Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Ameliyat

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Ameliyat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ameliyat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eşine böbreğini verdikten sonra refakatçisi oldu Haber

Eşine böbreğini verdikten sonra refakatçisi oldu

Ameliyat hakkında açıklamalarda bulunan ÇOMÜ Organ Nakil Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan, "Ülkemizdeki böbrek yetmezliğinin en önemli nedeni hipertansiyon ve diyabettir. Hipertansiyon ve diyabet erken dönemde teşhis ve tedavi edilmezse ilerleyen yaşlarda organ yetmezliği yapabiliyor. Nitekim hastamız Nurdoğan Alyaz'da hipertansiyona bağlı olarak böbrek yetmezliği tablosu gelişmişti" dedi. Gelibolu'da yaşayan Nurdoğan Alyaz'a (59) 10 yıl önce hipertansiyona bağlı böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Nurdoğan Alyaz böbreklerinin işlevinin azalmasıyla beraber güçten düşerek bu süreçte çalışamaz hale geldi. 10 yıl boyunca ilaç tedavisi ile hayatına devam eden Nurdoğan Alyaz, artık diyaliz tedavisine başlaması gerektiğini öğrendi. Nurdoğan Alyaz bu durumu kabullendi fakat eşi Songül Alyaz (49) eşinin diyaliz makinesine bağlı olarak hayatını sürdürmesini istemedi. Farklı doktorlara giderek çözüm ararken, böbrek nakli için Organ Nakil Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan'ın tavsiye edilmesi üzerine eşi ile üniversite hastanesine geldiler. Yapılan testler sonrasında eşlerin nakil için uygun olduğu öğrenildi. Prof. Dr. Cabir Alan ve Doç. Dr. Hasan Anıl Kurt'un başarılı ameliyatı ardından eşler sağlığına kavuştu. Donör olan Songül Alyaz'ın kapalı yöntemle başarılı bir ameliyat geçirdiğini belirten Doç. Dr. Hasan Anıl Kurt, "Kapalı yöntemle aldığımızdan dolayı verici olan hastamız birkaç gün içerisinde alıcı olan eşine şu an refakatçilik yapıyor. Bunun da gururunu yaşıyoruz" dedi. Böbrek nakli ardından hastanın 8 gün içinde sağlığına yeniden kavuştuğunu aktaran Prof. Dr. Cabir Alan "Nurdoğan Alyaz'a 10 yıl önce hipertansiyon nedeniyle böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Bu süre zarfında diyalize girmeden ilaçlarla hastalık kontrol altına alınmaya çalışıldı. Ancak artık son dönem böbrek yetmezliği gelişince diyaliz kararı verildi. Songül hanım, eşinin diyaliz makinesine bağlı hayatını devam ettirmesini istemediğinden hiç düşünmeden donör olmayı kabul etti. Biz de bir hafta önce laparoskopik yöntemle Songül hanımın sol böbreğini alarak Nurdoğan Beye naklettik. Ameliyatının ardından 8'inci günü böbrek değerleri tamamen normal döndü. Artık taburcu olacak duruma geldi" dedi. Hipertansiyon ve diyabet tedavisine gereken önem verilmediği takdirde, ilerleyen dönemlerde böbrek yetmezliğine yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Alan, "Ülkemizdeki böbrek yetmezliğinin en önemli nedenleri hipertansiyon ve diyabettir. Ülkemizde kadavradan bağış oranları düşük olduğu için insanlar hayata tutunabilmek için yakınlarından organ istemek zorunda kalıyor. Ancak yapılan testlerin yüksek kısmında organ uyuşmazlığı olduğu için kişi verici olsa bile nakili gerçekleştiremiyoruz. Bu durumda tek seçenek kadavradan bağış ile yapılan organ nakilleridir. Bağış sayısı düşük, organ nakli bekleyen hasta sayısı yüksek olduğundan, çoğu hasta organ bekleme sürecinde sıra kendisine gelmeden hayatını kaybediyor. Organ bağışı konusunda farkındalık oluşturmak için tüm halkımızı, organ bağış kartı doldurmaya davet ediyorum" dedi. Kapalı yöntemle gerçekleştirilen böbrek nakli ardından vericinin kısa sürede ayaklanarak böbreğini verdiği eşine refakatçi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Hasan Anıl Kurt, "Ülkemiz canlı vericili böbrek naklinde oldukça güçlü bir konumda. Bunun da örneğini şu an yaşıyoruz. Canlı vericili eşten aldığımız böbreği kapalı yöntemle, böbreğin damarlarına hasar vermeden çıkartıyoruz. Eş zamanlı olarak alıcı hemen hazırlandıktan sonra böbreği nakil işlemini gerçekleştiriyoruz. Burada da bu kapalı yöntemle aldığımızdan dolayı verici olan hastamız birkaç gün içerisinde alıcı olan eşine şu an refakatçilik yapıyor. Bunun da gururunu yaşıyoruz. Canlı vericili böbrek nakilleri ne kadar ülkemizde iyiyse kadavra bağışıyla böbrek naklini de arttırmamız gerekiyor. O yüzden bu yönden de farkındalığın üstüne basmak isterim" diye konuştu. Eşinin sağlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşayan Songül Alyaz gözyaşlarına hakim olamayarak şunları söyledi: "Eşimin böbrek yetmezliğini öğrendiğimizde baya uzun zaman tedavi gördük. Artık en son şeyde böbrek nakli olması gerektiğine karar verildi. Çok kolay bir şey ben herkesin bağışçı olmasını öneriyorum. Yani iyileşme süresi güzel, doktorumuzun sayesinde kapalı ameliyatla çok kısa zamanda ayağa kalktım. Değerlerinin yükselmesi beni çok mutlu ediyor. Yani o duygu başka bir şey." Diyalizi aslında kabul ettiğini fakat eşinin donör olmasıyla yeniden sağlığına kavuştuğunu söyleyen Nurdoğan Alyaz "Uzun yıllardır böbrek hastasıyım. Bu süreç içinde tansiyona bağlı bir rahatsızlığımdan dolayı böbrek hastası oldum. Daha sonra bu rahatsızlığımın yüzünden ben çalışamadım ve Gelibolu'ya taşındım. 10 yıldır çalışamıyorum bu rahatsızlığın yüzünden. Nakil konusuna gelince de ben diyalize girerim nasıl olsa ömrüm bitti dedim. Ama eşim bunu kabul etmedi. Ben ne olursa olsun böbreğimi vereceğim dedim. Kendisi verdi sağ olsun. Şimdi çok sağlıklıyım. Cabir hocamın biz ismini duyduk. Gelibolu'da 3 tane doktora gittim. Onların 3'ü de bana Cabir hocamızı tavsiye edince biz de hiç beklemeden geldik" dedi.

Tüm organları ters yerde: Doktorlar bile şaşırdı Haber

Tüm organları ters yerde: Doktorlar bile şaşırdı

Samsun’da bağırsak kanseri tedavisi için hastaneye başvuran 54 yaşındaki Muzaffer Uzunbacak’ın, yapılan tetkiklerde iç organlarının ters yerleşimli olduğu ortaya çıktı. Kalbinin sağ tarafta olduğunu 26 yaşında öğrenen Uzunbacak, diğer organlarının da farklı yerde olduğunu 54 yaşında öğrendi. Nadir görülen anatomik yapısı doktorları da şaşırtan Uzunbacak, organlarının konumuna göre gerçekleştirilen ameliyatla bağırsaklarındaki kitleden kurtuldu. İnşaat işçisi olarak çalışan 54 yaşındaki Muzaffer Uzunbacak, 26 yaşında çalıştığı iş yerinin sağlık raporu istemesi üzerine kalbinin sağ tarafta olduğunu öğrendi. Yıllar sonra bağırsak problemleri nedeniyle hastaneye başvuran Uzunbacak’ın yapılan tetkiklerinde, böbrekleri ve akciğerleri dışında diğer iç organlarının da normalin tersinde yerleşimli olduğu belirlendi. Medicana International Samsun Hastanesi’nde Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Kerim Güzel tarafından yapılan tetkiklerin ardından ameliyata alınan Uzunbacak, organlarının farklı yerleşimine göre planlanan operasyonla bağırsaklarındaki kitleden kurtuldu. Ameliyat sırasında hastanın organlarının alışılmışın dışında yerleşimli olması doktorları da şaşırttı. Başarılı geçen operasyonun ardından sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilen Uzunbacak, bundan sonraki sağlık başvurularında organlarının ters yerleşimli olduğunu doktorlara mutlaka bildireceğini söyledi. "Doktor, ‘senin kalbin mi yok’ dedi" Kalbinin sağda olduğunu 26 yaşında, tüm organlarının ters olduğunu ise 54 yaşında öğrendiğini dile getiren Muzaffer Uzunbacak, "Bağırsakta kitle tanısı ile Samsun’a geldim. 54 yaşındayım. Kalbimin sağda olduğunu 26 yaşında öğrendim. İnşaatta çalışıyorum. Eskişehir’de çalışırken o zaman bizden sağlık raporu, kalp grafisi istediler. Oradaki muayenede kalbimin sağ tarafta olduğunu söylediler. Öncesinde birkaç kez EKG çektirdim, doktorlar kabul etmedi. Hatta bir doktor, ‘senin kalbin mi yok’ dedi. Sağ tarafa bakınca kalbimin sağ tarafta olduğunu söyledi. Diğer organlarım da ters taraftaymış. Diğer organlarımın da ters tarafta olduğunu 54 yaşında burada öğrendim. Şu anda kendimi iyi hissediyorum. Tüm organlarımın yerini öğrendiğim için çok mutluyum" dedi. "10 binde bir görülen ve cerrahların alışık olmadığı bir durum" Hastanın klinik özelliklerinden ve ameliyatın zorluğundan bahseden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Kerim Güzel, "Hastamız Muzaffer Bey bize ameliyat için başvuruyor. Dış merkezde kalın bağırsak kanseri tanısı koymuşlar. Yalnız çok nadir görülen bir olayla karşılaştık. Normalde hastanın kalbi sağda, normal yeri solda gerekirken kalbi sağda, karaciğer sağda olması gerekirken, safra kesesi sağda olması gerekirken her ikisi solda, solda olması gereken dalak sağ tarafta. Bu bizim için çok önemli. Bunu bilmemiz ameliyattan önce çok önemli. Buna ’situs inversus totalis’ deniyor. Bu anormali, doğuştan gelen bir durum. 10 binde bir kişide gözüküyor. Biz de ameliyat planımızı ona göre yapmamız gerekiyor. Çünkü kalın bağırsağın başlangıcı sağda olması gerekirken bu hastamızda da solda. Biz de kalın bağırsağın başlangıcına müdahale edeceğimiz için kitlemiz burada olduğu için pozisyonumuzu, ameliyat öncesi hazırlığımızı ona göre yapmamız gerekiyor. Zorlu bir süreç, zorlu bir ameliyat. Cerrahların alışık olmadığı düzeyde bir durum. Biz normalde cerrahların büyük kısmı normal anatomiye alışkın olduğu için gözümüz, çok nadir bir olayla karşılaştığımızda ona adaptasyonumuz biraz zor olabiliyor. Çünkü hastamızın laparoskopik ameliyatını yaptık, kapalı ameliyatı yaptık. Tüm organlar düşündüğümüzün tersi yönünde. Ameliyatı sorunsuz bitirdik. Bugün 4. gün. Hastamız sağlığına kavuştu, bugün taburcu ediyoruz" diye konuştu. "Bu kadar organın yeri değişik olan hasta görmedik, ilk defa karşılaştık" Hastanın iç organlarının büyük bölümünün olması gerekenden terste olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Güzel, "Bundan sonraki düzeyde de hastamıza şunu öğütledik: ‘Gittiğiniz her yerde bu durumunuzu anlatın’ dedik. Çünkü başınıza bir şey geldiğinde hekime yön verme anlamında burası çok önemli. Çünkü karaciğer sağda değil solda, dalak solda değil sağda, kalp solda değil sağda. Bunu sağlık ekibinin bilmesi hastanın tedavisi açısından ani yapılacak girişimde çok önem arz edecektir. Totalde bu kadar organın yeri değişen hasta görmedik. Bağırsak yerlerinin farklılığıyla ilgili hastalar görüyorduk. Öyle hastamız bir iki tane olmuştu ama ilk defa ben hekimlik hayatımda situs inversus totalis, yani komple bir organ değişikliği ile ilk defa karşılaştık" şeklinde konuştu. Tedavisi organlarının yerine göre yapılan Uzunbacak, bugün itibarıyla hastaneden taburcu edildi.

Türkiye’nin dört bir yanında aradığı dermanını 2 yılın sonunda kendi evladında buldu Haber

Türkiye’nin dört bir yanında aradığı dermanını 2 yılın sonunda kendi evladında buldu

ygun donör arayan Akpınar, evladından yapılan karaciğer nakli sayesinde eski sağlığına kavuşarak hasret kaldığı camisinin yolunu tutmaya başladı. Yayladağı ilçesi Şenköy Mahallesi’nde yaşayan Cuma Akpınar, 2 yıl önce mide kanaması şikayetiyle gittiği hastanede yapılan tahlillerle siroz hastalığına yakalandığını öğrendi. Siroz hastası olduğunu öğrendiği andan itibaren hayatı değişen Akpınar’ın yeniden sağlığına kavuşması için karaciğer nakli olması gerekiyordu. Akrabalarıyla nakli uyumlu olmasına rağmen Akpınar, vericilerin sağlık durumlarından dolayı nakil gerçekleşemedi. Aylarca yatalak halde karaciğer nakli bekleyen Akpınar’ın oğluna yapılan testlerde nakledilebileceği ortaya çıktı. Türkiye’nin her yerinde nakil için uyumlu donör arayan Akpınar’a kendi oğlundan karaciğer nakli yapıldı ve sağlığına kavuştu. Hasta olduğu sürece ibadetlerini yapmakta zorlanan Akpınar, evladı sayesinde hayata tutunarak hasret kaldığı camiye giderek ibadetlerini yerine getirmeye başladı. Hasta olduğu zamanda umreye gitme hayali olduğunu ifade eden Akpınar, umreye gitmek istediğini söyledi. "Eskiden umreye gitmek istiyordum, hayalimdi ve kısmet olursa umreye gitmek istiyorum" Mide kanaması şikayetiyle doktora gittiğinde siroz olduğunu öğrenen Cuma Akpınar, "Ben iki yıldır siroz hastasıyım. Mide kanaması geçirdiğimde doktora gittiğimde tahlil istendi. Tahlil sonuçlarından siroz çıktı, o gün bugündür hastanelerdeyim ve iki yıldır karaciğer nakli bekliyorum. Akrabalarımda kan uyuşmazlığı çıkmıştı ve 4 akrabamda canlı verici bulduk ama onlarda da sıkıntı oldu. Sonra kadavradan biyopsiyle inceleme yaptılar ama sonuç çıkmadı. İyileşince günlük hayatımı yaşamaya çalışacağım. Eskiden umreye gitmek istiyordum, hayalimdi ve kısmet olursa umreye gitmek istiyorum" dedi. "Uzun bir süreçti ve 8 ay karaciğer nakli bekledim ve en sonunda kendi oğlumdan karaciğer nakli oldum" Siroz hastalığıyla mücadele ettiği esnada evladından nakledilen karaciğerle yaşama tutunan Cuma Akpınar, "Kan damar tıkanıklığından kaynaklı olarak siroz hastalığına yakalandım. Sirozdan sonra ameliyat gerekti. Uzun bir süreçti ve 8 ay karaciğer nakli bekledim. En sonunda kendi oğlumdan karaciğer nakli oldum. Karaciğer tamamen bittiği için; yürümekte, nefes almakta, yeme içme konusunda olsun her şeyde çok sıkıntılar yaşamıştım. Elhamdülillah ameliyatımız olup naklimiz gerçekleşti. Şu anda çok şükür eski günlerime kavuştum, rabbime şükürler olsun" dedi. Sağlığına kavuşmasıyla birlikte 1 buçuk yıl boyunca adım atamadığı camide müezzinlik yapmaya başladı Hasta olduğu süreçte 1 buçuk yıl boyunca camiden uzakta kalan ve karaciğer naklinin ardından yeniden camiye ibade gelen Akpınar, camide müezzinlik yapmaya başladığını belirterek "Allah rızası için müezzinlik yapıyorum. 1 buçuk sene önce ağır hasta olduğum zaman ibadetleri evde yapıyordum ve camiden tamamen kesilmiştim. Cumaları da kılamıyordum ve tamamen artık yattığım oturduğum yerden namaz kılıyordum. Şu anda sağlığıma kavuştum ve çok şükür gene eskisi gibi camimize geliyorum. Üzerime düşen bir şeyler olursa Allah rızası için yapmaya çalışıyorum. Ağrım ve sızım da kalmadı, Rabb’ime şükürler olsun. Şu anda çok rahatım. Kendi oğlumdan aldığım nakli Remzi Kalecioğlu sayesinde ameliyatı gerçekleştirdi ve çok teşekkür ediyoruz. Oğlumun da sağlık durumu çok şükür çok iyi oldu. Hasta olduğum zaman ümidim kalmamıştı" ifadelerini kullandı.

Sessiz tehlike! Safra kesesi taşı... Haber

Sessiz tehlike! Safra kesesi taşı...

Safra kesesi taşı oluşumunda, safra içindeki kolesterolün artması, safra içindeki Bilirubin artışı ve safra kesesinin çeşitli nedenlerle hareketsizliğinin etkili olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu bu taşlar bazen kum tanesi kadar küçük, bazen de bir kaç santimetre büyüklüğüne ulaşabildiğini dile getirdi. Safra kesesi taşlarının her zaman belirti vermediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, birçok kişinin bu taşlara sahip olduğunu fark etmeden yaşamını sürdürdüğünü belirterek, “safra kesesi taşı yada taşları hayatın bir döneminde ciddi sağlık sorunlarına neden olma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle ameliyat edilmelidir. Taşlar hareket ederek safra kesesinin ana safra yoluna açıldığı yerde ,yada ana safra yolunda tıkanıklığa neden olduğunda ağrı, iltihap ve ciddi komplikasyonlar gelişebilir” dedi. “Karnın sağ üst tarafındaki ağrıya dikkat” Safra kesesi taşlarının en sık görülen belirtisinin özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrısı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Özellikle yağlı veya ağır yemeklerden sonra karnın sağ üst kısmında başlayan ve sırta ya da mide bölgesine yayılabilen şiddetli ağrılar safra kesesi taşlarının habercisi olabilir. Halk arasında ‘safra kesesi krizi’ olarak bilinen bu durum bulantı ve kusma ile birlikte görülebilir. Ağrının uzun sürmesi, ateş ve titreme gibi belirtilerin eklenmesi ise acil değerlendirme gerektirir” şeklinde konuştu. Safra kesesi taşlarının küçük olması avantaj olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, küçük taşların ana safra yoluna ( koledok ) düşüp tıkanıklık oluşturma riskinin daha yüksek olduğuna ve buna bağlı tıkanma sarılığı ( Mekanik İkter ) olabileceğini dikkat çekti. Safra taşlarının yalnızca ağrıya neden olmadığını ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, tedavi edilmeyen vakalarda safra kesesi iltihabı ( akut Kolesistit ) , safra yollarında enfeksiyon ( kolanjit) , pankreas iltihabı ( Pankreatit ) ve karaciğer sorunlarının gelişebileceğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Safra akışının engellenmesi sarılığa, enfeksiyonlara ve uzun vadede organ hasarına neden olabilir. Özellikle sürekli ağrı, gözlerde sararma, koyu renkli idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır” diye konuştu. Açıklamasında, çok nadir de olsa safra kesesindeki taşların safra kesesi kanseri gelişimine neden olabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Her safra kesesi taşı olanda kanser yoktur ama safra kesesi kanserlerinde safra kesesindeki taşlarla birlikte olma oranı çok yüksektir. Kadınlarda daha sık görülüyor” dedi. Kadınlarda safra kesesi taşı görülme oranının erkeklere göre daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, hormonların bu durum üzerinde etkili olduğunu belirtti. Özellikle fazla kilo, diyabet, aile geçmişi, genetik faktörler ve hızlı kilo kaybının safra taşı riskini artırdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, 40 yaş sonrası dönemde görülme sıklığının arttığını söyledi. Safra kesesi taşlarının oluşumunu tamamen önlemenin her zaman mümkün olmadığını ancak yaşam tarzı değişikliklerinin riski azaltabileceğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Tüm gıda türlerini içeren, paketlenmiş yiyeceklerden uzak bir diyet uygulanmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı, yoğun yağlı kızartma içeren gıdalardan uzak durulmalıdır kızartma ve fast food tüketiminin sınırlandırılması, lifli besinlerin artırılması ve kontrollü kilo verilmesi safra kesesinde taş oluşmamasında koruyucu etkisi mevcuttur. Ayrıca düzenli egzersiz yapmanın safra kesesi taşı oluşmasını azalttığı görülmüştür” şeklinde konuştu. Uzmanından uyarı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, safra kesesi taşlarının çoğu zaman sessiz ilerlediğini belirterek açıklamasını şöyle tamamladı: “Karın sağ üst bölümünde tekrarlayan ağrı, bulantı ve hazımsızlık şikâyetleri göz ardı edilmemelidir. Erken tanı ile safra taşlarının yol açabileceği ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Safra kesesi taşlarının tedavisi kapalı (Laparoskopik ) yöntemle yapılan ameliyatlarla safra kesesinin taşlarla birlikte alınmasıdır. İşlemin amacı hastayı oluşabilecek risklerden korumaktır. Özellikle risk grubundaki kişilerin şikâyetleri olduğunda gecikmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşır.”

"Gözlük kullanmadım böyle oldu" Haber

"Gözlük kullanmadım böyle oldu"

İstanbul'da yaşayan 42 yaşındaki Ramazan Öztürk'ün iddiaya göre matkap kullandığı sırada vida parçası gözüne kaçtı ancak başta durumu anlamadı, şikayetler oluşunca ise hastaneye koştu. Öztürk, "Vida sökerken kırılıp yerden sekip gözüme girdi. İlk anlamadım, çapak gibi sandım. Gözlük kullanılması lazım, kullanmadım böyle oldu" dedi. Gözdeki cismi başarılı operasyonla alan Doç. Dr. Sadık Etka Bayramoğlu, "Ameliyat 2-2,5 saat sürdü, eğer görme merkezine gelirse tam görme kaybıyla bile sonuçlanabilir. Şanslıydı, yabancı cismi başarıyla çıkarttık. Belki bir koruyucu gözlük olsaydı hiç böyle bir ameliyata gerek kalmayabilirdi" diye konuştu. Öte yandan göze kaçan parça ve çıkarılma anı kameraya yansıdı. İstanbul'un Pendik ilçesinde yaşayan cam işiyle uğraşan 42 yaşındaki Ramazan Öztürk'ün iddiaya göre 12 Haziran günü matkap kullandığı sırada gözüne vida parçası kaçtı. Olay sonrası durumu anlamadığını söyleyen Öztürk, şikayetleri oluşunca hastaneye gitti. Yapılan incelemelerde gözüne vida parçası kaçtığı anlaşılan Öztürk ameliyata alındı. İlk operasyon sonrası 13 Haziran günü İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sadık Etka Bayramoğlu ve ekibi tarafından yapılan incelemelerin ardından Öztürk, ameliyata alındı. Göze kaçan parça ve çıkarılma anı kamerada Yaklaşık 2,5 saat süren operasyonla parça başarıyla çıkarıldı. Göze giren parçanın filmdeki görüntüsü dikkat çekerken çıkarılan parçalı hali ve çıkarılma anı kameraya yansıdı. Doç. Dr. Bayramoğlu, hastasının durumu ve sürece ilişkin bilgi verdi. Bayramoğlu, tadilat ya da benzer durumlarda koruyucu önlemlerin hayati olduğuna dikkat çekti. Öztürk ise yaşadığı zorlu süreci anlattı. "Vida sökerken vida kırılıp yerden sekip gözüme girdi" Gözünde batma, sulanma gibi şikayetler hissetmesi sonrası hastaneye gittiğini belirten Ramazan Öztürk, "Yaklaşık 1,5 ay önce oldu, camcıyım. Bir vida sökerken vida kırılıp yerden sekip gözüme girdi. Ameliyat geçirdim, ambulansla buraya sevk edildim. Gözlük mecbur kullanılması lazım, ben kullanmadım sonuç böyle oldu yine şükür, atlattık. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. İlk etapta anlamadım, çapak gibi sandım, gözümden su gelince direkt hastaneye gittim. Parça içerideymiş, biz bilmiyorduk. Uzun bir ameliyat geçirdim, şu an iyiyim" ifadelerini kullandı. "Görme merkezine gelirse tam görme kaybıyla bile sonuçlanabilir" Hastasının durumuna yönelik konuşan Doç. Dr. Sadık Etka Bayramoğlu, "Hastamız 13 Haziran cumartesi geldi. 1 gün önce kendi işyerinde çalışırken gözüne metalik bir yabancı cisim kaçma şüphesiyle başka bir hastaneye başvurmuş ve orada birincil ameliyatı yapılmıştı. Hasta geldikten, gerekli ön incelemeleri yaptıktan sonra birkaç saat içinde ameliyathaneye indirip, ameliyatımıza başladık. Toplam 2-2,5 saat sürdü. Yabancı cisim çok büyük değildi; yaklaşık 2,5-3 milimetre uzunluğunda, genişliği ise 1-1,5 milimetreydi fakat gözün derin tabakalarına kadar ulaşmıştı. Göz yaralanmalarında yabancı cismin boyutu elbette önemli ama hiçbir zaman küçük yabancı cisimlerin daha az zararla sonuçlanabileceği gibi bir algıya da kapılmamak lazım. Eğer görme merkezine gelirse ciddi, tam görme kaybıyla bile sonuçlanabilir" dedi. "Koruyucu gözlük olsaydı böyle bir ameliyata gerek kalmayabilirdi" ‘Hastamız şanslıydı' diyerek sözlerine devam eden Bayramoğlu, "Görme merkezine yaklaşmış, onu hassasiyetle temizledikten, gerekli tüm güvenlik tedbirlerini aldıktan sonra yabancı cismi başarıyla çıkarttık. İlk ameliyatın zamanında yapılmış olması önemli. 1 haftayı geçen olgularda maalesef tedavi şansı çok çok azalıyor. Göz içi kanamalar, yabancı cisimlere karşı göz içi reaksiyonlar gelişebiliyor, hele hele göz içi enfeksiyon gelişirse görme kaybı ve hatta göz kesesinin tamamen kaybına kadar ilerleyebiliyor. Matkap kullanırken olmuş, mutlaka koruyucu gözlük, bazı durumlarda yüz koruyucu ekipmanın olması lazım. Bu hastamızın özelinde belki bir koruyucu gözlük olsaydı hiç böyle bir ameliyata gerek kalmayabilirdi" ifadelerini kullandı. "Günde ortalama 5 ila 10 arasında vaka" Yabancı cisim kaynaklı başvurularına yönelik konuşan Bayramoğlu,, "Kliniğimizde günde yaklaşık ortalama 5 ila 10 arasında göze yabancı cisim veya kaynak ustalarının ya da izleyen insanların göz hasarı sonucu göz yaralanması gelmekte. Hastamızdaki gibi bu tarz göz içi yabancı cisim, delici göz yaralanmaları daha seyrek oluyor, haftada birkaç adet diyebiliriz. İnsanlarımızın böyle ciddi bir yaralanmayla karşılaşmaması için koruyucu ekipmanlarına dikkat etmeleri lazım eğer ekipmanlar kullanılırsa göz yaralanması sebebiyle başvuruların yüzde 90-95 azalabileceğini düşünüyorum" dedi.

Özelde yüksek maliyetli ameliyat, devlet hastanesinde malzeme ücretine yapılıyor Haber

Özelde yüksek maliyetli ameliyat, devlet hastanesinde malzeme ücretine yapılıyor

Çene ve yüz bölgesindeki deformiteler sebebiyle tedavi ihtiyacı bulunan hastalar, özel hastanelerde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalırken, Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi'nde gerçekleştirilen ileri cerrahi müdahaleler yalnızca kullanılan malzeme ücreti karşılığında yapılıyor. Çenenin normalden farklı şekilde gelişmesi veya kaza, travma ve kırıklar nedeniyle çene yapısının bozulmasına bağlı oluşan deformitelerin tedavisinde hastalar, özel hastanelerde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalırken, Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi'nde gerçekleştirilen ileri cerrahi müdahalelerle yalnızca kullanılan malzeme ücreti karşılığında tedavi olabiliyor. Çene deformitelerinden travma sonrası oluşan kırıklara, çene eklemindeki rahatsızlıklardan ileri düzey vakalara kadar birçok cerrahi işlem, teşekküllü ameliyathane ortamında uygulanıyor. Ağız, Diş ve Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Abdüssamed Geyik, çene ve yüz bölgesindeki deformitelerin tedavisinde hastaya özel planlama yapıldığını belirterek, ameliyatların detaylı muayene ve analizlerin ardından gerçekleştirildiğini söyledi. Cerrahi müdahalelerin 3-4 saat sürebildiğini ve bu sebeple uygun ameliyathane şartları gerektiğini aktaran Geyik, söz konusu işlemlerin her klinikte gerçekleştirilemeyeceğini ifade etti. "Hastamızın ideal görüntüsünü kazandırabiliyoruz" Ağız Diş ve Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Abdüssamed Geyik, "Hastamız bize başvuru yaptığında tam detaylı bir analiz yaptıktan sonra cerrahi planlamanın ardından ameliyata alabiliyoruz ve hastamızın ideal görüntüsünü kazandırabiliyoruz. Bu durum özel kliniklerde olma şansı yok çünkü ameliyathane ortamı olması gerekiyor ve 3-4 saat süren ameliyatlar. Bu tür ameliyatların teşekküllü hastanelerde olması gerekiyor. Detaylı bir muayene ve incelemeden sonra bu karar verilebiliyor. Dolayısıyla herkesin karar vereceği ve her yerde olabilecek bir işlem değil" dedi. "Hastanın evrensel ideallere göre yüz hatlarını belirliyoruz" Her adımın hastaya anlatıldığını belirten Geyik, "Öncelikle hastanın evrensel ideallere göre yüz hatlarını belirliyoruz bu sapmaları tanımladıktan sonra hastaya bilgi veriyoruz. Daha sonrasında da hasta isterse, uygun bulursa işlemlerimizi yapıyoruz. Tamamen doğal şekillerde hastanın fazlalık olan kemiğini çıkartıyoruz veya ekleme yapılacaksa kalçadan kemik alarak ekleme yapıyoruz. Yapay madde kullanmıyoruz sadece yapay denebilecek olan rehber plaklar ve onlarda kalıcı değil sadece ameliyat esnasında kullanılıyor ve sonrasında atılıyor" diye konuştu. "Çene deformeleri sadece gelişimsel olmuyor" Çene problemlerinin travmaya bağlı oluşabileceğini belirten Geyik, "Çene deformeleri sadece gelişimsel olmuyor travma neticesinde de çenede ve yüzde kırıklar oluşuyor ve bunlar bir deformite haline geliyor. Yakın zamanda yapılan bir ameliyatta hasta 2-3 ay yoğun bakımda kalmış kırık haliyle tabi hayati tehlikesi olduğu için kırık tedavisi yapılamamış. Daha sonrasında ise bize başvurduğunda deformitesi vardı, tedavisini anlatıp ameliyata aldık çok şükür şuanda hastamız taburcu oldu ve hayata devam ediyor" şeklinde konuştu. "Özel hastanelerde yapılabiliyor ama çok yüksek maliyetlere" Çene ameliyatlarının sadece kullanılan malzeme parasına yapıldığını aktaran Geyik, "Çene sesleri toplumun yüzde 80-90'ında var. Bunların bir kısmı normal olabilecek şeyler bir kısmı ise patolojik ve bunu biz hastaya ifade ediyoruz. Tedavilerde ise girişimsel olanlar ve ameliyatsız olanlar var genellikle de ameliyatsız olanları tercih edip onlarla işleme başlıyoruz. Bazı durumlarda da tedaviler yeterli gelmez ise cerrahi müdahaleler var; bazen diski kemiğe bağlıyoruz, bazen diski bölgeden çıkartmak gerekiyor, onun yerine karından yağ ekleyebiliyoruz. Daha da ileri bir durum ise hem diski hem de kemiği çıkartarak kişiye özel protezler ürettirerek o bölgeyi yapay protezle restore ediyoruz. Bu ameliyatlar, normalde özel hastanelerde yapılabiliyor ama çok yüksek maliyetlere, birçok hastayı zorlayabilecek rakamlara yapılabiliyor. Bizim kurumumuzda çok cüzi rakamlara sadece kullanılan malzeme parasına yapılıyor bu işlemler. Bu sebeple hastalar bize geldiklerinde çok cüzi miktarlara tedavilerini olabiliyorlar. Sakarya'da bu işlemleri yapan çene cerrahisi olarak tekiz, Türkiye'de ise sayılı kurumlardan birisiyiz" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.