Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Çıraklık

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Çıraklık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çıraklık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

92 yaşındaki 'Yastıkçı Dede' mesleğini 3 kuşakla geleceğe taşıyor Haber

92 yaşındaki 'Yastıkçı Dede' mesleğini 3 kuşakla geleceğe taşıyor

Sapanca ilçesinde ikamet eden 92 yaşındaki Selahattin Dayal, 1955 yılında Ankara'da başlayan çalışma hayatının ardından memleketine dönerek askerde öğrendiği yorgancılık mesleğini devam ettirebilmek için dükkan açtı. 4 çocuk, 12 torun sahibi Selahattin Dayal, sabah 09.00'dan akşam 19.00'a kadar tezgahının başında mesai harcıyor. Akyazı, Karasu ve Hendek gibi çevre ilçelerden çok sayıda eski müşterisi bulunan ve mesleğini ölene kadar sürdüreceğini belirten emektar usta, yeni evlenen kadınlara yorgan sattığını, sonrasında o kadınların çocuklarına da yorgan sattığını ifade etti. "Bizim amacımız müşterilerimizi memnun etmek" Babasının yanında mesleği sürdüren ve kızının da kendilerine katıldığını belirten Celal Dayal, "2012'de ben dükkana geldim. Babam 1963'ten beri bu mesleği yapıyor. Şuanda 92 yaşında, hali hazırda yorgan dikmeye devam ediyor. Biz çocukluğumuzdan beri bu mesleğin içindeydik zaten. Ben daha önce dışarda başka işlerde çalıştım. Babamın da yaşının ilerlemesi sebebiyle dükkana geldim. İyi ki de yapmışım. Bu sayede çok güzel insanlar tanıdım. Esnaflığı da sevdiğim için, babamın da terbiyesi altında büyüdüğüm için bu mesleği seçtim. Kızımda makinede dikmeyi öğrendi, bana yardım ediyor. Yastık dolduruyor. Severek yapıyor bu mesleği. Birine geçmesini isterim. Bu meslek ne kadar ölmeye yüz tutmuş meslek deseler de ölmeye yüz tutmuş değil. Herkesin talebini karşılamaya çalışıyoruz. Özellikle yün ve pamuk yorganda ve yastıklarda talebimiz çok şuanda. İnternetten alışveriş yapan müşteriler daha sonrasında bize geliyorlar. Tekrar bize geliyorlar, eski yorganlarımızı ve pamuk yünlerimizi tekrar dikip müşteriye veriyoruz. Babamın bir lakabı var, 'Yastıkçı Dede' diyorlar babama. Küçük çocuklar geçerken cama vurur, 'gel dedesi sana yastık vereyim' der. Bunu yıllarca unutmayanlarda var. 'dede 15 senedir yastığınızı saklıyoruz' diyenler var. Bizim amacımız müşterilerimizi memnun etmek" dedi. "Ölene kadar yapacağım" 70 yıllık meslek hayatını anlatan 92 yaşındaki Selahattin Dayal, "92 yaşındayım hala devam ediyorum. 1955 yılında Ankara'da bir hastanede işe başladım. Orada 7 ay çalıştım. 7 aydan sonra askere geldim. Bölükte 10 ay kadar tabur yazıcılığı yaptım, hepsi rahmetli oldu gitti. Sonrasında memlekete geldim, rahmetli bir ustam vardı 'benim yanımda çalış' dedi. Çalıştık onunla 1 sene. Bir seneden sonra bir kıza aşık oldum. Onu aldım. Onunla bir yuva yaptık. Sapanca'nın ahalisi bana çok yardımcı oldu. 4 tane evladım var. Onlarında hepsinden 3 tane çocuk var. Bir de kızımın kızı var. Sabah 09.00'dan akşam 19.00'a kadar çalışıyorum. Akyazı, Karasu, Hendek'ten hep telefon ediyorlar. Eski müşterilerim var çok sayıda. Sohbeti çok sevmem, sanatkarın yanında adam oturmaz. 'Biraz oturdun yeter' diyorum, 'bir şey al' diyorum 'o zaman alayım' diyorlar. Ölene kadar yapacağım. Zaten yalnız olsam yapamazdım. 50 senelik bir ipek yorganım var. Satmadım duruyor. Hiç hileli mal yapmadım, kimseyi ağlatmadım. Onun için müşteriler çok memnun. Kocaya giden kıza yorgan diktim, evlendi çocuk yaptı, o çocukla geri geldi ona da yorgan diktim. 50-60 sene geldi geçti. Kolaylıkla gelmedik buralara, çok eziyet çektik. Hiç bir esnafa borcum yok, hiç bir müşteriye borcum yok. Namaz borcumda yok, oruç borcumda yok. Meslek hemen hemen bitiyor. Oğlum devam etmezse bitiyor. Kimse kalfalık yapmaz, çıraklık yapmaz. Kimse istemez, yorgan dikmeye uğraşır mı adam" diye konuştu. "3. nesil olarak bu mesleği yapmak istiyorum" Okul çıkışlarında dedesine ve babasına yardım ederek mesleğin 3. kuşak temsilcisi olan 10 yaşındaki Zehra Dayal ise "Her gün okul çıkışında dükkana geliyorum, babama yardım ediyorum buralarda. Ben babama yardım ediyorum, babam dedeme yardım ediyor, hepimiz yardımlaşarak çalışıyoruz. İlk başta liseyi açıktan okuyup hafızlık yapmak istiyorum. Ondan sonrada babama yardım ederim. Babamın mesleğini seviyorum, meslek güzel, babam her müşteriyle samimi. Buda benim hoşuma gidiyor. O yüzden mesleği yapmak istiyorum 3. nesil olarak. Babam şehir dışına mal almaya gittiğinde ben dükkana geliyorum, dedem fiyat işlerinden pek anlamadığı için pos cihazını kullanıyorum, müşterilerle ilgileniyorum" ifadelerini kullandı.

Çırak bulamayan babasının yardımına koşan 13 yaşındaki Ecrin, ‘Sanayide kız mı çalışır’ sözlerine aldırmadan 3 yılda usta oldu Haber

Çırak bulamayan babasının yardımına koşan 13 yaşındaki Ecrin, ‘Sanayide kız mı çalışır’ sözlerine aldırmadan 3 yılda usta oldu

Hatay’da yaşayan 13 yaşındaki Ecrin Çınar, deprem sonrası traktör tamircisi olan babasının tamirhanesini taşıdığı mahallede çırak bulamamasıyla birlikte babasıyla birlikte mesai yapmaya başladı. Sanayide çalışmasına şaşıranlara ve ‘Sanayide kız mı çalışır’ sözlerine aldırış etmeyen Ecrin, 3 yıldır kendini geliştirmeye devam ederken gelecekte makine mühendisi olmayı hedefliyor. Antakya ilçesi Bitiren Mahallesi’nde yaşayan 13 yaşındaki Ecrin Emine Çınar, 3 yıldır traktör tamircisi olan babası Sinan Çınar’ın yanında meslek öğrenip traktör tamir ediyor. Babasına ait olan tamir atölyesinde bıkmadan usanmadan mesaiye gelen Ecrin usta, yüzünün ve elinin karasıyla kendini geliştirmeye devam ediyor. İş yerine gelenlerin gözleriyle aradığı Ecrin usta; tek başına traktörlerin bakımını yapıp, motor arızalarını gidererek fren balataları başta olmak üzere çeşitli arızaları gideriyor. Okul zamanlarında sabahtan öğlene kadar çalışan Ecrin usta, okul sonrası ve tatil günlerinde babasının yanında çalışarak geçiriyor. Büyünce makine mühendisi olmak isteyen Ecrin Çınar, müşteriler tarafından da ’Ecrin usta’ olarak bilinirken kendine özel müşterileri oluyor. İlk kez görenlerin ‘Sanayide kız mı çalışır’ sözlerine aldırış etmeyen Çınar, 3 yıldır tamirhanede kendibi geliştirerek yaşıtlarına örnek oluyor. "Vallahi sanayide kız mı çalışır falan şeyler söylüyorlardı ve bende çalışır niye çalışmasın dedim" ‘Sanayide kız mı çalışır’ sözlerine aldırış etmeden babasıyla birlikte 3 yıldır tamircilik yapan Ecrin Çınar, "Traktörlerin tamirini ağabeyim ve babamla birlikte yapıyorum. Tamirat yapıyorum ve traktörleri söküyorum. Sabah 8’de babamla işe geliyorum, akşamda saat 9’da işi bırakıyoruz. Traktörlerin bakımlarını yapabiliyorum, tekerleklerini sökebiliyorum ve yağ değişimini yapabiliyorum. Hava filtresini değiştiriyorum ve frenlerini sökebiliyorum. Sanayide kız mı çalışır diyorlardı, bende çalışır niye çalışmasın dedim ve burada çok mutluyum. Okula gidiyorum ve 8’inci sınıfa geçtim. Hayalim makine mühendisi olmak. Arkadaşlarım beni böyle görünce gülüyorlar ve erkek misin diyorlar. Telefonla oynamak yerine burada olmak daha güzel" dedi. "Dükkanı taşıyınca burada çırak bulamadık ve kızım da, ‘baba ben çalışırım’ dedi'' Depremden sonra iş yerini taşıdığı köyünde çırak bulamaması üzerine kızının kendisine çıraklık yapmaya başladığını ifade eden baba Sinan Çınar, Ecrin’in özel müşterileri olduğunu belirterek "Ben 28 yıldır bu işi yapıyorum. Benim depremden önce dükkanım vardı, yıkılınca köye dükkanı taşıdım. Dükkanı taşıyınca burada çırak bulamadık ve kızım da, ‘baba ben çalışırım’ dedi. Kızımla beraber üç yıldan beri birlikte çalışıyoruz. İşlerimiz iyi Allah’a şükür, ben çırağım olan kızımdan memnunum. Söylediğim işi güzel yapıyor, temizliği güzel yapıyor. Amacımız makine mühendisi yapmak, müşteriler gelip sohbet ediyorlar. Kızımın içinde gelen oluyor, özel müşterileri de var. Bizimle birlikte burada çalışarak hem el becerisini geliştiriyor hem de cep telefonundan uzak kalıyor " şeklinde konuştu. "Ecrin’e gezmeye gidelim dediğimde, bana ‘çalışacağım’ diyor" ‘Benim kızım traktör tamircisi’ sözleriyle kızıyla gurur duyduğunu ifade eden anne Sara Çınar, "Ecrin 13 yaşında ve ona sürekli diyorum ki hadi gel gezmeye gidelim. O da bana yok gelmeyeceğim ve çalışacağım diyor. Ben kızımın arkasındayım ve güveniyorum. Ben mutlu oluyorum ve çevremdekilere diyorum ki benim kızım traktör tamircisi. Ben çok mutluyum. Kızımla gurur duyuyorum ve her zaman arkasındayım" ifadelerini kullandı.

İnegöl'de 145 yıllık miras, beşinci kuşağa ulaştı Haber

İnegöl'de 145 yıllık miras, beşinci kuşağa ulaştı

İnegöl'de 145 Yıllık Fıçıcılık Geleneği Dededen Toruna Yaşatılıyor Bursa'nın İnegöl ilçesinde yaklaşık 145 yıldır aynı aile tarafından sürdürülen fıçıcılık mesleği, beşinci kuşağa ulaştı. Erdoğan Erkuş'un çocuk yaşlarda babasının yanında öğrenmeye başladığı zanaat, bugün oğulları ve torunu tarafından yaşatılıyor. Her biri özenle seçilen ağaçlar, ateş ve ustalıkla şekillendirilerek geleneksel yöntemlerle fıçıya dönüşüyor. 145 Yıllık gelenek, geleceğe taşınıyor İnegöl'de bir atölyede yükselen her çekiç sesi, yaklaşık bir buçuk asırlık bir hikâyenin izlerini taşıyor. Romanya'dan Türkiye'ye uzanan, dededen toruna aktarılan fıçıcılık geleneği, Erkuş ailesinin ellerinde beşinci kuşağa ulaştı. Geleneksel yöntemlerle seçilen ağaçların ateşle şekillendirildiği atölyede, yalnızca fıçı değil, 145 yıllık bir zanaat kültürü de geleceğe taşınıyor. Ailenin üçüncü kuşak temsilcisi 81 yaşındaki Erdoğan Erkuş, çocuk yaşlarda babasının yanında başladığı mesleği yaklaşık 70 yıldır sürdürüyor. Ellerinde yılların emeğinin izlerini taşıyan kesik ve yaraları ise usta için geçmişten kalan acı değil, tatlı hatıralar. "Babamın zoruyla mesleği öğrendim" Fıçıcılığa nasıl başladığını anlatan Erdoğan Erkuş, mesleği babasının yanında öğrendiğini belirterek, "Bu mesleğe 1956-57 yıllarında başladım. Babamın zoruyla, bisikletin arkasında beni dükkâna getirip götürmesiyle bu mesleği öğrendim. Allah bin kere razı olsun. Ellerimde çeşitli kesikler, yaralar var. Ama bunlar benim için tatlı şeyler. Bunlara baktıkça eskileri anımsıyorum" dedi. Romanya'dan İnegöl'e uzanan zanaat Erkuş ailesindeki fıçıcılık geleneğinin geçmişi, Romanya'dan Türkiye'ye göç eden büyük dedeye kadar uzanıyor. Erdoğan Erkuş, ailesinin meslek geçmişini şu sözlerle anlattı: "Babamdan önce dedem Romanya'dan Türkiye'ye göç etmiş. Bursa'da bir padişahın yanında çalışmış. Daha sonra çeşitli mesleklerde bulunmuş. Ancak baba mesleği, dede mesleği ve dedesinin dedesinden kalan fıçıcılığı bırakmamış. O dönemde bu işi yapan çok az olduğu için yaptığı fıçılara büyük rağbet olmuş." "Gece gündüz fıçı yaptılar" Ailede mesleğin sonraki kuşaklara aktarılmasıyla birlikte üretim de hız kazandı. Özellikle turşu, zeytin, şalgam ve çeşitli gıda ürünlerinin saklanmasında kullanılan fıçılara olan talep nedeniyle atölyede gece gündüz çalışıldı. Erdoğan Erkuş, "Babam 1923 yılında doğdu. Yaşı geldiğinde dedemin yanına girip mesleği A'dan Z'ye öğrendi. Turşu fıçısı, zeytin fıçısı, şalgam fıçısı ve çeşitli gıda ürünleri için fıçılar yapıyorlardı. O dönem rağbet çok olduğu için gece gündüz çalışmışlar" diye konuştu. Dördüncü kuşak da bayrağı devraldı Erdoğan Erkuş'tan mesleği devralan oğlu Orhan Erkuş ise ailenin dördüncü kuşak temsilcisi oldu. 1995 yılında askerden döndükten sonra babasının yanında çıraklık yapmaya başlayan Orhan Erkuş(53) yıllar içerisinde mesleğin tüm inceliklerini öğrendi. Erkuş, "Dördüncü kuşak olarak bu fıçı mesleğini yapıyoruz. Babalarımızdan, atalarımızdan gelen bir meslek. 1995'te askerden geldikten sonra, 22 yaşında babamın yanında çıraklığını yaptım. Babam sağ olsun, mesleğin bütün detaylarını öğretti. 145 yıldır bu meslek ailemizde gelenek haline geldi" dedi. Her ağaçtan fıçı olmuyor Fıçı yapımının en önemli aşamalarından biri ise kullanılacak ağacın doğru seçilmesi. İnegöl ve Türkiye'nin farklı bölgelerinden temin edilen keresteler, ustaların gözünden geçirilerek tek tek seçiliyor. Her kerestenin fıçı yapımına uygun olmadığını belirten Orhan Erkuş, üretim sürecini şöyle anlattı: "Kerestelerimizi İnegöl civarından ve Türkiye'nin farklı bölgelerinden tedarik ediyoruz. Her tahta fıçı olmuyor. Kerestelerin içerisinden özenle seçim yapıyoruz. Daha sonra işlemlerini gerçekleştiriyoruz. Ardından içeride ateş yakarak geleneksel yöntemlerle fıçıyı büküyoruz ve bombeli şeklini veriyoruz." Beşinci kuşak da atölyede Yaklaşık bir buçuk asırlık geleneğin sona ermesini istemeyen aile, şimdiden beşinci kuşağı yetiştiriyor. Ailenin beşinci kuşak temsilcisi ise 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Eren Erkuş. Bir yandan eğitimini sürdüren Eren Erkuş, diğer yandan dedesi, babası ve amcasının yanında mesleğin inceliklerini öğreniyor. "21 yaşındayım, üniversite öğrencisiyim. Aynı zamanda burada bu işin çıraklığını yapıyorum. Bu meslek 145 yıl önce dedemin dedesinden kalmış. Dedem bu mesleği bizlere öğretiyor. Babamın ve amcamın yanında öğrenmeye çalışıyorum." Ağacın kokusuyla büyüyor Atölyede çocukluğundan bu yana ağacın kokusuyla iç içe olan Eren Erkuş, fıçı üretiminin her aşamasını öğreniyor. "Marmara Bölgesi'nde yetişen ağaçlarla uğraşıyorum. Burada o ağacın kokusunu alarak çalışıyorum. Artık buna alıştım ve hoşuma gidiyor. Öncelikle ağaçları özenle seçiyoruz. Çünkü her ağaçtan fıçı olmuyor. Ağaçları seçtikten sonra onları fıçı yapılabilecek hale getiriyoruz. Ardından ateşimizi yakıyoruz ve fıçıyı kıvırmaya başlıyoruz." "Bu meslek artık bizim geleneğimiz" Yaklaşık 145 yıllık zanaatı gelecek nesillere aktarmak istediğini belirten Eren Erkuş, "Unutulmaya yüz tutmuş bu mesleği, bu zanaatı biz devam ettirmeye çalışacağız. Çünkü artık bizde bir gelenek oldu. Ben beşinci kuşağım, babam dördüncü kuşak, dedem üçüncü kuşak. İnşallah bu böyle benden sonraki nesillerde de devam edecek" dedi.

Staj ve çıraklık mağduriyeti Meclis gündeminde Haber

Staj ve çıraklık mağduriyeti Meclis gündeminde

Vatandaşlardan gelen başvurulara dikkat çeken Altaca Kayışoğlu, staj ve çıraklık döneminde çalışmış kişilerin ciddi bir mağduriyet yaşadığını ifade etti. Altaca Kayışoğlu, “Staj ve çıraklıkta geçen günlerin emeklilik için sayılmaması önemli bir sorun. Bu arkadaşlarımız Türkiye’nin dört bir yanında örgütlendiler ve sık sık bu mağduriyeti gündeme getiriyorlar. Ellerinde devlet tarafından verilmiş sigorta kartları var. ‘Biz bunu devlet verdiği için sigortalı olduğumuzu sandık’ diyorlar” ifadelerini kullandı. “FİİLEN ÇALIŞTILAR AMA EMEKLİLİKTEN SAYILMADI” Altaca Kayışoğlu, “Bu kişiler adı stajyer ya da çırak olsa da fiilen çalıştılar, emek verdiler. Hastaneye o sigorta kartıyla gittiler, yıllarca sigortalı olduklarını düşündüler. Ancak yıllar sonra bunun yalnızca sağlık sigortası olduğu, emeklilik başlangıcı sayılmadığı söylendi. Bu nedenle ciddi hak kayıpları ortaya çıktı” dedi. “BİR GÜN İÇİN 17 YIL KAYBEDENLER VAR” Emeklilik başlangıç tarihinin sayılmaması nedeniyle büyük mağduriyetler yaşandığını belirten Altaca Kayışoğlu, bazı vatandaşların bir günlük fark nedeniyle yıllarca geç emekli olmak zorunda kaldığını ifade etti. Altaca Kayışoğlu, “Bir gün nedeniyle 17 yıl kaybeden vatandaşlarımız var. O dönemde fiilen çalıştıkları hâlde emeklilik başlangıcı sayılmadığı için yıllarını kaybediyorlar. Bu nedenle staj ve çıraklıkta geçen sürelerin emeklilikten sayılması için yasal düzenleme yapılması gerekiyor” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.