Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Bizans

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Bizans haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bizans haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kuruluştan yükselişe Bursa'nın önemi Haber

Kuruluştan yükselişe Bursa'nın önemi

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Bursa’nın Fethi’nin 700. yılı etkinlikleri kapsamında düzenlenen ‘Kuruluşun Başkenti Bursa’ söyleşisinde, Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş sürecinde Bursa’nın üstlendiği tarihi rol, akademik perspektifle ele alındı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda Tayyare Kültür Merkezi'nde düzenlenen programda Prof. Dr. Tufan Gündüz ve Prof. Dr. Haşim Şahin, konuşmacı olarak yer aldı. Bursa Vali Yardımcısı Salih Altun ile Bursa Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanı Aziz Elbas’ın da dinleyiciler arasında olduğu söyleşi, Bursalılardan yoğun ilgi gördü. ‘Kuruluşun Başkenti Bursa’ söyleşisinde, Bursa’nın fethiyle başlayan tarihi süreç ışığında şehrin Osmanlı’nın ilk payitahtı olarak şekillenmesi ve devletin kuruluş ve yükseliş dönemindeki konumu ele alındı. Bursa'nın tarihî hafızasının korunması, kuruluş dönemindeki öneminin gelecek kuşaklara aktarılması ve tarihî mirasın doğru şekilde anlaşılması konularında değerlendirmeler yapıldı. ​​​​​​​ ‘İMPARATORLUĞUN TEMELLERİ BURSA'DA YÜKSELDİ’ Bursa'nın Bizans'ın Anadolu'daki son büyük şehri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tufan Gündüz, Bursa'nın fethinin nasıl bir tarihi öneme sahip olduğuna vurgu yaparak, “Bursa fethedildikten sonra hızlıca Türk ve Müslüman şehri oluyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun temelleri Bursa'da yükseliyor. Konya Selçuklu için nasıl bir anlam taşıyorsa, Rey şehri Büyük Selçuklu için nasıl bir anlam taşıyorsa, Bursa da Osmanlı Devleti için öyle bir anlam taşıyor. Burası devletin kurulduğu, imparatorluk temellerinin yükseldiği yer” ifadelerini kullandı. ERTUĞRULGAZİ'DEN BAŞLAYAN ANLAYIŞ Bursa'nın fethinin Sadece Osmanlı'nın cihan imparatorluğuna gidiş yolculuğunda bir dönüm noktası olmadığını, aynı zamanda İslam dini açısından da büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Haşim Şahin ise Fatih Sultan Mehmet'in 1461 yılında Trabzon'u fethettikten sonra söylediği, “Bizim derdimiz i’la-yı kelimetullahtır” sözünü hatırlatarak, “İ’la-yı kelimetullah, yani Allah'ın hükmünü yayma anlayışı, Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminden itibaren Ertuğrul Gazi ile birlikte başlayan, Osmangazi, Orhangazi ve 1. Murad ile birlikte devam eden bir süreçtir” ifadelerini kullandı. Söyleşiyi takip eden vatandaşlar, akademisyenlerin Bursa’nın kuruluş dönemine ilişkin aktardığı bilgilerle kentin tarihî geçmişine dair farklı değerlendirmeleri dinleme fırsatı buldu. Programın sonunda Prof. Dr. Tufan Gündüz ve Prof. Dr. Haşim Şahin’e, katkılarından dolayı plaket takdim edildi.

Sarı altın Müşküle üzümünde hasat heyecanı başladı Haber

Sarı altın Müşküle üzümünde hasat heyecanı başladı

Bursa’nın tarihi İznik ilçesinde "sarı altın" olarak bilinen ve geçmişi Bizans dönemine kadar uzanan Müşküle üzümünün hasadı başladı. Yaklaşık 10 bin dekarlık alanda yetiştirilen ve yıllık 30 bin ton üretimi yapılan coğrafi işaretli Müşküle üzümü, hem lezzeti hem de sağlık açısından sunduğu faydalar nedeniyle üreticilerin gözdesi olmaya devam ediyor. Tarlada kilosu 35 liradan müşteri bulan Müşküle üzümündeki rekolte bolluğu çiftçinin yüzünü güldürdü. Türkiye’nin 5. büyük gölü olan İznik Gölü kıyısındaki verimli topraklarda yetişen Müşküle üzümü, yüzyıllardır bölgenin en önemli tarımsal ürünleri arasında yer alıyor. Tarihi kaynaklara göre bu özel üzümün geçmişi Bizans Devleti dönemine kadar uzanırken, İznik’in Osmanlı tarafından fethedilerek başkent ilan edildiği yıllarda da beyliğin sofralarında tüketildiği biliniyor. Kendine has aroması, ince kabuğu ve uzun süre saklanabilme özelliğiyle dikkat çeken Müşküle üzümü, halk arasında "sarı altın" olarak anılıyor. Her yıl eylül ayında başlayan hasat döneminde yüzlerce üretici bağlara girerek yıl boyunca emek verdiği ürünleri toplamaya başlıyor. Çekirdeğiyle dikkat çekiyor Sadece lezzetiyle değil sağlık yönüyle de öne çıkan Müşküle üzümünün çekirdeklerinin antioksidan bakımından zengin olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, üzüm çekirdeğinin vücudu serbest radikallere karşı korumaya yardımcı olabilecek bileşenler içerdiğini belirtirken, halk arasında çekirdeğinin tüketilmesinin kansere karşı koruyucu etkileri olduğuna inanılıyor. İznik’te yaklaşık 10 bin dekarlık alanda üretimi yapılan Müşküle üzümünden yıllık ortalama 30 bin ton ürün elde ediliyor. İç piyasanın yanı sıra yurt dışında da Azerbaycan ve Rusya’ya gönderilen üzüm, bölge ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Hasadın başlamasıyla birlikte üreticiler kaliteli ürün ve verimli sezon beklentisi taşıyor. "Vatandaş üzümü ucuza yesin" İznik Çamdibi Mahallesi Muhtarı ve üzüm üreticisi Halil Küçüker, aracılar nedeniyle üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkına dikkat çekerek şunları söyledi: "Tüketici ucuza yesin biz onu istiyoruz. Bizden 30 liraya aldıkları ürünü 100 liraya satmasınlar, 40-50 liraya satsınlar vatandaşlar ucuza yesin. Mahsul dalında kalmasın. Yüzde 200 kazanmak da ne demek. O kadar kazanılmasın, herkes yesin." Müşküle üzümünün Osmanlı’dan günümüze ulaşan çok eski bir üzüm çeşidi olduğunu belirten Küçüker, "Coğrafi işaretli bir ürün. Çekirdekleri ile tüketildiğinde kansere karşı faydalı olduğuna inanılıyor. İsterse kar yağsın aralık sonuna kadar dalında kalabilen bir üzüm. Bu yıl rekoltemiz çok güzel. Sürümden kazanmak istiyoruz ancak girdi maliyetleri çok yüksek. Ürünlerimiz ağırlıklı olarak iç pazarda satılıyor ancak Azerbaycan ve Rusya’ya da ihraç ediliyor" dedi. "Dalında aylarca bekleyebilen bir üzüm" İznik Ziraat Odası Başkanı Vedat Çakır ise Müşküle üzümünün bölge için önemli bir değer olduğunu ifade ederek, "Bölgemize coğrafi işaretini aldığımız bir üzüm çeşidi. Müşküle üzümü çok eski yıllara dayanıyor ve Bizans döneminden kaldığı bilinen bir çeşit. Raf ömrü oldukça uzun, dalında aylarca bekleyebiliyor" diye konuştu. Üretimin ağırlıklı olarak İznik’te yapıldığını belirten Çakır, "Pamukova ve Geyve’de de yetiştirilen bir üzüm çeşididir. Hep söylediğimiz şey üreticinin ürettiği ürünün tüketicinin önüne 100 liradan çıkmamasıydı. Adalet ve İçişleri Bakanlıklarımızın başlattığı çalışmaların başarılı olmasını umuyoruz. Bizim istediğimiz tarlada 15 liraya satılan ürünün tüketiciye 25-30 liraya ulaşmasıdır. Böylece vatandaş bir kilo yerine iki kilo tüketebilir" ifadelerini kullandı. 10 bin dekarda 30 bin ton üretim İznik ve çevresinde yaklaşık 10 bin dekarlık alanda yetiştirilen Müşküle üzümünden yıllık ortalama 30 bin ton ürün elde ediliyor. Uzun süre bozulmadan saklanabilmesi sayesinde üreticiye pazarlama avantajı sağlayan ürün, hem iç piyasada yoğun talep görüyor hem de ihracat yoluyla ülke ekonomisine katkı sunuyor. Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan da günümüze taşınan Müşküle üzümü, bu yıl da bereketli hasadıyla İznikli üreticilerin yüzünü güldürürken, tüketicilerin sofralarına ulaşmayı bekliyor.

MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir" Haber

MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir"

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Anadolu’yu fetihle açıp iskanla kökleştiren, adaletle yaşatan ve Devlet-i ebed müddet şiarıyla yurda dönüştüren muhterem ecdadımızı rahmet, minnet ve hürmetle yad ediyorum. Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir" dedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 26 Ağustos 1071 tarihinde kazanılan Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir mesaj yayımladı. Malazgirt Zaferi’nin tarihin seyrini yeniden biçimlendiren ve coğrafyaların istikametine yön veren kutlu bir kader anı olduğunu belirten Bahçeli, Türk milletinin tarih sahnesindeki yürüyüşünün birçok zafer ve fetihle şekillendiğini ifade etti. Malazgirt’e giden yolun bir günde açılmadığını kaydeden Bahçeli, 1040 Dandanakan Zaferi, Çağrı Bey’in Anadolu’ya yönelik keşif seferleri, 1048 Pasinler Zaferi, Tuğrul Bey dönemi ve Sultan Alparslan’ın 1064 yılında Ani’yi fethetmesiyle Anadolu’daki Türk hakimiyetinin adım adım güçlendiğini belirtti. Afşin Bey ve diğer Türk kumandanlarının Anadolu içlerine düzenlediği akınlarla Bizans’ın doğu’daki hakimiyetinin kırıldığını ifade eden Bahçeli, 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan’ın ordusunun başında Malazgirt Ovası’na çıktığını aktardı. Sultan Alparslan’ın savaşa çıkarken beyaz şehadet elbisesini kuşandığını belirten Bahçeli, "Malazgirt’e kefeniyle çıkan Sultan Alparslan’ın önünde zafer, gönlünde uğruna can verilecek Türk milletinin cihanşümul devlet ülküsü ve aklında Tammetül Kübra’ya dek Türk milletine yurt olacak Anadolu vardır. Hakanının ölümü göze aldığı yerde neferin tereddüdüne, korkunun saflara sirayetine, inkâr edenlerin ise iman dolu yüreklerin önüne geçmesine imkân yoktur. Malazgirt Ovası’nda Turan taktiğiyle çemberi daraltan Türk süvarisi, Sultan Alparslan’ın mahir sevk ve idaresi altında Roma’nın doğudaki mirasını taşıyan Bizans’ı güneşle beraber batıya sürmüş; Malazgirt ufkunda haçın gölgesi sönerken hilalin hükmü Anadolu semalarında yükselmiştir" açıklamasında bulundu. Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’da Türk varlığının kökleştiğine dikkat çekerek, "Zaferin ardından Anadolu’ya yayılan Türkmen varlığı, kurulan beylikler, yürütülen iskan ve imar hamleleri bu coğrafyada kök salmış; Selçuklu’dan Söğüt’e, Edirne’den İstanbul’a, İstanbul’dan Ankara’ya uzanan Anadolu’daki Türk varlığını ebedi kılan bu kesintisiz tarih hattında değişen tek şey başkentler olmuş; Türk milletinin Anadolu’ya sahip olma, devletini yaşatma ve kendi mukadderatına hükmetme iradesi değişmemiştir. Horasan’dan kopup Pasinler’de kuvvet bulan, Malazgirt’te büyük bir zaferle Anadolu’nun bağrına yürüyen Türk iradesinin hükmü silinmeyecek; bu toprakların üzerinde yükselen ezan, dalgalanan ay yıldızlı al bayrak ve yaşayan Türk devleti, o kutlu günün çağlar ötesindeki şahidi olmaya devam edecektir" değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin kahramanlarını rahmet ve minnetle andığını belirterek, "Sultan Alparslan’ı, onunla aynı safta şehadeti göze alan aziz neferlerini; Anadolu’yu fetihle açıp iskanla kökleştiren, imarla mamur eden, adaletle yaşatan ve Devlet-i ebed müddet şiarıyla yurda dönüştüren muhterem ecdadımızı rahmet, minnet ve hürmetle yad ediyorum. Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bahtımızdır. Türk milletinin bahtı daima açık olsun" dedi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir" Haber

MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 26 Ağustos 1071 tarihinde kazanılan Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir mesaj yayımladı. Malazgirt Zaferi’nin tarihin seyrini yeniden biçimlendiren ve coğrafyaların istikametine yön veren kutlu bir kader anı olduğunu belirten Bahçeli, Türk milletinin tarih sahnesindeki yürüyüşünün birçok zafer ve fetihle şekillendiğini ifade etti. Malazgirt’e giden yolun bir günde açılmadığını kaydeden Bahçeli, 1040 Dandanakan Zaferi, Çağrı Bey’in Anadolu’ya yönelik keşif seferleri, 1048 Pasinler Zaferi, Tuğrul Bey dönemi ve Sultan Alparslan’ın 1064 yılında Ani’yi fethetmesiyle Anadolu’daki Türk hakimiyetinin adım adım güçlendiğini belirtti. Afşin Bey ve diğer Türk kumandanlarının Anadolu içlerine düzenlediği akınlarla Bizans’ın doğu’daki hakimiyetinin kırıldığını ifade eden Bahçeli, 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan’ın ordusunun başında Malazgirt Ovası’na çıktığını aktardı. Sultan Alparslan’ın savaşa çıkarken beyaz şehadet elbisesini kuşandığını belirten Bahçeli, "Malazgirt’e kefeniyle çıkan Sultan Alparslan’ın önünde zafer, gönlünde uğruna can verilecek Türk milletinin cihanşümul devlet ülküsü ve aklında Tammetül Kübra’ya dek Türk milletine yurt olacak Anadolu vardır. Hakanının ölümü göze aldığı yerde neferin tereddüdüne, korkunun saflara sirayetine, inkâr edenlerin ise iman dolu yüreklerin önüne geçmesine imkân yoktur. Malazgirt Ovası’nda Turan taktiğiyle çemberi daraltan Türk süvarisi, Sultan Alparslan’ın mahir sevk ve idaresi altında Roma’nın doğudaki mirasını taşıyan Bizans’ı güneşle beraber batıya sürmüş; Malazgirt ufkunda haçın gölgesi sönerken hilalin hükmü Anadolu semalarında yükselmiştir" açıklamasında bulundu. Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’da Türk varlığının kökleştiğine dikkat çekerek, "Zaferin ardından Anadolu’ya yayılan Türkmen varlığı, kurulan beylikler, yürütülen iskan ve imar hamleleri bu coğrafyada kök salmış; Selçuklu’dan Söğüt’e, Edirne’den İstanbul’a, İstanbul’dan Ankara’ya uzanan Anadolu’daki Türk varlığını ebedi kılan bu kesintisiz tarih hattında değişen tek şey başkentler olmuş; Türk milletinin Anadolu’ya sahip olma, devletini yaşatma ve kendi mukadderatına hükmetme iradesi değişmemiştir. Horasan’dan kopup Pasinler’de kuvvet bulan, Malazgirt’te büyük bir zaferle Anadolu’nun bağrına yürüyen Türk iradesinin hükmü silinmeyecek; bu toprakların üzerinde yükselen ezan, dalgalanan ay yıldızlı al bayrak ve yaşayan Türk devleti, o kutlu günün çağlar ötesindeki şahidi olmaya devam edecektir" değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin kahramanlarını rahmet ve minnetle andığını belirterek, "Sultan Alparslan’ı, onunla aynı safta şehadeti göze alan aziz neferlerini; Anadolu’yu fetihle açıp iskanla kökleştiren, imarla mamur eden, adaletle yaşatan ve Devlet-i ebed müddet şiarıyla yurda dönüştüren muhterem ecdadımızı rahmet, minnet ve hürmetle yad ediyorum. Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bahtımızdır. Türk milletinin bahtı daima açık olsun" dedi.

Prof. Dr. Celil Bozkurt: "Dağ yöresi açık hava müzesi gibi" Haber

Prof. Dr. Celil Bozkurt: "Dağ yöresi açık hava müzesi gibi"

Düzce Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celil Bozkurt, bölgenin yüzlerce tümülüs, antik yerleşim ve tarihî kalıntıyla büyük bir kültür hazinesine sahip olduğunu söyledi. Bozkurt, "Bizim tarih uydurmamıza gerek yok. Yalnızca var olan değerleri ayağa kaldırsak Dağ yöresinin geleceği değişir" dedi. DAĞDER Nilüfer Şubesi tarafından düzenlenen "Dağ Yöresi Tarih Kültürü ve Tarih Bilinci" etkinliğinde Dağ yöresinin tarihi ve kültürel zenginlikleri ele alındı. Yıllardır Harmancık başta olmak üzere Keles, Orhaneli ve Büyükorhan çevresinde araştırmalar yaptığını belirten panelist Düzce Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celil Bozkurt, bölgenin sanılandan çok daha köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurguladı. "Dağ yöresi adeta bir açık hava müzesi" Dağ yöresinde Bithynia’dan Bizans dönemine kadar uzanan geniş bir tarihi miras bulunduğunu dile getiren Bozkurt, çok sayıda tarihî alanın henüz yeterince bilinmediğini ve tescil edilmediğini söyledi. Özellikle Keles ile Harmancık arasındaki havzada bulunan taş dolgulu tümülüslere dikkat çeken Bozkurt, bir köyde 100’ü aşkın, başka bir ormanlık alanda ise 300’den fazla mezar yapısı tespit ettiklerini ifade etti. Bozkurt, "Dağ yöresi adeta bir açık hava müzesi. Bu alanların içerisinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girebilecek nitelikte yerler bulunduğuna inanıyorum. Ancak ne yazık ki genelinden kimsenin haberi yok" diye konuştu. "Danimarka 35 tümülüsle UNESCO’ya girdi" Dünyadaki benzer alanları da araştırdığını anlatan Bozkurt, Danimarka’da 35 tümülüsün bulunduğu bir bölgenin 1995 yılında UNESCO listesine alındığını hatırlattı. Harmancık’ta yalnızca bir bölgede 100’ü aşkın tümülüs bulunduğunu belirten Bozkurt, "Danimarka 35 tümülüsle bu değeri dünyaya tanıtmış. Bizim yöremizde ise yüzlercesi var ancak bilen yok. Bu durum insanı gerçekten üzüyor" ifadelerini kullandı. Bazı tarihî alanlar için hazırladıkları dosyaları Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna sunduklarını kaydeden Bozkurt, tescil çalışmalarının tek başına yeterli olmayacağını söyledi. Yerel yönetimlere ve sivil topluma çağrı Tarihî mirasın korunması ve turizme kazandırılması için ortak hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Bozkurt; yerel yönetimleri, kaymakamlıkları, üniversiteleri ve sivil toplum kuruluşlarını göreve davet etti. Bozkurt, "Bir bilim insanı olarak bizim görevimiz bu alanları tespit etmek, incelemek ve dosyalarını hazırlamaktır. Ancak bundan sonraki süreç kişisel mücadeleyle yürütülemez. Yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının ve DAĞDER gibi yöre kuruluşlarının bu çalışmalara sahip çıkması gerekiyor" dedi. Tescil edilen alanların gelecekte Dağ yöresi turizminin gelişmesine büyük katkı sağlayabileceğini ifade eden Bozkurt, bugün atılacak adımların sonuçlarının belki 10 veya 20 yıl sonra alınacağını belirtti. "Frig tarihine ilişkin bilgiler değişebilir" Bölgedeki tümülüslerin çevresinde halk arasında "çoban koltuğu" olarak bilinen, kayalara oyulmuş altarların bulunduğunu aktaran Bozkurt, bu yapıların Frig kültürüyle ilişkili olabileceğini söyledi. Frigya denildiğinde genellikle Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar ve Ankara’nın akla geldiğini belirten Bozkurt, Keles ve Harmancık çevresindeki Friglerin tarihi yayılımına ilişkin mevcut bilgileri değiştirebilecek önemde olduğunu savundu. Hadrianoi ve Daznak Tepe’ye dikkat çekti Orhaneli’de bulunduğu belirtilen Hadrianoi Antik Kenti’nin araştırılması için yaklaşık 10 yıldır çağrıda bulunduğunu ifade eden Bozkurt, uzun süren girişimlerin ardından bölgede kazı çalışmalarının başlamasının umut verici olduğunu söyledi. Keles’teki Daznak Tepe ve Belenören çevresinde de ciddi antik kalıntılar bulunduğunu belirten Bozkurt, bölgede büyük bir tapınak alanının izlerinin görüldüğünü ve bilimsel kazı yapılması gerektiğini kaydetti. "Bizim tarih uydurmamıza gerek yok" Dağ yöresinin her ilçesinin, hatta her köyünün ayrı bir tarihi değere sahip olduğuna dikkat çeken Bozkurt, konuşmasını şu çarpıcı sözlerle tamamladı: "Bazıları kendilerine tarih oluşturabilmek için hikâyeler uyduruyor. Bizim ise tarih uydurmamıza gerek yok. Her mahallemizin, her köyümüzün ve her ilçemizin ayrı bir tarihi var. Yalnızca elimizdeki gerçek değerleri araştırıp koruma altına alsak, Dağ Yöresi kültür ve turizm alanında büyük bir çıkış yakalayacaktır."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.