Okulları Hedef Alan Şiddet Olayları: Güvenlik, Aile Denetimi ve Dijital Etkenler Üzerine

Bu hafta Türkiye’de art arda gelen, okulları hedef alan silahlı saldırı haberleri toplum olarak hepimizi derinden sarstı. Büyük bir üzüntü ve kaygıyla takip edilen bu olayların ardından birçok okulda devamsızlık oranlarının arttığı, velilerin güvenlik endişesi nedeniyle çocuklarını okula göndermekte tereddüt yaşadığı görülmektedir.

Haber Giriş Tarihi: 17.04.2026 15:03
Haber Güncellenme Tarihi: 17.04.2026 15:03

Son zamanlarda artan okullarda şiddet olayları ülke genelinde infiale yol açarken, konuyla alakalı Özel Eğitim Kalesi Anadolu Lisesi kurucusu ve idari koordinatörü Ayşen Şayık konuyla alakalı bir değerlendirmede bulundu;

Bu hafta Türkiye’de art arda gelen, okulları hedef alan silahlı saldırı haberleri toplum olarak hepimizi derinden sarstı. Büyük bir üzüntü ve kaygıyla takip edilen bu olayların ardından birçok okulda devamsızlık oranlarının arttığı, velilerin güvenlik endişesi nedeniyle çocuklarını okula göndermekte tereddüt yaşadığı görülmektedir. Özel okul ya da devlet okulu fark etmeksizin okullarda hissedilir bir öğrenci azalması oluşmuştur. Bu durum yalnızca güvenlik meselesi değil; aynı zamanda gençlerin psikolojik dünyasını, aile denetimini ve toplumsal yapıyı yeniden değerlendirmemiz gerektiğini göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmaların ve gözlemlerin kamuoyuyla paylaşılması önem taşımaktadır. Çünkü ülkemizde çoğu zaman bu tarz olayların nedenleri detaylı biçimde incelenmeden, yüzeysel gerekçelere bağlanmaktadır. Oysa ortada çok daha genel ve yapısal bir sorun olduğu görülmektedir.

Öncelikle son yaşanan saldırıların aynı motivasyonla gerçekleştiği söylenemez. Bu tarz saldırgan profilleri farklı kategorilere ayrılmaktadır. Bunlardan biri, son yıllarda bazı gençler arasında yaygınlaşan mafyatik, serseri tavırlara özenme kültürüdür. Bazı gençler, izledikleri dizi ve medya içeriklerindeki karakterleri örnek almakta; saldırganlığı güç, sertlik ve karizma göstergesi sanmaktadır. Oysa güçlü bir akademik ve sosyal altyapıyla yetişen bireyler, izledikleri şeylerin kurgu olduğunu bilir ve buna özenti geliştirmezler. Ne yazık ki bugün birçok gençte bu bilinç yeterince oluşmamıştır.

Diğer yandan Kahramanmaraş’taki olayın, yalnızca bu tarz bir özenti kültürüyle açıklanamayacağı düşünülmektedir. Burada daha farklı, daha derin bir aile ihmali ve dijital denetimsizlik sorunu göze çarpmaktadır. Özellikle sosyal medya paylaşımları incelendiğinde, çocuğun ailesinin onu takip etme ve yönlendirme konusunda yetersiz kaldığı izlenimi oluşmaktadır. Ergenlik çağındaki bir bireyin dijital dünyada saatlerce ne yaptığı, kimlerle iletişim kurduğu, hangi içeriklerden etkilendiği aile tarafından bilinmelidir.

Bugün birçok ebeveyn, çocuğunda bir farklılık gördüğünde iletişim kurmak yerine yalnızca kızmak, baskı yapmak veya cezalandırmak yolunu seçmektedir. Oysa yapılması gereken; çocuğu anlamaya çalışmak, davranış değişimlerini erken fark etmek ve zamanında müdahale etmektir. Sorun büyüdükten sonra tepki vermek yerine, sorun oluşmadan önce ilgilenmek gerekir.

Özellikle Discord gibi platformların bazı bölümleri, yaşadığı sosyal çevreyle bağ kuramayan, kendine alternatif bir dünya oluşturan ve kendi gibi düşünen kişilerle bir araya gelmek isteyen gençler için kolay buluşma alanlarına dönüşebilmektedir. Bu alanlarda yeterli denetim bulunmadığında, doğru ve yanlış algısı tam oturmamış ergen bireyler birbirlerini olumsuz düşüncelerle etkileyebilmekte, birbirlerine adeta gaz verebilmektedir. Platformun tamamını denetlemenin zor olduğu ve ergen yaş grubunun bu alanlarda daha savunmasız kaldığı düşünüldüğünde, ülkemizde alınan bazı kısıtlayıcı kararların mevcut sosyal şartlar içinde anlaşılabilir olduğu değerlendirilmektedir.

Bunun yanında toplumsal kriz anlarında dijital bilgi kirliliği de önemli bir sorun haline gelmektedir. Özellikle Telegramüzerinde anonim hesaplar aracılığıyla kaostan beslenen, korku ve paniği artırmaya çalışan kullanıcı gruplarının bu tür dönemlerde daha görünür hale geldiği bilinmektedir. Doğrulanmamış haberler, abartılı iddialar ve provokatif paylaşımlar toplum psikolojisini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle vatandaşların bu tür içeriklere kapılmaması, manipülatif paylaşımlarla sürüklenmemesi ve yalnızca güvenilir kaynaklardan gelen bilgilere itibar etmesi büyük önem taşımaktadır.

Veliler ise çoğu zaman bu dijital dünyanın nasıl işlediğini bilmiyor. Oysa çok basit şekilde çocuğunun bilgisayarında Discord uygulamasının yüklü olup olmadığını görebilir, kullandığı platformları takip edebilir. Günümüzde gençlerin hayatını anlamak isteyen bir ebeveynin yalnızca Instagram’a bakması yeterli değildir. Özellikle TikTok, gençler üzerinde çok daha güçlü bir etkiye sahiptir.

TikTok platformunda gençlerin profillerindeki tekrar paylaşılan videolar, ilgilendikleri konuları, neye özendiklerini, kimi örnek aldıklarını, güncel ilişki durumlarını ve hayat hakkındaki bakış açılarını çok net biçimde yansıtabilmektedir. Sorun şu ki birçok veli, çocuğunun hayatına hakim olmak istiyorsa bu alanları da tanıması gerektiğinin farkında değildir. Gençlerin hangi platformlarda zaman geçirdiğini bilmeden, onların dünyasını anlamak mümkün değildir. Bu nedenle birçok ebeveyn, farkında olmadan çocuklarından kopuk yaşamaktadır.

Çocukların izlediği Animeler de çoğu zaman sıradan çizgi filmler gibi değerlendirilmemelidir. Özellikle gerçek hayattan kopuk, ütopik evrenler sunan bazı anime içerikleri; gençlerin bilinçaltında farklı bir dünya algısı oluşturabilmekte, yaşadığı çevreyi yetersiz veya sıkıcı görmesine neden olabilmektedir. Bu da bazı gençlerin kendi toplumunda, kendi sosyal çevresinde yer edinmesini zorlaştırabilmektedir. Elbette her içerik için aynı durum geçerli değildir; ancak ailelerin çocuklarının ne izlediğini bilmesi önemlidir.

Sonuç olarak yaşanan bu üzücü olayları yalnızca münferit vakalar olarak görmek doğru değildir. Burada aile içi iletişim eksikliği, dijital denetimsizlik, yanlış rol modeller, sosyal yalnızlık ve gençlerin psikolojik ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi gibi birçok unsur bulunmaktadır.

Okullar yalnızca eğitim verilen kurumlar değil, çocuklarımızın güvenle büyüdüğü yaşam alanlarıdır. Bu nedenle çözüm sadece güvenlik önlemlerini artırmak değil; aileleri bilinçlendirmek, gençleri anlamak, onların dijital dünyasını tanımak ve zamanında rehberlik etmektir. Okulun temel işlevi müfredatı yetiştirmek değil, öğrenciyi yetiştirmek olmalıdır. Çünkü geleceği korumanın yolu, gençliği doğru anlamaktan geçmektedir.