Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Arabuluculuk

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Arabuluculuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Arabuluculuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Savaşın Karadeniz'e taşınmasını istemiyoruz" Haber

"Savaşın Karadeniz'e taşınmasını istemiyoruz"

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kiev temasları çerçevesinde Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha ile ortak basın toplantısı düzenledi. Açıklamalarına Ukraynalı mevkidaşı Sibiha'ya ev sahipliği nedeniyle teşekkür ederek başlayan Fidan, Sibiha'nın daha önce Ukrayna'nın Ankara büyükelçiliği yapmış ve ikili ilişkilere büyük katkıları olmuş bir isim olması nedeniyle iki ülke arasındaki meselelerin daha hızlı ilerletilebildiğini söyledi. Fidan, "Biliyorsunuz geçtiğiniz mayıs ayında da buradaydım. Sizlerin huzurunda burada, basın toplantısı yaptık, iki ülke arasındaki ilişkileri değerlendirdik ama her şeyden önemlisi tabii ki, bir numaralı konu, devam eden savaş. Bu savaşta Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı için neler yapılabilir ama aynı zamanda barış nasıl getirilebilir, onları konuşmuştuk. Tabii, yine aynı şartlar altında bugün yine buradayız. Savaşın getirdiği yıkımı ve etkileri görürken, diğer yandan da Ukrayna halkının sergilediği dirayet ve dayanışmayı takdirle gözlemliyoruz. Yaşanan bu acıların bir an önce son bulması bizim millet olarak en büyük temennimizdir. Bu vesileyle Ukrayna'nın toprak bütünlüğü, bağımsızlığı ve egemenliğine yönelik desteğimizi bir kez daha teyit etmek istiyorum" dedi. "Maalesef son dönemdeki gelişmeler kaygı verici" Bugünkü görüşmede savaşı sona erdirmeye yönelik çabaları birlikte ele aldıklarını ifade eden Fidan, "Maalesef son dönemdeki gelişmeler kaygı verici. Bir yandan diplomatik çabalarda durgunluk yaşanırken diğer yandan çatışmaların daha da şiddetlendiğini görüyoruz. Özellikle son dönemde sivil altyapıya ve yerleşim yerlerine yönelik artan saldırılardan açıkçası endişe duyuyoruz. Süratle müzakere masasına dönülmesi ve diplomatik çözüm arayışlarının kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz" diye konuştu. Bugünkü görüşmenin Ankara'da gerçekleştirilen NATO liderler zirvesinin hemen ardından gerçekleştirilmesi bakımından da ayrı bir anlam taşıdığını belirten Hakan Fidan, "NATO Zirvesi'nde müttefikler olarak Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesine yönelik güçlü mesajlar verildi. Türkiye, savaşın ilk gününden beri Ukrayna'ya hem siyasi hem de askeri destek vermektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın NATO liderler oturumunda belirttiği üzere, Türkiye olarak Ukrayna İçin Önceliklendirilmiş İhtiyaçlar Listesi'ne (PURL) katkıda bulunmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Fidan pazartesi günü Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen Gönüllüler Koalisyonu Liderler Zirvesi'ne Sayın Cumhurbaşkanımızı temsilen katılmasına değinerek, "Burada da Ukrayna'ya desteğimizin farklı veçhelerini muhataplarımızla ele alma imkanımız oldu" şeklinde konuştu. "Doğrudan diplomatik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz" Bakan Fidan, Türkiye'nin savaşın başından bu yana iki tarafla da doğrudan temaslarını sürdürdüğünü vurgulayarak, "Geçtiğimiz ay Moskova'ya gerçekleştirdiğim ziyarette, savaşın mümkün olan en kısa sürede ve barışçıl yollarla sonlandırılmasına yönelik telkinlerimizi bir kez daha ilettik. Onlardan da görüşlerini alma imkanımız oldu. Önümüzdeki dönemde, müzakerelere tekrar ev sahipliği yapmak dahil olmak üzere, doğrudan diplomatik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz" dedi. "Savaşın Karadeniz'e taşınmasını istemiyoruz" Savaşın başından bu yana çatışmanın yayılması riskinin ciddi bir tehdit olduğunu ve çeşitli şekillerde tırmanmalara şahit olduğunu kaydeden Hakan Fidan, "Karadeniz'in güvenliğini tehlikeye atan gelişmeler, bu endişeleri daha da artırmaktadır. Her vesileyle vurguladığımız gibi, savaşın Karadeniz'e taşınmasını istemiyoruz. Karadeniz'de huzurun korunması şarttır. Burada limanların, tankerlerin ve balıkçı teknelerinin hedef alınması, sivillerin hayatlarının riske atılması mazur görülecek bir husus değildir. Bu açıdan tüm tarafların sağduyulu ve sorumlu davranması gerektiğini bir kez daha buradan vurguluyoruz" diye konuştu. Ukrayna ve Türkiye arasındaki ilişkilerin her geçen gün daha da derinleştiğini ifade eden Hakan Fidan, "Türk şirketleri, devam eden savaşa rağmen Ukrayna'daki faaliyetlerini sürdürmekteler. Firmalarımızın, yeniden imar başta olmak üzere, Ukrayna'nın toparlanma ve ekonomik gelişim süreçlerine savaş sonrası dönemde de katkı sağlayacağına eminiz. Bu çerçevede, az önce değerli meslektaşım da ifade ettiler, Ukrayna'yla Türkiye arasında 2022 yılında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması'nın benim ziyaretimden bir gün önce Ukrayna Parlamentosu'nda onaylanmasını ve anlaşmanın yürürlüğe girmesini de büyük memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı. "Ticaret hacmimizin Serbest Ticaret Anlaşması'nın da etkisiyle çok daha yükseklere çıkacağına inanıyorum" Emeklerinden dolayı Ukraynalı meslektaşına teşekkür eden Bakan Fidan, "Bu anlaşmayla, zaten aramızda var olan dinamik ticaret iş birliğinin çok daha ileriye taşınacağını, hatta savaş sonrası dönemde Türkiye-Ukrayna ekonomik ilişkilerinin stratejik bir seviyeye yükseleceğini; sadece iki ülke arasında değil, bağlantısallık imkanları da kullanılarak bölge için, bölgemizin dışındaki diğer ticaret ortaklarımız için de büyük fırsat sunacağına inanıyorum. Çünkü Ukrayna büyük bir tarım arazisine ve sanayi alanına sahip bir ülke. Türkiye'nin de benzer kabiliyetleri, yetenekleri ve imkanları var. Bunların güzel şekilde iş birliğiyle kullanılması halinde gerçekten muazzam bir ekonomik potansiyel üreteceği ortada" şeklinde konuştu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "2025 yılı itibarıyla, savaş şartlarına rağmen 6,6 milyar dolara ulaşan ticaret hacmimizin, ben inşallah savaştan sonra bu Serbest Ticaret Anlaşması'nın da etkisiyle çok daha yükseklere çıkacağına inanıyorum. Bu arada enerji ve ulaştırma alanlarında da iş birliğimizi ilerletmeye büyük önem veriyoruz. Ukrayna'nın enerji güvenliğine ve mal tedarikine katkıda bulunmanın en güvenilir ve en etkin yolunun Türkiye'nin gelişmiş altyapısından yararlanmak olduğuna inanıyoruz. Ukraynalı arkadaşlarımız da bunun farkındalar. Bölgedeki diğer ortaklarla da iş birliği için bu yöndeki çalışmalarımızı sürdüreceğiz" dedi. "Türkiye'nin her daim Kırım Tatar soydaşlarımızın arkasında olacağını bir kez daha vurgulamak isterim" Kırım Tatarlarının Türkiye ve Ukrayna arasında müstesna bir köprü oluşturduğunu da ifade eden Bakan Fidan, "Kırım'ın yasa dışı ilhakı konusunda en başından beri ilkeli tutumumuzu muhafaza ediyoruz. Bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Bu vesileyle, Türkiye'nin her daim Kırım Tatar soydaşlarımızın arkasında olacağını bir kez daha vurgulamak isterim" diye konuştu. Ukrayna Dışişleri Bakanı Sibiha ile bugün sadece savaş ve ikili ilişkileri değil Orta Doğu ve İran'a ilişkin meseleleri de görüştüklerini belirten Hakan Fidan, "İfade ettiği gibi, Suriye de dahil olmak üzere Körfez'e giden ticari yollarda Ukrayna'nın katılımı ve yeni bağlantısallıkta bu imkanları hep beraber nasıl kullanabiliriz, onları değerlendirme imkanımız oldu. Türkiye, Ukrayna'da uluslararası hukuk temelinde adil ve sürdürülebilir barışın sağlanması için öncü ve etkin çabalarını bundan sonra da sebatla sürdürecektir" ifadelerini kullandı. "Barışa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var" Basın toplantısında bugünkü görüşme ile Türkiye'nin Rusya ve Ukrayna arasında yeni bir müzakere turuna ev sahipliği yapma hedefine yaklaşmış olup olmadığı yönünde bir soru alan Bakan Fidan, "Biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımızın bu savaşın başından beri çok ilkeli bir tutumu var ve biz de bunu dış politikamızın aslında asıl mihenk taşı yaptık. ‘Savaşın kazananı olmaz, barışın da kaybedeni olmaz' ilkesi, esası itibarıyla onun vizyonunu ifade etmekte. Tabii ki savaşı ortaya çıkartan sebepler inanılmaz derecede karışık. Özellikle burada Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün tehdit altında olması meselesi, Ukrayna'nın haklı bir direniş içerisinde olması, savaşı başka bir boyuta taşıyor. Şimdi burada savaşın 21. yüzyılda Avrupa'da beş yıl konvansiyonel bir savaş olarak giderek daha yıkıcı bir şekilde devam etmesinin hiçbir izahı yok. Giderek daha büyük yaygınlaşma riski de gösteren bir savaş. Hem coğrafi olarak hem yeni hedefleri içeren bir yöne maalesef evrilmek durumunda. Hem de yeni, Allah korusun, silah çeşitlerinin devreye sokulması, bu yayılma riskini artırıyor. Dolayısıyla barışa bizim her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var" şeklinde konuştu. "Yakın gelecekte iyi şeylerin olacağını düşünüyorum" Türkiye'nin Ukrayna'ya desteği sürdürürken diğer yandan birkaç ülke ile barış yönünde temasları artırarak bu yönde çok ciddi bir çaba içerisinde olduğunu ifade eden Fidan, "Ben kendilerine görüşlerini benimle paylaştıkları için açıkça, samimi bir şekilde çok teşekkür ediyorum. Moskova ziyaretimde de orada Rus tarafının samimi görüşlerini dinleme imkanım oldu. Burada yaptığımız analizleri Amerikalı mevkidaşlarımızla da paylaşma imkanımız oldu. Çünkü onlar da biliyorsunuz arabuluculuk işindeler. Gözlemlerimizi iki tarafa da aktarıyoruz. Bu yeni kısır döngüden nasıl çıkabiliriz, onunla ilgili yeni stratejik arayışlar içerisindeyiz" dedi. Yeni fikirlerin ortaya çıktığını belirten Fidan, "Onları masaya yatırıyoruz. Ama şunu söylemek istiyorum; Geçtiğimiz yıl özellikle artık görünür hale gelmiş İstanbul görüşmeleriyle yürütülen Türkiye müzakerelerinin aynı şekilde devam etmesinin ben çok faydalı olacağına inanıyorum. İstanbul formatına baktığınız zaman değerli arkadaşlar, tarafların çeşitli branşlardaki yetkilileri karşılıklı bir araya gelip gerçekten hem kendi içlerinde bir şeffaflık sağladı hem de kendi aralarında birbirleriyle bir şeffaflık sağladığı, direkt müzakerelerin olduğu çok güzel görüşmeler gerçekleşti. Aynı türden görüşmelerin kesintisiz şekilde devam etmesi önemli. Yani savaşın devam ediyor olması aslında görüşmelerin bu formatta devam etmeyeceği manasına gelmez" diye konuştu. İstanbul görüşmeleri sürecine değinen Fidan, "Tabii ki İstanbul görüşmelerinden sonra biliyorsunuz Amerikalı müzakereciler devreye girdiler. Onlar daha nihai sonuç alıcı bir şey yapılabilir mi, onunla ilgili uğraştılar. Ama bugün itibarıyla maalesef hala savaş devam ediyor ve gittikçe tırmanma riski var. Biz çabalarımızı devam ettireceğiz. Çünkü birilerinin çabayı devam ettirmesi gerekiyor. Barışa ve ateşkese ihtiyaç olduğu her iki taraf tarafından da resmi olarak ifade ediliyor. Tarafları destekleyen diğer aktörler tarafından, yani Avrupalılar tarafından, Amerikalılar tarafından, Çin tarafından da altı çizilerek söyleniyor. Dolayısıyla bu kadar büyük bir uluslararası niyetin ve iradenin olduğu bir konunun bir yerde pratiğe dönüşmesi gerekiyor. Bazı tıkanıklıkların açılması gerekiyor. İşte Türkiye tam da burada bu tıkanıklığı açmada hem zihni, stratejik bir rol oynayarak hem de pratikte olayları uygulamada hayata geçirerek, ben inşallah yakın gelecekte iyi şeylerin olacağını düşünüyorum. Burada barış için emeği geçen, katkı sunan bütün taraflara da ayrıca teşekkür etmek istiyorum" ifadelerini kullandı. "Türkiye deniz unsurlarına liderliği yapmayı kabul etti" Karadeniz'deki seyrüsefer emniyeti ve ticari güvenliğe de değindiği açıklamalarında Dışişleri Bakanı Fidan, "Bunu Moskova ziyaretim esnasında Rus tarafıyla da görüştüm. Burada değerli meslektaşımla da görüştüm. Bugün gün boyu yapacağım görüşmelerde de gündeme getireceğim. Bu bizim için önemli bir husus. Karadeniz ülkeleri için önemli bir husus. Esas itibarıyla biliyorsunuz savaş devam ederken hem bizim hem Birleşmiş Milletler'in bir teklifi olmuştu. Savaş bütün alanlarda devam ediyor ama iki alanı buradan ayıralım ve taraflar burada belli bir taahhüde bağlı kalsınlar. Neydi o alanlar? Enerji güvenliği ve Karadeniz'deki seyrüsefer emniyeti, bununla da tahıl güvenliğinin garanti altına alınmasıydı. Bu alanda özellikle biliyorsunuz tahıl anlaşması yapılarak iki sene önce bir kısmı başarı elde edildi ve bu süre içerisinde gerçekten dünya pazarlarına serbest bir şekilde Ukrayna tahılı da gitme imkanı buldu" şeklinde konuştu. Tahıl anlaşmasının Afrika da dahil birçok yerde gıda güvenliğine çok ciddi bir katkıda bulunduğunu vurgulayan Fidan, "Şimdi Karadeniz'deki seyrüsefer emniyetinin savaşın tırmanmasından dolayı tamamıyla ortadan kalkmış olması açıkçası çok endişe verici. Biz tekrar, asıl amacımız tabii ki savaşın tamamen durdurulması. Eğer bu mümkün olmuyorsa gerek Ukrayna, gerek Rusya, gerek bütün ülkeler için önemli olan birkaç tane kritik alanda savaş moratoryumu ilan edilebilir, hedefler vurulmayabilir. Nedir? Karadeniz güvenliği ve enerji güvenliği olmak üzere. Bu konudaki alternatif tekliflerimiz hala masadadır. Tarafların dikkatine. Ukrayna tarafı bu konuda gerçekten ciddi bir anlayış birliği içerisinde" dedi. Karadeniz güvenliği ve enerji güvenliği konusunda Türkiye'nin muhtemel askeri katkılarının masaya yatırıldığını aktaran Fidan, "Burada şunu söylemek isterim. Biliyorsunuz muhtemel bir barış anlaşmasının en önemli ayaklarından biri de, şu anda tartışılan belgelerde, Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantileri. Bu güvenlik garantilerinin biliyorsunuz verilecek kara, deniz ve hava unsurları var. Türkiye deniz unsurlarına liderliği yapmayı kabul etti. Müttefiklerimizle de bu konuda anlayış birliği içerisindeyiz. Bu konudaki planlama çalışmaları ilgili müttefik ülke deniz kuvvetleri tarafından da yapılmakta" diye konuştu. "Kırım Tatarlarının kendi haklarını geri alması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz" Türkiye'nin Kırım'a ilişkin pozisyonu konusunda Fidan, "Kırım konusunda da bizim duruşumuz baştan beri belli biliyorsunuz. Kırım meselesi gerek dış politikamız açısından gerek iç politikamız açısından bizim için hayati derecede önemli bir konu. Türk dünyasının bir parçası olan Kırım Tatarları konusunda sadece biz değil, bütün Türk devletleri de hassasiyet taşımaktadır. Bu konuda Kırım Tatarlarının kendi haklarını geri alması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Söylediğiniz gibi belli hukuksuzlukların olması bizi gerçekten derinden etkiliyor. Bazı Kırım Tatarı liderlerinin hapishanede olduğunu biliyoruz. Bunların da çıkarılması için Rus tarafıyla müzakerelerimiz devam ediyor" ifadelerini kullandı. "Tarafların bir noktada psikolojik olarak da ateşkese hazır hale geldiklerini görüyoruz" Ukrayna'da barış ya da ateşkesin önündeki en büyük engelin ne olduğu sorusuna Fidan, "Savaşın başından beri belli aralıklarla sürekli buraya gelmekteyim. Maalesef savaşları gözlemleme, analiz etme ve biraz da içinde bulunma durumundan dolayı tecrübe sahibi olduğumuz için, kötü senaryolarda neler olabileceğini analiz ettiysek onları görüyor olmaktan ayrıca üzüntü duyuyoruz. Belli oranlarda tabii yaygınlaşma var. Bunu da az önce ifade ettim. Bu bizi gittikçe daha da endişeye sevk ediyor" cevabını verdi. Fidan, "Ama diğer taraftan da savaşta artık yapılabilecek her şey yapıldıktan, bütün araçlar kullanıldıktan sonra tarafların bir noktada psikolojik olarak da ateşkese hazır hale geldiklerini görüyoruz. Hep derler ya, sabaha en yakın nokta gecenin en karanlık olduğu andır diye. Şu anda savaşta ulaştığımız bu yok edici anın inşallah yakın bir barışın ve ateşkesin habercisi olduğunu düşünmek istiyoruz" şeklinde konuştu. "Sadece Rusya ve Ukrayna'nın değil, uluslararası toplumun da bir ateşkese, bir barış anlaşmasına ihtiyacı var" Moskova ziyaretinde Rusya'nın görüşmelere ne derecede hazır olduğunu gördüğü ve Rus tarafından neler duyduğu yönünde bir soru alan Fidan, "Moskova'da yaptığım temaslar esnasında özellikle Sayın Putin ve Sayın Lavrov'la görüşmelerimde, olabilecek en yüksek ağızdan görüşmelere hazır olduklarını, esas itibarıyla bu maksatla yapılan her türlü teması da kabul ettiklerini ifade ettiler. Tabii burada iki tane husus var. Birincisi, gerek aracılı gerek aracısız konuşma konusunda nerede duruyorsunuz? Bu zamana kadar biliyorsunuz liderler hariç, Sayın Zelenskiy ile Sayın Putin hariç, her iki taraf sürekli gerek Türkiye'nin arabuluculuğuyla gerek Amerika'nın girişimleriyle bir araya gelmekten imtina etmediler ve bu devam edecek. Şimdi bu türden bir iletişime ve temasa hazır oluyor olmak müzakereler açısından çok önemli bir konu. Ama bundan daha önemlisi, müzakere pozisyonunuzda nerede duruyorsunuz?" dedi. Bu soruyu Putin'e yönelttiğini açıklayan Fidan, "Kendileri, Alaska'da Amerika'yla üzerinde mutabık kalınan genel çerçevenin, orada deklare ettikleri genel çerçevenin hala arkasında olduklarını ifade ettiler. Tabii burada Ukrayna için kabul edilemeyecek hususlar var. Bu genel çerçeve mevcut şartlar altında nereye evrilebilir, ne olabilir? Aslında müzakerecilerin şu anda üzerinde çalışması gereken konu bu. Ben her iki tarafta da gördüğüm, az önce de ifade ettim, her iki tarafın da acil bir şekilde, sadece Rusya ve Ukrayna'nın değil, uluslararası toplumun da bir ateşkese, bir barış anlaşmasına ihtiyacı var. Biz de bunu mümkün kılmak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

BTSO TAM, tahkim alanında etkinliğini artırıyor Haber

BTSO TAM, tahkim alanında etkinliğini artırıyor

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) bünyesinde faaliyet gösteren ve Türkiye'de oda ve borsalar arasında kurulan ilk tahkim ve arabuluculuk merkezi olma özelliğini taşıyan BTSO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi (BTSOTAM), tahkim alanında daha etkin ve iş dünyasının ihtiyaçlarına daha güçlü cevap verecek yeni bir yapılanmayla faaliyetlerini sürdürecek. BTSO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi'nde gerçekleştirilen toplantıya Bursa Valisi Erol Ayyıldız, önceki dönem Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çelenk ile yargı camiası temsilcileri katıldı. Toplantıda, merkezin tahkim alanındaki kurumsal kapasitesinin artırılması ile iş dünyasına daha hızlı, güvenilir ve etkin uyuşmazlık çözüm hizmeti sunacak yeni uygulamalar ele alındı. “İş Dünyamızın İhtiyaçlarına Daha Güçlü Destek Vereceğiz” Türkiye’de odalar ve borsalar arasında ilk kez 2015 yılında BTSO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi’ni kurduklarını söyleyen Başkan Burkay, “Bu merkez sayesinde üyelerimiz, ihtilaflarını mahkeme süreçlerine göre çok daha kısa sürede, daha yapıcı ve daha uzlaşmacı bir yaklaşımla çözüme kavuşturma imkânı buldu. Bugün ise bu birikimi yeni bir aşamaya taşıyoruz. BTSO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi’mizin tahkim boyutunu daha işlevsel ve iş dünyamızın ihtiyaçlarına daha güçlü cevap verecek bir yapıya kavuşturuyoruz. Bizim medeniyetimizde ticaret, ahlakla; kazanç, sorumlulukla; rekabet ise hakkaniyetle birlikte düşünülmüştür. Bu anlayışın en güzel örneklerinden biri ahilik teşkilatıdır. Ahilikte hakem heyetleri, ticari uyuşmazlıkları mahkemeye taşımadan, mesleğin piri ve dürüstlüğüyle temayüz etmiş ustalar eliyle, rızaya dayalı olarak çözerdi. Zaman akıp lonca teşkilatına evrildiğinde de bu gelenek bozulmadı. Loncalardaki "Yiğitbaşı" ve "İhtiyar Heyetleri", uyuşmazlıklarda birer hakem gibi rol oynayarak ticaretin durmaksızın, güvenle akmasını sağladı. Osmanlı döneminde ise bu yapı hukuki bir zemine oturtularak Mecelle ile taçlandırıldı. İşte Tahkim Merkezimiz, ahilikten loncalara, Mecelle'den günümüz modern hukukuna uzanan bu muazzam zincirin en son ve en parlak halkasıdır. Yani bugün dünyada modern bir konsept gibi sunulan tahkim, aslında bizim yabancısı olduğumuz bir şey değil bizim öz malımız, bizim ahilik geleneğimizdir.” dedi. “Bursa İş Dünyası İçin Güçlü ve Etkin Bir Merkez Oluşturmayı Hedefliyoruz” Başkan Burkay, BTSO TAM bünyesinde oluşturulan yeni yapılanmayla üyelerin uyuşmazlıklarını daha hızlı, uzman odaklı ve ticari itibarı koruyan bir zeminde çözüme kavuşturmayı hedeflediklerini söyledi. Tahkimin ticaretin hızına uygun, sektör dinamiklerini bilen uzmanlar eliyle çözülmesini sağladığını belirten Burkay, “Tahkim aynı zamanda ticari sırların, şirket itibarının ve iş ilişkilerinin korunması bakımından da büyük önem taşıyor. Bursa gibi üretim, ihracat ve sanayi gücü yüksek bir şehirde uyuşmazlıkların etkin şekilde çözüme kavuşması ekonomik hayatın sürekliliği açısından kritik öneme sahip. Hedefimiz, işletmelerimizin enerjisini ihtilaflarla tüketmek yerine üretime, yatırıma, ihracata ve istihdama yönlendirmektir. Bu doğrultuda iş dünyamızın ticari sözleşmelerine BTSOTAM tahkim şartını eklemesini önemsiyoruz. Böylece şirketlerimiz daha hızlı, öngörülebilir ve kurumsal bir çözüm mekanizmasına kavuşacak, uzun yargı süreçlerinin oluşturduğu zaman kaybı ve maliyetlerden korunacaktır. BTSO olarak gelenekten aldığımız uzlaşma kültürünü modern tahkim sistemiyle buluşturarak Bursa iş dünyası için güçlü ve etkin bir merkez oluşturmayı amaçlıyor, bakanlıklarımızla birlikte Bursa Business School'da tahkim çalıştayları ile merkezimizde eğitim ve akreditasyon programları düzenlemeyi planlıyoruz.” dedi. “Hızlı, Şeffaf ve Çözüm Odaklı” Tahkim ve arabuluculuk sistemine bakışının zaman içinde büyük bir dönüşüm geçirdiğini söyleyen önceki dönem Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, “Bir dönem bu uygulamalara karşı çıkanlardan biriydim. Ancak sürecin içinde yer aldıktan ve uygulamadaki katkılarını yakından gördükten sonra özellikle ticari uyuşmazlıkların hızlı, etkin ve sosyal barışı koruyan bir anlayışla çözülmesi açısından tahkim ve arabuluculuğun vazgeçilmez olduğunu gördüm. Bugün hedefimiz, BTSO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi’ni iş dünyasının güvenle başvuracağı, hızlı, şeffaf ve çözüm odaklı bir merkez haline getirmek. Bu doğrultuda akredite firma sistemi, güçlü bir Tahkim Divanı, uzman hakem havuzu oluşturuyoruz. Amacımız şirketlerin yıllarca süren yargı süreçleri nedeniyle zaman ve değer kaybetmesini önlemek; özellikle aile şirketleri ve ortaklık yapılarının uzun süren hukuki ihtilaflarla yıpranmasının önüne geçerek şirketlerin sürdürülebilirliğine ve geleceğe kesintisiz devamlılığına katkıda bulunmaktır. Uyuşmazlıkları hızlı biçimde sonuçlandırarak işletmelerin üretime, yatırıma ve büyümeye odaklanmasını sağlamak istiyoruz.” diye konuştu. “Bursa’nın Bu Alanda Örnek Bir Merkez Haline Gelmesini Amaçlıyoruz” Hedeflerinin yalnızca Bursa’daki uyuşmazlıkları çözmek değil aynı zamanda ulusal ve uluslararası ölçekte güven duyulan bir tahkim merkezi oluşturmak olduğunu söyleyen Birkan, “Bugün milyarlarca dolarlık ticari uyuşmazlıkların yurt dışında çözüldüğünü görüyoruz. Güçlü bir kurumsal yapı, nitelikli hakem kadrosu ve güven veren bir sistemle Bursa’nın bu alanda örnek bir merkez haline gelmesini, ülkemizin hukuki birikimine ve ticaret hayatına önemli katkılar sunmasını amaçlıyoruz. Bizim için tahkim ve arabuluculuğun en önemli çıktısı yalnızca uyuşmazlıkları çözmek değildir. Asıl hedefimiz, tarafların ilişkilerini koruyarak uzlaşma kültürünü güçlendirmek, uzun ve yıpratıcı dava süreçleri yerine hızlı, adil ve kalıcı çözümler üreterek hem iş dünyasına hem de toplumsal barışa katkı sağlamaktır.” dedi. “Yatırımcının Güveni Artacak” Bursa Valisi Erol Ayyıldız, tahkim ve alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının, hukuk sistemi için yeni kavramlar olmadığını söyledi. Birçok düzenlemenin temelinde bu anlayışın izlerinin görüldüğünü söyleyen Vali Ayyıldız, “Önemli olan bu birikimi günümüzün ihtiyaçlarına uygun şekilde geliştirerek ticari hayatın beklentilerine cevap verebilen bir yapıya dönüştürmek. Özellikle yatırım ortamının güçlenmesi için uyuşmazlıkların hızlı, öngörülebilir ve güven veren süreçlerle çözülebilmesi büyük önem taşımaktadır. İş dünyası yalnızca adil kararlar değil aynı zamanda ticari hayatın dinamiklerini anlayan ve zaman kaybını en aza indiren bir hukuk sistemi bekliyor. Tahkim ve arabuluculuk mekanizmalarının bu anlayışla güçlendirilmesi, hem yatırımcı güvenini artıracak hem de ticari faaliyetlerin kesintiye uğramadan sürdürülmesine katkı sağlayacak. Bu yaklaşımın, hem yerli hem de yabancı yatırımcılar açısından ülkemizin rekabet gücünü destekleyen önemli bir unsur olacağına inanıyorum.” diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Özgür Özel'i tiye aldı Haber

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Özgür Özel'i tiye aldı

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan saldırılar başta olmak üzere bölgesel gelişmelere ve iç politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Bölgemizi içinden nasıl çıkılacağı meçhul ve muamma olan çok tehlikeli bir akıl tutulması sarmış" Orta Doğu’daki gelişmelerin giderek ağırlaştığını belirten MHP lideri Bahçeli, ABD-İsrail koalisyonunun İran’a yönelik operasyonlarının bölgede şiddeti artırdığını söyledi. Bahçeli, şunları kaydetti: "ABD-İsrail koalisyonun İran’a yönelik başlattığı kirli savaşın 11’inci gününde, bilanço gittikçe ağırlaşmakta, şiddet ve yıkım günbegün artış kaydetmektedir. Aynı zamanda 11 gündür psikolojik harbin, dijital harbin, elektronik harbin ve propaganda harbinin eşine benzerine çok nadir rastlanacak örnekleri de kademe kademe ilerletilmektedir. Bölgemizi içinden nasıl çıkılacağı meçhul ve muamma olan çok tehlikeli bir akıl tutulması sarmış ve sarmalamıştır." "Siyonist-emperyalist çıkar ortaklığının askeri ve politik iradesi nefretle sarılmıştır" Söz konusu saldırıların bölgeyi ateşe attığına dikkati çeken Bahçeli, askeri gerilimi azaltmaya yönelik diplomatik girişimlerin etkisiz kaldığını aktardı. Bahçeli, "Yakın ve yakıcı bir gerçeği aleni olarak işaret ve ifade etmek lazım gelirse o da şu olacaktır: Siyonist-emperyalist çıkar ve şiddet ortaklığının askeri ve politik iradesi kan, kin ve nefretle sarılmıştır. Dünyaya, sözde medeniyet mimarisinin izdüşümünde; demokrasi, özgürlük, adalet ve insan hakları konularında bilirkişilik taslayan hangi ülke veya ülkeler varsa hepsi birden sınıfta kalmış, bu değerlere esasta ve usulde ne kadar yabancılaştıklarını resmen kanıtlamışlardır. Haksızlık diz boyudur. Hukuksuzluk doruk noktadadır. Askeri gerilimi artıran değil; dengeleyen ve yöneten, sükûnet ve diyaloğu tahkim eden telkin ve tekliflerin bugüne kadar etkisiz ve yetersiz kaldığı, bununla ilişkili olmak üzere ateşkes ve diplomasi çağrılarının karşılık bulmadığı meydandadır. Bunun yanında ABD Başkanı’nın, ’savaşın bitiş zamanına Netenyahu ile karar vereceğiz’ demesi ise dayatmacı bir dil, üstenci bir bakış, barışçıl arayışları küçümseyen özürlü bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. "İran’da, Gazze’de ölenler çocuk değil de penguenler olsaydı küresel yas mı ilan edilecekti?" Gazze’deki çocuk ölümlerine de değinen Bahçeli, uluslararası toplumun çifte standart uyguladığını belirterek, şöyle devam etti: "2007 yılında Antarktika’da çekilen bir belgeselde kolonisinden ayrılan bir penguenin video görüntüsü 2026 yılının ilk aylarında herkesin dilinde ve gündemindeydi. Bu penguenin derdiyle dertlenip sonuçlar çıkaran; söz konusu doğal davranışı kolektif bilincin kırılması olarak gören, insanla ilişkilendirip toplumsal travmaların gecikmiş yankısı, insanın kendisine tuttuğu ayna şeklinde yorumlayan herkese sesleniyorum; Gazze’de soykırıma uğrayan 50 bin çocuğun, İran’da sayıları 300’ü aşan çocukların dramları, acıları, yürekleri kavuran feci sonları bir penguen kadar önemli ve öncelikli değil midir? Nesli tükenen bir kuşu mesele edip de sırayı eşrefi mahlukat olan bir çocuk alınca ona sırt çevirmek, duyarsız ve duygusuz yaklaşmak insanlık mirasının, insanlık değerlerinin neresinde vardır, neresinde mevcuttur? Doğrusunu isterseniz merak ediyorum; yani İran’da, Gazze’de ölenler çocuk değil de penguenler olsaydı küresel yas mı ilan edilecekti? Uluslararası toplum ayağa kalkmalıdır. Bu ahlaki ve vicdani sorumluluk evvela Amerikan halkının ve Yahudi toplumunundur. Evanjelist papazların dolduruşuna gelip Oval Ofis’te ayinler düzenlemek, Armagedon Savaşı’yla ilgili teolojik hezeyanlar üretmek dünyanın nasıl bir musibetle doğrudan doğruya muhatap olduğunu ibret verici ölçüde göstermektedir." "Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir" Orta Doğu’da Sünni-Şii husumeti çıkarmak isteyenlere karşı Müslümanların dikkatli olması gerektiğini dile getiren Bahçeli, İran’da Kürtleri silahlandırıp içten çökertme planı yapanlara dikkati çekti. Bahçeli, "Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir, onun bunun zulüm projelerinde piyon olarak da görülemez, gösterilemez. Kürtler onurlu, şerefli, yürekli, soylu ve sağduyulu bir halktır. Türk-Kürt kardeşliği üzerinde cephe açmanın, gedik oluşturmanın hesabıyla; İran’ın tarihi Türk kentlerini karıştırmanın, Türklerle Kürtleri çatıştırmanın arayış ve amacını kurgulayanlar, ancak ve ancak düşmanca tutum takınan namertlerdir. Türk, Kürt’ün kardeşi; Kürt, Türk’ün alın yazısı, kader ortağıdır" ifadelerine yer verdi. Bahçeli, İran’dan ateşlenen bazı füze ve İHA’ların Türkiye ve Azerbaycan hava sahasına yönelik risk oluşturduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin egemenlik haklarının ihlal edilemeyeceğini vurguladı. Bu olaylara ilişkin Tahran tarafından yapılan özür mahiyetindeki açıklamaları olumlu karşıladığını belirten Bahçeli, "9 Mart tarihinde, İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına giren yeni bir balistik mühimmatın gene NATO unsurlarınca etkisiz hale getirilmesi, bazı mühimmat parçalarının da Gaziantep’te boş arazilere düşmesi kafamızı karıştırmaya başlamıştır. Her ülke aklını başına almalıdır. Türkiye, üzerinde kumar oynanacak bir ülke değildir. Taciz, tahrik veya tertip olup olmadığını netleştirecek ülke İran İslam Cumhuriyetidir. Biz kasti bir tavrın olmadığına inanmak, iyi komşuluk hukukumuzu korumak istiyoruz. Ancak Türkiye’nin de yolgeçen hanı olmadığını, canı sıkılanın, keyfi yetenin füze ateşleyeceği bir ülke olarak görülemeyeceğini de ihtiyatlı ve temkinli bir dille beyan ediyoruz" dedi. Türkiye ile İran’ın komşu iki ülke olduğunu belirten Bahçeli, iki ülkeyi karşı karşıya getirmeye yönelik provokasyonlara dikkat edilmesi gerektiğini dile getirdi. Bahçeli, "Elbette Türkiye’yle İran’ı karşı karşıya getirmeye matuf Siyonist-emperyalist bir komployu da ihmal etmiyoruz" diye konuştu. "Hürmüz Boğazı’nın kapanması küresel enerji piyasalarını etkiliyor" ABD-İsrail saldırılarının küresel enerji piyasalarını da etkilediğini belirten Bahçeli, Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemine işaret etti. Bahçeli şöyle konuştu: "Dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçiş güzergahı olan Hürmüz Boğazı fiilen kapatılmıştır. ABD-İsrail’in İran’ı hedef alan saldırıları küresel enerji piyasalarında arz ve lojistik şoklara neden olmaktadır." "Türkiye arabuluculuk misyonuyla sivrilecektir" Bölgede barışın tesis edilmesi için diplomasi ve diyalog çağrısında bulunan Bahçeli, Türkiye’nin arabuluculuk rolü üstlenebileceğini söyledi. Bahçeli, "Siyaset ve diplomasinin önü ardına kadar açılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti bu çerçevede arabuluculuk misyonuyla sivrilecektir" ifadelerini kullandı. "Sen balıkları düşündüğün kadar Türkiye’yi düşünseydin bugünkü zırvalarınla rezil olmazdın" Bahçeli konuşmasında iç politikaya ilişkin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in "Erdoğan F-35’leri dostu Trump’tan alamadı. F-16’lar modernize edilemedi. Korkudan S-400’ler hangarda tutuldu. Son 14 yılda bir tek savaş uçağı kazandıramadılar" açıklamalarının gerçeği yansıtmadığına dikkati çekerek "Sinop’taki füze testleri karşısında ’yapmayın balıklar korkuyor’ diyen bir şahsın esasen ciddiye alınacak hiçbir yanı yoktur. Sen balıkları düşündüğün kadar Türkiye’yi düşünseydin bugünkü zırvalarınla açığa düşmez, rezil olmaz, en azından aziz Atatürk’ün emanetlerine saygı gösterir, riayet ederdin. CHP yönetimi beşinci kol faaliyeti içindedir. Tıpkı Yunanistan hükümetinin gayri askeri statüdeki Ege adalarını silahlandırmasına benzer şekilde mahalle yanarken fırsatçılık yapmaktadır. Allah’a çok şükür Türkiye’nin her şeyi vardır" dedi. "Mahkemede selamlama konuşmasının olduğu ne zaman duyulmuştur" Ayrıca İstanbul 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu davada mahkeme salonunda selamlama konuşması talebini sert sözlerle eleştiren Bahçeli, "Neymiş, eski belediye başkanı selamlama konuşması yapmak için kürsüye çıkacakmış. Mahkemede selamlama konuşmasının olduğu ne zaman duyulmuş, nerede görülmüştür? Böylesi bir usule, böylesi bir uygulamaya ne zaman şahit olunmuştur? Hiç kimse hukukun önünde veya üstünde değildir. İddianamedeki suçlamaların hesabını vermek yerine dava sürecini sulandırmak maksatlıdır, marazidir, mahsurludur. Suç örgütü kurmak, rüşvet çarkı işletmek, ihaleye fesat karıştırmak, kara para aklamak gibi pek çok suçlamanın açıklığa kavuşması, bunun da kısa süre içinde vuku bulması gerekmektedir. Milletimiz CHP’nin adalet ve hukuk tanımaz siyasi ayak oyunlarından bıkmış ve usanmıştır. İstanbul 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın adalete müzahir alınacak kararının daha fazla uzamasına fırsat verilmeden en makul sürede sonuçlandırılıp ülke gündeminden çıkartılması muhakkak surette temin edilmelidir" şeklinde konuştu.

Bakan Gürlek'ten "Umut Hakkı" açıklaması Haber

Bakan Gürlek'ten "Umut Hakkı" açıklaması

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara’da düzenlenen iftar programında medya temsilcileriyle bir araya geldi. Programda ‘Terörsüz Türkiye’ süreci, 12. Yargı Paketi, suça karışan çocuklarla ilgili konularda değerlendirmelerde bulunan Bakan Gürlek, basının demokratik toplumun vazgeçilmez bir unsuru olduğunu ve kamuoyunun doğru, hızlı ve güvenilir bir şekilde bilgiye ulaşmasında önemli bir rol üstlendiğini dile getirdi. Terörsüz Türkiye sürecinin devam ettiğini kaydeden Bakan Gürlek, TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun Adalet Komisyonu’na geldiğini hatırlattı. Mevcut aşamada kanunların yapılmasına hazır olduklarını belirten Gürlek, şu ifadelere yer verdi: "Dün burada aynı şekilde Adalet Komisyonu Başkanımız ve üyelerimize de iftar yaptık. Onlarla da genel olarak çerçeve şeklinde ne tür bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini konuştuk. Tabii onlar da şu an net olarak bilmiyorlar ama mutabakat metnini ben okudum. Orada bazı kavramlar özellikle kamuoyunda tartışılmaya çalışılıyor. O kavramlar biliyorsunuz yok mutabakat metninde. Şunun altını çizmemiz gerekiyor. Burada şahsa özgü, genel af anlayışı olan düzenlemeler yapılamaz. Adalet Komisyonumuz da bunun farkında. Muhtemelen geçici hükümler konulacak. Hangi kanunlarda değişiklik olur onu tabii biz bilmiyoruz. Adalet Komisyonumuzun ve daha sonradan da Yüce Meclis’in takdirinde ama biliyorsunuz Ceza İnfaz Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu gibi kanunlarda muhtemelen değişiklik yapılacak. Bunun tasarısını, yöntemini, şeklini, sınırlarını elbette yüce Meclisimiz çizecek. Tekrardan söylemek istiyorum. Biz Adalet Bakanlığı olarak bu süreçte dahil değiliz. Sadece teknik olarak Meclis’teki arkadaşlarımız destek isterse biz desteğe hazırız." Terörsüz Türkiye sürecini önemsediklerini söyleyen Bakan Gürlek, örgütün tamamen silah bırakmasının ve daha sonra örgütün feshedilmesinin sürecin olmazsa olmazlarından olduğunu dile getirdi. Bakan Gürlek, 12. Yargı Paketi’nin TBMM’ye sunulmuşken geri çekildiğini hatırlatarak, "12. Yargı Paketi Meclisteydi. Ben Adalet Bakanı olarak atandıktan sonra bu paketi geri çektik çünkü bir kısım eksiklikler olduğunu hissettim. Özellikle toplumdaki beklentiler, talepler önemli. Yani şimdi şöyle genel olarak toplumda özellikle vatandaşlarımızda adalete güven eksikliği var. Biz bunun araştırmasını da yapıyoruz. Adalete güven neden eksik deyince ilk soru şu ortaya çıkıyor. Yargılamanın uzun süre sürmesi, yani vatandaşlarımızın bu konuda bir memnuniyetsizliği var. Bunun temeline indik. Yani yargılamalar neden uzuyor? Ben uygulamadan geliyorum, bu konuda bilgi sahibiyim. Bilgi sahibi olduğum için hemen icraata geçmek istiyorum. Yani burada bir alışma aşaması olmadan direkt icraata geçmek istiyorum. Burada çeşitli arkadaşlarla birlikte formüller üzerinde çalıştık. Yani ne yapabilirsek vatandaşlara dokunabiliriz. Özellikle oluşan mağduriyetler en az seviyeye indirilebilir diye çalıştık" açıklamasında bulundu. "12. Yargı Paketi’yle uzlaşma ve arabuluculuk kapsamını genişletmek istiyoruz" Geçen yıldan kalma 12,5 milyon dosyanın yargıda olduğunu hatırlatan Bakan Gürlek, bu sayının çok fazla olduğunu ifade ederek, "Yani bizde çok fazla maalesef dosya yargının önüne gidiyor. Öncelikli olarak her dosyanın, her uyuşmazlığın yargının önüne gitmemesi için bizim gerekli adımları atmamız gerekiyor. Biliyorsunuz daha önce çeşitli adımlar atıldı. Uzlaştırma müessesi genişletildi, arabuluculuk müessesi genişletildi ama vatandaşımız mutlaka hakim, savcının yüzünü görmek istiyor, bir adliyeye gelmek istiyor. Bu konu da yeni düzenleyeceğimiz pakette de tekrardan uzlaşma ve arabuluculuk kapsamını genişletmek istiyoruz. Özellikle boşanma davaları biliyorsunuz çok uzun süreçler devam ediyor, 8 yıl, 10 yıl bu davalar sürüyor. Bu süreçte vatandaşlarımız nafaka ödüyor. Kendine yeni bir hayat kuramıyor. Bu konuda 12. Yargı Paketi’nde özellikle çekişmeli boşanma davalarında eğer taraflar aralarında her iki tarafta davacı ve davalı taraf evet biz boşanma konusunda anlaşıyoruz dedikleri an hakim bir tutanak tutup bunu, arabuluculuğa gönderecek" şeklinde konuştu. Gürlek, dava sürelerinin çok uzun olduğunun da altını çizerek, Hâkimler ve Savcılar Kurulu bünyesinde yer alan Yargının Etkinliği ve Verimliliği Bürosu ile davaların sürelerinin denetleneceğini ve davanın uzama nedenine göre personel desteği veya yeni mahkeme açılması gibi önlemler alınacağını belirtti. "Bir dosya hem istinafa hem Yargıtay’a gitmeyecek" Yargılamaların hızlanması konusunda farklı çalışmaların da olduğunu dile getiren Gürlek, "Atlamalı temyiz müessesesi var. Yani bir dosya hem istinafa hem Yargıtay’a gitmeyecek. Bunu da 12. Yargı Paketi’nde yargının hızlanması için getirmeyi düşünüyoruz. Hakim arkadaşlarımızı biraz zorlayacağız. Atama, terfide belirli bir karar ve o kararın Yargıtay’dan onanmasını artık mutlak kriter olarak arayacağız. Yani hakimin belirli bir iş vizesi tutturması gerekecek terfi etmesi için. Vermiş olduğu kararın da doğruluğunun olması gerekecek. Yani o karar hem de Yargıtay’dan onanacak. Bu da bizim artık olmazsa olmazımız" diye konuştu. "Çocukların adam öldürme gibi suçlarda yetişkinler gibi ağırlaşmış müebbet hapis cezası almasını sağlayacağız" Bakan Gürlek, çocuk yaşta suça bulaşan çocuklarla ilgili de 12. Yargı Paketi’nde düzenleme getirmek istediklerini belirterek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Çocuklarla ilgili cezaları ben yetersiz buluyorum, bunu daha önce de söylemiştim. Maalesef kanunumuzda şöyle bir düzenleme var; 12 - 15 yaş aralığı ve 15 yaş ve 18 yaş aralığı hakkında ayrı ayrı çocuklara özel indirimler yapılmış. Bir de biliyorsunuz çocukların almış olduğu cezaların infazında özel bir ayrıcalık var. Çocukların cezaevinde kalmış olduğu 1 gün, 2 gün sayılıyor. Çocuklar diğer mahkumlar gibi ayrı bir cezaevinde kalmıyor. Çocuk evi dediğimiz şekilde biraz daha şartları uygun cezaevinde kalıyor. Bu konuda gerekli adımları atacağız. Özellikle çocukların adam öldürme ya da diğer suçlarda yetişkinler gibi ağırlaşmış müebbet hapis cezası gerekiyorsa onların almasını sağlayacağız. Bu düzenlemede Mecliste bir komisyon kuruldu. O komisyonda da zaman zaman görüşüyoruz. İnşallah bu düzenlemeyi de hayata geçireceğiz. Tabii çocukların geleceği bize emanet. Onları hem suç işlemeye ilişkin ortamdan uzaklaştırmamız lazım hem de suç işledikten sonra da rehabilite etmemiz gerekiyor. Yani onların tekrardan topluma kazandırılması gerekiyor." "Yeni nesil çeteler çocukları ailelerinden kiralıyorlar" Özellikle yeni nesil çetelerin çocukları kullandıklarını dile getiren Gürlek, "Çocukları kullanıyorlar, 12-15 yaşındaki çocukları kullanıyorlar. Hatta bakın şunu net söyleyeyim, çocukları ailelerinden kiralıyorlar. Biz bunu tespit etmiştik. Adana’dan, Antep’ten çocukları ailelerinden kiralıyorlar İstanbul’a getiriyorlar. Daha sonra sırtını sıvazlıyorlar. ’Aslansın, kaplansın’ deyip çocukları suçta kullanıyorlar. Neden? Çünkü çocukların alacağı cezalar belli. Çocuğun cezaevinde yatacağı süre belli. O çocuk dışarı çıktıktan sonra da tekrar örgütten kurtulamıyor. Daha farklı eylemlere girişiyor. Biz 11. Yargı Paketi’nde bununla ilgili düzenlemeler yaptık biliyorsunuz. Özellikle suç örgütlerinin, örgüt yöneticilerinin, örgüt üyelerinin çocukları suçlarda kullanması durumunda verilecek cezaları arttırdık. 12. Yargı Paketi’nde bu cezaları tekrar arttırmayı düşünüyoruz. Çünkü çocuklar bize emanet. Geleceğini korumakla yükümlüyüz" dedi. "Çocuğun işlediği suçtan dolayı aileyi sorumlu tutamayız" Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Bakan Gürlek, suça karışan çocuğun yükümlülüğünün ailesinde olmasına ilişkin düzenlemeler olduğunun hatırlatılması üzerine "Biz onu mukayeseli hukukta araştırdık. Sonuçta aile çocuğu koruyup kollamakta yükümlü. Aynı zamanda bir ailenin denetim görevi var. Ama tabii suçlarında şahsi sorumluluğu var. Çocuğun işlediği suçtan dolayı aileyi sorumlu tutamayız. Ama bizim hukuk özellikle borçlar hukukunda değil mi? Genel olarak bir genel kusur sorumluluğu var. Yani kusur varsa genel olarak o da sorumlu. Bu konuda bir düzenleme yapmadık ama özellikle bana da çok fazla geliyor, ailelere de bir düzenleme yapalım diye. Ama şu konuda bir çalışmamız yok. Ailelerin özellikle çocuklara sahip çıkması lazım" değerlendirmesinde bulundu. "12. Yargı Paketi’nde çocukların ıslahıyla ilgili düşüncelerimiz var" Çocukların ıslah edilmesine ilişkin 12. Yargı Paketi’ne düzenleme eklemeyi de düşündüklerini belirten Gürlek, "12. Paket’te çocukların ıslahıyla ilgili düşüncelerimiz var. Çocuk henüz cezaevinden çıkmadan topluma kazandırılmasına ilişkin düşüncelerimiz var. Aynı şekilde uyuşturucuyla mücadele kapsamında da. Şimdi uyuşturucu biliyorsunuz tahliye oluyor. Tekrardan uyuşturucu bataklığına nasıl sürükleniyor? Bizim uyuşturucuyla ilgili şu an tam olarak kanunlaştıramadık, yani yasal metne sokamadık. Şöyle bir düşüncemiz var" dedi. "12. Yargı Paketi’nde çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin düzenlememiz var" Bakan Gürlek, belirli bir yaş altındaki çocukların sosyal medyada kullandığı uygulamalara ilişkin cezai yaptırım yapılıp yapılmayacağına ilişkin soru üzerine ise, "16 yaş ve üzerindeki kişilerin sosyal medyaya girmesi; işte bu konuda doğrulama kodu, cep telefonundan gelen onay koduyla girmesi konusunda çalışmalarımız var. Aynı zamanda bu kapsamdaki çalışmalarda da çocukları şiddete, cinsiyetsizliğe ya da sapkın akımlara sevk eden sosyal medya hesapları, Youtuberlar, influencer vs. onlarla ilgili de çalışmalarımız var. Onlarla ilgili ceza kanununda şu an bir boşluk var. O boşluğu da inşallah 12. Yargı Paketi’nde doldurmayı düşünüyoruz" diye konuştu. "Terör suçlarında şartlı salıverme hükümleri yok" Terörsüz Türkiye süreci kapsamında tartışılan ‘umut hakkı’ konusuna ilişkin Gürlek, "Terör suçlarında şartlı salıverme hükümleri yok. Ne demek o? Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almışsa infazı yapılıyor. Terör suçları dışında cezaların infazı farklı. 30 yıl olabiliyor, 36 yıl olabiliyor. O konuda Meclisimizin takdiri eğer ceza güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda bir değişiklik yaparsa elbette farklı olur. Ama şu anki uygulamada terör suçlarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aynen infaz ediliyor. Herhangi bir erken sürede dışarı çıkmıyor. O Meclisimizin takdiri" dedi. "Kadına şiddet olaylarında kanunları tekrar güncelleyeceğiz" Kadına şiddet olaylarıyla ilgili konuların titizlikle ele alındığını ifade ede Bakan Gürlek, "Bakanlığımızda Mağdur Hakları Daire Başkanlığı var. Bu süreçleri takip ediyor. 6284 Sayılı Kanun’un uygulamasında sorunlar var. Onu bizzat biz de görüyoruz. Özellikle 5. maddede koruyucu tedbirler var. Bu tedbirler işte polis mi yapacak, savcı mı yapacak? Bu konuda tekrar gözden geçirme yapıyoruz. 6284 Sayılı Kanun’da, kadınlarla ilgili zaten daha önce kademeli olarak bazı cezalar artırıldı. Yani eğer suç mağduru kadınsa doğrudan doğruya verilen cezalar artırıldı. Tekrar kanunları güncelleyeceğiz. Yapılması gereken bir şey varsa yapacağız. Ama 6284 Sayılı Kanun’da özellikle koruyucu tedbirlerin uygulanması konusunda bir aksaklık olduğunu görüyorum. Bu konuda bir güncelleme çalışması yapacağız" ifadelerine yer verdi. Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin soru üzerine Bakan Gürlek, Demirtaş’ın ’Terörsüz Türkiye’ sürecinden ayrı devam eden bir süreç olduğunu söyleyerek, "Şu an ayrı yürüyen bir süreç. Onunla ilgili şu an devam eden bir süreç var" dedi. "Anayasanın ele alınarak değişiklik yapılması gerekiyor" Terörsüz Türkiye süreci çerçevesinde Anayasa değişikliğine ihtiyaç olup olmadığına ilişkin ise Gürlek, "Terörsüz Türkiye için Anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulur mu? Yani o bence şu an temel kanunlarda değişiklik yapılarak ihtiyaç giderilebilir. Ama genel olarak ben şunu söylüyorum. Anayasa değişikliğini sadece terörsüz Türkiye süreci için değil, genel olarak ülkemizin bir Anayasa değişikliği ihtiyacı var. Genel olarak bu konuda eksik Anayasalarımız var. 1982 darbe anayasası biliyorsunuz. Yani yamalı bohçaya döndü, sürekli olarak değişiklikler yapıldı. Elbette anayasanın ele alınarak değişiklik yapılması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Ben İBB soruşturmasını yaparken şahıslara bakmadım" İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Gürlek, "Bir cumhuriyet savcısının şahıslarla ilgisi yok. Cumhuriyet savcısı şuna bakar; ortada bir suç var mı yok mu? Burada şahısların makamları, mevkileri, yaptıkları görevler ilgilendirmez. Burada o şahsın belediye başkanı olması, sanatçı olması ya da zengin fakir olması cumhuriyet savcısının görevi değildir. Ben o soruşmayı yaparken bu şekilde baktım. Yani o şahsın belediye başkanı olması bizim için önemli değil. Biz suç var mı yok mu buna bakarız. O bakımdan yani o şahsın şahsım hakkındaki açıklamalarını ben önemsemiyorum. Ben sadece cumhuriyet savcısı olarak görevimi yaptım. Vicdanen de rahatım" ifadelerini kullandı. "Şahsın belediye başkanı olması ya da isminin Ekrem olması, Veli olması bizi ilgilendirmiyor" Hukuk sisteminin birbirini tamamladığını ifade eden Gürlek, İBB davasında da bunun görüldüğünü söyleyerek, "Yani bir savcı yanlış karar verirse itirazdan zaten üst mahkeme kaldırır. Mahkeme yanlış karar verirse Yargıtay bozar. Biz burada şahıslarla ilgili problem yapmıyoruz. Ortada yolsuzluk ve dolandırıcılık ya da büyük bir ihaleye fesat karıştırma soruşması vardı. Biz şahısların isimlerini kapatıp dosyaya baktık. Arkadaşlarımız da bu yönde bir iddianame düzenledi. Burada şahsın belediye başkanı olması ya da isminin Ekrem olması, Veli olması bizi ilgilendirmiyor. Cumhuriyet savcısı kuvvetli suç şüphesi varsa tutuklamaya sevk eder. Makul şüphe varsa soruşturmaya başlar. Daha sonradan da delillerin tamamlanma aşaması olur. Yani siz de iddianameyi okudunuz. Yani orada iddianamedeki delillerin çoğu somut deliller. MASAK raporları, tanık beyanları, etkin pişmanlık beyanları, para hareketleri, HTS baz istasyon kayıtları, soruşma bu şekilde ilerledi. Bizim şahıslarla ilgili bir çekincemiz yok. Savcı olarak o tarihte görevimizi yaptık" diye konuştu. "Bu tip davalarda makul süre yok" İBB davasında yargılamanın 9 Mart’ta başlayacağını da hatırlatan Gürlek, davanın makul süresine ilişkin soruya, "Yargılama mahkemenin kontrolünde. Ben onu bilmiyorum ne zaman bitirir ama o tip davalarda makul süre yok. O ağır cezalardaki makul süre yok. Şimdi 406 sanık var bildiğim kadarıyla. Tabii uygulama şöyle oluyor ama bu mahkemeye sadece tek bir heyet bakacak. Yani bu heyetin başka bir dosyası yok. Alanında uzman, vakıf arkadaşlardan oluşuyor. Bir cumhuriyet savcısı görevlendiriliyor duruşma heyetinde. Ne kadar sürede tamamlanır bunu ben bilmiyorum. Ama yani savunmalar alınıyor biliyorsunuz. Daha sonra tanıklar dinleniyor. Delillerin tartışılması aşaması oluyor. Bu tamamen mahkemenin, heyetin, heyet başkanının kendi kontrolünde yürüteceği bir yöntem" yanıtını verdi.

Kremlin: "İran yönetimiyle sürekli temas halindeyiz" Haber

Kremlin: "İran yönetimiyle sürekli temas halindeyiz"

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, ABD ve İsrail'in İran'a başlattığı saldırılara İran'ın da karşılık vermesiyle gerilimin zirveye tırmandığı Orta Doğu'daki gelişmelere yönelik açıklama yaptı. Peskov, İran ile ABD arasında Umman'da gerçekleşen müzakerelerde aşama kaydedildiğini hatırlatırken, "Umman'ın arabuluculuğuyla ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerde önemli aşamalar kaydedildiğine dair yapılan açıklamalara rağmen çatışma noktasına gelinmesinden dolayı derin bir hayal kırıklığı yaşıyoruz" dedi. ABD, İsrail ve İran arasında devam eden çatışmalarda İran ile sürekli iletişim halinde olduklarını belirten Peskov, "İran yönetimiyle sürekli temas halindeyiz" bilgisini verdi. Bölgedeki durumu sürekli olarak analiz ettiklerinin de altını çizen Peskov, "Çalışmalar, Rusya'nın çıkarları doğrultusunda devam ediyor. Rusya'nın koruması gereken ulusal çıkarları var. Rusya, ABD ile müzakerelere hala açık" şeklinde konuştu. İran'ın da üyesi olduğu BRICS ülkeleriyle çatışmaya dair henüz bir istişare yapmadıklarını da söyleyen Peskov, "BRICS üyeliği silahlı çatışmalar sırasında yardım etmeyi içermez. Örgüt farklı alanlarda işbirliği sağlayan bir örgüttür. Şu an BRICS ülkeleriyle bu anlamda bir temasımız yok" ifadelerini kullandı. Peskov ayrıca çatışmadan etkilenen tüm ülkelerle de temas halinde olduklarını ekledi. "ABD'nin arabuluculuk çabalarına önem gösteriyoruz" Orta Doğu'da yaşanan çatışmanın Rusya-Ukrayna müzakerelerini ne yönde etkileyebileceği sorusuna yanıt veren Peskov, "ABD'nin arabuluculuk çabalarına önem gösteriyoruz" dedi. ABD ile ekonomik işbirliklerinin geliştirilmesi yönündeki müzakerelerin de olumlu yönde ilerlediğinden bahseden Peskov, "Ekonomin anlamdaki müzakereler ilerlemeye devam ediyor" şeklinde konuştu. Peskov, Rus ordusunun Ukrayna'da operasyonlarını sürdürmesinin yanı sıra diplomatik çözüm için de kapıyı her zaman açık tutacaklarını ekledi.

CHP Genel Başkanı Özel, gündemle ilgili konuştu Haber

CHP Genel Başkanı Özel, gündemle ilgili konuştu

CHP Genel Başkanı Özel, ‘Milletle Birlikte, Milletin Emrinde’ buluşmasına katıldı. CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen programda partililere ve vatandaşlara hitap eden Özel; Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal sorunlara değinerek, toplumsal sorunların çözümünün milletin iradesinde gerçekleşebileceğini ifade etti. Özel, son günlerde Orta Doğu’da İsrail ile ABD ve İran arasında yaşanan çatışmaların bir ateş çemberi olduğunu ve bu çemberin Türkiye’ye de dayanacağını belirterek, bu çatışmaların bir an önce durması gerektiğini ifade etti. İktidar oldukları takdirde en düşük emekli maaşını, asgari ücret seviyesine getireceklerini vurgulayan Özel, toplumun refah payını artıracaklarını söyledi. Ayrıca Özel; kamuda liyakati kaldıracaklarını, her okula temel ihtiyaç bütçesi tahsis edeceklerini, nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmeti sağlayacaklarını sözlerine ekledi. "Ülkemizin geleceğine, bölgesel ve küresel dönüşümlere kayıtsız kalamayız" İsrail ve ABD ile İran arasında son günlerde yaşanan çatışmaların büyük boyutlara ulaştığını belirten Özel, "Dünyada büyük dönüşümlerin yaşandığı ve bölgemizde yeniden savaşların başladığı kritik bir dönemden geçiyoruz. Ülkemizin geleceğine bölgesel ve küresel dönüşümlere kayıtsız kalamayız, kalmıyoruz. Türkiye’mizin daha güvenli, daha huzurlu, daha adil ve daha özgür bir ülke olması mücadelesinin içinde olduğumuzu kanıtlayan bir buluşmadayız. Bölgemiz bir ateş çemberine dönüşmüş durumda. Bölgemizin Amerika ve İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan masum sivillere hedef almaktan çekinmeyen müdahalelerine maruz bırakılmasını reddediyoruz. Bu anlayışla komşumuz İran’a yapılan saldırıya karşı çıkıyoruz. Mevcut krizin bir an evvel diplomasi masasına dönülmesini ve uzlaşıyı esas alan bir yaklaşımla çözülmesini savunuyoruz. Bölgemizin huzuru ve güvenliği ülkemiz için hayati öneme sahiptir" diye konuştu. "Türkiye’nin liderlik etmesi şarttır" Bölgede yaşanan sıcak çatışmaların yeni bir boyuta geçmeden Türkiye’nin arabuluculuk rolüne girmesi gerektiğini ifade eden Özel, "Amerika ve İsrail’in; Filistin, Venezuela, Suriye, Grönland ve İran örneklerinde olduğu gibi istediği her ülkeye müdahale edebileceği, kuvvet kullanarak rejim değiştirebileceği ve toprak elde edebileceği bir sistem kurmaya çalıştıklarını görmek durumundayız. Biz, uluslararası toplumun kayıtsızlığından cesaret alan ve bu pervasızlığa karşı devletlerin egemenlik haklarına saygılı, hukuka ve etiğe dayalı uluslararası düzeni savunmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin bu konuda ciddi tutum alması, hem ülkemizin güvenliğini sağlamak hem de dünyanın benzer ülkelerinde bu hassasiyetlerin gelişmesine liderlik etmesi için şarttır. İran’daki rejimin baskıcı ve insan haklarını yok sayan politikalarını tasvir etmemekle birlikte, İran’ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların sadece ve sadece burada yaşayanlar olduğunu hatırlatmak ve bunun için mücadele etmek; siyasi, ahlaki ve vicdani sorumluluğumuzdur" şeklinde konuştu. "Aday ofisimizi, liyakatli kadrolarla donattık" Aylardır yürütülen çalışmalarla birlikte Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi kadrolarını oluşturduklarının altını çizen Özel, "Aday ofisimizi liyakatli kadrolarla donattık. Ofisimiz 18 aydır, yürütme kurulumuz ise 3 aydır parti programımızı, hükümet programına dönüştürmek için yoğun bir mesai harcıyor. Bugün 18 Politika Kurulu Başkanımız, Koordinasyon Kurulu üyelerimiz, Politika Kurulu üyelerimizden oluşan güçlü kadrolarımızla huzurunuzdayız. Aylardır yürütülen çalışmaların ilk çıktıları olarak Türkiye’yi yönetme vizyonumuzu yansıtan somut adımları, milletimizle paylaşmak üzere bir aradayız. Demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir. Asıl mesele seçildikten sonra gücün nasıl kullanıldığı ve nasıl denetlendiğidir. Kalıcı istikrar; güçlü bir meclis, bağımsız kurumlar ve dokunulmaz haklar üzerine inşa edilir" ifadelerine yer verdi. Programda tutuklu yargılanan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun videolu mesajı yayımlanırken, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) tanıtım filmi de gösterildi. Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, partililer ve CHP’li milletvekilleri katılım sağladığı program hatıra fotoğrafı çekimi ile son buldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.