Bir toplumun önünde bulunan insanlar, sadece yaptıkları işlerle değil, hayat tarzlarıyla, davranışlarıyla, kullandıkları üslupla ve temsil ettikleri değerlerle de örnek kabul edilirler. Bu durum, özellikle Müslüman kimliğini açıkça taşıyan ve devlet yönetiminde, eğitim hayatında veya kamusal görevlerde bulunan kişiler için daha büyük bir sorumluluk anlamına gelmektedir.
Valiler, bakanlar, milletvekilleri, öğretmenler, üst düzey bürokratlar ve devlet görevlileri; toplumun gözünün üzerinde olduğu insanlardır. Onların aileleri de ister istemez bu temsil sorumluluğunun bir parçası hâline gelmektedir. Çünkü çocuklar ve gençler, çoğu zaman sözlerden önce gördüklerini örnek almaktadır.
Kanaatimce, Müslüman kimliğini taşıyan bir insanın sadece ismen değil, davranışlarıyla, ahlakıyla, konuşmasıyla, giyim kuşamıyla ve hayat anlayışıyla da bu kimliğin vakarını yansıtması gerekir. İnanç, sadece belirli zamanlarda hatırlanan bir aidiyet değil, hayatın tamamını kuşatan bir sorumluluktur.
İbadetini samimiyetle yerine getiren, temizliğine dikkat eden, dürüstlüğü, merhameti ve güzel ahlakı hayatının merkezine koyan insanın, zaten çevresine huzur ve güven veren bir görünüşe sahip olacağına inanıyorum. Asıl güzellik; gösterişte değil, edeptedir. Asıl değer; yapay görüntülerde değil, kişinin karakterinde, nezaketinde ve taşıdığı manevi sorumluluktadır.
Toplumun önünde bulunan insanların daha dikkatli olması gerektiğini düşünmemizin sebebi de budur. Çünkü örnek gösterilen insanların tavırları, gelecek nesiller üzerinde doğrudan etki bırakmaktadır.
Son yıllarda özellikle sosyal medya ortamında, dini sembollerin ve inanç değerlerinin zaman zaman gösteriş unsuru hâline getirildiğine, hatta kimi zaman hafife alınan ve alay konusu yapılabilen paylaşımlara rastlanmaktadır. Hiçbir kutsal değer; istismar konusu yapılmamalı, şahsi çıkarların veya geçici şöhret arayışlarının aracı hâline getirilmemelidir.
Din, insanların eğlence malzemesi yapacağı bir alan değil; saygıyla yaklaşılması gereken manevi bir rehberdir. İnançların istismar edilmesine, dini değerlerin hafife alınmasına ve kutsalların değersizleştirilmesine karşı toplumun her kesiminin daha hassas davranması gerektiğine inanıyorum.
Önce kendimizi düzeltmeden toplumu düzeltmek mümkün değildir. Önce ahlakımızı, davranışlarımızı, dilimizi ve yaşantımızı güzelleştirmeliyiz ki, başkalarına örnek olabilelim. Çünkü en güçlü davet, sözle değil, yaşanarak yapılan davettir.
Toplumlar, kendilerine örnek olacak insanların samimiyeti kadar yükselir; gösterişin ve şekilciliğin hâkim olduğu dönemlerde ise manevi değerler zayıflar. Bu nedenle makam sahibi olanların da, toplumun tamamının da, temsil ettikleri değerlere karşı daha fazla sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri gerektiğine inanıyorum.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Şayık
Temsil Makamı ve İnanç Sorumluluğu
Bir toplumun önünde bulunan insanlar, sadece yaptıkları işlerle değil, hayat tarzlarıyla, davranışlarıyla, kullandıkları üslupla ve temsil ettikleri değerlerle de örnek kabul edilirler. Bu durum, özellikle Müslüman kimliğini açıkça taşıyan ve devlet yönetiminde, eğitim hayatında veya kamusal görevlerde bulunan kişiler için daha büyük bir sorumluluk anlamına gelmektedir.
Valiler, bakanlar, milletvekilleri, öğretmenler, üst düzey bürokratlar ve devlet görevlileri; toplumun gözünün üzerinde olduğu insanlardır. Onların aileleri de ister istemez bu temsil sorumluluğunun bir parçası hâline gelmektedir. Çünkü çocuklar ve gençler, çoğu zaman sözlerden önce gördüklerini örnek almaktadır.
Kanaatimce, Müslüman kimliğini taşıyan bir insanın sadece ismen değil, davranışlarıyla, ahlakıyla, konuşmasıyla, giyim kuşamıyla ve hayat anlayışıyla da bu kimliğin vakarını yansıtması gerekir. İnanç, sadece belirli zamanlarda hatırlanan bir aidiyet değil, hayatın tamamını kuşatan bir sorumluluktur.
İbadetini samimiyetle yerine getiren, temizliğine dikkat eden, dürüstlüğü, merhameti ve güzel ahlakı hayatının merkezine koyan insanın, zaten çevresine huzur ve güven veren bir görünüşe sahip olacağına inanıyorum. Asıl güzellik; gösterişte değil, edeptedir. Asıl değer; yapay görüntülerde değil, kişinin karakterinde, nezaketinde ve taşıdığı manevi sorumluluktadır.
Toplumun önünde bulunan insanların daha dikkatli olması gerektiğini düşünmemizin sebebi de budur. Çünkü örnek gösterilen insanların tavırları, gelecek nesiller üzerinde doğrudan etki bırakmaktadır.
Son yıllarda özellikle sosyal medya ortamında, dini sembollerin ve inanç değerlerinin zaman zaman gösteriş unsuru hâline getirildiğine, hatta kimi zaman hafife alınan ve alay konusu yapılabilen paylaşımlara rastlanmaktadır. Hiçbir kutsal değer; istismar konusu yapılmamalı, şahsi çıkarların veya geçici şöhret arayışlarının aracı hâline getirilmemelidir.
Din, insanların eğlence malzemesi yapacağı bir alan değil; saygıyla yaklaşılması gereken manevi bir rehberdir. İnançların istismar edilmesine, dini değerlerin hafife alınmasına ve kutsalların değersizleştirilmesine karşı toplumun her kesiminin daha hassas davranması gerektiğine inanıyorum.
Önce kendimizi düzeltmeden toplumu düzeltmek mümkün değildir. Önce ahlakımızı, davranışlarımızı, dilimizi ve yaşantımızı güzelleştirmeliyiz ki, başkalarına örnek olabilelim. Çünkü en güçlü davet, sözle değil, yaşanarak yapılan davettir.
Toplumlar, kendilerine örnek olacak insanların samimiyeti kadar yükselir; gösterişin ve şekilciliğin hâkim olduğu dönemlerde ise manevi değerler zayıflar. Bu nedenle makam sahibi olanların da, toplumun tamamının da, temsil ettikleri değerlere karşı daha fazla sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri gerektiğine inanıyorum.