyonuyla yaşatıyor. Kentteki atölyelerde, Türkiye'de bulunmayan çok sayıda klasik otomobil ve otobüs yurt dışından getirilerek yeniden hayat buluyor. Tamamen el işçiliğiyle restore edilen araçlar, çalışmaların tamamlanmasının ardından yeniden yollara çıkıyor. Klasik araç tutkunu Hikmet Sungur, bu merakının çocukluk yıllarına dayandığını belirterek, "Aslında klasik arabaların hepsine ilgileniyorum. Ben 1960 doğumluyum. Gençliğimde klasik minibüslerle büyüdük. Ehliyetimi de klasik bir minibüsle aldım. Çocukluğum onlarla geçti. Sonra askerlik dönemine geldik, otobüs dönemi başladı" dedi. Klasik otobüslere ilgi duyan bir grubun oluştuğunu belirten Sungur, zaman içerisinde insanların bu araçlara gösterdiği ilgiyi fark ettiklerini söyledi. Sungur, "Klasik otobüslere değer veren güzel bir grubumuz var. Onlarla etkinlikler yapmaya başladıktan sonra baktık ki insanların gerçekten ilgisi çok fazla. Biz de onlara yöneldik, restorasyonlarına yöneldik. Parça teminini yapmaya başladık" diye konuştu. Türkiye'de bulunmayan araçlar Bursa'da restore edilip yurt dışına gönderiliyor Bursa'daki atölyelerde çok sayıda nadir klasik aracın restorasyonunun sürdüğünü anlatan Sungur, "Mercedes 3500 var, burunlu. Setra S6 var, Neoplan var, Magirus 714 var. Yine Mercedes Avrupa 66 model bir arabamız var, 132'miz var. Bunlar şu anda iki atölyede restorasyonda" ifadelerini kullandı. Bazı araçların Türkiye'de bulunmadığını belirten Sungur, "3500 Türkiye'de yok zaten bildiğim kadarıyla. Setra S6 da yok. Onlar hep yurt dışından geliyorlar. Yurt dışından gelip burada restore edilip tekrar oraya gidiyorlar. O araçlar Türkiye'de yok" dedi. "Hayallerinizi anlatın, biz yapalım" Klasik araçların restorasyonunda Bursa'nın köklü bir karoser geçmişine sahip olduğunu belirten Samet Akman ise yaklaşık 70-80 kişilik bir ekiple çalıştıklarını söyledi. Akman, "Bizim firma olarak bizim yapamayacağımız herhangi bir araç yok. Bizde şöyle bir şey var: Hayallerinizi anlatın, biz yapalım. Karavandır, başka bir araçtır... Restore ile ilgili yapamayacağımız hiçbir şey yok. Çok güçlü bir ekibe sahibiz. Yaklaşık 70-80 kişi çalışıyoruz" dedi. Bursa'nın restorasyon kültürünün çok eskiye dayandığını ifade eden Akman, "Bursa'da restorasyon yaklaşık 3 bin yıllık bir tarihe sahiptir. Bugün Bursalılar at arabalarını dahi çok kaliteli yaparlardı. Şimdi halen karoser yapıyoruz. Daha önce Türkiye'nin hiçbir tarafında karoser konusunda herkes Bursa'ya araç yaptırmaya gelirdi" diye konuştu. Bir çamurluk 15 günde yapılıyor Klasik araç restorasyonunda el işçiliğinin önemine dikkat çeken Akman, bazı parçaların günler süren çalışmalar sonucunda üretilebildiğini ifade ederek, "Bu araçların bütün özelliği burada, bunların hepsi el işçiliği. El işçiliğinin zaten fiyatı yok. Yaklaşık bir aracın 3-4 milyon liradan aşağı maliyeti olmuyor. En az 3 milyon lirayı bulabiliyor" dedi. Bir klasik Mercedes'in çamurluğunun yapımı için iki kişinin 15 gün çalıştığını belirten Akman, "Bu araçlarda normalde bir tane kaput, bir tane çamurluk ya da bir tampon alıp takamıyorsunuz. 1500 Mercedes'ten bahsediyorum. Bir tane çamurluğunu yaparken iki kişi tam 15 gün uğraştık" ifadelerini kullandı. Restore edilen araçların tamamen yenilendiğini belirten Akman, "Çok eski olmalarına rağmen komple restore ediyoruz. Sıfır vaziyete getirebiliyoruz. Şu anda yolcusunu alıp şehir turu yapabilecek hale geliyor" diye konuştu. İzlanda'dan Güney Afrika'ya kadar müşterileri var Yurt dışından yoğun talep aldıklarını ancak mevcut kapasitenin iç piyasadaki taleplere dahi zor yettiğini belirten Akman, "Benim yurt dışı yok zaten. Şöyle yok, kapasite yetmiyor zaten iç piyasaya bakabilmek için. Şu anda bizim burada araçlarımız var, yandaki atölyede diğer araçlarımız var. Hırvatistan'da bekleyen araçlarımız var. Moldova'dan araçlar var. Almanya'da var, İngiltere'de bekleyen araçlarımız var. Sırası geleni alıyoruz. İzlanda'dan Güney Afrika'ya kadar, İspanya'dan Kazakistan'a kadar hangi ülkede diyorsanız müşterimiz var" diye konuştu. Restore edilen araçlar teslimattan önce test ediliyor Restore edilen araçları müşterilerine teslim etmeden önce kendilerinin test ettiğini anlatan Akman, klasik araçların yollarda vatandaşlardan da yoğun ilgi gördüğünü söyledi. Akman, "Bunları kendimiz test ediyoruz. Alırız, buralarda dolaşıyoruz. Trafiğe çıktığımız zaman etraftan insanlar durdurup resim çekiyorlar, arabayı gezmek isteyenler oluyor. Bir sürü şeyle karşılaşıyoruz. İlgi de çok yüksek" dedi. "Geriden gelen çırak yok" Klasik araç restorasyonunda yetişmiş usta ve çırak eksikliğine de dikkat çeken Sungur, yeni neslin bu alana yönelmesi gerektiğini ifade ederek, "Yeni usta maalesef... Yeni usta derken yeni çırak yetişmiyor bir kere. Geriden gelen çırak yok. Sekiz yıllık eğitim başladıktan sonra açıkçası sanayide çırak bulmakta zorlanıyor insanlar" dedi. Bursa'nın bu konuda önemli ustalara sahip olduğunu belirten Sungur, "Şu an bu işi yapan gerçek ustalar gerçekten el öpülesi ustalar. Hani derler ya, saçtan insan yaparlar; öyle ustalarımız var. Bursa'da özellikle o konuda çok şanslıyız. Ama dediğim gibi geriden gelen yeni nesil yok" ifadelerini kullandı.

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor Haber

Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor

Kanser teşhis ve tedavisinde doğru zamanda doğru görüntüleme yönteminin seçilmesi büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, nükleer tıpta kullanılan yeni nesil moleküler görüntüleme yöntemleri, bazı kanser türlerinde hastalığın daha net değerlendirilmesine ve tedavi planının daha güvenilir şekilde oluşturulmasına katkı sağladığına dikkat çekti. Kanserlerin birbirinden farklı biyolojik özelliklere sahip olduğunu belirten Dr. Tarık Elri, bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminin kullanılmadığını söyledi. "Her kanser aynı şekilde davranmıyor. Bu nedenle her hastada aynı görüntüleme yönteminden aynı sonucu beklemek doğru değildir" diyen Dr. Elri, "Günümüzde tümörün biyolojik özelliklerine göre geliştirilen moleküler görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalığın yeri, yaygınlığı ve davranışı hakkında daha ayrıntılı bilgiler elde edilebiliyor. Bu bilgiler de tedavi planlamasına önemli katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı. Tümörü görünür hale getiren moleküller kullanılıyor Moleküler görüntüleme yöntemlerinin temelinde, damar yoluyla verilen ve tümörün belirli özelliklerini hedef alan radyoaktif işaretleyici moleküllerin bulunduğunu belirten Dr. Elri, "Bu moleküller kanser hücresinin ya da tümör çevresindeki dokuların biyolojik özelliklerine bağlanıyor. Ardından PET/BT cihazı bu bölgeleri görüntüleyerek klasik yöntemlerle belirlermesi güç olabilen bazı odakların daha net değerlendirilmesini sağlıyor" diye konuştu. Kanser türüne göre farklı moleküller tercih ediliyor Her kanser türünde aynı molekülün kullanılmadığını vurgulayan Dr. Tarık Elri, "Nöroendokrin tümörlerde ve prostat kanserinde tümör hücrelerinin yüzeyindeki özel reseptörleri hedefleyen görüntüleme yöntemlerinden yararlanıyoruz Mide, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer, özofagus ve meme kanseri gibi bazı tümörlerde ise tümörün çevresindeki bağ dokusunu hedefleyen FAPI molekülü sayesinde standart görüntülemeye kıyasla. bazı hastalarda hastalığın yaygınlığı daha güvenilir şekilde değerlendirilebiliyor" dedi. Hedefe yönelik görüntüleme: Klinik Yaklaşımı Değiştiren Dönüm Noktası Ga-68 DOTATATE yönteminin tümör hücrelerindeki somatostatin reseptörlerini hedef alması sayesinde nöroendokrin tümörlerde; Ga-68 PSMA PET/BT'nin ise tümör hücrelerinin yüzeyinde bulunan prostat spesifik membran antijenini (PSMA) hedef alarak prostat kanserinde hastalığın tanı ve takibinde en ileri görüntüleme yöntemleri olarak kullanıldığını belirten Dr. Tarık Elri "Bu yöntemler sayesinde hastalığı yüksek doğrulukla gösterebiliyor, milimetrik boyuttaki lezyonları ve lenf nodlarını dahi görüntüleyebiliyoruz. Tek çekimde tüm vücudun değerlendirilebilmesi de hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyuyor" dedi. Yöntemin yalnızca tümörün yerini göstermediğini de vurgulayan Dr. Elri, "Aynı zamanda hastanın hedefe yönelik radyonüklid tedavilere uygun olup olmadığını belirlememize de yardımcı oluyor. Böylece hastaya en uygun tedavi seçeneğini planlayabiliyoruz" ifadelerini kullandı. Kanserin çevresini görüntüleyen farklı bir yaklaşım: Ga-68 FAPI PET/BT Ga-68 FAPI PET/BT'nin klasik yöntemlerden farklı bir bakış açısı sunduğunu belirten Dr. Tarık Elri, "Bu yöntem doğrudan kanser hücresini değil, tümörün büyümesine ve yayılmasına destek olan çevre dokuyu görüntülüyor. Bu özelliği sayesinde özellikle bazı kanser türlerinde standart FDG PET/BT ile görülemeyen odakların ortaya çıkarılmasına yardımcı olabiliyor" dedi. Karaciğer, pankreas, mide, özofagus, kolon-rektum kanserleri, meme kanserinin bazı alt tipleri ve sarkomlar başta olmak üzere çok sayıda kanser türünde bu yöntemin önemli bilgiler sağlayabildiğini belirten Dr. Elri, "Bazı hastalarda hastalığın yaygınlığını daha net ortaya koyabiliyor ve bu sayede en doğru tedavi seçeneğinin belirlenmesinde önemli katkılar sunuyor. Ayrıca ulaşılması güç bölgelerdeki şüpheli kitlelerin değerlendirilmesine imkan sağlayarak gereksiz biyopsilerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor" diye konuştu. Tedavi kararını etkileyebiliyor Görüntüleme yöntemlerinin yalnızca tanı koymak amacıyla kullanılmadığını ifade eden Dr. Tarık Elri, "Elde edilen bilgiler sayesinde bazı hastalarda tedavi planı değişebiliyor, radyoterapi uygulanacak alan daha net belirlenebiliyor veya hedefe yönelik tedavilere uygunluk değerlendirilebiliyor. Amacımız hastaya en uygun tedavi yaklaşımını belirleyebilmek" dedi. Hasta konforuna önem veriliyor Bahsi geçen görüntüleme yöntemlerinin hasta açısından konforlu uygulamalar olduğunu belirten Dr. Tarık Elri, " hastalar işlem sonrasında kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor. Radyasyon miktarı düşük olup bilinen ciddi bir yan etki bulunmuyor. Sadece önlem amacıyla işlem günü hamilelerden ve küçük çocuklardan uzak durulmasını öneriyoruz" dedi.

Bakan Memişoğlu: "Şehir hastaneleri dünyanın en üst seviye sağlık hizmet binalarıdır" Haber

Bakan Memişoğlu: "Şehir hastaneleri dünyanın en üst seviye sağlık hizmet binalarıdır"

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi (ÇOSB) tarafından Tekirdağ'ın Kapaklı ilçesine kazandırılan 115 yataklı ÇOSB Kapaklı Devlet Hastanesi’nin açılışına katıldı. Sağlık Bakanı Memişoğlu, "Şehir hastaneleri teknolojik olarak da altyapı olarak da dünyanın en üst seviye sağlık hizmet binaları ve alanlarıdır" dedi. 115 yataklı ÇOSB Kapaklı Devlet Hastanesi’nin açılışı, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın katılımıyla gerçekleştirildi. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, hastanenin tanıtım videosunun izlenmesiyle devam etti. Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sözdinler, Kapaklı Belediye Başkanı Mustafa Çetin, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk bir konuşma yaparak emeği geçenlere teşekkür etti. "Hastane bölgenin sağlık hizmetlerine erişimini güçlendirecek" Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır yaptığı konuşmada, "Son 23 yılda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'yi her alanda daha güçlü, daha müreffeh, daha rekabetçi bir ülke haline getirmek için durmaksızın çalıştık. Temeli sağlam ve istikrarlı politikalarla tahkim edilmiş asra bedel kazanımları 23 yıla sığdırdık. Geniş bir yelpazede ürün geliştiren, tasarlayan, üreten, ihraç eden, yerli ve milli bir savunma sanayi ekosistemi kurduk. Dünyada henüz sadece birkaç ülkenin sahip olabildiği ileri teknoloji geliştirme ve üretme altyapısına hamdolsun sahibiz. Allah'ın izniyle hiç kimsenin Türk milletinin kılına dahi zarar vermeyi aklının ucundan geçiremeyeceği bir caydırıcılık seviyesine adım adım ilerliyoruz. Uydu teknolojilerinde gerçekleştirdiğimiz yatırımlarla Türkiye'yi kendi haberleşme ve görüntüleme uydularını geliştiren, destekleyebilen, üretebilen bir ülke konumuna ulaştırdık. Milletimizin 60 yıllık hayalini elektrikli ve akıllı otomobilimiz TOGG ile gerçeğe dönüştürdük. Ulaştırmada pek çok ülkenin erişemediği güçlü ve yaygın bir altyapı ağına bugün sahibiz. Milletimizle kurduğumuz gönül köprüleri gibi kıtaları da aynı anlayışla birbirine bağladık. Dış ticaretimizin taşıyıcı gücü limanları, şehirlerimizi dünyaya bağlayan dev havaalanlarını Türk milletinin hizmetine sunduk. Çevre ve şehircilikte sosyal devlet anlayışıyla muazzam bir inşa hamlesi gerçekleştirdik. Enerjide Karadeniz'de doğalgaz, Gabar'da petrol keşifleri yaptık. Bugün ileri teknolojiye sahip modern arama ve keşif filomuzla petrol ve doğalgazda sınır ötesi ortaklıkları derinleştiren bir noktaya geldik. Sağlıkta vatandaşlarımızı kaliteli erişilebilir bir sağlık hizmetine eriştirdik. Hatırlayalım. 23 yıl önce hastane kapılarında uzayan kuyrukların, ilaç almak için saatlerce bekleyen vatandaşlarımızın, ödeme yapamadığı için rehin kalan hastaların konuşulduğu bir Türkiye vardı. Vatandaşlarımızın sosyal güvenlik kurumlarına göre ayrı hastanelere gitmek zorunda kaldığı, istediği hastaneden ve hekimden hizmet alamadığı günleri hep birlikte hatırlıyoruz. Ambulansa erişimin dahi ciddi bir problem olduğu, sağlık hizmetinin vatandaşlarımız için çoğu zaman uzun ve meşakkatli bir sürece dönüştüğü günlerden bugünlere geldik. Hamdolsun bugün şehir hastaneleriyle, modern devlet hastaneleriyle, güçlü sağlık altyapısıyla, ileri teknolojiye sahip tanı ve tedavi imkânlarıyla milletimize çok daha yüksek standartlarda hizmet sunan bir devlet kapasitemiz var. Elbette büyük dönüşümün en önemli dayanaklarından biri sağlık alanında geliştirdiğimiz güçlü üretim ve teknoloji altyapısı oldu" şeklinde konuştu. "14 günde seri üretime geçildi" Pandemi döneminin sağlıkta yapılan yatırımlarla güçlü bir şekilde atlatıldığına dikkat çeken Kacır, "Bir tek pandemi, sağlıkta attığımız bu adımların ne kadar isabetli ve stratejik olduğunu bütün açıklığıyla gösterdi. Bu dönemde Türkiye, sahip olduğu sağlık altyapısı ve üretim kabiliyetiyle krizlere hızlı yanıt verme kapasitesiyle dünyadan pozitif ayrıştı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bu süreçte sağlık sistemimizin ihtiyaç duyduğu kritik ürün ve teknolojiler için sanayi altyapımızı ve Ar-Ge ekosistemimizi seferber ettik. Tüm dünya çaresizce yoğun bakım solunum cihazı ararken bizler Baykar, Arçelik ve ASELSAN'ın destek çalışmalarıyla Biosis isimli bir teknoloji geliştirme şirketimizin ortaya koyduğu yerli solunum cihazını sadece 14 günde seri üretime geçirdik. Pandemi süreci sağlıkta yerli ve milli çözümler üretebilen bir ekosistem inşasının önemini bir kez daha hatırlattı. Biliyoruz ki stratejik bir sektör olarak gördüğümüz sağlık endüstrilerinde atacağımız milli teknoloji anlayışı adımları çok daha büyük başarılara erişmemizin anahtarı olacak. Bu anlayışla son bir yılda sağlık endüstrisinde 102 yatırıma teşvik belgesi düzenledik. 64 milyar lira yatırımı harekete geçirdik" dedi. "Hastane, Tekirdağ’daki güzel örneklerden biri" ÇOSB Kapaklı Devlet Hastanesi’nin Tekirdağ’daki önemli yatırımlardan biri olduğunu ifade eden Kacır, "Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi Kapaklı Devlet Hastanesi bu anlayışımızın Tekirdağ'daki güzel örneklerinden biri oldu. Yaklaşık 20 bin metrekare kapalı alanda 115 yatak kapasitesiyle hizmet verecek hastane, tedavi üniteleriyle inşallah vatandaşlarımıza nitelikli sağlık hizmeti sunacak. Kapaklı ve çevresinde sağlık hizmetlerine erişimi daha da güçlendirecek" dedi. Hastanenin kamu kurumları ile ÇOSB’nin paydaşlığıyla hayata geçirildiğini belirten Kacır, yatırımın sanayicilerin bulundukları şehrin sosyal altyapısına katkı sunmasının önemli bir örneği olduğunu söyledi. Kacır, "Bölgemizin ihtiyaçlarından hareketle kamu kurumlarımız, özellikle Sağlık Bakanlığımız ve Organize Sanayi Bölgemizin paydaşlığıyla hayata geçirilen bu yatırım, üreten sanayimizin aynı zamanda bulunduğu şehrin sosyal altyapısına değer kattığının güzel bir örneği" ifadelerini kullandı. ÇOSB’nin hastanenin hayata geçirilmesinde üstlendiği sorumluluğa da dikkat çeken Kacır, "Çerkezköy Organize Sanayi Bölgemizin bu eserin hayata geçmesinde üstlendiği sorumluluğu, sanayicimizin şehrine ve çalışanına sahip çıkma anlayışının bir tezahürü olarak görüyoruz" diye konuştu. "OSB sayısını 4’ten 14’e çıkardık" Tekirdağ’ın sanayi altyapısında son 23 yılda OSB sayısının 4’ten 14’e yükseltildiğini belirten Kacır, "OSB'lerin büyüklüğünü 1.600 hektardan 5.600 hektara çıkardık. OSB'lerimizde 135 bin ilave istihdam oluşturduk. KOSGEB eliyle Tekirdağ'da KOBİ'lerimize 2 milyar 900 milyon lira destek sağladık" dedi. Tekirdağ’da yatırım teşvikleriyle büyük miktarda yatırım ve istihdamın önünün açıldığını belirten Kacır, "Yatırım teşviklerimizle Tekirdağ'da gerçekleşecek 720 milyar liralık yatırımın ve 112 bin istihdamın önünü açtık" diye konuştu. Yeni teşvik sistemi kapsamında Tekirdağ’daki yatırımlara sağlanan destekleri anlatan Kacır, "Yeni teşvik sistemimizde Tekirdağ'da OSB'lerimizde hayata geçen yatırımlarda istihdam edilen çalışanların SGK işveren paylarının yarısını iki yıl bakanlığımız karşılıyor. Şehrimizde hayata geçen yatırımlara güçlü bir finansman desteği sağlıyoruz" dedi. Yatırımlarda kullanılan krediler için finansman desteğinin 30 milyon liraya yükseltildiğini belirten Kacır, yatırımın niteliğine göre yüzde 30’a varan yatırım makinelerinde KDV istisnası ve gümrük vergisi muafiyeti sağlandığını ifade etti. Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı kapsamında desteklenen yatırımlara da değinen Kacır, programın ilk çağrısında 27 milyar liralık 6 yatırım projesinin desteklendiğini söyledi. Kacır, "Yeni teşvik sistemimizin ana unsurlarından Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı'nın ilk çağrısında akıllı küçük ev aletleri üretimi, tıbbi araç imalatı gibi alanlar için 27 milyar liralık 6 yatırım projesini destekledik" dedi. Tekirdağ’da program kapsamında yeni başvurular alındığını da belirten Kacır, "Bu yılın Ocak ayında destek başlıklarını güncellediğimiz Yerel Kalkınma Hamlesi kapsamında Tekirdağ'da motorlu taşıt aksam ve parça üretimi, savunma ve silah havacılık sanayilerine yönelik yapısal parça üretimi, makine ve aksamları üretimiyle tıbbi cihaz üretimine dönük hayata geçecek 6 milyar lira yatırım tutarına sahip 22 proje başvurusu aldık" ifadelerini kullandı. Kacır, program kapsamında desteklenen projelerin her birine 300 milyon liraya kadar finansal katkı ve yatırımın yüzde 50’si kadar belge desteği sunulacağını kaydetti. "Tekirdağ’ı üretim ve inovasyonda örnek konuma taşımak istiyoruz" Tekirdağ’ın yüksek potansiyeline dikkat çeken Kacır, kenti üretim, inovasyon ve yerel kalkınmada örnek bir konuma taşımayı hedeflediklerini söyledi. Tekirdağ’ın sanayi, teknoloji ve ihracat alanındaki güçlü konumunu daha da ileri taşımaya devam edeceklerini ifade eden Kacır, vatandaşların yaşam kalitesini yükseltecek sosyal yatırımların da sürdürüleceğini belirterek, "Tekirdağ'ın sanayi, teknoloji ve ihracatta sahip olduğu güçlü konumu daha da ileri taşırken vatandaşlarımızın yaşam kalitesini yükseltecek sosyal yatırımları da aynı kararlılıkla sürdüreceğiz" diye konuştu. "Mutluluk sağlıkla olur" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu yaptığı konuşmada, "İnsanlar mutluluk kaynağının en önemli parametresinin sağlık olduğunu söylüyor. Türkiye'nin yaptığı araştırmalarda insanlar mutluluklarını sağlığa bağlıyor. Yani sağlık yoksa mutlu olamıyor insan. Bazen fakir olursunuz, mutlu olursunuz. Bazen mutsuz olursunuz. Bazen zengin olursunuz. Mutlu olabilirsiniz veya mutsuz olabilirsiniz. Ama sağlığınız yoksa her halükârda mutsuzsunuz. Onun için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde biz sağlıkta büyük yatırımlar yaparak 25 senede dünyaya örnek olacak bir sağlık hizmeti sunmaya başladık. Bugün Türkiye'de 271 bin hasta yatağı var. Ve bu 271 bin hasta yatağının her biri tek kişi, çift kişilik 184 bin yatakla insanımıza hizmet yapıyoruz. Ve her gün bir buçuk milyonluk bir sağlık ordusuyla, her gün üç milyon kez insanlarımıza sağlık hizmeti için dokunuyoruz. Baktığınız zaman dünyanın örnek alacağı şehir hastaneleriyle, koruyucu ekipleriyle, başlama programlarıyla ve en önemlisi de buradaki gibi, Tekirdağ'daki gibi, çalışan, üreten insanların emeğiyle sağlık teknolojisinin üretimini ve hizmetini onlara sunuyoruz. Çalışkan, üreten çift Tekirdağ'a da çok teşekkür ediyoruz. Bugün sabah ilaç fabrikalarımızı, firmalarımızı, üreten sağlığın bu yerde ziyaret ettim. Gerçekten gurur duyuyorum. Cumhurbaşkanımızın iki sene evvel geliştiren ve üreten sağlık modelini artık Türkiye'nin vizyonunu ortaya koyan bu model gerçekleştirdiğini gururla gördüm. Ben bu konuda sadece hizmet odaklı değil, artık üreten ve kendisinin bağımsız sağlık teknolojisine sahip olduğu bir ülkeyi hayal etmekten değil, ifade etmekten gurur duyuyorum. Çünkü ilk defa bugün yeni teknolojik dediğimiz biyolojik tedavileri tamamen hücreden ilaca kadar üretebilen, insan gücüyle altyapısı olan bir sağlık teknolojimiz var. Bunu daha da geliştireceğiz. Bunu geliştirmek için her şeyimizi yapacağız. Çünkü biz bir araya geldiğimiz zaman Covid'de de gördük, depremde de gördük. Her şeyin üstesinden gelebilecek, her sorunu çözebilecek bir milletiz. Onun için biz üreteceğiz, çalışacağız, birlikte olacağız, sarılacağız ve bu ülkeyi nasıl sağlık hizmetinde dünyanın en iyi ülkelerinden bir tanesi yaptıysak, sağlık teknolojisinde de üretiminde aynı şekilde yapacağız" diye konuştu. "Şehir hastaneleri dünyanın en üst seviye sağlık hizmet binalarıdır" Sağlığın Türkiye’de lokomotif bir sektör olduğunu vurgulayan Memişoğlu, "Bugün Sağlık Bakanlığı olarak gerçekten Sanayi Bakanlığımıza, Ticaret Bakanlığımıza ve bütün ekip arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Çünkü bu, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bir ekip çalışmasıdır. Bir birlikteliğin sonucudur. Nasıl hastaneyi organize sanayi bölgesinin yönetimi ile beraber yaptıysak, bu gelişimleri de başarıyla hep birlikte yapıyoruz. Bizler geleceğe bakıyoruz, ileriye bakıyoruz. Bizler kavganın, çatışmanın değil, üretimin, birlikteliğin ve gördüğünüz gibi eserlerin hizmetini sunuyoruz. Ve bu hizmeti sunarken de biliyoruz ki her bir vatandaşımız en iyi sağlık hizmetine, en iyi teknolojiyle, en iyi cihazıyla, en iyi hekimlikle, sağlık çalışanlığıyla ulaşıyor. Ve sağlık Türkiye'de artık lokomotif bir sektör. Bunu da hep beraber yapacağız. Dile kolay geliyor ama 27 tane şehir hastanesiyle, 39 bin hasta yatağıyla dünyanın en iyi sağlık hizmetine giriyoruz. Bugün 11 tane şehir hastanemizin inşaatını bitirme aşamasındayız. Samsun Şehir Hastanesi'yle hasta almaya başladık. Ordu Şehir Hastanesi'ni taşıdık, ilk hastalarımızı birkaç hafta içine alacağız. Kasım ayı itibarıyla Trabzon Şehir Hastanemizde de hasta hizmetlerine başlayacağız. Ocak 2027 itibarıyla Sakarya Şehir Hastanemizde hasta kabulüne başlayacağız. Ekim 2026 tarihinden itibaren de Şanlıurfa Şehir Hastanemizi hizmete sunacağız. Bugün baktığınız zaman Rize, Diyarbakır, Mardin Şehir Hastanelerimizde artık 2027'den itibaren insanlarımız hizmet almaya başlayacak. Çok net söylüyorum arkadaşlar. Şehir hastaneleri teknolojik olarak da altyapı olarak da dünyanın en üst seviye sağlık hizmet binaları ve alanlarıdır. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum" ifadelerine yer verdi. "Sağlıklı bir toplum olmak zorundayız" "Biz aynı zamanda sağlıklı bir toplum olmak zorundayız. Dünyanın en iyi sağlık hizmetini veriyorken aynı zamanda bu toplumun da sağlıklı olmasını sağlamak isteriz" diyen Memişoğlu, vatandaşlara da uyarılarda bulundu. Memişoğlu, "Bizim ismimiz hastalık bakanlığı değil, Sağlık Bakanlığı. Onun için koruyucu sağlık dediğimiz, hastalanmadan insanların bedenini koruyacağı bir alışkanlığa ve çabaya hepimizin ihtiyacı var. Çünkü toplumda önemli sorunlar; kilo, hareketsizlik ve maalesef kötü alışkanlıklar. Onun için sizlerden, vatandaşlarımızdan sağlıklı olmak için de bizden hizmet talep etmenizi, aynı zamanda beklentinizi artırmanızı istiyoruz. Sağlık ve hayat merkezleriyle, aile sağlığı merkezleriyle sizlerin emrindeyiz. Kilo vermek isteyen, sigarayı bırakmak isteyen herkes bize gelsin, onlarla beraber bu kötü alışkanlıktan uzaklaşın. Bunu sadece kamu hizmetiyle yapmaktan değil söz edeyim. Aynı zamanda birkaç hafta önce çıkarttığımız esenlik mevzuatıyla da yapacağız. Yani özel sektör aracılığıyla da yapacağız. Esenlik dediğimiz, esasında tedavi ve hastalık dönemi hariç insanların sağlıklı kalmak, sağlıklı yaşamak için sağlık hizmetinin sunulmasıdır. Yani bir hekimin öncülüğü de bugün hastane ve hastalık şartlarında değil; otelde, tatil beldelerinde veya insanların herhangi bir yerde sağlıklı insanların hizmet alacağı alanları tanımlıyor. Yani siz kilo vermek istiyorsanız ille hastaneye gitmek durumunda değilsiniz zaten. Siz hareketli yaşam istiyorsanız ille hastaneye ve tedavi hizmeti sunacak alanlara gitmek durumunda değilsiniz. Onun için hem özel sektöre hem de insanlarımıza şunu söylüyoruz: Lütfen esenlik merkezlerine de gidin. Çünkü orada psikiyatrisinden diyetisyenine kadar her türlü sağlıklı kalmak için sizlere hizmet verilecektir. Ama hastalandığınız zaman da işte Tekirdağ'daki şehir hastanesi gibi, bugün Ergene'deki hastaneyi de birkaç hafta içinde teslim alıp insanlarımızın hizmetine sunacağımız gibi, Tekirdağ'ın eski hastanesinin olduğu yere 100 yataklı bir devlet hastanesi yapacağımız gibi, aynı zamanda Çorlu'da 250 yataklı ek bina yapacağımız gibi bu hastaneyi de hizmete açıyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum" dedi. Çanakkale Gazisinin diploması Bakan Memişoğlu’na takdim edildi Açılış programının ardından Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na, Çanakkale gazisi ve tabip Kafaoğlu Mehmet Kazım Efendi’ye ait 1915 tarihli İstanbul Darülfünun Tıp Fakültesi diploması takdim edildi. İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Lütfi Çağatay Onar tarafından yapılan takdim öncesinde diplomanın hikâyesi hakkında bilgi verildi. Hediye takdiminin ardından hastane açıldı ve bakan ve beraberindekiler hastaneyi ziyaret etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.