Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Barış

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Barış haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Barış haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dışişleri Bakanı Fidan "Netanyahu tehdidi ile uluslararası sistem savaşmalıdır" Haber

Dışişleri Bakanı Fidan "Netanyahu tehdidi ile uluslararası sistem savaşmalıdır"

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Türkiye'yi hedef alan açıklamaları üzerine, "Uluslararası toplumun şu ana kadar yapmadığı görevi yerine getirip bu caniyi durdurması, bu soykırımcının bölgeye, İsrail'e, Yahudi halkına ve bütün dünyaya zarar vermesinin önüne geçmek gerekiyor. Bu sadece bizim değil bütün bölgenin ve uluslararası toplumun büyük bir tehdididir. Bu Netanyahu tehdidi ile bu uluslararası sistem savaşmalıdır" dedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul'da düzenlenen Mekke Ortak Savunma İttifakı toplantısının ardından kameralar karşısına geçti. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Fidan, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Türkiye'yi hedef alan açıklamaları, Rusya-Ukrayna savaşı ve Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. "Mekke Ortak Savunma İttifak'ı genişlemek için kurulmuş bir ittifak" Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Hakan Fidan, Mekke Ortak Savunma İttifakı'na başka ülkelerin katılımı konusunda şunları söyledi "İttifakımıza başka ülkelerin katılım konusu anlaşma gereği mümkün. İttifaka katılış süreçleri ile ilgili bir yol haritası konusunda da çalışıyoruz. İttifak zaten genişlemek için kurulmuş bir ittifaktır. Başlangıç itibarıyla temellerinin çok iyi atılması gerekiyor. Kurumsallaşmanın çok iyi yapılması gerekiyor. Biz bir yandan çok ciddi kurumsallaşmış, sorunalar sahip çıkabilen, bölgeye gerçek manada barış getiren bir temel atarken, diğer yandan da ittifakın genişlemesi konusunda hem fikiriz. Ama bu bir süreç içerisinde olacak. İttifaka gelen müttefik iyi altyapısı olan kurulmuş bir yapıya dahil olmalı. Biz şu an işin zor kısmı olan kuruluş aşamasını hep birlikte bitirmeye çalışıyoruz" "Biz bu ittifakı barışın, istikrarın ve refahın anahtarı olarak görüyoruz" İttifakın bölgede üstleneceği rolü anlatan Bakan Fidan, "Maalesef uzun yıllar ülkemizin orta doğuya bakan kısmında istikrasızlığa zemin hazırlayacak bir çok sorun alanı oluştu. Türkiye ortakları ile birlikte yapıcı bir yaklaşımla ileri bir vizyonla bölgedeki yaşanmış negatif ve pozitif olaylardan ders çıkararak ortaya bir vizyon koydu. Bu vizyon neticesinde bu ittifak bugün hayata Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde geçiyor. Biz bu ittifakla bölgede daha büyük bir istikrarın oluşacağını göreceğiz. Belirsizlik azalacak. Aktörlerin tavırları daha belirgin hale gelecek. Belirsizlik azalınca istikrar ortamı üzerine daha fazla yatırım yapabileceksiniz. Bölgede aslında çok fazla kaynak var ama istikrar ve güven ortamı olmadığı için bölge halkları gereksiz yere bir ton sıkıntı çekmekte. İnşallah biz bu ittifakı barışın, istikrarın ve refahın anahtarı olarak görüyoruz. Niyetimiz bu yönde. İnşallah amelimiz de bu yönde olacak" ifadelerini kullandı. "Netanyahu tehdidi ile uluslararası sistem savaşmalıdır" İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Türkiye'yi hedef alan açıklamalarına yanıt veren Bakan Fidan, "Bir süredir seçim sürecine girdiği andan itibaren Netanyahu hükümeti ve destekçilerinin artan bir şekilde Türkiye'ye yönelik söylemi var. Cumhurbaşkanımızı ve bazı arkadaşlarımızı hedef alan yaklaşımları var. Biz bunu baştan beri takip ediyoruz. İnsanlığın ve uluslararası toplumun ve güvenliğin ortak düşmanı haline gelmiş Netanyahu canisi, soykırımcısı bu noktada ciddiye alınacak bir insan değildir. Netanyahu'nun muhatap olduğu ana kitle uluslararası sistemdir. Çünkü sadece Türkiye için değil bütün küresel güvenlik için Netanyahu ve onunla birlikte hareket eden soykırımcı kitle bir tehdit oluşturmaktadır. Bunu sadece Türkiye'nin problemi gibi düşünmek büyük bir hata. Burada uluslararası toplumun şu ana kadar yapmadığı görevi yerine getirip bu caniyi, bu soykırımcı durdurması, bu soykırımcının bölgeye, İsrail'e, Yahudi halkına ve bütün dünyaya zarar vermesinin önüne geçmek gerekiyor. Filistinli kanı dökmekten zevk alan, Müslüman kanı dökmekten zevk alan bu caninin artık durdurulması gerekiyor. Bunun durduğu yer İsrail'e de büyük zarar, Filistin'e zaten zarar, bölgeye de büyük zarar. Konuşmalarına baktığınız zaman Filistin devletinin kurulmasını istemiyor, bölgedeki ülkelerde devam eden işgalin vazgeçmesini istemiyor, soykırımcı ve işgalci yaklaşımın devamını istiyor. Bu sadece bizim değil bütün bölgenin ve uluslararası toplumun büyük bir tehdididir. Bu uluslararası toplum büyük bir tehdididir. Bu Netanyahu tehdidi ile bu uluslararası sistem savaşmalıdır" şeklinde konuştu. Bakan Hakan Fidan, Rusya Ukrayna savaşı nedeniyle Karadeniz'de seyrüsefer güvenliği konusunda yaşanan sıkıntıların sorulması üzerine "Bu gerçekten büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Sadece Karadeniz güvenliği için değil, global gıda güvenliği için de sorun oluyor. Biliyorsunuz Rusya ve Ukrayna'dan gelmesi gereken tahıl ürünleri dünya marketlerine gidemediği için bize birçok ülkeden bu konuda müracaat geliyor. Bizim hazırladığımız bir çalışma var. Her iki tarafla da temas halindeyiz. Geçmişte yaptığımız gibi inşallah gerekli şartların oluşması durumunda tahıl anlaşmasına benzer bir anlaşmayı yapmak için çalışıyoruz. Tabii ki devam eden savaşta tarafların giderek yöntem geliştirmeleri artık hedef alınmayan hiçbir yer kalmaması, savaşı bir yıpratma savaşında yok etme savaşına dönüştürmüş durumda. Bunun da tabii engellenmesi gerekiyor. Bu noktadaki çalışmalarımız devam ediyor" diye konuştu.

Osmangazi’de Büyük Zaferin Ruhu Gururla Yaşandı Haber

Osmangazi’de Büyük Zaferin Ruhu Gururla Yaşandı

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının 26 Ağustos 1922’de başlattığı Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin zaferle sonuçlanmasıyla büyük bir başarıya ulaştı. Büyük Zafer’in 104’üncü yıl dönümü dolayısıyla Osmangazi Belediyesi tarafından Ördekli Kültür Merkezi’nde “Bir Memleket Hikayesi” programı düzenlendi. Programda usta oyuncu Altan Erkekli, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini ve Kurtuluş Savaşı’nın destansı hikayesini etkileyici anlatımıyla izleyicilere aktardı. Erkekli’nin anlatımına, solistler Adile Kurt Karatepe ve Tuncay Kemertaş, Anadolu’nun eşsiz türküleriyle eşlik etti. Duygu Dolu Anlar Milli Mücadele ruhunun, bağımsızlık tutkusunun ve vatan sevgisinin güçlü bir anlatımla sahneye taşındığı gösteri, izleyicilere duygu dolu anlar yaşattı. Programa Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın yanı sıra protokol üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Gösteriyi büyük bir ilgiyle takip eden katılımcılar, ellerindeki Türk bayraklarıyla türkülere eşlik ederken, sanatçıları alkışlarıyla destekledi. “Bir Memleket Hikayesi”, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın coşkusunu ve milli mücadele ruhunu izleyicilere bir kez daha yaşattı. “Milli ve Manevi Değerlerimizi Unutmamak ve Unutturmamak Gerekiyor” Manevi atmosferi bir kez daha yaşadıklarını ifade eden Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, “Bugün bu programları gerçekleştirebiliyorsak, özgür ve bağımsız bir şekilde yaşayabiliyorsak, bunu başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarına ve aziz şehitlerimize borçluyuz. Onları bir kez daha saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Onlar, ‘Ya istiklal ya ölüm’ diyerek bu toprakların yeniden bizim yurdumuz olarak kalmasını sağladılar. Bu bayramları kutlarken milli ve manevi değerlerimizi unutmamak ve unutturmamak gerekiyor. Bu akşam Sayın Altan Erkekli ve değerli sanatçılarımızla birlikte bu manevi atmosferi hep birlikte yaşadık. Bağımsızlığımızın sembolü olan 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun” şeklinde konuştu. “Kurtuluş Savaşı’nı Defalarca Hissederek ve Yaşayarak Anlatacağız” Bu toprakların ilelebet Cumhuriyet ile payidar kalması için çalışacaklarını belirten usta oyuncu Altan Erkekli ise, “104 yıl önceki kahramanların bize bu Cumhuriyet’i nasıl emanet ettiklerini bir kez daha hatırlayarak, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşları olmak üzere, bu ülke için canını feda edenlerin ruhlarını bir kez daha saygıyla anıyoruz. Bizden sonraki kuşaklara, tarihimizin unutulmayacak, bütün dünyaya örnek olmuş bu Kurtuluş Savaşı’nı defalarca hissederek ve yaşayarak anlatacağız. Biz, bu Cumhuriyet’in ilelebet yaşaması adına, yavrularımıza bize emanet edilen ülkeyi barış içinde bırakmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ duygusuyla hareket edip, bu toprakların ilelebet Cumhuriyet ile payidar kalması için çalışacağız. Onun için bu anmalar çok anlamlı oluyor. Osmangazi Belediyesi’nin bu anlamlı organizasyonunda bulunduğum için tüm emeği geçenlere, başta Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın olmak üzere, sonsuz teşekkür ve minnetlerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı. “Kahramanlarımızı Türkülerle Yad Ettik” 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümünü kutladıklarını söyleyen solist Tuncay Kemertaş da, “Osmangazi Belediyesi’nin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümü dolayısıyla düzenlediği programda, türküler ve 30 Ağustos’un ruhuna uygun anlatımlarla başta Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, şehitlerimizi, gazilerimizi ve tüm kahramanlarımızı yad ettik. Usta oyuncu Altan Erkekli’nin anlatımı, Adile Kurt Karatepe ile söylediğimiz türkülerle 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümünü kutladık” diye konuştu. Programın sonunda Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, günün anısına usta oyuncu Altan Erkekli ile solistler Adile Kurt Karatepe ve Tuncay Kemertaş’a çiçek ve plaket takdim etti.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’ndan Suriye ve bölgesel barış mesajı: Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır Haber

CHP lideri Kılıçdaroğlu’ndan Suriye ve bölgesel barış mesajı: Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda SDG’nin silahlı yapılarının Suriye devletine entegrasyonu yönündeki gelişmelerin hem Suriye’nin geleceği hem de bölgenin huzuru açısından önemli olduğunu ifade etti. Suriye Kürtlerinin kimlikleri ile temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu, tüm etnik ve inanç gruplarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği demokratik ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye’nin hem Türkiye’nin hem de bölge halklarının çıkarına olacağını vurguladı. Türkiye açısından da önemli bir fırsat doğduğunu belirten Kılıçdaroğlu, Kürt meselesinin silah ve çatışma zemininden çıkarılarak demokratik siyaset, hukuk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında çözülmesi gerektiğini dile getirdi. Türkiye’de yürütülen sürecin silahların tamamen bırakılması, terörün sona ermesi ve demokrasinin güçlenmesiyle sonuçlanmasını temenni etti. Kılıçdaroğlu, yıllar önce önerdiği Ortadoğu Barış ve İş Birliği Teşkilatı (OBİT) fikrini de hatırlatarak, Türkiye, İran, Irak ve Suriye öncülüğünde kurulacak bölgesel bir barış ve iş birliği yapılanmasının Orta Doğu’nun geleceği açısından tarihî bir ihtiyaç olduğunu söyledi. Orta Doğu’nun kaderini dış güçlerin değil, bölge halklarının ortak iradesinin belirlemesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, paylaşımında, Türkiye’nin kendi içinde barışı, demokrasiyi ve kardeşliği güçlendirmesi halinde bölgede de barışın öncüsü olabileceğini belirterek, Suriye’de istikrar, Filistin’de akan kanın durması, İran’a yönelik saldırıların sona ermesi ve bölgenin diplomasinin merkezi haline gelmesi çağrısında bulundu. Kılıçdaroğlu mesajını, “Türkiye, Orta Doğu’da savaşların tarafı değil, barışın kurucu gücü olmalıdır. Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır” sözleriyle tamamladı.

Bakan Tekin: " Ramazan ayı etkinliklerini yaptığımız için bizi gerici, sapkın bir azınlık diye tanımladılar" Haber

Bakan Tekin: " Ramazan ayı etkinliklerini yaptığımız için bizi gerici, sapkın bir azınlık diye tanımladılar"

Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, "Ramazan ayında çocuklarımızın Türkiye Yüzyılı özelinde tanımladığımız merhamet, yardımlaşma, vatanseverlik, milli birlik gibi duygularla ilişkisini kurarak Ramazan ayında çocuklarımız Ramazan ayını yaşasınlar istedik. Maalesef Türkiye'de iktidar ne yapsa karşı çıkan birileri var. Öyle tuhaf argümanlarla karşı çıktılar ki, bir grup akademisyen bildiri yayınladı. Bildirilerinde ne dediler biliyor musunuz? Bir, Trump'ın ipine sarılmakla suçladılar beni. İki, gerici, sapkın bir azınlık diye bizi tanımladılar. Ramazan ayını bu şekilde değerlendirdiğimiz için. Ramazan ayı etkinliklerini yaptığımız için bizi toplumu Talibanlaştırmakla suçladılar. Bunu isimlerinin başında unvanları olan, kendilerince saygın olduğunu iddia eden kişiler yaptı" dedi. Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, Genç Diplomasi Derneği (GDD) tarafından Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda gerçekleştirilen Bosphorus Diplomasi Formuna katılım sağladı. Salı günü başlayan formun 4'üncü gününde gençlerle bir araya gelen Bakan Tekin, ‘ Yeni Yüzyılda Eğitimin Dönüşümü' isimli panelde BDF'26 Akademi Başkan Yardımcısı Mutullah Ömer Faruk Yayan, BDF'26 Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı Elif Toprak ve BDF'26 Halkla İlişkiler Başkanı Ömer Can'ın sorularını yanıtladı. Yapay zekanın eğitim ve öğretime etkisiyle ilgili soruyu yanıtlayan Bakan Tekin, "İki tane bakış açısı var. Birinci bakış açısı, önümüzdeki süreçte öğretmenlere ihtiyaç kalmayacak, her şeyi yapay zeka üzerinden yürüyecek. Ben bu bakış açısına katılmıyorum. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Ben ikincisini söyleyeceğim taraftayım. Eğitim ve öğretim süreçleri daha da form değiştirecek. Okulda öğretmenlerimizin daha az bilgi verdiği ama birlikte yaparak ürettikleri, birlikte yaparak öğrencilere rehberlik ettiği bir forma dönüşecek öğretmenlik ve okullardaki eğitim öğretim süreçleri. Buraya dönüştüğü zaman öğrencilerin yapay zekadan herhangi bir ödevi ya da bir projeyi kolaycılıkla yapmasını da bir problem olmaktan çıkaracak. Oradan bilgiyi alması, okulda öğretmeniyle birlikte bunu hayata geçirmesine engel olmayacak, tam tersine kolaylaştıracak." dedi. Yapay zeka uygulamalarının inanılmaz derecede hızlı geliştiğine dikkat çeken Tekin, "Ama önemli olan şey şu, bakış açımızı şöyle oturtmamız lazım; yapay zekayı insan hayatını kolaylaştıran, insan hayatını anlamlı hale getiren ve en sonunda benim forumun konusuyla da ilgili olduğu biçimde insanlığı önceleyen bir arka plan yazılımına dönüştürebilmek lazım. Hep beraber bunu oluşturabilmeliyiz. Ben bundan 10 yıl sonra öğretmen arkadaşlarımızın yapay zekadan yaygınlaştığı bir eğitimde öğretmen arkadaşlarımızın rolünün insanlara bilgi vermek değil, rehberlik etmek; birlikte bir sosyal projeyi yapmak, birlikte bu konuda etkinlikler organize etmek yani eğitim öğretim süreçlerinde öğrendikleri şeyi toplumun yararına kullanabilecek rehberlik faaliyetlerine dönüşeceğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı. " Asli vazifemiz bize emanet edilen çocuğu manevi değerlerine sahip çıkan, ülkesine sadakatle bağlı bir şekilde yetiştirmek" "Müfredatınız ile ahlaki, erdemlilik farkındalığını pekiştiren faaliyetler hakkındaki soruyu da yanıtlayan Bakan Tekin, "Benim Milli Eğitim sistemiyle ilgili en önemli beklentim; Milli Eğitim Bakanlığının kendisine emanet edilen, 12 yıl boyunca emanet edilen bir genci, bir çocuğu önce bu ülkeye, bu ülkenin geleceğine, bu ülkenin geçmişine, içinde yaşadığı milletin değerlerine, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, ülkesine sadakatle bağlı bir şekilde yetiştirmek. Bize emanet edilen çocuklarla ilgili asli vazifemiz bu. O yüzden bizim Bakanlığımızın adı Milli Öğretim değil de Milli Eğitim Bakanlığı. Bunu yapmak bizim kanunen asıl görevimiz burası. Diğer kısmını da yapacağız kuşkusuz. Öğretimle ilgili kısmını. Ama ikisinden herhangi birini ihmal etmemeliyiz." şeklinde konuştu " Biz çocuklarımızı barış, insan hakları konusunda eğitmemiz lazım, farkındalık oluşturmamız lazım" 2023'ten itibaren de yapılan etkinliklerin, özellikle daha eksik olduğu düşünülen milli ve manevi değerlere sahip çıkılması konusundaki hassasiyeti artırmak üzere yapıldığını aktaran Tekin, şunları söyledi: Müfredatın içerisine milli ve manevi değerlerimizi yerleştirdik. Başladığımız günden beri de yani 2023'ten beri bu ülkede çocuklarımızın konjonktürel olarak gündeminde olan, takvim olarak gündeminde olan, ülke gündeminde olan bazı şeyleri çocuklarımız okullarda bu felsefeye uygun bir biçimde algılasınlar diye etkinlikler yaptık. Mesela unutulduğu için hatırlatmakta fayda var; İsrail'in Filistin'e, Gazze'ye ilk saldırısı başladığı yıl, Ekim ayında hemen Pazartesi günü okullarımızda çocuklar öğrensin diye 1 dakikalık saygı duruşuyla başladık. Her eğitim-öğretim döneminde bu tür konuları önceledik. Geçtiğimiz yıl İsrail-Filistin barış yani İsrail saldırılarının durdurulacağı ateşkes olduğu gelince bu sefer o eğitim-öğretim dönemini biz Çanakkale'den Gazze'ye Vatan Savunması temasıyla başlattık. Ateşkes sonra da Filistin'deki kardeşlerimize destek olacak nitelikte okullarımızda hayır etkinliği düzenledik. Bu, çocuklarımızın dünyada insan hakları hani Cumhurbaşkanımız diyor ya dünyada 5'ten büyüktür dünyada insan haklarının, barışın egemen bulunması bizim atalarımızın, dedelerimizin önemsediği bir konuydu. Dünyanın neresine giderseniz gidin bir zulüm söz konusu olduğunda, bir baskı söz konusu olduğunda insanlar Türk'ler gelecek bizi kurtaracak diye beklenti içerisindedir Dolayısıyla biz çocuklarımızı barış, insan hakları konusunda eğitmemiz lazım, farkındalık oluşturmamız lazım. Oradan başladık. Geçtiğimiz yıl Ramazan'dan önceki Şubat ayında da okulları başlatırken bayrak sevgisiyle başladık. Bayrağın ne anlama geldiğini çocuklar bilsinler" "Ramazan ayı etkinliklerini yaptığımız için bizi toplumu Talibanlaştırmakla suçladılar" Ramazan ayında yapılan etkinliklere de değinen Tekin, "Ramazan ayı bizim açımızdan, bizim toplumumuzda önemli bir ay. Ramazan ayında oruç tutulsun tutulmasın insanlar komşularını iftara çağırırlar, ihtiyaç sahiplerine yardım ederler, birlikte oruç açarlar, birlikte sahur yaparlar. Böyle manevi anlamda yardımlaşma ikliminin azami noktaya çıktığı bir dönem Ramazan ayı. Ve böyle baktığımızda da ülkede ulusal birlik açısından çok önemli. Biz de Ramazan ayında çocuklarımızın Türkiye Yüzyılı özelinde tanımladığımız merhamet, yardımlaşma, vatanseverlik, milli birlik gibi duygularla ilişkisini kurarak Ramazan ayında çocuklarımız Ramazan ayını yaşasınlar istedik. Maalesef Türkiye'de iktidar ne yapsa karşı çıkan birileri var. Öyle tuhaf argümanlarla karşı çıktılar ki bir grup akademisyen bildiri yayınladı. Bildirilerinde ne dediler biliyor musunuz? Bir, Trump'ın ipine sarılmakla suçladılar beni. İki, gerici, sapkın bir azınlık diye bizi tanımladılar. Ramazan ayını bu şekilde değerlendirdiğimiz için. Ramazan ayı etkinliklerini yaptığımız için bizi toplumu Talibanlaştırmakla suçladılar. Bunu isimlerinin başında unvanları olan, kendilerince saygın olduğunu iddia eden kişiler yaptı. Bakın bu eleştiri değil. Bu bir hakaret. Bir, bana 'gerici, sapkın bir azınlık' diyorsun. İki, benim yaptığım şeylerle toplumun değerleri arasındaki bağlantıyı kurduğum için toplumu da 'Talibanlaşmış' sayıyorsun. Dolayısıyla ben de bunun üzerine arkadaşlara 'Suç duyurusunda bulunun' dedim. Olmaz, hakaret çünkü. Ve Ramazan ayında böyle bir şeyi yaşadık ve tüm bu eleştirilere rağmen Milli Eğitim camiasında, toplumda çok güzel karşılık buldu ve istediğimiz şekilde Ramazan ayı toplumda bir farkındalık oluşturdu yardımlaşma, dayanışma açısından. Çok güzel bir etkinlik oldu. O yüzden bu etkinliğe destek olan öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum." diye konuştu. " Sınavla ilgili hiçbir değişiklik şu an gündemimizde yok" YKS ile ilgili soruya da cevap veren Tekin, " ‘Yeni müfredat geldi, sınav sistemi değişiyor.' diye bir spekülasyon yapıyorlar. Böyle bir şey yok arkadaşlar şu an gündemimizde. Ne bizim, ne de YÖK'ün gündeminde. Sınav sistemine ilişkin bir değişiklik yok. Yani ne liselere geçiş, ne üniversiteye geçiş. Ama ne değişmesi lazım? Hem liselere geçiş, hem üniversiteye geçiş sınavlar müfredattan olduğuna göre. Eski müfredata göre olan soruların önümüzdeki yıldan itibaren artık bir esprisi kalmayacak. Dolayısıyla, arkadaşlarımızın ona dikkat etmesi lazım. Şu anda hem ÖSYM, hem bizim bakanlık, bu yıl değil de bir sonraki yılın LGS ve YKS soruları için yepyeni bir havuz oluşturuyor. Sınavla ilgili bir değişiklik yok ama, sınavın içeriği ve soru havuzu yeni müfredata göre olacak. Öyle olmak zorunda zaten. Çünkü biz diyoruz ki; zaten sınav müfredattan olacak, Milli Eğitim'in ders kitaplarından olacak. Ortaöğretim, lise müfredatından çıkartıldıysa ondan soru sormayacağız demektir. Yapacağımız değişiklik sadece bu. Birileri sınav sistemini "Şöyle değiştiriyorlar, böyle değiştiriyorlar." diye bir şeyleri yazıyorlar, çiziyorlar sağda solda. Ben görünce ben de şaşırıyorum, nereden çıkartıyorlar bunları? Öyle bir şey yok. Sınavla ilgili hiçbir değişiklik şu an gündemimizde yok. Sadece dediğim gibi, sorular eski müfredata göre olan soru havuzu doğal olarak gözden geçirilecek. Yeni müfredata göre bir soru havuzu olacak" ifadelerini kullandı.

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Haber

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e mülakat verdi. İngilizce ve Arapça olarak yayımlanan mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçlü Mekke Anlaşması fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve bu anlaşmaya giden süreçte hangi gelişmelerin etkili olduğu yönündeki soruya şöyle cevap verdi: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir neticesidir. Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz. Son dönemde yaşananlar, kardeş ve dost ülkeler arasındaki dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye olarak, anlaşmazlıkların derinleşmesini değil, diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduk. Çünkü biliyoruz ki kalıcı barış, sadece çatışmaların sona ermesiyle değil; karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile mümkün. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da işte bu anlayışın bir sonucu. Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki bu anlaşma bölgemizde huzur ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere de açık. Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz. İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir iş birliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık. Bu kapıyı hep açık tutmak, barış ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunmak iradesine sahip ülkeleriz." "Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimin seyriyle bağlantılı olup olmadığı sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şu şekilde yanıtladı: "ABD ile İran arasındaki gerilimin seyri elbette bölgesel gelişmeler bakımından önemli. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır. Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur. Bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için ilgili ülkelerin düzenli istişare içerisinde olması gerektiğini uzun zamandır ifade ediyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Çünkü bölgenin meselelerinin çözümünde dışarıdan dayatılan reçetelerin ne gibi felaketlere yol açtığını biliyoruz. Bu yüzden de Türkiye olarak her zaman bölge ülkelerinin kendi iradesi ve ortak aklı belirleyici kılma yönünde politika yürütüyoruz. Dolayısıyla Mekke’de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz. Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir. Türkiye olarak her zaman gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel iş birliğinin güç kazanmasından yana olduk. Biz, bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz." "Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Anlaşmanın savunma niteliği taşımakla birlikte taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının üç tarafa birden yapılmış sayılacağı maddesinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Evet Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel almakta. Mekke-i Mükerreme’de kardeş ülkeler olarak böyle bir anlaşmaya imza atmış olmanın ayrıca bir önemi var ve bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı. Anlaşma maddelerinde de açık, net ifade edildiği gibi burada esas olan, taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik bir tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesidir. Ancak bunu yalnızca askerî bir hüküm şeklinde değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Türkiye’nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanındaki hamleleri herkes tarafından takdir ediliyor. Bunları yaparken de kardeş ve dost ülkelerle iş birliklerimizi, anlaşmalarımızı yaparak, bölgenin barış ve istikrarını güçlendiren bir mahiyet kazandırıyoruz. Aynı zamanda, bu ittifaka imza atan ülkeler olarak birbirimize tehdit teşkil etmeyeceğimiz, aksine birbirimizin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduğumuz ve içeride birbirimizle dayanışma hâlinde olduğumuz mesajını veriyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın mesajı gayet açıktır, birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirdiğimiz takdirde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin faydasına olacak şekilde hayata geçireceğimize inanıyoruz." "Bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez" "Orta Doğu’daki bölgesel güçlerin daha önce büyük güçlerle sınırlı görülen güvenlik ve istikrarı sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verdikleri söylenebilir mi?" şeklindeki soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık bölge ülkeleri kendi güvenlikleri, kendi istikrarları ve kendi geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumundalar. Bizim öteden beri savunduğumuz yaklaşım da zaten aynen budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler elbette küresel etki oluşturacak sonuçlara yol açabilmektedir. Bölgesel sahiplenmenin, bölgesel dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın güçlenmesine de katkıda bulunacaktır. Türkiye olarak, bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü mekanizmalar kurmasını, güvenlik ve istikrarı birlikte tesis etmesini son derece önemli buluyoruz. Biz bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi düzeyde ilişkiler yürütmekteyiz. Bununla birlikte, bölge ülkeleriyle mevcut iş birliklerimizi daha kalıcı hâle getirmenin faydalı olduğu düşüncesi içindeyiz. Bu çerçevede, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hâle getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inanıyoruz. Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez. Bizim hedefimiz, dışlayıcı bloklaşmalar değil, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzenidir. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye, gerektiğinde sorumluluk almaya ve bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Mekke Anlaşması’nın Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık. Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret bakımından da büyük önem taşıyor. Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlık doğrudan bu bölgenin huzuruyla bağlantılı. Bu teorik bir ifade değildir, son birkaç ayda yaşanan gelişmeler bize bunu gösterdi. Dolayısıyla Körfez’de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımı, yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değerli buluyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inanıyoruz. Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez. Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da at başı ilerlediğini hep ifade etmişimdir. Avrupa yaşadığı büyük savaşların ardından önce birlikte istikrar ve güvenlik sonra ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldi, biz bu kadar acıyı yaşamadan bu noktaya birlikte gidebiliriz. Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil. Körfez’in istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir meseledir. Körfez’in barış ve istikrarını kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." "Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki durumla ilgili bir soruya cevaben şunları aktardı: "Hürmüz Boğazı, bölgesel değil küresel önemi haiz bir nokta. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından da son derece stratejik bir geçiş noktası. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı. Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde. Bunun da gerçekleşmesi, tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı. Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik. Çünkü biliyoruz ki Hürmüz’de ya da Ukrayna’da, Filistin’de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor. Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük. Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hedef, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hâle gelmesi olmalıdır." Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerle ilgili olarak, "Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz. Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda iş birliğimizi de geliştiriyoruz. Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz. Bölgemizin çok ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliği daha da önem kazanmış durumda. Mekke Anlaşması’nın, savunma iş birliği başta olmak üzere, ilişkilerimizin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inanıyoruz. Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira bölgemizdeki en ufak bir krizin başta göç ve terör olmak üzere oluşturduğu etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor. Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum" dedi. "Arzumuz, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşmasıdır" Lübnan’daki son gelişmelere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları ifade etti: "Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil, tarihi bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir. Lübnan’ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir. Lübnan’ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Lübnan’da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan’ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez. Orta Doğu’nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor. Türkiye olarak bizim bütün diplomatik çabalarımızın merkezinde de bu anlayış yatıyor. Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, göz yaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Aoun ile Sayın Başbakan Selam’a da ifade ettik." Cumhurbaşkanı Erdoğan "Suriye’deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi: "Suriye’de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi bakımından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Türkiye olarak en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savunduk. Suriye’nin maruz kaldığı savaş, terör ve istikrarsızlık, bütün bölgeye ağır bedeller ödetti. Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Bu dönemin kalıcı barışa, istikrara ve yeniden imara vesile olması en büyük temennimiz. Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin millî güvenliği de o derece önemli. Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir. Suriye, esasen Aralık 2024’ten bu yana ülkede güvenlik şartlarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükûmetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur. Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir. Bugün Suriye’nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu hâline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye’nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir. Suriye’de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."

Rusya'dan Ukrayna'ya saldırı: 9 ölü, 24 yaralı Haber

Rusya'dan Ukrayna'ya saldırı: 9 ölü, 24 yaralı

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırıları sonucu Zaporijya'da 6 kişi hayatını kaybetti, 19 kişi yaralandı. Dnipro'da ise 3 kişi yaşamını yitirdi, 5 kişi yaralandı. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Zaporijya'ya saldırıda Kuzey Kore yapımı balistik füzeler kullanıldığını belirtti. Rusya ordusu, gece boyu Ukrayna'yı hedef aldı. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenkiy yaptığı açıklamada, Zaporijya'da 6 kişinin hayatını kaybettiği, 19 kişinin de yaralandığını ifade etti. Zelenskiy, "Şehir, Kuzey Kore yapımı balistik füzeler, Zirkon füzeleri ve güdümlü hava bombalarıyla vuruldu. Bu, sivil altyapıya özellikle maksimum zarar vermek üzere planlanmış vahşi bir saldırıydı. Ekipleri, çıkan yangını söndürme çalışmalarına devam ediyor" ifadelerini kullandı. Başkent Kiev de vuruldu Zelenskiy ayrıca, "Kiev'de bir füze saldırısında bulaşıcı hastalıklar hastanesinin binası ve iş yerleri hasar gördü. Herson ve Harkov'da trafo istasyonları gece boyunca vuruldu ve elektrik kesintileri yaşandı. Dnipropetrovsk ve Mikolayiv bölgeleri de saldırıya uğradı. Füzelerin yanı sıra Ukrayna'ya karşı 120'den fazla insansız hava aracı kullanıldı, bunların çoğu Shaded (İran yapımı) tipiydi" bilgisini paylaştı. Zelenskiy, "Rusya'nın attığı her adım, balistik füze üretimini artırmak, Kuzey Kore ekipmanlarını devreye sokmak, seferberlik için hazırlık yapmak, bunların hepsi Moskova'nın barış için değil, tırmanış için hazırlandığını gösteriyor. Dünya şimdi tepki vermeli, beklememeli. Rusya'nın savaşını besleyen işletmelere yönelik daha fazla yaptırım baskısı, Ukrayna'ya daha fazla hava savunma yardımı, bunların hepsi barışa bir şans vermek için gerekli" ifadelerini kullandı. Ukrayna Devlet Acil Servis, Kiev'e yönelik saldırıda 1 kişinin yaralandığını açıkladı. Dnipro'da 3 ölü Dnipro Bölgesi Askeri İdaresi Başkanı Oleksandr Ganzha ise yaptığı açıklamada, Rusya'nın İHA ve topçu saldırıları sonucu Dnipro'da 3 kişinin hayatını kaybettiğin, 5 kişinin de yaralandığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 32 yıl önceki konuşması gün yüzüne çıktı Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 32 yıl önceki konuşması gün yüzüne çıktı

Baba vasiyetiyle gün yüzüne çıkarılan Gemlik TV arşivinden tarihi görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın ilk aylarında yaptığı konuşmayı yeniden gündeme taşıdı. Yaklaşık 32 yıl önce dile getirilen "rüşvet, israf, kardeşlik ve barış" vurguları, Türkiye'nin bugün yaşadığı siyasi gelişmeler ve toplumsal gündem açısından büyük önem taşıyor. Erdoğan oradaki konuşmasında da, "Türkiye her zamankinden daha fazla barışa, sevgiye, kardeşliğe muhtaç" ifadelerine yer veriyor Bursa'nın Gemlik ilçesinde 1993-1995 yılları arasında karasal vericilerle yayın yapan yerel televizyon kanalı Gemlik TV'ye ait görüntü arşivi, yaklaşık 33 yıl sonra dijital ortama aktarılarak yeniden kamuoyunun erişimine açıldı. Merhum Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Mustafa Demirok'un büyük emeklerle oluşturduğu arşivde yer alan tarihi kayıtlar arasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine seçilmesinden kısa süre sonra, canlı yayında Gemlik halkına hitaben yaptığı konuşma da bulunuyor. Ailesinin, Mustafa Demirok'un vasiyetini yerine getirmek amacıyla başlattığı çalışmalar sonucunda, yıllarca uygun olmayan şartlarda depoda muhafaza edilen yüzlerce video kaseti tek tek incelendi. Fiziksel deformasyona uğrayan çok sayıda kayıt kurtarılamazken, korunabilen görüntüler titiz bir restorasyon ve dijitalleştirme sürecinin ardından yeniden izlenebilir hale getirildi. "Gemlik TV Nostalji Kuşağı" adıyla oluşturulan dijital platform üzerinden yayınlanmaya başlanan görüntüler, Gemlik'in sosyal ve kültürel hafızası ile birlikte, Türkiye'nin yakın siyasi tarihine ışık tutan önemli kayıtları da gün yüzüne çıkardı. Kayıtlarda yer alan ve dönemin siyasi aktörlerinden; bakan, milletvekili, siyasi parti genel başkanı ve belediye başkanı gibi figürlerin katıldığı programlar büyük ilgi gördü. Arşivin en önemli bölümlerinden biri ise Eylül 1994 tarihinde dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın canlı yayında Gemliklilere hitap ettiği görüntüler oldu. Henüz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine yeni başlayan Recep Tayyip Erdoğan'ın Gemlik halkına gönderdiği görüntülü mesajda dile getirdiği değerlendirmeler, aradan geçen yaklaşık 32 yıla rağmen güncelliğini koruyan birçok başlığı içeriyor. Dürüst Belediyecilik ve Kamu Hakkı Vurgusu Konuşmasında göreve geldiklerinde karşılaştıkları tabloyu anlatan Erdoğan, su yatırımlarından mali disipline, gelir artışından tasarruf politikalarına kadar birçok konuda yürüttükleri çalışmaları rakamlarla anlatıyor. İSKİ'de sağlanan gelir artışlarını ve gerçekleştirilen tasarrufları örnek gösteren Erdoğan, kamu kaynaklarının etkin ve şeffaf kullanılmasının belediyeciliğin temel ilkelerinden biri olduğunu vurguluyor. Konuşmasında yer alan; "Kimse Refahlı yönetimler için 'bunlar rüşvetçidir, suiistimalcidir, soyguncudur' diyemiyor." ve "Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyecek ve yedirtmeyeceğiz" ifadeleri ise konuşmanın en dikkat çeken bölümleri arasında yer alıyor. Yaklaşık otuz iki yıl önce dile getirilen bu mesajlar, bugün Türkiye'de bazı belediyeler hakkında yürütülen yolsuzluk ve usulsüzlük soruşturmalarının kamuoyunda geniş şekilde tartışıldığı bir dönemde yeniden gündeme geliyor. Erdoğan'ın o yıllarda dile getirdiği şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu hakkının korunmasına ilişkin vurgular, aradan geçen yıllara rağmen güncelliğini koruyan ilkeler olarak değerlendiriliyor. İstanbul'dan Cumhurbaşkanlığına uzanan yolculuğun ilk izleri 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini üstlenen Recep Tayyip Erdoğan, belediyecilik alanında ortaya koyduğu yönetim anlayışıyla sonraki yıllarda Türkiye siyasetinin en önemli aktörlerinden biri haline geldi. 2003 yılında Başbakanlık görevini üstlenen Erdoğan, 10 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleştirilen seçimde halkın doğrudan oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak Türk demokrasi tarihinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Bu yıl 10 Ağustos'ta söz konusu seçimin yıl dönümü idrak edilirken, Gemlik TV arşivinden çıkan bu görüntüler, Erdoğan'ın siyasi yolculuğunun henüz ilk yıllarında dile getirdiği temel yönetim anlayışını ve önceliklerini yeniden hatırlatıyor. "Türkiye Her Zamankinden Daha Fazla Barışa, Sevgiye ve Kardeşliğe Muhtaç" Konuşmanın en dikkat çeken bölümlerinden biri de toplumsal birlik mesajları oldu. Erdoğan, "Ülkemiz her günden daha fazla, her zamankinden daha fazla barışa, sevgiye, kardeşliğe muhtaç" sözleriyle Türkiye'nin ortak değerler etrafında kenetlenmesi gerektiğini vurguladı. "Babamızın vasiyetini yerine getirdiğimiz için çok mutluyuz" Demirok Ailesi adına arşiv çalışmalarını yürüten Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi gazeteci Ömer Faruk Demirok ise yürütülen çalışmanın yalnızca babalarının vasiyetini yerine getirmekten ibaret olmadığını belirtti. Demirok, yıllarca büyük emeklerle oluşturulan görüntülerin Türkiye'nin yakın tarihine ait önemli belgeler niteliği taşıdığını ifade ederek şunları söyledi: "Babamız merhum Mustafa Demirok, Gemlik'in hafızasını oluşturacak çok kıymetli kayıtlar bıraktı. Onun vefat etmeden önce hasta yatağında bizlerden en büyük arzusu, bu görüntülerin kaybolmaması ve gelecek kuşaklara ulaşmasıydı. Biz de aile olarak bu emanete sahip çıktık. Babamızın vasiyetini yerine getirdiğimiz için çok mutluyuz. Rahmetli babamız da keşke hayatta iken bu arşivin yayınlandığını görebilseydi. Yayınlanan görüntülerle ilgili yüzlerce geri dönüş ve teşekkür mesajı aldık. Bu da bizi çok mutlu etti. Dijital ortama aktardığımız kayıtlar arasındaki en önemli görüntü ise Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Gemlik halkına hitaben, stüdyolarımızdan canlı yayında yaptığı konuşma oldu. Bu programa ait özel bir fotoğrafı imkan doğması halinde ailemiz adına Sayın Cumhurbaşkanımıza takdim etmeyi arzu ediyoruz."

Kumbaradaki birikimlerini Filistin'e bağışladılar Haber

Kumbaradaki birikimlerini Filistin'e bağışladılar

Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesinde yaz Kur'an kursuna katılan öğrenciler, kumbaralarında biriktirdikleri harçlıkları Filistin'deki ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştırılmak üzere bağışladı. Duygulandıran etkinlikte öğrenciler, dayanışma ve paylaşmanın önemine dikkat çekti. Süleymanpaşa İlçe Müftülüğü koordinesinde Rüstem Paşa Camisi'nde gerçekleştirilen etkinlikte, yaz Kur'an kursuna devam eden yaklaşık 60 öğrenci bir araya geldi. Öğrenciler, kendi imkanlarıyla biriktirdikleri harçlıkları, Filistin'deki ihtiyaç sahiplerine gönderilmek üzere hazırlanan yardım kumbarasına bıraktı. Harçlıklarını kardeşleri için bağışladılar Etkinlikte öğrencilere yardımlaşma, paylaşma ve kardeşlik bilinci üzerine sohbet gerçekleştirildi. Minik öğrenciler, Filistin'deki yaşıtlarına destek olabilmenin mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti. "Çocuklar gülsün istiyoruz" Öğrencilerden Mustafa Kayra Yalçın, yaptığı açıklamada Filistin'deki çocuklara destek olabilmekten mutluluk duyduğunu belirterek, savaşların sona ermesini temenni etti. Ecrin Kök ise tüm çocukların güven içinde, mutlu bir yaşam sürmesini istediğini söyledi. Rüstem Paşa Camisi Uzman İmam Hatibi Uğur Küskün de etkinliğin amacının hem Filistin'deki çocuklara destek olmak hem de öğrencilerde yardımlaşma ve dayanışma bilincini güçlendirmek olduğunu ifade etti. Toplanan bağışların kısa süre içerisinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacağını belirten Küskün, dünyanın her yerindeki çocukların barış ve huzur içinde yaşamasını temenni etti. Etkinliğin sonunda öğrenciler, Filistin temalı resimler boyayarak farkındalık çalışmasına katıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.