Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Belirtiler

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Belirtiler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Belirtiler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kadınlarda kalp krizinin 8 işareti Haber

Kadınlarda kalp krizinin 8 işareti

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, kadınlarda kalp krizinin her zaman şiddetli göğüs ağrısıyla ortaya çıkmayabileceğine dikkat çekerek; aşırı yorgunluk, hazımsızlık, çene ve sırt ağrısı, göğüste yanma, nefes darlığı, kol ağrısı ve bulantı gibi belirtilerin de önemsenmesi gerektiğini belirtti. Kalp krizinin belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, özellikle kadınlarda bazı şikâyetlerin günlük yaşamda sık karşılaşılan sağlık sorunlarıyla karıştırılabildiğini söyledi. Koçaş, "Kalp krizi denildiğinde ilk akla gelen belirti göğüs ağrısı olsa da kadınlarda tablo her zaman bu kadar belirgin olmayabilir. Bazen aşırı yorgunluk, nefes darlığı, hazımsızlık veya sırt ağrısı gibi daha farklı yakınmalar ön plana çıkabilir. Bu nedenle ani başlayan ve kişinin alışık olmadığı belirtileri göz ardı etmemek önemlidir" dedi. Prof. Dr. Koçaş, kadınlarda kalp krizinin 8 belirtisini de sıraladı: 1. Aşırı yorgunluk: Günlük yoğunluğun ardından ortaya çıkan normal yorgunluk ile açıklanamayan ve kişinin günlük işlerini yapmakta zorlanmasına neden olan yoğun halsizliğin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Koçaş, özellikle kas güçsüzlüğü, nefes darlığı veya diğer belirtilerle birlikte görülen aşırı yorgunluğun dikkate alınması gerektiğini ifade etti. 2. Hazımsızlık: Kalp krizinin bazı kadınlarda mide rahatsızlığı veya hazımsızlık hissiyle ortaya çıkabileceğini belirten Koçaş, göğüs bölgesindeki yanma ve rahatsızlığın mide kaynaklı bir sorunla karıştırılabileceğini söyledi. Normalden daha şiddetli, uzun süren veya kişinin alışık olmadığı hazımsızlık benzeri şikâyetlerin önemsenmesi gerektiğini vurguladı. 3. Çene ve sırt ağrısı: Kalp kaynaklı ağrının yalnızca göğüs bölgesinde hissedilmediğine dikkat çeken Koçaş, ağrının çeneye, sırta, omuzlara ve bazen dişlere kadar yayılabileceğini belirtti. Özellikle ani başlayan ve belirgin bir nedeni bulunmayan çene veya sırt ağrısına başka belirtilerin eşlik etmesi durumunda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. 4. Göğüste yanma hissi: Kalp krizi sırasında oluşan rahatsızlığın bazı kişilerde reflüveya mide yanmasıyla karıştırılabileceğini ifade eden Koçaş, daha önce yaşanmamış şekilde aniden ortaya çıkan, dinlenmekle geçmeyen veya devam eden göğüste yanma ve baskı hissinin kalp kaynaklı olabileceğine dikkat çekti. 5. Nefes darlığı: Dinlenme sırasında ortaya çıkan nefes darlığının önemli bir uyarı işareti olabileceğini belirten Koçaş, "Bir kişi daha önce rahatlıkla yaptığı günlük aktivitelerde aniden nefes nefese kalmaya başladıysa veya otururken bile nefes almakta zorlanıyorsa bu durumu önemsemelidir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı olmadan da kalp krizinde görülebilir" dedi. 6. Kol ağrısı: Kalp krizinde ağrının göğüsten kola doğru yayılabileceğini ifade eden Koçaş, sol kolda daha sık görülmekle birlikte her iki kolun da etkilenebileceğini söyledi. Ani başlayan, nedeni açıklanamayan kol ağrısının özellikle göğüste baskı, nefes darlığı veya bulantı gibi şikâyetlerle birlikte ortaya çıkması durumunda değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. 7. Bulantı: Bulantının da kadınlarda kalp krizine eşlik edebilen belirtiler arasında yer aldığını söyleyen Koçaş, soğuk terleme, baş dönmesi ve sersemlik hissinin de tabloya eşlik edebileceğini ifade etti. Bu yakınmaların mide-bağırsak sorunlarıyla karıştırılabildiğini ancak diğer belirtilerle birlikte ve ani şekilde ortaya çıktığında dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. 8. Göğüs ağrısı ve sıkışma: Göğüs ağrısının kalp krizinin en bilinen belirtisi olduğunu belirten Prof. Dr. Koçaş, bu şikâyetin her zaman keskin bir ağrı şeklinde hissedilmediğinin altını çizdi. Göğüste baskı, sıkışma, ağırlık veya gerginlik hissinin de kalp krizinin habercisi olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, "Özellikle ani başlayan göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı ya da kola, çeneye ve sırta yayılan ağrı gibi belirtilerin birkaçının bir arada görülmesi durumunda zaman kaybedilmemeli. Kalp krizinde erken müdahale, kalp kasında oluşabilecek hasarın sınırlandırılması açısından büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.

Keneye Karşı Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor Haber

Keneye Karşı Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene vakalarında artış yaşanırken, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı da yeniden gündeme geldi. Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirterek, hastalıktan korunmada kişisel önlemlerin büyük önem taşıdığını vurguladı. KKKA Nedir? Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi’nin kenelerin insanları ısırmasıyla bulaşan bir virüs tarafından oluşturulan ve ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve daha ciddi olgularda kanama gibi bulgu ve belirtiler oluşturarak ölümlere neden olabilen zoonotik, yani hayvanlardan insanlara bulaşan bir hastalık olduğunu söyledi. Hastalığın ilk olarak Kırım bölgesinde, sonraki yıllarda ise Kongo’da tespit edildiğini belirten Özsoy, 1969 yılında bu iki bölgede görülen virüslerin aynı olduğunun anlaşılması üzerine hastalığın “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” olarak isimlendirildiğini ifade etti. “Vakalar Bahar ve Yaz Aylarında Artıyor” KKKA vakalarının, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirten Özsoy, hastalığın Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat’ta tespit edildiğini söyledi. Hastalığın çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığını kaydeden Özsoy, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Tokat, Yozgat, Sivas, Amasya, Çorum, Çankırı, Bolu, Kastamonu ve Karabük’ün hastalığın yoğun görüldüğü iller arasında yer aldığını dile getirdi. “Bulaşma Yollarına Dikkat” Hastalığın ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaştığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığın bulaştırıcısı olan asıl kene türünün Hyalomma marginatum olduğunu söyledi. Özsoy, bunun yanı sıra hastalığın viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku ve vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabildiğine dikkat çekti. “Belirtiler ve Kuluçka Süreci” Kuluçka döneminin genellikle 1 ila 3 gün arasında değiştiğini, en fazla ise 9 güne kadar uzayabildiğini belirten Özsoy, enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında bu sürenin 5 ila 6 gün, en fazla ise 13 gün olabileceğini ifade etti. “Hastalığın Özel Bir Tedavisi Bulunmuyor” KKKA’nın özel bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Özsoy, tedavinin esasını destek tedavisinin oluşturduğunu söyledi. Günümüzde hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmadığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. “Her Yıl Nisan-Ekim Arasında Görülüyor” Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmaların Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü ifade eden Özsoy, kişisel korunma önlemlerinin alınmasının hastalığın kontrolünde ön planda olduğunu söyledi. Türkiye’de KKKA’nın her yıl nisan-ekim ayları arasında görüldüğünü, haziran ve temmuz aylarında ise vaka sayılarının zirveye ulaştığını belirten Özsoy, hastalığın yaklaşık yüzde 4-5 oranında ölümcül seyredebildiğini dile getirdi. Özsoy, 2002-2024 yılları arasında Türkiye’de 17 bin 132 vaka görüldüğünü ve 819 ölüm kaydedildiğini belirterek, en yüksek vaka sayısının 2009 yılında 1.318 vaka olarak gerçekleştiğini, 2017 yılında ise 343 vakanın tespit edildiğini söyledi. Hastalığın halen ülkemiz açısından önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti. “Risk Altındaki Meslek Grupları” Hastalığın özellikle endemik bölgelerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, enfekte hastalarla temas eden sağlık personeli, laboratuvar çalışanları, hasta yakınları, askerler ve kamp yapan kişiler açısından risk oluşturduğunu belirten Özsoy, bu grupların daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. “Basit Tedbirlerle Korunmak Mümkün” Kene yönünden riskli alanlara gidilirken vücudu örten kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Özsoy, pantolon paçalarının çorap içine sokulmasının ve açık renkli kıyafetlerin kullanılmasının kenelerin fark edilmesini kolaylaştırdığını ifade etti. Riskli alanlardan dönüldüğünde vücudun dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Özsoy, kene tutunması halinde çıplak elle temas edilmeden uygun bir malzeme yardımıyla çıkarılması gerektiğini söyledi. Kenenin erken çıkarılmasının hastalığın bulaşma riskini azalttığını belirten Özsoy, kişinin keneyi çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Hayvanların sağlıklı görünse bile hastalığı taşıyabileceğine dikkat çeken Özsoy, hayvanların kanı, vücut sıvıları ve dokularına çıplak elle temas edilmemesi gerektiğini söyledi. “Kene Çıplak Elle Ezilmemeli” Kenelerin uçan ya da zıplayan canlılar olmadığını, yerden yürüyerek insan vücuduna tırmandığını belirten Özsoy, vücuda tutunan veya hayvanlar üzerinde bulunan kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerektiğini vurguladı. Kenelerin üzerine sigara basılması ya da kolonya ve gaz yağı gibi maddeler dökülmesinin yanlış bir uygulama olduğunu ifade eden Özsoy, bunun kenenin kasılmasına neden olarak virüsü kişiye bulaştırma riskini artırabileceğini söyledi. “Temas Sonrası Takip Önemli” Kene tutunan kişilerin 10 gün boyunca halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini izlemeleri gerektiğini belirten Özsoy, bu belirtilerden herhangi birinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti. Maruz kalan kişilerin günlük vücut ısısı ölçümü ve haftalık tam kan sayımı da dahil olmak üzere iki haftalık bir izlem sürecinden geçirilmesi gerektiğini kaydeden Özsoy, karantina uygulanmasına gerek olmadığını söyledi. İzlem döneminde ateşli bir hastalık gelişmesi durumunda tanısal testlerin yapılması gerektiğini belirten Özsoy, Ribavirinin koruyucu amaçla kullanımının rolünün ise halen netlik kazanmadığını ve daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. “Çevre Temizliğinde Çamaşır Suyu Etkili” Çevre temizliği konusunda da bilgi veren Özsoy, sodyum hipokloritin, yani çamaşır suyunun virüse karşı oldukça etkili olduğunu söyledi. Kan ve vücut sıvılarıyla kirlenmiş yüzeylerde 1’e 10’luk solüsyonların kullanıldığını belirten Özsoy, organik materyaller uzaklaştırıldıktan sonra uygulanmasının etkinliği artırdığını ifade etti. Hazırlanan solüsyonların 24 saat sonra etkinliğinin azaldığını kaydeden Özsoy, bu nedenle günlük hazırlanması gerektiğini ve hazırlanan ortamın iyi havalandırılmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.