Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Ateş

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Ateş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ateş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Okullar açıldı, enfeksiyonlar arttı: Uzmanı salgın endişesine açıklık getirdi Haber

Okullar açıldı, enfeksiyonlar arttı: Uzmanı salgın endişesine açıklık getirdi

Okulların açılmasıyla çocuklarda boğaz ağrısı, ateş, öksürük, kusma, ishal ve döküntü gibi şikâyetlerle seyreden enfeksiyonlarda artış görülürken, uzmanlar bu durumun tek başına yeni bir salgın anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla bir arada bulunmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırdığını belirterek, salgın değerlendirmesi için epidemiyolojik veriler ve sürveyans sonuçlarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Medicana Çamlıca Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, okulların açılmasıyla çocuklarda enfeksiyon görülme sıklığının artmasının tek başına yeni bir salgın göstergesi olmadığını belirtti. Çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırdığını ifade eden Koçak, "Okulların açılmasıyla çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunması, bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırıyor. Bu dönemde farklı virüslerin aynı anda dolaşımda olması nedeniyle çocuklarda hastalıkların arttığını görmek olağandır" açıklaması yaptı. Okul ortamı enfeksiyonların yayılması için uygun zemin oluşturuyor Çocukların uzun saatler boyunca aynı sınıfta, serviste, oyun alanlarında ve ortak kullanım alanlarında bulunmasının enfeksiyonların kişiden kişiye geçişini kolaylaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Koçak, özellikle havalandırması yetersiz ve kalabalık kapalı ortamlarda solunum yoluyla bulaşan virüslerin yayılma riskinin arttığını söyledi. Prof. Dr. Koçak, "Bir çocuğun okula başlamasıyla birlikte yalnızca kendi enfeksiyon riski değil, ev içerisinde kardeşlerine ve ebeveynlerine bulaştırma ihtimali de artıyor. Bu nedenle okul dönemindeki enfeksiyonları yalnızca çocukların hastalanması olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çocuğun hastalanması, aile içerisinde bakım yükü ve iş gücü kaybı gibi sonuçları da beraberinde getirebiliyor. Solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımında kapalı ve kalabalık ortamların önemli bir rol oynadığı biliniyor" dedi. TOBB İklimlendirme Meclisi'nin İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum'da yaptığı ölçümlerde sınıflardaki karbondioksit seviyelerinin 5 bin ppm'e kadar çıktığının tespit edildiğini belirten Koçak, kabul edilebilir seviyenin 750-1000 ppm olduğunu ifade etti. Koçak, "CO2 seviyesinin 1000 ppm'in üzerinde olması karar verme performansının orta derecede azalmasına, 2 bin 500 ppm'in üzerine çıkması ise yüksek derecede düşmesine neden oluyor. Bu ortamlar hem çocukların dersi anlamalarını olumsuz etkiliyor hem de yakın mesafe nedeniyle karşılarındaki kişinin üst solunum yolu mikrobiyotasından etkilenerek daha fazla enfeksiyon etkenine maruz kalmalarına neden olabiliyor. Bu nedenle en azından sınıfların teneffüslerde düzenli olarak havalandırılması gerekiyor. El hijyeni ve hastalık belirtileri gösteren çocukların mümkün olduğunca diğer çocuklardan uzak tutulması da bulaşın azaltılması açısından önem taşıyor" ifadelerini kullandı. El-ayak-ağız hastalığı bu dönemde daha sık görülüyor Son dönemde özellikle küçük çocuklarda dikkat çeken hastalıklardan birinin de el-ayak-ağız hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Koçak, enterovirüslerin neden olduğu bu enfeksiyonun çocukluk çağında sık görüldüğünü söyledi. Hastalığın ılıman iklimlerde yaz sonu ve sonbahar başında daha fazla görülebildiğini belirten Koçak, "Hastalık genellikle ateş, halsizlik, iştahsızlık ve boğaz ağrısıyla başlayabiliyor. Ardından ağız içerisinde ağrılı yaralar ile el ve ayaklarda, bazen de diz, dirsek, kalça ve gövde gibi bölgelerde döküntüler ortaya çıkabiliyor. Ancak hastalığın ismine rağmen her çocukta el, ayak ve ağız bölgesinin tamamında döküntü görülmeyebiliyor" dedi. El-ayak-ağız hastalığının yeni ortaya çıkmış bir hastalık olmadığını vurgulayan Koçak, "Çocukluk çağında sık gördüğümüz viral enfeksiyonlardan biri. Özellikle kreş ve okul gibi çocukların yakın temas halinde olduğu ortamlarda daha kolay yayılabiliyor. Hastalığın yaz sonu ve sonbahar döneminde görülmesi de olağandışı bir durum değil" diye konuştu. Boğaz ağrısı ve kusma her zaman aynı enfeksiyonu göstermiyor Okul döneminde çocuklarda aynı anda farklı enfeksiyon etkenlerinin görülebildiğini belirten Prof. Dr. Koçak, boğaz ağrısı, ateş, kusma veya halsizlik gibi tek bir belirtiden yola çıkarak hastalığın hangi etkenden kaynaklandığının belirlenemeyeceğini ifade etti. Soğuk algınlığına çok sayıda farklı solunum yolu virüsünün neden olabildiğini kaydeden Koçak, influenza enfeksiyonunun ise özellikle kuzey yarımkürede kış aylarında daha belirgin hale geldiğini söyledi. Çocuklarda influenza sırasında bulantı, kusma ve ishal gibi gastrointestinal belirtilerin yetişkinlere kıyasla daha sık görülebildiğini belirtti. Prof. Dr. Koçak, "Boğaz ağrısı olan her çocuk grip değildir; kusan her çocukta da aynı etken söz konusu değildir. Viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından gastroenteritlere, streptokok kaynaklı boğaz enfeksiyonlarından el-ayak-ağız hastalığına kadar farklı tablolar benzer başlangıç belirtileri gösterebilir. Bu nedenle özellikle ateşin yüksek veya uzun sürmesi, çocuğun genel durumunun bozulması ya da sıvı alamaması gibi durumlarda çocuğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir" açıklamasında bulundu. Havaların soğuması bulaş açısından uygun şartlar oluşturabilir Son günlerde hava sıcaklıklarının kısa sürede düşmesiyle birlikte velilerin "Soğuk hava çocukları hasta ediyor mu?" sorusunu gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Koçak, tek başına havanın soğumasının enfeksiyona neden olmadığını söyledi. Koçak, "Enfeksiyonların nedeni virüs ve bakteriler gibi mikroorganizmalardır. Ancak mevsim değişikliğiyle birlikte insanların daha fazla kapalı ortamlarda bulunması, pencerelerin daha az açılması ve çocukların uzun süre kalabalık ortamlarda bir arada bulunması bulaş açısından uygun şartlar oluşturabilir" dedi. Solunum yolu virüslerinin kapalı ve kalabalık ortamlarda daha kolay yayılabildiğini ifade eden Koçak, bu nedenle havaların soğumasıyla birlikte sınıf ve evlerin düzenli olarak havalandırılmasının önem kazandığını söyledi. Çocuğu hastalanan velilerin dikkat etmesi gerekenler Çocuklarda enfeksiyonların kontrolünde ailelerin yanı sıra okulların yaklaşımının da önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Koçak, ateş, belirgin halsizlik, aktif kusma veya ishal, yoğun öksürük ya da bulaşıcı bir hastalığa işaret eden döküntüleri bulunan çocukların diğer çocuklarla yakın temasının sınırlandırılması gerektiğini ifade etti. El-ayak-ağız hastalığında yakın temas, tükürük ve solunum salgıları, dışkı ve döküntü sıvıları aracılığıyla bulaş gerçekleşebildiğini belirten Koçak, el yıkama, ortak kullanılan eşyaların temizliği ve hasta çocukla yakın temasın azaltılmasının önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Koçak, "Çocuğun okula gönderilip gönderilmeyeceği yalnızca ateşin olup olmamasına göre değerlendirilmemeli. Çocuğun genel durumu, hastalığın türü, bulaştırıcılık dönemi ve okulun uyguladığı sağlık politikaları birlikte göz önünde bulundurulmalı. Özellikle aktif kusma ve ishal, yüksek ateş, belirgin halsizlik veya yaygın döküntü gibi durumlarda çocuğun evde istirahat etmesi ve hekim değerlendirmesi uygun olacaktır" dedi. El hijyeni ve havalandırma en basit ama etkili önlemler arasında Okul döneminde enfeksiyonların yayılımını azaltmak için çocuklara küçük yaşlardan itibaren el hijyeni alışkanlığı kazandırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Koçak, özellikle tuvalet sonrası, yemeklerden önce ve okuldan eve geldikten sonra ellerin su ve sabunla yıkanmasının önem taşıdığını söyledi. Sınıfların düzenli havalandırılması, ortak kullanılan yüzeylerin temizliği, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve öksürme-hapşırma sırasında ağız ve burnun kapatılması gibi temel hijyen uygulamalarının da bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlayacağını ifade eden Koçak son olarak şunları söyledi: "Okulların açılmasıyla çocuklarda enfeksiyonların artması her yıl karşılaştığımız bir durum. Burada önemli olan paniğe kapılmak değil, bulaş zincirini azaltacak doğru alışkanlıkları günlük hayatın bir parçası haline getirmek. Hasta çocuğun dinlenmesi, gerektiğinde hekim tarafından değerlendirilmesi ve bulaşıcı olduğu dönemde diğer çocuklarla temasının azaltılması hem kendi sağlığı hem de okul topluluğunun korunması açısından önemlidir."

Kedi ve köpek ısırığını da tırmalamasını da hafife almayın Haber

Kedi ve köpek ısırığını da tırmalamasını da hafife almayın

Kedi ve köpeklerle temas sırasında meydana gelen ısırık ve tırmalamalar, günlük hayatta sık karşılaşılan yaralanmalar arasında yer alıyor. Çoğu zaman küçük bir çizik veya birkaç diş izi olarak değerlendirilen bu yaralanmalar, özellikle derinin bütünlüğünün bozulduğu durumlarda enfeksiyon açısından önem taşıyor. Uzm. Dr. Aslı Özer, hayvan ısırığı ve tırmalamalarında enfeksiyon, kuduz ve tetanoz riskine karşı önemli uyarılarda bulundu. Medicana Ataköy Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Aslı Özer, yaranın büyüklüğünün her zaman riskin göstergesi olmadığını belirterek, "Bir ısırığın ya da tırmalamanın küçük görünmesi bizi yanıltmamalı. Hayvanların ağız ve tırnaklarında bulunan mikroorganizmalar, ciltte oluşan küçük bir açıklıktan dahi dokulara ulaşabilir" dedi. Kedi ısırığı küçük, riski büyük olabilir "Kedi ısırıklarında yaranın dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak karar vermemek gerekir. Derin dokulara ulaşan bir ısırık, başlangıçta çok küçük bir yara şeklinde görülebilir ancak saatler içinde enfeksiyon gelişebilir" diyen Dr. Özer, "Hayvan tırmalamaları da ihmal edilmemeli. Özellikle kedi tırmalamalarında Bartonella henselae bakterisinin neden olduğu kedi tırmalama hastalığına dikkat edilmelidir. Ancak her kedi tırmalaması kedi tırmalama hastalığına yol açmamakla birlikte tırmalama sonrasında yaranın olduğu bölgede küçük bir lezyonun ardından lenf bezlerinde şişme, hassasiyet, ateş veya halsizlik gelişirse mutlaka hekime başvurulmalıdır" şeklinde görüş verdi. Kızarıklık ilerliyorsa dikkat Hayvan temasından sonra enfeksiyon geliştiğinde yaranın çevresinde kızarıklık, şişlik, ısı artışı ve ağrı görülebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Özer, "İrinli akıntı, ateş, halsizlik veya kızarıklığın yara bölgesinden çevre dokulara doğru ilerlemesi ise daha ciddi enfeksiyon belirtileri olabilir. Özellikle el, parmak, yüz, ayak ve eklem çevresindeki yaralanmaların daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ile bazı kronik hastalıkları bulunan kişilerin de enfeksiyon açısından daha yüksek risk taşıyabilir" diye konuştu. İlk müdahale: Bol su ve sabun Isırık veya tırmalama sonrasında yapılması gereken ilk uygulamanın yara bölgesini bol su ve sabunla iyice temizlemek olduğunu belirten Uzm. Dr. Aslı Özer, yaranın gelişigüzel şekilde kapatılıp beklenmemesi gerektiğini söyledi ve devam etti: "İlk müdahale çok önemli. Yara mümkün olduğunca erken ve bol su ve sabunla temizlenmeli. Ancak bunun ardından özellikle deriyi delen, derin, el-yüz bölgesinde bulunan yaralanmalarda sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Hekim yaranın durumuna göre enfeksiyon, tetanoz ve kuduz açısından değerlendirme yapacaktır." Her ısırığa antibiyotik gerekmiyor Hayvan ısırığı veya tırmalaması sonrasında antibiyotiğin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini de belirten Uzm. Dr. Aslı Özer, antibiyotik kararının yaranın özelliklerine ve kişinin risk durumuna göre hekim tarafından verilmesi gerektiğini söyledi. Hayvan yaralanmalarında bakteriyel enfeksiyon kadar kuduz riskinin de değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Özer, özellikle hayvanın sahipsiz olması, aşı durumunun bilinmemesi, olağan dışı davranış göstermesi veya gözlem altına alınamaması durumunda sağlık kuruluşuna başvurmanın önemine dikkat çekerek, "Evcil hayvan olduğu için kuduz riski kesinlikle yoktur şeklinde bir yaklaşım doğru değildir. Kuduz açısından değerlendirme; hayvanın türü, aşı durumu, temasın şekli, hayvanın gözlenip gözlenememesi ve bölgedeki epidemiolojik durum gibi birçok faktör dikkate alınarak yapılmalıdır" şeklinde konuştu. Tetanoz aşısı kontrol edilmeli Hayvan yaralanmalarında bir diğer önemli konunun tetanoz olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Aslı Özer, "Isırık veya tırmalama sonrasında yalnızca kuduzu düşünmemek gerekir. Yaranın niteliğine ve kişinin aşı geçmişine göre tetanoz açısından da değerlendirme yapılmalıdır. Isırığın veya tırmalamanın boyutu bize her zaman enfeksiyon riskini göstermez. Özellikle kedi ısırıklarında ve el-parmak bölgesindeki yaralanmalarda daha dikkatli olunmalıdır. Yara çevresinde giderek artan kızarıklık, şişlik, ağrı, ısı artışı, akıntı veya ateş gelişirse beklenmemelidir. Ayrıca kuduz ve tetanoz açısından gerekli değerlendirme zamanında yapılmalıdır" dedi. Hayvan ısırdı ya da tırmaladıysa 5 altın kural Yarayı hemen bol su ve sabunla temizleyin. Yaranın küçük olması nedeniyle riski küçümsemeyin. Kuduz ve tetanoz açısından sağlık kuruluşunda değerlendirilin. Doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanmayın. Kızarıklık, şişlik, ağrı, akıntı veya ateş gelişirse beklemeyin.

Boğaz enfeksiyonuna neden olanlar Haber

Boğaz enfeksiyonuna neden olanlar

Yaz aylarında boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, boğazda yanma hissi, ses kısıklığı, ateş, halsizlik ve boyunda lenf bezlerinde şişlik gibi belirtilerle ortaya çıkan enfeksiyonlar yaşam kalitesini düşürürken, tedavisi ihmal edildiğinde daha büyük sorunlara yol açabiliyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık, yazın boğaz enfeksiyonuna yol açan 7 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Yaz aylarında dışarıdaki yüksek sıcaklıkla klimalı ortamlar arasındaki ani sıcaklık değişimi, boğaz mukozasının kurumasına ve tahriş olmasına yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüz, boyun veya göğüs bölgesine üflemesi boğaz şikayetlerini artırabiliyor. Uzun süre çok soğuk ortamlarda bulunmaksa üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle klima sıcaklığının 22-24 derece arasında tutulması ve hava akımının doğrudan kişiye gelmemesi büyük önem taşıyor. Yeterince su içmemek Sıcak havalarda terlemeyle birlikte vücudun sıvı ihtiyacı artıyor. Yeterli su tüketilmediğinde boğaz mukozası kuruyabiliyor ve mikroplara karşı koruyucu bariyer zayıflayabiliyor. Kuruyan boğaz dokusu tahrişe daha açık hale gelirken enfeksiyon etkenlerinin yerleşmesi de kolaylaşabiliyor. Bu nedenle gün boyunca düzenli aralıklarla su içerek boğazın nemli kalması büyük önem taşıyor. Özellikle sıcak yaz günlerinde günlük sıvı ihtiyacının karşılanması, boğaz sağlığını korumanın en basit ama en etkili yollarından biri olarak öne çıkıyor. Ortak alanlarda hijyene dikkat etmemek Tatil bölgeleri, havuz kenarları, toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri ve kalabalık kapalı alanlar virüslerin kişiden kişiye yayılması için uygun ortam oluşturabiliyor. Ellerin sık temas ettiği yüzeylerden sonra ağız, burun veya gözlere dokunulması bulaş riskini artırabiliyor. El hijyenine özen göstermek, ortak kullanım alanlarında dikkatli davranmak ve gerekli durumlarda el dezenfektanı kullanmaksa yaz aylarında görülen enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağlıyor. Aşırı soğuk içecekleri hızlı tüketmek KBB Uzmanı Prof. Dr. Kalaycık “Özellikle yaz aylarının önde gelen lezzeti dondurma toplumdaki yaygın kanının aksine tek başına boğaz enfeksiyonuna neden olmaz. Burada sorun dondurmanın aşırı ve kontrolsüz tüketimidir. Soğuk içeceklerde olduğu gibi dondurmanın da çok hızlı ve aşırı miktarda tüketilmesi, boğazın ani sıcaklık değişimine maruz kalarak boğaz dokusunda tahrişe, boğaz ağrısı ve yanma hissine neden olabiliyor. O nedenle içecekleri çok soğuk ve hızlı tüketmemek, dondurmayı da ağızda ısıtmak ve üzerine bir bardak ılık su içmek fayda sağlayacaktır” diyor. Uykusuzluk ve yoğun tempoda mola vermemek Yaz tatilinde değişen uyku düzeni bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Geç saatlere kadar uyanık kalmak ve yoğun tempoda mola vermemek vücudun enfeksiyonlara karşı savunma gücünü azaltabiliyor. Yeterli uyku alınmadığında yalnızca halsizlik ve dikkat dağınıklığı değil, üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskinde de artış görülebiliyor. Islak mayo ve terli kıyafetleri değiştirmemek Deniz veya havuz sonrası ıslak mayo ile uzun süre oturmak ya da terli kıyafetleri değiştirmeden saatler geçirmek, vücudun ani ısı değişimlerine maruz kalmasına neden olabiliyor. Bu durum üst solunum yollarında hassasiyeti artırarak bazı kişilerde boğaz ağrısı şikayetlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle yüzme sonrası mayo ya da bikiniyi, ayrıca terli kıyafetleri mutlaka değiştirmek gerekiyor. Sigara dumanına maruz kalmak Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık “Özellikle yaz aylarında klima kullanılan kapalı alanlar, kalabalık sosyal ortamlar ve yetersiz havalandırma nedeniyle sigara dumanına uzun süreli maruziyet (pasif içicilik) daha yoğun hale gelebiliyor. Tütün ürünleri ve elektronik sigara, boğaz ve solunum yollarını kaplayan koruyucu mukozayı tahriş ederek enfeksiyonlara karşı doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor. Yapılan çalışmalara göre; bu tür zararlı alışkanlıkları olanlarda ve pasif içicilerde boğaz kuruluğu, tahriş ve öksürük gibi şikayetler daha kolay tetiklenebilirken, üst solunum yolu enfeksiyonları da daha sık görülüyor” diyor.

Hantavirüs salgına dönüşür mü? Haber

Hantavirüs salgına dönüşür mü?

Kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve tükürüğüyle temas sonucu bulaşabilen hantavirüs, ağır vakalarda solunum yetmezliği, böbrek sorunları ve can kayıplarına yol açabiliyor. Uzmanlar özellikle uzun süre kapalı kalan alanların temizliği sırasında dikkatli olunması gerektiğine dikkat çekiyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, hantavirüsün toplum içinde kolay yayılan bir enfeksiyon olmadığını belirterek, “İnsandan insana bulaş yalnızca Güney Amerika’da görülen Andes virüsü ile ilişkilendirilmiştir. Avrupa ve Asya’daki türlerde böyle bir bulaş kanıtlanmamıştır” dedi. GRİP BELİRTİLERİYLE KARIŞABİLİYOR Depo, ahır, kiler, bağ evi ve uzun süre kullanılmayan yazlıklar riskli alanlar arasında yer alıyor. Bu alanlarda temizlik yapılırken virüs içeren partiküllerin havaya karışması enfeksiyon riskinin artırılabileceğine dikkati çeken Dr. Öğretim Üyesi Saliha Ayan, "Hantavirüs belirtileri çoğu zaman grip ile karıştırılabiliyor. Hastalığın ilk döneminde ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, bulantı ve kusma görülebiliyor. İlerleyen vakalarda ise nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi, tansiyon düşüklüğü ve böbrek yetmezliği gibi ağır tablolar gelişebiliyor" dedi. Uzmanlar, özellikle kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerde açıklanamayan ateş ve nefes darlığı görülmesi halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguluyor. Hantavirüse karşı kesin etkili bir antiviral tedavi ya da yaygın kullanılan bir aşı bulunmuyor. Bu nedenle korunma yöntemleri büyük önem taşıyor. Uzmanlar, riskli alanların önce havalandırılması gerektiğini, kemirgen dışkısı bulunan bölgelerin süpürülmemesi ve nemlendirilerek temizlenmesi gerektiğini belirtiyor. Temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılması, işlem sonrası ellerin mutlaka yıkanması öneriliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.