Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Avrupa Birliği

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Avrupa Birliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa Birliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dijital dönüşüm için 300 milyon Euro’luk kaynak Haber

Dijital dönüşüm için 300 milyon Euro’luk kaynak

Toplantıda konuşan KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Bursa’daki KOSGEB desteklerinin son iki yılda 20 kat artmasına rağmen, dijital dönüşüm için ayrılan kaynakların henüz yeterince değerlendirilmediğini belirtti. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası aracılığıyla sağlanan 300 milyon Euro’luk kaynağın büyük bir kısmının henüz başvuru aşamasında olduğunu hatırlatan İbrahimcioğlu, Bursalı firmaları bu küresel rekabet fırsatından pay almaya davet etti. Bursa iş dünyasının dijital dönüşüm süreçlerine katkı sağlamak, KOBİ’lerin ulusal ve uluslararası destek mekanizmalarına erişimini artırmak ve yeni iş birliklerinin geliştirilmesine zemin hazırlamak hedefiyle "Dijital Dönüşüm ve Uluslararası İş Birliği Fırsatları" etkinliği BTSO Ana Hizmet Binası’nda düzenlendi. Avrupa İşletmeler Ağı kapsamında organize edilen; BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt, KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Ahmet Halit Hatip’in açılış konuşmalarıyla başlayan program kapsamında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK ve KOSGEB temsilcileri tarafından Dijital Avrupa Programı, Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri, Avrupa İşletmeler Ağı, EuroHPC çağrıları, Ufuk Avrupa Programı ve ulusal dijital dönüşüm destekleri gibi önemli başlıklarda bilgilendirme sunumları yapıldı. BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt, ekonominin taşıyıcı sütunları olan KOBİ’lerin, Türkiye’deki toplam işletme sayısının yüzde 99,7’sini oluşturarak üretimin, ihracatın ve istihdamın ana kaynağı konumunda olduğunu ifade etti. Mevcut ekonomi ikliminde, geleneksel üretim refleksleriyle KOBİ’lerin bu büyük yükü taşımaya devam etmekte her geçen gün zorlandığını belirten Şenyurt, "Bugün dünyada ‘dijital olgunluk’ seviyesini tamamlamış işletmeler ile geleneksel yapıdakiler arasındaki makas hiç olmadığı kadar açılmış durumda. Dolayısıyla dönüşüm, varlığımızı sürdürebilmemiz için hayati nitelikte bir zorunluluk haline gelmiştir" dedi. "Bugün attığımız her adım, küresel pazarda var olma ya da yok olma çizgisini belirleyen gerçek bir yaşam savaşıdır." diyen Şenyurt, geleneksel yöntemlerle çalışan bir işletmenin on birimlik bir yolu ilerlemeye çalışırken, dijital dönüşümünü tamamlayan bir rakibinin aynı sürede menzilini çok daha ileriye taşıyabilmekte olduğuna vurgu yaptı. Şenyurt, "Bu durum, sadece verimlilik farkı değil aynı zamanda oyunun dışında kalma riskini de beraberinde getirmektedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın vizyonu, KOSGEB’in hibe ve teşvik gücü, TÜBİTAK’ın ise teknik rehberliği sayesinde işletmelerimizin bu değişim yolculuğunda devletimizin desteğini her an hissetmesi bizler için çok kıymetlidir. Değerli kurumlarımıza şehrimizin dijital geleceğine sundukları bu güçlü katkı için şükranlarımı sunuyorum" diye konuştu. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu ise "KOBİ’ler İçin Dijitalleşme Fırsatları" toplantılarının ilkini Mersin’de düzenlediklerini, ikincisi için ise Bursa’da bulunduklarını ifade etti. Pazarların daraldığı ve ekonomik türbülansların yaşandığı bir dönemde işletmelerin dayanıklılığını artıracak çözümler üzerinde çalıştıklarını dile getiren İbrahimcioğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Avrupa Birliği Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri programının başlatıldığını hatırlatarak, söz konusu merkezlerin firmalara dijitalleşme süreçlerinde mentorluk sağlamak, finansal araçlara erişimi kolaylaştırmak ve dijital odaklı projelerin entegrasyonunu desteklemek amacıyla akredite edildiğini belirtti. Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, tüm bu çalışmaların destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek hem TÜBİTAK hem de KOSGEB tarafından çeşitli destek programlarının devreye alındığını söyledi. KOSGEB Başkanı İbrahimcioğlu, "Dijital dönüşüme yönelik Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası aracılığıyla 300 milyon Euro’luk bir kaynak oluşturduk. Türkiye İş Bankası, Yapı Kredi ve TEB gibi bankalarla yaptığımız anlaşmalar sayesinde uygun şartla kredilere erişimi başlattık. Ancak üzülerek söylemek isterim ki bu kaynağın yalnızca 37 milyon liralık kısmı Bursa’da kullanılmış durumda" dedi. KOSGEB desteklerinin son yıllarda önemli ölçüde arttığını belirten İbrahimcioğlu, Bursa’da 2023 yılında 117 milyon lira olan desteklerin 2025 yılında 1,8 milyar liraya ulaştığını, iki yılda yaklaşık 20 kat artış sağlandığını söyledi. Bu artışın kapasite geliştirme ve diğer destek programlarını da kapsadığını belirten İbrahimcioğlu, "Buna rağmen dijital dönüşüm programlarının toplam kullanılan destekler içindeki payı Bursa’da yalnızca 37 milyon lira seviyesinde kalmış durumda. Bu oranın mutlaka artırılması gerekiyor" diye konuştu. KOBİ’lerin bu süreçte kritik öneme sahip olduğunu, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde sunulan bu kredilerin büyük bir fırsat sunduğunu söyleyen İbrahimcioğlu şöyle devam etti; "Program kapsamında faiz oranı 40,5. Bunun 20 puanını KOSGEB olarak biz karşılıyoruz. 36 ay vade imkânı sunuyoruz ve kredinin yüzde 80’ine Kredi Garanti Fonu aracılığıyla kefalet sağlıyoruz. Açıkçası mevcut ekonomik ortamda bu en mühim finansman araçlarından biri. Türkiye’nin dijitalleşmede geri kalma lüksü yok. Küresel rakiplerimiz yatırımlarını yavaşlatmadan sürdürüyor. Bu nedenle biz de elimizdeki kaynakları etkin şekilde kullanmak zorundayız." Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Ahmet Halit Hatip, Bursa’nın üretimdeki gücü ve ihracattaki belirleyiciliğiyle Türkiye’nin en önemli sanayi merkezleri arasında olduğunu belirterek, "Bursa, dijitalleşme politikalarımızın doğal odak noktalarından biridir" dedi. Avrupa Birliği ile yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında Bursa’ya önemli bir yatırım kazandırdıklarını ifade eden Hatip, "Yaklaşık 6,2 milyon Euro bütçeyle kompozit malzeme ve teknik tekstil prototip üretim uygulama merkezini 2024 yılında Bursa’ya kazandırdık. Bu yatırım, yüksek teknolojili üretime geçişte güçlü bir enstrüman niteliği taşımaktadır. Böylece Bursa’nın köklü tekstil birikimini daha ileri teknoloji seviyesine taşıyacak önemli bir değer oluşturduk" diye konuştu. Dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm olmadığını vurgulayan Hatip, "Dijitalleşme artık tüm süreçleri yeniden tanımlayan bir rekabet alanıdır. Yapay zeka, yüksek performanslı hesaplama, siber güvenlik, yarı iletken teknolojileri ve veri odaklı uygulamalar; ülkelerin kalkınma hızını ve rekabet gücünü belirleyen temel alanlar haline gelmiştir. Türkiye olarak bu dönüşümün dışında değil, tam merkezinde yer almakta kararlıyız" ifadelerini kullandı. Bu vizyonun 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde de ortaya konulduğuna işaret eden Hatip, "İmalat sanayinde robot kullanımını 8 kat artırarak 200 bine çıkarmayı ve yüksek teknolojili ürün ihracatını 30 milyar dolara yükseltmeyi hedefliyoruz. Destek programlarımızı birbirini tamamlayan bir yapı içinde kurguluyor, daha fazla işletmenin ve araştırmacı girişimcinin bu dönüşümden faydalanmasını amaçlıyoruz" dedi. Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Aydın Bakoğlu, KOSGEB Bursa Batı Müdürü Erkan Güngör, BEBKA Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram, TSE Bursa Bölge Koordinatörü Mehmet Hüsrev, İMSİAD Başkanı Şeref Demir ve iş dünyası temsilcilerinin de katıldığı toplantı açılış konuşmalarının ardından yapılan sunumlarla sona erdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye ekonomisi 1,6 trilyon dolara ulaştı" Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Türkiye ekonomisi 1,6 trilyon dolara ulaştı"

Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin (YASED) 45’inci Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüdüğünü ifade ederek, dünya ekonomisinin aynı dönemde yüzde 3,5 büyüdüğüne dikkat çekti. Türkiye’nin nominal olarak dünyanın 16’ncı, satın alma gücü paritesine göre ise 11’inci büyük ekonomisi konumunda olduğunu belirten Yılmaz, daha yüksek hedeflere ulaşacaklarını vurguladı. Bölgede yaşanan jeopolitik gelişmelere de değinen Yılmaz, İsrail, ABD ve İran arasında yaşanan savaşın hem bölgesel istikrara hem de küresel ekonomiye zarar verdiğini ifade etti. Türkiye’nin savaşın önlenmesi ve sona ermesi için çaba gösterdiğini belirten Yılmaz, bu gelişmelerin Türkiye ekonomisini de olumsuz etkilediğini, ancak uygulanan ekonomik programın kararlılıkla sürdürüleceğini söyledi. Akaryakıttaki fiyat etkisini azaltmak amacıyla eşel mobil sisteminin devreye alındığını hatırlatan Yılmaz, kısa vadeli olumsuz etkileri sınırlayıcı, orta vadeli fırsatları destekleyici politikalarla yol haritasının sürdürüleceğini dile getirdi. "Şu anda Türkiye ekonomisi dünyanın nominal dolar olarak 16’ıncı büyük ekonomisi" Türkiye’nin son 23 yılda oldukça yüksek bir performans gösterdiğini ve bugün dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri hale geldiğini söyleyen Yılmaz, "Son 23 ve 24 yılda dünya ekonomisi yıllık ortalama yüzde 3,5 büyürken Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüme kaydetmiş. 239 milyar dolarlık bir ekonomiden 1,6 trilyon dolarlık bir ekonomiye ulaşmıştır. Bu önemli bir gelişme ama yeterli değil daha üst hedeflere birlikte yürümemiz gerekiyor. Şu anda Türkiye ekonomisi dünyanın nominal dolar olarak 16’ncı büyük ekonomisi, satın alma gücü kalitesi ile 11’incı büyük ekonomisi konumunda ve daha iddialı noktalara birlikte yürüyeceğiz. Bölgemizde maalesef İsrail, ABD ve İran arasında bir savaş yaşanıyor. Bu savaş hem bölgedeki istikrara hem de küresel ekonomiye önemli zararlar veriyor. Türkiye Cumhuriyeti olarak öncelikle bu savaşın çıkmaması için her türlü gayreti sarf ettik. Şu anda bu savaş bir an önce bitsin diye gayret ediyoruz. Tüm dünyayı olumsuz etkilediği gibi bu jeopolitik gelişmeler ülkemizi de olumsuz etkilemektedir. Savaş bitse dahi bu yaşanan tahribatın giderilmesi maalesef zaman alacaktır. Dolayısıyla biz de uygulamakta olduğumuz programı kararlı bir şekilde uygulamaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu. "Ülkemiz son 23 yılda gösterdiği makro ekonomik gelişmeyi, performansı uluslararası yatırımlar anlamında da ortaya koymuştur" Akaryakıttaki etkiyi düşürebilmek için Eşel mobil sistemine geçtiklerini vurgulayan Yılmaz, "Bu önemli bir adımdı. Buna benzer başka tedbirlerle de kısa vadeli olumsuz etkileri sınırlandırıcı, orta vadeli imkanları ise destekleyici politikalarla yolumuza devam edeceğiz. Ülkemiz son 23 yılda gösterdiği makro ekonomik gelişmeyi, performansı uluslararası yatırımlar anlamında da ortaya koymuştur. 90’lı yıllarda küresel uluslararası doğrudan yatırımların sadece yüzde 0,2’sini cezbedebiliyorken bugün bu pay yüzde 1’ler seviyesine yükselmiş. 2003 yılından bu yana 289 milyar doların üzerinde uluslararası doğrudan yatırımı ülkemize cezbedebilmiş durumdayız. Bugün 88 bin uluslararası firma ülkemizde yatırım yapıyor. Geçen yıl dünya genelinde bir artış oldu küresel yatırımlarda. Ama gelişmekte olan ülkelere dönük yatırımlarda pek bir artış olmadı. Hatta geriye bir miktar gidiş olmuştu. Buna rağmen ülkemiz geçen yıl yüzde 12’lik bir artışla 13.1 milyar dolar tutarında uluslararası yatırımı cezbedebildi. Bu önemli bir başarı ve Türkiye’ye küresel yatırımcıların gösterdiği güveni ifade ediyor. 2025 yılında toptan ve perakende ticaret sektörü e-ticaret yatırımlarıyla yüzde 32’lik payla en fazla yatırım çeken sektör oldu. İmalat sektörü yüzde 31, bilgi ve iletişim sektörü yüzde 14’lük payla 2. ve 3. sırada yer aldı" ifadelerini kullandı. "Türkiye, 1 milyardan fazla kişiye Gümrük Birliği ve serbest ticaret anlaşmalarıyla erişim sağlıyor" Yılmaz, "Ukrayna-Rusya savaşı, Uzakdoğu’dan gelen rekabet baskısı karşısındaki ekonominin konumu, bütün bunlar Avrupa’da yeni bir tartışma süreci başlatmış durumda. Türkiye’nin gerek güvenlik gerek rekabetçilik anlamında Avrupa ile ilişkilerdeki önemi daha iyi görülmeye başlandı diyebiliriz. Bu anlamda Türkiye’nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliğine sahip olmasının, yine 30 farklı ülke ile STA’mızın olması, korumacılığın arttığı, bölgeselleşmenin yükseldiği bu yeni ortamda bizler için iş dünyamız için önemli bir korunaklı alan oluşuyor. 1 milyardan fazla insana bugün Türkiye ekonomisi ve yüksek gelirli diyebileceğimiz bir nüfusa gümrük birliği ile veya serbest ticaret anlaşmalarıyla ulaşabilir durumdayız. Dolayısıyla biz bu konularda Avrupa Birliği ile hem Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize meseleleri, enerjiden lojistiğe birçok alanda çok olumlu bir gündem oluşturabilecek noktadayız. Bu noktalarda da çalışmalarımızı sürdüreceğiz" dedi. "E-mobilite ve savunma sanayisinde derin entegrasyon, finans merkezi rolünde güçlenme hedefimiz" Son olarak otomotiv, makine, kimya ve elektronik gibi orta yüksek teknoloji sektörlerde de daha fazla yatırım beklediklerini vurgulayan Yılmaz, "Özellikle e-mobilite, batarya teknolojileri ve savunma sanayi gibi stratejik alanlarda daha derin bir entegrasyon hedefliyoruz. Savunma sanayicileri burada kritik hale gelmiş durumda. Tüm dünyada savunma harcamaları yükseliyor. Öyle bir tablo var. Ama gerçekçi bir şekilde de bunu değerlendirmemiz gerekiyor. Türkiye, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu konuda erken yola çıkan ülkelerden biri oldu" diyerek sözlerini tamamladı.

Nilüfer Belediyesi'nden uluslararası yeşil enerji araştırmasına ev sahipliği Haber

Nilüfer Belediyesi'nden uluslararası yeşil enerji araştırmasına ev sahipliği

Nilüfer Belediyesi, uluslararası ölçekte yürütülen “Yeşil Enerji Dönüşümünün Sahadaki Yansımaları” başlıklı araştırma projesi çerçevesinde önemli bir ziyarete ev sahipliği yaptı. Britanya merkezli King’s College London öncülüğünde yürütülen çalışma kapsamında Nilüfer’e gelen araştırma ekibi, belediyenin sürdürülebilirlik ve yeşil enerji uygulamalarını yerinde inceledi. Nilüfer Belediyesi Alaaddinbey Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen toplantıya Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş de katıldı. Görüşmede, belediyenin yenilenebilir enerji politikaları, yerel düzeyde yürüttüğü sürdürülebilirlik çalışmaları ve toplumsal katılım modelleri hakkında kapsamlı bilgi paylaşımı yapıldı. Toplantıda konuşan Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş şunları söyledi: “Nilüfer Belediyesi olarak bugün 64 elektrikli aracımız ve 8 çatı GES projemiz ile sürdürülebilirlik noktasında başarılı uygulamalarımıza devam ediyoruz. Başta belediye binalarımız olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarımızı her yıl yükseltiyoruz. Sosyoekonomik açıdan Türkiye’nin en gelişmiş ilçelerinden biri olan Nilüfer, sürekli büyüyen bir kent. Her yıl 20 bini aşan, neredeyse bir mahalle kadar göç alıyoruz. Bursa’daki istihdamın büyük bir bölümü Nilüfer’de gerçekleşiyor. Aynı zamanda hastaneleri, özel okulları ve sosyal yaşamıyla Bursa’nın yükünü Nilüfer çekiyor. Dolayısıyla Bursa’nın yaşadığı tüm sorunlar Nilüfer’i doğrudan etkiliyor. Elbette bizler karbon emisyonlarının düşürülmesi noktasında karar mercii değiliz. Fakat hem kendimizi dönüştürmek hem de Nilüferlileri bilinçlendirmek için çalışmaya devam ediyoruz.” SAHADA İNCELEME VE BELGESEL ÇEKİMLERİ Ziyaret kapsamında araştırma ekibi, saha gözlemleri de gerçekleştirdi. Programın ikinci bölümünde Nilüfer Belediyesi Sürdürülebilirlik Parkı’nı gezen ekip, burada yer alan uygulamaları inceleyerek yetkililerden bilgi aldı. Heyet, programın son durağında ise Güngören Mahallesi’nde bulunan Güneş Enerji Santrali’ni (GES) ziyaret ederek, Nilüfer Belediyesi’nin yenilenebilir enerji üretimi alanındaki çalışmalarını gözlemledi. Ziyaretler süresince proje kapsamında hazırlanan belgesel için çekimler gerçekleştirildi. AKDENİZ’DE YEŞİL DÖNÜŞÜM İNCELENİYOR British Academy tarafından desteklenen uluslararası araştırma projesi; Türkiye, Yunanistan ve İtalya’da yürütülerek, yeşil enerji dönüşümünün yerel düzeydeki etkilerini çok boyutlu olarak ele alıyor. Projede Türkiye’den Kadir Has Üniversitesi, İtalya’dan Gran Sasso Üniversitesi ve Yunanistan’dan Dimitris Katsaprakakis ile yerel araştırmacılar yer alıyor. Çalışma; iklim değişikliği, sürdürülebilir ve yeşil enerjiye geçiş ile topluluk katılımı arasındaki ilişkileri inceleyerek, yerel deneyimlere odaklanıyor. Yüz yüze mülakatlar, katılımcı gözlem ve belgesel film yapımı gibi yöntemlerin birlikte kullanıldığı proje, yeşil dönüşüm süreçlerinin sahadaki karşılığını ortaya koymayı hedefliyor. Araştırma kapsamında elde edilecek bulguların, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat hedefleri doğrultusunda şekillenen enerji politikalarına yerel perspektiften katkı sunması bekleniyor.

Türkiye, küresel belirsizliğe rağmen yatırımda yükselişte Haber

Türkiye, küresel belirsizliğe rağmen yatırımda yükselişte

Ticaret Bakanlığı, Türkiye’nin son yıllarda izlediği sanayi, ticaret ve yatırım politikalarının uluslararası yatırımcılar nezdinde güçlü karşılık bulduğunu duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye, doğrudan yabancı yatırımlarda dikkat çekici bir performans sergiledi. Birleşmiş Milletler verilerine göre 2025 yılında küresel doğrudan yatırım akımları yüzde 14 artarak 1,6 trilyon dolara ulaştı. Ancak gelişmekte olan ülkelere yönelen yatırımlar azalırken, Türkiye bu olumsuz tabloya rağmen yüzde 29’luk artışla öne çıkan ülkeler arasında yer aldı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verileri, ülkeye giren uluslararası doğrudan yatırımın 2025’te yüzde 12,2 artarak 13,1 milyar dolara yükseldiğini ortaya koydu. Bu da aylık ortalama 1,1 milyar dolarlık istikrarlı bir yatırım akışına işaret etti. Bakanlığın analizlerine göre yabancı sermayeli şirketler, 2025 yılında Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 30’unu gerçekleştirdi. Bu firmaların en fazla ihracatı Avrupa Birliği ülkelerine yapılırken; Almanya, Birleşik Krallık ve ABD başlıca pazarlar arasında yer aldı. Sektörel dağılımda ise otomotiv, makine ve elektrikli cihazlar öne çıktı. Bu tablo, Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki güçlü konumunu ve yüksek katma değerli üretim kapasitesini teyit etti. Ticaret Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada, önümüzdeki dönemde yatırım ortamını iyileştirme, ihracat kapasitesini artırma ve küresel değer zincirlerindeki konumu güçlendirme hedefleri doğrultusunda çalışmaların süreceğini vurguladı.

BUSİAD'dan 'Made in Europe' raporu Haber

BUSİAD'dan 'Made in Europe' raporu

BUSİAD, "Made in Europe" raporunu açıkladı. Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan raporda, Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026 tarihinde taslak olarak karara bağlanan yeni sanayi düzenlemesinin, Avrupa Birliği’nin üretim kapasitesini artırmayı ve tedarik zinciri güvenliğini sağlamayı hedefleyen tarihi bir adım olduğu vurgulandı. Kamuoyunda “Made in Europe” olarak bilinen düzenlemenin, Türkiye gibi Gümrük Birliği entegrasyonuna sahip ülkelerin kamu ihaleleri ve teşvik mekanizmalarında “AB menşeli” kapsamında değerlendirilmesini öngördüğü belirtilen raporda, bu gelişmenin ilk aşamada Türk sanayisi açısından önemli bir rahatlama sağlayabileceği ifade edildi. Raporda şu görüşlere yer verildi: “Bu kapsamın dışında kalmamız, mevcut ticaret ilişkilerimiz açısından onarılması güç zararlar doğurabilecekken, söz konusu düzenleme Türk sanayisi açısından olumlu bir gelişme olarak kayda geçmiştir. Ancak taslak metnin detayları incelendiğinde sürecin henüz tamamlanmadığı ve özellikle rekabet ile kamu alımları alanlarında Türkiye açısından ciddi yapısal riskler barındırdığı görülmektedir.” Taslak metnin henüz tüm onay süreçlerini tamamlamadığı belirtilen raporda, düzenlemenin 2026 yılı sonu veya 2027 yılı başında yürürlüğe girmesinin beklendiği ifade edildi. Bu nedenle sürecin yakından takip edilmesi ve mevcut kazanımların yasalaşma sürecine kadar korunmasının kritik önem taşıdığının vurgulandığı raporda, “AB’nin taslak metinde kullandığı ‘entegrasyonda olunan ülkeler’ tanımı yalnızca Gümrük Birliği kapsamındaki ülkeleri değil, aynı zamanda Birliğin ‘Trusted Partners’ (Güvenilir Ortaklar) olarak tanımladığı yaklaşık 40 ülkeyi de kapsamaktadır. Bu durum, AB’nin yakın gelecekte Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalaması beklenen Hindistan, Latin Amerika veya Asya ülkelerinin de zaman içinde bu avantajdan yararlanabileceği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Avrupa pazarında yalnızca yerel üreticilerle değil, bu kapsama dahil olan küresel rakiplerle de yoğun bir rekabet yaşanacaktır. Bu tablo, kalıcı çözümün Gümrük Birliği’nin kapsamlı biçimde güncellenmesi ve derinleştirilmesi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.” ifadeleri yer aldı. Raporda düzenlemenin bazı gri alanlar içerdiğine de dikkat çekildi. Bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde; “Avrupa Birliği, kamu alımları süreçlerinde ‘Reciprocity’ (Karşılıklılık) ilkesini katı biçimde uygulayacağını ve korumacı uygulamalara sahip ülkeleri kendi ihalelerinden dışlayabileceğini açıkça ifade etmektedir. Türkiye açısından sorun, mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının kamu alımlarını kapsamaması ve Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olmamasıdır. Bunun yanı sıra Türkiye’de uygulanan ‘yerli malına fiyat avantajı’ düzenlemeleri ve bazı ihalelerdeki ‘yerli malı zorunluluğu’ Avrupa Birliği tarafından korumacılık ve piyasaya erişim engeli olarak değerlendirilmektedir. AB’nin bu durumu gerekçe göstererek karşılıklılık ilkesini Türkiye’ye karşı uygulaması ve kamu alımlarını yeniden bir kısıtlama aracı haline getirmesi önemli bir risk oluşturmaktadır.” denildi. BUSİAD Ekonomi Danışmanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan raporun sonuç bölümünde ise şu görüşlere yer verildi: “Türk mallarının genel ticarette AB menşeli olarak kabul edilmesi önemli bir kazanımdır. Ancak kamu alımları mevzuatımızdaki mevcut asimetrinin, Avrupa’daki büyük kamu ihalelerinden dışlanmamıza yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle bir yandan Gümrük Birliği’nin revizyonu için diplomatik girişimlerin artırılması gerekirken, diğer yandan iç piyasadaki kamu ihale mevzuatının AB’nin misilleme mekanizmalarını tetiklemeyecek şekilde daha rasyonel bir zemine oturtulması gerekmektedir.”

Gıdalara ilişkin milyon ürünü etkileyecek tebliğ yayımlandı Haber

Gıdalara ilişkin milyon ürünü etkileyecek tebliğ yayımlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı, Türk Gıda Kodeksi kapsamında “Gıdaların Ait Olduğu Partiyi Tanımlayan İşaretler veya Numaralar Hakkında Tebliğ”i (Tebliğ No: 2026/11) bugünkü Resmi Gazete’de yayımladı. Tebliğ, gıdaların ait olduğu partiyi tanımlayan işaretleme usul ve esaslarını belirledi. Buna göre, piyasaya arz edilen gıdaların etiketlerinde veya ambalajlarında, üretici tarafından belirlenen bir parti/lot işareti veya numarası bulunması zorunlu olacak. İşaret veya numara, “P” veya “L” harfi ile gösterilecek ve kolayca okunabilir, silinmeyecek şekilde olacak. Hazır ambalajlı gıdalarda parti numarası doğrudan ambalaj üzerinde, ambalajsız gıdalarda ise paket, kap veya ticari belgelerde yer alacak. Tebliğe göre bazı istisnalar bulunuyor: Buna göre tarımsal ürünlerin geçici depolara gönderilmesi, son tüketiciye satış noktasında paketlenen gıdalar, 10 santimetrekareden küçük ambalajlı gıdalar ve kişiye servis edilen porsiyon dondurmalar gibi ürünlerde parti işareti zorunlu olmayacak. Bakanlık, tebliğin Avrupa Birliği mevzuatına uygun hazırlandığını ve 2011/91/AB Direktifi dikkate alındığını belirtirken tebliğe aykırı davranan işletmelere ise 5996 sayılı Kanun çerçevesinde idari yaptırım uygulanacağı kaydedildi. 31 Aralık 2026 tarihine kadar tüm gıda işletmecilerinin tebliğe uygun hareket etmesi gerekiyor; bu tarihten sonra tebliğe uygun olmayan gıdalar piyasada bulundurulamayacak. Ayrıca, ithal edilen gıdaların etiketleri için de aynı kurallar geçerli olacak.

AB Konseyi Başkanı Costa: "Şu ana kadar bu savaşın tek bir kazananı var, o da Rusya" Haber

AB Konseyi Başkanı Costa: "Şu ana kadar bu savaşın tek bir kazananı var, o da Rusya"

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Antonio Costa, 9-13 Mart tarihleri arasında Brüksel'de gerçekleştirilen yıllık AB Büyükelçiler Konferansı'nda konuştu.Büyükelçilere hitabında dünyada kutuplaşma ve parçalanmanın arttığını ve böyle bir ortamda Avrupa'nın küresel vizyonunun stratejik bir varlık olduğunu ifade eden Costa, dünyadaki yeni gerçekliğin Rusya'nın barışı ihlal ettiği, Çin'in ticareti bozduğu ve ABD'nin kurallara dayalı uluslararası düzeni sorguladığı bir gerçeklik olduğunu söyledi. AB'nin görevinin kurallara dayalı uluslararası düzeni savunmak olduğunu söyleyen Antonio Costa, "Uluslararası hukukun ihlalleri, ister Ukrayna'da, ister Grönland'da, ister Latin Amerika'da, ister Afrika'da, ister Gazze'de veya Orta Doğu'da olsun, kabul edilmemelidir. İnsan hakları ihlalleri de, ister İran'da, ister Sudan'da, ister Afganistan'da olsun, kabul edilemez" dedi. Orta Doğu'daki savaşın son derece kaygı verici olduğunu ve durumun temel nedenlerinden İran'ın sorumlu olduğunu söyleyen AB Konseyi Başkanı Costa, "Gerginliğin daha fazla tırmanmasından kaçınmalıyız. Böyle bir yol, Orta Doğu'yu, Avrupa'yı ve daha geniş bölgeleri tehdit eder. Bunun sonuçları ağırdır. Ekonomik alanda da ağırdır. Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınması bunun açık örneğidir" diye konuştu. "Kalıcı bir barış için Rusya'yı müzakereye zorlamalıyız" AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, "Şu ana kadar bu savaşın tek bir kazananı var, o da Rusya. Rusya, uluslararası hukuku ihlal ederek Ukrayna'nın konumunu sürekli olarak zayıflatıyor. Rusya, enerji fiyatlarının yükselmesi sayesinde Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşın finansmanı için yeni kaynaklar elde ediyor" ifadelerini kullandı. Rusya'nın ayrıca Orta Doğu'daki savaşın gündemin merkezine oturması nedeniyle Ukrayna'ya ilginin azalmasından da istifade ettiğini söyleyen Costa, "Rusya üzerinde baskıyı sürdürmeli, Ukrayna için kabul edilebilir ve Avrupa'nın güvenliğini zayıflatmayacak adil ve kalıcı bir barış için Rusya'yı müzakereye zorlamalıyız. Umarım, yarın mevcut yaptırımların uzatılmasını onaylar ve 20. Yaptırım Paketi'nin kabulü yönünde ilerleriz" dedi. "BM, reformdan geçirilmeli ancak yerine başka bir yapı konulamaz" AB'nin Birleşmiş Milletler'in (BM) güçlü bir destekçisi olmaya devam edeceğini de ifade eden Costa, "BM, reformdan geçirilmeli, ancak yerine başka bir yapı konulamaz. BM, çok taraflı sistemin temel taşı olmaya devam etmelidir. BM, evrensel meşruiyete sahip tek forumdur. Ayrıca, etkili ve çok taraflı iş birliğini sürdürebilecek güce sahip tek platformdur" şeklinde konuştu. Costa, BM sisteminin ciddi finansal kısıtlamalarla karşı karşıya olduğu dönemde, AB'nin küresel dayanışmada öncü rol oynamaya devam edeceğini söyledi. "Mercosur ve Hindistan ile ticaret anlaşmaları, gerçek bir dönüm noktası oldu" AB'nin dünyanın en kapsamlı ticaret anlaşmaları ağını kurduğunu ve bu ağın 80 ticaret ortağını kapsadığını vurgulayan Antonio Costa, "Ayrıca, 27 ülkeyle daha anlaşmalar müzakere ediyor ve onay sürecini yürütüyoruz. Bunlar arasında Meksika, Avustralya, Endonezya, Tayland, Filipinler ve Birleşik Arap Emirlikleri de yer alıyor" ifadelerini kullandı. AB Konseyi Başkanı Costa, "Yakın zamanda imzalanan Mercosur ve Hindistan ticaret anlaşmaları, gerçek bir dönüm noktası oldu. Bu anlaşmalar, 32 ülkeyi ve yaklaşık 3 milyar insanı kapsıyor" diye konuştu. Görevi süresinde genişlemeyi de bir öncelik olarak kabul ettiğini ifade eden Antonio Costa, Ukrayna'nın AB'ye üyelik başvurusunun genişleme sürecinde Moldova ve Batı Balkan ülkelerini de etkileyen bir dinamizme yol açtığını söyledi. AB Konseyi Başkanı, "Bu ülkelerin geleceği, AB içindedir. Lakin katılım süreci, liyakat esasına dayalı olmalıdır" dedi. Konuşmasında 2025 yılında Avrupa savunmasına odaklandıklarını ve 2026'yı ise Avrupa'nın rekabetçilik yılı yapmak istediklerini söyleyen Costa, "Bu iki alan, Avrupa'nın egemenliğinin temel sütunlarıdır. ABD'nin Grönland'a yönelik tehditlerine AB olarak verilen kararlı ve etkili yanıt, küresel konumumuzun nasıl güçlendiğinin bir örneğidir" şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.