Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Biyopsi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Biyopsi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyopsi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi’nden UİB Personeline Eğitim Haber

BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi’nden UİB Personeline Eğitim

Seminerde meme kanserinin dünya genelindeki durumunu aktaran Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, hastalığın kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirtti. İstatistiksel verileri paylaşan Fakıoğlu, dünyada her yıl 2,3 milyon yeni vaka teşhisi konulduğunu ve 760 bin kadının hayatını kaybettiğini vurguladı. Her 8 kadından birinin bu riskle karşı karşıya olduğunu belirten Fakıoğlu; erken teşhis, farkındalık, belirtiler, risk faktörleri ve tanı yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmanın hastalığın tedavisi ve iyileşme şansı için kritik önem taşıdığını ifade etti. Yaş, Genetik ve Hormonal Risk Faktörlerine Dikkat! Meme kanseri risk faktörlerine değinen Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, özellikle 50 yaş üstü kadınların daha yüksek risk altında olduklarını, genetik ve hormonal faktörlerin de risk oluşturabildiğini dile getirdi. Meme kanserinde tanı ve tedavi olanaklarına dair bilgi veren Op. Dr. Fakıoğlu, mamografi, ultrason, MRI gibi görüntüleme teknikleri ve biyopsi ile teşhis yapılabildiğini, buna göre cerrahi müdahale ve sistemik tedavilerden uygun olanının tercih edildiğini söyledi. Mamografi ve Kendi Kendine Muayene Op. Dr. Fakıoğlu, mamografi ile yapılan düzenli taramaların erken teşhisteki rolünü vurgulayarak, ayrıca her kadının aylık yapacağı kendi kendine muayene uygulamasının da erken tespitte yardımcı olduğunu ifade etti. Meme kanseri riskini azaltmada yaşam alışkanlıklarının önemine de değinen op. Dr. Fakıoğlu, meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar ve yağsız proteinler içeren dengeli bir diyetin meme kanseri riskini azaltabileceğini, ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin riski önemli ölçüde düşürebileceğini, ilaveten sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmanın, stres yönetiminin ve düzenli uykunun risk faktörlerini azaltmada etkili olduğunu söyledi. Açıklamasında erken teşhisin sağladığı avantajları sıralayan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu ; erken tanının tedavi şansını ve başarı oranını önemli ölçüde artırdığını, bu sayede daha az agresif ve daha etkili tedavi yöntemlerinin uygulanabildiğini, hastaların yaşam kalitesi ile sağkalım oranlarının yükseldiğini belirtti . Tıp dünyasındaki yenilikleri aktaran Op. Dr. Fakıoğlu; kanser hücrelerini spesifik olarak hedef alan yeni ilaçların yer aldığı hedefli tedaviler, hastanın genetik profili ve biyobelirteçleri kullanılarak geliştirilen kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları ile gelişmiş görüntüleme teknikleri sunan erken teşhis teknolojilerinin hastalar için umut kaynağı olduğunu ifade etti. Tedavi sürecinde ruh sağlığının korunmasının önemini vurgulayan Fakıoğlu, şunları söyledi : “Tedavi ve hastalık süreciyle başa çıkmak için psikolojik destek önemlidir. Sevdikleri tarafından gösterilen destek, hastaların iyileşme sürecine büyük katkı sağlar. Olumlu bakış açısı ve umut, hastaları güçlendirir. Psikolog, psikiyatrist veya sosyal hizmet uzmanından destek almak, hastalığın olumsuz etkilerini azaltır.” Toplumsal Farkındalık: Destek ve Sosyal Ağlar Farkındalığın artırılması için toplumsal düzeyde atılması gereken adımları belirten Op. Dr. Fakıoğlu; konferanslar, yürüyüşler ve kampanyalar gibi farkındalık etkinliklerinin önemini vurguladı, hastalar ve yakınları için kurulan destek grupları ile sosyal ağların, bilgi ve deneyim paylaşımını kolaylaştırarak büyük bir dayanışma sağladığını belirtti. Seminerin son bölümünde toplumsal iş birliğinin altını çizen Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, meme kanseri hakkında bilgi sahibi olmanın ve toplumsal farkındalığı artırmanın, düzenli taramalar yaptırmanın hayati olduğunu belirtti. Hasta, aileler, sağlık profesyonelleri ve toplumun el ele vererek mücadele etmesi durumunda, erken teşhis ve uygun tedavi sayesinde sağ kalım şansının ve iyileşme umudunun önemli ölçüde artacağını ifade etti.

13 ülkede sahne aldılar şimdi meme kanserine karşı beste yaptılar Haber

13 ülkede sahne aldılar şimdi meme kanserine karşı beste yaptılar

Bugüne kadar 13 ülkede sahne alan Bursa Nilüfer Kadın Korosu, bu kez meme kanserine karşı sesini yükseltti. Koro şefi Dr. Aysel Gürel'in "Meme Kanseri Olunca Sakın Korkma" adlı bestesiyle erken teşhise dikkat çekilirken, hastalığı yaşayan koro üyeleri de tecrübelerini paylaşarak kadınlara çağrıda bulundu. 175 kadından oluşan Nilüfer Kadın Korosu, müziği toplumsal farkındalık oluşturmak için kullanmaya devam ediyor. Koro şefi Dr. Aysel Gürel, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla kendi bestesi olan "Meme Kanseri Olunca Sakın Korkma" adlı şarkıyı hazırladı. Meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek istediklerini belirten Gürel, "Bütün kanserlerde olduğu gibi meme kanserinde de erken tanı çok çok önemli. Toplumda buna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Geç kalmamak, erken teşhis ve tedaviye başlanması hastalığın tedavisinde çok önemli" ifadelerinde bulundu. "Bir arkadaşımızda hastalık çok erken dönemde teşhis edildi" Nilüfer Kadın Korosu'nun 22 yıllık genel müdürlüğünü yaptığını belirten Dr. Aysel Gürel, koronun sosyal sorumluluk çalışmalarına da değinerek, "Korodaki arkadaşlarımı bazı sağlık testlerine, örneğin smear testi ve mamografi gibi kontrollere gitmeleri konusunda teşvik ediyorum. İlk dönemlerde bazı arkadaşlarımız gitmek istemediler. ‘Hiçbir sıkıntımız yok, bizi niye gönderiyorsun?' diyorlardı. Ben de biraz zorunlu tuttum işi doğrusu. Tesadüfen bir arkadaşımızda hastalık çok erken dönemde teşhis edildi" dedi. Koro üyeleriyle zaman zaman toplu sağlık kontrollerinden geçtiklerini aktaran Gürel, kadınların kendi vücutlarındaki değişiklikleri takip etmeleri gerektiğini vurgulayarak, "Kadınların en ufak bir değişiklik gördüklerinde, bir kitle fark ettiklerinde veya başka bir farklılıkla karşılaştıklarında hekime gitmeleri çok önemli. Herhangi bir belirti görmeseler bile belli bir yaştan sonra kontrollerden geçmelerini rica ediyorum. Geç kalmaktan kork, erken tanı çok önemli" diye konuştu. Koroda 9 yıldır yer alan Selma Mert, 2018-2019 yıllarında duş sırasında yaptığı kontrolle göğsünde sertlik fark ettiğini ve doktora başvurduktan sonra tedavi sürecinin başladığını anlattı. Kontrollerini sürdürdüğünü belirten Mert, "Ben onu belki boş verseydim, ‘Bir şey yok' deseydim belki daha ilerleyecekti. Daha kötü sonuçlar olacaktı. Bütün arkadaşlara derim ki kendilerini kontrol etsinler. Korkuyla olmuyor bu, kontrolle" ifadelerini kullandı. Emekli öğretmen Fatma Sevik de göğsünde hissettiği sertlik üzerine doktora başvurduğunu ve biyopsi sürecinden geçtiğini belirterek kadınlara, "Vücutlarında herhangi bir sertlik veya olağan dışı bir şey hissettiklerinde hemen doktora gitmelerini öneriyorum" çağrısında bulundu. "Hastanın da ailenin de kabullenmesi gerekiyor" Koro üyelerinden Sadet Çağman ise yaklaşık bir yıl önce kardeşine triple negatif meme kanseri teşhisi konulduğunu belirterek aile desteğinin önemine dikkat çekti. Hastalık sürecinin hem hasta hem de yakınları için zor olduğunu ifade eden Çağman, "Ailece birbirimize destek olmanın önemini böyle zamanlarda daha iyi anlıyoruz. Hastanın da ailenin de kabullenmesi gerekiyor. Kabul ettikten sonra ne yapacağını bilerek, güvenerek ilerlemek çok önemli" dedi. 13 ülkede Türk müziğini ve Türk kadınını tanıttılar Nilüfer Kadın Korosu, bugüne kadar dünyanın 13 ülkesinde konserler verdi. Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Hollanda, İtalya, Letonya, Portekiz, Kıbrıs, Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülkelerde sahne alan koro, Türk müziğini, Türk kültürünü ve Türk kadınını uluslararası platformlarda tanıttı. Konserlerinin büyük bölümünü sosyal sorumluluk projeleri yararına gerçekleştirdiklerini belirten Dr. Aysel Gürel, "175 kadından oluşuyoruz. Her tür müziği yapıyoruz. Tüm konserlerimizi sosyal projeler yararına gerçekleştiriyoruz. Bu konuda da farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Biz, farkındalık oluşturan bir koroyuz" dedi. Koro, meme kanseri farkındalığı için hazırlanan özel besteyle kadınları erken teşhis konusunda bilinçlendirmeyi ve sağlık kontrollerini ihmal etmemeleri gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Pankreas kanserini işaret eden bu altı belirtiyi önemseyin Haber

Pankreas kanserini işaret eden bu altı belirtiyi önemseyin

Erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilen pankreas kanseri çoğunlukla başka bir hastalık için doktora gidildiğinde ortaya çıkıyor. Genetik faktörler, ileri yaş ve sigara kullanımı kişide risk faktörünü artırabiliyor. En önemli belirtileri arasında sarılık, açıklanamayan kilo kaybı, karın ve sırt ağrısı bulunan pankreas tümörlerinde erken tanı tedavide önemli katkı sağlıyor. Tümörün evresine ve hastanın sağlık durumuna göre planlanan tedavilerde günümüzde uygulanmaya başlanan robotik cerrahi yöntemler erken iyileşme sağlayarak hastanın konforunu önemli ölçüde artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Emin Köse, pankreas tümörlerinin türlerine, belirtilerine, risk faktörlerine ve güncel tedavi yöntemlerine yönelik bilgi verdi. Pankreas hem sindirim hem de kan şekeri kontrolünde görev alıyor Pankreasın vücuttaki işlevini anlatan Dr. Emin Köse, "Midenin arkasında, karın boşluğunun üst bölümünde yer alan pankreas, sindirim sisteminin ve hormon dengesinin önemli organlarından biridir. Pankreasın dış salgı işleviyle üretilen enzimler, besinlerin özellikle yağ, protein ve karbonhidratların sindirilmesine yardımcı olmaktadır. İç salgı işleviyle üretilen insülin ve glukagon gibi hormonlar ise kan şekeri düzeyinin düzenlenmesinde rol oynamaktadır. Pankreasta gelişen tümörler, hücrelerin kökenine ve özelliklerine göre farklı gruplara ayrılmaktadır. Ekzokrin tümörler, pankreasın sindirim enzimlerini üreten hücrelerinden veya kanallarından kaynaklanmaktadır ve pankreas kanserlerinin büyük bölümünü oluşturmaktadır" dedi. Çoğu zaman tesadüfen ortaya çıkıyor "Pankreasın karın boşluğunun derininde yer alması ve erken evrede belirgin şikâyetlere yol açmaması, hastalığın tanısını güçleştirebilmektedir. Belirtiler tümörün pankreasın baş, gövde veya kuyruk bölümünde yerleşmesine, büyüklüğüne ve çevre dokularla ilişkisine göre değişmektedir" diyen Köse, pankreas tümörlerinde dikkat edilmesi gereken başlıca belirtileri şöyle sıraladı: Sarılık: Ciltte ve göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, dışkı renginde açılma ve kaşıntı görülebilmektedir. Özellikle pankreasın baş kısmındaki tümörler safra kanalına baskı yaparak sarılığa neden olabilmektedir. Karın ve sırt ağrısı: Üst karın bölgesinde başlayan ve sırta yayılabilen, devamlılık gösteren veya giderek artan ağrılar ortaya çıkabilmektedir. İstem dışı kilo kaybı: Beslenme düzeninde belirgin bir değişiklik olmaksızın kilo kaybı ve iştahsızlık gelişebilmektedir. Sindirim sorunları: Şişkinlik, bulantı, hazımsızlık ve dışkılama alışkanlıklarında değişiklik görülebilmektedir. Halsizlik ve yorgunluk: Hastalığa eşlik eden metabolik değişiklikler ve beslenme sorunları kişinin günlük yaşamını etkileyebilmektedir. Kan şekeri değişiklikleri: Daha önce diyabet tanısı bulunmayan kişilerde yeni başlayan diyabet veya mevcut diyabette kan şekeri kontrolünün bozulması, özellikle başka belirtilerle birlikte ortaya çıktığında değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Sigara kullanımı ve ileri yaş pankreas kanseri riskini artırıyor Prof. Dr. Emin Köse, genetik faktörler, ileri yaş, yaşam tarzı ve sigara kullanımının kişide pankreas tümörü riskini artırdığını belirterek, "Ayrıca kronik pankreatit, obezite ve diyabet de riski artırmaktadır. Pankreas tümörlerinin tanı ve tedavi planlaması, hastanın şikâyetlerine ve tıbbi öyküsüne göre planlanmaktadır. Fizik muayene ve kan testlerinin ardından, klinik gereklilik doğrultusunda bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve endoskopik ultrasonografi gibi yöntemlerden yararlanılabilmektedir. Kan testleri, karaciğer ve safra yollarının durumunu değerlendirmeye yardımcı olurken bazı hastalarda CA 19-9 gibi tümör belirteçleri de incelenmelidir. Ancak bu belirteçler tek başına kanser tanısı koymak için yeterli değildir. Gerekli görülen durumlarda endoskopik ultrasonografi eşliğinde biyopsi yapılarak dokudan örnek alınabilmektedir. Tanı aşamasında yalnızca tümörün varlığının belirlenmesi değil, türünün, büyüklüğünün, çevre damarlarla ilişkisinin ve uzak organlara yayılımının değerlendirilmesi de önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. Tümörün yerine göre farklı cerrahi yöntemler uygulanıyor Pankreas cerrahisinde uygulanacak ameliyatın tipi, tümörün pankreasın hangi bölümünde yer aldığına ve çevre dokularla ilişkisine göre belirlendiğini söyleyen Prof. Dr. Emin Köse, ameliyat yöntemlerini şöyle anlattı: "Pankreasın baş bölümündeki tümörlerde Whipple ameliyatı uygulanmaktadır. Bu işlemde pankreasın başı ile birlikte safra yolunun bir bölümü, onikiparmak bağırsağı ve gerekli görülen diğer komşu dokular çıkarılmaktadır. Pankreasın gövde veya kuyruk bölümündeki tümörlerde ise distal pankreatektomi adı verilen, pankreasın ilgili bölümünün çıkarılmasını içeren cerrahi yöntem tercih edilebilmektedir. Hastalığın özelliklerine göre dalağın alınması da gerekebilmektedir. Bazı özel durumlarda pankreasın tamamının çıkarılması, yani total pankreatektomi gündeme gelebilmektedir. Bu ameliyatın ardından insülin üretimi ve sindirim enzimi işlevleri için ömür boyu tıbbi destek gerekmektedir. Dolayısıyla cerrahi yöntemin belirlenmesinde tümörün tamamen çıkarılabilmesi kadar, ameliyat sonrasında hastanın yaşamını nasıl sürdüreceği de dikkate alınmaktadır. Bazı hastalarda tümörün çevre damarlarla ilişkisi nedeniyle doğrudan ameliyat mümkün olmayabilmektedir. Bu hastaların bir bölümünde, onkolojik ilaç tedavileri uygulandıktan sonra yeniden değerlendirme yapılarak cerrahi seçeneği tekrar ele alınabilmektedir. Ancak bu yaklaşım her hasta için uygun değildir; karar, hastalığın yaygınlığı ve tedaviye verdiği yanıt doğrultusunda verilmelidir." Hastaya özel uygulanan robotik cerrahi tedavi konforunu artırıyor "Geleneksel açık cerrahinin yanı sıra uygun hastalarda laparoskopik veya robotik cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Robotik cerrahinin uygun hastalarda daha küçük kesilerle uygulanabilmesi; ameliyat sonrası ağrının azalmasına, iyileşme sürecinin kolaylaşmasına ve erken taburcu olma imkanı sunmaktadır" diyen Prof. Dr. Emin Köse, "Bununla birlikte, bu avantajlar hastanın durumuna ve uygulanan ameliyatın kapsamına göre değişmektedir. Robotik yöntem her pankreas tümöründe ve her merkezde uygulanamamakta; ameliyatın güvenliği, tümörün tamamen çıkarılabilmesi ve cerrahi ekibin deneyimi yöntem seçiminde belirleyici olmaktadır. Pankreas tümörlerinde cerrahi tedavinin temel hedefi, uygun hastalarda tümörün güvenli biçimde tamamen çıkarılması ve hastalığın kontrol altına alınmasına katkı sağlanmasıdır. Bu nedenle cerrahi yöntem seçilirken yalnızca teknolojik olanaklar değil, hastalığın biyolojik özellikleri, tedavinin olası yararları ve riskleri ile hastanın genel durumu birlikte değerlendirilmektedir. Dünyada sadece seçkin merkezlerde uygulanabilen robotik pankreas ameliyatları ülkemizde de uygulanabilmekte ve tecrübeli ekipler ile yüz güldürücü sonuçlara ulaşılmaktadır" diyerek sözlerini noktaladı.

Gece uykudan uyandıran kemik ve kas ağrısını hafife almayın Haber

Gece uykudan uyandıran kemik ve kas ağrısını hafife almayın

Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi Uzmanı Prof. Dr. Reşit Sevimli, kol, bacak veya gövdede giderek büyüyen şişliklerin de dikkate alınması gerektiğini belirterek, günümüzde gelişen cerrahi yöntemler sayesinde hastaların yüzde 90'dan fazlasında uzuv koruyucu cerrahi uygulanabildiğini söyledi. "Gece uykudan uyandıran ağrı en tipik belirtilerden biri" Kas-iskelet sistemi tümörlerinin kemik, kas, kıkırdak ve bağ dokularından köken alabildiğini belirten Prof. Dr. Sevimli, "Bu kitleler iyi veya kötü huylu olabilir. Kötü huylu olanlar 'sarkom' olarak adlandırılır ve diğer kanserlere göre daha nadir görülür. Ancak çocuklardan ileri yaştaki kişilere kadar her yaş grubunu etkileyebilir. En tipik belirtisi inatçı, geçmeyen ve özellikle gece uykudan uyandıran kemik ve kas ağrılarıdır. Genelde hastalarımız bunu basit bir incinme, spor yaralanması veya çocuklarda 'büyüme ağrısı' diyerek geçiştirirler. Ancak ağrı dinlenmekle geçmiyorsa, giderek şiddetleniyorsa dikkat edilmelidir" dedi. "Vücutta fark edilen şişlikler de önemsenmeli" Ağrının yanı sıra vücutta fark edilen şişliklerin de önemsenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevimli, "İkinci en önemli belirti kol, bacak veya gövdede fark edilen, zamanla büyüyen ağrılı ya da ağrısız şişlikler ve kitlelerdir. Bazen de hiçbir belirti vermez ve çok hafif bir düşmeyle kemikte ani bir kırılma meydana gelir. Biz buna patolojik kırık diyoruz ve arkasından tümör teşhisi koyuyoruz" diye konuştu. "Yüzde 90'dan fazla uzuv koruyucu cerrahi uygulayabiliyoruz" Geçmişte kemik kanserlerinin tedavisinde kol veya bacağın alınmasının daha sık gündeme geldiğini, günümüzde ise kemik tümörü tedavisinde önemli bir değişim yaşandığını belirten Prof. Dr. Sevimli, "Gelişen cerrahi teknolojiler, radyoloji ve onkolojideki ilerlemeler sayesinde hastalarımızın yüzde 90'dan fazlasında uzuv koruyucu cerrahi uygulayabiliyoruz. Temel hedefimiz tümörü vücuttan tamamen temizlerken hastanın kendi uzvunu korumak ve ameliyattan sonra da yürüme, basma, kolları kullanma gibi fonksiyonlarını sürdürmesini sağlamaktır" ifadelerini kullandı. "3 boyutlu yazıcı teknolojisi sayesinde kişiye özel titanyum implantlar üretebiliyor" Tümörlü dokunun çıkarılmasının ardından oluşan boşluğun farklı yöntemlerle yeniden yapılandırılabildiğini anlatan Prof. Dr. Sevimli, "Bu boşluğu doldurmak için kemik bankalarından alınan kemikleri, hastanın kendi vücudundan aldığımız kemikleri ya da modüler tümör protezlerini kullanıyoruz. Son yıllarda 3 boyutlu yazıcı teknolojisi sayesinde leğen kemiği veya omurga gibi tedavisi çok zor olan bölgelerde hastanın tomografi görüntülerine uygun, kişiye özel titanyum implantlar üretebiliyor ve uygulayabiliyoruz" dedi. Cerrahide kullanılan navigasyon sistemlerinin de tümörlü dokunun hassas biçimde çıkarılmasına yardımcı olduğunu belirten Prof. Dr. Sevimli, bu teknolojilerin özellikle anatomik olarak zor bölgelerde cerrahi planlamaya katkı sağladığını söyledi. "Yanlış biyopsi uzvu koruma şansını etkileyebilir" Tedavide en kritik iki noktanın erken tanı ve biyopsinin doğru şekilde planlanması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevimli, "Kas-iskelet sistemi tümörlerinden şüphelenildiğinde rastgele bir cerrahi müdahale veya hatalı bir biyopsi, maalesef hastanın uzuv kurtarılma şansını tamamen yok edebilir. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde mutlaka bu alanda uzmanlaşmış ortopedik onkoloji merkezlerine başvurulmalıdır" dedi. Tedavinin ortopedik onkoloji, tıbbi onkoloji ve radyoloji gibi farklı disiplinlerin birlikte değerlendirmesiyle planlanmasının önemine işaret eden Prof. Dr. Sevimli, erken tanının hem hastalığın kontrol altına alınması hem de hastanın fonksiyonlarının korunması açısından kritik olduğunu ifade etti.

Bursa’da uluslararası wellness zirvesi düzenlendi Haber

Bursa’da uluslararası wellness zirvesi düzenlendi

"Tüm branşlarımızda koruyucu sağlık ve erken teşhisi önemsiyoruz" VM Medical Park Bursa Hastanesi olarak 20 yıldır tüm branşlarda sağlıklı yaşamayı ve sağlığı korumayı hedeflediklerini belirten Genel Müdür Yardımcısı Esra Molla, "Tüm branşlarımızda koruyucu sağlık ve erken teşhisi önemsiyoruz. Burada da farklı branşlardan birbirinden kıymetli hekimlerimizle tüm program boyunca bu yaklaşımımızı misafirlerimize deneyimleme fırsatı sunacağız" ifadelerini kullandı. "Sağlık algısı bambaşka bir yere evrildi" Dünyada artık sağlıklı yaşam algısının yeni bir paradigmasından bahsedildiğini vurgulayan VM Medical Park Bursa Hastanesi Başhekimi ve Medikal Estetik Uzmanı Dr. Muhammed İkbal Bakırcı ise, "Bu yeni paradigmada biz de hastane grubu olarak üzerimize düşen rolümüzü yerine getiriyoruz. Artık sağlık hizmeti, hastanelerde verilen bir hizmet olmaktan öteye geçti. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağlık algısı bambaşka bir yere evrildi. Kişiler günlük yaşamlarında bu bilinci geliştirme, ömürlerinin sadece uzamasını değil aynı zamanda aktif bir hayatı devam ettirmeyi önemsiyor. Her gün daha dinç, mutlu, zinde olmanın arayışı içerisindeler. Bunun da yine sağlık profesyonellerinin himayesinde, onların kontrolünde ve onların bilgi birikimi ve tecrübeleriyle yönetilmesi gereken bir süreç olduğunu düşünüyoruz" şeklinde konuştu. "Göz tansiyonu kalıcı körlüğün en sık sebebi" Etkinlikte katılımcıların göz ölçüm ve göz tansiyonlarına bakarak özellikle sağlıklı yaşam ve sağlıklı göz konusunda periyodik muayenenin önemi konusunda bir farkındalık oluşturmak istediklerini dile getiren Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İlker İncebıyık ise "Biz de göz bölümü olarak, göz ölçüm ve göz tansiyon cihazlarımızla buradayız. Katılımcılarda miyop, hipermetrop ve astigmatı tespit edeceğiz. Özellikle dijital yoğunluklu çalışan meslek grubunda bu toplantının katılımcıları gibi miyopinin tetiklendiği ve arttığı zaten bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış. Göz tansiyonu da çok sinsi bir hastalık biliyorsunuz. Toplumda kalıcı körlüğün en sık sebebidir. En son evrede bulgu veriyor. O yüzden periyodik muayene yani kişinin hiçbir göz şikayeti olmasa dahi yıllık mutlaka göz kontrollerini yaptırması gerektiğine vurgu yapacağız" dedi "Kanser hakkında yanlış bilinenlere dikkat" Toplumda kanser ile ve meme kanseri ile ilgili yanlış bilinen çok konu olduğuna değinen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Evren Dilektaşlı, "Bu yanlış bilinenler arasında özellikle dokuya dokunulması yani biyopsi alınması kanseri artırır düşüncesi ilk sıralarda yer alıyor. Biyopsi tümörü yayılımına, tümörün sıçramasına sebep verir diye düşünülüyor. Bu bilinen bir yanlıştır. Biyopsiyi biz tanıyı koyup tümörün tipini anlayıp ona göre tedaviyi planlamak, ameliyatı planlamak, ilacı planlamak için yapıyoruz. Onkoloji ve bizim cerrahi olarak birlikte karar verdiğimiz bir süreç bu. Çok önemli. Bunun dışında, mamografi radyasyon dozu çok yüksek olan bir tetkik olmamasına rağmen halk arasında kanseri artırır düşüncesi de yaygındır. Oysa mamografi taramasının da kanseri arttırdığı düşünülmemeli. Kanseri taramada çok başarılı bir tetkiktir" şeklinde konuştu. Medikal estetikte bütüncül yaklaşımlar hakkında bilgilendirmede bulunan Medikal Estetik Uzmanı Doç. Dr. Evren Dal, "Küçük dokunuşlarla ‘burama dolgu veya botoks yaptıralım’ gibi yaklaşımlardan ziyade, yüzü bütün olarak değerlendirmek önemlidir. Etkinlikte yaş almakla birlikte cildimizde oluşan değişimlerden bahsettik. Medikal estetikte bu işi bilenlerle ve profesyonellerle çalışmak gerekir. Birçok ürün var ama merdiven altı ürünler de var. Aynı ürünlerin ne yazık ki orijinal olmayanları da var. Bunu piyasada çok sık duyuyoruz. Unutulmaması gerekir ki, doğru ünitelerden teslim alınmış, uzman doktorların uyguladığı doğru ürünlerle müdahale edilmiş işlemler sonucunda doğru sonuçlar alınabilir" ifadelerini kullandı. Etkinlikte ayrıca Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Ertan kardiyovasküler riskin nasıl hesaplandığı konusuna değinerek katılımcıların kalp ve damar sağlığı hakkındaki sorularını yanıtladı. Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mustafa Özel ise sosyal medyada sık karşılaşılan detokslar, probiyotik önerileri ve beslenme önerilerinin muhtemel riskleri konusunda bilgilendirmede bulundu.

"Meme sağlığı için düzenli kontrolleri ihmal etmeyin" Haber

"Meme sağlığı için düzenli kontrolleri ihmal etmeyin"

Medical Park İstanbul Onkoloji Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Nihan Turhan, meme kanserine ilişkin açıklamalarda bulundu. Meme sağlığının genel vücut sağlığından ayrı düşünülmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Nihan Turhan, "Sağlık, bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan iyi olması halidir. Meme sağlığı da vücut bütünlüğü içerisinde değerlendirilmeli. Bu nedenle yaşam tarzının düzenlenmesi, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kişisel hijyene dikkat edilmesi ve günlük stresi azaltacak aktivitelere zaman ayrılması önem taşıyor. Doğum ve emzirmenin de meme kanserine karşı koruyucu etkileri olduğu gösterilmiştir" diye konuştu. "Erken tanı tedavi seçeneklerini artırıyor" Meme kanserinde görüntüleme yöntemleri ve biyopsi tekniklerindeki gelişmeler sayesinde hastalığın daha erken evrelerde tespit edilebildiğini ifade eden Doç. Dr. Turhan, "Günümüzde birçok hastada henüz herhangi bir şikâyet ortaya çıkmadan, rutin taramalar sırasında meme kanseri öncesi lezyonlar veya erken evre meme kanseri saptanabiliyor. Erken evrede tanı alan hastalarda daha sınırlı cerrahi işlemlerle tedavi mümkün olabiliyor. Hastanın yaşı, aile öyküsü ve tümörün özellikleri değerlendirilerek tedavi planlanıyor" dedi. "Kadınlar kendi kendine meme kontrolünü ihmal etmemeli" Kadınların kendi kendine meme kontrolünü düzenli olarak yapmasının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Turhan, "18 yaşından itibaren kadınların kendi kendine meme muayenesi yapmasını öneriyoruz. Adet gören kadınlarda muayenenin adet kanaması bittikten 3-4 gün sonra, menopoz dönemindeki kadınlarda ise her ay belirlenen aynı günde yapılması uygun olabilir. Meme başında içe çökme, ciltte çekinti veya kalınlaşma, kızarıklık, ödem, yeni ortaya çıkan şekil ve simetri değişiklikleri, memede veya koltuk altında ele gelen kitle ve meme ucundan kan gelmesi gibi bulguların dikkate alınması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Memede ele gelen her kitle kanser değildir" Memede ele gelen her kitlenin kanser anlamına gelmediğini ancak her kitlenin uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Turhan, şu bilgileri paylaştı: "Memedeki kitleler değerlendirilirken kitlenin ne zamandır bulunduğu, adet döngüsüyle ilişkisi, ağrı olup olmadığı ve eşlik eden meme başı veya cilt değişiklikleri dikkate alınıyor. Kistler, iyi huylu meme hastalıkları ve enfeksiyonlar da kitleye neden olabilir. Ancak özellikle adet döngüsüyle ilişkili olmayan, sert ve hareketi kısıtlı kitlelerin mutlaka araştırılması gerekiyor. Tanı için gerekli görüldüğünde görüntüleme yöntemleri ve biyopsi uygulanabiliyor." "Yaşam tarzı meme kanseri riskini etkileyebiliyor" Beslenme, kilo kontrolü ve fiziksel aktivitenin meme kanseri açısından önem taşıdığını ifade eden Doç. Dr. Turhan, "Alkol ve sigara kullanımı meme kanseri riskini artırabilen yaşam tarzı faktörleri arasında yer alıyor. Hareketsiz yaşam ve özellikle menopoz sonrası kilo artışı da dikkate alınması gereken faktörler arasında bulunuyor. Düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve dengeli beslenme meme kanseri riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilir" dedi. "Mamografi ve ultrason farklı amaçlarla kullanılıyor" Meme kanserinin erken tanısında mamografinin önemli bir görüntüleme yöntemi olduğunu belirten Doç. Dr. Turhan, "Mamografi, fizik muayenede ele gelmeyebilecek küçük kitlelerin, kireçlenmelerin ve bazı yapısal değişikliklerin tespit edilmesini sağlayabiliyor. Genel olarak tarama amacıyla mamografi 40 yaşından itibaren uygulanıyor ve kişinin risk durumuna göre takip sıklığı belirleniyor. Meme ultrasonu ise radyasyon içermeyen bir görüntüleme yöntemi ve her yaşta uygulanabiliyor. Ancak mamografinin yerine geçmiyor. Hastanın yaşı, şikâyetleri ve risk durumuna göre ultrason, tomosentez, kontrastlı mamografi veya MR gibi yöntemlerden de yararlanılabiliyor" açıklamasında bulundu. "Aile öyküsü olan kadınlarda takip daha erken başlayabiliyor" Ailesinde meme, rahim veya yumurtalık kanseri bulunan kadınların takiplerinin kişisel risklerine göre planlanması gerektiğini aktaran Doç. Dr. Turhan, "Ailede meme kanseri öyküsü bulunan kadınlarda taramalara daha erken yaşta başlanır ve daha sık aralıklarla yapılabilir. Gerekli durumlarda mamografi ve ultrasona ek olarak meme MR’ı gibi görüntüleme yöntemleri kullanılabiliyor. Ailede birden fazla meme, rahim veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunması durumunda genetik değerlendirme de gündeme gelebiliyor. Bu nedenle aile öyküsü bulunan kadınların hekimleriyle görüşerek kendilerine uygun takip programını oluşturmaları önemli" dedi. "Şikâyeti olmayan kadınlar da düzenli taramalarını yaptırmalı" Meme kanserinin erken dönemde tespit edilmesinde düzenli taramaların önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Turhan, "Meme kanseri tarama programları kapsamında 40 yaşından itibaren kadınlara düzenli mamografi taraması uygulanıyor. Tarama sonucunda şüpheli bulgular saptanan kadınlar ileri değerlendirme için ilgili hekimlere yönlendiriliyor. Aile öyküsü veya başka risk faktörleri bulunan kadınlarda ise takip programı kişiye özel olarak daha erken yaşta başlatılabiliyor. Memede ele gelen kitle, meme ucundan sıvı veya kan gelmesi, meme ucunda çökme, ciltte çekinti, portakal kabuğu görünümü ya da koltuk altında ele gelen kitle gibi değişikliklerde rutin kontrol tarihi beklenmeden hekime başvurması gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Erken tanı ile tedavi daha sınırlı cerrahiyle mümkün olabiliyor" Meme kanserinde günümüzde farklı cerrahi ve tıbbi tedavi seçeneklerinin bulunduğunu ifade eden Doç. Dr. Turhan, "Meme kanseri erken saptandığında birçok hastada meme kaybı yaşanmadan tedavi mümkün olabiliyor. İleri evre hastalarda da etkili ilaç tedavileri ve meme onarımı için rekonstrüksiyon seçenekleri bulunuyor. Koruyucu hekimlik kapsamında yaşam tarzının düzenlenmesi, kendi kendine meme muayenesi ve rutin doktor kontrollerinin önemini tekrar vurgulamak istiyorum" dedi.

Korku değil, farkındalık kazandırır Haber

Korku değil, farkındalık kazandırır

Kadın sağlığını tehdit eden en yaygın kanser türünün meme kanseri olduğuna dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı, hastalığın meme dokusundaki hücrelerin kontrol mekanizmalarını yitirerek kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla geliştiğini belirtti. Meme kanserinin gelişiminde pek çok faktörün rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Nilüfer Avcı, en önemli risk faktörünün yaş ilerlemesi olduğunu belirtti. Ancak günümüzde hastalığın çok genç yaşlardaki kadınlarda da görülebildiğine dikkat çekerek şu risk faktörlerinin altını çizdi: "15 yaşından erken adet görmek ve geç menopoza girmek. Hiç evlenmemek veya ileri yaşta gebelik yaşamak. Ailede meme, yumurtalık veya erkek meme kanseri öyküsünün bulunması. Alkol ve sigara tüketimi, fazla kilolu olmak ve fiziksel aktivite azlığı. BRCA gen mutasyonu taşıyıcısı olmak." "Ağrısız kitleler tehlike saçabilir" Meme kanserinin erken evrelerde çoğu zaman hiçbir belirti vermediğinin altını çizen Prof. Dr. Nilüfer Avcı, bu nedenle düzenli taramaların ve yaşa uygun görüntüleme yöntemlerinin hayati olduğunu belirtti. Hangi belirtilerin dikkate alınması gerektiği konusunda uyarılarda bulunan Prof. Dr. Avcı, "Memede yeni ortaya çıkan sertlik veya kitle, şişlik, kalınlaşma, boyut veya şekil değişiklikleri, deride çökme, portakal kabuğu görünümü, meme başında içe çekilme ya da kanlı akıntı gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır. Memede ağrı yoksa kanser değildir algısının tamamen yanlış olduğunu, başlangıçta ağrının genellikle görülmez" dedi. Doğru bilinen yanlışlar Toplumda doğru bilinen bazı yanlış inanışların hastaların erken teşhis ve tedavi süreçlerini geciktirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nilüfer Avcı, şu önemli değerlendirmelerde bulundu: "Mamografinin memeyi sıkıştırarak kanser hücrelerini yaydığına veya kansere neden olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Düşük doz X-ışını kullanılsa da, erken evrede yakalamanın sağladığı fayda bu teorik riskten çok daha büyüktür. Biyopsi, 'Bıçak değer ise kanser yayılır' düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Teşhis ve doğru tedavi planı için memedeki kitleden mutlaka biyopsi yapılmalıdır. Patolojik inceleme, başarılı bir tedavinin ilk ve en önemli adımını oluşturur." "Her hasta özeldir, tedavi kişiselleştirilmelidir" Tüm hastalara aynı standart tedavinin uygulanmadığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı, günümüzde meme kanseri tedavisinin tamamen hastaya ve tümörün biyolojik özelliklerine göre tasarlandığını söyledi. Kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları sayesinde başarı oranlarının ve hastalıksız sağ kalım sürelerinin ciddi oranda arttığını vurguladı. Prof. Dr. Nilüfer Avcı, sözlerini tüm kadınlara şu çağrıyla sonlandırdı: "Sevgili kadınlar; kendi memenizdeki normal yapıyı ve değişiklikleri tanımanız çok değerlidir. Memenizde yeni bir kitle ya da farklılık fark ettiğinizde 'Nasıl olsa geçer' diye beklemeyin. Meme kanseri erken yakalandığında tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır; bir uzmana muayene olmaktan asla korkmayın."

"Mide kanserinde erken tanı, tedavinin seyrini değiştiriyor" Haber

"Mide kanserinde erken tanı, tedavinin seyrini değiştiriyor"

Mide kanserinde aile öyküsü, Helicobacter pylori enfeksiyonu ve bazı beslenme alışkanlıklarının risk oluşturabildiğini belirten Liv Hospital Vadi İstanbul Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Bektaş; erken tanı, risk faktörleri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. "Mide kanseri riskini azaltmak mümkün" Mide kanserini tamamen önlemek mümkün olmasa da bazı önlemlerle hastalığa yakalanma riskinin azaltılabileceğini belirten Prof. Dr. Bektaş, "Helicobacter pylori enfeksiyonunun tespit edilmesi ve tedavi edilmesi önem taşıyor. Bunun yanında sigaradan uzak durmak, aşırı tuzlu, tütsülenmiş ve işlenmiş gıdaları sınırlamak, sebze ve meyveden zengin, dengeli beslenmek de riski azaltmaya yardımcı olabilir" diye konuştu. "Ailesinde mide kanseri olanlar dikkatli olmalı" Ailede, özellikle anne, baba veya kardeş gibi birinci derece yakınlarda mide kanseri görülmesinin hastalık riskini artırabileceğini ifade eden Prof. Dr. Bektaş, "Aile öyküsü, mutlaka mide kanseri gelişeceği anlamına gelmiyor. Ancak bu kişilerin risk durumlarının değerlendirilmesi, Helicobacter pylori açısından incelenmesi ve gerekli durumlarda genetik danışmanlık alması önem taşıyor. Gastroskopi ve takip aralıkları kişinin risk düzeyine göre planlanmalı" ifadelerini kullandı. "Uzun süren mide ağrısı ve kilo kaybı önemsenmeli" Mide kanserinin erken dönemde çoğu zaman belirgin şikâyetlere neden olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Bektaş, "Uzun süren mide ağrısı, hazımsızlık, erken doyma, iştahsızlık, açıklanamayan kilo kaybı, bulantı-kusma, yutma güçlüğü ve kansızlık gibi belirtiler dikkate alınmalı. Dışkının siyah renkte olması da önemli bulgular arasında yer alıyor. Bu şikâyetler farklı hastalıklardan kaynaklanabilse de uzun sürmesi veya giderek artması durumunda hekim değerlendirmesi gerekiyor" dedi. "Erken tanıda endoskopi büyük önem taşıyor" Mide kanserinin tanısında gastroskopinin temel yöntemlerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Bektaş, "Gastroskopi sırasında mide iç yüzeyi doğrudan inceleniyor ve şüpheli bölgelerden biyopsi alınabiliyor. Kesin tanı, alınan dokunun patolojik incelemesiyle konuluyor. Tanı sonrasında hastalığın evresini ve yayılımını belirlemek için bilgisayarlı tomografi, endoskopik ultrason ve gerekli hastalarda PET/BT gibi yöntemlerden yararlanılıyor" açıklamasında bulundu. Erken evrede tespit edilen bazı küçük ve yüzeyel tümörlerin, uygun kriterleri karşılamaları durumunda cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemlerle çıkarılabildiğini kaydeden Bektaş, erken tanının tedavi seçenekleri açısından önemli avantaj sağladığını ifade etti. "Her mide kanseri hastasında ameliyat gerekmiyor" Mide kanserinde tedavinin hastalığın evresine ve hastanın genel durumuna göre planlandığını belirten Prof. Dr. Bektaş, "Tedavi kararı tümörün evresine, mide içindeki yerleşimine ve başka organlara yayılıp yayılmadığına göre veriliyor. Bazı erken evre tümörler endoskopik yöntemlerle tedavi edilebilirken, tamamen çıkarılabilir hastalıklarda cerrahi önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Bazı hastalarda ameliyattan önce kemoterapi uygulanarak tümörün küçültülmesi hedefleniyor" dedi. Hastalığın uzak organlara yayıldığı durumlarda tedavi yaklaşımının değişebileceğine dikkat çeken Bektaş, tedavi planının farklı uzmanlık alanlarının iş birliğiyle, hastaya özel olarak oluşturulmasının önemini vurguladı. "Robotik ve laparoskopik cerrahi hastalara avantaj sağlayabiliyor" Uygun hastalarda mide kanseri ameliyatlarının laparoskopik veya robotik yöntemlerle gerçekleştirilebildiğini belirten Prof. Dr. Bektaş, "Küçük kesilerle uygulanan bu yöntemler, uygun hastalarda daha az ameliyat ağrısı, daha az kan kaybı ve daha hızlı iyileşme gibi avantajlar sağlayabiliyor. Robotik cerrahi ise cerraha büyütülmüş üç boyutlu görüntü ve hassas hareket kabiliyeti sunuyor" diye konuştu. Cerrahi yöntemin seçiminde temel ölçütün kanser cerrahisinin gerekliliklerini karşılamak olduğunu vurgulayan Bektaş, "Önemli olan ameliyatın hangi yöntemle yapıldığından önce, doğru hastaya uygun tedavinin uygulanması ve kanser cerrahisinin temel prensiplerinden ödün verilmemesidir" ifadelerini kullandı.

Prostat kanserinde en güçlü silah farkındalık ve kontroller Haber

Prostat kanserinde en güçlü silah farkındalık ve kontroller

Prostat kanserinin dünyada ve Türkiye’de erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Soner Çoban, her 8 erkekten birinin yaşamının bir döneminde bu hastalıkla karşılaşma riski taşıdığını belirterek, bu hastalıktaki en büyük gücün erken teşhis olduğunu ve toplumsal bilinci artırmak olduğunu vurguladı. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği İdari Sorumlusu Prof. Dr. Soner Çoban, 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Hastalığın erken evrelerde genellikle hiçbir belirti vermediğini belirten Prof. Dr. Çoban, "Ancak hastalık ilerledikçe idrar yolları ve çevre dokulara baskı yapması nedeniyle bazı şikayetler ortaya çıkabilir. Bunlar gece sık idrara kalkma, idrardan kan gelmesi, zayıf ve kesik kesik idrar yapma gibi belirtilerdir. Hastalığın ilerlemiş dönemlerinde ise kalça, sırt, bel veya kaburga gibi kemik bölgelerinde kalıcı ve şiddetli ağrılar yapabilir. Bizim amacımız hastalık bu belirtileri göstermeden onu yakalamaktır. Çünkü erken evrede teşhis edilen prostat kanserinde tedavi başarı oranı yüzde 100’e yakındır" dedi. Düzenli sağlık taramaları önemli Erkeklerin şikayeti olsun ya da olmasın belirli yaşlardan sonra düzenli sağlık taramasından geçmesinin hayati önem taşıdığının altını çizen Prof. Dr. Çoban, "Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlar 40 yaşından itibaren, diğerleri ise 50 yaşından itibaren üroloji uzmanına başvurarak yıllık kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Basit bir kan testi olan prostat spesifik antijen ölçümü ve hekimin yapacağı muayene hayat kurtarıcı bir adımdır. Bunların sonucunda herhangi bir anormallik görülürse ultrason ya da emar eşliğinde biyopsi yapılarak tanı konulur. Eğer yapılan tetkikler sonucunda kanser prostat kapsülünü aşmamışsa buna erken evre teşhis yani organa sınırlı prostat kanseri denmektedir. Organa sınırlı prostat kanserinin tedavisi hastaya ve hastalığın derecesine göre değişmekle birlikte aktif izlem, cerrahi ya da ışın tedavisidir" diye konuştu. Basit alışkanlıklar hayat değiştiriyor Prostat kanseri riskini tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmasa da sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli kontrollerle bu riskin ciddi oranda azaltılabileceğini vurgulayan Çoban, "Kırmızı et ve doymuş yağların sınırlandırılarak taze sebzelere ve likopen deposu pişmiş domatese ağırlık verilen Akdeniz tipi beslenmenin benimsenmesi; düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması ve sigara ile alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durulması gerekmektedir" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Soner Çoban, "Bende bir şikayet yok, doktora ne gerek var" düşüncesinin riskli olduğunu belirterek, "Sağlık Bakanlığımız ve İl Sağlık Müdürlüğümüz tarafından toplumda kanser farkındalığını arttırmak ve erken teşhisin önemi konusunda yürütülen çalışmalar doğrultusunda bizler de hastanemizde vatandaşlarımızı bilgilendirmeye ve bilinçlendirmeye devam ediyoruz. Unutmayalım, prostat kanserinde farkındalık ve erken tanı hayat kurtarır" çağrısıyla sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.