Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Beslenme

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında! Haber

Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında!

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, gençlerde kalp-damar hastalıkları ve kalp krizi riskini artıran faktörlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması ve ailede kalp-damar hastalığı öyküsünün bilinmesinin büyük önem taşıdığını belirten Koylan, kalp sağlığını korumak için aktif yaşam, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve stres yönetiminin vazgeçilmez olduğunu ifade etti. Genç yaşlarda kalp krizi riskini artıran etkenlerin başında sağlıksız yaşam alışkanlıklarının geldiğini vurgulayan Koylan, özellikle anabolik steroid kullanımının ciddi tehlikeler barındırdığına dikkat çekti. Kas kütlesini artırmak amacıyla kullanılan bu maddelerin tansiyon yüksekliği, kolesterol dengesinin bozulması ve damar sertliği riskini artırarak erken yaşta kalp krizi olasılığını yükselttiğini söyledi. ENERJİ İÇECEKLERİ VE KAFEİNE DİKKAT Enerji içecekleri ile yüksek miktarda kafein tüketiminin de kalp sağlığını tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Nevrez Koylan, bu ürünlerin kalp ritminde ve tansiyonda ani değişikliklere yol açabileceğini ifade etti. Özellikle yoğun egzersiz sırasında veya alkol ve diğer uyarıcı maddelerle birlikte tüketildiğinde riskin arttığını kaydetti. Yasaklı ve uyarıcı maddelerin kullanımının genç yaşlarda kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabileceğini belirten Koylan, bu maddelerin kalp ritmini bozabildiğini, tansiyonu yükseltebildiğini ve damar yapısına zarar verebildiğini söyledi. Yapılan araştırmaların, eğlence amaçlı madde kullanımı ile erken yaşta gelişen kalp-damar hastalıkları arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. SİGARA VE ELEKTRONİK SİGARA DA RİSKLİ Sigara kullanımının kalp hastalığı ve felce bağlı erken ölüm riskini yaklaşık üç kat artırdığını belirten Koylan, benzer risklerin nargile ve elektronik sigara için de geçerli olduğuna dikkat çekti. Sigaranın 40 yaşından önce bırakılması durumunda ise erken ölüm riskindeki artışın büyük ölçüde azaltılabileceğini söyledi. Bazı bireylerin genetik olarak kalp hastalıklarına yatkın olabileceğini belirten Koylan, özellikle ailevi hiperkolesterolemi gibi kalıtsal rahatsızlıkların kolesterol seviyelerinin erken yaşta yükselmesine neden olduğunu ve bunun da damar sertliği ile kalp krizi riskini artırdığını ifade etti. Diyabetin gençlerde kalp krizi riskini artıran önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu vurgulayan Koylan, diyabetli bireylerde yüksek tansiyon ve kolesterol gibi ek risk faktörlerinin daha sık görüldüğünü söyledi. Ayrıca gençlerde hipertansiyon görülme sıklığının da arttığını belirten Koylan, fazla tuz tüketimi, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının yüksek tansiyona zemin hazırladığını kaydetti. OBEZİTE KALP HASTALIKLARINI TETİKLİYOR Aşırı kilo ve obezitenin kalp-damar sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getiren Koylan, fazla kilonun yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi hastalıkları tetiklediğini belirtti. Bilimsel araştırmaların, fazla kilolu genç bireylerde kalp krizi riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Prof. Dr. Nevrez Koylan, kalp sağlığının korunması için düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmenin, tütün ürünlerinden uzak durmanın, sağlıklı beslenmenin ve ideal kilonun korunmasının kalp-damar hastalıklarına karşı en etkili korunma yöntemleri arasında yer aldığını sözlerine ekledi.

Bursa'nın Neolitik dönemi konuşuldu Haber

Bursa'nın Neolitik dönemi konuşuldu

Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren Aktopraklık Höyük Arkeopark ve Açık Hava Müzesi’nde arkeoloji söyleşilerinin 7’nci buluşması düzenlendi. Programın konuğu olan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Özbal, Bursa’nın Neolitikleşme sürecindeki önemini Yenişehir ilçesindeki Barcın Höyük bulguları üzerinden anlattı. Bursa bölgesinin yalnızca tarım ve hayvancılığın Anadolu’dan Avrupa’ya aktarımında bir “geçiş noktası” olarak kalmadığını vurgulayan Prof. Dr. Özbal, Bursa’nın aynı zamanda yeni yaşam biçimlerinin şekillendiği yaratıcı bir merkez olarak da değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Barcın Höyük’teki bulguların, bölgedeki ilk çiftçi toplulukların sütü tüketmenin ötesine geçerek sütü işlemek için özel kap biçimleri geliştirdiğini ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Özbal, Bursa bölgesinin, süt ürünlerinin işlenmesiyle ilişkilendirilen en erken kap formlarına da ev sahipliği yaptığını söyledi. Çanak çömlek kullanımının erken aşamalarında, ateşte ısıtılmış taşlarla yemek hazırlama gibi yöntemlerin de devrede olduğunun tespit edildiğini söyleyen Prof. Dr. Özbal, bu veriler ışığında Bursa’nın Neolitik dönemde pasif bir köprü değil, beslenme, teknoloji ve gündelik yaşam pratiklerinin dönüşümünde aktif rol oynayan bir bölge olarak öne çıktığını ifade etti. Söyleşide, Barcın Höyük araştırmalarının teknik bilimsel sonuçları, Prof. Dr. Rana Özbal’ın sunumuyla Bursa’nın tarihöncesi mirasını geniş kitlelere anlatacak şekilde sadeleştirilmiş bir dille kamuoyuyla buluşturuldu.

YKS ve LGS öncesinde uzmanlardan kritik uyarılar! Haber

YKS ve LGS öncesinde uzmanlardan kritik uyarılar!

LGS ve YKS tarihi yaklaştıkça öğrencilerde kaygı ve stresin farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini söyleyen Klinik Psikolog Yulet Pamir, sınav kaygısının doğal ancak yönetilebilir bir duygu olduğunu vurgulayarak, “Kaygı çoğu zaman kişinin önem verdiği bir hedefe yönelik duyarlılığının göstergesidir. Ancak kaygı yoğunlaştığında öğrencinin dikkatini çalışmaktan çok olası olumsuz sonuçlara yöneltmeye başlayabilir ve bu durum hem duygusal iyi oluşunu hem de performansını etkileyebilir” diyor. Pamir, ailelerin sınav sürecindeki tutumunun öğrencilerin başarısını doğrudan etkilediğini belirterek, “Çocuklar yalnızca kendi streslerini değil, ebeveynlerinin endişelerini de hissedebilir. Bu nedenle ailelerin sakin ve güven verici bir tutum sergilemesi kritik önem taşır” ifadelerini kullandı. SINAV ANINDA PANİK YAŞANIRSA NE YAPILMALI? Sınav sırasında yoğun kaygı, panik hissi ya da zihinsel blokaj yaşanmasının geçici bir stres tepkisi olduğunu belirten Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Böyle anlarda amaç kaygıyı tamamen yok etmek değil, kontrolü yeniden küçük adımlarla geri kazanmaktır. İlk adım bedeni regüle etmektir. Bunun için birkaç saniyelik yavaş ve derin nefes almak, bedene ‘şu an güvendeyim' mesajı verir. Nefesi düzenlemek, zihnin de yavaşlamasına yardımcı olur. İkinci adım dikkati yeniden ‘şu ana' getirmektir. Zihin genellikle panik anında geleceğe ya da olumsuz sonuçlara kayar. Bu durumda öğrencinin bilinçli olarak sadece önündeki soruya, sorunun tek bir kısmına odaklanması gerekir. ‘Şu an sadece bu soruyla ilgileniyorum' yaklaşımı zihinsel yükü azaltır. Üçüncü adım, kontrol alanını daraltmaktır. Öğrenci o anda çözemediği bir soruya takıldığında, bunu bir tehdit olarak değil, geçici bir tıkanma olarak görüp soruya işaret koyarak geçebileceğini ve tekrar dönme hakkının olduğunu kendine hatırlatması rahatlama getirebilir” diyor. SON GÜNLERDE RUTİNİ KORUMAK KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR Sınava sayılı günler kala günlük rutinlerde en önemli konunun mevcut düzeni stabil ve öngörülebilir hale getirmek olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Yulet Pamir, “Bu dönemde öğrencinin zihni zaten belirsizliğe daha hassas olduğu için, yaşam ritmindeki küçük dalgalanmalar bile kaygıyı artırabilir. Uyku konusunda kritik nokta sadece kaç saat uyunduğu değil, uyku-uyanıklık saatlerinin mümkün olduğunca sabit kalmasıdır. Öğrenci için en faydalı olan, sınav sabahını taklit eden bir düzenin önceden oturmuş olmasıdır. Ekran kullanımı ise yalnızca süreyle ilgili değildir; içerik yükü de önemlidir. Özellikle sınava yakın dönemde sosyal karşılaştırmayı tetikleyen içerikler öğrencinin kendi sürecini objektif değerlendirmesini zorlaştırabilir. Çalışma düzeninde ise sık yapılan hata, son günleri ‘eksik kapatma maratonuna' çevirmektir. Daha işlevsel olan, bilginin yoğunluğunu artırmak değil, bilinenleri daha hızlı hatırlamayı destekleyen kısa tekrarlar ve deneme üzerinden genel bakıştır. Bu dönemde öğrencinin aslında ihtiyaç duyduğu şey ‘daha fazla çalışma' değil, daha öngörülebilir bir zihin halidir” ifadelerini kullanıyor. YKS VE LGS ÖNCESİNDE BESLENME DİKKAT VE ODAKLANMAYI DOĞRUDAN ETKİLİYOR Sınav dönemlerinde beslenmenin dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynadığını söyleyen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Beslenme, beynin temel enerji kaynağını sağlayarak dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynar. Özellikle sınav döneminde düzensiz öğünler, uzun süre aç kalmak veya aşırı şekerli besin tüketmek kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak odaklanmayı zorlaştırabilir. Dengeli bir beslenme düzeni ise öğrencilerin zihinsel performansını destekler, enerjilerini daha stabil tutar ve öğrenme verimliliğini artırabilir” diyor. SINAV DÖNEMİNDE EN SIK YAPILAN BESLENME HATALARI Sınav döneminde öğrencilerin sık yaptığı beslenme hatalarına değinen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Kahvaltıyı atlamak, uzun süre aç kalmak, aşırı kafein tüketmek, öğün yerine paketli atıştırmalıklara yönelmek ve son günlerde yeni besin veya takviyeler denemek en sık görülen hatalardır. Ayrıca yoğun ders çalışma nedeniyle su tüketiminin ihmal edilmesi dikkat performansını olumsuz etkileyebilir” ifadelerini kullanıyor. STRES BESLENME DÜZENİNİ DE BOZABİLİYOR Sınav stresinin beslenme düzeni üzerinde de etkili olabileceğini belirten Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Stres bazı öğrencilerde iştah kaybına, bazılarında ise duygusal yemeye neden olabilir. Özellikle şekerli ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelim artabilir. Bunun yanında stres hormonlarının yükselmesi uyku kalitesini bozabilir ve dolaylı olarak beslenme düzenini etkiler. Bu dönemde düzenli öğün saatlerinin korunması önemli olacaktır” diyor. ZİHİNSEL PERFORMANSI DESTEKLEYEN BESİNLER Zihinsel performansı destekleyen besinlere ilişkin bilgi veren Doğan, “Omega-3 açısından zengin balıklar, ceviz, badem, yumurta, süt ve süt ürünleri, tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler ve mevsim meyveleri zihinsel performansı destekleyen besinler arasında yer alır” ifadelerini kullanıyor. SINAVDAN BİR GÜN ÖNCE BESLENME DÜZENİ KORUNMALI Sınavdan bir gün önce rutin beslenme düzeninin korunması gerektiğini söyleyen Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Aşırı yağlı, baharatlı ve sindirimi zor yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Dışarıda tüketilen ve güvenilir olmayan gıdalar yerine evde hazırlanmış besinler tercih edilmelidir. Ayrıca yeni bir besin ya da takviye denemek doğru değildir. Amaç mide ve bağırsak sistemini zorlamadan dengeli beslenmektir” diyor. SINAV SABAHI KAHVALTI PERFORMANSI DOĞRUDAN ETKİLER Sınav sabahında yapılan beslenme hatalarının performansı olumsuz etkileyebileceğini belirten Uzm. Dyt. Çiğdem Doğan, “Sınav sabahı kahvaltıyı atlamak, aşırı şekerli besinler tüketmek veya çok ağır bir kahvaltı yapmak performansı olumsuz etkileyebilir. İdeal kahvaltıda kaliteli protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağlar bir arada bulunmalıdır. Örneğin; haşlanmış yumurta veya omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, domates ve salatalık gibi sebzeler, birkaç adet ceviz veya badem ile isteğe bağlı olarak kefir veya süt iyi bir seçenek olabilir” ifadelerini kullanıyor.

Kemik erimesi fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunu Haber

Kemik erimesi fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunu

İnsan ömrü uzadıkça, sağlıklı yaş almanın ve hayat kalitesini korumanın önemi her geçen gün daha da artıyor. Ancak yaşın ilerlemesiyle birlikte vücudumuzda kaçınılmaz biyolojik değişimler meydana geliyor. Bu değişimlerin en sessiz ve derinden ilerleyeni ise kemiklerin zamanla yoğunluğunu ve gücünü kaybetmesidir. Halk arasında "kemik erimesi" olarak bilinen osteoporoz, genellikle hiçbir belirti göstermeden ilerleyen ve ilk kırık oluşana kadar fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunudur. Medicana Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Uğurcan Süner, yaşlanan nüfusla birlikte artış gösteren osteoporoz ve buna bağlı kemik kırıklarına karşı hayati uyarılarda bulundu. Kemik erimesinin, kemiğin iç mimarisini zayıflatarak en küçük travmalarda bile kırılma riski oluşturduğunu belirten Süner, özellikle ileri yaş grubundaki kalça kırıklarının ciddiyetine dikkat çekerek, "Osteoporoz nedeniyle zayıflayan kemikler, basit bir ev içi düşmede ya da hafif bir çarpmada bile kırılabilir. İleri yaş grubunda karşılaştığımız kalça kırıkları, tıbbi bir problem olmanın ötesinde, hastanın yaşam kalitesini doğrudan tehdit eden dinamik bir krizdir. Bu kırıklar; ani hareket kısıtlılığına, uzun süreli yatağa bağımlılığa ve dolayısıyla bireyin bağımsızlığını kaybetmesine yol açar. Bilimsel veriler ve klinik tecrübelerimiz gösteriyor ki, kalça kırıkları yaşlı bireylerde genel sağlık durumunu bozarak yaşam süresini dahi kısaltabilen ciddi sonuçlar doğurmaktadır" dedi. Kemik sağlığı dendiğinde akla ilk gelen unsur kalsiyum olsa da, kalsiyumun vücut tarafından kullanılabilmesi için D vitamininin şart olduğunu vurgulayan Süner, şunları aktardı: "D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilmesini sağlayarak kemik matrisini güçlendirir. Ancak işlevi bununla sınırlı değildir. D vitamini aynı zamanda kas gücünü ve nöromusküler dengeyi destekler. Klinik gözlemlerimizde, kırık şikayetiyle hastaneye başvuran ileri yaş tablosundaki hastaların çok büyük bir kısmında ciddi oranda D vitamini eksikliği tespit ediyoruz. D vitamini yetersiz olduğunda sadece kemikler zayıflamaz; kaslar güç kaybeder, denge bozulur ve refleksler yavaşlar. Bu durum da düşme sıklığını artırarak kırık riskini ikiye katlar." Toplumda sadece kalsiyum veya D vitamini takviyesi alarak kemik erimesinin önüne geçilebileceğine dair yanlış bir algı olduğunu belirten Op. Dr. Uğurcan Süner, korumanın çok yönlü olması gerektiğinin altını çizdi. Süner, "Tek başına vitamin ve mineral takviyeleri, kırıkları önlemede her zaman bir sonuç vermez. Kemik canlı bir dokudur ve uyarılmaya ihtiyaç duyar. Dolayısıyla bütüncül bir yaklaşım şarttır. Dengeli ve protein odaklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kontrollü güneş ışığı kullanımı ve eğer osteoporoz tanısı konmuşsa doktor kontrolünde yürütülen düzenli ilaç tedavisi bir bütün olarak uygulanmalıdır" dedi. Ortopedi ve travmatoloji kliniklerinde sıkça karşılaşılan en büyük eksikliklerden birinin, kırık sonrası kemik kalitesinin takipsiz bırakılması olduğunu söyleyen Op. Dr. Uğurcan Süner, "Maalesef kalça veya omurga kırığı gelişen hastalar, cerrahi olarak tedavi edildikten sonra işin ’kemik erimesi’ boyutu genellikle ihmal ediliyor. Oysa bir kez osteoporoza bağlı kırık yaşayan bir hastanın, ikinci bir kırık geçirme riski katlanarak artar. Kırık tedavisinin hemen ardından hastaların kemik yoğunluğu ölçülmeli, D vitamini ve kalsiyum seviyeleri rehberler eşliğinde optimize edilmeli ve mutlaka kişiye özel bir anti-osteoporotik tedavi planlanmalıdır" diye konuştu. Süner, yaş alma sürecinde kemik sağlığını korumak ve bağımsız bir yaşam sürmek için şu basit ama etkili önlemleri şöyle sıraladı: "Harekete Geçin: Kemik yoğunluğunu artırmak ve korumak için düzenli yürüyüşler ve vücut ağırlığıyla yapılan hafif egzersizleri yaşam tarzı haline getirin. Doğru Beslenin: Süt ve süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kaliteli protein kaynaklarını sofranızdan eksik etmeyin. Güneşten Güvenli Şekilde Yararlanın: Cildin D vitamini sentezleyebilmesi için gün içinde koruyucu kullanmadan, kısa süreli (15-20 dakika) güneş ışığı alın. Ev İçindeki Düşme Risklerini Sıfırlayın: Evdeki kaygan halıları ve kilimleri kaldırın, yaşam alanlarında kesintisiz ve güçlü bir aydınlatma sağlayın, banyo ve tuvaletlere tutunma barları yerleştirin. Kontrollerinizi Aksatmayın: Özellikle 65 yaş üstü tüm bireyler, menopoz sonrasındaki kadınlar ve daha önce hafif bir travmayla kırık geçmişi olanlar mutlaka bir uzmana başvurarak kemik sağlığı taramalarını yaptırmalıdır." Op. Dr. Uğurcan Süner, erken dönemde alınacak küçük önlemlerin, ileri yaşta hareket özgürlüğünü ve hayatı kurtaracağını belirterek sözlerini tamamladı.

LGS'de beslenme paketi dönemi Haber

LGS'de beslenme paketi dönemi

Milyonlarca adayın ter dökeceği Liselere Geçiş Sınavı (LGS) için geri sayım sürüyor. Öğrenciler aylar süren hazırlık sürecinin ardından 14 Haziran’da iki oturum halinde gerçekleştirilecek sınavda ter dökecek. İki sınav arasındaki mola süresinde öğrencilerin enerji ve odaklarını koruyabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı yeni bir uygulamayı hayata geçiriyor. Bu kapsamda isteyen öğrencilere kuru meyve, yulaf bar, ceviz ve sudan oluşan bir beslenme paketi verilecek. Bu yıl ilk defa yapılacak bu sistemle, adayların ikinci oturuma çok daha dinç ve motive bir şekilde başlaması hedefleniyor. SINAV GÜNÜ VERİLECEK PAKETİ ŞİMDİDEN DENEYİN Bu paketin faydalı olabilmesi için öğrencinin sınavdan önce denemelerde de aynı ürünleri denemiş olması gerektiğini belirten Eğitimci Sezer Kamir, “Sınav günü hiç tanımadığı bir besini ilk kez tüketen öğrenci; mide problemleri, sıkıntı ya da dikkat dağılması yaşayabilir. Bu uygulama doğru kullanılırsa yüzde 5 ile 10 arasında bir performans koruma sağlar. Bakanlık artık sınavı sadece akademik bir ölçüm aracı olarak görmüyor. Fizyolojik ve psikolojik performansın bir bütünü olarak ele almaya başlıyor. Bu durum eğitim sistemi açısından son derece anlamlı bir adım” diye konuştu. Uygulamanın doğru kullanıldığında öğrencinin performansını korumaya yardımcı olabileceğini belirten eğitimci Kamir, iki sınav arasındaki süreçte öğrencilerin enerji seviyesinin dengede kalması büyük önem taşıdığını söyledi. "Çünkü beyin vücudun toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sini kullanıyor" diyen Kamir, "Kan şekeri düştüğünde dikkat azalabiliyor, hata oranı artabiliyor. Bu nedenle küçük ve dengeli bir ara öğün, öğrencinin ikinci oturuma daha iyi odaklanmasına yardımcı olabilir” dedi.

Ramazan sonrası metabolizmada "Kademeli Geçiş" dönemi Haber

Ramazan sonrası metabolizmada "Kademeli Geçiş" dönemi

Burtom Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, bayramla birlikte porsiyonların aniden artmasının ve kontrolsüz tatlı tüketiminin sindirim sistemi sorunlarından kan şekeri dalgalanmalarına kadar birçok riski beraberinde getireceğini vurguladı. Metabolizmanın yeni düzeni: acele etmeyin Bayramların, insanların bir araya geldiği, uzun sohbetlerin ve paylaşılan sofraların eşlik ettiği özel zamanlar olduğunu belirten Uzm. Dyt. Asu Kurtuluş, Ramazan sonrası süreçle ilgili olarak şunları söyledi: "Ramazan ayı boyunca bireyler ortalama 12-16 saat süren açlık periyotlarına adapte olur. Ramazan sonrası dönemde ise metabolizmanın yeniden günlük beslenme düzenine uyum sağlayabilmesi için öğünlerin dengeli planlanması, porsiyon kontrolünün sağlanması ve özellikle basit şeker içeriği yüksek tatlıların ölçülü tüketilmesi önemlidir. Kısacası Ramazan sonrası dönemde beslenmede temel yaklaşım; ani ve aşırı tüketimden kaçınarak vücudun normal metabolik ritmine kademeli ve dengeli bir şekilde dönmesini sağlamaktır." Sağlıklı bir bayram için altın kurallar Uzm. Dyt. Kurtuluş, bayramı hem keyifli hem de zinde geçirmek isteyenler için temel önerilerini sıraladı : "Güne Dengeli Bir Kahvaltı İle Başlayın: Bir ay boyunca sahur ve iftar düzenine alışan metabolizma için bayram sabahı yapılan kahvaltı oldukça önemlidir. Yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek ve sebze içeren; protein, sağlıklı yağ ve kompleks karbonhidrat bakımından zengin bir kahvaltı, kan şekerini dengeler ve gün içerisindeki aşırı enerji alımını sınırlandırmaya yardımcı olur. Tatlı tüketimini dengeleyin: Ramazan sonrası iştah artışı görülebilir ve porsiyonlar farkında olmadan büyüyebilir. Geleneksel baklava ve şerbetli tatlılar yerine, küçük porsiyonları veya sütlü tatlıları tercih etmek daha dengeli bir yaklaşım sağlar. Sindirim sistemini destekleyin: Ani ve ağır yemekler şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Öğünlerin yavaş tüketilmesi ve sebze içeriğinin artırılması sindirimi destekleyecektir. Sıvı tüketimi ve fiziksel aktivite: Bayramda artan çay ve kahve tüketimi suyun yerini tutmaz. Gün boyunca yeterli su tüketimi sağlanmalı, yemeklerden sonra yapılan kısa süreli yürüyüşlerle kan şekeri kontrolü ve sindirim kolaylaştırılmalıdır." "Önemli olan yasaklamak değil, porsiyon kontrolü" Bayramın ruhuna uygun şekilde ikramların tadını çıkarmanın mümkün olduğunu ifade eden Burtom Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, "Ramazan Bayramı’nda önemli olan tüm ikramlardan tamamen kaçınmak değil, porsiyon kontrolü ve dengeli seçimlerle bayramın keyfini sağlıklı şekilde çıkarabilmektir. Tüm halkımıza sağlıklı ve mutlu bayramlar dilerim." diye konuştu.

Erken teşhis kolon kanserinde hayat kurtarıyor Haber

Erken teşhis kolon kanserinde hayat kurtarıyor

Tüm dünyada kadınlarda meme ve akciğer, erkeklerde akciğer ve prostat kanserinden sonra en sık rastlanan üçüncü kanser türü kalın bağırsak (kolon) kanserleridir. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon insan kolon kanseri teşhisi almaktadır. Medicana Bursa Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülen kolon kanserinde erken evrede teşhis konulduğunda 5 yıllık yaşama süresinin yüzde 90 oranında olduğunu söyledi. Ancak hastaların sadece yüzde 37’sinde erken evre kanser teşhisi konulduğunu belirten Keskin, "Bu sebeple hastalığın belirtileri hakkında bilgi sahibi olmak ve kolon kanseri taraması yaptırmak oldukça önemlidir. Hastalığın gelişimi için bazı risk faktörleri vardır. En önemli risk faktörü yaştır. Genç yaş gurubunda da görülebilmesine rağmen en büyük risk faktörü 50 yaşın üzerinde olmaktır. Hastaların yüzde 90’dan fazlasına 50 yaş üzerinde teşhis konulmaktadır. Kalın bağırsakta polip hikayesi olması, ailede kolon kanseri olması, sigara, alkol, hayvansal yağlardan zengin lifli gıdalardan fakir beslenme, sedanter (hareketsiz) yaşam, şişmanlık, iltihaplı bağırsak hastalığı (ülseratif kolit, crohn hastalığı gibi), kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, yumurtalık ve rahim kanseri geçirmiş olması, kalın bağırsak kanseri gelişimi için diğer risk faktörleridir. Kalın bağırsak kanserlerinin yüzde 90’ı polipler üzerinden gelişmektedir" dedi. Belirlenen her polibin patolojik incelenmesi ve çıkartılması gerekmekte olduğunu belirten Keskin, "Hastalığın belirtileri makattan kan gelmesi veya dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, kansızlık, açıklanamayan kilo kaybı, dışkılama alışkanlığında değişiklikler yani kabızlık, ishal veya kabızlık-ishal atakları, dışkı kalınlığında incelme olarak sayılabilir. Hastalığa erken teşhis koymak için en önemli yöntem dışkıda gizli kan aranması ve rektosigmoidoskop veya kolonoskop denilen ucunda ışıklı kamera sistemi bulunan özel cihazlarla ile tarama yapılmasıdır. Bu yöntemlerin uygulanması ile kalın bağırsak kanserlerine bağlı ölüm oranları yüzde 33 oranında azaltılabilir. Risk grubunda olmayan kişiler için 50 yaş üzerinde bir kez ve daha sonra her 5 yılda bir kez kolonoskopi yapılmalıdır. Kalın bağırsak kanserine yakalanmamak için hayvansal yağdan fakir beslenmek ve yüksek lif içeren gıdaları tüketmek, egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanmamak, aşırı kiloları vermek oldukça önemlidir" şeklinde konuştu.

Ramazan ayında baş ağrısını önlemenin yolları Haber

Ramazan ayında baş ağrısını önlemenin yolları

Özellikle migren hastalarının Ramazan ayının ilk günlerinde daha sık ve şiddetli baş ağrısı yaşayabildiğini ancak bunun önlenmesinin de mümkün olabileceğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Uzar, "Ramazan ayında baş ağrısını azaltmak için beslenme ve sıvı tüketimine dikkat edilmesi gerekiyor. İftar ve sahurda protein içeren besinler tercih edilmeli. Katkı maddesi içeren gıdalardan uzak durulmalı. Daha önce baş ağrısını tetiklediği bilinen gıdalardan kaçınılmalı. İftar ile sahur arasında aralıklarla bol su tüketilmeli. Bu yaklaşık 2 litre veya üzeri olmalıdır. Sahur öğünü atlanmamalı ve uyku düzeni korunmalı. Baş ağrısını önlemek amacıyla sahurda ağrı kesici kullanımının yalnızca ilk günlerde sınırlı olarak düşünülebilir" dedi. Ramazan ayında baş ağrısı atakları sıklaşan migren hastalarında koruyucu tedavilerin uygulanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Uzar, "Ayda 7-8 günden fazla baş ağrısı yaşayan migren hastalarında botulinum toksin uygulamaları veya migren aşısı olarak bilinen önleyici tedaviler baş ağrısı sıklığını azaltmada etkili olabilmektedir. Ayrıca bazı hastalarda baş ve boyun bölgesindeki ağrılı noktalara yapılan lokal tedaviler ve destekleyici yöntemler de fayda sağlayabilir" diye konuştu. Prof. Dr. Ertuğrul Uzar, Ramazan ayında baş ağrısı yaşayan kişilerin yaşam tarzı düzenlemelerine dikkat etmeleri ve şikâyetlerin sıklaşması durumunda mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurmaları gerektiğini vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.