Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#D Vitamini

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - D Vitamini haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, D Vitamini haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kış aylarında artan halsizlik D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabilir Haber

Kış aylarında artan halsizlik D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabilir

Sonbahardan kış aylarına geçişle birlikte gün ışığından yararlanma süresinin azalması, vücudun biyolojik ritmini ve uyku düzenini etkileyebiliyor. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanma, gün içinde sürekli yorgun hissetme, dikkat dağınıklığı ve uyku isteği gibi yakınmalar bu dönemde daha belirgin hâle gelebiliyor. Ancak mevsimsel değişimlere bağlanan bu şikâyetler, bazı kişilerde değerlendirilmesi gereken sağlık sorunlarının da belirtisi olabiliyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, kış aylarında ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal değişimlerin nedenlerine ilişkin önemli bilgiler verdi. Gün ışığının azalması biyolojik ritmi etkiliyor Gün ışığının vücudun uyku ve uyanıklık döngüsünün düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığını belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, şu bilgileri paylaştı: "Kış aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığından daha az yararlanmamız, vücudumuzun biyolojik ritmini etkileyebiliyor. Özellikle uyku düzeninin sağlanmasında görev alan melatonin ve ruh hâlinin düzenlenmesinde rol oynayan serotonin sistemleri, ışık ve karanlık döngüsüyle yakından ilişkili. Bu nedenle bazı kişiler kış aylarında kendilerini daha yorgun, uykulu ve isteksiz hissedebiliyor. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanma, gün içinde enerji düşüklüğü yaşama ve konsantrasyon güçlüğü gibi şikayetler de bu dönemde belirginleşebiliyor. Ancak her yorgunluğu mevsim değişikliğine bağlamak doğru değil. Özellikle uzun süren ve günlük yaşamı etkilemeye başlayan şikâyetlerin nedeninin araştırılması gerekiyor." Daha fazla uyuma ve tatlı isteği mevsimsel depresyonun belirtisi olabilir Kış aylarında yaşanan ruh hali değişikliklerinin her zaman geçici bir keyifsizlikten ibaret olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, mevsimsel depresyonun bazı kişilerde belirgin fiziksel belirtilerle de ortaya çıkabildiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: "Mevsimsel depresyon, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlayan, ilkbahar ve yaz aylarında belirtileri hafifleyen bir depresyon tablosudur. Bu kişilerde yalnızca mutsuzluk veya isteksizlik görülmez. Normalden daha fazla uyuma, buna rağmen dinlenmiş hissedememe, sürekli enerji düşüklüğü, dikkat toplamada güçlük ve özellikle tatlı ya da karbonhidratlı besinlere yönelme gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde iştah artışına kilo alımı da eşlik edebilir. Burada önemli olan belirtilerin ne kadar sürdüğü ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir. Sosyal ilişkileri, iş hayatını ve günlük aktiviteleri olumsuz etkileyen, süreklilik gösteren ruh hâli değişikliklerinin yalnızca 'kış geldi, normaldir' düşüncesiyle geçiştirilmemesi gerekir." D vitamini eksikliği kas ağrıları ve güçsüzlüğe yol açabilir Kış aylarında güneş ışığından yararlanma süresinin azalmasının D vitamini üretimini de etkileyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, D vitamininin özellikle kemik sağlığı ve kas fonksiyonları açısından önemli olduğunu belirtti. Tanyolaç, "D vitamininin temel görevlerinden biri, kalsiyum ve fosfor dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunarak kemik sağlığını korumaktır. Aynı zamanda kasların normal fonksiyonlarını sürdürebilmesi açısından da önem taşır. Kış aylarında güneş ışınlarının geliş açısının değişmesi, günlerin kısalması ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi, ciltte D vitamini üretimini sınırlandırabilir. D vitamini eksikliği geliştiğinde bazı kişilerde kas güçsüzlüğü, kas ve kemik ağrıları gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Ancak halsizlik ve yorgunluk tek başına D vitamini eksikliğine özgü belirtiler değildir. Bu nedenle yalnızca kendini yorgun hisseden herkesin D vitamini eksikliği yaşadığını düşünmesi doğru olmaz" açıklaması yaptı. D vitamini ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiye de değinen Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, "D vitamini düzeyleri ile depresif belirtiler arasında ilişki bulunduğunu gösteren bilimsel çalışmalar mevcut. Ancak bu ilişki, D vitamini eksikliğinin doğrudan depresyona neden olduğu veya D vitamini takviyesi almanın depresyonu tedavi edeceği anlamına gelmiyor. Mevsimsel depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik ritim, gün ışığındaki değişiklikler ve bireysel yatkınlık gibi birçok faktör rol oynayabiliyor. Bu nedenle D vitamini eksikliği ile mevsimsel depresyonu aynı sağlık sorunu olarak değerlendirmemek gerekiyor" şeklinde konuştu. Bilinçsiz D vitamini takviyesi sağlığı tehdit edebilir D vitamini eksikliğine ilişkin farkındalığın artmasıyla birlikte kontrolsüz takviye kullanımına da dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, şu uyarılarda bulundu: "D vitamini vücudumuz için gerekli olsa da ihtiyaçtan fazla alınması daha fazla yarar sağlayacağı anlamına gelmiyor. Özellikle yüksek dozda ve uzun süre kontrolsüz kullanılan D vitamini takviyeleri, kandaki kalsiyum düzeyinin yükselmesine neden olabilir. Bu durum böbrek taşı ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Her bireyin D vitamini ihtiyacı aynı değildir. Yaş, mevcut hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve kişisel risk faktörleri dikkate alınarak takviye ihtiyacı hekim tarafından değerlendirilmelidir. Herhangi bir şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerin tamamına rutin D vitamini testi yapılması da gerekli değildir. Önemli olan, eksiklik açısından risk taşıyan kişilerin uygun şekilde değerlendirilmesi ve gerektiğinde tedavi edilmesidir." Kış yorgunluğuna karşı günlük alışkanlıklarınızı gözden geçirin Kış aylarında fiziksel ve ruhsal sağlığı desteklemek için günlük yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Tanyolaç, "Gün ışığından mümkün olduğunca yararlanmak, biyolojik ritmin korunmasına yardımcı olabilir. Hava kapalı olsa bile gündüz saatlerinde açık havada yürüyüş yapmak, düzenli fiziksel aktiviteyi sürdürmek ve uyku saatlerini mümkün olduğunca sabit tutmak önemlidir. D vitamini içeren yağlı balıklar ve yumurta sarısı gibi besinlere dengeli beslenme içerisinde yer verilebilir. Bununla birlikte beslenme veya güneş ışığından yararlanma konusunda herkese uygun tek bir yaklaşım bulunmadığını unutmamak gerekir. Kış aylarında sosyal ilişkilerin sürdürülmesi ve kişinin kendisini iyi hissettiren aktivitelere zaman ayırması da ruhsal iyilik halini destekleyebilir. Özellikle iki haftadan uzun süren düşük ruh hali, belirgin isteksizlik, uyku ve iştah değişiklikleri ya da günlük yaşamı olumsuz etkileyen yorgunluk durumunda profesyonel destek alınmalıdır. Kış aylarında yaşanan her değişim bir hastalığın belirtisi değildir; ancak vücudun verdiği sinyalleri sürekli olarak mevsime bağlamak da altta yatan bir sağlık sorununun gözden kaçmasına neden olabilir" önerilerinde bulundu.

Kışın düşen D vitamini cilt hastalıklarını alevlendiriyor Haber

Kışın düşen D vitamini cilt hastalıklarını alevlendiriyor

Kış aylarında insanların daha fazla kapalı alanlarda zaman geçirdiğini ve güneş ışığının cilde ulaşmasının zorlaştığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayda Kart Aşkar, "D vitamini yalnızca kemik sağlığı için değil, bağışıklık sistemi, cilt bariyeri ve saç foliküllerinin yenilenmesi için de kritik öneme sahiptir. Kış aylarında güneşten yeterince faydalanılamadığı için D vitamini seviyeleri düşer ve birçok cilt hastalığında alevlenmeler görülür" dedi. Kışın sedef, egzama ve saç dökülmesine dikkat D vitamini eksikliğinin bazı dermatolojik hastalıkları tetikleyebildiğini kaydeden Dr. Ayda Kart Aşkar, "Güneş ışığı sedef plaklarını doğal olarak düzenleyen önemli bir faktördür. Kış aylarında bu etki ortadan kalktığı için plaklar kalınlaşabilir, kızarıklık ve kepeklenme artabilir" diye konuştu. Egzama hastalığına da değinen Aşkar, "D vitamini bağışıklık sistemini dengede tutar. Seviyeler düştüğünde egzama ataklarının sıklaştığını, kuruluk ve kaşıntının belirginleştiğini sıkça görüyoruz. Kış aylarında saçlı deri, kaşlar ve burun kenarında yağlı kepeklenmenin daha yoğun görülebilir. D vitamini düşüklüğü bu tabloyu destekleyebilir. D vitamini saç köklerinin yenilenme döngüsünde de rol oynar. Eksiklik durumunda özellikle mevsim geçişlerinde saç dökülmesi artabilir" dedi. D vitamini eksikliğinin yalnızca cilt sağlığını etkilemediğini vurgulayan Aşkar, "Kemik yoğunluğunun azalması, kemik ağrıları ve osteoporoz riski, kas güçsüzlüğü ve yaygın kas ağrıları D vitamini eksikliğiyle ilişkili sorunlar arasındadır. Ruh hâlinde dalgalanmalar, depresyon ve anksiyete eğilimi, bağışıklığın zayıflamasıyla sık enfeksiyon görülmesi ve kalp-damar hastalıklarında risk artışıyla ilişkili belirtiler de dikkate alınmalıdır" diye konuştu. D vitamini için kontrollü güneşlenme ve doğru beslenme önerisi Kış aylarında D vitamini düzeylerini dengelemek için kontrollü güneşlenme ve doğru beslenmenin önemine dikkat çeken Dr. Ayda Kart Aşkar, "Haftada 3-4 gün, özellikle öğle saatlerine yakın 15-20 dakikalık yüz ve kol bölgesi güneşlenmesi faydalıdır. Somon, sardalye, yumurta sarısı, karaciğer ve D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ürünleri diyet içinde yer almalıdır. Her bireyin D vitamini ihtiyacı farklıdır. Bu nedenle takviyelerin mutlaka kan düzeyi bakılarak ve hekim kontrolünde verilmesi gerekir" ifadelerini kullandı. Kış aylarının D vitamini eksikliği açısından riskli bir dönem olduğunun altını çizen Aşkar, "D vitamini düşüklüğü, hem kronik cilt hastalıklarının yönetiminde hem de genel sağlıkta önemli bir fark oluşturuyor. Kış aylarında D vitamini düzeylerinin izlenmesini ve eksiklik tespit edildiğinde uygun şekilde desteklenmesini öneriyoruz" diye konuştu.

Uzmanlar sağlıklı uzun yaşamı konuştu Haber

Uzmanlar sağlıklı uzun yaşamı konuştu

İyi yaşamı Move Well, Think Well ve Eat Well başlıkları altında ele alan Akmerkez Live Well, 10-11 Ekim hafta sonunda ilk Think Well buluşmalarına ev sahipliği yaptı. Tüm ziyaretçilere açık ve ücretsiz gerçekleştirilen sohbetlerde uzmanlar, sağlıklı ve uzun yaşamı tek bir ürüne ya da yönteme indirgemeden; beslenme, hareket, uyku ve ruh sağlığını birlikte ele alan bir bakışla anlattı. Bütünleşik yaklaşımla longevity 10 Ekim’de gerçekleşen ‘Longevity Sohbetleri’nde Dr. Ayşegül Çoruhlu, longevity’yi bütünleşik bir yaklaşımla ele aldı. Beden sağlığı ile ruh sağlığını birbirinden ayırmayan holistik bir çerçevede dinleyicilere önerilerde bulunan Çoruhlu, sohbetin soru-cevap bölümünde Akmerkez misafirlerinin bütünsel sistem ve takviye (supplement) kullanımına dair sorularını ve kendi bütünleşik sağlık konularına ilişkin kişisel sorularını tek tek yanıtladı. Kadın sağlığı ve biohacking, panel arasında squat Etkinliğin mecra partnerlerinden LivetoBloom’un Genel Yayın Yönetmeni Ceren Ceylan Ertaç’ın moderasyonuyla gerçekleşen ‘Esra Çavuşoğlu ile Kadın Sağlığı ve Biohacking’ sohbetinde Dr. Esra Çavuşoğlu, kadın sağlığı ve biohacking yaklaşımlarına ilişkin soruları yanıtladı. Keyifli geçen panelde dinleyiciler, sohbet arasında yüksek bir enerjiyle hep birlikte squat yaptı. ''Cildimiz içimizi yansıtır'' 11 Ekim’de Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayfer Aydın, cildin yalnızca bir dış örtü değil, vücudun iç dengesinin de bir yansıması olduğunu anlattı. Güneş, beslenme, stres ve uykunun cilt yaşlanmasındaki rolüne dikkat çeken Aydın, soru-cevap bölümünde D vitamini sentezi için kontrollü güneşlenmenin, kremlerde sadeleşmenin ve direnç antrenmanlarının önemine değindi: "Günümüzde gençliğin tanımı kas miktarıyla, özellikle de bacak kaslarının kuvvetiyle ölçülüyor." Aydın konuşmasını, "Genç kalmak, zamanı durdurmak değildir; zaman ilerlerken sağlığımızı, gücümüzü ve yaşam enerjimizi olabildiğince koruyabilmektir" sözleriyle tamamladı. 2030’da ne yiyeceğiz? Aynı gün Beslenme Uzmanı ve FAO Gıda Şampiyonu Dilara Koçak, ‘2030’da Ne Yiyeceğiz? Protein, Yapay Zekâ ve Yeni Nesil Beslenme’ başlıklı panelde adaptojenlerden besin sinerjisine, fermente gıdalardan sumak gibi ‘ata malzemelerine’ uzanan trendleri bilimsel bulgular ve Anadolu mutfağındaki karşılıklarıyla birlikte değerlendirdi. Haftada 30 farklı bitkisel besin tüketmeyi, her gün bir fermente gıdaya yer vermeyi, akşam yemeğini erkene çekmeyi ve uykuyu düzene sokmayı öneren Koçak, "Geleceğin tabağı daha az yeni, daha çok akıllı olacak. Gençlik kavanozda değil, tabakta ve yastıkta" dedi. Live Well programı sürüyor Think Well buluşmaları 13 Ekim’de Eczacı Adile Özdağ ve Prof. Dr. Murat Aksoy ile ‘Sağlıklı Yaşamın Kodları’ sohbetiyle devam edecek. Move Well kapsamında dekk akmerkez üçgen teras’ta 13 ve 17 Ekim’de yoga, 16 ve 18 Ekim’de zumba buluşmaları, 16 Ekim’de ise Görkem Doğan ile HIIT antrenmanı yapılacak. Eat Well menüleri program boyunca sunulmaya devam ederken, 19 Ekim’de Akmerkez Terasta Tarım’da şef Yaren Çarpar ve Nilhan Aras ile Long Table, Diyetisyen Selvi Akman ile ‘Mindful Eating’ buluşmaları düzenlenecek.

Okul başarısının sırrı sağlıkta yatıyor Haber

Okul başarısının sırrı sağlıkta yatıyor

Çocuk sağlığının okul başarısındaki kritik rolüne dikkat çeken Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, çocuğun okul başarısının temelinde öncelikle sağlıklı olması ve kendini iyi hissetmesinin yattığını söyledi. Çocukların hiç hastalanmadığı bir okul yılı hedeflemenin gerçekçi olmayabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Kaşlı, sağlıklı alışkanlıklar kazandırarak, aşıları takip ederek ve gerektiğinde çocuk hekimine başvurarak bu dönemin daha sağlıklı ve keyifli geçirilebileceğini vurguladı. Uzm. Dr. Onur Kaşlı, okulların açılmasıyla başlayan yeni eğitim-öğretim dönemi öncesinde ailelere çeşitli tavsiyelerde bulundu. Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar için yeniden hareketli bir dönemin başladığını hatırlatan Uzm. Dr. Onur Kaşlı; yeni sınıflar, arkadaşlar, dersler ve sosyal aktivitelerle birlikte ailelerin zihninde benzer soruların oluştuğunu ifade etti. Ailelerin "Çocuğum çok sık hastalanacak mı?", "Bağışıklığını güçlendirmek için ne yapmalıyım?", "Vitamin kullanmalı mıyız?" sorularına yanıt aradığını belirten Kaşlı, bir çocuk hekimi olarak özellikle okulun ilk dönemlerinde bu sorularla sıkça karşılaştığını kaydetti. Okula başlayan çocukların sık hastalanması normal mi? Özellikle kreş ve anaokuluna yeni başlayan çocukların daha sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini gözlemlediklerini aktaran Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların kapalı ortamlarda uzun süre birlikte bulunmasının, yakın temasın ve birçok enfeksiyon etkeniyle ilk kez karşılaşmalarının bunda önemli rol oynadığını dile getirdi. Bu nedenle okulun ilk döneminde geçirilen her nezle veya öksürüğün "Çocuğumun bağışıklığı çok düşük" şeklinde değerlendirilmesinin doğru olmadığını vurgulayan Kaşlı, buradaki asıl hedefin çocuğun hiç hastalanmaması değil; sağlıklı gelişimini desteklemek, hastalandığında doğru şekilde takip etmek ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak olduğunu belirtti. "Bağışıklık güçlendirici" yerine sağlıklı yaşam Ailelerin en çok merak ettiği konulardan birinin de bağışıklığı güçlendirdiği söylenen vitaminler ve takviyeler olduğunu hatırlatan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, çocukların bağışıklık sistemi için yapılabilecek en temel şeylerin yeterli uyku, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yeterli sıvı tüketimi olduğunu kaydetti. Her çocuğun rutin olarak çok sayıda vitamin veya takviye kullanmasına gerek olmadığını ifade eden Kaşlı; D vitamini, demir veya diğer desteklerin çocuğun yaşı, beslenmesi, büyüme ve gelişmesi ile ihtiyaçları değerlendirilerek planlanması gerektiğini belirtti. Aşı karnesini kontrol etmeyi unutmayın Okul başlangıcının çocukların aşılarını yeniden gözden geçirmek için güzel bir fırsat olduğuna dikkat çeken Dr. Kaşlı, öncelikle ulusal aşı takvimindeki aşıların tamamlanmış olmasının önemine işaret etti. Uzm. Dr. Kaşlı, bunun yanında çocuğun yaşı, sağlık durumu ve risk faktörlerine göre mevsimsel influenza (grip) aşısı gibi ek aşı seçeneklerinin de çocuk hekimiyle birlikte değerlendirilebileceğini aktardı. Uyku, sandığımızdan daha önemli Yaz tatilinde uyku saatlerinin değişmesinin neredeyse kaçınılmaz olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Kaşlı, okul başladığında çocukların bir anda erken yatıp erken kalkmasını beklemenin her zaman kolay olmadığını söyledi. Yetersiz uykunun yalnızca çocuğun gün içerisinde yorgun olmasına neden olmayacağını belirten Uzm. Dr. Kaşlı; bunun dikkatini, öğrenmesini, davranışlarını ve genel iyilik hâlini de etkileyebileceğini vurguladı. Uzm. Dr. Kaşlı, bu nedenle okul döneminde düzenli ve yaşına uygun sürelerde uykunun, sağlıklı beslenme kadar önem verilmesi gereken bir konu olduğunu ekledi. Kahvaltı ve beslenme çantasına küçük bir dokunuş Çocukların güne mümkün olduğunca kahvaltıyla başlamalarını önerdiklerini dile getiren Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, okul beslenmesinde mükemmel bir menü hazırlamaya çalışmak yerine sürdürülebilir ve dengeli seçimler yapmanın daha önemli olduğunu söyledi. Meyve, süt ve süt ürünleri, yumurta, tam tahıllı ürünler ve yaşa uygun sağlıklı atıştırmalıkların iyi seçenekler olduğunu belirten Uzm. Dr. Kaşlı; şekerli içecekler ile yoğun işlenmiş ve paketli gıdaların tüketiminin ise mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğine dikkat çekti. Çoğu zaman unutulan basit bir konunun da su içmek olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların okulda da düzenli su içmelerinin teşvik edilmesi gerektiğini ifade etti. Okul öncesi çocuk sağlığı kontrolü Okul öncesinde yapılan çocuk sağlığı değerlendirmesini yalnızca "Bir hastalığı var mı?" kontrolü olarak görmemek gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Kaşlı; boy ve kilo gelişiminin değerlendirilmesi, büyüme eğrisinin gözden geçirilmesi, aşıların kontrolü, beslenme ve uyku alışkanlıklarının konuşulması ve gerektiğinde görme veya işitme açısından ileri değerlendirme planlanmasının bu kontrolün önemli parçaları olduğunu kaydetti. Ailelere her zaman çocuğun okul başarısının temelinde öncelikle sağlıklı olması ve kendini iyi hissetmesinin yattığını hatırlattığını belirten Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların hiç hastalanmadığı bir okul yılı hedeflemenin gerçekçi olmayabileceğini yineledi. Uzm. Dr. Kaşlı, sağlıklı alışkanlıklar kazandırarak, aşıları takip ederek ve gerektiğinde çocuk hekimine başvurarak bu dönemin daha sağlıklı ve keyifli geçirilmesine yardımcı olunabileceğini sözlerine ekledi. Uzm. Dr. Onur Kaşlı, yeni eğitim döneminin tüm çocuklar için sağlıklı, mutlu ve başarılı geçmesini dileyerek açıklamasını tamamladı.

Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları Haber

Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları

Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp ve Prof. Dr. Erden Ertürer, kalça kırığını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmemek gerektiğini vurguladılar. İleri yaşlarda basit bir düşme, kişinin hayatını aniden değiştirebiliyor. Kalça kırığı yalnızca kemiğin kırılması anlamına gelmezken; hareketliliği, bağımsızlığı ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmadığını, kemik ve kas sağlığının korunması, düşmelerin önlenmesi ve osteoporozun erken dönemde fark edilmesiyle kırık riskinin azaltılabileceğine dikkat çekiyor. Liv Hospital Ulus İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kalça kırığı riskinin değerlendirilmesinde yalnızca kemik yoğunluğuna odaklanılmaması gerektiğini belirterek, "Kalça kırığı riskini değerlendirirken kişinin kemik yapısının yanı sıra kas gücü, denge durumu, beslenmesi, kullandığı ilaçlar, görme sorunları ve yaşam alanındaki düşme riskleri de birlikte değerlendirilmelidir. Yaşlanma kaçınılmaz olsa da kırık riskini azaltmak için atılabilecek önemli adımlar vardır" dedi. Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının meydana gelmesi halinde hızlı değerlendirme ve uygun tedavinin önem taşıdığını belirterek, "Kalça kırığı, özellikle ileri yaşta hastanın hareketliliğini ve bağımsızlığını doğrudan etkileyebilen ciddi bir durumdur. Tedavide yalnızca kemiğin iyileşmesini değil, hastanın mümkün olduğunca kısa sürede yeniden ayağa kalkmasını ve günlük yaşamına dönebilmesini hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. "Kemiklerinizi kontrol ettirmeyi ertelemeyin" Osteoporozun uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen kemik yoğunluğunun azalmış olabileceğini söyledi. Osteoporozun bazen ilk kez basit bir düşme sonrasında meydana gelen kırıkla fark edildiğini belirten Özalp, özellikle ileri yaşta kemik sağlığının ve toplam kırık riskinin düzenli olarak değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı. Daha önce kırık geçirmiş olmak, düşme öyküsü, ailede kalça kırığı bulunması, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı veya uzun süreli kortizon tedavisi gibi faktörlerin kırık riskini artırabileceğini belirten Özalp, risk taşıyan kişilerin değerlendirmeyi geciktirmemesi gerektiğini söyledi. "'Küçük bir düşmeydi' deyip geçmeyin" Ayakta durma yüksekliğinden veya daha düşük enerjili bir travmayla oluşan kırıkların, özellikle ileri yaşta, kemik kırılganlığının önemli bir göstergesi olabileceğini belirten Uzm. Dr. Özalp, "İleri yaşta basit bir düşme sonrasında kırık oluşması, kemiklerin kırılgan hale geldiğinin bir göstergesi olabilir. Bu nedenle kırığın tedavisinin ardından ‘Bu kemik neden kırıldı?' sorusunun da yanıtı aranmalı ve yeni kırıkları önlemeye yönelik bir plan oluşturulmalıdır" dedi. Prof. Dr. Erden Ertürer de özellikle düşük enerjili travma ile meydana gelen kalça kırıklarının önemsenmesi gerektiğini belirterek, "Bazen hastalar basit bir düşme sonrasında oluşan kırığı yalnızca o an yaşanan travmaya bağlayabiliyor. Oysa ileri yaşta düşük enerjili bir travmayla meydana gelen kalça kırığı, kemik kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir bulgudur" diye konuştu. "Düşmeleri önleyin" Kalça kırığının oluşmasında çoğu zaman iki önemli faktörün bir araya geldiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, bunların zayıf kemik ve düşme olduğunu söyledi. Özellikle daha önce düşmüş yaşlılarda denge ve yürümenin değerlendirilmesi, görme sorunlarının düzeltilmesi, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ve ayağa kalkınca tansiyon düşmesi gibi durumların araştırılması gerektiğini belirten Özalp, ev ortamının da düşme riskine karşı düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Özalp, kaygan halı ve yerdeki kabloların kaldırılması, banyoda kaymayı önleyici düzenlemeler yapılması, gece kullanılan alanlarda yeterli aydınlatmanın sağlanması ve uygun ayakkabıların tercih edilmesinin düşme riskini azaltabileceğini belirtti. Prof. Dr. Erden Ertürer ise düşmelerin yalnızca kırık açısından değil, kişinin genel hareket kapasitesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Düşme sonrası hastanın yeniden güvenli şekilde yürüyebilmesi çok önemli. Bu nedenle kırık riskini azaltırken aynı zamanda kas gücünü ve dengeyi korumaya yönelik yaklaşım da tedavinin bir parçası olmalı" dedi. "Kaslarınızı güçlü tutun" Kalça kırığından korunmanın yalnızca kemiklere bakmaktan geçmediğini belirten Uzm. Dr. Özalp, güçlü bacak kasları ve iyi dengenin düşme riskinin azaltılmasında kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücünün azalabileceğini belirten Özalp, kişinin sağlık durumuna uygun direnç egzersizleri, denge çalışmaları ve düzenli fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti. "Bir sandalyeden ellerinizi kullanmadan kalkıp oturmakta zorlanıyorsanız kas gücünüzün ve fiziksel performansınızın değerlendirilmesi gerekebilir" diyen Özalp, hedefin yalnızca daha uzun yaşamak değil, ilerleyen yaşlarda da ayağa kalkabilmek, yürüyebilmek ve bağımsız kalabilmek olduğunu vurguladı. "Protein ve yeterli beslenmeyi ihmal etmeyin" Kemik sağlığından söz edildiğinde çoğunlukla kalsiyum ve D vitamininin akla geldiğini ancak yaşlı bireylerde kasların korunmasının da en az kemiklerin korunması kadar önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özalp, yetersiz protein alımının kas kaybını hızlandırabileceğini söyledi. İştah azalması, çiğneme ve yutma problemleri veya kronik hastalıklar nedeniyle yaşlı bireylerde yeterli beslenmenin zorlaşabileceğini ifade eden Özalp, beslenme durumunun gerektiğinde sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. "D vitamini ve kalsiyumu bilinçli kullanın" D vitamini ve kalsiyumun kemik sağlığı açısından önemli olduğunu ancak takviyelerin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, kişinin beslenmesi, güneş maruziyeti, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve gerekli durumlarda tetkik sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özalp, "Yüksek kırık riski bulunan bir kişide yalnızca vitamin kullanmak, osteoporoz tedavisi açısından yeterli olmayabilir. Kişinin toplam kırık riski değerlendirilerek gerekli durumlarda uygun osteoporoz tedavisi planlanmalıdır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Erden Ertürer de kalça kırığı sonrasında ortopedik tedavinin yanı sıra yeni kırıkların önlenmesinin de önemli olduğunu belirterek, "Mevcut kırığı tedavi etmek kadar, hastanın bundan sonraki yaşamında yeni bir kırık yaşamaması için gerekli önlemlerin alınması da önemlidir. Bu noktada ortopedi ile geriatri başta olmak üzere ilgili branşların birlikte çalışması hastanın uzun dönem sonuçları açısından değerlidir" dedi. "'Bir kez düştüm ama bir şey olmadı' demeyin" Özellikle ileri yaşta yaşanan düşmenin vücudun verdiği önemli bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, tekrarlayan düşmelerin "yaşlılıktan kaynaklanıyor" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Düşmenin nedeninin araştırılması gerektiğini ifade eden Özalp; denge, kas gücü, görme, tansiyon değişiklikleri, kullanılan ilaçlar, beslenme durumu ve kemik sağlığının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti. "Kalça kırığı sonrasında amaç hastayı yeniden hayata kazandırmak" Kalça kırığı oluştuğunda tedavinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erden Ertürer, özellikle ileri yaştaki hastalarda uzun süre hareketsiz kalmanın kas kaybını artırabileceğine ve hastanın yeniden yürümesini zorlaştırabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Ertürer, "Kalça kırığında tedavinin amacı yalnızca kırığın iyileşmesini sağlamak değildir. Hastanın genel sağlık durumu elverdiği ölçüde mümkün olduğunca erken dönemde hareketlendirilmesi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılması önemlidir. Hastanın yeniden ayağa kalkabilmesi, yürüyebilmesi ve günlük yaşam aktivitelerini mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesi tedavinin önemli hedeflerindendir" dedi. Kırık sonrasında ortopedi, geriatri ve fizik tedavi ve rehabilitasyon ekiplerinin birlikte çalışmasının hastanın toparlanmasına katkı sağlayabileceğini belirten Ertürer, tedavi sürecinin hastanın genel sağlık durumu ve ihtiyaçlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti. "Kalça kırığını önlemek, tedavi etmekten önce geliyor" Kalça kırığından korunmanın tek bir yöntemle mümkün olmadığını belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, "Güçlü kas, sağlıklı kemik, iyi denge, güvenli bir yaşam alanı ve düzenli kırık riski değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Bir kişinin kemik yoğunluğu kadar günlük yaşamda ne kadar hareket ettiği, ne kadar güçlü olduğu, düşüp düşmediği, nasıl beslendiği ve kullandığı ilaçlar da önemlidir" dedi. Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının tedavi edilebilir olmakla birlikte ileri yaşta ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, "Kalça kırığı yaşlılığın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu değildir. Kırık oluşmadan önce alınabilecek önlemler, kırık sonrasında uygulanacak tedavi kadar değerlidir. Amaç hastanın hareketliliğini, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumaktır" ifadelerini kullandı. Uzmanlar; sağlıklı kemikler, güçlü kaslar, iyi denge, güvenli yaşam alanı ve düzenli sağlık kontrollerinin kalça kırığı riskini azaltmada birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlılığın kaderi olmadığını belirterek; kemiklerin, kasların, dengenin ve yaşam alanının korunarak kırık riskinin azaltılabileceğini vurguluyor.

VİTAMİN EKSİKLİKLERİ HAYAT KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR Haber

VİTAMİN EKSİKLİKLERİ HAYAT KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR

Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Elyesa Karaca, vitamin eksikliklerinin dünya genelinde oldukça yaygın görüldüğünü belirterek, erken teşhis ve doğru tedaviyle çoğu eksikliğin önlenebilir ve kontrol altına alınabilir olduğunu söyledi. Vitaminlerin, vücudun ihtiyaç duyduğu ancak çok küçük miktarlarda alınmasına rağmen hayati görevler üstlenen mikro besinler olduğunu ifade eden Uzman Dr. Elyesa Karaca, eksikliklerin yalnızca yetersiz beslenmeye bağlı gelişmediğini vurguladı. Uzman Dr. Elyesa Karaca, “Kişi düzenli ve sağlıklı beslendiğini düşünse bile bazı hastalıklar, ilaç kullanımı, sindirim sistemi sorunları ya da emilim bozuklukları nedeniyle vitamin eksikliği yaşayabilir. Bu nedenle uzun süren şikâyetler dikkate alınmalı ve mutlaka değerlendirilmelidir” dedi. Vitamin eksikliği belirtileri Vitamin eksikliklerinin belirtilerinin hangi vitaminin eksik olduğuna ve eksikliğin derecesine göre değişebildiğini belirten Uzman Dr. Elyesa Karaca, bazı işaretlerin toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman farklı nedenlere bağlandığını söyledi. Sürekli yorgunluk hissi, halsizlik, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü ve unutkanlığın bazı vitamin eksikliklerinin habercisi olabileceğini belirten Dr. Elyesa Karaca, ciltte kuruluk, döküntü, saç dökülmesi ve tırnak kırılmalarının da önemli belirtiler arasında yer aldığını ifade etti. Görme problemleri, gece görmede zorlanma, kas güçsüzlüğü, denge kaybı, ellerde ve ayaklarda uyuşma ya da karıncalanma gibi sinir sistemi belirtilerinin de vitamin eksikliğine işaret edebileceğini kaydeden Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Elyesa Karaca, duygu durum değişiklikleri, huzursuzluk ve depresif hislerin de bazı vitamin yetersizliklerinde ortaya çıkabileceğini dile getirdi. Her eksiklik yalnızca beslenmeyle ilgili değil Vitamin eksikliklerinin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanmadığını vurgulayan Uzman Dr. Elyesa Karaca, birçok farklı sağlık sorununun da bu tabloya neden olabileceğini söyledi. Özellikle mide ve bağırsak sistemi hastalıkları, uzun süreli aşırı alkol kullanımı, bazı genetik hastalıklar ve bağışıklık sistemi sorunlarının vitamin emilimini olumsuz etkileyebildiğini belirten Dr. Elyesa Karaca, vegan ve vejetaryen beslenme biçiminde de bazı vitaminlerin yeterli alınamama riskinin bulunduğunu ifade etti. Bazı ilaçların da vitamin düzeylerini etkileyebildiğini dile getiren Dr. Elyesa Karaca, özellikle diyabet ilaçları, bazı antibiyotikler ve mide-bağırsak sistemi üzerinde etkili ilaçların uzun süreli kullanımında doktor kontrolünün önemli olduğunu söyledi. Uzman Dr. Elyesa Karaca, “Özellikle D vitamini eksikliği güneş ışığından yeterince yararlanamayan kişilerde daha sık görülüyor. B12 vitamini eksikliği ise vegan beslenen bireylerde ve emilim problemi yaşayan hastalarda daha yaygın karşımıza çıkabiliyor” diye konuştu. Tedavi edilmezse ciddi sonuçlara yol açabiliyor Vitamin eksikliklerinin hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Uzman Dr. Elyesa Karaca, tedavi edilmeyen bazı eksikliklerin sinir hasarı, bağışıklık sisteminin zayıflaması, görme kaybı ve nörolojik problemlere kadar ilerleyebileceğini söyledi. Bazı vitamin eksikliklerinin çocuklarda büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkileyebildiğini, gebelik döneminde ise doğumsal anomaliler riskini artırabildiğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Elyesa Karaca, bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli kontrollerini aksatmaması gerektiğini ifade etti. Basit bir kan testiyle tespit edilebiliyor Vitamin eksikliklerinin çoğu zaman kan testleriyle kolaylıkla saptanabildiğini belirten Uzman Dr. Elyesa Karaca, düzenli sağlık kontrollerinin önemine dikkat çekti. Uzman Dr. Elyesa Karaca, “Bazı vitamin eksiklikleri aylar boyunca belirti vermeyebilir. Bu nedenle yalnızca şikâyet olduğunda değil, rutin kontroller sırasında da vitamin düzeylerinin değerlendirilmesi önemlidir. Erken teşhis, olası kalıcı hasarların önüne geçebilir” dedi. Vitamin eksikliklerini önlemenin en etkili yolunun dengeli ve çeşitli beslenme olduğunu söyleyen Uzman Dr. Elyesa Karaca, sebze, meyve, kaliteli protein kaynakları ve vitamin yönünden zengin besinlerin düzenli tüketilmesinin önem taşıdığını ifade etti. Doktor önerisi olmadan bilinçsiz vitamin kullanımının doğru olmadığını vurgulayan Dr. Elyesa Karaca, “Her eksiklik aynı değildir. Kişinin ihtiyacına göre planlanan tedavi daha etkili sonuç verir. Bu nedenle vitamin takviyeleri mutlaka uzman kontrolünde kullanılmalıdır” ifadelerini kullandı.

DOĞUM SONRASI SAÇ DÖKÜLMESİNE MEDİKAL ESTETİK DESTEĞİ Haber

DOĞUM SONRASI SAÇ DÖKÜLMESİNE MEDİKAL ESTETİK DESTEĞİ

Hamilelik döneminde artan östrojen hormonunun saçların büyüme evresini uzattığını ifade eden Dr. Kuzukıran, doğum sonrası hormon seviyelerindeki düşüşle birlikte saçların dinlenme evresine geçerek dökülmeye başladığını kaydetti. Tıp literatüründe “postpartum telogen effluvium” olarak adlandırılan bu durumun bir hastalık değil, fizyolojik bir süreç olduğunu vurguladı. “Bu süreçte saç kökleri zarar görmez, yalnızca saç döngüsü yeniden normale döner” diyen Op. Dr. Nuray Kuzukıran, dökülmenin genellikle doğumdan 2 ila 4 ay sonra başladığını ve 3 ila 6 ay arasında daha belirgin hale geldiğini söyledi. Medikal estetikte destekleyici yaklaşımlar Doğum sonrası saç dökülmesinin çoğu vakada kendiliğinden düzeldiğini ancak bazı kadınlarda sürecin daha yoğun yaşanabildiğini belirten Dr. Kuzukıran, bu noktada medikal estetik uygulamaların destekleyici rol oynayabildiğini ifade etti. Saçlı derinin beslenmesini ve kan dolaşımını desteklemeye yönelik yöntemlerin gündeme gelebileceğini belirten Dr. Nuray Kuzukıran, “Mezoterapi ve PRP gibi uygulamalar, uygun hastalarda saç köklerinin güçlenmesine yardımcı olabilir. Ancak bu işlemler mutlaka uzman değerlendirmesi sonrası planlanmalıdır” dedi. Toplumda yaygın olan “emzirme saç döker” inanışının doğru olmadığını vurgulayan Kuzukıran, temel nedenin doğum sonrası hormonal değişimler olduğunu söyledi. Bununla birlikte demir, çinko, B12 ve D vitamini eksikliklerinin süreci olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Bu dönemde dengeli beslenmenin önemine değinen Kuzukıran, protein, omega-3 yağ asitleri, kırmızı et, balık, yumurta ve yeşil yapraklı sebzelerin saç sağlığı açısından destekleyici olduğunu belirtti. Yeni annelik döneminin yoğun stres ve uykusuzlukla geçtiğini ifade eden Kuzukıran, bu faktörlerin saç dökülmesini daha belirgin hale getirebileceğini söyledi. Yeterli dinlenme ve destekleyici yaşam düzeninin sürecin yönetiminde önemli rol oynadığını vurguladı. Ne zaman uzman desteği alınmalı? Doğum sonrası saç dökülmesinin çoğunlukla geçici olduğunu hatırlatan Kuzukıran, bazı durumlarda ise tıbbi değerlendirme gerektiğini belirtti ve “Doğum sonrası saç dökülmesi doğal bir süreçtir. Ancak ihtiyaç halinde medikal estetik yöntemlerle desteklenebilir ve süreç daha konforlu hale getirilebilir. Bir yıldan uzun süren dökülme, belirgin saç açıklıkları, kaş ve kirpik kaybı ya da eşlik eden halsizlik gibi durumlarda mutlaka uzman görüşü alınmalıdır. ” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.